OHAL Fransa’da iktidar yıktı; Cumhurbaşkanı Erdoğan’a biri bunu hatırlatmalıydı…

167
CB Erdoğan Güneysu'dan yapılan yayında.. (Hürriyet'ten)

Tanıyanlar, bana ısrarla, “Cumhurbaşkanı’na doğru olmayan bilgiler veriliyor, yanlışlar da oradan kaynaklanıyor” deyip duruyorlardı da ben inanmakta zorlanıyordum; ancak galiba bunu diyenler haklı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın Fransa’da OHAL’in hâlâ devam ettiğini söylediğini duyunca bu karara vardım.

Dün akşam Anadolu Yayıncılar Birliği‘nin memleketi Rize/Güneysu’daki evinden yapılan ortak televizyon yayınına katıldı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve kendisine yöneltilen sorulardan birine cevap verirken şunları söyledi:

“24 Haziran’dan sonra bu göreve devamım halinde ilk işimiz inşallah OHAL’i kaldırmak olacaktır. OHAL’i kaldırmak demek, tamamıyla yok etmek, geri dönmemek anlamında değil. Biz terörü gördüğümüzde en sert tedbir neyse onu yine alırız. Fransa OHAL’i kaldırdı mı tamamen?”

Fransa’da ve Türkiye’de gerçekte olan…

Sorusunun cevabı şu: Fransa tarihinin 21. asırdaki en kanlı terör eylemi (2015 yılı Kasım ayındaki Paris eyleminde 130 kişi ölmüştü) sonrasında ilan edilen OHAL’i geçen yılın Ekim ayının son günü tamamen kaldırdı.

OHAL Fransa’da iki yıl sürdü ve bu süre içerisinde tam altı kez uzatıldı.

“Tam kaldırılmadı” diyenler, yeni seçilen Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron‘un, OHAL’in kaldırılmasından önce Parlamentodan terörle mücadele yasasını (TMY) takviye eden değişiklikler çıkartmasını kast ediyor olabilirler.

Kasıtları buysa ve buna bakarak bizdeki OHAL uzatılıp duruyorsa, bu bilgi de yanlış. Fransa’da TMY’ye eklenen maddelerden çok daha kapsamlıları bizdeki TMY içerisinde çoktandır var.

Bu birinci doğru olmayan bilgi.

İkincisi de şu: Fransa’da iki yıl sürmüş olan OHAL sırasında başgösteren normal-dışı uygulamalar ile bizde aynı süre içerisinde yapılanlar arasında zerre kadar benzerlik bulunmuyor.

Fransa’da OHAL’in beklenenden uzun sürmesinin de bir sebebi var: Çok daha kısa sürecekken, kaldırılması Parlamentonun gündemine ne zaman girdiyse, terör bir yerlerden yine başını uzattı ve o iki yıl içerisinde Fransa’nın değişik kentlerini hedef alan 32 ayrı terör olayıyla karşılaşıldı. O olaylarda 239 kişi daha hayatını kaybetti.

Bu ara bilgiden sonra Fransa’da ilan edilmiş OHAL’in faturasına bakabiliriz.

OHAL süresi içerisinde polis tarafından 4500 eve-işyerine baskın düzenlendi; bunların yüzde 80’i (3600’ü) OHAL ilanından sonraki altı ay içerisinde gerçekleşti. Bu baskınlardan bin kadarı yargıya intikal etti ve toplam 646 kişi gözaltına alındı. Bunlardan da haklarında dava açılan kişi sayısı sadece 23. Denetimli serbestlik uygulanan kişi sayısı 752 kişi oldu; bunlardan OHAL süresince bu uygulamaya tabi tutulanların sayısı ise 23.

France-24 internet sitesinden aktardığım bilgilerle OHAL’in Fransa’daki faturası bu.

Peki bizde 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında ilan edilmiş OHAL kapsamında neler yaşandığına bakalım mı?

Sanıyorum buna gerek yok.

Yok, çünkü Türkiye OHAL uygulamaları yüzünden cezaevleri aşırı kapasiteye sahip bir ülke durumunda bugün. Cumhurbaşkanı adaylarından biri cezaevinde olduğu için kampanya yürütemiyor. Gazeteciler ve akademisyenlerle ilgili şikayetler her gün uluslararası medyaya konu oluyor.

Rakamlar Fransa ile karşılaştırılabilecek durumda değil.

OHAL uygulamalarının yatırımcıları Türkiye dışı arayışlara sevk ettiğini hükümetin ekonomiden sorumlu üyesi kendisine mikrofon uzatıldığı her seferinde kendisi dile getiriyor. Sadece yatırımcılar da değil, Türkiye’nin dışarıda karşılaştığı zorluklara bakılırsa, ikili ve çoklu dış ilişkilerimiz de OHAL uygulamalarından feci halde olumsuz etkileniyor.

Emmanuel Macron.. Élysée Sarayı’na koşuyor..
Fransa’da OHAL Macron’a seçim kazandırdı

Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı TV programında “OHAL’in kampanyalara yansıyan en ufak yanı yok ki. Bir tane örnek versinler, OHAL nerede hangi kampanyayı engelledi?” sorusunu da yöneltmiş. Oysa HDP’nin cumhurbaşkanı adayının durumundan kampanya sırasında meydana gelen yakışıksız olaylara kadar pek çok gelişmede OHAL’in varlığı hissediliyor.

En fazla endişe edilen ise, OHAL’de gidilen seçim günü yaşanabilecekler…

Umarım, günün sonunda endişeye mahal olmadığı anlaşılır.

Ülkemizdeki uzun sürmüş OHAL’in, AK Parti genel başkanı da olduğu için, Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ı ilgilendiren belki de en olumsuz muhtemel sonucunu en sona sakladım.

Sandığa gidecek oyları AK Parti aleyhine etkileyebilir OHAL’in varlığı…

Şundan dolayı: Fransız halkının alışık olmadığı olağanüstü yetkilerin -geniş çaplı kullanılmasa bile- OHAL yönetimine geçen hükümet tarafından elde tutulması ve yerleşik muhalefetin buna yeterince güçlü biçimde karşı çıkmaması, Fransa’da seçmeni farklı seçeneklerin peşine düşürdü.

Emmanuel Macron gibi kısa süre önce partileşmiş biri cumhurbaşkanlığı seçimini, partisi de ilk genel seçimde Parlamentoda en çok sandalyeyi kazanmış ise, bunun sebeplerinden biri de, uzun sürmüş OHAL’dir.

Macron, o sebeple, Élysée Sarayı‘na yerleşir yerleşmez, ilk iş olarak OHAL’in kaldırılmasına öncülük etti. 2017 yılı Mayıs ayında cumhurbaşkanı seçildi Macron, aynı yılın Ekim ayında OHAL kaldırıldı.

Keşke danışmanları Cumhurbaşkanı Erdoğan‘a bu gerçekleri anlatsaydı da, Türkiye seçime OHAL’siz ortamda gitseydi.

ΩΩΩΩ

167 YORUMLAR

  1. Sayın AYYILDIZ, yazdıklarınızı okuyunca içimde bir şeyler koptu. Bu ülkede çok kötü günler geçirdik. Hep birlikte geçirmeye de devam ediyoruz. Bir yandan beka sorunu yaşayan ülkemiz. Bir yandan resmen açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkum edilen insanlar. 250 şehit o günden beri yüreğimizde yatıyor. Ama canlı canlı mezara gömülen de 250 bin kişiyi ne yapalım? Bizi birbirimizle vurdular. Yaşanan maduriyetler acıları dindirmiyor. FETÖ’nün farurasını sayın cumhurbaşkanımızın bizzat kendisinin de belirttiği ihanet tabakası değil ibadet halkası ödemektedir. Daha ne zamana kadar kafamızı devekuşu gibi kuma gömüp olanları görmüyor numarası yapacağız. Bir kediye köpeğe yapılanlar içimizi gerçekten sızlatırken insanların yaşadığı zulme ( ki hepsinin evlatları var.) ne kadar seyirci kalınacak. Bakın hapishaneler tıklım tıklım. İnsanlar işsiz. Daha da kötüsü toplum bu insanlara direk terörist, vatan haini muamelesi yapıyor. Kanıtlanmış bir suç olup olmaması da önemli değil. Konu komşunun söyledikleriyle mahkum ediliveriyorlar ve kendilerini aklamaları da aylar alıyor. Valiler tek bir delil olmadan sadece şikayetle açığa alınmış aylardır beklemede ooan öğretmeni göreve başlatmada bile teraddüt ediyor. Geçen süre boyunca o insanın çevresi onu terörist olarak kanıksıyor zaten. Gel de atılmış çamuru temizle. Evlatlarının psikolojisine hiç değinmiyorum bile. Sanırım sayfalarca yazılsa yetmez. Ben bilemiyorum o kadsr zor günlerden geçiyoruz ki.
    Şimdi bana da bir sürü şey yazacak bazıları. Önemli değil. Ben belki de darbe gerçekleşse karşı safta olduğu için öldürülecek hapse atılacak olan kesimden biriyim. Kimsenin tarafında değilim. Terör seviciliği yapmak da değil biyetim. İçim acıyor sadece. Olan biteni görmüyor musunuz. Zulmün her türlüsüne karşı çıkmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı şeyleri biz de yaşıyor olabilirdik. Birileri bizi bize kırdırıyor. Bu insanların çocukları ailelerine yapılanları gördükten sonra normal bir insan, vatansever bir vatandaş, okumuş iyi bir meslek sahibi olmuş vs bireyler olacak mı? Hiç sanmıyorum. Çevremde yüzlerce var. Eğitimi yarım kalan. Yurtdışına çıkan. Öfke dolu. Ailesi hapishanede ziyaret edip psikolojik açıdan tamamen çöken.
    Bu kadar öfkeli çocuk yetiştirmeye kimsenin hakkı yok. Ne yapalım yani bizim gibi düşünmeyen herkesi gömelim mi?

    • Gümüş Bey, “Olan biteni görmüyor musunuz?” diye yakınıyor, soruyorsunuz haklı olarak. “Ben önemli şeyler yazıyorum. . .” türünden kibirli ve şımarıkça bir imada bulunmak istemem, ama sayın Koru’nun bugünkü yazısının altına girdiğim uzun yoruma bir göz atarsanız, belki sorduğunuz soruların yanıtlarının bir kısmını orada bulabilirsiniz. İyi bayramlar. . .

  2. Necip Güven Bey, Gülen örgütü sadece boğazına kadar siyasete gömülmüş, gayrmeşru yollardan devlet idaresini ele geçirmeye çalışmış bir yapı değil. Yanısıra, muazzam bir parasal zenginliğin döndüğü bir yapı. Bunların yönetici kadrosu bir çete. Bunlardan özeleştiri gelmez, çıkar çarklarının dönmesi için Gülen’i masum göstermeye muhtaçlar. Siz, bırakın özeleştiri yapmayı, örgütün darbedeki rolünü dahi sorgulayan tabandaki insanlara bakın. The Circle adlı sitedeki toplam 33 ropörtaja, o ropörtajların altına girilen yorumlara bir göz atın. Tabanda derin bir kafa karışıklığı, kuşku ve sorgulama olduğunu göreceksiniz. Onbinlerce insanın (ki yüzbinlerce olduğunu partinizin taraftarı insanlar söylüyor) darbenin arkasında duracağını, halka ateş açılmasını kabul edeceğini düşünmek, akla ziyan bir varsayım. Özeleştirinin pek rastlanır olmamasının bir nedeni de, hiç kuşkusuz tepeden aşağı yanlış, sadece lafta kalan bir ‘FETÖ ile mücadele’ retoriği. Liderinizin ve sizlerin herkesi, tüm siyasal partileri, istisnasız tüm muhalif çevreleri, Alparslan Kuytul ve Furkan Vakfı’nı bu şekilde itham etmesi, başvurulan akıl almaz zulüm, haklı olarak Gülen örgütüne mensup olmuş insanlarda herşeyin bir Erdoğan komplosu olduğu inancını pekiştirirken, muhalif çevrelerde 15 Temmuz’un giderek zihin karıştıran bir muammaya dönüşmesine yol açıyor. Evet, üniformalı katiller Gülenciydi -en azından bir kısmı. Evet, Adil Öksüz merkezi bir role sahipti.
    Peki ama resmin bütünü bundan mı ibaret?

    • Ben yönetici kesimden birşey beklemiyorum ki. Ama örneğin buraya nasıl fetö ilişkisi sebep gösterilerek mağdur edilen birileri yazıyorsa, iyi niyetle o guruba girmiş, bir suça karışmış veya karışmamış, ama hadi 2013 demeyelim de en azından 15 temmuzdan sonra ayıkmış ve olan biteni, şahit olduklarını dürüstçe açıkça anlatacak bir kişi bile yok mu yani? Herkes fetö suçlamasıyla mağdur ediliyor ama fetöden şikayetçi bir tek müntesipleri bile mevcut değil. O zaman mantıken bu örgüt sadece birilerini suçlamak amacıyla uydurulmuş bir örgüt olarak sunulmuş oluyor. E gerçek de bu olmadığına göre! Demek ki yolunda gitmeyen birşeyler var, bu örgüt hala kendini açık etmiyor, bazı kisvelerle saklanıyor, yokmuş algısı yaratıyor, birşeylerin olgunlaşmasını bekliyor , bağlıları ümidini kesmemiş, inancını yitirmemiş vs. vs. demek oluyor. Böyle olunca da kişilerin mağduriyetlerine şüpheyle bakılması için sebepler oluşuyor, inanılmakta güçlük çekiliyor. Bu cemaat içinde geçmişte hayır ve benzeri faaliyetlerde bulunan, yanlış bir olaya karışmasına imkan ve ihtimal vermediğim çok sevdiğim bir arkadaşımın bile fetö iddialarına inanmadığına, herşeyin kurgu olduğuna inandığına şahit oldum. Bu durum toplumda tehdit algısını artırıyor, tabanı ibadet denilen kesime de şüpheyle yaklaşılmasına sebep oluyor ve bu tepki de normal.

  3. Hamza Bey’e öneri ve çağrı: Türkiye’de yaşıyormuş ayakları çekip Avrupa’da beslenen küfürbazı biliyorsunuz. Tüm mesajları Avrupa klavyesinde yazıyor, Türkçe karakterler yok! 🙂 İşbirliği yaparak bu trolün partisinden aldığı “yeşillerin” (pek sever bunlar doları!) miktarını düşürelim. Bırakalım kendi haline, zırlasın dursun kendi köşesinde. Duyduğum kadarıyla bu trol tayfasına ödenekler performans üzerinden ödeniyormuş. Kısacası, Hamza Bey, ben hem #DEĞİŞTiR! diyorum, hem de #IGNORE! diyorum -mutabık mıyız? 🙂

  4. Selam, sayin koru ve degerli okurlarinin ramazan bayramini kutlar saglik ve huzur dolu nice mutlu bayramlar dilerim. Buyuklerin ellerinden, kucuklerin gozlerinden, yasitlarimin yanaklarindan operim. [Tartismada zafer kaybedenindir. Cunku karsinizdaki sizin goremediginizi size gostermis, bilemediginizi ogretmistir] Milletimizin her mensubu saygindir, degerlidir. Lutfen yazilip cizilenlerden dolayi kimse alinganlik gosterip kirilmasin. Su akar catlagini bulur… Tum ulusumuzun parlak gelecegine olan inancimla…

  5. H. Gayret adlı şaklaban habre bizleri yurtdışında olmakla ya da kaçmakla itham ediyor. Tavşan . .oku gibi oraya buraya serpiştirdiği edepsiz mesajlarından herhangi birisini alın bakın: Bu sefil bir Avrupa ülkesinde besleniyor, klavyesinde Türkçe harfler yok 🙂 Seni gidi çakma memleket sevdalısı seni! Günde on posta “Haçlı dölü” dediğin Avrupalı ve Avrupa’ya küfret. Sonra da Euroları istifle! İşsizlik parasından geçindiğine de kalıbımı basarım. Senin trollük ödeneği de dolardır muhtemelen. Hadi gene iyisin! 🙂

  6. Merhabalar,
    Bugün içimdeki karanlığa inat yükselen güneşe hitaben içimi dökmüştüm sabahın ilk ışıklarında bu sayfada…
    Şimdi okuyorum da mesele parti meselelerine gelmiş malum önümüz seçim.Ancak ben yaşadıklarımı kurgusuz riyasız izhar ederken burda ;asla aklımda olan seçimler değildi.Evet belki Ohal kalkarsa hak hukuk yolları açılır,ben de eşim de şu ıstıraplardan kurtuluruz ümidindeyim…
    Ancak acıyla gördüm ki,içimizdeki insan çoktan ölmüş ve kötü kokular her yanımızı sarmış…çok acı.Bana isnad edilen bir suç var,suçlayan ispat etmiyor ben masum olduğumu ispatlamaya çalışıyorum…
    Sadece adalet istiyorum ,sadece adalet…
    Sesimi duysunlar istiyorum…Devlet büyüklerimiz bu meseleyi çözecektir inancındayım… “Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa (yahut bir kurt bir koyunu kapsa) korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer’den sorulur!” “Kenar-ı Diclede bir kurt kapsa koyunu, Gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu!” Diyen düşünceye sığınıyorum…Dua dua yalvarıyorum ,inancım zayıflamadan bu dipsiz kuyudan çıkmak istiyorum…
    İyi bayramlar herkese…

  7. Youtube, BaBaLa TV kanalı T. KARAMOLLAOĞLU söyleşisi. İzlenme sayısı dört günde 2 milyon,189 bin,227
    Youtube, BaBaLa TV kanalı M. AKŞENER söyleşisi. İzlenme sayısı üç günde 2 milyon, 578 bin,527

    Linkler ve aralarında Alevi, CHP’li gençlerin de olduğu yorumlardan bir demet aşağıda. Belki Bekir Bey’e nasıl bir Türkiye’de yaşadığımıza ilişkin bir fikir verir. . .
    Gazetecileri susturuyorlar, bir bakıyorsunuz gazeteciler kendi sitelerinde yazmaya devam ediyorlar. Televizyonları yasaklıyorsunuz, pıtırak gibi düzinelerce yerel Internet sitesi bitiyor Youtube ve diğer sosyal medyada. . . “BaBaLa” diye adı sanı bilinmez bir sitede Karamollaoğlu konuşuyor, dört günde 2.189.227 izleyici. . . Ah Türkiye, ne tuhaf ülkesin sen: Hem zulmün hem de umudun ülkesisin -ve, ne olursa olsun, güzelsin, memleketimsin.

    Gençlerden yorumlar:
    “Seçim tarihine kadar yakın takibime aldım artık, oyumu kapabilir dede.”
    “Alışkan olmadığımız şekilde demagojiden uzak bir şekilde soruları cevaplıyor. İyi ki var bence.”
    “Şu ülkede hala omurgalı siyasetçilerin var olduğunu kanıtladın. Atatürkçü milliyetçi bir düşünce tarzım var. (Kafası karışık ve aradığını bulamayan jenarasyondanım yani) Bi delilik yapıp bu harika duruşu için oy verebilirim.”
    “Eğitim başka bir şey, bu adam cidden bilge bir adam. Bir alevi olarak talihsiz bir cümle etmiştir, etmemiştir, umurumda değil. Neleri unutuyoruz, neler bilmediğimiz şeylerle dolu.”
    “Cumhurbaşkanı seçilmeyecek bile olsa olası bir değişimde görev alması gereken bir siyasetçidir. İdeolojik olarak bana uymasa da zeka olarak ülkeye faydalı şeyler yapabilecek potansiyele sahip.”
    “Muhafazakar siyasetçi olacaksa kendisi gibi olmasını dilerim. Bana inancıyla değil kafasının içindekilerle gündem olacak lider lazım.”
    “Çok ilginç bir insan. Müthiş derecede mantıklı ve doğru konuşuyor. Yerine getiremeyeceği hiçbir vaatte bulunmuyor.”

    https://www.youtube.com/watch?v=NjRvRgPnzP8
    https://www.youtube.com/watch?v=bI-S4oDNLWs
    http://www.karar.com/yazarlar/elif-cakir/sosyal-medya-temel-karamollaoglunun-olmus-7235

  8. Fehmi Koru neden muhalif?
    a-hiç bir yerde çalışmasına ve yazmasına imkan verilmediği için
    b-Abdullah Gül arkadaşına Akpartili trollerin yaptıklarına kızdığı için (partinin de buna gözyumması)
    c-fetö olayının yargılama boyutunun sulandırılmasına ve adaletsizliklere isyan etmesi nedeniyle
    d-muhalif yazılar yazıyor çünki her iki tarafta sitesini bolca miktarda ziyaret edip merakını gideriyor
    e-hepsi

  9. Neden Türkiye’nin Saadet Partisi’ne ihtiyacı var?

    (1) Hem Türk milliyetçiliğine hem Kürt milliyetçiliğine en uzak parti.
    (2) Okuyan, sorgulayan, tartışan bir gençliğe ve gençlik kollarına sahip. Bu, seküler mahalledeki ilkel din karşıtlığının kırılmasında dikkate değer bir rol oynayabilir.
    (3) Gülencilerle tarihinin hiçbir zamanında bir yakınlık içine girmemiştir.
    (4) Hem parti lideri T. Karamollaoğlu hem de parti kültürü, kutuplaştırıcı değil, yatıştırıcı ve birleştirici bir dile sahiptir.
    (5) Kürt illerinde bir saygınlığı ve kitlesi vardır. AK Parti’den kopan dindar-muhafazakar Kürtlerin yöneleceği yegane kitle partisidir.
    (6) Saadetli gençler, fiziksel şiddetten uzak bir kültüre sahiplerdir.
    (7) Hiçbir siyasi parti ahlaksızlıktan, rüşvetten bağışık değildir; ancak, bu hastalıkların kendisine kolay yer bulamayacağı bir parti Saadet Partisi. Proseyonel siyasetçilerden çok, davasına gönül vermiş insanların partisidir. Bu, iktidara gelmesi halinde, ahlaksızlığın partiye sızıp yaygınlaşmasını zorlaştıracak bir özelliktir.
    (8) Üretimi, yerli sanayii fikrini en çok vurgulayan ve bunu temel bir amaç haline getirmiş olan partidir.

