Sözcü davası duruşmasında yoktum, ama sorun bakalım neden yoktum?

12
Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) yargılanıyorum..

Savcılık adına arandım 2016 yılı Ağustos ayında, bir konuda ifademe başvurulacağını söylediler; bir yakınımın düğün günü olduğu halde gidip sorularına cevap verdim.

Birkaç ay önce de, bir mahkemeden yine ‘tanık’ olarak ifademe başvurulacağına dair davet aldım; Ankara’ya kadar gidip, duruşmada, mahkeme heyetinin, sanıkların, müdahillerin, sanık ve müdahil avukatlarının sorularını cevapladım..

Meclis’te kurulmuş 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’na daveti bizzat komisyonun başkanı arayarak iletti; kararlaştırılan günde oradaydım, saatler boyu süren oturumda milletvekillerini aydınlatma gayreti içerisinde oldum.

Dün ‘Sözcü’ gazetesinin duruşmasında tanıklara sıra gelmiş, ben de ‘tanık’ gösterilmişim, ama orada yoktum.

“Gelemedi, kaçtı” diye duyurdu gazetenin internet sitesi dün.

Bugün haberi nasıl yansıttıklarına bakmadan bu yazıyı yazıyorum; herhalde çizgiyi daha aşağıya düşürmemişlerdir.

İşin gerçeği

İşin gerçeği şu: Orada yoktum, çünkü kimse bana “Tanık olarak mahkemeye gelmen bekleniyor” demedi.

Yazılı veya sözlü bir davet almadım; gönderildiyse bile elime geçmedi.

‘Tanık’ olarak dinlenenlerden biri, duruşmadan bir gün önce, “Beni mahkemeden telefonla çağırdılar, yarın tanık olarak gidip bildiklerimi anlatacağım” diye yazdı da, aynı gün ben burada konuya ilişkin görüşümü sizlerle paylaştım.

Beni de çağırmış olabilecekleri aklımın ucundan bile geçmedi.

Çağrılsaydım gider, daha önce ne dediysem, ne yazdıysam yine aynısını mahkemede tekrarlardım.

Diyeceklerim basit:

“2010 yılında, daha henüz 17-25 Aralık (2013) olayları ve FETÖ ufukta görünmezken, gazetedeki köşemde, 1990’lı yılların başında benimle paylaşılmış bir takdir cümlesini, hatırladığım şekliyle bir yazı içerisinde kullanmıştım. Yazdığım o bir-iki cümlenin 15 Temmuz (2015) sonrasında bir davada ‘kanıt’ olmasıyla benim hiçbir ilgim bulunmuyor. Davanın muhbiri de teşvikçisi de değilim. Basının özgür, gazeteler ve gazetecilerin her türlü baskıdan azade olmasını sürekli savunmuş biri olarak, böyle bir davanın açılması ve yazımın ‘kanıt’ muamelesi görmesi beni mutlu etmez, etmemiştir.”

Son bir yıl içerisinde, sonuncusu önceki gün olan, tam üç yazıda bu görüşümü hiçbir tereddüte mahal vermeyecek açıklıkta burada yazdım.

Merak eden için sitenin arşivinden o yazılarıma kolayca ulaşmak mümkün.

Arada, çeşitli vesilelerle basın ve gazeteci özgürlüğü konusunda onlarca başka yazım da var yine bu sitede.

Uzun meslek hayatım boyunca hep aynı çizgiyi koruduğum da biliniyor.

Son 35-40 yıldır, her gün, –bazen günde 2, 3, 4– yazı ve çoğu kez TV yorumlarıyla okur ve izleyici karşısına çıktım. Pek çok kişi, kurum, örgüt hakkında kalem oynattım. Bazen kalemimi bayağı sivrilterek konulara yaklaştığım da oldu.

Öyle olduğu halde, bütün o yıllar ve yazılar boyunca, mahkemelik olduğum kişiler bir elin parmak sayısını geçmez.

Hem mesleğin ilkelerine harfiyen uyduğum, hem de kendime ait daha ağır ilkeler bulunduğu için…

Meslek ilkeleri var, bir de kendi ilkelerim…

İddialarının aksine, ‘Sözcü’ gazetesinin de, vaktiyle yazdığım o yazı hakkında –veya başka bir konuda– aleyhimde açılmış bir davası yoktur.

Keşke vaktinde iki satırla olsun bir açıklama gönderselerdi. Kendim için belirlediğim ilkelerden biri de, bana gönderilen açıklamalara yer vermektir; bugüne kadar o ilkemden de hiç şaşmadım.

Hukukçular tezvirat dolu yayınlara karşı yasada yer alan ‘düzeltme hakkı’nı kullanmamı tavsiye ediyor.

O yola bugüne kadar hiç başvurmadım; meslek hayatım boyunca pek çok tezvirata maruz kaldığım halde…

Cevap hakkımı kullanacağım bir sütunum hep oldu ve orada verdiğim cevapları yeterli buldum.

