Necip Fazıl ve Tayyip Erdoğan.. Batı müziğini severler ve dinlerler miydi?

23

Necip Fazıl Kısakürek‘in kendi sesinden şiirleri ile Gençliğe Hitabesi‘ni de içeren kayıtlar olduğundan pek çok kişi haberdardır; ancak o şiirlerle hitabeyi profesyonel bir stüdyoda kayda geçirtip bir büyük plak (LP) ve kaset halinde yayınlayanın ben olduğumu pek az kişi bilir.

Bayağı masraflı bir prodüksiyondu o plak…

Mozart ve Beethoven dinlemesinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘a tavsiye edilmesi üzerine başlayan tartışmalar sırasında bizim plak da bir biçimde gündeme geldi de değinmem gerekti.

O yıllar (1975-76) bir yayınevininin başındaydım. Kitap yayınına ek olarak şairlerimizin beğendiğim bazı şiirlerini usta grafik çalışmaları eşliğinde poster haline de getiriyordum. O alanda ilk ürün de Necip Fazıl‘ın ‘Aç Kapıyı’ şiiriydi:

Necip Fazıl

Aç kapıyı haber var,
Ötenin ötesinden.
Dudaklarda şarkılar,
Kurtuluş bestesinden.

Biz geldik, bilen bilsin.
Gönül gönül girilsin.
İnsanlar devşirilsin,
Sonsuzluk destesinden.

O dönemin üniversiteli gençliğinin yurt veya bekar odalarını uzun yıllar süsledi bizim posterler…

Konferans için İzmir’e geldiğinde Üstad‘a da takdim etmiştim posteri ve çok da beğenmişti.

Şiirlerini plak yapma düşüncesi Üstad’ın posteri beğenmesi üzerine doğmuştu.

Plak için stüdyoya girmeyi kabul etmesinden sonra plakta hangi şiirleri okuyacağı konusundan daha önemli ayrıntı, şiirlerine arka planda eşlik edecek müziğin seçilmesi olarak karşımıza çıkmıştı.

Her şiirin arkasında hangi müziğin yer alacağını Üstad kendisi belirledi.

Seçtiği parçalar klasik batı müziğinin bazısı çok bilinen, bazısı ise -hiç değilse benim tarafımdan- iyi bilinmeyen ürünleriydi.

Neredeyse plak için ileri sürdüğü tek şartı, belirlediği müzik parçalarının hiç eksiksiz bulunması ve plakta kullanılmasıydı Üstad‘ın…

O dönem pek çok kaydı Türkiye’de bulmak mümkün değildi; plağın İstanbul’daki ince işçiliğini üstlenmiş olan Ahmet Kot, o sırada Avrupa’ya giden bir arkadaşına para vererek rica etmişti de, Üstad‘ın müzik isteklerinin bütünü karşılanabilmişti.

Mozart da vardı istediği parçaların bestecileri arasında Beethoven da…

Yakından tanıyanlar Üstad‘ın müzik zevkinin Batı’nın klasik eserlerini de kapsadığını zaten bilir.

Batı’ya ait olduğu, Batılı besteciler tarafından üretildiği için o müziği sevmemek mi gerekir?

Böyle bir gereklilik olduğunu hiç düşünmediğimi itiraf ederim. Sonuçta müziğin her çeşidi insanın ruhuna hitap eder ve ruhlar kendisini tatmin edecek müziği hemen tanır. Kimi insan evet Batı müziğinden hoşlanmaz, ancak aynı şey bizim musikimiz için de söz konusu değil midir? Türk musikisi eserlerini beğenmeyenler de vardır işte.

Önemli olan müzikle bir biçimde hemhal olmaktır; hangi türüyle olursa olsun.

“Belki iyi gelir” sözünü ben bu anlamda yorumluyorum.

Müzik gerçekten de insana iyi gelir.

Klasik Batı müziğinin büyük ustaları Türkiye ve Türkler ile yakından ilgilenmiş, bir bölümü Osmanlı’dan esinlenerek kulaklara hoş gelen eserleriyle türe katkıda da bulunmuştur. Mozart‘ın ‘Türk Marşı’ bunların en iyi bilinen örneğidir. Yine onun ‘Saray’dan Kız Kaçırma’ adlı operası da Topkapı Sarayı‘nda kim bilir kaç kez icra edilmiştir.