    Hamaset dışında bu düşüncelerime itirazı olanları fanatizmden uzak kalarak dinlemeye, kanaatlerimi gözden geçirmeye içtenlikle hazırım. . .

    • biz ulkeye yonetıcı arıyoruz torunlarımıza masal anlatacak dede aramıyoruz o kadar gucunuz vardda niye sana katil diyen adama yama oldunuz 9 her -partilere iyi yama o lur

      • Hayret ya, mustafa işin farkında değil! Malezya’da nasıl ki 93 yaşındaki Dr. Mahasir yolsuzlukları ayyuka çıkmış, böylece ruhlarını satmış olanları o yaşında koltuğundan alaşağı ettiyse, Dr. Temel dede de pekala eder. Mekanik gücü ne de olsa ciddi bir mühendisliğe dayanıyor.

  10. Bir iki istisna dışında, burada AK Parti yandaşı klavyelerden çıkanlar ne Fehmi Koru’nun okur kitlesinin ortalama düzeyini yansıtıyor, ne de ortalama AK Parti seçmenini. Artık sadece istisna saydığım o bir kaç AK Partili arkadaşın yorumlarını, bir de bu parti,seçim, vs. çekişmelerinden uzak kalarak İslam’ın ahlaki ya da vicdani öğütlerini hatırlatan dindar arkadaşların, yorumlara henüz yeni katılan insanların yorumlarını okuyacağım. Hem yoruldum, hem kendimden rahatsız olmaya başladım.

    Buyurun, meydan sizin. . .

  11. Cumhur İttifakı’nın hangi ortak zeminde yükseldiğini hatırlatıp kenera çekilelim ve alanı iki lidere bırakalım:

    Erdoğan (Bahçeli ve ülkücüler için):
    “Bunlar kandan beslenen vampirlerdir.”
    “Bu Bahçeli’nin ağzından salyalar akıyor.”
    “Sayın Bahçeli, sen bozkurtlarla mı dolaşıyorsun? Bozkurtların sana hayırlı olsun. Ben bozkurtla dolaşmıyorum. Ben eşrefi mahluk olan insanlarla dolaşıyorum.”
    “Bunların en iyi yapıkları iş kışkırtmaktır, hırçınlıktır, terrorize etmektir, kavgadır, saldırıdır.”
    “Irkçılık yaptınız, kavmiyetçilik yaptınızi kabileclik yaptınız. Şeytani olan anlayışa hizmet ettiniz.”
    “Sayın Bahçeli bugün milliyetçilikten dem vuruyor. Kime yutturucan sen bu milliyetçiliği? Kafatası milliyetçiliği ile milliyetçilik olmaz. Türklük üzerinden milliyetçilik yapanlar bu topraklara ve bu toprakların değerlerine ihanet içindedir.”

    Bahçeli (Erdoğan için):

    “Bundan sonra “ırkçı”, “kafatasçı”, “kovboy”, “hayvanlar”, “Fatiha’yı bilmeyenler”, “morg bekçileri” dediğin aziz dava arkadaşlarıma iltifatlar yağdırırsa kimse şaşırmamalıdır.”

    Bahçeli’nin öngörüsü gerçekleşti. Şaşıran oldu mu? Ben sadece kendi adıma konuşabilirim: Ben şaşırmadım.
    Piyesin seçimin hemen sonrasında başlayacak görünen yeni perdesini izlerken de şaşırmayacağım. . .

    Daha falası için:
    https://www.youtube.com/watch?v=Utdv3ScJcoM

      • Nasıl bir siyaset kurumunda siyasetle ilgileniyorsunuz ki, bütün siyasi analizlerinizde 15 temmuz gibi siyaseti tepe takla eden, bütün dengeleri bozan, bütün dostluk ve düşmanlıkları sıfırlayan bir olayı yokmuş sayabiliyor, hiç bahsetmiyorsunuz? Gerçekleri hesaba katmazsanız, hesaplarınız gerçekçi olmaz ki zaten de olmuyor.

        • Necip Bey, herkes 15 Temmuz darbe girişimine samimi bir nefretle karşı çıktı. Ama, sizler ve lideriniz, tıpkı vatanseverlik gibi, bunu da tekelinize aldınız ve pek çok insanı soğuttunuz. Her eleştirinin karşısına, her yakınmanın, her adalet ve hukuk talebinin karşısına, bizlere 15 Temmuz’u ve Gülen çetesini hatırlatarak karşı çıktınız, bunları bizleri sindirmenin ve itibarsızlaştırmanın silahı olarak kullandınız. Bu mesajınızda da aynı şeyi yapıyorsunuz. Öylesine bıktırasıya tekrarlıyorsunuz ki 15 Temmuz ve FETÖ sözcüklerini, tükendik artık. Sizin derdiniz bu konuda zaten var olan farkındalığı ve uzlaşmayı güçlendirmek değil. AK Partili olmanın ve liderinizi desteklemenin ölçütü olarak kullanıyorsunuz. Kendi başarısızlıklarınızın üstünü örtmekte etkili bir araç olarak kullanıyorsunuz. Edepli bir tartışma şöyle dursun, diyalog kurmak bile mümkün değil sizlerle. Çok haklı olarak da, sizin Cumhur İttifakınız dışında kalan herkes, “E vallahi yetti gali!” diyor. Çünkü, sizde fikir ve sağduyu yok. İtham ve hamaset var. Çok bıktırıcı ve gerçekten çok yorucu. Uzatmak istemiyorum. Aşağıda bir AK Partili’nin ileri geri ithamlarına bir sekülerin değil, bir Saadetli’nin verdiği nüktedan cevap bu konuyu tek başına özetliyor:

          AK Partili (uzun ithamlardan sonra): “Ve siz, o Kadıköy Bağdat caddesinde tanklara alkış tuttunuz.”
          Saadetli genç: “Hadi ya? Bağdat caddesinden tank mı geçmiş o akşam?”

          • Gerçekten bıkarsanız, hayallerin esiri olursunuz. Cumhur ittifakının nasıl kurulduğundan bahsederken eski söylemlerden bahsediyorsunuz ama 15 temmuz gecesi sokaklarda fetö kalkışmasına karşı sadece ve sadece Akp ve Mhp lilerin omuz omuza sırt sırta mücadele ettiklerini gözardı ediyorsunuz. O gece birlikte yaşananların ve düşmana karşı yalnızlığın üzerine cumhur ittifakının temeli Akp ve Mhp tabanında atıldı. Liderler sadece bunu resmi hale getirdiler ve eskiye sünger çekip beyaz sayfa açtılar. Keşke bütün siyasiler politikalarını şartların değişimi durumunda doğru tepkiler vererek değiştirebilseler.

  12. Ayyıldız hanımın yorumlarını okuyunca dehşete düşmemek elde değil. Devlet kurumundaki işine son verceksiniz, özel sektörde iş bulmasına engel olacaksınız, yurtdışına çıkmasına izin vermeyeceksiniz. Peki ne yapsın bu insanlar? Madem hainler izin verin gitsinler. Belkide PKK nın bugün bu kadar taraftarının olması geçmişte yapılan bu tür hukuksuz uygulamakardir kim bilir? Herkese hayırlı bayramlar 🍬

    • “Belkide PKK nın bugün bu kadar taraftarının olması geçmişte yapılan bu tür hukuksuz uygulamakardir kim bilir?”

      Bence “belkide” değil, “kesinlikle” bu nedenledir, Sıla Hanım. Biz, milliyetçi duyguların sadece Türklere has ve Türklere hak olduğunu düşünüyoruz. PKK’dan da, milliyetçilikten de nefret ediyorum. Ama, hiç kendi kendimizi kandırmaya çalışmayalım. PKK, en çok aşağılamadan, yasaklardan, itip kakmalardan, hukuksuzluktan beslendi. Kürt sözcüğünün bugün milyonlarca insan için karşılığı “muteber olmayan, kuşkuyla bakılması gereken vatandaş”dır, başka milyonlarca insan için “PKK’lı terörist”dir. PKK ve devlet, adeta elbirliği yaparak vasat-altı bir akla, beş para etmez bir kişiliğe sahip bir şarlatanı, Kürtlerin koruyucu lideri konumuna yükseltti, onbinlerce genci bu şarlatanın militanı haline gelmesine vesile oldu.

      Şimdi, yine sayısız çoklukta yorum yağacak, alışılageldik iftiralar, “hain” çığlıkları havada uçuşacak, biliyorum. Şunu görmek zorundayız: AK Parti ve Erdoğan’ı eleştirmek bile “hain”, “CIA işbirlikçisi” vs. ilan edilmenize yetiyor, isminiz bir köpek cinsi olan “senbernar” olarak yazılıyor. Bir komik adam, “Kendinize dikkat edin, pırpır uçaklar gelir sizi alır bulunduğunuz yerden, getirir” diye yazıyor, bir diğeri biz muhalif yorumcuları “inlerimizde kurşunlamak”tan söz ediyor. Türk olmanızın, şunun bunun hiç önemi yok. Şimdi:

      Aldığı eğitimden bağımsız olarak, pespaye bir milliyetçilik (yer yer de din) hamasetiyle aklı bu kadar dumura uğratılmış, “Vur de vuralım! Öl de ölelim!” duygusallığı ile şekilendirilmiş milyonlarca insanın, kendi ırkdaşına dahi böylesine derin bir nefret duyarken, Kürtleri sağduyu ile yaklaşması mümkün olabilir mi?

      Bu nefret, bu dipsiz tiksinti, insanlarımızda bilinçli olarak yaratıldı. Zaten bir “lider”, “kurtarıcı baba” türü mitlerle büyümüş insanlarımız, kimin ne söylediğine bakmıyorlar, hatta kendi liderlerin sözlerine bile sadece “o an” için bakıyorlar. Liderler, parmağını ileri doğru kaldırıp düşmanı, haini işaret ediyor (örnek: “Sayın Bahçeli bugün milliyetçilikten dem vuruyor. Kime yutturucan sen bu milliyetçiliği? Kafatası milliyetçiliği ile milliyetçilik olmaz. Türklük üzerinden milliyetçilik yapanlar bu topraklara ve bu toprakların değerlerine ihanet içindedir.”), bu tek başına yetiyor çok geniş yığınlar için. Liderin “o an” için ne söylediğinin hiç önemi yok inanın. Tek yapması gereken şey ağzını açıp iki üç şey söylemesi: “Sayın Öcalan”, “Sayın Demirtaş” ya da “Bebek Katili”, “İçerideki terörist”. Youtube, liderin mecliste, gurup toplantılarında Büyük Ortadoğu Projesi’ne yönelik övgüleri dinleten videolarla dolu, ama liderin tutkulu takipçileri hain bellediklerine bu BOP, İsrail uşağı gibi terimlerle saldırıyor.

      Bu bir eğitim sorunu, diyor bazılarımız. Soran ve sorgulayan, iyi eğitim almış bir kuşağın gelmesiyle bu sorunları aşabileceğimiz öneriliyor. Bilmiyorum, belki. Ama, bendeki doğruluğundan kuşku duymadığım kanaat şu ki, bu kutuplaştırıcı, kışkırtıcı, nefreti körükleyici siyaset dili bir an önce son bulmalı. Bu dil olmadan siyaset yapamayanlar da seçimlerle ve meşru yoldan iktidardan uzaklaştırılmalı ya da iktidrdan uzak tutulmalı -burada hiçbir parti ayrımı yapmıyorum.

      Saadet Partisi’ne ihtiyacı var Türkiye’nin. . .

  13. Yumurta kafali kripto kitmirler, mapus daminda yatan fetocu yazarlarin orgut dokumanlari icin kaleme aldigi textleri burdan yayinladiklari yetmiyormus gibi bir de fetocu madurun hikayesi gibi yeni fantazileri de dolasima sokuyorlar. Daha once de beyza mi ne vardi, simdi de ayyildiz. Bi insanin kendi milletine kahpelik yapmasindan daha buyuk bir aci ne olabilir ki? Evet agac koku ya da ananas kasasi yesinler, daha ne diim…

    • Siz kimsiniz ,hangi üst kimlikle beni böyle itham ediyorsunuz.Ben size başımdan geçen olayları anlattım,sadece insan yanınızla dinlenmek istedim…Özünüzdeki insana seslendim…Hiçbir siyasi amaç gözetmedim,hiçbir çıkar hesabı yapmadım…Yazık gerçekten yazık…Bu nasıl insanlıktır?Ben kime ne yaptım?Ben değil insanı,hayat bulmuş her canlıyı kutsal bildim…Ben terörist değilim ki,niçin böyle toptancılık yapıyorsunuz?Niçin?

      • Sizin de buralarda yeni olduğunuz belli. Bende ilk gördüğümde hayret etmiştim. Bu konuya bir ara döneceğim ama nede olsa Bayram savaş baltalarını toprağa gömmek lazım..

  14. Yorumlara şöyle bir göz attımda bugün gene troller kuşatmış.
    Bu trollere benimde bir çift sözúm olacak
    Bu site o trollerden en fazla etkilendiği zamanlar yazarı onların patronuna sonradan KANDIRILDIKLARINI bahane firdati ermemek içinı bazı hatalarının sadece devede kulak kısmını uyarmak için ne zaman iki satir yazi yazsa, saldırılarına maruz kaliyor ve bunlarda önlerine gelene saldırıyorlar.
    Bu saldırılarıni insanlara yutturabilmek için de dindan imandan, teknolojiden ve diğirleri hakkinda kendilerinie AKADEMİK únvanı vererek milleti rahatsız etmek için hep birden harekete geçiyorlar ( aslında hep birden dedikkerim 3 /5 kişden oluşmasına rağmen sayıca çok gözükmek için kadın kiliğina girenlerinden tutunda bir kaç isim kullanarak o yazınin biadi doluncaya kadar ordan orya ordan oraya zıplayip duruyirlar.
    Peki bunlar reislerinin verdikleri görevileri tamamliya biliyorlarmı? Bence hayır, çünkü bu sitenin okuyucularının her birinde cahalete ve parazite karşı anti cahalet ve anti parazit kürleri olduğu için, günün sonunda yorgun ve yenik düşmeni ezikliğini taşımalarına rağmen ücretlerini de hayatlarını linç ettikleri insanların vetgileri ve el koydukları mallarindan fazlasi ile aliyorlar.
    Gemileri su almaya başladı 24 haziranba sonuç ne olursa olsun o gemi batacaktir.
    O 1100 odalı sarayın çimentosunda suçsuz günahzis insanların kanı var.

  15. Kıyas, yani benzetme; sıkça başvurduğumuz ve çok kullanışlı bir yöntemdir. Hepimiz gibi yazarımız da bunu hep yapıyor.
    Kıyasın detaylarına girmek kısa bir yorumu aşar ama kesin olarak söyleyeceğimiz şey; kıyaslanan şeylerin aynı özellikte olmasıdır. Yoksa sonuç eksik veya geçersiz olur.

    Aynı yumurta ikizlerinin bile %100 birbirine benzemediğini biliyoruz. Bireylerin dış görünüşlerinin benzememesi yanında metabolizmaları da benzemez. Bunun için tıp dünyasında giderek kişiye ve vakaya özel tedavi ve çözümlere gidilmektedir. Herkese aynı hastalık için aynı ilaçı vermekle sonuç alınamıyor.

    Devletler de böyledir. Hiçbir devlet tıpatıp birbirinin aynı değildir. Genel kabuller aynıdır. Hepsinin bir toprağı, hepsinin bir ulusu, hepsinin yasaları vs. vardır ama hepsinin metabolizması farklıdır. Nasıl gerçek kişilerin beslenmesi, sindirimi, yaşantısı farklı ise tüzel kişilerinki de farklı farklıdır. Devlet de yeryüzündeki en büyük tüzel kişiliktir. Her devletin organizması, metabolizması, bağışıklık sistemi, gücü, kuvveti, refleksleri farklıdır.

    Hem gururla, hem de maalesef söylemem gerekir ki; Türkiye Cumhuriyeti biriciktir, özgündür, farklıdır. Evet, o da diğer devletler gibi bir devlettir ama çok farklıdır. Bunu kaçırırsak bütün kıyaslarımız, bütün çıkarımlarımız eksik veya geçersiz olur.

    Bu arada Karagülle’ye katılıyorum; OHAL, kanunlardaki bir kural olmakla beraber, uygun bir şe değildir. Ya sıkıyönetim (savaş hukuku/askeri yönetim), ya da sivil yönetim (barış hukuku) olmalıdır. OHAL, karma ekonomi yönetimine benzeyen bir şey. Kısası, uzunu değil, hiç olmaması gereken bir durum.

    Yazar, Fransa örneğini defalarca verdi, yine veriyor. Evet, OHAL hem Türkiye’de hem de Fransa’da 2 yıl gibi uygulandı. Fransa ile Türkiye benzeş midir, Allah aşkına..?
    Fransa’da topraklarında yaşamayan DAEŞ veya ELKAİDE gibi birilerinin üstlendiği, TEKİL/Münferit bir kanlı eylem yapıldı. Daha sonra da yine birkaç tane daha. Hepi, topu bu.
    Türkiye, 40 yıldır, topraklarında, komşularında yuvalanmış, ağır silahlarla donatılmış, dünyanın en muktedir devletleri tarafından kollanmış ve lojistik destek verilmiş, on binlerce vatandaşın canına ve malına mal olan eylemlere muhatap olmuş bir ülkedir. Hafta geçmiyor ki bir iki şehit vermeyelim.
    Bundan daha vahimi ise devlet bürokrasinin 40 yıllık bir sürede, bir grup tarafından sistematik bir şekilde ele geçirilmiş olmasıdır. Devletin tüm kurumları, diyanetinden, sağlık teşkilatına, yargısından, eğitim teşkilatına, emniyetinden, askeriyesine, üniversitelerinden, Tübitak’ına kadar devletin tüm kurumları kontrolleri altında idi. Bir gecede STV den TRT kurumuna 3000 personel kaydırıldığını biliyorum. Devletteki her türlü okula, işe giriş, terfi,tayin bu grup tarafından kontrol ediliyordu. Her şey merkezi sınav ile yapılıyor; bu sınav soruları ve kitapcıkları hep aynı matbaalarda basılyor, vs, vs, vs. Bildiğiniz hikaye işte.
    Bunu Mustafa Kemal’in “Gençliğe hitabesinden” aktarmak isterim. Nasıl da benzer görürsünüz.

    “… Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. …”

    Aynen tarif etmemiş mi? Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş, iktidara sahip olanlar da gaflet (uyuma) ve dalalet (şaşkınlık) ve hatta hıyanet (arkadan vurma)…! Buradaki temel fark şudur: Mustafa Kemal, müstevlileri dışarıdaki düşman olarak düşünmüştü ama içeride de “paralel bir devlet” oluşabileceğini bu veciz satırlar arasına koymamıştı.
    Bir devleti; böylece içten ele geçirme –bana göre- tarihte hiç görülmemiştir. Bu bile Türkiye’yi özgün, özel ve biricik kılmaya yeter. Türkiye başka hiçbir devlete benzemez, benzemedi, benzemeyecek.

    Bu kırk yıldır süre gelen, biri silahla, diğeri silahsız olarak devleti ele geçirme faaliyeti devam ediyor. Halen kırılma noktası aşılmış değil. Hala, bugüne bugün, elebaşları “hele sabredin, az kaldı, zafer bizimdir, sizler cennetlik ve ölümsüzlerden olacaksınız” demiyorlar mı? Bir grup ölümsüzlüğü, öbür grup ise cenneti vaat ediyor müntesiplerine.

    Ben OHAL’i hiç tasvip etmem ama Fransa kaldırdı işte, niye Türkiye kaldırmıyor benzetmesini yanlış bulurum. Her olay kendi içinde değerlendirilmelidir. Sıkıyönetim olmadıkça paralel yapılanmanın bitirilebileceği ümidim yoktur. Sıkıyönetim de kötü bir şeydir ama hastaya kötü ve yan tesirleri olan ilacı vermezsek nasıl iyileşemezse devlete de hasta olduğunda benzer ilaç vermeden onu iyileştiremeyiz. Bağışıklık sistemi (hukuk sistemi) güçlü ve yeterli ise zaten ilaca da gerek olmuyor ama yetersiz ise yan tesirleri de olsa ilacı veririz ve vücudu kurtarırız.

