Seçimin tekrarlanacağını önceden bilen dostum, bu defa da, “Seçim yapılmayabilir” diyor…

97

Siyasetin içinde olmayan ama fazla uzağında da bulunmayan bir dostum var. Özelliği inatçı oluşu; kafasına taktığı bir konu oldu mu, onu herkese kabul ettirmeye çalışıyor. Buna karşılık her tezini “İstersen iddiaya girelim” cümlesiyle tamamladığı için, bahisçi de. İnatçılıkta onunla yarışsam bile bahislere girmekten kaçındığım için yolumuz fazlaca kesişmiyor.

Yerel seçime hayli zaman kala karşılaştığımızda bana “Galiba İstanbul seçimi iptal edilecek” demişti. Seçime üç-beş gün kala ise, bu defa ‘galiba’ kısmını da kaldırarak, “Göreceksin, İstanbul seçimi iptal edilecek” demeye başlamıştı.

Dediği de oldu.

Aynı dostumla dün karşı karşıya geldiğimde “31 Mart’ta yapılan seçim daha önce dediğim gibi iptal edildi; 23 Haziran seçimi ise hiç yapılmayabilir” deyiverdi.

Nasıl olacağı üzerinde düşünmemiş, ama arada tabloyu kökünden değiştirecek gelişmeler yaşanmadığı takdirde, bir veya birden fazla gerekçe bulunarak seçimin yapılmasının engellenebileceğini düşünüyormuş…

İtiraz ettiğimde, “Seçimin iptal edilip yenilenmesi için gerekçe bulunmadı mı?” diye tezine iptal edilen ilk seçimden destek arayışına girdi.

Her seferinde “İddiasına var mısın?” dediği halde bu defa beklentisini söyleyip bahis konusunu hiç açmadı.

Zihninizin bir tarafına kaydedin diye, henüz olgunlaşmadığını sezdiğim halde, tezini sizlerle paylaşmış oldum.

[İkidir yaşandığına göre artık bir alışkanlığa dönüştüğünden söz edebiliriz: Seçimler, hiç değilse önemli olanları, iki turlu yapılır oldu. İlkini 2015 yılında yapılan 7 Haziran ve 1 Kasım tarihli seçimlerde yaşamıştık; iki turda sonuçlandı o genel seçim. İkinci olarak da, İstanbul için yapılan seçim ikinci tura kaldı. Madem böyle, o halde iki turlu seçim sistemine geçmek daha doğru olmaz mı? Böylece YSK da tartışılan kararlar vermek zorunda kalmaz.]

İstanbul MHP için neden önemli?

İstanbul, anlaşıldığı kadarıyla, yalnız AK Parti ve CHP için değil MHP için de önemli. Ankara’da kulislerde yüksek sesle konuşulan, AK Parti’de karar alma mekanizması içerisinde yer alan isimler arasında iptali isteyenler ve kararı duyunca sevinenler olduğu gibi, daha güçlü bir çevre son dakikaya kadar tereddütteymiş…

AK Parti lideri de olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da önceleri ikinci grup gibi düşünürken, MHP lideri Devlet Bahçeli’den gelen kuvvetli “İstanbul seçimi iptal edilmeli” çıkışlarından da etkilenerek birinci gruptan yana tavır almış…

[Devlet Bahçeli’nin tavrına bakarak AK Parti çevrelerinde konuşulan ‘komplo teorisi’ sayılabilecek çeşitli senaryolar var. Nedense pek çok kişi AK Parti ile MHP arasındaki ‘Cumhur İttifakı’nı çok değişik yönlerden değerlendiriyor.]

Acaba 31 Mart’ta sandıktan çıkan sonuç, yaklaşık beş hafta sonra yapılması kararlaştırılmış olan tekrar seçimde değişir mi? İlk seçimi Ekrem İmamoğlu kazanmıştı, tekrar seçim Binali Yıldırım’ı belediye başkanlığına taşır mı?

Bu soruya bugünkü duruma bakarak verilecek cevap belli: Ekrem İmamoğlu aradan geçen süre içerisinde daha da güçlenmiş görünüyor…

Tabii önümüzdeki beş hafta boyunca yürütülecek kampanyalar ve meydana gelebilecek yeni gelişmeler bugünkü tabloyu kökünden değiştirebilir.

[Yalnız benim değil, görüştüğüm neredeyse herkesin kanaati, Binali Yıldırım’ın zoraki aday gibi davrandığı, seçilirse bundan pek de memnun olmayacağı görüntüsü verdiği… Kendisine bir gencin yönelttiği ‘Seçim neden iptal edildi?’ sorusunu önceden hazırladığı belli olan ‘Çünkü çaldılar’ biçiminde cevaplaması bile isteksizliğine yoruluyor. YSK, kararını, ‘oylar çalındı’ diye vermedi ve olayı izleyen herkes de bunu biliyor çünkü.]

Ya tablo değişmezse? Hatta İmamoğlu’nun 23 Haziran oylarının 31 Mart’ta aldığından daha yukarıya tırmandığı seçim öncesinde yapılacak olan anketlere yansırsa?

İstanbul önemliyse…

Normal şartlarda kazanan kim olursa olsun, sandıktan çıkan halk iradesi neyi gerektiriyorsa, seçimlerin sağlıklı biçimde yerine getirilmesinden sorumlu olan YSK, hele bir de oy farkı çok fazlaysa, bu defa hiç gecikmeden mazbatasını ona verecek ve kendisini gecikmeden göreve de başlatacaktır.

Bu görüşümü aktararak tezini benimsemediğimi belli ettiğim dostum, “İyi ama, seçim sonrasında paylaştığın pek çok yazında İstanbul’un önemini ön plana çıkartan sen değil misin?” tepkisini verdi.

Ne demek istediğini anlayabilmek için devam etmesini bekledim, ama orada durmayı yeğledi.

Olmaz, günü belirlenmiş seçimin yapılmaması söz konusu olamaz herhalde, ama seçimin iptali ihtimaline de “Olamaz” demiyor muyduk?

ΩΩΩΩ

97 YORUMLAR

  1. Delinin biri kuyuya bir taş atmış misali f. Koru’nun yazdığının on katı yazan arkadaşlar var. Ne çok boş vaktiniz varmış arkadaş!

    • Söz konusu olan memleket meseleleri ise gerisi teferruattır, diyelim, sayın Runner. Yorum işi gönüllükle yapılınca, isteseniz de bilgisayar ekranında futbol (ya da başka şeyler!) izleyip bira-ayran içerken -muhtemelen yazıyı bile okumadan- iki laf edenlerden olamıyoruz. Topuzun ayarı kaçıyor ister istemez.

      Siz takmayın kafanıza, “Deliler, deliler gibi yazıp duruyor” deyip iki “cık cık” çekin memuniyetsizlik ifadesi olarak, bize de size hayırlı yolculuklar dilemek düşsün. ; )

    • Ah şu taş atanlar olmasa!… ama çıkartmak için de fikir cimnastiği gerekiyor. Bu da beyin sağlığı için iyidir. Düşünür faydalı olmağa çalışırken işin kaleme yansımasıyla deşarj da olabilir. Malum, yanlış yönetimden kaynaklanan ülke meseleleri insanlar üzerinde epeyce bir stres yapıyor. Yani bu da ülkeye aidiyet/ilgi meselesi.

    • Cansın arkadaş, galiba geçerken şöyle bi uğramışsın, muhatapların zaten cevabı vermiş, ben üstüme alınmadım ama sana karşılık vermezler, lakin allahını seversen “yorumları çok uzatıyosunuz da, yazardan çok yazıyosunuz da” gibi laflar etme, inan olsun öyle bir çarparlar ki şeytan çarpmışa dönersin, benden söylemesi..! İyisi mi ufaktan toparlan, bu alttakiler çok ince ayardır, bi de herkes zaten oruç.)

  2. Ahmet bey! Ben sizin yerinizde olsaidim! Havuzdan bir kaç dakıkaliğina başimi çıkarir google girerer! Benim burada yazdiğim YALAN ve İFTIRA haberlerini yalanlamak için şöyle iki üc gün önceden başlayarak bir araştirma yapardim.

    Şimdi o yalan haberin linkini siz kendiniz bulabilmeniz için bir azcik yorulasiniz diye yazmiyorum, fakat Imamoğlunun gazetecilerin sorularina verdiği raportajın kopisini buraya aktariyorum.
    Ha beni Allah insan olarak yaratmişşş…!!! Insan oğlu ne şeytan, ne melekler, ve nede hayvanlar gibi olmadigi için insanlara hem gunah hemde sevap kapilari açiktir . İşte ben bu kanulari idrak edemeyecek kadar APTAL olmadiğim için.
    Kalkipta hakkini ödüyemiyeceğim ve helallik alamayacağimi bile bile, hadi buna dini kariştirmayalim heleki Iftira gibi lanetin kucağina düşecek kadar ne cahilim nede iki yüzluyüm…
    Burada bir haber yaziyorsam o haberi en az 3 kaynaktan okumadan asla yazmam.
    Simdi size beni! CAHI, İFTIRACI ve YALANCI likla itham etme yetkisini kim verd?
    ×××××
    Ahmet
    16 Mayıs 2019 at 23:12
    Sn nurdan hanim son paragraftaki gibi her duydugunuz dedikoduyu gercekmis gibi inanip buraya yansitirsaniz buralar
    Yalan ve duzmece haberden gecilmez
    Lutfen gercek oldugu birkac kaynaktan dogrulanmayin bu haberleri yazmayiniz.
    Elestiri tamam ama iftira ve benzeri olmuyor

    Yorumu Cevapla)
    ××××××××
    Ekrem İmamoğlu Aleyhine ifade verilmesini isteyen bakanlar kim?Ekrem İmamoğlu Aleyhine ifade verilmesini isteyen bakanlar kim? Ekrem İmamoğlu, “‘İmamoğlu aleyhine ifade ver’ diyen bakanlar kimdir? Türkiye siyaset tarihine bir lekedir yapılan bu iş. Tabii ki suç duyurusunda bulunacağız” dedi.

    İmamoğlu, eski CHP milletvekili merhum Mevlüt Aslanoğlu’nu, ölümünün 5’nci yıl dönümünde mezarı başında ziyaret etti. Aslanoğlu Ailesi’ne taziyelerini ileten İmamoğlu, mezarlık çıkışında gazetecilerin, bir tutuklunun, kendisi ve Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nu terör örgütüyle irtibatlandırması yönünde ifade vermeye zorlanması yönündeki sorularını yanıtladı.

    İmamoğlu, bu soruya, ”Bir yerel gazeteci, tutuklu olan bir kişinin ziyaretine üçüncü şahıs olarak yerel gazeteci nasıl gidebilmiştir. Herhangi birimiz böyle bir ziyareti yapabilir mi? Nasıl gidebilmiştir, kim izin vermiştir? Bahsi geçen bakanlar, yani ailesini, eşini, kendisini zorlayan, teşvik eden, ‘İmamoğlu aleyhine ifade ver’ diyen bakanlar kimdir? Bunları cevaplamaları gerekiyor. Gerçekten Türkiye siyaset tarihine çok önemli bir lekedir yapılan bu iş. Hem Adalet Bakanı’nı hem de Türkiye’yi yöneten tüm iradenin bu hususa cevap verme zorunluluğu vardır. Elbette canımızı çok sıkmıştır. Böyle acz içerisinde, bahaneler üreterek, insanları karalayarak, insanları yargı süreciyle suçlayarak bir şey elde etme çabası… Yazıklar olsun diyeceğim başka bir şey diyemiyorum ama hakkımızı sonuna kadar arayacağımızı belirtmek isterim” yanıtını verdi.

    İmamoğlu’nun açıklamalarından başlıklar şöyle:

    “Seslendiğim bakanı ben biliyorum. Hatta dolaylı ikinci bakanı da biliyorum aldığım bilgiler doğrultusunda. Dolayısıyla bir değil, belki birkaç bakan var bu işin içinde. Elbette buradan sesleniyorum. Hangi yetkiyle, dünya görüşüyle ve ahlakla böyle bir girişimde bulunmuştur. Elbette bunu yargıda, hukukta bir suçu var. O suç ne ise, onunla ilgili de suç duyurusunda bulunacağımı buradan beyan ediyorum. Şu anda bile geçmiş dönem belediye başkanlığı yaptığım yere müfettiş yollayıp, ifadelerimizin alındığı bir sürü hususta 2019’dan geriye doğru bir sürü soruşturmalar yapmak, bir şey aramak. 5 yıl belediye başkanlığı yapmış bir insanım. Allah’a şükür, hakkında tek bir mahkeme açılmamış bir insanım. Tertemiz bir insanı, elbet bazı hatalarımız olabilir, lekeleme çabası. Çok yazık. Acz içindeler. Üzülüyorum. Aczin birkaç modelini yaşıyoruz. Dün birisi kalkıyor memleketten, doğduğu yerden bahsediyor. Hesap diyor. Başka hesaplar bulmaya çalışıyor. Milletimiz artık gülüyor bu insanlara. Ama gülmekle kalmayacak, yargı huzurunda mutlaka hesap verecekler. İster adı bakan ols ister baskasi.
    ×××××××

  3. 31 Mart 2019 seçiminde, MHP+BBP oyları ayıklandığında AKP=Erdoğan’ın oy oranı %39 kadar. A.Gül/A.Babacan Partisi kurulduğunda bu oy oranı %20’nin altına düşer daha sonra da baraj altı kalır. Eğer HDP olmasaydı MHP oyları da kesinlikle baraj altında kalırdı, (Alparslan Türkeş partinin başındayken de böyleydi).

    Başkanlık sistemi (ıvır zıvır bazı küçük ülkeler dışında) yalnız özerk devletlerden veya eyaletlerden oluşan veya uzak kolonileri olan büyük ülkelerde uygulanıyor. Yani ulus devlet olan Türkiye’ye uygun değil. Ayrıca Türk insanının entelektüel (akılcılık) ve ahlaki seviyesi bu sistemin yozlaşmış bir yönetime dönüşmesine yol açıyor. Türkiye önümüzdeki dönemde yeni bir Anayasa yapıp güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmelidir. Öyle ki bir siyasi parti tek başına iktidar olabilmelidir. Cumhurbaşkanı ise partiler üstü olarak devletin temsilcisi olmalı ve TBMM’de seçilmelidir.