Bugün ana-akım medyada bir yerim, küçük de olsa bir köşem, herhangi bir TV programında katılımcılığım yok. Onun için “Atış serbest” diye acımasızca üzerime geliniyor.

Vaktiyle yazılarımla kendilerini hırpaladığım ne kadar kalem varsa topu birden…

Gelsinler. Beni tanıyan tanıyor, bilen de biliyor. Tanıyıp bilmeyenlerden öğrenmek isteyecekler için de bu site var.

Dün gece, çok önceden günü ve konusu (Suudi Arabistan’da değişim arayışı ve Ortadoğu) belirlenmiş bir açık-oturum için internet üzerinden yayın yapan ‘Medyascope.tv’de, duruşmaya neden katılmadığım konusuyla ilgili gerçeği de açıklama fırsatı elde ettim. Açıklamamı görüntümle izlemek isteyenler için bir de orası var.

Yeterli mi o kadar tezviratın üstesinden gelmek için?

Elbette yetmediğini ben de biliyorum, ama ne çare…

“Cumhurbaşkanı tatilini Marmaris’te geçiriyor” haberini verdiği için hapse atılmış Sözcü muhabirinin tutukluluk halinin sona erdirilmesi beni mutlu etti; keşke Burak Akbay için talep edilen kısıtlamaların kaldırılması yolunda da karar verilseydi.

Davet ulaşsa dün mahkemede olurdum, bunu bilin yeter.

ΩΩΩΩ

12 YORUMLAR

  1. Basina kurdukları tuzak bayağı başarılı oliyor.
    Umulurduku Sözcude sayin Koru gibi sakin ve düşunerek hareket etseidi de bu tuzağı birlikte kuranların başına geçirse idiler.
    Seneler önce yazılmış bir yaziyi delil olarak sunup gazetecileri örgüt üyesi ilan edip hapise atiyorlar ise. Peki bunu neden o yazı yayınlandığında yapmadınız diye sormak yerine bu tuzağın içine balıklama atliyorsunuz.
    Yazık bu ülkeye şu an dişarida gerçekleri akılı ve tecrübesi ile millet ve vatan menfaatının neler olduğunu okurları ile paylaşabilmek için hıç bir menfaat gözetmek sizin uğraşan sayın Koru kaldi
    Onuda bu şekilde süsturabilırmiyiz diye şeytana rahmet okutacak kadar insan düşmanı olanlar bunda asla ve asla başarılı olamazlar.
    Aksine F Korunun ne kadar iyi bir gazeteci ve yazar olduğunu okurlarına göstemiş oliyorlar. Sayı Koru, sizin okurlarınız olarak bizler Dünyanın neresinde olursak olalım sizin yazılarınızı özlem ve heyacanla okuyoruz ve okumayada devam edeceğiz.
    Bu tip olaylar biz okurların gözde sizin dahada yüceltiyor. Bunuda bilmiş olun.
    Esenlikle kalın

  2. F.Koru bir gerçektir ki, basını ziyadesiyle koruyor. Halbuki, basını kanı diğer insanlardan daha kırmızı değil. Kaldı ki, basın dürüst haber verir, dürüst yazı yazarsa, rüşvet almaz, rüşvet vermez, 12 Mart, 12 Eylul ve hele 28 Şubat’ta olduğu gibi, bilhassa SATILMAZ, namusunu satmazsa -halen var mı bilmiyorum- hiç olmazsa basın ahlak yasasına uyarsa, Kanunlar karşısında, tüm vatandaşları ve inançlarını, fikirlerini tarafsız bir şekilde sayar ve korursa, BASINA Medyaya kimse laf etmez, bir şey yapmaz.
    Fakat, bu ihtilallerde ve sonrasında, bilhassa görüldü ki, basının ne ilkesi, ne dürüstlüğü, ne namusu kaldı ortalıkta. Biribirine karşı bile dürüst davranamadılar. Hele, Rahmetli Erbakan’a yapılanlar. Tahmin ederim, Erbakan Hoca çok kişiden alacaklı gitti. Umidim, çok kişinin yaptığına pişman olduğudur. Fakat olan Memlekete olmuştur, uzun yıllarını kaybetmiştr. Hocanın Zenginliği asıl orada çıkacaktır. İnsanlık ve İslamlık İLKE sahibi olmayı öğütlüyor, bu, MEDENİYET’in gereğidir.
    Amma,

  3. en kötü hasletlerden biriside yalan söylemek. saklanan adamın yerini onu öldürecek adama söylememek de bir vazifedir. ancak olan biten hadiseler o kadar iç içe birbirine karıştırarak servis ediliyor ki içinden çıkmak kolay değil aldanan aldatılan mağdur olan galip gelen mağlup olan gırıla gidiyor…..

  4. Bence bu konuda gidip şahitlik etmeniz bile abes, ne yani tüm yargılanan gazetecilerle ilgili siz yada cem küçüğün gidip ifade vermesimi lazım? Yinede çağrılsaydım giderdim demeniz bile iyi niyetinizi bozmadığınızı gösterir.