    OHAL kararları MGK da alınıyor. Orada askeri erkan da vardır. Hiç onların “şerh” koyduklarını duydunuz mu? Bence onlar bunun devamını istiyorlar ve her iki gruba da “askeri yöntemle” müdahale edilmesini istiyorlar. Tekrar söylüyorum; genelkurmay başkanının “terör örgütü üyesi” olarak yargılandığı bir ülkede; şartlar değişince ordunun bunun intikamını almaması düşünülebilir mi? Bizler unutsak da onlar unutmaz. Biliyorsunuz Albaylıktan itibaren “günlük” tutmak bir zorunluluktur. Albay ve üstündekiler günlük olayları yazılı olarak kaydederler. Hafızadan çıksa da hatırattan çıkmazmış. Korkarım ki; bu tasfiye ve yok etme OHAL ile de başarılamazsa bir sıkıyönetim yani darbe kaçınılmazdır. Bu devlet kolayına ve bedava kurulmadı ve kolay kolay da kimseye, hele de bir gruba tahsis edilemez. Bu devlet hepimizin.
    Herkese hayırlı bayramlar dilerim.

  16. Erdoğan’ın Türkiyeye verdiği zararlar.
    Bizim Orada(Türkiyede) zenginler hastalanınca amaliyet falan gibi konularda ABD yolunu tutarlar gelip buralarda miliyonlarca dolar harcar amaliyet olur giderler. Ben şahsen bu tip gelişmelerden hiç birşey anlamiyordum çünku (Canada ve Amerkada) sağlık konusunda bazi sağlıkcılar insanları para basma makinesi olarak kullandıklarına şahit oliyordum ve olmayada devam ediyorum. Bu konuda bazen kendi kendime ” acaba benmi yanıliyorum” diye düşünrüdüm, taki burada bir Türk doktorla karşılaşıncaya kadar.
    O doktorun babası diplomat olmasından dolayi Almanyada döğmüş ABD de liseyi bitirmiş Tıp tahsilini İstabul Cerah Paşa da tamamlamış ve beyin cerrahi olmuş daha sonra burda ona sadece piskiyatiri ehliyeti ermışler ve kendisi şu an o hatahanenin baş hekimi.
    Ben o doktora bizden buraya tedavi olmak için gelenlerin neden geldğinı bir türlü anliyamadığımı söyleyince oda kendisininde buna bir mana veremediğini bazı tecrübelerini de paylaşarak anlatti.
    Burada bazi arkdaşlarımın yakınlarını Türkiyeye tedavi ve ameliyet olmaları için aracı olup gönderiyordum 25 Temmuzdan sonra aracı olmaya çekindim çünkü bizim doktrlar hastalarının tedavisini tamamlama garantileri yok ne zamn terörist damgas yiyip hapise atılacağı bilinmiyor.
    Şu an Canadada bir arkadaşın oğlu Kalp hastası, bay pas amaliyeti olmak için gün almış fakat onlar benden Türkiyede yapılması için aracı olmami için israr ettiler şu an kardeşimin vasıtasıyla iki tane kalp cerrahi ile iletişime geçtim.Fakat OHAL nedeninden dolayi korkiyorum. Ya amaliyet olacağı zaman Allah korusun o doktora birisi iftira atarda hapise attırırsa o hastanın hali ne olur burada 6 ay sıra beklemiş bir buçuk ay sonra cebinden 5 sent dahi harcamiyarak amaliyet olacak bir hasta Türk doktorlarına güveninden dolayı binlerce dolar vererecek olan birisi ya amliyet olacıği an engellenirse diye çok endişeleniyorum.
    Bizdeki değerler maalesef bazen birilerinin hırsı yüzünden bazende on bildiğimiz halde bir bileni kendimizden üstün gördüğümz için kazanan taraf değil kayip eden taraf olduğumuzdan dolayi ülke cahillerin elinde oyunçak oliyor.
    Cahalete bakin. Birilerinin altin tahtını elmasdan yapabilmesi için trolleri vasıtası ile her tarafa nefret, cahalet, korku ve kin tohumları ektirebilmek için Dünyada ve ülkesinde sevilip taktir edilen devlet yönetiminde her kademede görev yaparap 7:sende TC Cumhurbaşkanlıği hakki ile yapan Abdullah Gülü dahi terörisr ilan eden bir avuç insan kani ile geçinen parazitlerden millet korkmiyor, ve korkmiyacakta
    Bu ne yahu artik ağxinizdaki o sakız o pis kokusu Türkiye sınırlarını aştı dünyayı rahatsız ediyor.
    İftiralarınızda boğulursunuz İnşAllah.

  17. necip güven kardeş ben de o resme baktım o adam abd bayrağını değil türk bayrağını öpüyor eğriye eğri
    doğruya doğru
    dikkat edersen abd bayrağında o kadar kırmızı yok

  18. arkadaşlar h gayret adlı yorumcu benim yorumuma yorum yazmış ve akp yi sözde övüyo ve nasıl mı bakın yazdığını kopyala yapıştır yapıyorum
    —— Herkese bi doktora yaptirsak gidip hepsi chp ye oy verir, senin iyi partinden once:) bizim gibi kara halk da yine akpartiyle yetinecek…

    senin bu yorumundan sonra akp liler seni arar ve bırak bizim partiyi sen bizi sakın övme derler
    eğitim şart- hayatım şart

  19. Yahu bu adamlar ve kadınlar daha liderlerinin ne dediğinden habersizler, onu haftalarca geriden takip ediyorlar. Uyanın ey ahali, hem lideriniz hem de bakanınız OHAL’in seçim sonrası kaldırılmasının düşünüldüğünü ilan ettiler! Siz burada “Düşmanın oyununa gelmeyiz, OHAL’i kaldırmayız!” diye bağıracağınıza, gidin liderinizin yakında yapacağı bilmem kaçıncı U dönüşünü nasıl açıklayıp makul göstermeye çalışacağınız üzerine kafa yorun. Aha buraya yazıyorum: Lideriniz Erdoğan sizi yine boşa düşürecek ve OHAL’i KAL-DI-RA-CAK 🙂

    • Adamın hakkını yiyorsunuz. Muhalefet makul mantıklı istek ve öneriler yapsın adam hallediyor. Onların hesap kitap yapmasına, düşünüp taşınmasına sorumlulukla yorulmasına bile gerek yok. Asgari ücret, emekliye bayram ikramiyesi, ohal in kalkması vs vs. Nasıl bir diktatör bu böyle. Bakın bedelli askerliği de çözecek hem de kalıcı yani kanuni esaslara belli şartlara bağlayarak, zevk için oy için para verme, hak verme yok artık, yapılan herşey bir kanuna bağlı olarak yapılıyor. Bu gitsede yaptıkları, verdikleri kalıcı oluyor.
      Ama muhalefet de bundan rahatsız oluyor zaten, o yüzden gelince iptal edeceğiz, gelince yıkacağız, gelince kaldıracağız söylemleri.

  20. Bu platformdaki film yayınlamaya meraklı arkadaşlardan, adil öksüzün eşinin, kayınbiraderinin görüntülerini de burada yayınlamalarını rica ediyorum. Burada mağduriyetlerini dinlediğimiz arkadaşlar, oradakilerin lüks yaşantılarını, abd bayrağını öpüşlerini, kilisede toplanmalarını bir seyrtetsinler. Belki bazı çektiklerine rağmen yine de kendi vatanlarında olmalarına, müslüman bir memlekette yaşadıklarına, abd bayrağı öpmeye gerek duymadıklarına sevinip şükrederler.
    Çünkü bazı eziyetler, hatalar, kayıplar, mağduriyetler geçicidir düzeltilebilir geri alınabilir ama bazı düşkünlükler zelillikler kalıcıdır. Gören gözler için her şeyde ibretler vardır.

    • Amerikan tasmasiyla kilise kilise dolasip gavur ismi alan hashasiler, yuz nakli yaptirsaniz bile o gevsek/paydak yuruyus seklinizi nerde olsa taniriz!!! Hesabi odemeden sivismak yok!

    • 1. Bu platformda film yayınlanmaz. Sayfa rengi beyaz, doğru, ama her düz ve beyaz olan ekran değildir.
      2. İzlenmesi önerilen şey film değil, belgesel niteliği taşıyan video görüntüleridir.
      3. Her adalet ve hukuk talebine “Bak bakalım Gülen. . .”, “Bak bakalım Adil Öksüz. . .” türü ifadelerle karşı çıkmak hem ucuz, hem de kullana kullana cılkı çıkmış bir taktik. Buradaki yorumları okuyanların aklını küçümsemeye kalkarsanız kendinizi gülünç duruma düşürmüş olursunuz. Herkes mazlumların hakkına hukukuna sahip çıkma kaygısı ile hareket edenlerin eşzamanlı olarak en tutarlı Gülen çetesi karşıtları olduklarını biliyor.
      4. Bazı insanların kapkara bir hevesle yazdıkları kimi cümleler, bazı diğerleri için okurken bile hicap ve utanç duyacakları cümlelerdir, şu cümleniz gibi: “Çünkü bazı eziyetler, hatalar, kayıplar, mağduriyetler geçicidir düzeltilebilir geri alınabilir.”

      Biz ne zaman nasıl bu hale geldik?” diye üzüntüyle soruyordu bir yorumcu bugün. Genel olarak yanıtlanması ve açıklaması çok zor olmayan bir soru bu. Ama yukarıdaki cümlenin ima ettiği karanlığı açıklamak gerçekten kolay değil.

      • Ben bu yorumu ve özellikle son paragrafı gerçekten İslamiyete samimi olarak inançlı, bu inancını bir cemaat içinde ve hizmet ederek yaşamak isteyip sözügeçen topluluğa bir şekilde bulaşan samimi cemaatçi kişilere hitaben yazdım. Onların içinde mağdur olanlar ve olabilecek olanlar mutlaka vardır, hatta istemeden fetönün kötülüklerine karışıp şu anda vicdan azabı çekenler de olabilir.
        Onlar benim samimiyetimi ve ne demek istediğimi anladılar.
        Diğerlerine ve anlamak istemeyenlere zaten ben ne diyebilirim ki.

        • “Onlar içinde mağdur olanlar ve olabilecek olanlar mutlaka vardır. . .” dediğinize göre, haksızlığa uğrayıp mağduriyet yaşamış ve halen yaşamakta olan insanların varlığını kabul etmeye eğilimlisiniz. Kaldı ki, burada sadece Cemmat mensubiyeti olmuş insanlardan söz etmiyoruz. Bu örgütle ilintisiz insanlar da var. Bunların karşılaştıkları eziyetlerin en hafif ve katlanılır olanı, 4-6 ay kadar cezaevnide kaldıktan sonra serbest bırakılmak, işini kaybetmek gibi deneyimler. Birkaç hafta cezaevinde kalmış olsalar bile, sadece işlerini kaybetmiş olsalar bile, bu çok ciddi bir yıkım. Yanısıra, bu insanlar sınır tanımaz bir düşmanlığa, değersizleştirmeye, aşağılamaya muhattap ediliyorlar gündelik olarak. Diğer dehşet verici mağduriyetleri ve eziyetleri bir kenara bırakalım. Bunlar için bile “Bazı eziyetler, hatalar, kayıplar, mağduriyetler geçicidir düzeltilebilir geri alınabilir.” diyemezsiniz. Ama sizin düşünce ve duygu dünyanızda “denilemez” diye bir şey yok. Yorumlarıma kızıp ismimi köpek cinsi ismi olarak yazmak da sizin için makul, insanların mutsuzluğu ve sıkıntılarından alay edercesine “geçicidir düzeltilebilir geri alınabilir” diye yazmak da.

          “Onlar benim samimiyetimi ve ne demek istediğimi anladılar.” diyorsunuz. Şaşırmıyorum. Vatanı kimin sevdiğine karar veren de siz, kimin terörist olduğunu bilen de siz, hülasa her şeyi tayin eden ve hüküm veren siz. Şimdi de o insanların ne düşünüp ne hissettiklerinin bilicisi ve ilan edicisi rolünde karşımıza çıkıyorsunuz. Sözüm yok artık. Yoruldum. . .

          • Siz de kişileri yazıları yorumları karıştıranlardan oldunuz gibi, ben ne sizin ne de başkasının ismiyle veya herhangi bir maddi manevi özelliğiyle hiçbir şekilde uğraşmadım uğraşmam. Lütfen neyi kime söyleyeceğinize dikkat edin.

  21. Dün bir yorumcu şu şekilde başlayan
    bir yorum yazmıştı :

    “Bazıları, bu seçimin ne için yapılacak olduğunu hala anlayamamış ki, “Saadet Partisi’nin muhalif kanatta ne işi var!” diye sorup homur homur homurdanıyor. İstanbul İl Başkanımız Dr. Abdullah Sevim kısa ve anlaşılır bir şekilde yanıtlıyor:…”

    Ben de dün yazdığım bir yorumda bu yorumcunun Saadetli oluşunu şüpheyle
    karşıladığımı ifade etmiştim.

    Bu gün bu yorumcu “inançsız biri olduğunu”yazmış yorumunda.Bu ifadesi ile yorumcunun Saadetli olmadığına dair
    kanaatim kuvvet kazandı.

    “İnançsız biri Saadet’e oy veremez mi?”
    denebilir.Bir yerlere öfkelenir,ya da o seçimde öyle yapması amacına hizmet
    edeceği için belki inançsız biri Saadet’e oy verebilir.Nitekim inançlı fetöcüler de HDP’ye oy verebiliyorlar,verdiler de.
    Velakin inançsız biri Saadet Partisi il
    başkanından “il başkanımız” diye bahsedemez,bahsedebilemez!

    • Evet tam isabet Bekir bey !
      Ben de az önce o kişiye gönderdiğim yorumumda tam da bu konudan bahsetmiştim.
      Umarım yayınlanır ve görürsünüz orada.
      “Asıl hedefe kilitlendikleri için zaman zaman yağmura hazırlıksız yakalanıp makyajları eriyor ve kabak gibi ortaya çıkıyor yalan hikayeler…”
      Son paragraf sanırım şöyleydi:
      “Onlar doğal olarak; ANAVATANLARı(?) adına görevlerini yapıyorlar burada…”
      Zaten seçtiği (mahlas/rümuz/nick/)isimden de belli etmiyor mu Bernar efendi nereye ait olduğunu
      Yersek tabii… Yer miyiz? Ne dersiniz?

    • Siz 1970-1980’ler dünyasına takılıp kalmışsınız, Bekir Bey. Yandaş medyadan kafanızı kaldıramadığınızdan olsa gerek, Saadet Partisi’nin ne olup ne olmadığı konusunda da en ufak bir farkındalığınız yok.
      “Velakin inançsız biri Saadet Partisi il başkanından “il başkanımız” diye bahsedemez,bahsedebilemez!”

      Yapmayın ya? Seçmeni bile olmadığınız partinin seçmenlerinin tapusu sizde mi yoksa? Toplumda yarattığınız kutuplaşma ve kindarlığın çok iş gördüğünden öylsine eminsiniz ki, insanların hak, adalet, ahlak gibi ilkeler doğrultusunda bir araya gelip kardeşleştiklerine inanasınız bile gelmiyor.

      FETÖcü ykıştırmasıyla zindana tıktığınız sayın Mümtazer Türköne’ye merhum Muhisin Yazıcıoğlu’nu kaybımız dolayısıyla yazdığım mektubun tarihi Nisan 2009. Yani 9 yıl öncesi. Bir iki paragraf bile sizin nasıl geçmişe takılıp kaldığınızı, gerçek dünyadan kopuk bir yaşam sürdüğünüzü görmenize belki vesile olur.

      Sayın Türköne,
      “…Ülkemizde sağ ve sol yoksayıcı, ötekileştirici dilden kurtulma erdemini gösteremediği sürece, varılabilecek pek bir yer yok. Kaldı ki, benim ümidim yeni kuşak insanlarımızda. Biz (ülkücüler ve devrimciler), çok çok yazık ki, vakti zamanında mütevazı boyutlarda da olsa bir diyalog, diyaloğu bir yana bırakın, bir samimi merak, içten bir tanıma isteği yaratamamıştık gençlik yıllarımızda. Her iki taraf da yalnızca düşmanlıktan beslenir gibiydi.

      Bugün artık çok çok iyi bildiğim, asla ödün vermeden yaşantımı tamamlamak istediğim gerçek şu ki, insanı insan yapan değerler ideoloji ile ilintili değil pek. Başörtüsü zulmüne uzaktan seyirci olan bir devrimci, eski Dev-Genç lideri olsa ne yazar; Sayın Yazıcıoğlu’na yiğit demeye getiremiyorsa dilini, o dilden bu ülke hayrına işitilecek ne söz çıkar? Ergenekon orada, burnumuzun ucunda dururken, AKP düşmanlığını seçen solcu, bir kütüphane dolusu kitap hatmetmiş olsa ne yazar? Uzun sözün kısası, sayın Türköne, Sol’un tümden yıkılıp çok daha başka değerlerle yeniden inşası, bir sorumluluk. Ama, yalnızca ideolojik bir sorumluluk değil bu, yalnızca Leninizm, Kemalizm vb. budalalıklardan arınmaktan ibaret bir sorumluluk değil. Bu aynı zamanda, yiğit olana yiğit demekte hiçbir beis olmadığını da anlama, idrak etme sorumluluğu. Ezber bozan seslere çok çok ihtiyacımız var…”

      • 1. Bizim ülkede insanların değeri öldüklerinden sonra anlaşılır. Keşke sağken yiğit denebilseydi.
        2.O yiğit sağken Erdoğanı destekledi, fetöye karşı omuz omuzaydılar ve yaşasaydı yine destekleyecekti. Zaten o yüzden öldürüldü.
        3.Bugün Erdoğana yapılanları geçmişte Abdülhamit’e, Özal’a da yaptılar ama onlar öldükten sonra yanlış yapmışız diyeni çok oldu.
        4. Bu maddeyi mantık yürütebilenler doldurabilir.

    • Eder eder, saadette ateist ve escinsel dolu, seriat dede bi tek ayrimcilik yok bizde dedi ya:) mapus damlarinda nice ateis marksist eskisi fetoden yatmiyor mu? Kufur tek millettir! Putperest fetocuyle dinsiz kitapsiz kopilin ne farki var da?

    • Partiler dindar olmaz ne AKP HDP den daha dindar ne saadet AKP den daha dindar din ve iman insanların kalbinde olur yasayislarinda olur. Eğer AKP ye dindar dersek onun yaptığı tüm yanlışları dine mal etmiş oluruz. Ha belki bunlara dinci denilebilir. Dinci: kendi menfaatleri ve çıkarları için dini kullanan kişi veya tüzel kişilikler.

  22. fransa efektli bir o-hal yazısı yazarı için belki şanssız bir tercihtir çünkü o-hale neden olan argümanların kıyas arası çok açıktır. iktidar pek çok kanlı terör olayından sonra bile o-hale sıcak bakmamış baş vurmamıştır. ama 15 temmuz da gerçekten kaçınılmaz olmuştur.. şimdi ise biraz fazla uzamış gibidir, her ne kadar fetö tehlikesinin geçmediği konusunda genel bir kanı varsa da…. sokakta işinde gücünde yolunda evinde olanlar hiç bir şekilde o-halin farkında değilse de mağdur kesimlerin ihtiyacı nedeniyle son verilmesi gerekir normalleşmeye ise hepimizin ihtiyacı var. gerçi para gittiği her yerde o-hal, hak, hukuk gibi kavramlarla ilgilenmez ama ekonomiye etkisini de önemsemek gerekir.

    • Didem hanım doğu ve güneydoğu illerimizi ateş topuna çeviren 700 in üzerinde insanımızın ölümüne neden olan hendek olayları ve kobani olaylarında neden ohal olan edilmedi diye bir soru geliyor aklıma

      • selamlar sıla hanım,
        bende aynı şeyi söylüyorum. iktidar o-hale sıcak bakmadı bu kadar elzem olana kadar…hiç bir iktidar kendini hem içerde hem dışarda kendini bu kadar zora sokacak bir uygulamaya sıcak bakmaz ama kabul edersiniz ki bu karanlık örgüt bunu zorunlu kıldı. ama bu uygulamayı bazı menfaatlerine de uydurdu derseniz evet derim yanlışları kabul ederim.
        iyi bayramlar.

    • Ohal in kalkmasini cok istiyorlar ama bosuna heveslenmesinler. Cunku nasil guneydeki sevdigimiz ulke guney amerikaya kacmis nazi subaylarini yuz yil sonra yakalayip yargiliyor ve canina okuyorsa biz de hashasilerin inleri nerdeyse sonuna kadar gideriz!

  23. bu ülkede ki ohal vatandaşı tedirgin ediyor
    gerçekten çok ilginç
    sayın cumhurbaşkanı güneydoğuda ohal i ben kaldırdım dedi herkes alkışladı şimdi ülke genelinde yine alkışlıyorlar
    aslında sebep basit eğitim bitanem eğitim
    insanlar eğitilmediği sürece daha ne ohaller görür bu millet
    biri çıkar millete kendini evliya diye yutturur yok her gün peygamberimizle gece rüyasında görüşüyormuş falan
    e şimdi ne oldu o kadar insan işinden ekmeğinden oldu iş bulmak ne kadar zor bir şey
    yok şimdi de mükafatını ahirette alacaksınız falan ama kimse sanane kardeşim sen ahireti ne biliyorsun allah ile benim arama ne giriyorsun belki de ben allah ın nazarında senden daha hayırlı bir kulum dur ne biliyorsun demiyor
    tersi bir durum sayın erdoğan için de gerekli
    madem aldatıldın e o zaman kusura bakma arkadaş diyebilmeli
    ama diyorum ya nasılsanız öyle yönetilirsiniz yani eğitim çok önemli
    neyse ki İYİ PARTİ GELDİ ….

