Terör kalbimizden vuruyor.. Aklımıza ve demokrasiye mukayyet olalım..

40

 

Terörist hafife alınmayacak kadar akıllı: Büyük taraftarı olan iki futbol takımının karşılaştığı gün bombaları patlattığı yerler ve eylem saati bunu bir kez daha gösterdi.

29 insanımızı yitirdik; ama eylem yerini aklımızda tuttuğumuzda, biliyoruz ki, şehit sayısı yüzlerle –hatta binlerle– ifade edilebilecek bir sayıya da ulaşabilirdi.

Sayı hesabı yapmamış, “Bu eylemi nerede gerçekleştirirsek toplum arasında en fazla etkiye yol açarız?” sorusuna cevap arayarak, gününü, yerini ve saatini tespit etmişler; bu çok belli…

“Olmayacak” dense bile, herkes bu eylemden etkilenecektir.

Hangi örgüt?

“Kim yaptı?” sorusununa cevap bulmak, Türkiye için, çok zor…

İçeride ve dışarıda, böylesine hain eylemleri Türkiye’ye karşı planlayıp hayata geçirebilecek birden fazla örgüt –ve hatta devlet– var çünkü…

Ülkemiz terörü yöntem seçmiş düşmanlar açısından en çaresiz olduğu bir dönemden geçiyor…

Etrafındaki ülkeler, kendilerine özel sebeplerden, Türkiye’ye dostane gözlerle bakmıyorlar.

“Türkiye’ye zarar vermeye var mısın?” dediklerinde.. kolayca erişebilecekleri.. yardım alabilecekleri.. elini kana bulamış örgüt sayısı da az değil…

Bu sebeple, her kanlı eylemden sonra, başta yetkililer olmak üzere hepimiz, bir süre de olsa, “Acaba o mu, bu mu?” şaşkınlığı yaşayabiliyoruz.

Ancak bu defa durum biraz farklı…

“Geliyorum” diyerek geldi bu kanlı eylem…

Önce, Pazartesi günü, örgütün ‘sözcülük yapsın diye’ yeni atadığı bir tip, adı Abi al-Hassan al-Muhajer, kendilerinin mesajlarını taşıyan internet sitesi üzerinden, Türkiye’yi tehdit eden, “İçeride ve dışarıda en önemli hedeflerine saldırılar düzenleneceğini” açık seçik ifadelerle bildiren bir açıklama yaptı…

İçeride kalabalık yerlere, dışarıda Türkiye’yi temsil eden –büyükelçiliklerimiz gibi– hedeflere…

OCAK internet gazetesi bunu 4 gün önce fark edip haberleştirdi.

Dün de, Emniyet’in, muhtemelen kendi kaynaklarından da yararlanarak vardığı aynı sonucu, birimlerine, “Dikkatli olun” diye bildirdiği öğrenildi…

Üzerinde ‘Gizli’ damgası vurulmuş bir belge ile…

Yetkililer henüz “Kim yaptı?” sorusuna cevap teşkil edecek bir açıklama yapmadılar; ama bu iki bilgi, adresi belli eder gibi: IŞİD (DEAŞ da deniliyor)…

IŞİD neden büyük tehlike? İşin içinde ‘din’ var çünkü..

Ortaya çıktığı ilk günden beri, sonradan yaptığı ve yaptırdığı eylemlerle de pekişir biçimde, tarihin belki de en hunhar terör örgütlerinden biri olduğunu biliyoruz IŞID’in…

Gözünü kırpmadan insan öldürebilen, hedef seçtiklerinde herhangi bir ayrımcılık yapmayan, ideolojik saplantılı bir örgüt o; ideolojisi yanlış bir ‘din’ anlayışıyla bulaşık olduğu için de, başkalarından çok daha tehlikeli…

‘Din’ etrafında bir örgütlenme olduğu için, kendisini uğrunda feda edebilecek eylemci bulmakta zorlanmıyor…

En kötüsü, ‘din’ uluslar-üstü olduğu için, her ülkede, IŞİD adına eylem yapabilecekler de var…

Zaten onun için ‘tarihin en hunhar terör örgütlerinden’ olduğunu söyleyebiliyoruz.

Alâmetler onu işaret ettiği için “Adres IŞİD” diyebiliyoruz; ancak Türkiye’nin düşmanlarının hareketlendirebildiği, hedef Türkiye olduğunda, saldırıya gönüllü yazılabilecek bir başka örgüt de pekala olabilir…

Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuç almayı bekliyoruz

Türkiye, maalesef, düşmanlarını azaltamadı.

Dostlarımızı da çoğaltamadık.

Bu sebeple, bir terör eylemi meydana geldiğinde, ‘gizli-açık’ sevinenler çok olabiliyor.

Terörle mücadeleyi de, en fazla teröre maruz kalmış ülkeler arasında yer aldığımız halde, bir türlü öğrenemedik.

Ezberimiz şu: “Terör ancak son teröristi de yok ettiğimizde bitebilir; onun için terörle mücadelemizi kesintisiz sürdürmeliyiz.”

Sürdürüyoruz da…

Karşılaştığımız her terör eyleminden sonra, son 40 yıldır, “Kanları yerde kalmayacak” türü açıklamalar dinlememizin sebebi bu.

Devlet dediğimiz aygıt bu ezbere uygun organize olmuştur. Bütün dünyada öyledir: Ordusu vardır… Polisi vardır… İstihbarat örgütleri vardır…

Hepsi bunun için vardır.

Ayrıca hemen her devletin anayasasında, olağanüstü hal (OHAL) ve sıkıyönetim gibi terör ortamlarında ilk akla gelen farklı yönetim biçimleri de öngörülmektedir.

Son 40 yıl içerisinde ezbere dayalı her yöntem denenmiş bulunuyor.

Einstein’ın hep aynı şeyi defalarca yapıp farklı sonuç beklemek ile ilgili tespiti maalesef hiç akıllara gelmiyor.

Oysa, Türkiye, terörle mücadele açısından o sözü doğrulayan bir örnek teşkil ediyor.