    Giderek özüne dönen CHP ve yeni kurulacak A.Gül/A.Babacan Partisi bunu birlikte yapabilecektir. PKK ile mücadeleyi bugüne kadar her T.C. Hükümeti yapmıştır, bundan sonra da yapılacaktır. Dış politikada da Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda gerekenler yapılmaya devam edilecektir. AKP+MHP’nin ülkeyi sadece biz düşünüyoruz, geri kalanı illet-zillet söylemi tarihin çöplük müzesinde sergilenecektir.

    Erdoğan hiçbir zaman olağanüstü bir siyasetçi olmadı. Fakat her zaman olağanüstü bir fırsatçı (oportünist) oldu.

  4. Yazının içeriğinden ayrı olarak edebi zenginliği dikkatimi çekti orhan pamuk romanı okuyorum gibi hissettim kendimi ve bu yazar gazetelerde yazamıyor (buraya en korkuncundan bi emoji koyun)

    • Mr.N arkadaş, yanına bizim fkt yi de al, birlikte aşağıda orhan pamuk romanından alınmış cümlecikteki edebi zenginliği biraz düzeltmeye çalışın bakalım:) bitince haber verin haa; daha çok var: “…Namaz zamanı imam caminin balkonundan ezan okuyor…” emociyi sonra ben ayarlarım size:)

  5. *******
    ….
    Zar tutan var, pek kalleş!
    Sık sık gelir mi “düşeş”?
    Binin yarısı beşyüz,
    Ya da dört yüz yirmibeş!
    ….
    Seçimler duman oldu,..
    Oy verdik “talan” oldu!
    Dedim ki “koalisyon”!
    Hafife alan oldu!…

    İstanbul şehri gürbüz,
    Hatta belki ölümsüz!
    Ne REİSler eskitti!..
    Haltetmiş bayan Hürmüz!

    Gırgır değil, güldürü!…
    Tercih mi var, bir sürü?
    Ciddi bir eksikliktir,
    Koalisyon kültürü!..

    Yıllardır kutuplaştık,
    Şakayken kakalaştık!
    İktidar olmak için,
    Ölümüne savaştık!

    Kimseyi uyutmayın,
    şeytanı unutmayın!,
    Allah rızası için,
    Birleşin sapıtmayın!

    …..

    “Ben yönetçem, ben” değil
    “Sen yönetçen, sen” değil
    Koalisyon “Biz” demek
    En güzeli, bunu bil!…
    ….
    *******

  6. Buradaki “teksatır ya da iki satır”cı Fehmi Koru ‘okurları’nın (!) ortak bir özelliği ister istemez dikkatimi çekiyor: Nedense (!), hep “sen” diye hitap ediyorlar yazara -bilmiyorum, belki de askerlik arkdaşları Fehmi Bey’in. Ve, ‘nedense’ (!), hepsi de bir iki satırcı ‘yorumcular’.

    Bir başka ortak özellikleri, kuş kümeleri gibi, hep birlikte birden zuhur edip, yine hep birlikte ortadan kayboluvermeleri. . . Ana dillerine hayli hakim olduklarını da söylemek gerek belki.

    Sadece bugünden bir kaç örnek:

    RECEP ÇETİNER 16 Mayıs 2019 at 20:38
    Seçimin tekrarlanacağını bilen dostun bizatihi kendin olmayasın?

    Mustafa Rifat Öniz 16 Mayıs 2019 at 12:58
    Kusura bakma sen şeytanı bile ben bu kadar yapamam diye çıldırtırsın.

    Murat Yılmaz 16 Mayıs 2019 at 10:43
    ALLAH fetocuları darmadağın etti ,evleri yıkıldı, ocakları battı hiçbir şey olamadılar önleri kesildi, birlikleri bozuldu ,kalpleri kapkaranlık ve yine bu kadar pislikten sonra halen daha aynı özlem
    Ekrem İoğlu kazandırmış kazanırsa ne olur falan
    Halen daha hayal şehre taş taşı dur bakalım Fehmi Koru

    ismail yıldırım 16 Mayıs 2019 at 14:28
    tam bir kaba tabirle zırvalama olmuş görmek istediğn gibi yazmışssın nasıl olurda istanbulu kaybetti dersin 25 belediyeyi almış bir parti kaybedermi herkes ilçelerde ak parti büyük şehirde chp akıl firaset alıyor mu. görmek istediğn gibi yazmışssın ama gözlüklerini değiştir. ha bide küskünlere diyorum siz hiç chp küskünün chp den vazgeçtğini gördünğz mü
    aklınızı başınıza alın gün gelir düzelir eğer chp gelirse ağladığımzı gündür selamlar

    Nedense, ben bu Fehmi Koru okurlarının şu sıralar Karar Gazetesi yazarlarını da yakından takip ettiklerini düşünüyorum.

    Keşke, bu arkadaşların gazete yazarlarını okuma hevesleri seçim dönemlerinden ibaret kalmasa. . .

    • Derdiniz nedir pek anlamadım ama Fehmi Koru’yu (ve Taha Kıvanç’ı) yaklaşık 20 yıldan beri okurum. Daha doğrusu her gün okurdum, şimdi ara sıra okuyorum. Sizin mantığınıza göre yorum yapıp daha sonra kaybolanlar konjüktürel okur oluyorlar.
      Sayın Fehmi Koru’nun bu ülkenin nadir yetiştirdiği muhafazakar düşünce adamlarından biri olduğunu düşünüyorum ve son zamanlarda bilinçli olarak muhafazakar seçmenin kafasını karıştırdığını düşünüyorum ve bu durumu kabullenemiyorum. Düşündüklerimi bir nevi sitem olarak kayda geçiriyorum.
      Evet, yorum yazdığım zaman çok kısa tutuyorum, makale uzunluğunda yazıp yazarla yarışma içine girmiyorum.
      Çok isabetli olarak belirttiğiniz gibi -diğerlerini bilmem ama- Karar gazetesi yazarlarının da birşeylerin rövanşını alma derdinde olduklarını düşünüyorum.
      İktidar borazanlığı mı yapıyorum? Hayır, aksine ben de dünya kadar yanlış yaptı(ğını)klarını düşünüyorum.
      Ama CHP’ye hizmet etmek? Asla…

      • Dindarların ve muhafazakarların özellikle hasas oldukları ve dillerine daha bir özen gösterdiklerini düşündüğüm bir zamanda sizin, yazara tek satırlık bir mesajla “Seçimin tekrarlanacağını bilen dostun bizatihi kendin olmayasın?” diye seslenmeniz bende böyle bir izlenime yol açtı. Haksızlık etmiş görünüyorum sizin bu sözlerinizden sonra. Özür dilerim.

  7. Hızlı bir döngüye girdik son yıllarda..herkes konjonktür e göre davranıyor..PKK bir muhalefet öğesi ve muhalafet için bu durum kabul edilebilir bir gibi görünüyor..PKK kim acaba..evet birileri için şu an Erdoğan ,PKK dan daha masum değil.. o kadar ki Erdoğan nefreti oluşmuş .. günlük çıkarlar ve ihtirasları herşeuinn önünde artık..hiç bir zaman biraya gelmez kafalar birleşti.. çünkü ilke ve tutarlı bir davranış kalmadı..nasıl oldu bu hale geldi ülke.. birileri istedi galiba birileri de alet oluyor ve ülke zarar görüyor..büyük resmî görmeli şimdi.ülkenin bağımsızlığı çok önemli..sanırım bu dönem gerçek vatanseverleri öne çıkaracak bir dönem olur..çıkarcılar asla cesur olmaz ,ancak tasvie olur çünkü ellerindekileri korumakla meşgul olurlar..

  8. Bahçeli’nin de olur vermesiyle, Öcalan üzerinde süren 8 yıllık avukatlarıyla görüşme yasağı bugün kaldırılmış. . .

    Erdoğan, Kandil’in piyonu CHP lideri Kılıçdaroğlu ile FETÖcü M. Akşener’i Samsun’da yapılacak 100. yıl kutlamalarına davet etmiş. . .

    Bir jest de HDP’li teröristlerin başı Selahattin Demirtaş’a gider artık.

    Ne dersiniz tutkulu AKPartili arkadaşlar?

    “Mesele İstanbul seçiminde üç oy oradan, beş oy buradan tırtıklamaksa, gerisi teferruattır” mı diyorsunuz yoksa?

    Derseniz, ben kendi payıma şaşırmam bir ABD uşağı ve krito FETÖcü olarak. 😉

  9. İlginç gerçekten: Fehmi Bey, yazısında, bir arkadaşının, İmamoğlu’nun önü alınamaz biçimde önde gitmesi durumunda, 23 Haziran seçimlerinin yapılmayabileceği fikrini bizlerle paylaşıyor. Muhtemelen, bu yazısı, son günlerde üzerine en çok yorum yapılan yazısı olacak.

    Dahası, ben dahil, bazılarımız bunu hiç olası görmezken, mutlak biçimde “Asla mümkün değil!” diyemiyoruz -çünkü önümüzde taze bir seçim iptali kararı duruyor. Olabileceğine inanan çok az yorumcu var, ama, hemen hepimiz bunu ciddiye alıp fikir beyan etmekten kendimizi alamıyoruz.

    AK Parti’nin düştüğü duruma bakar mısınız?

    Hem ilk dönemlerdeki en temel meşruiyet kaynağı idi seçimler AK Parti için, hem de sonraki yıllarda muhaliflerine karşı elinde tuttuğu en güçlü koz.

    Hatta, öyle bir noktaya gelinmişti ki, samimi olmasa da, Erdoğan ortada gerçek anlamda bir muhalefet olmayışından yakınıyor, “Keşke bize rakip bir parti olsa. . .” demeğe getiriyordu alaycılığa da varan sözde bir şikayet olarak.

    Şimdi, pek çok insanın (hatta bazı AK Partililerin) gözünde, YSK üzerinde baskı kurarak seçim iptal ettiren bir görüntü çiziyor AK Parti. “Acaba İmamoğlu farkı açarak önde giderse, 23 Haziran seçimi bir şekilde yapılmayabilir mi?” türü bir sorunun sorulmasına vesile oluyor.

    Her şey ne kadar da tersine dönmüş görünüyor.

    Bir başka şey daha var tabloda hayli değişmiş olan: Hayli kısa süre önce, “Keşke ortada bizi zorlayacak bir muhalfet olsaydı. . .” alaycılığına girişecek kadar özgüven sahibi Erdoğan gitti, yerine, İmamoğlu’nun yükselişini kesebilmek için, partlililerine, “İsmini kullanmayın, CHP Belediye Başkan adayı olarak söz edin kendisinden” türü direktiflerden medet umabilecek kadar tedirgin, özgüvensiz bir Erdoğan geldi.

    Bugün birden artış gösteren ‘yeni yorumcu’ların da işaret ettiği üzere, AK Parti, dayanaksız ithamların da kendisine yer bulacağı bir “İmamoğlu’nu gözden düşürme’ kampanyasını da devreye sokacak seçim kampanyasında.

    Oysa, bu parti, “değişim”in öncüsüydü bir zamanlar.

    Dahası, sistem ve statüko eleştirisi, halkı harekete geçiren esaslı silahlarından biriydi partinin ve Erdoğan’ın.

    R. Çakır’ın da işaret ettiği gibi, Erdoğan’ın mutlaka söyleyecek sözü vardı, ve o sözler mutlaka merak edilip can kulağı ile dinlenirdi.

    “Gelecek” hep bir parçasıydı AK Parti retoriğinin.

    Bunların hiçbirisi yok artık.

    Erdoğan, statükoya dört elle sarılmış, statükonun devamını bir beka meselesi olarak anlatan bir devlet partisinin lideri görünümünde. Neredeyse, halk bir yanda, Erdoğan devletin hemen önünde bir başka tarafta.

    Yine R. Çakır’ıin işaret ettiği gibi, Erdoğan her yerde, her fırsatta konuşuyor uzun uzun. Ve konuştukça sözü o oranda değersizleşiyor. Daha beteri, geleceğe, umuda, somut gelecek projelerine ilişkin hiçbir şey yok artık sözlerinde. İç İşleri Bakanı, üç beş sanatçının İmamoğlu’nun sloganını dillendirmiş olmasını dert ediniyor, bunun yasal olup olmadığına kendisinin değil, valilerin karar vereceğini söylüyor. Bu kadar düşkünleşmiş durumda.

    Sadece günlerle sınırlı zaman aralıklarıyla, iki gazeteci çok ciddi olarak dövülüyor, bir diğeri İttifak’ın küçük ortağının lideri tarafından tehdit ediliyor, Erdoğan’da tık yok. Usulen, geçiştirmek için bile olsa iki kıytırıktan “Doğru değil bunlar” sözü bile çıkmıyor. Oysa, erdem ve hukuk, çok sık işitilirdi bir zamanlar bu partiden. Baskılara, belaltı vuruşlara yönelik keskin ve sağlam bir duruşu vardı AK Parti’nin.

    Bana dikkat çekici görünen, bugün yine sayısı hayli artmış (nedense geleneksel olarak hemen hepsi kısacık ama keskin dilli) F. Koru protestolarında bulunanlar, AK Parti’nin halihazırdaki üzücü görüntüsünün sıkı savunucuları iken, daha ziyade muhalif görüntüsü verenlerin, uzun yorum ve fikir metinleriyle düşüncelerini paylaşanların eski AK Parti’nin savunucuları ya da ondan pek uzak olmayan kişiler olması.

    Bu da üzücü.

    Çünkü, eskiden AK Parti taraftarlarının, medyadaki AK Parti temsilcilerinin hayli yüksek ve özgüvenli bir entelektüel kalitesi vardı. Trolümsü bir suçlayıcı, itham edici, ama düşünce bazında hemen hiç bir şey söylemeyen dil, genellikle muhalif cenahta gözlenirdi.

    Pek çok şey ne kadar da tersine dönmüş görünüyor -üstelik de Erdoğan’ın bütün kurucu kadroları tasfiye edip partinin tek hakimi konumuna geldikten ve bunu izleyen başkanlık sisteminden sonra.

    Aralarından bazılarının hiç de nezih olmayan sözlerle F. Koru’ya yüklendiği ‘kısa ama keskin dilli’ mesajların sahipleri, herhalde AK Parti’nin ilk dönemlerinde sıkı AK Parti muhaliferi idiler, şimdiki AK Parti’yi önlerinde bulunca sevip destekmeye başladılar. . .

    Çünkü, söyledikleri ve kullandıkları dil, ilk dönemlerin AK Parti’sinden çok uzak ve hatta hayli tezatlık içinde.