    • Ulkenin kaymagini yiyen en egitimli kesimi darbe yapmaya kalkistigi icin ohal var izzet. Sen de kalkmis egitim diyorsun? Herkese bi doktora yaptirsak gidip hepsi chp ye oy verir, senin iyi partinden once:) bizim gibi kara halk da yine akpartiyle yetinecek…

  24. Öncelikle fehmi beyin karşılaştırmasının, düşünme yeteneği, özellikle de mantıklı düşünme yeteneği gelişmemiş, soyut düşünmeyi beceremeyen toplumlarda hiçbirşey ifade etmediği ortada. bu nedenle “bak ohal nedeniyle seçimlerde zarar gördü” demenin pek bir anlamı yok.
    – Diğer taraftan Fehmi bey de kendince haklı. ülkenin batışı umurunda olmayanların dikkate alacakları tek değerleri koltukları ve haksız edindikleri servetleri olunca, makamları elden gittiğinde işledikleri suçların hesaplarını vermek zorunda kalabileceklerini hatırlatmaktan başka bir yol kalmıyor. Bu kadar basit gerçeği bile göremeycek düzeydeki bu insanlara birilerinin bunları hatırlatması gerekiyor ki, akıllarını başlarına alsınlar. Ben daha önceki yorumlarımdan bir tanesinde, erdoğanın seçimlerden çekilmesinin ve toplumu kutuplaştırmakdan ve daha fazla suça bulaşmaktan vazgeçmesi gerektiğini yazmıştım. nitekim o yorumumda “milletim TAMAM derse bırakırım” sözünü, bu seçeneğin erdoğan tarafından da düşünüldüğü şeklinde yorumlamıştım. Oysa o bu gerçeği görmek yerine şimdi hdp üzerine oyun oynanmasını, seçimlerde hile yapılmasını akp il başkanları toplantısında ifade ediyor. Bu suça çağrıya icabet edecekler olmayı düşünenlerin, geçmişte birçok suç bir şekilde görmezden gelinse bile (çünkü suç çok yaygın ve uzun yıllar sürüyor), son işlenen suçların görmezden gelinme ihtimalinin daha düşük olacağını da bilmelerinde, kendileri açısından yarar var. (hemen not edeyim. bu bir tehdit değil, yaşamın bir gerçeğidir. bütün toplumlar ve bütün insanlar için geçerli bir gerçek.)
    – Türkiyenin dünyada en fazla real faiz veren 2. ülke, nominal olarak ise dünyada en yüksek faiz veren 4. olmasının yanında, doların da 4.65’e gelmesinin nedenlerini, yandaşlar harici, beyni, kalbi ve vicdanı arasında bağlantısı olan normal insanlar için kabaca tekrar yazacağım.
    Ancak öncelikle, bugünkü karar gazetesindeki sayın kahvecinin 2 ülkeyi, arjantin ile türkiyeyi karşılaştığı bölümü alıntılıyorum. (arjantin, dünyada en fazla real ve nominal faiz veren ülke olduğunu ve imf ile yeni bir anlaşma imzalamak zorunda olduğunu hatırlatırım.):
    “Şimdi iki ülkeyi karşılaştırmaya geçelim: Türkiye & Arjantin
    Trading Economics verilerine göre durum şu: GSYH: Türkiye 858; Arjantin 546 milyar dolar. Cari açık/GSYH oranı: Türkiye -5,5%; Arjantin -4,8%
    Dış borç: Türkiye 453 ; Arjantin 233 milyar dolar. Dış borç oranı: Türkiye 53,0%; Arjantin 42,7%
    Neden Türkiye’yi şimdi Arjantin ile karşılaştırdım? Çünkü faiz-kur döngüsüne bizden önce giren ülke Arjantin oldu. Ve geçen hafta Arjantin IMF’ye giderek ucuz kredi aldı. 50 milyar dolarlık IMF anlaşması imzalayan bu ülkede, artık yüzde 25,6 enflasyon ve yüzde 40,0 faiz oranı var.
    Bu arada Arjantin’de resmi işsizlik oranı %7,2; bizde ise 10,6.” (not: türkiyedeki işsizlik oranının tüikin açıklaması olduğunu ve güvenilirliğinin şaibeli olduğunu da hatırlatmak gerekir)
    Sayın kahvecinin verdiği rakamlar, ülkenin dünyada şu an en kötü yönetilen ülke olduğunun ve gidişatın, hızlı bir şekilde tam bir felakete doğru olduğunu net olarak ortaya koyuyor.
    – Burdan şu sonuç kolaylıkla ortaya çıkıyor. Aynı yönetim devam ettiğinde ülke, şu an dünyadaki en ağır bedeli ödeyecektir. Yani bu seçimde vereceğimiz oylar, ülkenin mahfı ya da acı çekerek de olsa düze çıkması arasında bir seçim olacak. Zaten beka sorunu olduğunu iktidar kendisi dile getiriyor. türkiye cumhuriyetinin batmayacağını düşünenler, koskoca osmanlı imparatorluğuna bir göz atsınlar. Türkiyenin gerçekten de bir beka sorunu var. Önce bu gerçeği, algılamamız gerekiyor.
    – Bilindiği gibi, ecevit koalisyonu altında ortaya çıkan kriz sonrası kemal derviş ülkeye davet edilmiş, kemal dervişin proğramı çerçevesinde de gerekli olan yasal ve yapısal kararlar ecevit koalisyonu tarafından, tam bir kararlılıkla yerine getirildi. DEVLET bahçelinin çıkışı ile erken seçime gitmek zorunda kalan koalisyon ortakları, ekonomik düzelmenin meyvelerini göremeden iktidardan düştüler.
    – İktidara gelen akp, kemal derviş proğramını sürdürmesinin yanında, hukukun üstünlüğü, ab’ye üyelik, düşünce özgürlüğü, demokrasi vurguları ile birlikte ülkede rüya gibi gelişmeler yaşandı. dünyada (hatırladığım kadarıyla) çinden sonra en hızlı büyüyen 2. ekonomi olduk.
    Ancak kemal dervişin dizayn ettiği proğramın bir süre sonra değişmesi gerekiyordu.
    Nedenine gelince, iülkeye güvenin artması, ab ile ilişkiler, hukukun üstünlüğü gibi karaların yanısıra, ekonomik proğramın yapısal özellikleri nedeniyle de doların değeri düştü, liranın değeri ise yükseldi. (bakın burda bir ayrım önemli: liranın değerinin yükselmesi ülkedeki üretimin artmasından ziyade, ülkeye fazladan gelen para nedeniyledir. yoksa yerli paranın değerinin yükselmesi kötü değildir. nasıl yükseldiği önemlidir.
    – doların ucuzlaması ve liranın yükselmesinin ilk etkisi, üretim üzerindeki baskıdır. üretim gittikçe daha pahalı olmaya, dışardan almak, yani ithalat daha ucuz olmaya başladı. bu ise üretim için yatırımların gün geçtikçe düşmesine, üreticilerin karlarının gün geçtikçe azalmasına ve dolayısı ile ülkenin gün geçtikçe üretimden uzaklaşıp borç ile büyür duruma gelmesine neden oldu.
    – 2007 yıllarında birçok ekonomist, yeni bir ekonomik proğram yapılması gerekiğini yazdılar ancak bunlar hiçbir değer görmedi. çünkü ucuz gelen para ve ucuz gelen para nedeniyle alınan vergilerin pay pay edilmesi, fetö ile birlikte kendi yandaşlarına dağıtılması aslında temeldeki zihniyete, bağnazlığa, kalibresizliğe, kalitesizliğe uyan bir davranıştı.
    – sürekli değişen ihale yasaları, gizli ihbar mektupları ile rakiplerin ihalelerden dışlanması, vergi cezaları ve rakiplere kumpaslar kurulması (bunlar fetö ile birlikte yapıldı) gittikçe daha çok ve daha açıktan yapılan uygulamalar olmaya başladı. Ayrıca ele geçirilen kurumlar sayesinde de pekçok şeyin üzerinin örtülmesi, üzeri örtülmese bile hesabının sorulamaması sorunların gizlenmesine ve iktidarın devamını sağladı. bu da sorunların gittikçe birikmesine ve ülkenin batışının gittikçe hızlanmasına neden oldu. Nitekim 2 kez değiştirilen tüik hesaplama yöntemi ile bir anda 260 milyar dolar ülkenin daha fazla büyüdüğü iddia edilmeye başlandı. Hesaplama yöntemi değişikliği, sepetindeki herbir elmayı daha önceğ 1 elma olarak hesap ederken, bu sefer yöntem değiştirip, her bir elmayı 1’den fazla olarak hesap ediyorsun. mesela her bir elmayı 1.5 elma olarak hesap etmek gibidir. yani sepetindeki elma değişmiyor ama sen daha önce sepetimde 20 elma vardı, şimdi 30 elma var diye ilan ediyorsun.
    – 2008 yılında gelindiğinde ise amerikadaki kriz ve abdnin para basması nedeniyle oluşan para bolluğu, bu durumu daha da hızlandırdı. çünkü paralar, türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere (faizler nedeniye) aktı. bu da ekonomideki kötü gidişin hızlanmasına neden olan, bir diğer önemli gelişmeydi. hükümetin özellikle bu dönem gidişatı artık görüp önlem alması gerekirdi. ancak onlar, ülkeyi değil, kendilerini düşündüler. gittikçe daha fazla alanı ele geçirip, kendi yandaşlarına pay etmeye devam ettiler. çünkü iktidarlarını bu şekilde sürdürebileceklerdi. gdolu ürünlerden, saman ithal etmeye kadar, zeytinlik alanların peşkesinden, şehirlerdeki yeşil alanlara bile göz dikilmesi, ülkenin resmen talan edilmesinden başka birşey değildir. et pahalı diye et ithalatı ile yandaşlara para kazandırıldı, mısır pahalı diye mısır ithalatına yöneldiler, yandaşlara pay dağıttılar vs. bu durumda ülkedeki üretimin bitirilmesi sürecini daha da artırdı.
    – Devletin 16 yılda topladığı vergi (bu tüikin hesap atlatması değil gerçek vergi) 2.5 trilyon civarıdır (satılan kurumlarla birlikte), şu anda türkiyenin en büyük yatırımı olan avrasya tüneli gibi 2000 küsür yatırım yapabilirken avrasya tünelini de borçla yaptırmış. yani akp, yazılanın, söylenilenin aksine, ülkeye hiçbir yatırım yapmamıştır. toplanan muazzam paraya rağmen, ve 16 yıllık iktidara rağmen, yidleri çıktığında, yapılanların eni topu birkaç metro yatırımı ile yolların biraz daha genişletilmesidir ki, bunların kaç katını önceki iktidarlar, daha az gelir ve daha kısa süre iktidarda olmalarına rağmen yaptılar. nitekim şimdi demirel tarafından yaptırılan ve özel tarafından yaptırılan köprülerden, yapılan fahiş zamlara rağmen cuzi bir para ile geçilirken, akpnin yid modeli ile yaptırdığı köprüden 100 küsür liraya geçilebiliyor. tam bir soygun düzeni yani.
    – Şimdi gelelim, akp iktidarı döneminin, ilk yılları ve proğram değişikliği olması gereken 2007’e kadarki dönem, 2008 krizi sonrası amerikan krizi ve bozulmanın arttığı ikinci dönemden sonra, bozulmanın daha da hızlandığı üçüncü döneme:
    – Bu dönem, 2014 yılı cumhurbaşkanlığı seçimi, 2016 yılı davutoğlunun ipinin çekilmesi ve 15 temmuz 2016 olayları sonrası ilan edilen ohal ve başkanlık referandumu gibi önemli olayları içeren dönem.
    Bu dönemi 2014 olarak alıyorum çünkü cumhurbaşkanlığı seçimi sayesinde erdoğanın hem akpdeki hem de ülkedeki gücü, yeni bir aşamaya ulaştı. nitekim bu güç sayesinde 2016 yılında davutoğlunun ipini çekebildi ki bu da erdoğanın ülkeyi ele geçirmesinde yeni bir aşamayı oluşturdu.
    – 2016 yılında ilan edilen ohal ise zaten daha önce yapılan yasadışı uygulamalara, kendilerince yasallık sağladılar bununla birlikte hukuk dışı uygulamalar ve keyfiyet bu ohal ile arttı.
    ohal süresince kayyum atanan işletme sayısının 600 küsür olduğu ve bunların koç holdingden daha büyük bir ekonomik büyüklüğü oluşturduğu biliniyor. Bunun anlamı, koç holding gibi birkaç firmanın ülkeye ekonomik katkı yapmasının önüne geçildiği gibi, bu durum diğer firmaların da kötüye gidişine neden oldu. çünkü kayyuma atanan firmaların yanında çalışanlar, alış veriş yaptığı firmalar, alacakları olan firmalar gibi etkileri olan kısımları vardı. “ben ohaldan hiç etkilenmedim” diyenlerin tekrar düşünmesinde yarar varan. yaşanılan çöküş ile ohalin birebir bağlantısı var. ayrıca bu keyfi uygulamalardan korkan birçok kişi ve firma ülkeyi terketti. bunun anlamı ülkenin zenginliklerinin dışarı gitmesidir. yani ülkede daha az para kalması, daha az üretim olması, yapılan işlerde verimin düşmesi vb. anlamına geliyor.
    Bu bozulma sürecinde, yaşanan kötüleşmeyi hafiletebilecek kurumlar da, merkez bankasının bağımsızlığı, mahkemelerin bağımsızlığı gibi, önemli yaralar aldı. merkez bankası bağımsız olamadığı için, gerekli olan faiz artırımlarını yapamadığı için kurlar gittikçe yukarı gitti. faizin 1 zararı varken, kurların ekonomiye zararı 2’ye yakın oldu. yakın oldu çünkü ülke bundan önceki dönemde müthiş bir borç batağına saplanmıştı. bu borçlar da döviz borçları. döviz borcu olan firmalar, dövizdeki yükselme ile birlikte %20-30 daha kötü duruma düştüler. ödeme güçlükleri yaşamaya başladılar. yani batış aşamasındalar. buna birde, aslında neden anladığı bilinemeyen erdoğanın, dünyanın büyük yatırımcılarını h.gayret, özer iyibaş, necip güvenle karıştırıp, “faiz enflasyonun nedenidir” diye ekonomi dersi vermeye çalışması ve merkez bankasına seçimlerden sonra daha fazla karışacağını açıklaması doları 4.90’a getirdi. 4.90’a gelen dolarla seçimi kazanamayacağını sonunda idrak eden “dünya lideri” bu sefer faizlerin 400 baz puanın üzerinde artırılarak dünyada en yüksek real faiz veren 2. ülke olmamıza ses çıkaramadı. Ancak iş içten geçti.
    Artık ülkenin birtek çıkış yolu var. o da erdoğan harici birisinin seçimden galip çıkması.
    Muharrem ince ya da başka birisi de seçilse acı çekilecek. acı çekilecek ama düzlüğü çıkılabilir. fakat erdoğan seçildiğinde “düze çıkılabilir” diyemiyorum. gerçekten de beka sorunumuz olur.
    Düştüğümüz durumda dış güçler arayanların BOP Eş Başkanı’na dönüp bakmasında fayda var. çünkü ülkeyi 16 yılda bu duruma getiren, kendilerinden başkası değil.

  25. OHAL in devamını istemek demek ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demek’ tır.
    Yönetenlerin ülkeyı hukuk kurallarına göre yönetmek işlerine gelmediği içindir.
    Bu bulaşıcı bir hastalık halıne gelebilir.
    Her iktidara gelen biraz zorlanınca hemen hukuk dışı baskıcı bir sistem olan OHAL e başvurabılır.
    Hedefe aldığı bir kesimi sindirmeye çalışabilir.
    Türkiyede geçmişte yaşadığımız gibi devlet herzaman bir kesimi hedefe koymuş onu birşekilde biçmiş diğer kesımlerde buna sevinmiştir.
    Devlet her defasında gücünü tahkım ederken gücünü tazelemek için mutlaka hedefte bir kesim tutmak zorundadır.
    Eğer hedefte kimse kalmamışsa yeni bir kesim kendi eliyle büyütür veya büyümesine göz yumar sonrada onu afiyetle yer.
    Bu konuda ülkedeki bütün kurumları istediği kıvama getırmede zorlanmaz.
    Zaten bütün bu kurumların birden koro halınde aynı davranması aynı şeyleri tekrarlaması bunu gösteriyor.
    Bu kurumlar daha kurulmadan devlet den icazet almadan kurulamazdı.
    Yeni çıkan makul şüphelı yasası batıdakı OHAL DEN aşağı kalmaz.
    Herkes bizim şartlarımız farklı dediğinde biz asla batı uygarlığının bir parçası olamayız demek istıyordur.
    Devlet isterse OHAL kalkar yoksa hükümetler istesede kaldırılamaz.
    Tam ohal kaldırılsın diye hükümet karar alsın .devlet istemediğinde bir kaç yerde asayış olayı olur bombalar patlar vatandaş tepkı gösterir OHAL kaldırılmaz.
    Defalarca Fransada olduğu gibi.
    Dünyada hiçbir terör eylemi devletler musade etmedığı sürece olmaz.
    Artık devletler yapmak istediklerini önce teror olayları ile kamuoyu oluşturup sonra hayata geçirirler.
    Devletler vatandaşının nefes sayısını bile istese bilir.
    Yeni dönemde devletler birbirlerinin içinde istıhbaratları ile karişiklik çikarıp menfaatlerine uygun sonuçlar almaya çalişmaktadırlar.
    Ayrıca devlet içindeki kurumlar arası mücadeledende ilk başvurulan metod yönetenlerin elını zayıflatmak için
    budur.
    Malzeme bulmak hiç de zor değildir.Algı oluşturmak için devşırılen veya seçılen denekler kimlik ve mensubiyet açısından gayeye uygun elemanlardan seçilir.
    Devlet bir kesimi yok etmek istediğinde o kesim eğer hukuk dışına çıkmıyorsa.Hukuk içinde yapamadığinı
    o kesimin içinden eleman devşirip veya istıhbarat elemanları sokup sözde o kesim adına eylem yaptırılır.
    kamu oyu suçluyu görmüştür artık.Devlet artık yokedici çarklarını çaliştırmaya uygun ortamı bulmuştur.
    Demem o ki.Hiçbir şey göründüğü gibi değildir .Herkes olaylardan aklı ve bilgisi ölçüsünde gerçeğe yaklaşabilir.
    Devlet artık OHAL in kaldırılma zamanı gelmişse kaldırilir sözcülüğü de siyasiler yapar.Devlet ülkenin bekasını nerede görürse o nu yapar.Asla duygusal değildir.
    Ekonomi bozulmasına sebep oluyorsa ve ilerde halk ı yönetmede zorlanacağını düşündüğünde OHAL ı kaldırırır.
    Böyle birşey görmüyorsa vatandaş istiyor diye kaldırmaz .zaten halkın çoğunluğu başta söylediğimiz halk değişi gibi düşünüyor ekseriyet itibari ile.
    HEP AYNI SÖZÜ SONSUZ DEFA SÖYLEMEKTEN BİKMAYACAĞİM.
    MİLLETLER LAYIK OLDUĞU İDARE İLE YÖNETİLİRLER.

    • Yorumunuza katılıyorum. Bir ülkede halkın daha iyi yaşam ve özgürlük beklentilerini ikinci plana atıp güven duygusunu birinci ihtiyaç olarak hissettirmektir asıl mesele. OHAL tek sesli medya, adalet mekanizmasının ve hak arayışı yollarının kapatılması, binlerce insanın zindan da dahil mağdur edilmesi, eğitimde, ekonomide, kütürde bir beceriksizlikten diğerine sürüklenen, zaman zaman rüşvet ve yolsuzluğa bulaşan yöneticilerin ahlaksızlıklaının kolayca gözlerden saklanması anlamına geldiği halde, halk büyük çoğunlukla OHAL uygulamasının arkasında durur. Çünkü bir beka sorunu yaşandığına inandırılmıştır. Arzu edilmeyen ve yönetici seçkinlerin kendi bekalarına bir tehdit olarak algıladıkları çatlak sesleri susturması, halkı güvenlik duygusunu esas alan bir yaşantıya ikna etmesi ne kadar sürebilir? Ben, bunun yanıtını en fazla 2, bilemediniz 3 yıl içinde olanca açıklığıyla göreceğimizi düşünüyorum. Çünkü, İnternet çağında yaşıyoruz ve insanları susturmak giderek zorlaşıyor. İki, insanlar sürekli düşmanlıktan, gerilimden yoruldular. Üç, sezgi yoluyla, kendilerini sürekli vatan millet beka retoriği ile diledikleri gibi düşünmeye kşkırtanların zenginliğini, kibrini kendilerince sorguluyorlar, en azından bir şüphe duyuyorlar. Bıkmadan usanmadan gerçekleri dile getiren “çatlak sesler” çoğaldığında, artık bu sefil retorik de iş görmez hale gelecek. O retoriğin karşılığının giderek daha çok yooksulluk, giderek daha çok sevgisizlik, giderek daha çok aldırmazlık olarak geriye döndüğünü daha çok anlayacaklar.