Mevlana’nın sözü hatırlanabilirdi halbuki; “Dünle beraber geçti ne varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lâzım” sözü…

Bir ara ‘yeni bir şey’ denendi, ne olduğu tam anlaşılmadan, ondan vazgeçildi.

Geldiğimiz nokta içişleri bakanı Süleyman Soylu’nun İstanbul’daki terör eyleminin ardından yaptığı açıklamanın şu bölümünde kendini belli edendir:

Bu coğrafyanın içerisinde terörle mücadelemizi akamete uğratmak için bir çok unsurla mücadele ediyoruz. O mücaledemizi akamete uğratmak isteyenler, yasalarımızı AB’ye girmek için değiştirmemizi isteyenler var. Türkiye’nin güvenlik kalkanını sürekli olarak düşürme çabasında olanlar var. Milletimiz bunu görüyor bütün dünya bunu görüyor.”

Demokrasi yoksa.. terör bitmez..

‘Millet’ içerisine ben de giriyorsam, bunca şehidin çıktığı ülkenin bir ferdi olarak, ben baktığımda farklı bir şey görüyorum: Ezberimizi bozmamız ve terörle teröristin beklemediği biçimde mücadele etmemiz gerektiğini…

Düşmanları dosta çeviremiyorsak bile, bunun için gayret sarf edip, düşmanlarımızı hiç değilse ‘nötr’ hale getirmemiz gerektiğini…

Uzağımızdaki belâyı (IŞİD) ortadan kaldırmaya giderken.. içimizde var olan (PKK) tehdidi asgariye indirmenin yollarını aramamız gerektiğini…

Bunun için ise, yolun, toplumu güçlü kılmaktan geçtiğini.. Toplumu güçlü kılmanın da ‘demokratik hukuk devleti’ olarak sağlanabileceğini.. AB standartlarının bu imkânı verdiğini..

AB ile, ABD ile, tek tek Avrupa ülkeleri ile dalaşmanın yarardan çok zarar getirdiğini…

Evet, terör eylemleri meydana geldiğinde, devlet adına yetki kullananlar ‘demokrasi’yi güçlendirme teklifini bile devleti zayıflatmak olarak gördüklerini açık etmeye başlıyor; ben ise ‘demokrasi’ konusunda zayıf olan bir ülkenin teröre daha açık hale geleceğini biliyorum ve “Eyvah” demeye başlıyorum…

Herkesi ‘terörist’ veya ‘potansiyel terörist’ görerek, cezaevlerini doldurarak terörle mücadele edilmez.

Irak.. Suriye.. Afganistan.. Libya..

Ve Türkiye..

Ülkemizin diğerlerinden ayrıldığı en önemli özelliği ‘demokrasi’dir; terör sebebiyle ondan vazgeçtiğinizde, o farkımızı ortadan kaldırır ve onlara benzeme yolunu kısaltırsınız.

Allah korusun.

Formulü yazayım da itiraz eden etsin: “Daha az demokrasi, daha çok terör demektir.”

ΩΩΩΩ

40 YORUMLAR

  1. Sansürün en kötü tarafında insanda yazma, düşünme, fikir beyan etme hevesi bırakmaması. Çalakalemde olsa yorumlarının yayınlanmayacağını bilmek insanın hevesini kaçırıyor. Aslında yazar açıkça belirtse aleyhe yorum yapanların yazılarını yayımlamam diye, biz de boşuna meşgul etmezdik sizi.
    Hoşçakalın diyim nediyim. baya umutlanmıştım oysa.

  2. EY DİYANET! TERÖR EYLEMLERİ SONRASI İÇİN ACİL MANEVÎ DESTEK ELEMANLARIMIZ NEREDE?
    Beşiktaş’taki Patlama Sonrası Her Felaket Sonrası Olduğu Gibi Aynı Manzara Hâkim:
    Kaos ortamında panik ve şaşkınlık, çaresizlik, ümitsizlik, acı ve öfke, korku ve travma…Bunların giderilmesi için acil manevî destek hizmetleri anında ve yerinde profesyonel manevi sosyal hizmet elemanları tarafından sağlanmazsa post-travma dediğimiz kalcı psikolojik hasarlar meydana gelir yaralılarda ve aile üyelerinde….
    Diyanet’e teklifimizi bundan aylar öncesi götürdük…”Olağanüstü Durumlarda Acil Manevî Destek” kitabımı REİS’e verdim…Makalemden haberdar olmalıdırlar…Teklifim doğrultusunda AFAT ile ortak protokol yapılacak ve hastanelerde olduğu gibi sosyal âfetler sonrası için acil manevî destek elemanı yetiştirilecekti……aylar geçti…tık yok…EY DİYANET: Ben eleman yetiştirmeye yönelik kendi başıma temel eğitim programını hazırladım, senin binlerce elemanın ve paran var…neyi bekliyorsun? ….VEBAL ALTINDASIN!!!
    İlgili Makalem: “AFET ODAKLI ACİL MANEVİ SOSYAL HİZMET UYGULAMALARI BAĞLAMINDA TÜRKİYE’YE YÖNELİK BİR MODEL ÖNERİSİ” Okumak isteyenler için: http://www.sosyalsiyaset.net/documents/04122016.pdf
    Prof. Dr. Ali Seyyar
    İşsiz akademisyen