Necip Fazıl, ‘Zindan’dan Mehmed’e Mektup’ şiirine arka-plan teşkil etmesi için seçtiği eserin, bir devrimcinin idam öncesi son arzusu olduğunu özellikle belirtmişti. Deniz Gezmiş‘in de, idam sehpası öncesi kendisine sorulan “Son arzun?” sorusuna cevap olarak “Rodrigo’nun gitar konçertosunu dinlemek istiyorum” dediği ve eseri dinledikten sonra sehpaya doğru yürüdüğü bilinir.

Sanıyorum, muhafazakar kesimin müzik tercihinde bizim musikimizin eserlerinin ruhumuza daha hoş gelmesi yanında, bir dönem çok sesli olduğu için batı müziğinin yaygınlaştırılması için alınan aşırı tedbirlere tepki de rol oynamıştır. Türk musikisinin radyodan yayını yasaklanırken, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası aracılığıyla Batı’ya ait eserler Anadolu’ya da taşınmıştır.

Bunun “Sivas Sivas olalı böyle zulmü görmedi” -aynı tepkinin Bayburt için yapılmışı da vardır- türü esprilere de yol açtığı bilinir.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın Batı türü müziğe karşı olduğu nereden çıktı, anlamış değilim. 2015 yılında, Cumhuriyet bayramı vesilesiyle Külliye’de verilen konserde, biri Mozart‘ın ‘Türk Marşı’ diğeri de Ulvi Cemal Erkin‘in ‘Köçekçesi’ olmak üzere çok sesli iki eser Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın da katılımıyla icra edilmemiş miydi?

Ne kadar anlamsız bir tartışmayla meşgul edildik, görüyorsunuz.

[Necip Fazıl’ın kendi sesinden şiirleri ile Gençliğe Hitabesi’ni içeren büyük masraflarla kotardığımız LP’miz daha gün yüzü görmeden birileri tarafından kaset halinde çoğaltılarak satılmaya başlandı. İzin alma ihtiyacı bile duyulmadan… Dinlediğimde ne göreyim: Üstad’ın bizzat seçtiği, bizim de büyük zorluklarla elde edip stüdyo kayıtlarında kullandığımız Batı müziği eserlerinin hepsi mehter marşları ile değiştirilmemiş mi? Korsan yayıncıya orijinal eserlerin bizzat Üstad tarafından seçildiğini de aktararak teessüflerimi bildirdim. Değiştirdi mi, gerçekten bilmiyorum.] 

ΩΩΩΩ

23 YORUMLAR

  1. Benim öğrenciliğim zamanlarında”müzik ruhun gıdasıdır” diye bir söz vardı. Matematikçi Mustafa Hoca “oğlum müzik enayinin gıdasıdır” diye tevil etmişti bu sözü. İnsanın ne mozartmış bee diyesi geliyor. Sonuç olarak çok sesli müzik dinleyenlerin faşist olabileceği, türkü dinleyenlerin gönül insanı olabileceği bir dünya. Kimse kendi dinlediği müziğin insanı insan yapacağı, dinlemeyeni eksik bırakacağı gibi bir zırva yargıda bulunamaz. Faşistlik denilen şey budur!!

  2. O zamanın korsancıları bile kaliteymiş, adamlar emek sarfetmiş, kolay birşeymidir o günün şartlarında mevcut arkafonu kaldırıp yerine başka bir fon yerleştirmek. Emeği takdir etmek lazım:))

  3. Batı müziği yerine mehter marşı koyanlar elbette değiştirmemişlerdir. Yusuf İslam’in ilahisini de Yusuf’un iznini almadan ve ödeme yapmadan korsan olarak basmış ve yıllarca o korsan kasetten para kazanmışlardı. Türkiyeli Müslüman deyince ötesini arama… Her numara var bunlarda. Yusuf İslam’ın da bu ve benzeri olaylardan hareketle “Önce Müslümanları tanısaydım Müslüman olmazdım” dediği rivayeti var.

  4. Önemli olan Anadolu ruhunu yaşamak ve yaşatmaktır sayın Fehmi Koru. Bu alanda ekol olarak gördüğüm Sezai Karakoç u da bir yazınızda misafir etmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Allah ömrünü uzun etsin, bu topraklarda yaşayan insanlara mükemmel bir rehber.