  26. C.B. Erdoğan son zamanlarda yanlış üstüne yanlış yapıyor.
    Artık büyü bozuldu.
    Yanlışın birini düzelteceğim derken iki yanlış daha yapıyor.
    Sebebini merak edenlere açıklayayım.
    Çünkü C.B. beraber yola çıktığı bir çok değerli insanı yolda bırakmıştır.
    Şimdi etrafı dalkavuk menfaatçi korkaklarla çevrilidir.
    Gerçekleri kendisine söyleyebilecek cesaretli insan çevresinde kalmamıştır.
    Arık yapacak bir şey yok.
    Her çıkışın bir inişi vardır.
    Bu seçimleri de kazansa bile tam anlamıyla kazanmış sayılmayacaktır.
    Çünkü bir zamanlar mağduriyetlerle beslenen Erdoğan artık herkesi mağdur eden pozisyonundadır.
    Eşit şartlar altında yapılmayan bir seçim yarışı var ve bunu herkes görüyor.
    Kör gözler bile…
    Ama bir avuç AKP seçmeni inatla görmemeye devam ediyor.
    Fetöcüler de bir zamanlar mağdur ettikleri insanları görmezden geliyorlardı.
    Cezasını topluca en ağır şekillerde ödemeye devam ediyorlar.
    Allah inanan insanların cezasını öteki tarafa bırakmıyor.
    Buradayken veriyor.
    Neden Dünya da en çok müslümanlar eziliyor sanıyorsunuz?
    AKP liler de yapılan adaletsizliklere göz yummanın cezasını ödemeden bu dünyadan göç etmeyeceklerdir diye düşünüyorum.

    • Beyefendi, ne “bu dünyadan göç etmeden”i, en çok 2, 2,5 yıl içinde onbinlerce insanı maruz bıraktıkları zulmün ve hepimizi muhattap kıldıkları ikiyüzlülüğün, soygunculuğun hesabını verecekler. 24 Haziran falan hikaye. Çürüyorlar, güç gösterisine yeltendikçe güçsüzlükleri ve korkuları daha da açığa çıkıyor. Vatan millet diye diye herkesi herkesin düşmanı haline getirdiler. Ne Nagehan Alçı, Ahmet Kekeç, A. Selvi, A. Hakan gibilerin kıvraklıkları kurtarır bunları, ne ne jöleli Bulut gibi omurgasız silahşörlerin dayılanma ve tehditleri. Göreceğiz ki, delikten sızan sular öyle kova kepçe ile dışarıya atılamadıkça, bunlar birbirlerine düşecekler, bizlere de oturup bunları ibretle seyretmek düşecek. A-Haber’le Sabah Akşam çamuruyla sıvanmaz güneş. Kim gelir, gelenler ne yapar, bunu bilemiyorum, ama çok iyi biliyorum: Gidecekler. . .

    • Bir hadis rivayet edilir ”Dünya müslümanın cehennemi veya zindanıdır ” manasında, mevzu diyenden tutun epey bir eleştiren uç tipler vardır ve gene olacaktır. Bu hadis ve benzerleri müslümanın dünyada da imanları ve vicdan, kalp selametleri neticesinde zor hadiselere karşı cennet nümun bir hayat ve kafa selameti ile yaşadıklarını red etmez ancak lüks ve ihtişamlı yaşamları kahir ekseriyetle pek yoktur, sıklıkla mağduriyet ve mazlumiyetler de çekerler yaşamlarında ancak hayırlı akıbet onlarındır manasını kuvvetlendirir. Ayrıca hadis manasında müslümanları dünyada zillet ve fakru zarurete, bir hırka bir lokmaya teşvik manası da yoktur. Ancak ne vardır müslümanlar bazı kusurlarından dolayı Rahmet ve ihsan tecellisi olarak dünyada musibet ve imtihanlar ile cezaları mahkeme-i kübraya kalmaksızın bu dünyada kusurunun bedelini öder. Çünkü malum büyük suçlar büyük ve ağır ceza mahkemelerinin bulunduğu merkezlerde görülür, küçük ve basit bazı kabahatler küçük merkezlerde hızlı ve defaten, bazen de beşeri zaaflar ve hafifletici durumlar göz önüne alınarak sonuca bağlanır. Haliyle dünyada küçük hatalarının da cezasını defaten bir musibet veya bazı hastalıklar
      ”Çünkü hastalıklar, körüğün yaktığı ateşin, demirin pasını giderdiği gibi insanoğlunun günahlarını giderir” Müslim- Birr, 53
      ile kefaretini ödeyen müslüman sıkıntıyı dünyada ve iyi amellerinin nimetini ahirette doğrudan göreceği için dünya bir nevi, mecazen müslümanın zindanı kabilinden Resul-ü Zişan (ASM) teşbihte bulunmuş ve çok güzel tebşiratı bu hadis manası ile ders vermiştir. Ehli siyasetin sebep oldukları hataların küçük hata kabilinden olmadığını, kul hakkını işmam eden meselelerin bu fasıldan kabul edilemeyeceğini üzülerek ifade etmek isterim.

    • Dunyada kim kimi eziyor goruyoruz: mesela guneydeki sevdimiz ulke, filistin halkini eziyor. Esed kendi halkini eziyor. Biz de mazlumun elinden tutup ayaga kaldiriyoruz, dunyada milli gelirine oran en fazla insani yardim organizasyonu yapan milletiz. Kim eziyormus da turkleri? Iskembeden atmak serbest nasilsa, dii mi cakma sadevatandas:)

  27. Fransa’da 32 olayda 239 kişi DEAŞ-FETÖ vs gibi ABD, İngiltere ve Mossad kurdukları terör örgütlerinin kendi oyun alanları olan ülkelerde yapmış oldukları faaliyetler ve terörizmdir. Fransa da bu 32 olayda toplam 239 kişi için OHAL ilan edildi. Türkiye’de Akara’da patlayan bombalar, Demirtaş’ın kobani katliamları sonrası OHAL ilan edilmedi. TÜRKİYE’DE ASKERİ DARBE SONRASI OHAL İLAN EDİLDİ. HEMDE KENDİ ASKERLERİNİN KURŞUNLARIYLA 242 ŞEHİT’TEN SONRA. ŞÜKÜRLER OLSUN BAŞARILI OLAMADI.YA BAŞARILI OLSAYDI NE OLURDU BİLİYOR MUSUNUZ? ONBİNLERCE, YÜZBİNLERCE ŞEHİT, ON MİLYONLARCA MAĞDUR. PEKİ EĞER FRANSA’DA ASKER DARBE YAPSAYDI NE OLURDU BİLİYORMUSUNUZ? OHALİNDE OHALİ İLAN EDİLİR BÜYÜK MEYDANLARA DAR AĞACI KURULUR, YARGILAMA MAHKEME İLE VAKİT KAYBEDİLMEZDİ. SİZİN GİBİLERE DE DEĞİL BÖYLE YAZI YAZDIRMAYI NEFES BİLE ALDIRMAZLARDI. Danışmanlardan dem vuruyorsunuz siz darbe yapan, darbe yöneten akıl hocalarına bir bakın….

    • Hay Allah 15 Temmuza “Allahın bir Lütfü” diyenin Fehmi Koru olduğunu bilmiyorduk sayenizde öğrenmiş olduk diyeceğim AMA o kelimeyi kendi kulaklarımla duydum, söyliyenide gözlerimle gördüm.
      Hadi bunlarda şeytan ruyada bana göstermiş olacağını bahane edeyim desem oda mümkün değil.
      15 Temmuz ABDde akşam saat 6 (18) Túrkiyede 16Temmuz sabahın 4 dü.
      Malum ABD başkanlik seçim yılı olduğu için buradaki eyalet senetör ve millet vekili adayları kendi seçim bölgelerinde kominiti temsilcileri ile toplantılar yapiyorladı.
      O günkü toplantida senetör ve millet vekili adaylarinin basın sözcüleri demikirasiden bahs ediyordular ve Túrkiyede ki darbe teşebbüsü nü örnek gösterirlerken önce 11. C Başkanimíz Gülün TV kanalina telefonla bağlanarak o gecenin bir felaket olduğunu söylediği raportajıni bizlere Gülün resimleri eşliğinde dinlettırdıler.
      Sonrada C Başkani Erdoğanın Allahın Lütfu ve milleti sokağa çağırmasının videoları ile birlikte göterdiler.
      Bizim bölgenin Cumhuriyeci senetörü ABD de böyle bir olay yaşanmas mümkün olmayacağını anlatırken bir bayan kendi gurubun tanıtıp şöyle bir soru sordu Erdoğanı kaat ederek “İs hi Muslim?” (Erdoğan Müsluman mí” Konuşmacı “I think so” (zannadersem) o bayan Gülün Müslüman olmadığıni zanederk Müslüman lar felaketlere için seviniyorlar Gülü kast ederek Müslüman olmiyanlarda ölenlere aciyorlar gibi bir şeyler söyledi.
      Tabi ben orada o kadına ve onun gibi düşunenlere gereğen cevabi verdim.
      Şimdi size o kadın ve onun gibi düşünenlere karşi siz Erdoğan’ın hangi özelliğini savunursunuz.
      15 Temmuz sayin Gülün dediği gibi (çalışkan, devletini, milletini, ve ülkesini seven günahsiz ve suçsuz mahsun insanlar) için velaket olurken.
      Erdoğan içinde o insanların mallrına canlarına kast edip (kendi dalkavuklari hariç) kos kocaman bir ulkeyi yok etme planini uygulaması için ona firsat verdiiğinden dolayi tabiki ona göre Allahı bir Lütfü olmuştur.
      15 Temmuz Türk halkina ve Türkiyeye yapılmıştır gelmiş geçmiş darbelerin içinde en başarılı felaketlerin başınıda gelen 15 Temmuz darbesi dir.tecbit pilavi gibi kendinizin sučunu bebeklere atarak elinizle dilinizle işledığiniz suçların cezasınnı bu dünyaya ait olan kısmını çekmeden kurtaramiyacaksınız.
      Siz ve zizn gibi olmiyanlar terörist! Sizlerde vatan perver oylemi? Yoksa parazitmi? Buna siz değil dost doğu eğilip bükülmeyen insanlar karar verir sizler değil

      • 15 temmuz yaradanin bize en buyuk lutfudur! Irkimiza yakisan bir direnisle dunyanin 5ten buyuk oldugunu dosta dusmana gostermedik mi? Avcinin ne kadar hilesi varsa tilki de o kadar yol bilir! Gokten ne yagar ki yer kabul etmez nurdan?

      • NUrdan hanım çok zeki Olmaya gerek yok bu darbe girişiminden kim karlı çıktı ise darbeyi yapan planlayan bunlardır. bir yerde faili meçhul varsa bu fiilden direk kim nemalanıyorsa faili odur. bu Aristo mantığıdır ve polislerin çok kullandığı bir metot dur

    • Insallah idam cezasi geri gelir, hem de abd usulu elektriklisinden. Hashasi beslemek istemiyoruz. Elektrigi masrafi neyse oderiz, her yanda hidroelektrik santarllerimiz var nasilsa:) idam cezasini unutmadik, umarim buyuklerimiz de unutmazlar!

  28. İstanbul ve Güney-Doğu’daki oyların ve insanların selameti için OHAL’ e Haklı olarak ihtiyaç duyuluyor, kanısındayım. Örnek mi istiyorsunuz : Celal Doğan gecenin 1.00’nde seçimi kaybettiğini ağlıyarak öğrendiği saatten sonra, OY SAYIMI üç gün sürdürülerek ve içeri kimse sokulmıyarak G.Antep Belediye Başkanlığını kazanmıştı. R. Tayyip Erdoğan’a da, aynı surette, Beyoğlu Belediye Başkanlığı kaybettirilmişti. Daha, nice, yakın şahidi olduğumuz olaylar biliyoruz. Bakan, Moğultay zamanında, İdari HAKİMLİĞİ 1. olarak kazanan genç – işe başlamak için Adalet Bakanlığı İnsan Kaynakları Bölümüne, daha, adımını atarken küfürlerle kapıdan kovulmuştu. Maliye Müfettişi İmtihanını 1. likle kazanan genç Karadeniz, gene, apar-topar Bakanlıktan kovulmuştu. Daha çok olay sayabilirim. Bunlar, anlaşılacağı üzere ÖZGÜRLÜK sevdalısı CHP ve HDP mensublarınca yapılmış işlemlerdir. Bunların peşinden de Masonlar gelir. CHP-MSP ‘nin mutabakatı (anlaşması) ile Muhsin Batur Cumhurbaşkanı seçilecekken masonların ayak oyunu ve “sözden dönmesi” ile 5 oy farkla seçimi kaybetmişti. Türkiye’de (ve belki dünya’da da) çok şerefsiz insan KALİTESİ mevcut. Dürüst insanlar bilgili olmadıkça, dinlerine iyi VAKIF olmadıkça (öğrenip, yaşamadıkça) ve Mert olmadıkça bu alçaklıkların önü alınamaz. Aliya İzzet Begoviç gibi, faziletli, yürekli, düşmanına benzemiyen, vicdanlı, EVLAT yetiştirmeliyiz. İlla ilim, illa irfan. VİCDANIN SESİ; ADALETİN MÜJDECİSİDİR.

    • Mehmet Moğultay yahut Seyfi Oktay ın adalet bakanı olduğunda ki röpörtajı kulaklarımdadır hala gitmez. Çümle aynen şuydu “Ne yani adalet bakanlığındaki kadroları MHP lilere mi bıraksaydım” o yüzden kimse CHP adildir adaletlidir demesin dünkü adamlar aynı yerde oturuyorlar değiştiklerine dair tek ibare camiye gidip namaz kılmaları ve mitinglerde yerine bölgesine göre kuran dinletmeleri bazen de ezan dolayısıyıla kounşmaya ara vermeleri. Tabiki o da sahte takiyyenin dibine vuruyorlar.

    • Memleketi cigeri bes para etmez adamlar yillarca guya yonetti, daha hala masonlar masonlar diye soylenip duruyorlar! Yahu masonlarin kime ne zarari olmus, turk mason locasi cok sukur milletiyle dayanisma icersindedir. Feto ve zombilerinin vatana ihanetini gormeyen goz masondan ne ister ki?

    • Demekki onlar Erdoğanda dsha merhsmetli daha adalrtliyimişler. Hiç değilse kimseyi terörist ilan edip malına müküne el koyarak kendilerinide zındanlara tıkmamışlar.

  29. İki Yönetim Biçimi
    Kur’an’da birbiri ile çatışan hükümler vardır. Usulcüler bu durumda ayetlerin hükümlerini değişik şartlara uygularlar. Bu iki uygulama Mekke ve Medine dönemleridir. Yani İslam iktidarda değilken uygulanan hükümler, İslam ahkamının uygulandığı ülkelerdeki hükümlerden farklıdır. Diğer uygulama şartları savaş ve barış durumlarıdır. Savaş alanı (darı harb) barış alanı (darı İslam) da farklıdır.
    Ayetlerde nesih yoktur ama şartlara göre farklı ayetlerin uygulanması vardır. Medine ayetleri bazen Mekke ayetlerini nesh etmiş gibi görünür. Bir başka farklı uygulama da geçiş zamanlarında farklı hükümlerin uygulanmasıdır. Hiçbir şey bir manada olmaz. Mühendisleri meşgul eden geçişlerdir. Yöneticiler devrimi kolay yapamıyorlar. Asırlar sonra bile sonuç alınamıyor.
    Sıkı yönetim kuralları vardır. Komutan bütün yetkileri eline alır ve sonra da ona bir şey sorulmaz. Yani bölge veya ülke askeri düzene tabi tutulur. Askeri düzeni tekrar hatırlayalım.
    a) Askeri düzende kuvvetli kim ise haklı odur. Hukuk düzeninde haklı kim ise kuvvetli odur.
    b) Askeri düzende emirler uygulanır, hukuk düzeninde kurallar uygulanır.
    c) Askeri düzende kişiler sonuçtan sorumludur, hukuk düzeninde ise kişiler davranışlardan sorumludur.
    d) Askeri düzende sorumluluk ortaktır. Hukuk düzeninde sorumluluk şahsidir.
    Hukuk düzeni kendisini koruyamadığı zaman geçici olarak askeri düzene geçilir. Bütün bu yasalar vardır. Kur’an’da da hükümleri vardır. Her iki sistem kendi durumlarında başarılı olur. OHAL’in belli kuralları yoktur. OHAL demek belirsizlik, yetkisizlik, sorumsuzluk, kuralsızlık yani devletin yıkılması için ortam hazırlamak demektir. Çünkü her iki düzen bir arada uygulanamaz. Ya kurallara uyarsın ya da emre itaat edersin. Ara bir davranış yoktur. Ya hakimleri emrine alırsın yahut hakimlerin emrine girersin. Ara çözüm yoktur.
    Biz OHAL’in varlığına baştan karşıyız. Erdoğan seçimi kazanmak istiyorsa, kesin cümlelerle vaatlerde bulunmalıdır.
    1) OHAL ilk kararname ile kaldırılmalıdır.
    2) Erdoğan Parti başkanlığından istifa etmelidir.
    3)Bloklaşmalarda Türkiye’ye saldıran olmazsa tarafsız kalınmalıdır. Komşuların iç işlerine karışılmamalıdır.
    “Biz Suriye topraklarında geçici olarak güveni sağlıyoruz. Suriye’nin elinde olan topraklara giriyoruz.” Denmelidir.
    4)Siyasi partilerin atayacakları ilim adamlarına danışılarak kararlar alınmalıdır. Başkan istişare sonunda karar almalıdır.
    5)Kapalı toplantılar ancak askeri karargâhlarda yapılmalıdır. Hukuk düzeninde her şey aşikâr olmalıdır.

  30. bu yandaşlar, insanların acı çekmesinden zevk alan sadistler gibiler. adalet bunlarda allerji oluşturuyor. bütün özgürlük ve adalet isteyenleri fetöcülükle suçluyorlar. Fakat fetöcüler ne kadar ahlaksızsa kendilerinin de ahlaksızlıkta fetöcülerle eşit olduklarını bize unutturmaya çalışıyorlar. Ancak yandaşlar dışındaki herkesin fetöcülerle yandaşların eşit derecede ahlaksız olduklarını unutmayacalarını akıllarından geçirmiyor. fetöcüleri suçlayınca kendi ahlaksızlıkları temizlediklerini zannediyorlar. mahkemeleri fetö ile birlikte emirle karar verir hale birlikte getirdiklerini unutuyorlar. bütün kurumlara fetö ile birlikte yandaşlarını yerleştirdiklerini örtbas etmeye çalışıyorlar. “canım fetö daha önceden de devletin içinde vardı” diyorlark. Onların mahkemelerinin savcıları olduklarını bize unutturmaya çalışıyorlar. devleti birlikte pay pay ettiklerini, fetöyü üst düzey konumla kendilerinin getirdiğini gizlemeye uğraşıyorlar. fakat biz bunları biliyoruz. bunlar “fetöcüler…” diye başladıklarında yandaşlar ile fetöcüler birlikte aklıma geliyor ve her ikisinin de insanlıktan ne kadar uzak olabildiklerini hatırlayıp bunlarla aynı havayı soluduğum için kahroluyorum. hırsızlıkların, soyğunların, devleti pay pay etmenin, mahkemelerden istedikleri kararları çıkarttırmanın suçunu sadece fetönün üzerine atarak temize çıktıklarını zannediyorlar. fakat hergün yaptıkları ile fetö ile işledikleri suçlara ilave yeni suç işlemekten de geri durmuyorlar.

      • bernar bey, hafızamızı tazeliyorsunuz. aynı zamanda hakikaten son zamandaki nadir eğlencelerimden bir tanesi oldu bunları izlemek. tekrar teşekkür ederim videolar için.

      • bu tür videoların yanında, akplilerin mitingleri, incenin makarası bir de bazı yazarların köşe yazıları müthiş eğlenceli oluyor.
        Bu konuda sözcüde yılmaz özdilin yazıları da bana çok eğlenceli geliyor. Gülmek isterseniz, en azından gülümsemek isterseniz tavsiye ederim.
        Mesela “son anket sonuçlarını açıklıyorum” başlıklı yazısı, esprisinin yanısıra, akpnin gerçek durumuna farklı bir noktadan yaklaşımı da içeriyor. Bir bölümünü aşağıya alıyorum.
        “Bakın lütfen dikkat edin… “Adeta İstiklal Savaşı yaşıyoruz, güçlü Türkiye için evet diyorum” diyen yalaka şeytan hiç ortalıkta görünmüyor. Murat Boz filan, toz.