  10. Masalih ve Bernar beyler! Yemeye 2011 den kasetlerele başlayarak D Baykal, MHP millet vekilleri, Abdullah Gul, Besir Atalay, A Babacan, ve diğerlerini yiyen kurt sizce hangi kurt? Koyunlari yiyen kurtmu yoksa elmanin içinde elmayi çuruten kurtumu?
    Şu an elimizdeki Çürük elmayi neden görmek istemiyorsunuzda gitmiş mehmet aganin koyunlarina saldirip da çoban tarafindan kovulup koyunlari yiyemeyen kurda kafayi dakmişsıniz….
    Ne yalan söyleyeyim ben o yorumu yazarken hic koyun yiyen kurt aklima gelmedi.
    Türkiye Cumhurriyetinin içni çürütmüş bir “politikaci” kurdu aklima geldi.
    Bene inanmaya bilirsiniz peki bu habere ne dersiniz?
    bir tutukluya sen, Imamoglu ve Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nu terör örgütüyle irtibatlandırması için yalan ifade verirsen seni serbest birakiriz diyenler TC nin icini çürüten kurtlar değilde çobanin sürüsüne musallat olan kurtlami.
    Allah aşkina siz bari iki kurt arasindaki farki görün🙃

    • Sn nurdan hanim son paragraftaki gibi her duydugunuz dedikoduyu gercekmis gibi inanip buraya yansitirsaniz buralar
      Yalan ve duzmece haberden gecilmez
      Lutfen gercek oldugu birkac kaynaktan dogrulanmayin bu haberleri yazmayiniz.
      Elestiri tamam ama iftira ve benzeri olmuyor

  11. Sayın koru her ne kadar ikidir dese de aslında üçtür 2turlu seçim yapıyoruz ama devletbaşkanımız ilk turda kazandığı için ikinciye gerek kalmamıştı:) bazı yorumlarımda iki turlu seçim sisteminin nimetlerinden bahsetmişimdir ama burada demokrasi havarisi geçinen hiçbir dostumuz bu teklifimi değerlendirmeye dahi tenezzül etmedi:) sayın korudan allah razı olsun geç de olsa memleket hayrına iki cümlecik hasredebilmiş bu konuya. Halbuki tek turlu seçim sistemine göre pratik olduğu kadar ekonomiktir de çift turlu sistem. Sonuçları açısından da çok sağlıklıdır. O yüzden meclis ve belediye seçimleri de iki turlu yapılmalıdır. Başkanlık sistemine geçerek bu konuda halkımızın lehine önemli bi kazanım elde ettik; hem de sivri zekalı muhalefetimize rağmen, iyi mi..? Hadi siyasetçi takımı ikide bir sandığa gitmekten hazzetmez diyelim; cb yi halkın seçmesine veya iki turlu seçilmesine neden muhalefet ediliyordu ki buralarda, bilen varsa beri gelsin..! Seçimlerle değil de başka bir yoldan mı iktidar olmayı umuyordu halk düşmanı chp ve küçük kardeşleri? Elbette dertleri memleket gün yüzü görsün, biz de bir hizmet üretmiş olalım değil; tek gayeleri yapılmış olan tüm mega projeleri dinamitlemek ve halkımız lehine olan bütün demokratik kazanımları yok etmektir. “Halkım benim, askıda çığ!” türk milleti sen çok yaşa!

  12. Sanki bu ülkede yenilelenen iptal edilen başka seçim olmadı.3 tane ilçede daha seçim yenilenecekDaha önce Yalova da seçim iptal edilip yenilendi.Ama hiç bir zaman yapılmayan bir seçim olmadı,olmayacakta.EğerEkrem İmamoğlu daha yüksek oyla kazanacaksa bu çıngarı çıkarmak niye?23 haziran akşamı takke düşer kel görünürBenim mantığım aynı sandıktan ilçe seçimi için akparti ye 200 oy çıkacak binali bey için 0 mümkün mü?Oyların sadece yüzde onunun yeniden sayılması ile aradaki fark nasıl 16 000 oy kapandı?Cevap çok basit çünkü Binali bey in oylarını ÇALDILAR.

  13. Köşe yazısı okumaya başladığımdan beri, Fehmi Koru liste başı olmuştur. Türkiye’yi ve dünyayı en iyi okuyan yazar olduğunu düşünmüşümdür; ikinci de Dumanlı Ekrem idi ( 17-25 Aralık kalkışmasından kısa bir süre önce yazdığı bir yazıda, maskelerini çıkarıp, kendini ve kendi gibileri faş ettiğinde liste dışı kaldı). Sayın yazarı, son yıllarda yaşadığı savrulmaya rağmen, bazı mahfillere alenen göz kırpmasına rağmen, akı kara, karayı da ak diye yutturmaya çalışmasına rağmen; ısrarla özüne döneceği gün umuduyla okumaya devam ettim. Bugün maalesef anladım ki o tren kaçalı çok olmuş.
    Yıllarca “ti” ye aldığı, popsosyolog diye isimlendirdiği Ertuğrul Özkök’ü bile, yazılarıyla, üslubuyla değil gölgede bırakmak; gömüyor.
    Yorumları okuyunca gülerek ” körler, sağırlar birbirini ağırlar” demekten kendimi alamıyorum. Kıymeti kendinden menkul tipler ha bire ahkam kesiyor!
    Çakallar istedi diye aslanlar ölmez; bal bal demekle ağız tatlanmaz.
    ——————-son————————-

      • He yaa, Özkök başka bir dünyanın adamı. Ekrem Dumanlı da öyle…
        Koru Harvard’lı, ancak daha öncesi Özkök’ün, Dumanlı’nın gittiği okullar kadar gariban!.. Konuyla ne alaka ama ülkede eğitimin seviyesini garibanlığını unutmayalım diye değiniyorum. O Sinanoğlu bir videosunda bu konuya değiniyor, rahmetli. Eğitimin tohumları “Akıl*İman Sentezi”yle atılmış olsaydı, bizde de yerli malı Harvardlar olabilirdi!..

        • Sayın h.k. ramazan günü insanı günaha sokma; sinanoğlu dediğin zat ömrü boyunca abd hükümetlerine hizmet etmiş ve onların borusunu öttürmüş bir mutemettir ve kendi gibilerin çocuklarından başka türkiyede kimsenin ingilizce veya başka bir yabancı dil öğrenememesi için uğraşıp durmuştur biyandan..! Aslında tam sana göre, bi şovmen yani..:)

          • O. Sinanoğlu ABD’ye eğitim amacıyla gitmiş Türkiyeyi çalışkanlığı ve başarısıyla iyi temsil etmiş biri. Onun y. dil öğrenmeye karşı olduğunu nereden çıkarıyorsun? Rastladığım videolarında öyle bir şey görmedim. Onun ısrarı, ülkede İngilizce veya başka bir y. dil yaygınlaşırken Türkçe zaafiyete uğrayıp geri kalmasın konusu. Şovmen hep magazin konusunda mı olacak, olacaksa onun gibisi de olsun, daha önemli. Bir ülkeye eğitim konusunda kendi dili yeter diyor ki bu doğru. Y. dil yabancılarla iletişim, bilgi alış-verişi açısından önemli. Turist sayısı artıyor, y. dil bilenlerin artması da önemli. Buna kimin itirazı olabilir ki onun olsun?

  14. Gerçekten kim bu AK Parti seçmeni? Bu sorunun sorulması gerekiyor artık. Çünkü, muhalif kesimlerde, Erdoğan ve AK Parti’yi destekleyen seçmenlere yönelik çok açık bir cehalet söz konusu hayli zamandır.

    Muhalifler arasında hatırı sayılır çoklukta insan, 31 Mart da dahil, seçimlerde oyunu AK Parti’ye veren insanları, tekil bir kitle olarak görme eğiliminde. Kabaca, bu insanlardaki AK Parti seçmeni algısında, bu partinin seçmeni, yoksullaşma ya da derinleşen geçim sıkıntısı pahasına da olsa, işsizlik gibi büyük kentlerde hayatı gerçek bir cehenneme çevirebilecek musibetler pahasına da olsa, insanların artık birbirlerine tahammül bile edemedikleri noktada bir kutuplaşma pahasına da olsa, Erdoğan sevgisi ve militanca bir AK Parti yandaşlığı yüzünden, gider oyunu yine AK Parti’ye verir.

    Bu yanlış algıya şımarıkça ve akılsızsa eklemeler yapıp, zihinlerde tekil bir kitle olarak kurgulanmış o AK Parti seçmeninin böyle yaptığını (ve yapmaya devam edeceğini), çünkü ‘onların’ (!) iyi eğitim almamış, gerçekleri göremeyen insanlar olduklarını ileri sürenler de var.

    Gerçekle örtüşmeyen bu algı ile, Erdoğan’ın gücünü abartma eğilimi arasında, onun iktidarda kalma ısrarını “Bir seçimde yenilse bile gitmez. .”, Görüyorusunuz işte 31 Mart sonrası yaşadıklarımızı, ben daha önceden biliyordum Erdoğan’ın böyle şeyler yapacağını!” şeklinde yorumlama eğilimi arasında yakın bir bağ var.

    Bu yanlış algıya sahip olanlar, Erdoğan’ın şöyle veya böyle davranırken elinin serbest olduğunu, nasılsa kendisine oy verenlerin onun yapacağı her şeyi destekleyeceğini düşünüyorlar. Bu da, Erdoğan’ın gücünü olduğundan fazla görmelerine yol açıyor.

    Son yıllarda yakından takip ettiğim, yer yer not aldığım kimi araştırmalara göre (seçim anketlerinden değil, iki esaslı ve farklı araştırma kurumlarınca yürütülen Türkiye siyasal-toplumsal eğilimler araştırma ve analizlerinden söz ediyorum), sözünü ettiğim muhalif gurubun zihninde yarattığı türden AK Parti seçmenlerinin (sıkı Reisçiler diyebiliriz bunlara) oy oranı, bu partinin aldığı oyların sadece yüzde 14 ile yüzde 16 arasında değişen bir kısmına karşılık düşüyor. Geri kalan ve çoğunluğu oluşturan AK Parti seçmenleri ise, pekala rasyonel (akılcı) nedenlerle oy veriyorlar AK Parti’ye.

    Yaşlıca kuşaklar için, Erdoğan’a oy verme eylemlerinin temel nedenleri arasında, sağlık hizmetleri, eli ayağı düzelen şehirler, yollar, köprüler, kolaylaşan toplu ulaşım araçları başta geliyor. Hiç haksız değil bu insanlar. Çünkü, Türkiye, bütüm bu alanlarda, AK Parti öncesi ile karşılaştırılamayacak kadar iyiye gitti. Bir insanın bunun aksini iddia edebilmesi için utanma duygusundan hiç nasiplenmemiş olması gerekir.

    Dinarların kültürel ve siyasal yaşamdan dışlanmasını esas alan geçmiş uygulamalar da önemli bir neden. Kaç kere kapatıldı partileri, kaç kere kapatılmak istendi. Dini ibadetleri evlerinde dört duvar arasına hapsedilmeye çalışıldı. İnançlı kızlarının elinden eğitim hakkı çalındı. İmam Hatipli mezunlar ve öğrenciler aşağılandı, bir tehlike gibi gösterildi. Onların haklı olarak “zulüm”şeklinde tanımlayıp öyle hatırladıkları dönemlerin sona ermesinin AK Parti sayesinde mümkün olduğunu düşünüyor önemlice bir AK Parti seçmeni. Haksız olduklarını kimileri sürebilir?

    İstanbul gibi metropollerde, AK Parti hayli yaygın sosyal yardım ödemeleriyle kent yoksullarına destek oldu. Faşizan ve seçkinci bir zihniyete sahip Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil gibi tipler için, bunlar ‘İki kutu makarnaya, üş beş kilo kalitesiz kömüre fit olmak”. Kendi sefil zihniyetlerini haklı göstermek için uydurulmuş yalanlar bunlar. AK Parti seçmenlerinin büyük çoğunluğunun bu yardımlar dolayısıyla AK Parti ile gönül bağının sıkı olduğunu bilyoruz -eğer derdimiz içinde yaşadığımız toplumu anlamak ise.

    Kredi ile borçlandırma sayesinde, insanların alım gücü ve yaşamstandardı, kazançlarının ötesine geçti. Borçlanarak da olsa insanlar araba sahibi oldular, kimleri ev aldı, tatile çıkmak düş olmaktan çıktı vb.

    Yukarıdaki tamamen RASYONEL ve ANLAŞILIR nedenlerle, AK Parti hala ülkenin açık ara en çok oy alan partisi.

    Ana muhalefet partisi ve onun coşkulu taraftarları, ilkin bu gerçeği görmek zorundalar. Sayın Koru’nun bir kaç gün önce yazdığı gibi, bu konuda radikal, samimi, inandırıcı bir özeleştiri yapmak zorundalar tüm ülke insanlarının önünde. Dindar-muhafazakar yığınlara karşı girişilmiş hak ihlallerinde, adaletsizliklerde pay sahibi olduklarını söylemeli, “Ama biz iktidar bile değildik, iktidarda Demirel, Özal, Doğru Yol vardı!” türü kurnazca ve (utanmazca) bahanelerin arkasına saklanmaktan vaz geçmeliler.

    Ancak bunu samimiyetle yaptıklarında ve samimi oldukları için zaman içinde inandırıcı olmayı başardıklarında, dindarların ‘laik’ korkusu tedrici olarak azalacak, ortadan kalkacaktır.

    Solculuğun, ülkenin gelenekleriyle savaşmak olmadığını görmeli, bu aptalca tutumundan da samimi olarak vaz geçmeli ana muhalefet. Solculuk, herkesin, tüm toplumsal-kültürel kümelerin ANLAM DÜNYASI’na saygı duymayı, bir kümenin anlam dünyası kısıtlanmak ve daraltılmak istendiğinde, o toplumsal kümenin ne olduğuna bakmadan, o otoriter kısıtlama girişimlerine karşı çıkmayı, o küme ile dayanışmayı gerektirir. Toplumun ezici çoğunluğunun geleneğine savaş açmış görünen bir siyasal-toplumsal gurup iseniz, sizin öne çıkardığınız eşcinsel hakları, alkollü mekanların sorun edilmemesi gibi talepleriniz de hiçe sayılır, o hiçe sayma tavrı karşısında hiçbir ahlaki, mantıklı argüman geliştiremez hale düşersiniz.

    Erdoğan’ın muhalflerin kimileri tarafından abartılan gücü, doğrudan AK Parti seçmenlerinden geliyor.