  5. İslamiyet’te münazara vardır. Görüşler tartışılır. Taraflar, varsayımlarını ortaya koyarlar. Mantık ilkeleri içinde tartışırlar. Sonunda bir tarafın görüşü galip gelirse maçta olduğu gibi görüşlerden biri devre dışı olur. Galip gelmezse berabere kalır.
    Bir görüşü savunan kimse avukat gibidir. Görüşlerinin yanlış olduğu ortaya çıkarsa avukat avukatlığından bir şey kaybetmez. Mahkemede avukatlar birbirlerini kötülemekle vakit geçirmezler. Müvekkillerin kendilerini tartışmazlar. Olayı ele alırlar, fiilleri ve cezaları tartışırlar.
    Sermaye ise insanlığı idlal etmek için, uyutmak için fikirleri değil de kişileri tartıştırır. Böylece insanları birbirine düşman eder sömürülerine devam eder. Fehmi Koru’nun görüşleri tartışılmalıdır. Yazdıklarının doğruluk derecesi tartışılmalıdır. Yaptığı bir haksızlık varsa o düzeltilmelidir.
    Ülkemizde gerçekten bir parti yoktur. Ülkemizde gerçekten bir basın yoktur. Biz bunun için “Adil Düzen partisi kurulmalı.” diyoruz. “Adil Düzen dergisi çıkarılmalı.” diyoruz. Ocakmedya adil bir dergi olmalıdır.

  6. Fehmi Bey. .. rahat olun.. dik durun… yazmaya devam edin.. yaninizdayiz… sizleri okuyoruz… bazen sizleri eleştirmek istesek de sonunda çoğu kez zamanin sizleri dogruladigina tanıkız . ..

  7. Şahitlik maratonunun sözlü ve yazılı seyrini öğrendikten sonra, “Fehmi Koru tanık olarak mahkemeye gelmedi.” yakıştırmasının yakışıksız bir yıpratma iftirası olduğu anlaşılıyor. Sayın Koru, Meclis komisyonuna saatlerce aydınlatıcı bilgi verdi de ne oldu? Onun ve diğer dinlenilenlerin söyledikleri hasır altı edilip, sonunda,”vukuuat yoktur komutanım” tekmiliyle noktalanmadı mı? Şu bağ bozumunda, üzüm değil, dövecekleri bağcıyı kovalayanların niyetleri sırıtıyor. Bunların, hapishanede büyüyen yüzlerce bebeyi dert edinip, dile getirdikleri görülüp, işitildi mi? Hadi hadi oradan!..

  8. ”Davet ulaşsa dün mahkemede olurdum, bunu bilin yeter.”
    ..ben sizin dediğinize inananlardanım.

    Sözcü Gazetesi, dava ile ilgili delil kapsamında Koru’nun yıllar önce yazdığı yazı nedeniyle ona yüklenmekle, 17/25’in çok öncesinde yazılan bu yazıyı mesnet alarak, yaptığı “Cumhurbaşkanı tatilini Marmaris’te geçiriyor” haberi ile üzerilerine boca edilen Erdoğan’ın ”kızgınlığından” kurtulmaya mı çalışıyor?

    Yada o gün “Cumhurbaşkanı tatilini Marmaris’te geçiriyor” haberini yapmaları da neyin nesiydi?..bunun ortaya çıkması gerekirken, hukuki hiç bir zemine oturmayacak ve delil bile kabul edilemeyecek bir makaleden bir alıntı ile yoksa davalı taraflar, hedef mi saptırıyorlar?

    Burak Akbay’ın oğlunun yıllar önce cemaat evlerinde kalmış olması bu davanın asıl konusu ise, cemaatle bu ve buna benzer ilişkileri yüzünden milyonca insanı mahkeme salonlarında yargılamanız gerekir ki buna yeryüzü mahkeme salonları yeter mi bilmem…

    Koru’nun yazdıkları veya tanıklığı çok önemli olsaydı ona mahkeme daveti ulaştırılmış olurdu diye düşündüğüm sırada, bir sonraki duruşmaya Koru’nun zorla getirilmesi haberini izlemiş oldum.

    Bence Sözcü Gazetesi, o gün yaptığı “Cumhurbaşkanı tatilini Marmaris’te geçiriyor” haberini basın ilkeleri ve ahlakı üzerinden savunmalı..bu haberi basın ahlak ve ilkeleri açısından açıklayamıyor iseler yedikleri haltı itiraf etmeliler.

    Davacı/lar ise, suç saydıkları fiilin kendi zamanı içerisindeki delileri sunmalılar..fi tarihinde yapılanlara-yazılanlara atıfta bulunarak davayı sulandırmamalılar.

    Gerçek neyse ortaya çıksın. Gerçeği bilmek bizim de hakkımız.
    Adalet gecikmemeli..gecikince Millete de ”adaletsizlik” oluyor.

    Tarafsız ve bağımsız bir yargıya olan ihtiyacımız ne kadar da elzem…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here