  3. İstediğin kadar formül yaz sayın kardeşim.. Potansiyel suçlu diye ilan edilen öğretim görevlisi damadım dört aydır ne ile suçlandığını bilmeden.. Ya da şöyle söyleyelim “daha düne kadar yasal.. Bugün suç örgütü olarak görülen bir sendika üyeliğinden.. Gelinim, oğlum ve bir diğer kızım işinden edilmiş.. Kiralarını ben öder durumdayım..çocuklarım Başbelası Fetö’cü listeleri yüzünden başka bir işte bulamıyorlar.. Bilmem izah edebildim mi? Bu uğursuz, bu hain darbe girişimini asla ve kat’a tasvip etmediğimiz gibi masum asker, polisimize kastedin kökü dışarıdaki PKK köpeklerinide lânetliyoruz..Allah devlete millete kasdeden bu kafir ve zalimleri kahretsin.. Fakat iş böyle demeklede bitmiyor.. Formül yazmak kar etmiyor..Yine sizin dediğiniz gibi sayın Fehmibey kardeşim bu zalimlerin elindeki enstrümanları bahaneleri ellerinden almak lazım. Yine sizin dediğiniz gibi “bunun yolu eğer eline silah almamışsa.. dostları çoğaltmak.. Düşmanları azaltmak biraz daha devlet olarak toleranslı tahammülkar davranmakla olur..”diye düşünüyorum. Rabbim hep orta yolu.. Demokratlığı.. Dostluk ve kardeşliği tavsiye eden kaleminizden razı oldun selam ve sevgiler…

    • DEMOKRASİ OLSAYDI GERÇEKTEN OLMAZ MIYDI?

      Yazı bir çok varsayım üzerine kurulmuş. Hemde her biri dökülen öngörüler. Yazar önce kafasında bir hedef oluşturmuş. Bütün olaylar bahanesi aslında yazarın. Ne olursa olsun o kafasındaki projeye uygun bir senaryo, yorum yazacak. Aslında kurgu çoktan çöktü. Öncelikle patlamayı TAK üstlendi. Yani DAİŞ (lŞID’da diyorlar) yok saldırının arkasında. Ne farkeder o da terör örgütü mü diyorsunuz. Çok şey. Öncelikle yukarıdaki yazı terör hedef alınarak da kolayca yazılabilirdi. Yazar oldukça mahirdir bu konularda. Ama öyle yapmadı ayrıntılı bir DAİŞ hedeflemesi yaptı, din imanda karıştırdı yazısına, ayrıntı verdi. Daha ortadan fol yok yumurta yokken, pardon bakanlar PKK saldırısına benziyor diye girizgah yaptılar açıklamalarına. Yani fol da var, hem de irice. Sayın Koru gibi yetkin bir yazarın ilk baştan ayrıntılı bir DAİŞ hedeflemesi yapması tesadüf mü sizce yada “sehven” diye açıklanabilir mi? Buna yeltenenler yazarın gazeteci geçmişini yeniden gözden geçirsin.
      Olay sanki mit tırları, Reyhanlı saldırıları sürecenin devamı. Yani hükumetin yanlış Suriye politikası savı üzerine kurulmuş. Yazarın bütün yazılarındaki büyük resmi okursanız hükümetin iyi yönetemediğine fikrinin okura dayatılmaya çalışıldığını görürsünüz.
      Pek yazıdaki terör demokrasi denklemi doğrumu? Hayır, bunu yazarda biliyor ama hiç kimse demokratikleşmeyelim, hatta özgürlüklerle ilgili alanlarda geri gidelim diyemeyeceği için bir yöne kanalize oluyorsunuz ister istemez.
      Hükümetin demokratikleşmeden vazgeçtiği, özgürlük alanlarını daralttığı, hatta ileri gidersek terörü azdırdığı yönünde bir algı bu.
      Oysa hükümet 2002 de durduğu yerde bu konularda. Ama olaylar aynı yerde değil. Bir çok gelişme oldu içeride ve dışarıda. Bir çoğu da kötü gelişmeler bunlar. Yoksa devletin tepesindekiler inandıkları değerlerden vazgeçtiler demek hiç inandırıcı gelmiyor. Daha bir kaç gün önce eski bakanlardan Efgan Ala İstanbul’daki bir toplantıda “Gelişmiş ülkelerin batılı demokratik ülkeler olduğunu bizimde gelişmemiz için demokratikleşmemiz gerektiğini” uzan uzadıya anlatmıştı. Çokta hoşumuza gitmeyen örneklerle.
      Sorunun kaynağı nedir. Terör ve savaş olağanüstü durumlardır ve olağanüstü önlemler alınmasını gerektirir. ABD 11 Eylül saldırısında demokratikleşmeye mi yöneldi yoksa topyekün bir savaşa mı girişti, Fransa, İngiltere, Belçika terör olaylarından sonra demokratikleşme paketleri mi açtılar? Varoşlara tıkılmış müslüman halkı anlamaya, onların sorunlarının çözümü, haklarının iyileştirilmesi yönünde mi çalıştılar? Yoksa olağanüstü hal mi ilan ettiler? Doğru yaptılar demiyorum ama elinde silahla gelen terörist vurularak durdurulur.

  4. Türkiyenin 100 yıllık geçmişine baktığımızda Bölücülüğün,ermeni terörünün ve darbe terörünün
    ABD-ab ülkeleri tarafından örgütlenip finans ve silah sağlandığı görülür.Türkiye vesayetten demokrasiye yöneldikçe batı tarafından terör örgütlerinin saldırılarını artırdığını görüyoruz.Türkiyede kanlı bir askeri darbe
    yapan katil FETÖ cüleri nasıl savunuyorsunuz.Amanyada bader meinof isimli terör örgütünün mensüplarını
    bir gecede cezaevinde nasıl infaz ettiğini iyi biliyorsunuz.Almanya 4500 PKK lı terörüstü barındırırken
    demokratmı oluyor.Belçika katil DHKP C li Fehriye erdelı serbest bırakırken Türkiyedeki darbeciler salıverilmesini
    temenni ediyorsunuz.Bu millet algı oyunlarından bıktı……

  5. Sayin yazarin yorumlarına katılmam mümkün değil; tanzimatdan beri demokrasi insan hakları diye diye koskoca imparatorluk parçalanmadi mi özgürlüğünde bi sınırı vardır herşeyin aşırısı zarardir türkiye en az gelişmiş ulkeler seviyesinde demokrasiye sahiptir. Son zamanlara güvenlik kuvvetlerimize yönelik kalleş pusular pkk tarafından yapıldığı halde niçin pkk aklına gelmez…