  5. Haber
    Türkiye’den ABD’ye kaçış
    Gerek siyasi ve ekonomik belirsizlik, gerekse gelecek kaygısı, son yıllarda Türkiye’den ABD’ye yapılan yatırımların artmasına yol açtı. Türkiye’deki siyasi kutuplaşma ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle artan sayıda işadamının ABD’de, E1, E2 ve EB-5 yatırımcı vizeleri aldığı belirtiliyor.
    Amerikanın Sesi’nden (VOA) Can Kamiloğlu’nun haberine göre New York Times gazetesi bir süre önce Türkiye’den beyin ve sermaye göçünün arttığına yönelik bir haber yayınlamış, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi gazetenin sunduğu verileri yalanlamıştı.

    Bununla birlikte VOA Türkçe’nin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan uzmanlar, Türkiye’den ABD’ye sermaye akışında belirgin bir artış olduğuna ve bunun da Türkiye’deki siyasi belirsizlikten kaynaklandığına dikkati çekiyor.

    ?“Sermayenin kaçışı Türkiye ve bölgedeki istikrarsızlıktan”

  6. “… bir büyük plak (LP) …”
    DEMİŞSİN YA…

    BİR DE ÜSTÜNE ÜSTLÜK…
    LP’DAN YANİ BİZZAT O BÜYÜK PLAKTAN…
    ÜSTADI DİNLEMEK ÇOK AMA ÇOOOK İYİ GELDİ DERSEM…
    BUNU EN İYİ ANLAYACAKLARIN BAŞTA GELENİ SENSİN, FEHMİ KARDEŞ…

    TESELLİ ŞİİR VE MÜZİKTE…
    O ZAMANLAR ORHAN BABA NE DERDİ;
    BİR TESELLİ VER…
    TESELLİ…
    !!!

  7. Az gelişmişlik kompleksiyle malül türkiyeli yarı aydının gündüz düşleri bitmez: karahalkı aptallıkla suçlar; et yiyemiyormuşuz diye! Halbuki kırmızı et en fena yiicektir ve ideal olanı sebzedir:) şimdilerde ‘balık tüketmiyolar’ noktasına kadar gelebildik… Bira içeydi, bilmem çifte telli de oynasaydı gibi daha uç mevzulara da girmeyelim artık:( entelektüelin seviyesizliği memleket gündemini de batırıyor! Didem hanım haklı; dişe dokunur konuları ele almak için bi engel mi var? İzmirin, adananın, bodrumun içler acısı halini; belediyecilikteki zaafiyetin bu şehirlerimizin geleceğini nasıl kaybettirdiğini de okuruz, yorumlarız bu platformda, fena mı?

  8. Türkiye dışında yaşayan bütün yurttaşlara sesleniyorum.
    2019 DA YURT DİSİNDA KALMAYİN
    TELEF OLURSUNUZ
    SEBEBİNİ SOYLERSEM DELİ ZANNEDEBİLİRSİNİZ
    İŞTE MÜJDE

  9. Düşünmek insani bir özelliktir. Her insan düşünür. Kimi kelimeler le, kimi cümleler le, kimi paragraflar la, kimi makaleler le… Öyleleri de var ki kitaplar la düşünür. Yazarımız kitaplar la düşünen biri.
    Öyle zannediyorum ki, şehirlerimizi kurtarma işi size kalmış görünüyor.