    Erdoğan ne bir siyast ustası, ne aklını diktatör olmakla bozmuş bir insan. Gücünü AK Parti seçmeninden aldığı için, o seçmenlerin beklentilerini karşılmak zorunda. Onların desteği olmadan, bir gün bile iktidarda kalamaz.

    Erdoğan, şimdilerde, seçmenlerinin beklentilerini karşılayabilen bir lider değil.

    Dışarıdan gelen sermayeakışı kesildi, yatırıma değil tüketime ve har vurupharman savurmaya giden borçları ödeme zamanı kapıya dayandı.

    Halk, bol keseden harcamaktan çoktan vaz geçti. Sebze-meyve alabilir, çocuklarının eğitim masraflarını karşılayabilir, kirasını ve kredi borçlarını zamanında ödeyebilir halde kalmaya çoktan razı, ama bu mütevazi beklentiyi karşılamada bile zorlanıyor Erdoğan.

    Kimi sosyal yardımların kesildiğini sadece sokak ropörtajlarından biliyorum. Tek tük de olsa, ödeneği kesildiği için öfkeli olup artık Erdoğan’a oy vermeyeceğini söyleyen seçmenlere rast geliyorum sokak ropörtajlarında. İkitdarın, söz konusu sosyal yardım ödenekleri olduğu gibi sürdürebileceği kuşkulu,çünkü ekonomi gerçekten kötü durumda.

    Geçim sıkıntısı ve işsizlik, AK Parti seçmenini de eziyor, onları da mutsuz kılıyor.

    Dindar-muhafazakarların hukuk ve adalet kavramlarına duyarlığı çok küçümseniyor. AK Parti seçmenleri bunlara hiç aldırmadığı için değil, kendisini seçeneksiz hissettiği için hala AK Parti arkasında duruyor -kısmen sayısı azalarak da olsa. Ama, Erdoğan çok zorladı onların adalet, vicdan ve liyakat duygusunu.

    Erdoğan, tüm bu nedenlerle güçsüzken de güçlü görünüyor kimi muhalflerin gözüne.
    Oysa, durum tam da, “Erdoğan yatsın kalksın seçmenlerinin seçeneksizliğine ve CHP’ye dua etsin!” durumunda.

    CHP İstanbul dışında hemen hiçbir şey yapmadığı halde tüm önemli büyükşehirleri kaybetti.

    Olacakları, bir de İstanbul elden gittiğinde ve ortaya bir seçenek çıktığında düşünün.

    CHP’lier, Erdoğan’dan umudunu kesen seçmenlerden hatırı sayılır oy alacağı düşlerine kapılmasınlar. Çünkü hak etmiyorlar, çünkü AK Parti seçmenleri akılcı düşünebilen insanlar.

    Erdoğan’ın güçten düşmüş bir lider olduğunu ve seçim kaybedeceğini, CHP’nin “umutsuz vakıa” konumundaki müzmin muhalefet hallerinin devam edeceğini göreceğiz bence.

    Tıkanıklığı giderip denklemi bozacak olan yeni bir kitle partisi olacak.

    CHP’liler, şoför koltuğunun yanında oturabileceklerine dua etsinler. . .

  15. 23 Haziran seçiminde Binali Yıldırım muhtemelen kazanacaktır. Ekrem İmamoğlu da Başkanlık seçimleri için kollarını sıvayacaktır. Sermaye İstanbul’u Muhalefette emanet etmez benim kanaatimce…. 31 Mart seçimi Ekrem İmamoğlu için bir prova olarak kayda geçecektir. Halk, Ekrem İmamoğlu’yu bağrına bastı. Başkanlık seçiminde bağımsız aday olarak girecek ve kurulacak yeni parti de muhtemelen İmamoğlu’ya katkı sağlayacaktır.
    SAYGILAR

  16. tam bir kaba tabirle zırvalama olmuş görmek istediğn gibi yazmışssın nasıl olurda istanbulu kaybetti dersin 25 belediyeyi almış bir parti kaybedermi herkes ilçelerde ak parti büyük şehirde chp akıl firaset alıyor mu. görmek istediğn gibi yazmışssın ama gözlüklerini değiştir. ha bide küskünlere diyorum siz hiç chp küskünün chp den vazgeçtğini gördünğz mü
    aklınızı başınıza alın gün gelir düzelir eğer chp gelirse ağladığımzı gündür selamlar

  17. Bende dostunuz gibi İstanbul seçimlerinin ileri bir tarihe erteleneceğini düşünüyorum. Sebep çok basit: 31 Mart’tan 23 Haziran’a AKP lehine seçimi kazanacak herhangi bir gelişme olması zor çünkü insanların asıl tepkisi ekonomik gidişata. Dolayısıyla birkaç anket yapılır AKP tarafından, sonuç İmamoğlu’nun seçimi daha farklı şekilde kazanacağı olursa (ki öyle) o durumda 23 Haziran seçimini yaptırmanın da anlamı kalmaz, İstanbul Valisi İBB olarak göreve devam eder. Yani göz göre İmamoğlu nun seçimi ikinci kez hemde daha farklı bir sonuçla kazanmasına AKP müsaade etmez. Dostunuzun dediği gibi seçim yenileme için bulunan gerekçe seçim iptali için de bir bulunur. Ama o durumda CHP tutulamaz

  18. Fehmi bey ekrem İmamoğlu reklamını yapmanızı doğru bulmadım.
    Ya da en azından açık açık dürüstçe tarafınızı belli edin de millet te görsün.
    İstanbula makariosun heykelini diken,kıbrısa gittiğinde şehitliği ziyaret eden ekrem imamoğluyla farklı bir yakınlığınız var mı?

    • Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü’nde Kıbrıs Türklerinin unutulmaz lideri Rauf Denktaş için bir heykel kompozisyonu (abide) yaptırmıştır, (gidemeyenler internetten görebilir). Beylikdüzü Alperen Ocakları da heykeli yerinde inceleyip olumlu görüşlerini basın açıklaması ile bildirmiştir.

      Böyle çirkin iftiralar atabildiğinize göre ya kör cahilsiniz yada ahlakınız körelmiş.

  19. 31 Mart İstanbul seçimlerinde 500.000 kadar seçmen belediye meclislerinde ve ilçe belediye başkanlıklarında AKP’ye oy vermiş fakat Büyükşehir Başkanlığı için Ekrem İmamoğlu’nu tercih etmiş. (Ekrem İmamoğlu, ben oy çalmadım gönülleri çaldım demişti). Bu bilgi 1 Nisan günü Erdoğan’a ulaştırılmıştı. Bunun üzerine aradaki oy farkının da az olmasını kullanarak itiraz ettiler ve YSK’da işi uzatarak zaman kazandılar. Kazanılan bu zaman içinde şu işleri yaptılar :
    i) İ.B.B.’de sakıncalı olabilecek bilgi ve belgeleri yok etmek veya uygun hale getirmek.
    ii) Seçimin tekrarı için hazırlıklar yapmak, havuz medyası ile seçmeni bunun haklılığına ikna etmek.
    iii) Seçimin yalnız Büyükşehir Başkanlığı için tekrar edilmesini sağlamak.

    Üçüncü şık sanıldığından daha fazla önemlidir. Zira kendi seçmeninin dahi vicdanını zorlayacağını bile bile neden bunu yaptılar ? Cevap şu : Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na oy veren seçmenlerinin büyük bir kısmını Binalı Yıldırım’a oy vermesi için ikna edebileceğine inanıyor. Bunun için de tek oy atılması gerekiyor. Hadi şimdi mührü nereye vuracaksın bakalım. AKP adayı Binali Yıldırım’a mı, CHP adayı Ekrem İmamoğlu’na mı ? Fehmi Koru buna değinmiş zaten. Ekrem İmamoğlu’ndan CHP adayı diye bahsedilmesi için havuz medyasına talimat verilmiş.

    Fakat buna rağmen İmamoğlu’nu seven AKP! seçmenlerini tamamen ikna edemezler. Diğer yandan SP oylarının önemli bir kısmı ile diğer küçük partilerin oyları da Ekrem İmamoğlu’na gidecektir. Bununla birlikte seçimi 100-150 bin oy farkla kazanacaklarını tahmin ediyorlar. (İBB ve bağlı kuruluşlarında seçimden sonra çok sayıda işçi/memur alınacağına dair haberler çıkarsa da şaşırmayalım).

    ABD kökenli bir kamuoyu araştırma tekniği ile seçim sonuçları önceden +/- %0,5 farkla tahmin edilebiliyor. Bu ise İstanbul için en çok 50 bin oy demek. Yani İ.B.B. Başkanlığına Binali Yıldırım’ın (kahya olarak) seçileceğine inanıyorlar.

    Eğer bu ince araştırma sonuçları seçim gününe 2 hafta kala Ekrem İmamoğlu’nun kazanabileceğini gösterirse ne olur ? Fehmi Koru’nun Taha Kıvanç kıvamındaki yazısında bu soruluyor. Bence, “ne yapalım, kader böyleymiş” demeyeceklerdir. Böyle bir durum için B planları olduğu açık. B planı ;
    i) Ekrem İmamoğlu yine az bir farkla kazanırsa bunu ince tekniklerle halletmek mümkün. Zira seçim sonucunun belirlenmesini etkileyen o kadar çok şey var ki. Atı alan Üsküdarı geçer, olur biter.
    ii) Fakat ince anketler İmamoğlu’nun bariz bir farkla kazanacağını gösterirse iş değişir. Bu durumda Rusya’nın da yardımıyla Suriye’de (örneğin İdlib’te) bir BEKA! sorunu patlak verebilir. Yüzbinlerce ve belki milyonlarca Suriyelinin Türkiye’ye göç etmek zorunda kalması gibi bir sorunla karşılaşabiliriz. Bu durumda Türkiye müdahale etmek zorunda kalır ve bu şartlar altında TBMM seçimleri 1 yıl erteleyebilir.

    Tabi ki bunlar olmayabilir de. Ben ne Erdoğan’ı ne de Bahçeli’yi düşman yada dost olarak görenlerden değilim. Fakat bazen insan en büyük kazığı dostlarından yiyebilir.

  20. Daha öncede bir konuda yazdığım yorumu bir daha tekrarlıyorum. Bu ülkede akla hayale uygun olmayan, olmaz bu kadarını da yapmazlar diyebileceğim hiç bir olay bir durum yoook. Kardeşinin gördüğü eziyete bize oy vermiyordu diye sevinen bir toplum…

  21. Cumhur ittifakı için seçimin kaybedilmesi riskine karşı iptali planlanacak iddası gerçekleşirse kendi seçmeni de buna tepki gösterecektir.Çünkü ekonomik anlamda yaşanan darboğaz her kesimden seçmenin canını yakıyor ve ikinci üç aylık döneme denk gelen bir seçim iptali bu ortamda ters teper ancak yine de erteletmek babında ,Serdar Akinan KRT daki programında konuk aldığı Gazeteci Kemal Can’ın deyimiyle Akp kaçış stratejisi uygulamayı yeğlerse, Ekonomik kriz,vs çözmeden sorunları aşıp geleceğe kaçmaya çalışabilir.

  22. Dost acı söyler, denmiş. Neden acı ? Çünkü doğru olmasa bile, vakıayı (gerçekleri) söyler.
    – 31 Mart seçimlerinin ertesi hafta – CHP’nin İstanbul seçimlerini aldığının dillendirildiği hafta –
    halen de Ak Partinin koyu üyesi ve taraftarı bilinen, Belediye Meclisinde, spor kulublerinde görev almış bir tanışla görüşmüştük, İşlerinde de oldukça yararını görmüşlerdi, Partinin. ” Zaten, diye başladı, AKP’yi epeyce yerlere çaldı ve seçimi kaybedeceği belli idi, etmeliydi de, dercesine konuştu.
    – Dün bir işim vesilesiyle Emniyet’e gitmiştim. İşim için beklerken, hiç tanımadığım bir polis,
    yana-yakıla Kabine’den ve Reisten şikayet ediyordu. Kendilerinin sıkıntı içinde yaşadığını, başkalarına nice imkanlar sağlandığını dile getiriyordu. Kıt kanaat geçinen kişi nezdinde, köprü ve otoyolların bir değeri olmaz. Olsa olsa, bu işten kazançlı çıkan AB ülkeleri ve AK Partiye karşı olan seçmenler olur.
    Doyurup doyurmamak da bir nebze önemli olsa da, EBUSÜFYAN, karısına dönerek, “O, KALPLERİ
    fethediyor ” diyor. Ya bizimki ne diyor : Eskiyi unut, yeni yolu tüt. Yaşa yaşa yaşa.
    Evet, “… kırgınlıklar, kızgınlıklar olmamalı”. Ya, CEREMESİNİ kim çekmeli.
    – Bir cenaze vesilesiyle görüştüğüm diğer bir yurttaş, kadın ve ailenin bu derece yıpratıldığı, dejenere edildiği dönem hatırlamadığını, sanki 2002’deki Erdoğan’ın gidip bir başkasının geldiğini dile getiriyor, F.Şahin’in çıkarttığı kanunlara lanet yağdırıyordu. Boşanmalar, boşanmalar, köleler, köleler.
    Anlaşılan o oldu ki, her ÜÇ yurttaş da AKP’nin gitmesini bekliyordu. Genel gözlemim, Halkın hoşnutsuzluğunun her geçen gün arttığıdır.

    Gazete ve TV. yayınlarından da edindiğim, İmamoğlu’nun Halk nezdinde daha cana yakın görüldüğüdür. Öyle ki ; Sanki 2002’nin dine bağlı ve saygılı, mütevazi, kuruntusuz, talancı görünmiyen, rüşvete ve yağmaya karşı, halkın içinden doğmuş Ak Partisi gitmiş, yerine, tepeden bakan, kuruntu küpü, dini şekle ve belli kalıplara, sadece başörtüsüne hapsetmiş, HİCAP ve edep duygulanıdan sıyrılmış, rüşvet
    ve talanı dogallaştırmış bir emanetçi, müteahhit partisi (Ak Parti) GÖRÜNÜMÜ sırıtıyor. Vatandaş haklı ; üzülmemek, kızmamak elde değil.
    Makyavel’e göre, ” gaye vasıtayı meşru kılar”. İSLAM Medeniyetinde ise, GAYE de, ona götüren VASITA da meşru olmak zorunluluğu vardır. Meşru ne demek diyeceksiniz. Onu Reis cevablasın.