  6. DEMOKRASİ OLSAYDI GERÇEKTEN OLMAZ MIYDI?

    Yazı bir çok varsayım üzerine kurulmuş. Hemde her biri dökülen öngörüler. Yazar önce kafasında bir hedef oluşturmuş. Bütün olaylar bahanesi aslında yazarın. Ne olursa olsun o kafasındaki projeye uygun bir senaryo, yorum yazacak. Aslında kurgu çoktan çöktü. Öncelikle patlamayı TAK üstlendi. Yani DAİŞ (lŞID’da diyorlar) yok saldırının arkasında. Ne farkeder o da terör örgütü mü diyorsunuz. Çok şey. Öncelikle yukarıdaki yazı terör hedef alınarak da kolayca yazılabilirdi. Yazar oldukça mahirdir bu konularda. Ama öyle yapmadı ayrıntılı bir DAİŞ hedeflemesi yaptı, din imanda karıştırdı yazısına, ayrıntı verdi. Daha ortadan fol yok yumurta yokken, pardon bakanlar PKK saldırısına benziyor diye girizgah yaptılar açıklamalarına. Yani fol da var, hem de irice. Sayın Koru gibi yetkin bir yazarın ilk baştan ayrıntılı bir DAİŞ hedeflemesi yapması tesadüf mü sizce yada “sehven” diye açıklanabilir mi? Buna yeltenenler yazarın gazeteci geçmişini yeniden gözden geçirsin.
    Olay sanki mit tırları, Reyhanlı saldırıları sürecenin devamı. Yani hükumetin yanlış Suriye politikası savı üzerine kurulmuş. Yazarın bütün yazılarındaki büyük resmi okursanız hükümetin iyi yönetemediğine fikrinin okura dayatılmaya çalışıldığını görürsünüz.
    Pek yazıdaki terör demokrasi denklemi doğrumu? Hayır, bunu yazarda biliyor ama hiç kimse demokratikleşmeyelim, hatta özgürlüklerle ilgili alanlarda geri gidelim diyemeyeceği için bir yöne kanalize oluyorsunuz ister istemez.
    Hükümetin demokratikleşmeden vazgeçtiği, özgürlük alanlarını daralttığı, hatta ileri gidersek terörü azdırdığı yönünde bir algı bu.
    Oysa hükümet 2002 de durduğu yerde bu konularda. Ama olaylar aynı yerde değil. Bir çok gelişme oldu içeride ve dışarıda. Bir çoğu da kötü gelişmeler bunlar. Yoksa devletin tepesindekiler inandıkları değerlerden vazgeçtiler demek hiç inandırıcı gelmiyor. Daha bir kaç gün önce eski bakanlardan Efgan Ala İstanbul’daki bir toplantıda “Gelişmiş ülkelerin batılı demokratik ülkeler olduğunu bizimde gelişmemiz için demokratikleşmemiz gerektiğini” uzan uzadıya anlatmıştı. Çokta hoşumuza gitmeyen örneklerle.
    Sorunun kaynağı nedir. Terör ve savaş olağanüstü durumlardır ve olağanüstü önlemler alınmasını gerektirir. ABD 11 Eylül saldırısında demokratikleşmeye mi yöneldi yoksa topyekün bir savaşa mı girişti, Fransa, İngiltere, Belçika terör olaylarından sonra demokratikleşme paketleri mi açtılar? Varoşlara tıkılmış müslüman halkı anlamaya, onların sorunlarının çözümü, haklarının iyileştirilmesi yönünde mi çalıştılar? Yoksa olağanüstü hal mi ilan ettiler? Doğru yaptılar demiyorum ama elinde silahla gelen terörist vurularak durdurulur.

  7. Mark Twain 100 yıl önce çok yerinde söylemiş: “Politikacılar ve bebek bezleri sık sık değiştirilmelidir; aynı sebeple”. İktidar hırsı ile yananlar bütün bir ülkeyi yakmaktan çekinmezler. Kişisel ihtiras için yapamayacakları yoktur. Zirvede olsalar da daha fazlasını isterler. Yalnızdırlar. Doymak bilmezler. Zirveden düşmek ise en büyük korkularıdır.

    Ak parti kurucu babaları bu tehlikeyi en başta görmüşler ve akitlerinde “en fazla iki dönem” demişlerdi. Ama iktidarın tadı başkaydı, bu sözden ilk etapta caydılar. Kimse de “hop” demedi.

    Hırslı siyasileri ancak düşünen ve akleden bir halk durdurabilir, bunu siyasilerden kendi kendilerine yapmalarını beklemek mümkün değildir. Ancak bunun da makul bir süresi vardır. Normal zamanlarda hırslı siyasilere dur demeyi bilmezse millet, bu şansı bir daha hiç yakalayamayabilir. Halkımız bu basireti gösterir gibi oldu 7 Haziran’da. Ama çok çabuk vazgeçirildi. Ve galiba tren kaçtı, artık geri dönülemez noktadayız. Allah yardımcımız olsun.

  8. Daha az demokratik olduğu söylenen ülkeleri teröre layık gören zihniyetle, daha az dindar olduğu için insanları katleden daeş zihniyeti arasında fark var mıdır. Oysa her insanın yaşamı mukaddestir, bizim insan, hayvan ve canlı hakları için batılı terminolojilere ihtiyacımız yok. Batının demokrasi ve özgürlük kremasının altında pislik olduğu artık daha net ortaya çıkıyor.

  9. Şiddeti ve onu desteklemeyi, demokratik hak olarak sunulmasından ne zaman kurtulacağız.Terör eylemi yapanlar, demokratik hak talebi için mi çalışıyorlar ki, bu saldırıdan sonra “Daha az demokrasi, daha çok terör demektir.” deniyor. Elde silah olanla mücadele etmek, demokrasinin hangi kısmına ters ki, daha çok demokrasi diyeceğiz. Demokrasi denen mucizevi ilaç geldiğinde, terörün biteceğini ummak yerine, türkiyede de dünyada da teröre karşı birlikte olmak gerektiğini vurgulamak daha akılcı bir çağrı olmaz mı.
    Türkiye de yaşayanların daha güvenli ve özgür yaşama isteği mutlaka gerçekleşecektir ve halkımız buna layıktır , ama bu safça formüllerden medet ummakla değil, eldeki güvenlik sorunlarını her türlü yöntemi kullanarak altedilmesiyle olacaktır. Bunun demokrasi ayağı olduğu kadar, silahla ve istihbarat araçlarıyla mücadele ayağı da vardır.