        *

        Seda Sayan Eyüp belediyesinin iftar çadırında iftar verirdi, Orhan Gencebay Fatih belediyesinin iftar çadırında iftar verirdi, Hülya Avşar üç bin kişiye iftar verirdi, Sibel Can beş bin kişiye iftar verirdi, Bülent Ersoy, İbrahim Tatlıses, Ajda Pekkan, Mahsun Kırmızıgül, Alişan, Yıldız Tilbe, gazino gibiydi Akp’li belediyelerin iftar çadırları… O akşamki iftarın faturasını ödeyen dinibütün sanatçımız, ana haber bültenlerinin canlı yayın kameraları eşliğinde huşu içinde Kur’an dinliyor, ezanın okunmasıyla birlikte hurmayla oruç açıyor, kendi elleriyle çorba dağıtıyordu. E bakıyoruz bu sene nerdeyse Ramazan bitiyor, henüz iftar veren şarkıcı yok! Akp’li belediyelerin iftar çadırları mı kaldırıldı, yoksa sanat dünyamızın maneviyatı mı azaldı?”
        “Sadece miting alanlarında değil, etrafını sarıp sarmalayan yalakalarda da tenhalık var.”
        biraz tebessüm isterseniz. aynı zamanda da akpnin durumuna değişik bir bakış. o yönüyle de dikkatimi çekti. gerçekten de eskiden akpye desteğini belirtmek için sıraya girenler şimdi iftar çadırlarından bile uzak duruyorlar.
        Uyanık “şeytan” ve uyanık sanatçılar TAMAM’ı kavramış görünüyorlar.

        • Yani, “Fareler birer ikişer gemiden inmeye, yol yakınken çaktırmadan uzamaya başladılar diyorsunuz. . .” E doğru söze ne denir, Hamza Bey! 🙂

          • evet. bu işin doğası bu. yağcılar, ne zaman gemiyi terketmek gerektiğini iyi bilirler.

    • Hamza, sen ve senin gibi basina kadin corabi gecirmis numaraci feto muhiplerine tek sozum: saklandiginiz deliklerden sakin disari cikmayin! Minik ucak alici kus gibi dolaniyor havada:) nihayet inlerinize sihalarin gudumlu mermisi dolana kadar bekliiceksiniz…

      • senin kollarınla beynin arasındaki mesafe çok mu uzak yoksa aslında normal fakat kullanacak pekbirşey yok mu?
        H. gayret! burda sivrisinek etkisinin ötesinde mantıklı bir yorumunu göremedim. hangi durum geçerli. kullanacağın beynin yok mu yoksa var ama parmakların ile beynin arasındaki mesafe çok uzun bu nedenle beyninden parmaklara komut gelene kadar parmakların kafasına göre mi takılıyor?

        • Bence çok dert etmeyin, Hamza Bey. “Vallahi ben çıkıp gelirim!” demiyor ki. “İnlerinize silahların güdümlü mermisini dolduracağız” diyor. Siz hangisini tercih edersiniz bilemiyorum, ama vallahi güdümlü mermiye katlanılır, bu beş yaşında çocuk aklına sahip yanlız ve mutsuz ihtiyara katlanılmaz” O vıcık vıcık küfürbaz ağzıyla önünüzde buluverdiğinizi düşleyin bir an -vallahi güdümlü mermi yeğdir!

  31. Fransadaki terör olayıyla bizimkini karşılaştırmak biraz art niyetlilik gibime geliyor
    Fransada ki terör olayı yani ohal ilan edilecek derecedemi bakmak gerek onların yaşadığı terör saldırısını biz 40 yıldır yaşıyoruz o zaman bizde 40 yıldır ohal olması lazım deyilmi
    Şaşırdığım konu şu yazar hangi konu olursa olsun hep avrupa ve Abd den örnekler veriyor sanki onların karneleri çok iyimiş gibi bu dünyadaki gariban ülkeleri biz mi işkal edip köle yaptık şu an dünyadaki olan olumsuzluklar mesela fransanın suriyede işi ne cezayirde işi neydi oralardaki kanların namusların hesabını verdilermiki hak ve huku onlarda alalım şuan avrupada yaşayan müslümanlar a yapılan lar aşikar camilerimiz kapatiliyiyor. hanı özgürlük hanı adalet adalet dediğin kavram kendin için deyil başkaları içindir sen adaletsizlik yaparsan daha sonra sende o adaletsizliğe uğrarsın malesef bu ülkede malum yapıda ve onun yandaşlarda diyer insanlara adaletsizlik yapılırken sesiz sedasız duruyor ve görmemezlikten geliyorlardı çünkü o an itibariyle orada çıkar vardı menfat vardı ve bu kervan böyle gidecek zannediyorlardı haksızlık hat safaya ulaşınca gayretullaha ağır geldi ve Yüce Allah şaşırttı bencilleştiler ve buradaki garibanları ateşe atıp ahlaksizca kaçtılar
    Eğer şuan haksızlık hukuksuzluk yapan varsa illaki vardır aynı akıbete ugrayacaklarindan hiç bir şüpheniz olmasın
    Hani bir söz vardır Hak bela yazmaz kül azmadıkça diye

    Artık kendimize gelelim ve elimizi iki başımızın arasına alalım biraz düşünelim nerde hata yaptık hep hatalı başkalarımı?
    Haksız hukuksuz ülkeleri örnek vermektense vaz geçelim Allahın adaletinden ve onun kitabı kuran ve peygamberi varken başka yollar aramayalım örnek vereceksek ondan verelim
    Bakin Ramazan eldi gidiyor siyasete kurban ettik bu güzel ayı
    Bu günde keşke bu köşeyi buna ayirsaydiniz kendinizi siyasete angaje etmişiniz

    Allah yardımcımız olsun

  32. sn fehmi koru ohal olması bak beni ilgilendirmiyor neden bizim çocuklarda yurtlarda kaldı ama biz hiçbir zaman irademizi onlara teslim etmedik 17-25 aralık opersayonları yapıdığında devletimizin yanında durduksenin gibi pelsinvanya ya biat etmedik.elbette bazı hatalar yapılıyor bazen bu hataları bizzat devletin içinde var.

    • Demkki sizde Riza Zaraf rüşvetlerinden pay almiş olmanız kurtarmiş.
      17/25 Aralik Dünyada tescillend siz daha onun mağduriyetini oyniyorsunuz.
      Valizlerle kaçak dolarları ABD ye Rızanin ötmesini önlemek için rüşvet olarak vermeside onun ötmesini engelliyemedı.
      Neyise ben iki sene önce o dolarla kimin tarafından sokuluğunu yazan yazarın yazısının orjinalının bulunduğu sitenin adresini buraya yazarım sizde okursunuz.

      • senin nekadar siyasi bilgin var bilmiyorum ama yazdıklarına bakılırsa bır şey bilme3diğin açık bız hıç bır zaman 17-25 arlık olaylarında rusvet alınmamıstır ve ya alınmıstır demedik polis operasyon yaparken öncelıkle en yuksek muki amırıne bıldrmek zorundadır eyer bıldıomediyse suçludur.ozanaki valıler kım bak.ayrıca bırbırlerıyle alakası olmayan butun 3 olay aynı anda yapılmaz boyle bır olayın patlak verdiğinde milletin gorduğu zarrarı bılıyonmu tek seferde vuralım darbeyi yerel seçimleri tayyip kaybetsin dediniz ama Allah buyuktur

  33. Sayin koru
    Fransiz halkiyla Türk halkini karsilastirmak bence iki farkli meyve türü gibi bir sey.
    bizde millet ekonomik sikınti cekerken cahilken hep susar.
    Fransada mesela politikaci yanlis yapsin ciftciler ayaklanir
    yollari kapatir protesto edet gerekirse süt döker yollara vs vs.

    bizde biraz fikir yürüt tirpanlaniyorsun hemen…

  34. Sıradışı, mantıksız şeylere inanasım gelmiyor, ve hayret ediyorum. Ayyıldızın yazdıkları ülkedeki adaletin ne seviyelerde olduğunun bir göstergesi değil de nedir? Bu ne Türk adaletine ne de Osmanlı adaletine sığmaz. Keşke bir yardımımız dokunabilse diye düşünürken aklıma şu geldi.

    Sayın Ayyıldız, suça karışmış bir durumunuz yoksa, aile olarak işsiz kaldıysanız ve başka hiçbir çareniz kalmadıysa yurtdışını deneyin. Yetişmiş eğitimli insanları yabancı ülkeler göçmen olarak veya insan hakları adına mülteci olarak alabiliyor. İnternette çok bilgi vardır bulursunuz. Yurtdışındaki kültür derneklerinin bu konuda yardımcı olmaları gerekir. Bu işlere bakan avukatlık büroları da olabilir.

    Yabancı ülkeler arasında ABD, Türkiyeden müracatlara özellikle şans ve öncelik vermeli, çünkü Pensilvanyadakini koruyan ABD ve o yüzden Türkiye’de binlerce insanı mağdur ettiklerini kabul etmeleri gerekir. Amerikada bu işle ilgilenebilecek, uluslararası adalet işlerine bakan tanınmış avukatlar olabilir. ABD’nin yarattığı büyük mağduriyetten dolayı ABD’ye CIA’ya dava dahi açılabilirler. Kanunlarının insan haklarıyla ilgili esnekliğini neyin ne kadar mümkün olabileceğini en iyi bilen avukatlardır. ABD’deki Türk asıllı avukatlar vasıtasıyla bu işler için ilk bilgilere ulaşmak mümkündür sanıyorum. Tazminat davası açılır ve avukatlar böyle kritik davaları kazanırsa tazminatın %25-30 kadar kısmını kendilerine dava ücreti olarak alıyorlarmış. Bunu güvenilir bir kaynaktan duymuştum. Bazen basında okuyoruz, öyle usta profesyonel avukatlar var ki olmayacak gibi görünen davaları dahi kazanabiliyorlar. Çünkü işin içinde insan haklarına hizmet etmenin ötesinde kendilerine de yüklü miktarda para var. Allah yardımcınız olsun (suçsuz iseniz er geç olur, ona inancı hiçbir zaman kaybetmemek çok önemli). Belli ki Bayram havasında bir ruh ve morale sahip değilsiniz, yine de sizin ve bu vesileyle bütün okur ve yorumcuların Ramazan Bayramı mübarek olsun. Saygılarımla.

    • Teşekkürler…Bakınız hakkında adli idari bir soruşturma yok.Ben çalıştığı her okulda marka değeri projeler öğreten Türkçe sevdalısı ülke sevdalısı bir öğretmenim.Başka ülkeye gitmeyi düşünmedim değil ancak KHK ile atılan hiçkimse yurt dışına çıkamıyor…

    • Tövbe etmelisin bernar tevbe etmelisin…
      ANAVATAN ABDye tevbe-i istiğfarda bulunmalısın
      Bu kişiler -en azından bazıları- gerçekten- azılı “Türkiye haini” olabilirler ammaaaaa
      ANAVATAN ABD için asla ve asla böyle HAİNce düşüncelere sahip olamazlar; akıllarına bile getiremezler…
      Allah’a ve Türkiye’ye ihanet hiç sorun değil de; ANAVATAN ABD ye …???
      Kalıbımı basarım hiçbiri bu kadar büyük bir gaflet ve dalalet içinde olamaz.

      Gerçekler bir yana; akan makyajını tazelemeye uğraşırken hayli güldürdün beni akşam akşam bernar.

    • Sisme bot denemis mi bi soraydin, meric nehrinden ya da yunan adalari falan hani. Ordan sonra kolay zaten ver elini almanya:) yalniz dikkat edin sirt cantalariniza o kadar doviz doldurmayin! Hem piyasada dolari yukseltiyorsunuz hem allah etmesin suyun dibini boylarsiniz:)

  35. Türkiyede toplum hasta. Ruh hali vahim. Fetö diye diye eli kalem tutan mürekkep yalamis elit bir kesimi kazidilar. heryerde bosluklari hissediliyor. gecen göz muayenesine gittim. poliklinikte bir hoca 1 asistan kalmis hasta sayisi en az 70 kisi hemde aksamin 19.50sinde. daha cok örnekleri var.
    aldatildik diyen c.baskani bu kadar ailenin vebalini nasil katlanir
    zor hemde cok zor.

    • Kazımaya çalışıyorlar, diyelim Hüseyin Bey. Özgür düşünce, adalet duygusu, sağduyu sakız gibi bir şey değil ki kazıyarak kestirip atılabilsin. Hasta, hastalığının farkına daha çok varıyor hastalık emareleri birbiri ardına sökün ettikçe. 21. yüzyılda da ülkemiz pekala atlatılabilir bir hastalığı başından atıp yürüyüp gidebilir.

    • Ee, dogrudur huseyin bey, adam yillarca calinti cevaplarla ogrenim gormus general olmus, hakim olmus, savci olmus, bi sumuklu psikopatin emirlerini dinliyor ve kendi halkina karsi f16lardan bombalar yagdiriyor. Bunlar hasta degil de nedir ki? Ha size de tavsiyem, hemen en yakin ozel ya da resmi bi saglik kurulusuna gidin (sehir hastanesi acildiysa o da olur) ucretsiz olarak muayenenizi olun ve eczaneden bedava ilaclarinizi alin. Allahtan korkun emi…

  36. Fehmi Bey,
    Fransızlarla, Türk Milletini aynı kefeye koymuş,dolayısıyla vereceği tepki de aynı olacak sanıyor,Türkiye’deki olumsuzluklar bir Fransız aklıyla çözülebilecek gibi değil, çok daha girift ve sancılı
    hem demiyorlar mıydı büyüklerimiz bize batı tipi demokrasi fazla diye,
    o halde batı demokrasilerindeki toplumlar gibi tepki vermemiz de beklenmemeli.

  37. Fransa’daki OHAL gerekçesi ile bizdeki OHAL gerekçesini kıyaslamak hiç ama hiç mümkün değil.Fransa’da bir terör saldırısı oluyor ve 130 kişi ölüyor.Olay bundan ibaret.Saldırıda bulunanlar ya bir kaç sapık,ya da bir örgütçük.Nitekim
    ABD’de bir cani otelin penceresinden aşağıdaki kalabalığa ateş açtı 70-80 kişi
    öldü,ABD OHAL falan ilan etmedi.Böyle
    bir olay bizde olsaydı da OHAL’e ihtiyaç duyulmazdı.

    Pekiyi bizde ne oldu?Bizde devasa bir örgüt,orduyu ele geçirmiş.Ordunun uçakları ile meclisi bombalamış.Gene uçaklar ile polis özel harekat mermezini
    bombalayıp 50 polisimizi şehit etmiş.
    Sokaklarda halkın üzerine ordunun tanklarını sürmüş,vatandaşları ezmiş,
    sakat bırakmış.Orduya ait gemileri harekete geçirmiş.Genelkurmay başkanını
    rehin almış.Cumhurbaşkanı ölümden kıl
    payı kurtulmuş.Emniyeti,yargıyı ele geçirmiş.Sızmadığı devlet kurumu kalmamış.

    İmdi,Fransa’daki durum ile bizdekini nasıl
    karşılaştırıp da aynı sonuca varacağız?

    Mağduriyet mi dediniz?Fetö bu milletin tamamını mağdur etti.Özellikle de 250
    şehidi ve yakınlarını,2000’den fazla gaziyi.
    Mağdur deyince ilk akla gelmesi gereken bunlardır.

    Esasen ben mağdur oldum,işten atıldım diyenleri mağdur eden de Fetödür.Mağdur olanlar öfkelerini,lanetlerini ilk önce Fetöye yöneltmek zorundadırlar.Bütün bunlar sizin yüzünüzden başıma geldi demek durumundadırlar.Mağdur
    oldum diyenlerin çok büyük bir kısmı hala
    örgüte toz kondurmuyor.

    Bu kadar devasa boyutlu bir olayda bir
    takım yanlışlıklar da yapılabilir.Önemli
    olan farkına varıldığında hatayı düzeltmek.

    • Merhaba,
      Çok haklısınız.Tepede bir yerde bir savaş verildi Fetö ile Devletimiz arasında.Ama ben ne suçum var.İnsanın tuttuğu takımın başkanı şike yaptı diye,o takıma Gönül vermiş herkesi lanetlemek,al aşağı etmek,işinden gücünden etmek ve bunlara seyirci kalmak Ne kadar vicdani?
      Allah Fetönün bu işi başımıza getiren örgüt üyelerinin belasını versin.
      Ben devlerin her ay aidatını verdiği bir sendikaya üye olmuştum kaldi ki sendikadan daha sonra ayrılmıştım….
      Elbette ki ülkemiz milletimiz büyük bir facia yaşadı.250 şehidin ailesinin yaşamı hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak.Ama ben yapmadım ki ben destek olmadım ki benim teröristlikle ne ilgim olabilir.Ben bir öğretmen ben bir anneyim sadece…Ne olur vicdan gözünden bakın…

      • sayın ayyıldız! bir yandaştan vicdan talep ediyorsunuz. senin hikayen gibi kaç tane hikayeyi okuyup “oh olsun” diyorlar bilmiyormusunuz? insanlık bunlarda kalmamış. insanlık kalmayanlardan vicdan talep ediyorsunuz. bırakın böylelerine değer vermeyi. bunlar da en az fetöcüler kadar değersizler, insanlıktan uzaklar.

      • sayın Ayyıldız,
        ne yandaşların büyük kısmı hikayeleri okuyup oh olsun diyenlerden olurlar ne de muhaliflerin büyük kısmı hamza bey gibi öfkeli olurlar. canı yanan kimsenin ihtiyacı olan duygusal şiddet değildir. ortada kimsenin zarar görmesini istemeyen ve onlar için dua eden çalışan büyük bir kitle var.
        masum hiç kimsenin ahı yerde kalmaz
        buğday eken ise arpa biçmez…
        bu günler geçer hem maddi hem manevi karşılığını alırsınız inşallah.
        ne dem bakidir ne gam bakidir.

        • didem hanım, yanlış kişiyle tartışıyorsunuz. anlaşılan önceki tartışmalarınızdan doğru sonuç çıkaramamışınız.
          bu sayfadaki yandaşların yazıları bile size “ayıp ayıp, yalan söylemeyin” diyor.
          Meşhur yandaşlardan YANDAŞ BEKİR’in dünkü yazısından bir alıntı yayınlıyorum:
          “Gelelim zurnanın zırt dediği yere:İktidar bunun bir örgüt olduğunun farkına varır
          varmaz,amansız bir mücadele başlattı;
          milletten özür diledi.İktidarın örgüte savaş açtığı andan itibaren siyasi muhalefet
          bu örgütle dirsek temasına geçerek ortak
          çalışmaya başladı.Şimdi bu tavrın hangisi
          daha dürüstçe ve ahlakidir?”
          -Yandaş bekirin tasdik ettiği amansız mücadelede 100 bin aile, kundaktaki bebekleri ile birlikte mağdur edildi. Bu zulümleri de buna benzer cümlelerle, siz de dahil savundunuz.
          ayrıca YANDAŞ BEKİR, aşağıda yeni yorumunda benim hdpli olduğumu yazmış. bu bile size “yalancı” diyor.
          İsterseniz başkalarını da yazabilirim buraya. ancak yorumları okuyanlar, gazeteleri okuyanlar, reisinizi dinleyenler, akplilerin açıklamalarını dinleyenler, zaten bunları biliyor. herkesin bildiği birşeyi inkar edebilmek de size yakışıyor doğrusu.
          öfke konusuna gelince: ülkeyi mahvetmişiniz, ülkede 100 bin aileye zulüm etmişiniz. ülkeden insanlar kaçar duruma gelmiş. insanlar sizinle aynı havayı solumaktan zül duyar olmuşlar. ülkede beka sorunu ortaya çıkmış. yarın evimizi geçindirip geçindiremeyeceğimizin kaygısını taşıyoruz. benim öfkem, sizin neden olduğunuz pisliklerin yanında hiç kalır.
          YANDAŞ BEKİR! sana gelince, yukarda senin yorumun nasıl bir mahlukat olduğunu açıkca ortaya koyuyor. Ayrıca da ben ne hdpli, ne chpliyim. kafan hep yandaşlık konusunda çalıştığı için normal bir durumu değerlendirecek mantığın da olmuyor.
          Yorumlarımı okumamışın ya da zekan yetişmemiş anlamaya. oysa ben kişilerin ya da siyasi partilerin değil, sistemin kurtuluş olacağını, iyi sistemin iyilik, kötü sistemin ise kötülük getireceğini defalarca yazdım. benim bu yazdıklarımı okuyan herhangi bir lise talebesi bile benim, hdpnin ya da chpnin bu ülkeyi kurtaramayacağıma inandığımı bilir. Ancak yandaşlık, anaokulu düzeyi mantık gerektirdiği için anlamamışın belli ki.
          İnsanlara hdpli, chpli, fetöcü demeniz zaten nasıl insanlıktan,vicdandan, ahlaktan, dinden, imandan uzak olduğunuzun yeni bir ispatından başka birşey değil.
          HDP’li yorumunuzu iftiracılığınıza mı yoksa zeka düzeyinize mi yoralım?
          siz 100 bin aileyi de, silah sıkmadığı halde lince uğrayan 18 yaşındaki çocukların lincini de aynı ahlak düzeyiniz ile savunuyorsunuz.
          Ben olsaydım, didem hanıma, bu yorumu yazarak (en açzından

          • Belli ki öfkeyle ne savunduğunun farkında değilsin. Sistem dediğini insanlar kurgular insanlar işletirler.
            Aklında kimse yoksa çok yazık doğrusu. Uzun zaman daha sağa sola öfkelenir durur arada video seyreder keyiflenirsin.
            Fetö mağdurlarına oh olsun denildiğini düşünen zihniyete cevabım bilakis bu durumun sizleri daha mutlu ettiğidir İnsanların acısını duygusal şiddet malzemesi yapan halini soracağı yerde söze iktidara öfke kusarak başlayanlar insanların acılarını suistimal aracı görürler. Derdini anliyorsan önce Bir geçmiş olsun demeyi dene. Bi acısını paylaş. Sonra istediğin gibi öfke kusarsın bir de insanlıktan bahsediyorsun şaşılası bir şey.
            Bunun dışında zanların ve hezeyanların ne düşündüğün yorumlardan ne anladığın neyi suçladığın senin sorunun ben
            her zamanki gibi hakaret etme hakkımı kullanmıyorum.
            İyi bayramlar Hamza bey.