  10. DUYGUSAL İNSANLAR MÜZİĞİN ETKİSİ ALTINDA KALIR
    Gençlik yıllarımı (26 yıl) hep Almanya’da geçirdiğim için, okullarda klâsik Batı müziği ile tanıştım. Ama TV’de özellikle “Hitparade” programlarında bazı Alman folk şarkılarına bayılırdım. Tabii ki de bu süreçte Türk sanat müziği, türkü ve arabesk parçalarını da dinlerdim. Ama aradan yıllar geçmesine rağmen gençlik yıllarında hafızamda kalan Alman parçalarını youtube üzerinden dinleme ihtiyacı halen duyuyorum her nedense.
    Dinlemekten her zaman manen haz aldığım parçaların başında ”La Paloma” gelir (İspanyolca Barış ve Hasreti simgeleyen Güvercin anlamına geliyor). Bu eser, Küba’yı ziyaret eden Basklı müzisyen Sebastián Iradier tarafından geride bıraktığı sevgilisi için 1863 yılında bestelediği bir İspanyol folk müziğidir. Bu şarkı bugün yüzün üzerinde ülkede ve iki bine yakın yorumuyla söylenmektedir. Sözleri maalesef farklı bir alana kaydırılmış Türkçe versiyonu ise 1970 yılında İnci Çayırlı tarafından okunmuştur: https://www.youtube.com/watch?v=KHECR6tWW6s.
    Aydan Şener’in rol aldığı “Çalıkuşu” dizisini bir hatırlayınız…orada Feride piyano ile yine La Paloma’yı çalmıştı
    Bir de aynı parçayı daha anlamlı sözlerle Fransız müzisyeni Mireille Mathieu’nin kendine has şivesi ile Almanca olarak dinlemenizi isterdim. Buyurun bir dinleyin: https://www.youtube.com/watch?v=2NXrhcbpiV0.
    Limanda sevgilisinden/eşinden ayrılan bir gemicinin dönüşü olmayan bir hikâyenin sözleri şu şekildedir: Eğer bir gün dönemezsem, ağlama; Acını bağrına bas ve başkasını bul; Ve beyaz bir güvercin sana doğru uçtuğunda, Sana benden deniz aşırı son selamımı getirir; Elveda güvercin; Denizlerin dalgaları gibi hayat da gel-gitlerden ibarettir; Ve bunu kim anlayabilir ki?
    Bu şarkı; ayrılığı, hasreti, özgürlüğü, kardeşliği, umudu ve aşkı temsil etmesi bakımından Meksika’da halen çok popülerdir. Hollandalı kemancı ve orkestra şefi André Rieu’nün Meksika’da verdiği bir konserde La Paloma’yı seslendirdiğinde bütün katılımcıların ayakta bu şarkıyı nasıl hüzün ve coşku ile dinlediklerini bir görünüz: https://www.youtube.com/watch?v=R5L1UAGow3k
    Müziğin evrenselliği, fıtratlarımıza hitap eden etkili söz ve melodisinde gizlidir.
    Prof. Dr. Ali Seyyar

  11. elit olmanın altında nitelikli olmak yatıyor ise sıkıntı yok lakin üstün olmak derdi var ise insan olabilmenin önündeki en büyük engelden söz ediyoruz demektir. çünkü kendini üstün tutmanın yolu genellikle başkalarını hakir kılmaktan geçiyor .
    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın Batı türü müziğe karşı olduğu nereden çıktı, anlamış değilim diyor sayın koru. meali şöyle,
    batı müziği gelişmiş bir zevktir, onu dinleyen gelişmiş bir zevkten anlayan gelişmiş bir kimsedir, yani benim gibi. sen ise gelişmiş bir zevkten anlamazsın çünkü benim gibi gelişmiş zevklerden anlayan bir kimse değilsin. ben elitim, sen değilsin. ben senden üstünüm.
    anlayacağınız eski hikaye.
    onu topraktan yarattın beni ateşten.
    ben ondan hayırlıyım…
    bu hepimizde olan zavallı bir anlayıştır. belli bir gruba, partiye, gelir grubuna atfetmek çok yanlış olur. kimimiz dünyevi, kimimiz uhrevi meselelerde kendimizi diğerinden daha üstün görüyorsak,
    dinlesen iyi gelir,
    okusan iyi gelir,
    düşünsen iyi gelir deriz.
    BEN dinliyorum, okuyorum, düşünüyorum demek istiyoruzdur. kendimizi daha iyi sanıyoruzdur.
    siyasette de seküler egolu elitistler dindar nefisli elitistleri yarattı maalesef. şimdi birbirlerini küçümseyip duruyorlar.
    belediye seçimlerine az bir süre kaldı hangi ilin hangi sorununu, hangi adayın hangi projesini tartıştık. anlamsız gündemlerle meşgul ediliyoruz diyor sayın koru da, yazı konularınızı biz seçmiyoruz ya. izmiri kim kurtaracak, nolacak bu şehrin hali tartışalım mesela.