  10. Siyasiler, dakika bir hemen batıya mesajlar veriyorlar. Neden hemen şimdi ve şiddetli bir şekilde kınamıyorlar terörü şeklinde. Düşman belli diyorlar. Hep bu batı yapıyor. 100 yıllık hesaplar var diyorlar. Biz neyi yanlış yapıyoruz demiyorlar asla. Sorumlu hiç değiller. Hep başkaları suçlu, dış ve iç düşmanlar var. Kendileri hep sorumsuzlar ve hep mağdurlar.

    Siyasi sorumluluğu yok mu bunların peki? Diyelim tüm dünya birleşti, size karşılar. Ve buna karşı geliştirdiğiniz politikaların yetersiz ve başarısız olduğu ortada. Daha neden hala orada oturuyorsunuz. Bir önceki içişleri bakanı da aynı sorumsuzlukla oturdu uzun bir süre. Şimdiki de aynı pişkinlikle oturacak görünüyor. Beceriniz ve kabiliyetiniz yetmiyorsa orada oturmayacaksınız. İstifa edeceksiniz. Bir kere de şu batıdan bir şey öğrenin. İstifa edin ve gitmeyi bilin artık.

    Bakan Soylu’nun özgeçmişine baktığınızda işletmeci ve iş adamı olduğunu görüyorsunuz. Güvenlikten anlamadığı ve bu konuda tecrübesi olmadığı açık. Hangi saiklerle bakan yapıldığını anlamıyoruz (ama tahmin ediyoruz). Ancak liyakatlı insanları getirmezseniz devlet görevlerine, sadece sadakate bakarsanız, ülkeyi ciddi tehlikelere maruz bırakırsınız. Hükümet dün savunma bakanı yaptığını, dönüyor eğitim bakanı yapıyor, sağlık bakanı çalışma bakanı oluyor, sanayi bakanı savunma bakanı oluyor. Bu yalpalamalarda nereye kadar götürebilirsiniz? Siyasette acil değişim ve reform gerektiği çok açık. Belki bu her derde deva başkanlık bu işi çözecek zannediyor bazıları. Çözmeyeceği zaten uygulanmakta olan fiili durumdan belli değil mi?

  11. Allah kainatı yaratmış, insanı yaratmış, insanı yeryüzüne halife kılmış. Peygamberler göndermiş, nasıl bir düzen kuracaklarını anlatmış. Filozofları var etmiş ve düşünme mekanizmasını belletmiş. Nihayet batıda sosyal ve fen ilimleri doğmuş.
    Sermaye bu olayları ilimlere dayanarak çıkarmaktadır. Ona karşı devletlerin Allah’ın öğrettiklerinden yararlanarak, barış düzenini, İslam düzenini kurmaları gerekir. Akevler buna kooperatif çapında 1967’de çalışmaya başladı. Erbakan’la Adil Düzen şeklinde formüle etti. Parti kuruldu, dünyaya anlattı.
    Çözümlerimizi değerlendireceklerine mahkemelerden mahkemelere süründürdüler. Hala sözlerimize kulak veren yoktur. Akevlerde ortakların küçük imkanlarından alınan genel hizmet payları ile alimlere karşılıksız ürettirerek sorunları çözmüşlerdir. Ne yapılmalıdır?
    1- Ülke dış savunma ile ilgilenmeli. İç güvenlik iller tarafından, kendileri tarafından sağlanmalıdır. İllere valiler atanmalı, halk kendi yöntemlerini kendileri seçmelidir. İller bucaklara ayrılmalı ve her bucak kendi hukuk düzenini kendisi kurmalıdır.
    2- Hakemlik sistemi getirilmeli ve adil yargı sistemi kurulmalı. Kısas hükümleri uygulanmalı, suçlular bucakta asılmalı, halk günlerce seyretmeli.
    3- Kısas ve diyet hükümleri getirilmeli. Kasama sistemi uygulanmalı. Suç önleme yerine suçlu cezalandırılıp caydırma sistemi uygulanmalıdır. Kavga edenle kavga edilir. Öldüren öldürülür. Polis soruşturma yapar suçluyu bulur. Cezalandırır. Bulamazsa ilgililere tazmin ettirir.
    4- Silahlar ve araçlara sahip olanlar sorumlu olurlar. Kimin kamyonu kullanılmışsa o ve onun dayanışma ortaklığı sorumlu tutulur. Olaylar önlenir.
    Ah, vah etme yerine ilmi heyetler oluşturulmalı çözüm ilimde aranmalıdır. Şeriata kulak verilmelidir. Akevler hatırlanmalıdır.

  12. Aziz şehitlerimize Rabbi Rahimimden rahmet niyaz ediyorum. Şehitlik mertebesi ile şereflendirsin inşaallah.

    Bu hainliği, şerefsizliği yapanları yaptıranları zerre katkısı olanlarıda kahru perişan etsin. Ne bu dünyada ne ahirette bir an dahi rahatlık bulmasın. Sorumlularını aziz devletimiz biran evvel bulup adalet karşısına çıkarsın.