          • didem hanım sağa sola öfkelenmiyorum.
            insanlıktan çıkmış yandaşlara öfkeleniyorum. insanlara zülmü savun sonra da “geçmiş olsun” demek tam bir soğukkanlı katil davranışı. size de çok yakışıyor doğrusu.

          • Benim size son sözüm insan insana aynadır sorun dilinizde değil Hamza bey. Testi sadece içindekini sızdırır.

        • didem hanım, bakın yandaş necibin dünkü yorumundan alıntı. yandaş necipte size “yalancı” diyor.
          “Hele hele bir taraf eski ile ilişkisinden dolayı özeleştiri yapıp, milletinden de özür dilediyse.. Ve eski hatalarını düzeltmek için elinden gelen çabayı gösteriyor, gerekli mücadeleyi gösteriyorsa.”
          niyeyse yandaş bekire, bu özeleştirinin reis için, akpliler için geçerli olup, sıradan insanlar için geçerli olmamasını sormuyorsunuz. Dürüst olun biraz.
          “ben akpnin yanlışları olduğunu da kabul ediyorum…” noktasından dönüşümünüzü tamamlasanız iyi olur. çünkü bu aşamadan sonra, akp yandaşlığınız durumunda sizin değeriniz de bunlardan daha yukarda olmayacaktır.
          Yandaş yorumlarından daha ister misiniz? mutfakta epey var.
          gerçi bunlardan birkaç tanesi benim midemi bulandırıyor ama sizde maşallah iyi mide var. taşı bile öğütüyorsunuz.

          • didem hanım, kendinizi de sağ sol olarak tanımlamışınız bu ara.
            Yürürken sola dönmeniz gerektiğinde de, sağa dönmeniz gerektiğinde hep aynı yere dönüyorsunuz muhtemelen. Onun için benim öfkemi “sağa sola” olarak yorumlamanız normal.

          • Didem hanım, herne kadar zaman zaman sivri dilim olsa da yandaşlar içinde tartışmaktan zevk aldığım tek kişinin siz olduğunu da söylemem lazım.
            Diğerleri deyim yerindeyse, artık mantıklı şeyler yazmayı gerektirecek düzeyde mantık sahibi bile değiller.
            bu arada “sistemleri insanlar kurar” diye sistem vurgumu küçümsemişiniz. sistemleri insanlar kurar ama insanlar sistemleri kurmayabilir de ya da kötü sistemler de kurabilir. ayrıca hukuku da insanlar katleder, adaletsizliği de insanlar sistemleştirir. Yani “sistemleri insanlar kurar” demenin hiçbir mantığı yoktur.
            Tabii ki sistemnleri insanlar kurar, uzaylılar kuracak değil. önemli olan iyi şeyleri teşvik edecek, adaleti sağlayacak, hak ve hukuku sağlayacak, insan haklarına önem verecek sistem mi kurmak istiyoruz, yoksa sürekli insanlara zülüm getiren, acı getiren, adaletsizlik getiren sistemler mi kuracağız, ya da keyfi yönetim ki kuracağız.
            Ben iyilik, adalet üzerine sistem kurmaktan bahsediyorum. eğer o sistemi kurabilirsek, benim kimseye “geçmiş olsun” demem gerekmeyecek, kimsenin de benim “geçmiş olsun”uma muhtaçlığı kalmayacak. Birilerinin, başkalarının iyiliğine muhtaç olması kötü bir durumdur.
            ben kimse bir başkasının vicdanına muhtaç olmasın istiyorum.

          • o taraftan özeleştiri yapan mı var da affedilmedi.gösterin de bağrımıza basalım…Nasrettin hocanın deyişiyle ;Hırsızın hiç mi kabahati yok..

        • “Başınıza gelenler, kendi ellerinizle yaptığınızdandır; başınıza gelenler iki elinizle yaptığınız sebebiyledir…” şeklinde ayetler vardır.
          Cümledeki ifade mutlaktır. Başa gelen iyilik de, kötülük de hep kendi elimizle yaptığımızdandır. Herkes nefis muhasebesi yapmakla mükelleftir. En kolay yol başkalarını suçlamaktır. Hep onun yüzünden, hep o böyle yapıyor, işçiler hep böyledir, çocuğun var mı derdin var, vs, vs, vs.
          Samimi olan her müslüman Allah ile baş başa kalıp, “benim başka ne günahım vardı ki, Allah bana bu sıkıntıyı verdi?” demelidir.
          Allah ne unutur, ne de hata eder. O zerre kadar adaletsiz bir şey yapmaz. Kul yaptığının ve başına gelenin cezasını da, mükafatını da eksiksiz alır.

      • Sayın ayyıldız!YOLDAŞ yorumculardan sana hayır gelmez.
        Vicdandan bahsediyorlar diye vicdanları olduğu falan zannedilmemelidir.
        Vicdanları olsa yoldaşı oldukları partinin eylemi ile 53 kişinin katledilmesinden de bahsederlerdi.
        Ne gezer.O yoldaşlarda ahlak da arama.Ahlak olsaydı milletin yarısından oy alan Ak Parti’yi
        destekleyen insanlara ahlaksız demezlerdi.Milletin yarısına ahlaksız
        diyecek kadar partizanlık gözlerini bürümüş bunların.

        Yukarıdaki yorumumda da bahsettiğim gibi fetönün neredeyse
        her aileye zararı dokundu.Benim tanıdıklarım da var fetö yüzünden
        zarar gören.

        Suçu günahı olmayan biri zarar görmüşse,en kısa zamanda zararının
        telafi edilmesini dilerim.

        • Yandaş bekir diyorki; ayyıldız hanım “siz yoldaşlara inanmayın, bizim zülmümüz sizin hayrınızadır”.
          Yandaş bekir, “suçu günahı olmayan biri zarar görmüşse, kısa zamanda zararının telafi edilmesini dilerim” diye bir de ikiyüzlülük yapmış. yandaş bekir, hukuku üstün kılarsan 100 bin aile mağdur olup da reisiniz “allah affetsin” ile bu durumdan yırtamaz. eğer adalet istiyorsan hukuku savunacaksın. “olağanüstü dönem” diye yapılanları onaylayıp da melek görünen şeytan misali, “suçu günahı olmayan biri zarar görmüşse…” diye ikiyüzlülük yapmayın.
          “suçu günahı olmayan biri…” ne demek? 100 bin aileye zulüm edilmiş.
          adamdaki ikiyüzlülüğe bakın.

      • Ayyildiz kardesim, milletimizin sirtina 15 temmuzda saplanan ihanet hancerini cikarana kadar hem sizlerin hem de bizlerin cani yanmaya devam edecek. Insallah en kisa surede magduriyetiniz giderilir ve aklanmis olursunuz. Yavastan da olsa goreve iadeler oluyor zaten. Ama bylock yuklenmisseniz umut yok!

        • sayın ayyıldız. siz iftiraya uğramanın, işinizi kaybetmenin, çocuklarınızın, evinizin geçimini sağlayamamanın acısını yaşıyorsunuz.
          Sayın muhterem H.Gayret, bey de iftiraları, zülumleri desteklemek gibi zor bir görevi ifa ettiği için canı yanıyor.
          Yani canı yanan sadece siz değilsiniz. H.gayreti biraz anlayın lütfen. zor zanaattır insanların acılarına bakıp da, “sizden de bylock çıkmış. umut yok” demek.
          Yani yandaş olmayıp mağdur olduğunuz için halinize şükredin derim. en azından insanlık sizde kalır.

    • YOLDAŞ HAMZA! Sen Ak Parti’li
      sade vatandaşlara hakaret olsun diye
      yandaş deyip durursan ben de sana YOLDAŞ derim.İster CHP’nin yoldaşı ol,ister HDP’nin,isterse başka bir partinin. İsterse kör nefsinin yoldaşı ol, ister şeytanın.Hiç farketmez. Neticede bunların birinin yoldaşısın YOLDAŞ HAMZA!

      YOLDAŞ HAMZA nasıl bir mahluksun ki (senin dilinle yazıyorum)burada sürekli Ak Parti’li vatandaşlara hakaret ediyorsun. Bunu kendine bir hak olarak görüyorsun.

      Fetö geniş katılımlı bir suç örgütüdür.
      Askeriyeyi,Yargıyı,Emniyeti,Eğitimi,
      Ünivetsiteleri bütün devlet kurumlarını
      ahtapot gibi sarmış.Suçlu sayısının çok olmasında şaşılacak bir durum yok.Neticede kimin suçlu kimin suçsuz olduğuna karar verecek okan yargıdır; YOLDAŞ HAMZA değildir.Ve adalet suçlunun hak ettiği cezaya çarptırılması ile gerçekleşir.

      • “Fetö geniş katılımlı bir suç örgütüdür. Askeriyeyi,Yargıyı,Emniyeti,Eğitimi, Ünivetsiteleri bütün devlet kurumlarını ahtapot gibi sarmış.”

        İlginç. Sık söylendiği ve doğru olduğu üzere, örgüt her yere sızmış. Tek dirençli çıkanı da AK Parti olmuş. . . Bakanı falan filan bırakın, bir milletvekili bile sokamamışlar bu partiye. İlginç gerçekten. . . 🙂

        • Sızmaz olur mu Ak Parti’ye?Hakan Şükür,İlhan İşbilen,İdris Naim Şahin,
          İdris Bal…Dersanelerin kapatılmasını protesto ederek Ak Parti’den istifa ettiler.

          Fetönün Ak Parti’ye hiç sızmadığını söyleyen oldu mu?

        • Bernar bey merhaba. mümkün mü akpye bulaşması. akpde bu kadar temizlik görevlisi varken lağım çukuruna düşse yine de pırıl pırıl olurlar (ki zaten ülkeye yayılan koku, bunların pek öyle temiz olmadığını da gösteriyor ama işte yandaş farkı var). bunlar domestostan bile etkililer.

  38. Ben bu güne kadar fetö terrör örgütüyle irtibatı olmuş hiç kimse görmedim de duymadım da… Zaten sizin de hiç bir irtibatınız olmamış. Apaçık belli oluyor yazdıklarınızdan.

    Anladığım kadarıyla siz sadece şu “,”Türkçeyi bütün dünyaya tanıtan HİZMET HAREKETİne ” gece gündüz, yaptığı işin Hakkı’nı vermeye” çalışarak hizmet etmişsiniz sadece…

    Hani şu sınav sorularını çalarak devlete adamlarını sokan haramyiyicilerin yönettiği, milyarlarca karaparayı aklayıp kaçıran, savcıları ve hakimleriyle şantaj yapıp insanları soyan, parayla dava kazandıran veya kaybettiren, devletin gizili bilgilerini çalıp yabancılara servis eden, şantaj için porno kasetler hazırlayıp parti başkanlarını değiştiren, …. ,

    malum devlet adına T.C. devletinin seçilmiş yöneticilerini silahlı askeri darbeyle indirip devleti yıkmak için ayaklanarak 250 masumu öldüren katil sürülerini yöneten, …… ,

    şimdi kodamanlarının çoğunun anavatanları olan abd almanya ve yunanistanda devlet koruması altında sefa sürdüğü şu HİZMET HAREKETİ yani…

    Hımmmm… Anlıyorum sizi. Gerçekten masum imişsiniz siz. Yazık olmuş gerçekten.
    İmanınızı zayıflatmakta hatta kaybetmekte de çok haklısınız. Bu saatten sonra zaten ne yapacaksınız ki “iman”ı? Eskisi gibi para da etmiyor artık…

    Sizin şu usta yazar elinden çıkma, üzerinde iyi çalışılmış olduğu besbelli mizanseninizi yayınlayanlar benim bu mesajımı da yayınlayacaklar mı; yoksa usta ellerde iyi düzülmüş mizanseniniz afişe olmasın diye sansürleyecekler mi görelim.
    (khk mağduru AYYILDIZ Beye yazılmıştır yorumum.)

    • Ahmet Hamdi bey merhaba,
      Bir edebiyat öğretmeni olduğum için”Usta kalem”ifadesini üzerime alınıyorum.
      Size tek bir cevabım olabilir.Beni tanımadan bilmeden bir yere gömmeye çalışıyorsunuz .Benim darbeyle,darbeye teşebbüs edenle,milletine silah sıkanla ufacık dahi ilşkim olamaz.Oysa ki yaşadığım durum acaba sizin başınıza gelse bu kadar rahat konuşabilir miydiniz?
      Ben bir sendikaya üye olduğum için işimden oldum.Özelde çalışmak istedim çalışma iznim yok…
      Eşim hekim olduğu halde işinden atıldı ,bir yıldır iş yeri hekimliği yapıyordu şimdi sertifikasının onay zamanı geldi onaylamıyorlar.Hakkımda adli idari hiçbir işlem yokken yurt dışına da çıkamıyorum….
      Şimdi bana söyler misiniz ,adalet bunun neresinde?Birilerinin dediği gibi ağaç kökü mü yiyelim?Neyse ki ahiret var…

      • Ayyıldız Bey, sadece ahiret yok, bu dünya da var. Adalet ve hukukun tesis edileceği günler uzak değil. Umutsuzluğa kapılmayın. Bu ülke dün kurulmadı. Kimse, “Ben yaptım oldu” ile yönetmez bu ülkeyi. Ne gidecek olanlar, ne de gelecek olanlar. . .

      • Dear Ayyıldız sizdede ne sabir varmış be.
        Size saldıranlara gül atmayi birakin siz onlara gül attıkca onlar kendilerini adamdan sayacaklar.
        Adam olana gül atılır. Yaratılmışların içinde bu tipleri Allahu Teala lanetlemiştir.
        Bunu bilmiyecek kadar bilgisiz olamazsınız.Zaten böyle yaptığıniz için onlari tepenize çıkardınız.
        Hayırlı bsyramlar.
        Allaha emanet olun.

        • Kapagi yurtdisina atmis olan uyaniklar icerde suruneni nasil da kiskirtip kendilerini gozden irakca tutuyorlar, aman saflari siki tutun, bi garibanin bile suruden ayrilip itirafci olmasina guz yummayin!.

  39. Bugün Ramazanın son günü. Bir ay geldi geçti. Ömür denilen de böyle geçip bitecek. Bu Ramazan hangimizin ömründeki son Ramazandır Allah bilir. Acaba hakkını verebildik mi…bağışlanmış olarak bayrama kavuşanlardan mıyız? Siyaset, seçim öyle böyle hal yoluna girer ama ahiret hayatımız, amel defterimiz ne durumda??

    Dinlerarası diyalogcuların en belirgin itikadî defosu, Peygamberimize iman etmemiş İsevi ve Musevilerin iyi ahlaklı olanlarının da cennete gireceğini savunmalarıydı. Oysa bu kesin bir yalan ve iftiradır. İnancımız, Allah ve Rasulünün istediği şekilde mi, doğruluğunu temin edebiliyor muyuz??

    Dindar olmayan müslümanlardansak, aslında kendimizi kandırdığımızın farkında mıyız? Gayrimüslimlerle aramızda alâmeti fârika olan ve kabirde imandan sonra ilk sorulacak olan namazı dosdoğru kılmaya gayret etmiyorsak, hesap günü halimiz nice olacak?

    Orucu hakkıyla tutabildik mi acaba…ya da o bizi uzak tuttu mu her türlü kötülükten? Durumu iyi olanlarımız zekatı doğru ve hassas bir şekilde hesap edip, yerli yerince doğru kişilere ulaştırabildik mi? Yoksa hadsiz varlık içinde siyasilerin her dediğinden haberdar, zekatın inceliklerinden bîhaber miyiz? Hac için daha erken diyerek her türlü başka seyahatlere niyetlenenlerimiz, ötelediğimiz haccı yapamadan maddi imkanların elimizden alınabileceğini hiç düşünüyor mu?

    Ramazan’ın son günü de olsa bunlar üzerine biraz düşünelim istedim. Her konuda bolca yazanlarımız, bu konuda bolca düşünürler umarım. Allah’ın razı olduğu kullar olabilme duasıyla herkese hayırlı bayramlar dilerim.

  40. BİR OHAL DURUMU
    SESİMİ DUYUN NOLUR?
    Ben malum KHK lardan biriyle işine son verilmiş bir TC vatandaşıyım.
    Küçük bir hikayem var elbette benim de.Ama artık bu hikaye bana ağır geldiği için sizinle paylaşmak istedim .Ben bu Fetö terör örgütüyle irtibatlı olmadım.Şu malum sendikaya da hasbel kader girmiştim rica ile.Sonra da hiçbir faaliyetine katılmadığım için ayrışmıştım.Her neyse.Şimdi ben bu sendika yüzünden atıldım.Sadece memuriyetten atılmadım sistemin de dışına atıldım.KHK ile atılanların isimleri deşifre olduğu için özel kurumlarda da işe giremiyorsunuz.Eskiden dost olduğunuz insanlar kapınızın önünden geçmiyor.Sosyal medyada eğer arkadaşsanız sizi engelliyorlar.Her zaman alışveriş yaptığınız pazarcı bile soğuk soğuk bakıyor yüzünüze.Çocuklarınızın öğretmeni eskisi kadar muhatap olmuyor sizinle.Hele komşularınız su katılmamış terörist görmüşçesine kapıyı çarpıyor yüzünüze.
    Ve siz eşiniz de şikayetlerle görevden alınınca büsbütün dişlerinizin arasından alıyorsunuz nefesinizi.Devleti için uyuz kedisini dahi feda etmemiş insanlar görevlerine devam ederken, karı koca işe giden insanları seyrediyorsunuz içiniz kanarken…Dahası eve mahkum ederken bu KHK sizi ;geçinmeniz için evinizi arabanızı da satmanıza izin vermez.Gün gelir en yakınlarınız bu duruma üzülüp evinize taşırlar karınca karınca her türlü yardımı…Bu da dokunur size;bir yeriniz incinir yine muhtaçlık duygusunu devşirirken hayattan…
    Geçen yıl bu Zamanlar bir işiniz ,bir itibarınız ve sosyal sorumluluklarınız varken,sosyal bir vakaya dönüşür hayatınız…Devletin Fetö ile verdiği savaşın orta yerinde sade bir devlet memuru olarak yalınayak,çırılçıplak kalırsınız…Dahası KHK yayınlanan cumalardan,Dinin bir simgesi olan başörtülülerden ,meydanlara takılan nazar boncuğu bayraklardan soğumaya başlarsınız .Yaşlı ananız babanız gözyaşı dökerken halinize,çocuklarınızın isteklerini alacak gücünüz kalmadığında ;anlarsınız ki öğrendiğiniz ne varsa yanlış veya eksikmiş.İmanınız da zayıflarken bir yandan artık kaybedecek bir şeyiniz de kalmaz…Ya dağa yürürmüş o ayaklar yahut patlamak üzere meydanlara…
    Amerika’ya gidip ziyaret edenler,”Muhterem Hocam”diyenler,”Gel artık bu hasret bitsin “diyenler ,”Türkçeyi bütün dünyaya tanıtan hizmet hareketine destek konuşmalarını gözyaşlarıyla yapanlar …Bu örgütün faturasını size keserken ,gece gündüz yaptığı işin Hakkı’nı vermeye çalışan bizleri bir gece yarısı hiç düşünmeden atarken ,Atmaya devam ederken;kesik nefesinizde umutlarınız donmaya başlar…Yaptığımız işten ve itibarımızdan,Onur’unuzdan başka kaybedecek bir şeyiniz kalmadıysa….Bilmem kaçıncı KHK ocakları hayalleri söndürürken …Zihninizin karmakarışık coğrafyasında asılı duran ipe takılır idealleriniz,hayatınız,umutlarınız…
    KHK ile atıldığım yerin karanlığından gündüze ulaşmak imkansız gibi görünüyor…Hayata ucundan dahi tutunacak ne gücüm ne cesaretim var artık…

    • Allah size ve sizin gibilere bu zülümleri yapanlari yapilmasına sebep olanlari.
      İnşAllah tezgünlerde sizlere muhtaç etsin ve kendileri gibi zalim olanlardan sizlere yapılanların kat kat fazlasını o zalimler eli ile onlara yapilsin.
      Burda iftara yarim saat var.
      Yazınızı okuyunca başim döndü hayatta kimselere bela okumadim. Rabim bundan sonrada bütü inanlarla birlikte benide bela okumaktan korusun.
      Ne diyeceğimi bilemiyorum.
      Allahım bu mubarek Ayin ve günlerin yüzü hürmetine dünyada ne kadar haksızliğa uğramiş mahsun kullarını o zalimlerin elinden ve kininde tez günlerde kurtar ve yollarıni açik ve aydinlik eyle.Amin.
      Offff.Offf.bun ne biçim insanliktır.
      Allahin korumasi altinda olmaniz dileklerimle Eş dost coluk cocuklarınız birlikte Allaha emanet olun.
      Aydınlik gunler yakin olmasi dileklerimlede Esenlikle kalın.