    Görünen o ki, bu kurala aykarı hareket eden AKP’yi halk, silkinerek sırtından atcaktır. Hani Tayyip
    beyin meşhur sözü var. “kimse vazgeçilmez değildir” Halkın indinde, yazık ediliyor. Azınlığa hizmet ediliyor,
    köy kültürüne hizmet ediliyor.

    Rahmetli Menderes’e 26 Mayıs günü bile yalvaranlar, İKAZ edenler olmuş, tınmamış bile. Keza,
    Rahmetli Özal 1987 ve 1989 seçimlerinden ders çıkarmamıştı. Hep, sonlarını hazırladılar.
    Şunu da unutmamak gerekir. Adalet Partisinden ayrılan, SEVİLEN TBMM. Başkanı F.BOZBEYLİNİN Partisi iktidar yapılmadı amma AP’nin iktidardan olmasına yetmişti.
    Seçim iptal edilemez de, aday değişebilir mi ?
    AKP kazanırsa, Bahçeli ve Perinçek de yüklü kazanç sağlıyacaktır, bu seçimden.
    Bu işin ibreti nerede ? İhlas’tan uzak nefis ve hırs unsanı bitirir, demişler.

  23. -15 Temmuz’daki milli direnişi hazmedemeyenlerin İmamoğlu etrafında toplanması tesadüf mü?
    – Her şey çok güzel olacak diyorsunuz ama içinizde müthiş bir endişe, korku var. Sebebi açık: 23 Haziran’da kaybedeceğinizi biliyorsunuz,
    YSK kararı, oynanan oyunu bozdu. ABD/FETÖ tezgâhı çöktü.
    -23 Haziran, İstanbul üzerinden yaşanacak büyük hesaplaşmanın günü olacak.
    -7 Şubat MİT krizinden 15 Temmuz’a kutuplaşması derinleşen Türkiye, yaşadığı yüksek tansiyondan artık kurtulacak. Artık; Suriye üzerinden askerî, döviz kuru, kuru soğan, biber, patlıcan üzerinden ekonomik, İmamoğlu ve “illet/zillet ittifakı” üzerinden yürütülen siyasî çökertme saldırılarının hesabının sandıkta görülmesi günü geldi.
    -Başaramayacaklar. Çünkü Cumhur İttifakı var. Sayın Bahçeli ne güzel dedi: “Cumhur İttifakı Türkiye’nin yeni Çanakkale ruhu, Milli Mücadele hamurudur…”
    -ABD’yi, İngiltere’yi, Almanya’yı, Fransa’yı, İsrail’i bölgemizdeki hesaplarından dolayı anlıyoruz da içimizdekiler neden böyle?

  24. İlginç ve bir o kadar da iddialı bir tez bu. Burası Türkiye olur mu olur desek herhalde itiraz eden çıkmaz. 31 Mart seçimlerinin iptali hususunda hiç tereddütsüz iptal edecekler dedim ama bu iddia da hakikaten büyük lokma. Burada asıl mesele neye dayanarak bu işin hal yoluna (!) koyulacağı. Mevcut seçim iptalinin gerekçelerini dahi YSK henüz ortaya koyamamışken diğer türlüsünü havsalam almıyor. Oluşacak kamuoyu tepkisini dizginlemek de cabası. Bekleyip göreceğiz.

    • Sizce şu an Türkiyede kaç tarikat vardir?
      Siz isterseniz genede mantikli konuşmadan önce Tarikatlarin sayisini öğreninki daha sonra yalanci duruma düşmeyesiniz.
      Dikkat ederseniz Mantiksız! demiyorum Mantikli diyiyorum, Çünkü şu an Mantik pek degil hiç işe yaramiyor. 10 tane AKP markali tarikat şeyhi rahatlikla 20 miliyon şecmen demektir. Oysaki bizde binlercesi var. Işte Erdoğani ayakta tutanlar bunlardir.

      • Nurdan abla, ocakmedyada bugün haberi çıktı; almanyada ortaçağdan kalma bir tarikatın beş üyesi arbaletle öldürülmüş olarak bulunmuşlar..! Zikir halkası bizdekilerden biraz farklıcaymış; bilmem ne çemberi mi varmış neymiş..:) hayır kirli atlet ya da gömleğini koklamak gibi bişey değil, ama daha dokunmatik şeyler yani..:) Türkiyede durum nedir tam olarak bilemiyorum ama alman tarikatları sakatmış nurdan abla..!

    • Olası ABD yaptırımları sonrası herşeyin alt üst olduğu hengamede ABD bize ekonomik savaş ilan etti, Anayasaya göre savaş esnasında seçim 1 yıl ertelenebilir denilebilir en basitinden .bu aklıma ilk geleni. İtiraf edelim gerekçe bulmada istediğini elde etmede AKP çok daha mahir

  25. SURİYE İLE SAVAŞ VEYA İRAN’A ABD MÜDAHALESİ OLMAZ İSE SEÇİM OLUR ARKADAŞLAR.Doğrudur şuan iktidar ve ona biat edenler kanun tanımıyorlar diyelim(çünkü yasalarda ki boşlukları çok iyi kullanıyorlar)AYNI MHK NİN İNADINA GS LEHİNE KARARLAR VERİP ONA KUPAYI VE ŞAMPİYONLUĞU KAZANDIRACAK OLMASI GİBİ.(AKHİSARIN YERİNDE OLSAM TAKIMI SAHADAN ÇEKERDİM).Ama sayın bahçelinin 2001 seçimlerinde,2007 cumhurbaşkanlığı seçiminde gösterdiği demokrasi yönlü tavırlar seçimin YAPILMAYACAĞI tezini zora sokuyor.Bende nurdan arkadaş gibi şuan ülkeyi yönetenin akp değil devletin derin kısmının olduğunu düşünsem de Perinçeği devlet kademesine yakıştıramıyorum açıkçası…apo ile bu kadar sıkıfıkı olan biri bana şüpheli geliyor.ADALETSİZ kararlarla milleti siyasetten,seçimden,futboldan ve hatta DİNDEN SO-ĞUT*TU*LAR…En önemlisi de milleti dinden soğutmaları ve bunu da akp ve fetö eliyle yaptılar…Biri dindar parti biri dini cemaat…bu ikisinin İslam dinine verdiği zararı belkide chp vermemiştir.Akp milli görüş gömleğini çıkarmıştı kim bilir şu aralar Chp de de gömlek çıkarmış olabilir mi?Uzaklaştıkları millete yanaşabilirler mi?Millete yanaşabilirler se kazanmaya yakınlar aynı İmamoğlunun yaptığı gibi,yanaşamzlarsa eski chp ye devam derlerse kaybederler hem kendileri hemde İmamoğlu…Karşı cenahın R.T.Erdoğana çıkan rakipleri tektek nasıl ekarte ettiğini gördünüz.En ufağından en büyüğüne kadar…N.Kurtulmuş S.Soylu daha düne kadar akp ye ve R.T.E.YE DEMEDİĞİNİ BIRAKMIYORLARDI ne oldu yutuldular,A.Gül belki partinin başına tekrar geçecekti AKP KONGRESİNİ ÖNE ALIP ONUDA aç yıldır saf dışı bıraktılar,GERÇEK REİS MUHSİN YAZICIOĞLU’NU DA NASIL HARCADILAR HERKES BİLİYOR(Kaçyıl oldu failler hala yok)Eğer ölmeseydi bana göre MHP NİN başına geçip R.T.E’nin en büyük rakibi olacaktı…Ama fetö/abd ama bizimkiler engel oldular….ADALET herkese ADALET.MİLLETİ YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN.MİLLETİ YAŞATMAKTA ADALETTEN GEÇER.ONUN İÇİN HERKESE ADALET HERKESE….

    • Sqyin Bakaci! Perincekin şu ana kadar söyleyipte gerçekleştirmediği hic bir iddiası kalmadi.
      Ben şahsen iseter beğenim iter beğenmeyim, siyasetçilerin içinde “fikirlerine tamamen karşı olmama rağmen”, korkusuz ve mert olarak kendi doğrularini çekinmeden,kivirmadan, korkmadan, savunan ve gerçekleştiren bir tek Perinçeki gördüm.
      Hemde başkalari gibi meydan okuyup tehdit etmeden isdediklerinin hepsini elini sicaktan sovuğa sokmadan, muhattaplarina yaptirtriyor.

  26. Hep kuşkulu..sözünü her bağladığında, iki ihtimalden ikisininde gerçekleşebileceği savıyla davranıyor Sn. Koru ve biz de ‘hangisi gerçekleşecek acaba’ kuşkusu içerisine dalıp dalıp gidiyoruz.

    Ben de, bu konu üzerinde, ”tarihi belirlenmiş bir seçim nasıl olur da/olmalı ki yapılmasın, bu olamaz” minvalindeki ama ”olmaz da değil” kuşkuculuğunu bir kenara itmek şartıyla Koru’nun birinci tezine katılıyorum.

    Yani tekrar seçim yapılacak; Binali Beyin seçimi kazanması için elden ne gelirse yapılacak, olmadı mı, B ve C … planları devreye girecek…

    Bu planların içeriği nedir/nereden biliyorsun diye sorulursa, tabi ki bilmiyorum ama gelişmeleri değerlendirdiğimde, karşıma önceden planlanmış olmasa bile bir ad konulan, duruma göre vaziyet alınan planlar ortaya çıkıyor.

    Bu kanıya şuradan vardım: Artık yüksek mercilerde, belediye seçimlerinin yapılmayacağı, başkanının atama yoluyla belirleneceği ve belediyelerin Cumhurbaşkanlığına bağlı birer kurum olarak düzenleneceği çalışması yürütülüyormuş. Bunun provası Doğu ve Güneydoğudaki HDP’li belediyelere atanan ve halen atanmakta olan kayyımlar ile şimdi yenilenmesine karar verilen seçime kadar (sanırım tarihinde ilk kez olan) İBB’ye atanan kayyım vasıtasıyla yapılıyordur zahir.

    Doğrusu Cumhurbaşkanlık hükumet sistemine geçişten bu tarafa eski sistemin kurumları ile uyumlu çalışmak neredeyse imkansız.

    Yine doğrusu; belki de, dünya konjonktürünün baskısıyla, uzun vadede, dünyamız yeniden iki kutuplu bir dünyaya evrilirken; ülkemizinde ayaklarının yere kuvvetlice basacağı bir yeni sistem, bir yeni oluşum, bir yeni kutupta yer alama durumu devlet aklı vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılıyor ve kamuoyu kısa vadede maruz kaldığı olumsuz etkilerine alışık değil; gerçekleştiğinde bu yeni sistem, sanırım en büyük korkumuz olan ”bölünme” meselesini ortadan kaldıracağı savımla (ki, burada yerelde Kürt ayrılıkçı siyaseti zayıflayacak veya bitme noktasına varacaktır) -yani belediyelerin merkeze bağlanmasıyla- bu iyi bir gelişme olur.

    Yerinden yönetim (adem-i merkeziyet) gereklerini henüz karşılayabilecek ne merkezi ne de yerel demokratik olgunluğuna ulaşmış bir ülke değiliz. Yerelde, kendisini daha çok ayrılıkçı Kürt siyaseti, merkezde ise ”elden gidebilir ulusçuluk(!)” korkusuyla bu demokratik olgunluğu sergileyemiyoruz.

    Bu durum bize, yeni bir sisteme evrilirken ayak bağı olabilecek oluşum (Cemaatler, STK’lar, bazı devlet kurumları, siyasi oluşum ile hareketleri v.b) tasfiye etmede yargı ve hukukun işlerliğini bir kenara itmemize sebebiyet veriyor ve çekilen sancılar da bunun neticesi galiba.

    Neyse, kafanızı fazla şişirmeden diyeceğim bu ki: Yenilenecek İBB seçimini Ekrem Bey büyük bir farkla kazanacak olsa bile, ‘yeni CHP’ ve Canan Kaftancıoğlu kafasının İstanbul’da hüküm sürmesine devlet aklı izin vermeyecek, İBB Cumhurbaşkanına karşı sorumlu bir kurum niteliğine büründürülecek ve İmamoğlu bir sekreter hüviyetinde İBB’yi yürütecektir.

    Bence B ve C gibi diğer planlar bunun üzerine kurgulu.

    • İrkilmeme yol açan yaklaşımınızda İNSAN/VATANDAŞ nerede, ona hiç rastlamadım, Hasan Bey. Türkiye’den söz ettiğinize inanmak bile güç.

      Devlet aklının olası gördüğünüz ama hiç mi hiç şikayetçi görünmediğiniz projesi, hiç abartısız, açık faşizmdir. Bu yargımın, abartıyla, sizinle bir münakaşaya tutuşma amaçlı kışkırtma arzusuyla ilgisi yok.

      Adım adım, hiçbir spekülasyona yer bırakmadan, sadece sizin kendi cümlelerinzden hareketle derdimi anlatmaya çalışacağım.

      Devlet aklının (her ne ise o), dünyadaki trendin yönünün yine iki-kutuplu bir dünya sistemine doğru oluşundan yola çıkarak, mutfakata bizler için halihazırdaki başkanlık sisteminden daha sıkı bir devletçi-merkeziyetçi sistemi pişiriyor olabileceğini söylüyorsunuz. Öyledir, değildir, bunu bilemem. Son derece yadırgatıcı olan, sizin öyle bir devlet aklıyla pek bir sorununuz olmadığının güçlü işaretlerini veriyor olmanız.

      “Ülkemizin ayaklarını yere kuvvetlice basacağı bir sistem” olacakmış bu sistem -eğer olursa. Bize bunu söylüyorsunuz. Söylediğiniz dehşet verici başka şeylerin açılışını böyle yapıyorsunuz. Evet, daha devletçi, daha merkeziyetçi, belediyelerin bile iktidarı ele geçirmiş olanın elinde toplandığı, ama “ülkemizin ayaklarını yere kuvvetlice basacağı bir sistem”. . .

      “Gerçekleştiğinde bu yeni sistem, sanırım en büyük korkumuz olan ”bölünme” meselesini ortadan kaldıracak” diyorsunuz. Burada açık bir olumlayıcılık var, ve, “belediyelerin merkeze bağlanması”ndan “iyi bir gelişme olur” diye söz etmenizden de belli bu.

      Peki ne olacakmış bu yeni sistemde belediyeler merkeze bağlandığında? “Yerelde Kürt ayrılıkçı siyaseti zayıflayacak veya bitme noktasına varacak”mış!

      Burada güme giden, topyekün “ayrılıkçı” ilan edilen Kürtler değil.