  13. Bugünleri görünce canlanıyor?
    Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, hem Abdullah bin Übey’e hem de sair münafıklara karşı takip ettiği af, müsamaha ve iyilik yapma siyasetinin neticesini de almıştır. Peygamber Efendimizin İbni Ubey’in cenaze namazını kıldırdığını gören bine yakın münâfık, hulûs-u kalble gerçek Müslümanlar safına geçmiştir.
    Ayrıca bir gün yanına bir münafık uğrar, onun altına bir yaygın atar, ve konuşurlar gider. Sahabe-i Kiram hemen koşar: Ya Resulullah ne yaptınız, O bir münafıktı derler! O’ da: bende biliyorum der! Ama O ‘nun şerrinden emin olmak istedim.
    Yani demem o ki: Her dediğin doğru olmalı; Fakat her doğruyu demek, doğru değildir.
    Arı kovanına fütursuzca çomak sokarsan…
    Sokulanlar: ah der! düşer altta kalır çaresiz!
    Son sözle: “Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu, gelirde Adl-i İlahi sorar Ömer’ den onu”

  14. Daha çok terör daha az demokrasi galiba biri diyerinden besleniyor.Bu durumda zaten adalet rafa kalkmış oluyor.Bazı yorumlara bakıyorum;illaki bir fırkadan yana olmak zorunda değiliz.”siz hiç düşünmezmisininz “Ayetlerine muhatap olan bizleriz ve adaletten yana olmak zorundayız.”Emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun”ayetinnin muhatabı bizleriz. İktidar, muhalefet ve toplumun her kesimi bulunduğu her noktada adil ve dürüst olmak zorunda.Emanet ehline verilmeyince adalet sekteye uğrar. Ve 15 Temmuz’larda kaçınılmaz olur. Aşırı güvenlikçi politikalar terörü sindiriyor gözükse bile hiçbir zaman uzun süreli çözümler olmamıştır. Dolayısıyla istismara açık sorunları çözmek gerekir. Bunun yolu da adaletten geçer.

  15. Şefaata muhtaç aciz bir müslüman olarak, Şehitlere hediyelerimi göndermeden önce, beklentimi arzediyorum. Cenab-ı Rabbil aleminin Şehitlere lutfedeceği Şafaat etme hakkından layık olmasakta, pay almağa da duacıyız. Onların yakınlarına yakın ölçüde yaralı, Yaralılar gibi bir yanımız yokmuş gibi acılar,kederler içindeyiz.

    Dünyayı teşrifinin yıldönümünün tesitinde, karartılmak istenen Mevlid kandilinde ellerimi semaya kaldırım yapacağım duayı şöyle bitireceğim:Sen de yetiş Ya Resulallah, millet arasına tefrika sokuldu..

    Tıpkı, Çanakkale savaşında komutanın haykırışı gibi..” İnna lillahi ve inna ileyhi raciuun.”

    YUNUS EMRE.
    Korkan varsa konuşmağa
    Anlam yükleyip susmağa
    Gerek kalmadı korkmağüa
    Çünkü korkulan olmuştur.

  16. ben geçtiğimiz bu darboğazda acısı olan herkesin acısını yürekten paylaşıyorum ve tüm şehidlerimize Allahtan rahmet diliyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun…

    1000 parçalı bir puzzle-lın bir parçasına bakmak ve onu yorumlamak ne anlama gelir acaba…
    giriş bölümünde felaket senaryosu olmasına itirazım yok tercihen konabilir tabii ama acıyı da paylaşmak gerekir. bir taziye mesajı olabilirdi.

    kim yaptı konulu bölüme gelince kim yaptı diye soralım. bini bi para …kaç yıldır elimizde kürdistan haritaları var, 30 yıldır mı 40 yıldır mı…condaliza rice kaç yıl oldu ülkeler bölünecek diyeli … ırakta kimyasal silah var dediler.. suriyede demokrasi yok dediler… komşusuyla iyi geçinene sıkıntı yok mesajı verildi de biz duymamış olabilir miyiz… kötü komşuya sahip olanlar durumu daha net anlar zira siz istediğiniz kadar sorun çıkarmayın o bir yolunu bulur. hele bir de evinizde gözü olan zengin güçlü acımasız emlakçı dostları varsa…ben komşumla iyi geçinirsem bana zarar vermez saflığı ne kadar zamanda sürdürülebilir olmaktan çıkar anlamaya bağlı tabii. neyse biz orada uzun kalmadık çok şükür. coğrafya yeniden şekillendiriliyor. rusya her yere füze yerleştiriyor. nato sınırlarına silah yığınağı yapıyor. ortadoğuda ülkeler bölünüyor. bunların arasında köprü olan ülkemizde bombalar patlıyor…bizden beklenen ise çay ve sempati. elbette bir saldırganlık kastetmiyorum ama saflığın da bir sınırı olsa gerek. tabii sorun saflık ise.
    kim yapıyor belli. neden yapıyor belli. ne yapılacak o da belli. şimdi neyi tartışıyoruz. ben fehmi beyden önerisini açık yazmasını rica ediyorum, pkk ya karşı çözüm önerisi nedir. deaşa karşı çözüm önerisi nedir. fetöye karşı çözüm önerisi nedir. bugün söylenecek yeni şey nedir.uzağımızdaki bela ile içimizdeki tehdit farklı şeyler algısı yerleşmiş bir şekilde . toprak istiyoruz ve bunu silahla yapacağız söylemine çözümü nedir. ben açık yazmasını dilerim. en azı olan nötr olmaktan ne kastediyor gerçekten anlamak isterim.. siz benimle anlaşmak isteyebilirsiniz de benim de sizinle anlaşmak istemem gerekmez mi. sorunlu komşu bahçenizde sorun çıkarırken hoş görebilirsiniz de yatak odanıza girdiğinde de hala çok seçeneğiniz varmış gibi gelecek mi…ailenizi korumanın zamanı gelmiş olmuyor mu artık… Einstein’ın hep aynı şeyi defalarca yapıp farklı sonuç beklemek ile ilgili tespiti benim açımdan sen terör örgütleri ile ne diyalog kurarsan kur asıl maaşı ödeyenlerle anlaşman gerekir anlamasıdır. 40 yıl önce önümüze konan haritalar konuyu anlamaya yetmiyorsa zaten amaçlanan hasıl oluyor demektir. kötü yönetiliyorsun oyunu devreye giriverir. nasıl oynandığını yıllardır izliyoruz zaten.
    suriye de aynı oyun oynandı. demokrasi yok dediler. getirelim dediler.

    not; neden” deaş ta deniyor” ifadesini kullandınız ayrıca merak ettim diğerini neden tercih etmediğimizi bildiğinizi tahmin ederek neden tercih etmediğinizi de anlamadım.