    • Sayın Ayyıldız, Gerçekten sayısının kaç olduğunu bilemediğimiz binlerce KHK maduru insanımızdan biri misiniz, yoksa, burada dile getirdiğim gerçekler karşısında öfkesi ve kini giderek daha da derinleşen bir kaç aklıevvelin “İşte FETÖcü olduğu açığa çıktı!” yaygarası patlatabilmek için buraya yerleştirilmiş sahte bir öykü mü yazdıklarınız? Bunu bilemem. Eğer gerçek bir insansanız, size ilkin şunu söylemek isterim: Yaşadıklarınız, bu ülkenin tümü ve hepimiz için bir utanç kaynağı olmalıdır. Bu ülke sizin ve daha binlerce insanın uğratıdığı utanç verici haksızlıklar dolayısıyla bir ahlak ve vicdan muhasebesinden geçiyor.

      Sizleri aşağılayarak, sizlerin yaşadıklarına kayıtsız kalmak istemeyen benim gibi insanları “terör örgütü yandaşı” olarak tehdit ederek sindirmeye, korkutmaya, mümkün olduğunda zindanlara tıkmaya çalışanlar da aslında biliyorlar gerçeği: Dini, insanlarımızın dini duyarlığını tepe tepe kullanan iki pespaye çıkar gurubu, bir dönem menfaat ilişkisi içinde palazlandıkça palazlandı. Ardından, çok da kolay öngörülebileceği üzere, iktidar ve çıkar çatışmasına düştüler. Kaybeden, bilindiği üzere, ağalak Gülen oldu.

      Buradaki “kaybetme” sözcüğü aslında yanıltıcı. Çünkü, o sinsi ve kötücül adam ve çevresindeki karar alıcı çete, devletin başına gelme düşleri dışında hemen hiçbir şey kaybetmiş değil. Kaybeden, sizler, yani, Gülen’in gerçek yüzünü görememiş masum insanlar oldu. Sahte bir din tüccarının oyununa gelmiş ve ona gönül vermiş olmak, bırakın şu veya bu şekilde cezalandırılmayı, soruşturmaya bile ihtiyaç duymayan insani ve anlaşılır bir yanlıştır. Ne yazık ki, hukuk ve yargı kurumu bizzat bu siyasal iktidar tarafından paramparça edilmiş olduğu için bu ülkede adalet ve huku yok. Dini siyasi bir liderin peşine takılmak ve papağan gibi o liderin iddialarını tekrarlayıp durmak, onun için kefenlere sarınmak gibi gülünesi mizansenlere başvurmak zanneden hayli talihsiz insanımız olduğu için, ülkemizde adalet olmadığı gibi, sağduyu, vicdan, ahlak da yerlerde sürünüyor. Her iki tarafın beyleri paşaları saraylarında çiftliklerinde müreffeh yaşamlarını sürdürürlerken, zulüm ve vicdansızlık çarkı, binlerce insanımızın hayatını karartıyor, kimilerini intihara kadar sürüklüyor.

      AMA, sevgili Ayyıldız, AMA bu satırları okuyan ve tek “suçu”(!) Cemaat’e gönül vermek olan diğer kardeşlerim, asla umutsuzluğa düşmeyin. Çünkü, bu ülke ahlaksızlığı ve vicdansızlığı uzun süre taşıyamaz omuzlarında. Ben dindar değilim; inancım da yok. AMA, bu ülkenin gerçek dindarlarının vicdan ve adalet duygusuna güveniyorum. “Mazlumun kimliği sorulmaz” desturundan yola çıkan, bunu kendisine ilke edinmiş insanlar da var seküler dünyadan gelen. Umutsuzluğa düşmeyin. Hiç de uzak olmayan yakın gelecekte, sizler yeniden işinize giderken, yaşadığınız apartman dairelerinde ya da köy evlerinde komşularınızla rastlaşırken, mahalle manavından alışveriş ederken, insanlar sizin varlığınızda mahçubiyet duyacaklar.

      Cemaate gönül vermiş bir sendika üyesi de olablirdiniz. Bir öğretmen, bir ebe ya da doktor da olablirdiniz. Bunların hiçbiri suç değil. Asıl suç, kendi keyfiyetlerine göre ve kendi suçlarını örtmek için işlerine gelen bir tarih seçip her şeyin sorumuluğunu sizin omuzlarınıza yıkanlarda.

      Dindar değilim, ama mütevazi olamam: İçinde yaşadığım toplumun dini olan İslam’ı da, peygamerini ve kitabını da iyi biliyorum -pek çok din adamının ve siyasi liderin müridlerinden çok daha fazla. Sizlere yaşatılan zulüm yüzünden İslam’a ve İslam Peygamberi’ne küsükünleşmeyin. Din bezirganlarının kokuşmuşluğu kendinedir. Dininiz İslam ve kitabınız Kuran, ezilenlerin, hor görülenlerin dini ve kitabıdır her şeyden önce. İnsanlarınızdan umudunuzu kesmeyin. Karanlık ürkütücüdür belki, ama binlerce yıldır varolagelen adalet ve vicdan duygusu, mutlaka o karanlığı yırtar artar günü geldiğinde. Ve, çok inanın, o gün uzak değil.

      Öykünüze gelecek saldırgan ya da olumsuz tepkilere de hiç aldırmayın, moralinizi bozmayın. İktidar gücünü ardına almışların sesinin çok çıkması olağan ve anlaşılır bir şey. Tereddütsüz inanın ki, sesi gür çıkanlar azınlık, tepki vermeden sakince yazılanları okuyanlar çoğunluktur. . .

      Kardeşce selamlar size.

      • Teşekkür ediyorum….Ben bir öğretmenim adanmış bir öğretmen…Hayallerini ideallerini öğrencisinin üzerine inşa eden öğretmen.İyi bir öğretmenin ,güzellikleri çoğaltacağına inanan;dünyayı ve insanlığı mesele edinmiş bir öğretmen….Kapılar üzerime kapatıldı ve öğretmenliğimle mahkum edildim hayata…Ben bir suç işlemedim…Ben gerçek bir kişiyim.Kurmaca bir öykü değil bu yazdıklarım…Yani diyorum ki belki ,belki bir çıkış olur…Belki…çünkü inanın artık çok zor oluyor bunlara dayanmak…Geç gelen adalet ;adalet değilmiş…
        Bakın mesela bir gün kızım ona ders çalışması gerektiğini söylediğimde bana cevap olarak”Sen öğretmen babam doktor oldu da noldu?”deyiverdi…Bu arada yitirilen bir nesil var…Her yerden umutsuzluk devşiriyoruz…Empati kuran o kadar az ki…İnsanlığımız sınıfta kaldı…Biz hangi ara bu kadar merhametsiz olduk birbirimize dersiniz?

        • Ben de öğretmenim, öğretim görevlisiyim. Hep ceberrut iktidarların muhattabı olmak ülkemizin talihsizliği. Bu dün de öyleydi, 2002-2007 aralığı paranteze alındığında, bugün de böyle. Dün, vesayet rejimine karşı çıkmak suçtu (yorum köşesine sıklıkla göz atanlar bilirler: “Atatürk’e hakaret” suçlamasıyla 3 yıl 3 ay ceza almış, bir süre öncesine kadar 19 yıl ülkesinden ayrı yaşamış bir eğitim çalışanıyım), bugün gerçek bir yargı ve adalet düzeni, özgür düşünce, saygın bir medya, düşmansı duyguların kışkırtılarak siyaset yapılmasına, rüşevete yolsuzluğa karşı çıkmak suç. Doğru adalet geç geliyor ülkemizde, çoğu zaman da çok geç geliyor. Ama, öylesi tuhaf bir toplumuz ki, hem bir yandan olmadık haksızlıklar yaşatıyor, bir yandan da, ne yapıyor ediyor, bir şekilde gönlümüzü almasını biliyor, ülkemizi ve insanımızı sevmeyi sürdürüyoruz. Başta çocuğunuz olmak üzere, adaletsizliğin ve keyfiyetin gadrine uğramış sizlerin gönlünü almak, bu ülke insanlarının ahlaki sorumluluğudur ve bu sorumluluğun yerine getirilmesi hepimizin yararınadır. İyi bayramlar dilemek istiyorum, incitirim korkusuyla, duraksıyorum. Allah sabır ve güç versin diyebiliyorum ancak. Saygılar

      • “Dindar değilim, ama mütevazi olamam: İçinde yaşadığım toplumun dini olan İslam’ı da, peygamerini ve kitabını da iyi biliyorum -pek çok din adamının ve siyasi liderin müridlerinden çok daha fazla. Sizlere yaşatılan zulüm yüzünden İslam’a ve İslam Peygamberi’ne küsükünleşmeyin. Din bezirganlarının kokuşmuşluğu kendinedir. Dininiz İslam ve kitabınız Kuran, ezilenlerin, hor görülenlerin dini ve kitabıdır her şeyden önce. İnsanlarınızdan umudunuzu kesmeyin. Karanlık ürkütücüdür belki, ama binlerce yıldır varolagelen adalet ve vicdan duygusu, mutlaka o karanlığı yırtar artar günü geldiğinde. Ve, çok inanın, o gün uzak değil.”
        Bernar Bey yukarıda alıntı yaptığım yazınızdan anladığım kadarıyla İslam dinine mensup değilmişsiniz gibi bir anlam çıkıyor doğru mu ?

        • Aslında yazımın bütününde küçük ve önemsiz bir ayrıntı olması gereken şey çekmiş dikkatinizi en çok: Evet, benim için bir hüzün kaynağı olsa da, dini inancımın olmadığını söylemekte sakınca görmüyorum. Sizin açınızdan bir sorun teşkil ediyor mu bu durumum?

          • bernar, ber. kut., bernar kutluğ, bern, hatta hayret! aynı kişi değil mi?
            isimlere asla takılmam ama merak ettim, değilse ancak biri komi diğeri öğretim görevlisi olabilir…

          • Hayrola Didem Hanım? Polislerinizi savcılarınızı harekete geçirmek için kimliğime ulaşma derdine mi düştünüz? Debelenmenize gerek yoktu hiç. Biraz geriye doğru göz atmış olsaydınız yorumlarıma, ismimi Bernar Kutluğ olarak daha önce verdiğimi görürdünüz. Herkesin zalimin karşısında korkup sineceğini mi umuyorsunuz? Öylesi acınası durumdasınız ki, burada Haret! rumuzuyla yazan okurun da ben olacağımdan kuşku duymuşsunuz. Belli ki, iktidarda nemalanan dar bir çevrede geçiyor gündelik yaşantınız. Burada “çatlak ses” çıkran insanlar olsa olsa bir ya da ikidir diye düşünüyorsunuz. Üzülün istemem, ama on binler, yüz binleriz, milyonlarız. . .

            Şu belgeseli izleyin, ve ondan sonra bir sonuca varmaya çalışın benim bu insanlar karşısında tırsıp sinecek bir insan olup olmadığıma. Cesaret lutfen, bütün yapacağınız bir fare tıkı ve şöyle bir 7 dakika kadar gerçekle yüzleşmek:

            https://www.youtube.com/watch?v=Utdv3ScJcoM

          • bernar bey
            ben sizin gibi anlamadan dinlemeden hakaret etme refleksine sahip değilim. gerçi anlayıp dinledikten sonra da etmem.
            bir yorumunuzda komi olarak çalıştığınızı söylediniz diye hatırlıyorum şimdi de öğretim üyesiyim diyorsunuz ikisi de şimdiki zaman . ben de hiç te art niyet taşımadan yekten sordum. isimlerdeki ifadeler ve uslup birbirine çok benziyor sizin bu isimler bana ait bu isimler değil demeniz yeterli olurdu. zanlarınız ve sanrılarınız sizi bağlar. didem kuz benim kendi adımdır nick değildir. yazdıklarım kendi düşüncelerim ve yaşamımdır, herkesi de kendim gibi sanmak gibi bir eğilimim vardır. art niyet arıyorsanız yanlış yere bakıyorsunuz…

        • Ne önemi var ki siz düşüncelerine bakın bir cok muslumandan daha çok müslüman vicdanli, ahlaklı ve en önemlisi merhametli. Merhametin olmadığı bir kalpte ALLAH olmaz. Yusuf islam: eğer islamiyetten önce müslümanları tanisaydim müslüman olmazdım. Bilmem anlatabildim mi?

          • Yahu iki de bir de su lawrens kilikli adam musluman olmus da bak ne buyuk ingilizmis filan deyip basimiza vurmaya calismayin. Nasibi vardiysa olmustur, islamla sereflenmistir! Kuzey afrika yerlilerinin soytari kiyafetiyle antipatik bir mumin portresi sergileyebilmek icin dunyayi fellik fellik dolanan o arkadastan hala yorulmadiniz mi?

        • İnsanları ahmak yerine koyup sahte senaryolar, düzmece mizansenlerle bazan ajitasyon yaparak, bazan suret-i haktan görünerek İNANANLARI YOLDAN ÇEVİRMEK le görevli takımın bir elemanı bu bay bernar da…

          Uydurma hikayelerindeki tutarsızlıkları yakaladığınız zaman derhal bir başka hikayeyle yama yapıverirler mizansenlerine…
          Kendileri DİNLERÜSTÜ şahsiyetler oldukları için dini mensubiyetle sadece TEFERRUAT tır onlar için.

          Birgün 18 yaşında olurlar, birgün 70-80,
          bazan ılımlı demokratik solcu ayaklarına yatarlar; bazan aşırı solcu ve hatta ateist;
          bazan öylesine mağduranedir ki hikayeleri;
          İMANLARINDAN BİLE SIYRILMAK üzere olan suçsuz-günahsız masum Müslüman havasına bürünürler. Fatura; kendilerini o kalıba sokan xxxEFENDİlere değil de Allah’a kesilmiştir orada…
          Suçlu olan Allah’tır onlara göre;
          çünki; XXXXEFENDİnin sözünü dinleyip; onun beddua ettiği kişileri değil de kendilerine çarpmıştır çünki şefkat tokadını…
          Allah (haşa) yanlış yaptığı için de; ona ceza olarak İMANdan bile vazgeçilebilir…

          Herbirinin çeşit çeşit -ilk bakışta farklı gibi görünen- hikayeleri vardır; hepsi farklı dünyaların adamlarıdır sözde ammaaa; hikayelerin hepsi gelir gelir ve MEMLEKETİ ÜLKESİ(acaba hangi ülke?) İÇİN GECE GÜNDÜZ DEMEDEN çalışan HİZMET HAREKETİ(!)nin;
          şantajla montajla işadamlarından servet soygunu yapmış;
          kendi liyakatsiz adamlarını devlete sızdırmak için SINAV SONUÇLARINI ÇALMIŞ,
          SEX KASETLERİ ÜRETEREK birilerinin önünü kapatmış, birilerinin önününü açmış;
          sahte delil üreterek SAHİBİ OLDUKLARI HAKİM ve SAVCILAR ELİYLE insanları hapislerde süründürmüş; bazılarını da kurtarmış;
          milletin silahlarıyla MİLLETİN SEÇTİĞİ YÖNETİCİLERi; bağlı oldukları ANAVATANLAR adına devirip kaos oluşturmak maksadıyla toplumun üzerine bomba yağdırmış o HİZMET HAREKETİ(!)nin FEDAKAR ve KAHRAMAN
          hırsızları, şantajcıları, rüşvetçileri, finansörleri; komplocuları ve onların kahraman destekçileri ve bir kısmı da casus gazetecileri ve GÖZÜ KARARMIŞ KATİL asker eskilerinden olup da
          ANAVATAN ABD ve ALMANYA’ya kapağı atamamış olanları ve işbirliği yaptıkları kardeş terör örgütlerinin kullanımındaki siyasilerin
          AFFEDİLMESİ GEREKTİĞİNE bağlanır bütün o farklıymış gibi görünen hikayeler…

          Asıl ULVİ(!) hedefe kilitlendikleri için; arada 1 yağmura hazırlıksız yakalanıp da yüzlerindeki maskeler eriyip gerçekler kabak gibi ortaya çıkınca anlarsınız aslında neredeyse o kişiliklerin hemen hepsinin arkasında var olan 1 veya 2 kişiyi.

          Doğal olarak onlar canla başla; ANAVATANLARI ADINA görevlerini yapıyorlar burada;
          Yersek tabiii…
          Peki yer miyiz?

          • AK Parti’den ayrılan FETÖcü, Abdullah Gül FETÖcü, Erdoğan’a biyad etmedi diye Sn. Akşener FETÖcü, kendine biçilmiş rolü reddedip ahlakın ve halkın yanında duran Saadet lideri FETÖcü. . . Sizin dışınızda herkes düşman, herkes işbirlikçi, en iyi ihtimalle de dış güçlerin aptal piyonları. . . Devam ediniz, zaten edeceksiniz. Aynı itham ve garezle bu kez birbirinizi yiyeceğiniz günler yaklaşıyor. Bağırıp hakaret ettikçe, insanları suçlayıp belatı vuruşlarıyla itibarsızlaştırdığınızı düşündükçe, inandırıcılığınızı daha çok yitiriyor, daha çok kuşkuyla karşılanır oluyorsunuz -ama bundan haberdar olacak bir akıl ve izana sahip olmadığınız çok açık olduğu için bildiğiniz yolda gitmeye yol bitinceye kadar devam edeceğinize hiç kuşku yok.

          • Gönlüne sağlık dostum. Hep mağduriyetlerin üzerinde gittiğinizde devlet ne kadar da “vahşi ve zalim” görünüyor değil mi. Adaleti umursuyor görünüyor sayın yazar da (Fehmi KORU) bence fetöcü değil lakin öyle yada böyle Erdoğan karşıtı olduğunda mütevellit nerden açık bulursa ordan vuruyor. Ancak meselenin özeüne gelirsek hep gereksiz tutuklulukları gereksiz mağduriyetleri yazıyorsunuz el BERAAT etmiş birisi beraatından iki gün sonra bir gizli evde (gaybubet de deniyor) aranan iki kişiyle birlikte yakalanıyor. Yasalarda suç tanımı açık kardeşim, devlet düzenin yıkmaya teşebbüsün cezası ağırlaştırılmış müebbet, bunlara yardım yataklık etmenin cezası da 5-10 yıl arasında değişiyor. İçerden çıkanların çoğu da halihazırda yardım ve yataklık ediyor. Diyorsunuz ki her sohbete giden her kahvaltıya giden içeri alınıyor yok efendim alınmıyor. Sizin dediğininz hahiflikte fetöyle irtibatlı türkiyede en az 2 milyon insan var sohbete vs. giden. bunlardan hari. yurtlar ve öğrenci evlerinde en az bir milyon abartılı değil en az bir milyon lise son ve üniversite öğrencisi vardı. içeri alınlanlar ve yargılanan sayısı ise 100 bin değil toplamda. daha ne yapılabilirdi ki. Yok tutuksuz yargınalsınmış yok görevine devam etsinmiş yok bilmem ne, bunları devam ettirseniz bundan sonraki bir darbe girişiminde bulunmalarını nasıl engelleyecektik. Bunları yazan sayın yazar devlete diyorsun ki kardeşim bunların suçu az bunları neiye yargıladın niye maaşlarını kestin niye bilmem ne.. Oysa bir de dön de ki öte tarafa yahut burdaki yorumcuların bir kısmı mağdur edebiyatı yapacağına desinler ki arkadaş, evet hata yaptınız birilerinin gerçek amacını görmeden bilmeden de olsa onlara hizmet ettiniz, üstelik bir çokları hala da artık amaçlarını da bilerek hizmete devam ediyorlar. Buna karşın devletin ne yapmasını istiyorsunuz somut olarak bi çözüm önerin de dinleyelim madem. Yazdıklarımın çoğu Fehmi Koruya azı yorumcularadır.

          • O kadar kor gozune parmagim bi dayanisma ve piar faaliyeti donduruluyor ki her sey kabak gibi ortada. Allah dusurmesin, satilmis uc maymunlar, nasil da soytariliga devam ediyorlar… Ne tiyatroymus arkadas yaa!

        • En kısa isimli a bey/hanım,
          Siz başka yazıları mı okuyorsunuz? Okuduğunuzu mu anlamıyorsunuz? Demek istediklerinizi mi ifade edemiyorsunuz?
          Ben bir “gidip geliyorum” yorumlarınızı anlamlandırmaya çalışırken. “İroni yapıyor sanırım” diyorum ama bu kadar ironi de pek zayıf kalır.

  41. Hayret ya, Cumhurbaşkanına yanlış bilgi veriyorlarmış! bu resmen yalan söyletmek. Peki, işin doğrusu ortaya çıktıktan sonra acaba o adamları hala işlerinde tutuyor mu? kesin affetmemesi lazım çünkü bir değil iki değil üç değil, hata üstüne hata!

  42. herşeye tepeden ,uzaktan ve hep bardağın boş böğründen vurmaya çalışıyosunuz gibi ….halkı bilerek huzursuzluğa itmek istermişsiniz gibi yazılarınızı takip etmek azap veriyo….biz zor şartlarda yetiştik evlatlarımız için ümitvar olmak istiyoruz yoksa sayın fehmi koru bizim evlatlarımız için ümitvar olmanızı istemiyor mu acaba

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here