      Türklerin payına da pek bir şey düşmüyor bu sistemde. Okuyalım: “Yerinden yönetim (adem-i merkeziyet) gereklerini henüz karşılayabilecek ne merkezi ne de yerel demokratik olgunluğuna ulaşmış bir ülke değiliz.” Bundan ve son paragrafta yazdıklarınızdan, halkın elindeki yegane katılım aracı olan beş yılda bir belediye yönetimlerini seçmek için sandığa gitme hakkını da alıyorsunuz el çabukluğu marifet.

      Niye böyle yapıyorsunuz? Çünkü, “yerinden yönetim gereklerini henüz karşılayabilecek ne merkezi ne de yerel demokratik olgunluğuna ulaşmış bir ülke değiliz.”

      Kurgulandığından olumlayarak bir olasılık olarak söz ettiğiniz Baasçı tipte faşizmde, günün birinde “demokratik olgunluğa ‘nihayet’ nasıl erişebileceğimiz ise koca bir muamma.

      Sizin bu senaryonuzda, Türkiye’nin iki üç ayda doğusundan batısına bir mezbahaya döneceğinden hiç kuşkum yok benim.

      Çoğunluk Türkler olduğuna göre, Kürtler topyekün imha olur iç savaşta, o bitmek tükenmek bilmez “bölünme korkumuzu” halletmiş oluruz Türk nüfusun şöyle üçte birini kaybederek. (Sınırların öte tarafındaki Kürtlerin outurup kabak çekirdeği çitleyerek bizim ülkede olan biteni seyredecekleri varsayımında böyle bu.) ‘Ayrılıkçı Kürt’ (!) meselesi bu şekilde halledildikten sonra, biraz mola verilir az buçuk güç toparlamak üzere, bu kez yeni mezbaha meydan muharebelerine girişilir Türk cenahının kendi alt-kültür/kimlik çatışmalarını kökünden halletmek için. Bunlardan hangisi galebe çalar, kaç kişiyle ayakta kalır, onu kestiremiyorum, ama Suriye ve Irak’tan beter olacağımız, olasılıkta da ortada Türkiye diye bir ülkenin kalmayacağı kuvvetle muhtemel.

      Hayli önemlice sayıda insan olarak, halihazırdaki bu ucube merkeziyetçi-devletçi başkanlık sistemine katlanamıyoruz biz. Siz gelmişsiniz, “Ohoo, bu daha ne ki!” diyor, şikayet ve kaygılarımızı, “kamuoyu kısa vadede maruz kaldığı olumsuz etkilerine alışık değil” şeklindeki ifadenize bakılırsa, “Önce yakınmaya devam edecek, sonra alışıp kabullenecek, belki de hoşlanıp olumlayacaksınız” demeğe getiriyorsunuz.

      YSK 31 Mart seçim sonucunu iptal edildiğinde, Abdullah Gül, 367 rezaletine göndermeyle, “Yazık, bir arpa yol kat edememişiz” diyerek dile getirmişti haklı üzüntüsünü.

      Siz, “Öyle üç beş arpa boyu yollarla vakit kaybetmeyelim, “devlet aklı”mız rehberliğinde ve öncülüğünde hep beraber orta çağ karanlığına ışınlanalım, bu çok ürkütücü geliyorsa, Baasçı ya da Stalinci faşizme demir atalım” der gibisiniz.

      Zihnimi hayli karıştırdınız doğrusu. . .

      • Zihninizi bu kadar fazla karıştırmış olmam üzerine kendi yorumumu tekrar tekrar okudum, bir şey dışında çokta kafa karışıklığı yaşamanıza bir sebep bulamadım -kendimce- Bernar Bey. Çünkü ben, halihazırda gerçekleşen olaylar ve ileriye dönük etkileri üzerine öngörüleri mi ve -soyut olsa da- ”devlet aklı” ile beraber diğer aktörleri göstermek istedim.

        Hep demokratik bir yönetim tarzını benimsediğimi, hukukun işlerliğini ve adaletin tecelli etmesini istediğimi önceki yorumlarımdan biliyor olmalısınız.

        Ayrılıkçı -bölünmeyi isteyen- ve siyasi ayağıyla organik bağı bulunan bir terör örgütün emellerinin Ortadoğu düzleminde ne Kürtlere ne de Türklere yaramayacağını, bölünen bir Türkiye’nin hiç kimsenin hayrına olamayacağının da hakkını vermelisiniz.

        Belki ağır aksak işleyen, zaman zaman inkıtaya uğrayan demokratik bir sistemimiz var, lakin böyledir diye bunun yerine ikame edilebileceğini düşündüğümüz, çeşitli terör örgütlerinin himayesinde bir demokrasi ve adalet beklentisi zinhar olabilecek bir şey değildir, buna tevessül edilmemesi gerekir.

        Buna rağmen geçmişten tevarüs eden bir devlet geleneğimiz, bir müktesebatımız var; bunu gelişen modern hukuk ve adalet ilkeleri içerisinde geliştirmeliyiz.

        Hukuk ve adalete aykırı işleyişi devletim de olsa onaylamam, lakin ateş çemberine dönen çevremizde, babamın da hep öğütleye geldiği ”en kötü devlet devletsizlikten evladır” sözünün hakkını veririm. Ama yine bu soyut şekliyle ifade edilen ‘devlet aklının’ hukuksuz işlere girişmesini tasvip ettiğim anlamana gelmez Bernar Bey.

        • Benim “Zihnimi çok karıştırdınız” derken kast etmiş olduğum şey tam da buydu Hasan Bey. Değilse, pek çoğumuz öngörülerimize yer veriyoruz kimi yazılarımızda, olabilecekleri kestirmeye çalışıyoruz.

          Beni şaşırtan, bir “belki” olarak sözünü ettiğiniz, benim “Hiç böyle bir tasarım olduğunu inanmıyorum” diyemeyeceğim, tartışmaya açık ve hatta tartışmayı da hak eden öngörünüz değildi.

          “Eğer devlet aklının yakın geleceğe yönelik kurgusu bu ise, benim buna pek itirazım olmaz yaklaşımının güçlü işartlerini buldum yazınızda, neden o tür işaretler aldığımı da yorumunzdan sıkça alıntı yaparak dile getirdim.

          Zihnim gerçekten karıştı, çünkü, yazılarınızın sıkı bir takipçisi olarak, şu cümlede dile getirdiğiniz duyarlıklara sahip bir yorumcu olduğunuzu düşündüm: “Hep demokratik bir yönetim tarzını benimsediğimi, hukukun işlerliğini ve adaletin tecelli etmesini istediğimi önceki yorumlarımdan biliyor olmalısınız.”

          Israrcı değilim, ama, güçlü biçimde tedirginliğini yaşadığınız “bölünme tehlikesi” dolayısıyla, daha özgürlükçü, daha katılmcı, yerel yönetimleri öne çıkaran bir perspektiften taviz verilebileceğini öneriyor gibisiniz.

          Bu konuda çok farklı düşünüyoruz birbirimizden. Ben, taviz verilmemesi gerektiğini düşündüğüm perspekitfe çok inanıyorum, bizim için doğru olanın bu olduğunu düşünüyorum.

          Sanırım, bu düşünce ayrılığımız, Kürt meselesine ilişkin değerlendirmelerimizin farklılığından kaynaklanıyor.

          Sizin de güvenilir bulacağınızı düşündüğüm kaynaklara referansla söyleyeblirim ki, 17-65 yaşları arasındaki Kürtlerde, meselenin ayrı bir devlet kurmakla çözüleceğine inanların oranı sadece yüzde 4.7. PKK’nın Kürtleri istismar eden, onların kanından beslenen, onların daha iyi ve daha eşitlikçi koşullara kavuşması durumunda kendi gücünü yitireceğinden korkan (ve çok haklı, yerinde bir korku bu), şiddetten beslenen bir terör örgütü olduğu taryışmaya yer vermeyecek kadar açık -PKK’nın derin devletin etkili bir aracı olduğunu ve bu ikisinin birbirini beslediğini de söylemek gerekir belki, ama bu ayrı bir tartışma konusu.

          Kritik soru şu: HDP’liler ayrılıkçı Kürtler mi değil mi? HDP’li yönetici sınıfı, Türkiye’yi bölmek mi istiyor, yoksa Kürtlerin siyasal temsilciliği aracılığıyla Kürt halkının üzerinde yerel yöneticiler olarak siyasetten ve siyasetin getirilerinden beslenmek isteyen Kürt burjuvazisinin temsilciliği ile yükselen Kürt milliyetçiliğinin tezahrü mü HDP?

          Sizin adınıza karar veremem elbette, ama, bana öyle geliyor ki, sizin açınızdan PKK ile HDP arasında söz etmeye değer bir fark yok, her ikisi de ayrılıkçı Kürt taleplerinin temsilcileri.

          Ben, hem PKK’nın hem HDP’nin ülkeyi bölerek bundan bir Kürt devleti peydahlama derdinde olmadıklarını düşünüyorum. Kandil’de beyler paşalar gibi yaşıyor dar bir lider gurup. Uyuşturucu kaçakçılığından bilmem neye kadar muazzam para kaynakları üzerinde tekel kurmuş durumdalar. Pek çoğu 60 yaşın üzerinde. Dağdan indiklerinde, belki bir yıl için bir kahraman, ardından, H. Gayret tabiriyle, iktidar aşkıyla yanıp tutuşacak rakip ve genç kuşak arasında piranaların hışmına uğrayacak tipler olacaklar o ileri yaşlarında. Kaldı ki, tıpkı Kürt burjuvazisi gibi, Türkiye’nin Ermenistan’a yaptığı gibi, kurulacak bir Kürt devletinin Türkiye’nin izolasyonu dolayısıyla, her türlü ticaret yolundan, denizlerden yalıtık, kendi iç iktidar mücadeleleri içinde çatışıp duran bir devletten ibaret kalacağını herhalde biliyorlardır (petrolden hayli pay alan Irak’ın Kuzey Kürdistan özerk bölgesi tam da böyle değil mi onca petrol gelirlerine rağmen?)

          Bilmem kaç kuşaktır bu topraklarda Türklerle kaynaşmış bir biçimde yaşayan HDP’li Kürt kitle neden istesin bölünüp ayrılmayı? “Biz burada şiddetten, huzusuzluktan uzak, Türklerle eşit, güzel üniversiteleri olan, güzel ATM’leri olan şehirlerde yaşamak istiyoruz” derken numara çekmiyorlar bence. Gerçekten dertleri ayrılıp devlet kurmak değil.

          Etnik temele dayanan böyle bir sorunu yaşayan tek ülke biz değiliz. İmparatorluklar ve sömürgeler çağından arta kalan bu tür sorunları Sri Lanka da yaşadı kısa süre öncesine kadar, İspanya hala çözebilmiş değil Bask meselesini, Kutsal Cuma adı verilen anlaşmayla sorununu çözen İrlanda en yaygın bilinen örnek. Kolombiya var Latin Amerika’da, Afrika’da da böyle ülkeler olduğunu biliyoruz.

          Bütün bir tartışma, meselenin nasıl çözüleceği. Eşitlik, adalet, özgürlük temelinde olmalı, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi temelinde olmalı diyorum ben. Bunun PKK’yı güçlendirmeyip bitireceğine, HDP’yi PKK vesayetinden kurtaracağına çok inanıyorum.

          Bununla hayli gerilim içinde olan diğer argüman, güçlü devlet teşkilatı ile meselenin halledileceği.

          Ben, bunun, gerçekte olmayan bölünme tehlikesini giderek bir gerçekten var olmaya başlayacak bir tehlike haline getireceği kanısındayım.

          Devletin bu konudaki geleneksel “devlet aklı” 1978’den bu yana geçen zaman içinde sonuç vermemiş,aksine, sorunu daha da büyütmüş görünüyor. Bütün o onyıllar boyunca ölüp giden onbinlerce insanı, uğranılmış maddi kayıpları da buna eklemek gerek.

          Sekülerlerin dindarlara, dindarların sekülerlere, Türkün Kürde, Kürdün Türke güvenemediği bir ülke ne kadar güçlü olabilir.

          Türkiye, birbiriyle didişip durmaktan, birbirinden korkup birbirinin varlığını kendi özgürlüğüne ve hayatına tehdit görmekten haz duyan insanlar ülkesi değil, olmamalı.

          Herkesin hayattan kam alabildiği, işsizlik ve yoksulluk, adalet sorunlarını çözmüş gerçek bir toplumun gençleri, iyi bir eğitimden yaz tatillerini bilmem nerede geçirme, evlenip yuva kurma gibi düzinelerce hedefe ve birincil anlama sahip olmak varken, neden “böldüreceğim bu ülkeyi” diye hayatını verip hayat alsın ki?

          Kim bilir, belki de o geleneksel “devlet aklı”, iş aş sorunlarını çözme, ülkeyi kalkındırma anlamındaki ev ödevini yapmadığı için, işin kolayına kaçıyor, hem bizleri, hem kendisini güçten düşürüyor da olsa.

          Gerçek anlamda ve çok inanarak, “bir Suriye değiliz biz!”, “Irak gibi değiliz biz!” diyebilmek için, hayli farklı bir devlet anlayışına sahip olmak gerekmiyor mu?