  17. Her cümlesi, kendi aklını kullananlara yol gösteren bir yazı. Bugün daha fazla yazacak gücüm yok. Doğrusu bu yazıdan sonra gerek te yok.

  18. Tamam da hangi demokrasi ? ABD de her yıl silahlı yaralanma sonucu ölen sayısı 30-35 bin kişi. Efendim orada çeteler var. O da bir çeşit terörist organizasyon öyle ki düzenin kurallarını kabul etmeyenlerin , toplumun yerleşik ekonomik düzeyinde kendine refah payı görmeyenlerin , toplumdan intikam almak istemesi. Son adımda kendini patlatanlar bunlar..Din ya da ideoloji sadece bir kisve . Kolombiya da sorun % 100 çözülecek mi sanıyorsunuz. Emir belli . Polygami sadece bir ruhsat ama içinizdeki bekarları evlendirin bir emir. Topluma duyarlı olmayı gerektiren bir emir. Toplumda artıları olan herkes eksileri olanlarla değerlerini paylaşmadığı sürece bu tip huzursuzluklar kaçınılmaz. Adil düzen sadece düzen kurucu ya da yürütücülerinin sorumluluğunda değildir. Her ferdin tek tek sorumluluklarını yerine getirmesiyle oluşur. Komünist sistemlerde bu durum devlet erki yoluyla yerine getirildiğinden terör orada pek ortaya çıkmaz. Ancak azınlık duygusunun ateşlediği durumlar müstesna. Ne yani kürtlere özerklik arkasından fedaratif yapı verilse oradaki muhataplar demokratik bir oluşum mu meydana getirecek yoksa Castro vari bir yapılanma mı ? Tabi bu durumun uzun vadede aleyhimize gelişecek güvenlik sorunları ayrı bir konu. Kuzey Irak da bu oluşum demokratik bir yapı içinde . Gidin oraya petrol de var. Kobani ve Afrin i niye dile doluyorsunuz. Irak tan alabildiğiniz kadar büyük parçayı alın mesut müreffeh yaşayın orada. Hayır. dert üzüm yemek değil. Türkiye nin güneyinde oluşturmaya çalıştığı yapı o bölge insanını şimdikinden daha müreffeh mi yapacak ? Bir taraf gözü hırs bürümüş sözüm ona liderler. Kendi emelleri için binlerin kanını dökmekten çekinmeyen terör agaları. Bunlara destek veren batı .Ne yani bagımsız bir kürt devleti neden bu kadar önemli Almanya için ? ve en altta zavallılar. Dünya ya gelmesine sebep olduğu için kendi ana babasına lanet okuyan ve sonrasında kendine hak ettiği konumu vermediği için topluma nefret duygularını canlı bomba olarak yönlendiren Allah ın yarattığı insanlar. Demokrasi ifade özgürlüğü . Tamam da söz nedir bilirmisin ? İnsanlar arasında meramı anlatmanın yoludur. Meram nedir. Kendin için bir şey istemektir. Bunları yazarken de ben beni dinle diyorum. İşte o isteğim yerine gelmezse zorla yerine getirmeye çalışmak da terör olarak adlandırılıyor. Nasıl ikna edeceksin insanları. Orta ögretim kpss ye 3.5 milyon kişi girdi. Güneydoğuda 14 yaşında çocuğa Keleş verip diyorsun ki devlet kuracağım seni de müdür yapacağım. Hangisi daha kolay bir yol yolun başındaki insanlar için ?
    İbni Haldun un toplum örgüsü . 5. Aşama toplumda israf başlar ve çöküş gelir. İsrafı yapan bizleriz. Geçen yıl yurt dışına giden kişi sayısı 5.5 milyon . Bunun 500 bini umreye gitmiş. Dogu Türkistan lı biriyle konuşurken söz Hac ve Umreye geldi. Biz de dedi Hacı yapmış biri Umreye giderse ayıplarını. Kınanır. Sen farzı yerine getirsin. İhtiyaç sahiplerine yardım et denir dedi.

  19. Sayın Hüseyin Çelik bir zamanlar şöyle derdi;
    “Bize yıllarca üç tarafı denizlerle dört tarafı düşmanlarla çevrili olduğumuz öğretildi.
    Biz bu mottoyu yıkıp herkesle dost olmaya çalışıyoruz”
    Aradan çok geçmedi önce Suriye meselesi sonra PKK ile fiyaskoyla neticelenen barış süreci derken etrafımız eskiden daha beter bir şekilde düşmanlarla çevrelendi. Üstelik şimdi dört bir yanımız değil beş bir yanımız düşmanla çevrili. Ne Hüseyin Çelik ne Bülent Arınç ne Abdullah Gül ne de başkaları kaldı AKP de. AKP nin ortak aklı tek bir akıla indirgendi.
    İçine düştüğümüz bu durumun sebebi bizi yöneten(ler)in kullandığı dil ve yöntemler olabilir mi?
    Üst perdeden bağırarak” Eyyyy!” diye başlayan “kıymeti harbiyesi yok” diye biten, siyaset ve diplomasi diliyle alakası olmayan üslup bizi bu hale düşürmüş olmasın.
    Yazacak çok şey var da artık ne sözün ne de yazının bir değeri kalmadı.
    Hele kimsenin kimseyi dinlemediği, kimseyi doğru dürüst anlamaya çalışmadığı böyle bir dönemde…
    Ne söylesek boş.
    Çoğunluğu gencecik polis olan şehitlerimize Allah’tan rahmet bizi yöneten(ler)e de feraset diliyorum.
    Mevlid kandiliniz kutlu olsun.

  20. Tehdit altindayken ya da baski altindayken, “iyi cocuk ol ” beklentileri cokken ; kim icindeki yeteneklerini kesfedebilir;kim ozgur hissedebilir;kim dogal davranabilir, aksine saldirganlasir. Turkiye de boyle degil mi? Gelisme cabalari engellenen fakat avrupa ve abd nin orta dogu projelerinde kullanilan bir imajda olsun isteyenlerin baskisi altinda; gucumuzu, tasarrufumuzu buna harciyoruz ve bel alti vuruslari yapanlara saldirgan duygularimizin olmasi normal. Zorba Abd ve Avrupa’nin demokrasi anlayisi da muthis.