    • Didem Hn., Doğru söze ne denir.Lakin yorumunuzu okuyanlar Sn Koru’yu muhatab aldığınızı düşünecekler.Sanki Sn Koru’ya iğne değil çuvaldız batırmışsınız.Aramızda sanayi-i nefiseden haz alan bir kesim bizlere de rehber olur, manen besleniriz.Cürmümü bağışlayın.

      • sayın koru eğitimiyle birikimiyle elbette çok değerli bir kalemimiz. lakin her zaman aynı fikirde olmayabiliyorum hatta aynı fikirde olduğumuzda bile bakış açımız aynı olmayabiliyor, sanırım olması da gerekmiyor. dolayısıyla bizlere açtığı bu alanda kendisini övmek, takdir etmek kadar itiraz edebilmek, eleştirebilmek hakkımızda olmalı değil mi? yetkin bir kalem olduğu için sayın korunun bundan rahatsız olduğuna ihtimal vermiyorum. bazen yorumcu arkadaşlar rahatsız oluyorlar, onlar da fehmi beyi çok sevdiklerinden olsa gerek.
        kendisini ifade etmek için böyle bir alan açmasını ve okurlarının da kendilerini ifade etmeleri için olanak sağlamasını takdir ediyorum. evinde, işinde, yolunda olan biri olarak hiç bir art niyet taşımadan saygısızlık etmeden lakin genelde farklı düşünen biri olarak hemen hemen site kurulduğundan beri yorum yazıyorum. bu site yorum yazdığım tek yer hasebiyle benim için de yazarıyla, yorumcularıyla, okuyucularıyla son derece değerli bir yer.
        selamlar,
        saygılar…

        • Saygıdeğer hanımefendi kimse sizin yazarı eleştirmenize itiraz etmiyor. Değerinden fazla kutsallık atfettiğiniz kavramlarınız yüzünden milletin yarısından fazlasının canı yanıyor. Birde önyargılarınız yüzünden….

          • saygıdeğer hanımefendi/beyefendi,
            kimse yazarı eleştirmenize itiraz etmiyor derken kendi adınıza konuşun derim.
            hiç bir kavrama değerinden fazla kutsallık atfetmem, bu yazdıklarımdan sizin anladığınız kuşkusuz, ne anladığınız ise sizi bağlar, zira kutsallık atfettiğim kavramlar hemen herkesin kutsal bulduğu değerlerdir ki onların da hakkını verebildiğimi hiç zannetmiyorum. ve görebilseniz herkesin bir şekilde canı yanıyor sadece sizlerin değil. sadece şimdi değil.
            önyargıya gelince itiraz etmek ya da kabullenmek için ne kastettiğinizi bilmem gerekir. belki açarsınız..

  12. Türkiye’de halkın büyük kesimi Dünya hayatı için verdiği mücadele yüzünden arabesk tarzı müzik tercih ediliyor. Özellikle yolculukta çok sahit olabiliyoruz.
    Liderler maddi olarak iyi oldukları için Batı klasikleri ve senfoni dinlemeleri doğaldır.
    Müzik, insana her durumda iyi gelir. Mutluyken oyun havaları mutsuz iken arabesk dinlemek iyi gelir.
    SAYGILAR SEVGİLER

      • Ben cenaze marşını bilmem, cenaze mevlidi dinlerim. Elhamdülillah müslümanım. İnsana göre de şerbet vermem yalaka değilim. Asil müzik dinlerim asil insanlar gibi… Sana da tavsiye ederim H gayret. Sana bu dünyada tek tavsiyem: Kendin için yaşa ve kendin için mücadele et…..
        SAYGILAR SEVGİLER

  13. GÜZEL OLDU DİYELİM…
    SABAH SABAH, PAZAR SABAHI…
    ÜSTADI VE YETMİŞLİ YILLARI HATIRLATTIN…
    !
    PAZAR YAZISI OLARAK OKUDUM…
    HER ŞEYE RAĞMEN İYİ GELDİ…
    ASIL MESELELERİ UNUTTUK!
    !
    AMA YAZI BİTTİ
    VE YİNE ASIL GÜNDEM…
    VE SORUNLARLA BAŞ BAŞA KALDIK!

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here