    • uzunadam: insanımız belkide vazgeçmek istemiyor. terörü kaçma moduna getirmiş. ortadireği yoketse de dimdirek kalsa da memnun halkımız. soğana muhtaç etsede etsiz kolinin evine uğrayacağını umut eden genişbir kesim. muhalefet:terörün elebaşını kı+.nı değil çocuğunu-kendini terörden yoksulluktan kurtaracak koruyacak bir halk kendini bekliyor; bihaber. ülke düzeni:ağalık tutmadı, demokrasi fazla geliyor, halk özümseyemiyor. abd’ye göre eyalet normal;ırakta suriyede uygulattırır, TR’de yemez! (ülke bölünmesini doğurur, dolayısıyla başkanlıkta sorgulanıyor!). büyükşehirde herşey BBBşkanına bağlı. metro vb ise ankaraya. ilçe BBşk. na ne gerek var? iski, tedaş şubesi gibi ilçelere tahsilat şubesi açarsın (başına da PK.+’lı bir müdür!(yakalanmadan nasıl müdürlük yapacaksa M.Yavaş a sormak lazım nasıl yaptımı acaba?). varılan sonuç: istanbul da hakkaride kayyum ile gayet güzel yönetilebilir. N.York valisi nasıl os.+nca tün dünyada haber oluyorsa İBB kayyumu da beylikdüzüne şehir tiyatrosu açabilir, metroyu bir an önce yaptırabilir. çatalca, silivri, şile, hatta yalovada sebze meyve tdarikini düzenleyebilir. OSB’ler, KOBİ’ler organize edilebilir. çamlıca caminin yanına a.c+r villaları yapılmadan kule dikilmeden halk yararına müzeler, turistik gelir getirici otel-dünyaca ünlü toplantı salonları vs açabilir. ya da İmamoğlu-Binali gelsin şu ilçedeki kentsel dönüsüm senin, şu benim. sen kötüsün ben iyiyim, tu kaka tüm k+.ler pk.+ lı, yuh vs. çaldı ama yol yaptı, çaldığını gözünle görmediysen inanma. o da müslüman kuran okudu(sanki memleket g.müslim dolu). bense ikisini de seviyorum, RTE’nin ülkeyi yönetmeye devam etmesini istiyorum. onu denetleme işini de meclis, muhalefet, kurumlar yapsın (dış güçler değil) istiyorum. daha iyisi:uczlatılmış piyasa(hayatlar değil), ücrette, yaşamda eşitlik, insanın korkmadan yaşaması, korkulan kanun değl kanunun kendinin koruyucusu olması, onun bunun adamı değil halkına sırtını dayamış yöneticiler. (yapın bunları bakın bakalım halk ne diyecek?).

    • Yazınızdan anladığım siyasi tercihlerinizde ‘bölünme korkusunu’ merkeze almış olmanız. Benim buna bir itirazım yok. Fakat yeni derin devlet bir çeşit ‘İttihat Terakki (Avrasyacılar) + İhvan (Erdoğan)’ görünümünde. Siyasi olarak adını Cumhur İttifakı koymuşlar. Bu ittifak NATO’dan çıkmak istiyor. Bunun gerçekleştiğini varsayalım. Bu durumda Türkiye’nin Suriye ve Irak’tan ne farkı kalır? Çıkart yeni bir Şeyh Sait isyanı, Devlet haklı olarak üzerlerine acımasızca gitsin, siz insan haklarını ihlal ediyorsunuz, savaş suçu işliyorsunuz deyip üzerimize gelsinler. İşte bu manzarada Türkiye gerçekten bölünür. Birkaç S-400 ile kendimizi savunamayacağız açık. Rusya’nın nükleer tehdit ile Türkiye’yi her halükarda koruyacağından emin misiniz ?

      Bence Cumhur ittifakı ile temsil edilen yeni derin devlet (Avrasyacılar) büyük bir sorun. Bunlar vatan haini değil, aksine vatansever insanlarımız. Fakat Enver Paşa da büyük bir vatanseverdi ve sonuç malum.

      Türkiye’nin Atatürk’ün kurduğu fabrika ayarlarına dönmesi gerekiyor. Bunun için Atlantikçi yada Avrasyacı olmayan Ulusalcı güçlere ihtiyaç var. Gerçekleri gördükçe AKP ve MHP seçmeninin büyük çoğunluğu dahi Ulusalcı kanata destek verecektir. CHP ulusalcı kanatın önderi olmayacaktır fakat içinde yer alacaktır. Bakma sen Canan Kaftancıoğlu’nun kimi hallerine. En kral devrimci bile son tahlilde ulusalcıdır (kuvayı milliyecidir)

      • Fatih Bey, içtenikle ve sadece merak ettiğim, düşüncelerinizi takip edebilmek için soruyorum: Geri dönülmesini önerdiğiniz “Atatürk’ün kurduğu fabrika ayarları”nın ana başlıkları ve en yaşamsal ve yol açıcı olanları neler?

        Selamlar.

        • Bu “fabrika ayarları” konusunu daha önce de duymuştuk. Bu ayarların temelinde yeterince “akıl*iman sentezi” olabilseydi, bu kadar “imalat hatası” ürün çıkabilir miydi diye hep merak etmişimdir…

  27. ALLAH fetocuları darmadağın etti ,evleri yıkıldı, ocakları battı hiçbir şey olamadılar önleri kesildi, birlikleri bozuldu ,kalpleri kapkaranlık ve yine bu kadar pislikten sonra halen daha aynı özlem
    Ekrem İoğlu kazandırmış kazanırsa ne olur falan
    Halen daha hayal şehre taş taşı dur bakalım Fehmi Koru

  28. ÜLKEMİZ GEÇİMSİZ YAŞAR SEÇİMSİZ YAŞAYAMAZ.
    Sessiz derinlerin sesi D.B. ve D.P. nın sesine ,tavır ve eylemlerini takıp etmekte fayda var.
    Türkiye de bir gün bile siyaset için uzun sayıldığı bir ülke, her olaya gebe demektir.
    Ekonomi ve dış siyaset hatta iç siyaset bile bir günde büyük değişikliklerin olduğunu görmüştük.
    Aklımızın ucundan geçmeyen her şey her an olabilir.
    Bu kadar medya ve haber kaynaklarında etkili olan yönetim,halkını her konuda ikna etmede zorlanmaz.
    İkna olmayanlar ise sesini çıkaramaz duruma getirilmiştir zaten.
    Biz ne diyorsak o.
    Biz ne yapıyorsak o.
    İtirazı olan beri gelsin boyunun endamını görelim;öz güveni hakim.
    Biz burada ne kadar çok olmaz ,imkansız dediğimiz şeylerin olduğunu veya olması gereklerin olmadığını gördük.
    Bu komplo teorisinin de öncekilerinin bir benzeri olabilir.
    Belki de iki turlu seçimler her seçimde yasal hale getirilir diye düşünüyorum.
    Her konuda olduğu gibi özellikle D.B.ve D.P. yı izlemekte fayda var.
    Büyük ortak zor durumda.
    Fil kaplanların kıskacında görünüyor.
    Seçimden çok yakın zamanda dış politika ve ekonomide büyük kırılmalar olabilir.
    Şimdiye kadar söylenenlerin tersi uygulamalar her an gerçekleşme aşamasında görünüyor.
    Seçim işi bir şekilde biterse,S 400 ve IMF ile ilgili ters köşe olabiliriz.
    Halkı ikna etmeye gelince,eldeki araçlar la bunu yapmak çok kolay.
    Öncekilerde olduğu gibi halkın bir gecede ne tarafa evrildiğini görmüştük.
    Şu anda bu iş o kadar kolay olur mu bilinmez belki.(kredi tükenmiş olabilir)
    Artık halkın ikna edilmesi de o kadar önemli değil .
    Uzun seçim olmayacağı varsayımı yönetimin elini rahatlattığı görülüyor.
    Ülkemizde çok partili dönemden beri üç yıldan uzun bir sürede seçim yapılmadığını pek hatırlamıyorum.
    NE HALK VE NEDE PARTİLER ALIŞILMADIK UZUN SÜRELER SEÇİMİ BEKLEYEMEZ. İKİ YILDAN SONRA SEÇİM SÖZLERİ DUYULMAYA BAŞLAR.
    İKTİDAR DA BUNU HEP YALANLAR ,SONRA BAKARSIN SEÇİM KARARI ALMIŞLAR.

  29. *******

    İstanbul gelin gibi,
    Damatlar var talibi!,
    Kendi karar vermeli,
    Kim bu işin galibi!

    Zorla evlendirilmez!
    Bu günaha girilmez!
    Kendisine soralım,
    Neden izin verilmez?

    Demokrasi öldü mü?
    Diriyken gömüldü mü?
    Seçim olmayacaksa,
    Böylesi görüldü mü?

    Siyaset oyun yapar,
    Millet epey karamsar,
    Madem oylar çok yakın,
    Benim bir teklifim var!:

    Seçim falan olmasın!
    Bu millete yarasın,
    İstanbul yönetimi,
    İki Başkan’a kalsın!…
    …..

    Evet demem o ki İstanbul madem gözde bir şehir, bu şartlarda koalisyon ile yönetilmeli. İki dönem halinde, biri başkan diğeri başkan yardımcısı olur. İkinci dönemde de bunun tersi olur. Bu şekilde yönetim beraberinde denetimi de getireceği için ülke adına etik açıdan daha hayırlı olur. Bu bir yeniliktir. Kural haline de getirilebilir. Her ne zaman seçimler böylesine yakın olursa (misal, +/- %0.5 yakınlık bir kural olabilir), o zaman koalisyonla yönetim devreye sokulur. Bu şekilde işler aksamaz, ülke bencilliklere kurban gidip vakit kaybetmez.

    Beka sorunu var denip duruyor (görsel de ileride karabulutlar-tufan var, gitme DUR diyor!). Bu koalisyon işleri bu durumlarda olmayacak ta ne zaman olacak? Medeni olarak bir araya gelerek efendice ortaklaşa yönetim kültürü geliştirmemiz şart. Seçim yapılacağına bir kaç tane anket yapılsın şu koalisyon konusuna halk ne diyor? Eminim, “koalisyona evet” oyları % 60dan aşağı kalmaz. Neden? Çünkü millet kavga-gürültüden bıktı birlik beraberlikte huzur içinde yönetim istiyor. Bu seçeneği RTE bir parti başkanı olarak değil, bir Cumhurbaşkanı olarak desteklemeli (Akıl*İman Sentezi bunu gerektirir!).

    • İstanbul gelin gibi,
      Damatlar var talibi!,
      Kendi karar vermeli,
      Kim bu işin galibi!

      Zorla evlendirilmez!
      Bu günaha girilmez!
      Kendisine soralım,
      Neden izin verilmez?

      Şiirinizin bu bölümüne rağmen İki kocalı hürmüz (gelin) yani! İstanbul’a yakışır mı?

      Akıl-iman sentezine aykırı bir durum Sn. H.K :))

      • Onun sentezine ben bi katkı koyayım: istanbul zaten iki yakadan oluşuyor; avrupa ve asya diye iki istanbul belediyesi olsun bari:) istanbul sayın h.k.nın tapulu malı ya, önüne gelene üleştiriyor işte:) sentezmiş..:)

      • Şiir yazdım bay Hasan’a, oku bunu yorumcu, ha Hasan’a ha sana!!!

        …..
        İstanbul şehri gürbüz,
        Hatta belki ölümsüz!
        Ne REİSler eskitti!..
        Haltetmiş bayan Hürmüz!
        ….

        Allta kalmamak için devamı yukarda (“Akıl*İman Sentezi”ne aykırı bi şey yok!)

  30. Başarının sırrı
    Kur’an diyor ki “Katledenler, katl olunurlar”. Yenmek de var yenilmek de. Başarı, yenildiğinde yenilgiyi kabul edip savaşa son vermektir. Barış içinde savaşa hazırlanmaktır. Yendiğin halde savaşa devam etmek demek, intihar etmek demektir.
    AK Parti, İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlık seçiminde yenilmiştir. Bunu kabullenmesi ve İstanbul’un küçük belediyelerinde büyük başarı göstererek bundan sonraki seçimi kazanması gerekmektedir.
    Sermaye hakimlere baskı yapacak. “Kazandırın Yıldırım’ı yoksa seçimde görevi ihlal ettiniz diye yargılanırsınız.” Diyecek. Onlar da korkacak yeni seçim hilesini yapacaklar. Sermaye’nin ümidi bu.
    Seçim yapılmalı ama ortak adayla yapılmalı. Sermaye’ye savaş, dünyaya barış ilan edilmelidir.

  31. Fehmi bey bu sizin arladaş 4 ülkenin devlet destekli medyasının Youtube üzerinden ortak bir Türkçe haberler kanalı açmasına bir şeyler diyor mu Kurumların diğer ülkelere yönelik böyle bir işbirliği yok da…+ 90 mıydı neydi..Kanala ortak olan kurumlar ve ülkeleri şöyle:

    Almanya : Deutche Welle
    BBC : İngiltere
    France24 : Fransa
    VOA : Amerika Birleşik Devletleri

    Bu devletler İstanbul seçimini not etmişti hani…bir yerel seçime niye bu kadar önem veriyorlar…Dostunuz size söylemez belki Taha Kıvanç a söyler…

  32. Ankletlerin, seçim sonuçlarını öngörmede başarısız oldukları doğru değil. Erdoğan’ın artık anketlere inanmadığı da doğru değil -bunu söylediği gün de çok inanıyordu Erdoğan anketlere, seçimin at başı gittiğini bizlerden çok daha iyi biliyordu haftalar boyunca.

    Anket firmaları için, bu seçimin sonuçlarını öngörmek, 31 Mart’da olandan görece daha kolay.

    Anketler, 23 Haziran’a iki-üç hafta kala, hala ve farkı kapatmanın çok güç göründüğü biçimde İmamoğlu’na işaret ediyorsa, Erdoğan ne yapar?

    YSK’ya AK Parti itirazları başladığında, ortada seçimlerin iptal edilmesi gibi bir olasılığın olmadığını, bunun binde bir bile olmadığını, mazbatanın İmaoğlu’na verileceğini ileri sürdüm bu yorum sayfalarında. Fena halde yanıldım.

    Ben, benzeri bir sürprizle karşılaşabileceğimize yine hiç ihtimal vermiyorum.

    Çünkü, ikinci bir kez daha su koyuvemek, hemen ve doğrudan erken seçim anlamına gelecek, Erdoğan o sürpriz adımının gerekçesini kendi seçmenine bile anlatamayıp gidilecek erken seçimlerde yüzde 24-25’i zor görecektir (o da yeni bir parti kurulmaması halinde erişebileceği maksimum oy yüzdesi olur).

    Erdoğan böyle bir adımı da atar, bir bahane ile, AK Parti ve MHP seçmenleri dahil tüm Türkiye’nin yakınen takip edeceği anket çalışması sonuçlarına ve o sonuçların açıkça İmamoğlu’na işaret etmesine rağmen, yine bir bahane bulup seçimin yapılmasının önüne geçer mi? Yapar mı böyle bir şeyi? Peki, yaparsa ne tür bir yarar veya kazanım ümit ettiği için yapar? Hiç, ama hiçbir fayda getirmez o adım, kendisi için bir yıkım olur sadece.

    İhtimal vermiyorum, ama, bu olursa, bunun yegane anlamı şu olur: Erdoğan, güvenilir yerlerden, “Devr-i sabık yaratılmayacağı” sözünü ve güvencesini aldı -ve menuniyetle kabul etti, dolayısıyla, erken genel seçimlerde sandığa gömülmeyi bile isteye ülkeyi erken seçimlere götürüyor İstanbul seçimini ikinci kez iptal ettirerek!

    Kim bilir, belki de, YSK’ya, o zarfa giren dört oy pusulasından sadece Belediye Başkanlığı pusulasını iptal ettirilmiş olması da bunun bir hazırlığı idi.

    Basitçe, “Seçim iptal edildi, çünkü çaldılar” demek, AK Parti ve Erdoğan için çok çok ikna edici bir gerekçeydi. Çok zorlanmazlardı bunu parti seçmenine anlatmakta, çünkü seçmenleri de “Oylarımız çalındı!” diyebilmeyi çok istiyor görünüyorlar sokak ropörtajlarında.

    Röportajlarda, bir kaç istisna hariç, yine Binali Bey’e vereceğini söyleyenlerin hepsi, haksızlığa uğrayanın Binali Bey olduğunu, çünkü CHP’lierin oy çaldıklarını söylüyor. YSK’nın iptal kararının içeriğini bilen ya da hatırlamak isteyen yok.

    İşin tadını kaçıran ve AK Parti seçmeninin zihnini (ve belki de vicdanını) karıştıran şey, şimdiden sosyal medyada alay konusu haline gelmiş olan, aynı zarftaki o dört oydan sadece bir tanesinin ‘kirli’ oluşu.

    Sokak ropörtajlarına göz atıyorum fırsat buldukça. Hayli sıkı AK Parti yandaşı olduğu izlenimi uyandıran, CHP’nin Binali Bey’in oylarını çaldığına Binali Bey’den çok daha fazla inanıyor görünen AK Partili insanlar bile, “Peki nasıl oluyor da hile aynı zarfataki 4 pusuladan sadece bir tanesini etkiliyor?” demeğe getiren soru karşısında susup huzursuzlaşıyor, “Orasını bilemem. . .” demeğe getirip sözü yine YSK’nın devletin kurumu olduğuna, bu işleri o yargıçlardan daha iyi bilemeyeceğimize getiriyorlar. “Hepsi birden iptal edilse daha doğru olurdu” diyenlerin sayısı da azımsanacak gibi değil.

    Hal böyle iken, neden üç beş sandık görevlisini yaka paça tutuklayıp içeri atmadı Soylu, pek anlaşılır gibi değil. Sabah, Star, Yeni Şafak vs. bunların boy boy resmini basar, Ahmet Kekeç, Hilal Kaplan, Yeni Şafak yayın yönetmeni olan adam, bizlere bunların hangi tarhilerde sokaklarda bir Gülenci ile selamlaşmış olduklarını, giydikleri ceket ve ayakkabıların neredeyse tıpa tıp aynı olduklarını vs. anlatır, seçim kumpasının adını koymuş olurlardı: FETÖ!

    Kampanya dönemi gerçek anlamda başladığında, olanca dikkatimle, AK Parti’nin seçimlere gerçekten var gücüyle asılıp asılmadığına bakacağım.

    Ben böyle yapacaklarına tereddütsüz inanıyorum.

    Ama, Fehmi Bey yerden göğe haklı yazısının en sonundaki soruyu sorarken:

    “(. . .) ama seçimin iptali ihtimaline de “Olamaz” demiyor muyduk?”

    Şimdi tam zamanını, siyasi bağlamını pek hatırlamıyorum. Demirel’in sözüyü bir seçim dönemine girilirken, “Devr-i sabık yaratmayacağız” demişti -ya da buna çok yakın bir ifade idi söylediği.

    O ifadeyi kurduktan sonra iktidara gelmiş miydi, “devr-i sabık” yaratmış mıydı, yoksa kimseye ilişmeden yürüyüp gitmiş miydi, hiç hatırlamıyorum.

    Devr-i sabık yaratmamak, merhum Mendres’ten sonra, bir devlet geleneği oldu bizde -eğer yanlış hatırlamıyorsam.

    • Mösyö mario; yanlış hatırlamıyorsunuz, sadece olanı çarpıtıyorsunuz:) kim demiş “devri sabık yaratmamak geleneği” diye bişey varmış..? Bizde akşamdan sabaha hem de aynı parti içersinde günlük taze taze, sıcak sıcak, yepyeni devri sabıklar oluşmuyor mu? 15günlük ibb başkanı şimdi ne durumda? Eski başbakan/meclis başkanı/yeni ibb adayı yıldırım ne durumda? Eski başbakan ve cb gül ve eski başbakan ne halde? Bunlar devri sabıklar değil mi? Sen ki bir siyaset düşkünüsün; ya kavramları tanımıyorsun ya da boş dolu atıyorsun…

  33. Fehmi bey… siyasetin uzağında olmayan ve içinde de olmayan dostunuz… bir şeyler biliyormuş demekki… sağlam çalmışlar…seçimin yenilenme kararı; Sandık kurullarında görevlendirilen kimilerinin yaptığı işlemlerdeki usulsüzlük, kanunsuzluk, hile ve hırsızlıklar…Dostunuz iyi koku alıyormuş vesselam…. seçimin iptali için de birşeyler hesaplıyorlar demekki sana söylememişler…Bence o size söylemediyse sağlam dostunuz değil… biraz Taha Kıvanç’a daha yakın sanki…Bence O na söylemiştir…

  34. Sn Koru bu yorumunuz yangına körukle gitmek gibi olmuş .Tamam seçim tekrarlandı , sandıktan çıkan oyların bazısı kabul bazısı ret olarak bir garabet ortaya kondu ancak o kadar da değil. Bizler patagonya Cumhuriyetinde yaşamıyoruz. Kendimizi de bu kadar ezmeyelim. İptal kararını verenler hakimler doğru ya da yanlış karar verdi , ama seçim yapılmayacak demek çok uç ve kabul edilemez bir düşüncedir.
    Böylesi toplumu gerecek yanlış yönlendirecek dedikoduları bırakıp her parti ve yandaşı yapacakları hizmetleri ortaya koymalı , siz ve diğer basın yayın grupları da bunları topluma iletmelisiniz.
    Bukadar da germeyelim veya komplo teorisi uydurmayalım.
    Saygılar

    • evet o kadar,, keşke Patagonya olabilsek!.Şu anda TR’de illegal,demokrasi ile tezat her şey mümkündür.İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında bile Allah siyasileri söyledikleri yalan ile sınamaktadır.Pes ki ne pes.!

    • Ahmet bey! Budami kompio?
      Bizim baskan RT Erdoğan, Imamoğlundan için şu talimati vermiş. ”
      “Ekrem İmamoğlu olarak değil ‘CHP adayı’ diye seslenin’” emrinden hemen sonra, medya bu talimata uymuş. İmamoğlu’nun ismininden dahi rahatsiz olan veya korkanina göre herşey mubah oolmazmı?..
      :

    • Ahmet bey, endişeye mahal yok; her seçim öncesi aynı iddialar müzmin muhalifler tarafından sürekli dile getiriliyor ve her seferinde de seçimler yapılıyor, kazanan partiyi ise belirtmeye gerek yok heralde..:) ancak çok ağır şartlarda seçimlerin ertelenmesi gündeme gelebilir ki o da bir şehrin belediye başkanı seçiminde değil yani…

  35. Erdoğan, İstanbul seçimi ile ilgili olarak partisinin milletvekili ve il başkanlarıyla yaptığı İstanbul toplantısında, Abdullah Gül’ün partinin kurucu üyesi olmadığını, Davutoğlu’nun da Gül’ün danışmanı olduğunu kaydetmiş, “Benimle ilgili karnında sancısı olanlar başını çıkardı ortaya” demiş. Ülkeye başbakan olmuş, cumhurbaşkanı olmuş insanların ‘şimdiki’ değeri bundan ibaret: ‘karnında sancısı olanlar’.

    Başkalarından da söz etmiş Erdoğan. . . Halktan söz etmiş örneğin kaybedilen oylarla ilgili olarak tespitlere bulunurken. Önce, iktidarları döneminde yaptıkları hizmetlerle ilgili örnekler vermiş, sonra şu tespiti yapmış: “Mideye değil artık buraya (kafasını işaret ederek) bakacağız. Herkesin midesini doyurduk, ama neticede durum böyle. Karnını doyuruyorsunuz, her türlü ihtiyacını karşılıyorsunuz yine de oy vermiyor.”

    Suriyeli sığınmacılardan söz ederken de kullanmıştı bu “doyurma” ifadesini “Onları doyurmaya devam edeceğiz” diyerek.

    Belli ki, akla gelebilecek her şeyin değerini, kendisine biyad edilip edilmemsiyle ölçüyor. Ruh ve duygu dünyası böyle işliyor. Halktan söz ederken sarf ettiği şu sözlere bakın: “Karnını doyuruyorsunuz, her türlü ihtiyacını karşılıyorsunuz, yine de oy vermiyor.”

    Gerçekten kendisinin padişah olduğuna inandırılmış. Kullarından söz eder gibi konuşuyor devletin kasasını ödediği vergilerle dolduran ülkenin vatandaşlarından. Kurduğu köprülerin, ‘doyurduğu'(!) insanların parasını kendi cebinden karşılarmış gibi konuşuyor.

    Bence gerçek farklı.

    Bu halk hem kendisini, hem ailesini doyuruyor.

    Sarayında yediklerinin parasını da, gözde gazetecileriyle uçtuğu uçakların parasını da halk ödüyor.

    Yoksa ben mi yanlış biliyorum?

    • Evet her şeyi milletimiz karşılıyor; milletin adamını da zaten milletimiz seçiyor:) o da bize havaalanı yaptırıyor; biz de kullanıyoruz kendisi de kullanıyor. Hatta yapılmasın diyen mendeburlar ve seni başkan yaptırtmayacaaz diye kudurmuşçasına bağırıp çağıran mankurtlar da kullanıyor değil mi?

    • Doğru söylüyorsunuz bu hastalıklı ruh hali ile bizlerde maalesef fakirliğe ,eğitimsizliğe, hukuksuzluğa mahkum edilmiş bulunmaktayız şimdilik.Bakalım bir iki ay sonra neler olacak,zira İst.seçiminin sonucu geleceğimizi belirleyecek.

      • İstanbul seçiminin sonucu İmamoğlu leyhine sonuçlanırsa, bu yılın sonbaharında erken seçimlere gidilecek ve AK Parti ağır bir seçim yenilgisi alacak -muhtemelen de dağılacak yeni kitle partisinin kurulmasını takiben.

        Eğer Binali Bey kazanırsa, Erdoğan iktidarını en fazla 1,5 yıl daha sürdürür, sonrasında ağır bir erken seçim yenilgisiyle iktidardan düşer.

        İstanbul seçimi, geleceğimizi belirlemeyecek, sayın M. Salih. İstanbul seçimi, AK Parti’nin iktiardan düşmesinin bu son baharda mı, yoksa gelecek yıl sonbaharında mı olacağını belirleyecek.

      • Salih bey “eğitimsizliğe mahkum olmaktan” söz ediyor ama tüm belediyeleri eğitim düzeyi çok yüksek seçmenlerimizden oy alan chp kazanıyor! Artık bi karar verin, bu çelişkiye bi son verelim; akpnin eğitim politikaları başarılı mı değil mi? Bana kalırsa mösyö marionun da tekrarlamaktan zevk aldığı ifadesiyle “eğitimde yaşanan lümpenleşme ve soysuzlaşma” chpye yaramış görünüyor:) itirazı olan?

  36. Uzun uzun yorum yapmaya luzum yok. Gorunen koy kilavuz istemez. Secimin AKP aleyhine sonuclanacagi belli olursa (anketler vs.), secim olmayacaktir. Kimsenin de cikip bunu degistirebilecegini acikcasi zannetmiyorum (bkz YSK’nin son Istanbul secimini iptal eden karari).

  37. Bahçelinin, atina binmiş politikaciların kurdu olarak bildiğimiz Erdoğan başimizda oldukça! Türkiyede! Herşey olur…Taaki Kurt politikacimiz gidinceye kadar.
    Yalniz Nezaman gitmesi gerektiğine ne Erdoğan nede seçmeni kararar verir. Karari vereck olanlar, bizim siyaseti dizayn eden dizayincimiz Behçeli ve onun rakibi Perinçek.
    Onlar son hamleyi vurmak işin şartlârin gelişmesini bekliyorlar. galiba Fehmi beyin! Ahbabinin idda ettiği gibi seçimi yaptirtmiyacaklar ve ,sartlar tamamlanir tamamlanmaz,
    Erdoğani, göz bebeği AKP ile birlikte Tarihe mal ederer. nasilmi mal edecekler? işte onu kimse bilemez. Bilse bilse dizayinci ve rakibi bilir.

      • Aynen! Erdoğan’dan olağanüstü bir politikacı çıkarma konusunda AK Parti’nin sıkı taraftarları bile Erdoğan muhaliflerinin eline su dökemez. Öylesine içselleştirdiler bu ayakları havada şehir efsanesini.

        Erdoğan’ın, kurt bir politikacı olmak şöyle dursun, vasat bir siyasetçi olduğunu söylemek bile güç.

        AK Parti’nin, iktidarda gelmezden önceki rezil tablo ile karşılaştırıldığında göze çok daha parlak görünen, -Erdoğan’ın kendisinden ibaret olmayan- lider kadrosu öncülüğünde yaşanmış ilk iki dönemdeki başarılarının kolektif hafızadaki yerini ve mirasını, dindar muhafazakarların ahlaki üstünlüğünü yedi bitiirdi üç beş yılda.

        Ayakta kalabildi ise, uluslararası sermayenin deli danalar gibi gidecek yer arandığı bir konjonktürde iktidarda bulunması sayesinde oldu bu. Bir de beş para etmez bir CHP muhalefeti sayesinde -ki ona ‘muhalefet’ demek bile gönlü bolluk olur.

        Alın işte: Sıcak para gelmez oldu, CHP, M. İnce tipolojisinden uzak, adını kendi seçmenlerinin bile bilmediği ‘kenar ilçe belediye başkanı ile dahi Erdoğan’ı İstanbul’da sandığa gömmeyi başardı. Erdoğan, bırakın Türkiye’yi kontrol etmeyi, kendi partisini kontrol etmekte zorlanıyor. Üstelik bütün bunlar, kendisine başkanlık sistemi hediye edildikten sadece bir yıl sonra yaşandı!

        Erdoğan’ın övgüye değer tek becerisi, Makyavelizme takla attıran prensip/tutarlık bilmezliği.

        Perinçekçi trol H. Gayret’den araklama bir ifade ile:

        Kurt politikacı imiş -pöh!

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here