  21. Demokrasi adalet manasına kullanılıyorsa evet adaletle terör önlenir. Bu ilahi bir kanundur o adaletin kanunlarını ALLAH koyar. Şayet demokrasi halkın kendi kendini idare etmesi manasına kullanılıyorsa hiç bir mana ifade etmediği ortada. Çünkü tarih şahit ki halkı arkasına alan devrimler Rusya da bizde de dahil yaptıkları zulümler örgütlerin elinden devlete geçmiştir. Devletin Adil olması meseleyi çözer.Adaletin temeli ise eğitim bu konuda zaten sınıfta kalmışız. ALLAH ŞEHİTLERİMİZE RAHMET ETSİN YİNE GÖZLERİMİZ YAŞ KALBİMİZ HÜZÜN AKLIMIZ KARIŞTI OLMAYAN HUZURUMUZ BİRAZ DAHA KAÇTI.

    • Demokrasi’nin tanımı ve kuralları bellidir, ilkeleri bellidir. Maalesef ülkemizde bu konuda ciddi bir kafa karışıklığı var. İslamcı kesimin demokrasi hakkındaki bilgisi ise ortalamanın daha altında. Demokrasi de tabii ki adalet var. çünkü demokrasinin en önemli unsurlarından bir tanesi hukukun üstünlüğüdür. Hukuk olmadan adalet olmaz. Adalet hukuk (yasa değil, hukuk), sistemi içinde sağlanabilir. Hukuk da yüzyıllar içerisinde yaşananlardan süzülmüş kuralları, mekanizmaları içerir. Mesela, “zanlı, masum olduğunu ispatla yükümlü değildir, iddia makamı, zanlının suçunu ispat etmek zorundadır”, mesela, “suçun şahsiliği ilkesi” vb. Bu ve benzeri ilkeler ve mekanizmalar olmadan adaleti sağlayamazsınız. Yasa çıkarırsınız, mahkeme kurarsınız, biçimsel olarak hukuki mekanizmalar kurarsınız ancak bunlar hukuki olmaz. sadece yasal olur. buralardan adalet çıkmaz. Sonra demokrasinin başka unsurları da var. seçim de kuşkusuz bu unsurlarddan bir tanesi ancak sadece bir tanesi. yani “seçimlere pekçok parti ve kişi katıldı A kişisi seçildi, tamam demokrasi var” anlamına gelmiyor. Demokrasinin diğer unsurlarının da olması gerekiyor. İnsan haklarının, hukukun üstünlüğünün, düşünce ve eylem özgürlüğünün, kişilerin yönetime katılımı vb. vb. daha pekçok demokrasinin olmazsa olmaz kurallarının olması gerekiyor. Yani “birilerini seç, sonra o birileri 4 ya da 5 sene canının istediği gibi ülkeyi yönetebilsin” denilen bir sistem demokrasi olmaz. O 4-5 yıllık süre içinde de halkın yönetime katılımının mekanizmaları ve yöneticilerin, sadece o süre sonunda değil, o süre içinde de yaptıklarının denetlenmesi ve hesabının sorulabilmesinin mekanizmaları olması gerekiyor. İnsanları kafası nasıl çalışıyor anlamıyorum. “Adamı seçtin, 4 yıl canının istediğini yapacak. beğenmezsen 4 yıl sonraki seçimde ona oy vermezsin” şeklinde bir demokrasi yok. böyle bir milli irade yok.
      Böyle bir milli irade türkmenistanda, suriyede, iranda, hitler almanyasında, rusyada, özbekistanda vb. var. bunlar da demokrasi değil.

  22. Yazınızı şöyle bağlamışsınız:

    Formulü yazayım da itiraz eden etsin: “Daha az demokrasi, daha çok terör demektir”

    Bu formül doğru olsaydı,Kuzey Kore,Küba, Suudi Arabistan gibi sıfır demokrasi olan ülkelerde terörün almış başını gidiyor olması gerekirdi.Halbuki oralardan pek de terör haberleri gelmiyor.

    Bizdeki terörün demokrasinin az olması ile zerre kadar olsun alakası yok.

    Canlı bomba kullanarak dünyanın her tarafında terör eylemi gerçekleştirilebilir. Çünkü canını ortaya koyan birinin kaybedeceği bir şey kalmamıştır ve her yerde benzer bir eyleme imza atabilir.

    Bu tür eylemlerin bizde olması bizdeki bir zaaftan kaynaklanmıyor.Bize düşman olanların canını ortaya koyabilecek hasta ruhlu insanları bulabilmesinden kaynaklanıyor.

    IŞİD’in büyük tehlike oluşunu işin içinde dinin bulunmasına bağlıyorsunuz ki,haklısınız. Demek ki bu yönüyle FETÖ de IŞID’e benziyor. FETÖ de dini kullanarak palazlanmış çünkü.

    Terörün milletin gözünü korkutma amacı taşıdığı bilinen bir husustur.Ancak avuçlarını yalarlar.15 Temmuz’da uçaklı terörle Gölbaşın’da 48 arslanını kaybeden bir millet, ruh hastası canlı bombaların teröründen mi korkacak?

    Kendilerini patlatmakla kalırlar ancak.

    Kendilerini patlatarak bu milleti bitirebileceklerini mi zannediyor bu ahmaklar?

    • Verdiğiniz Kuzey Kore, Küba, Suudi Arabistan örneği gerçeğin sadece yarısı. Sayın Koru’nun yazısında adı geçen terörün yerini, örnek verdiğiniz ülkelerde devlet terörünün aldığını siz de biliyorsunuz.

      Teröristler „Kendilerini patlatmalarıyla kalırlar ancak“ derken, patlamada hayatlarını kaybeden 38 insanımız gözünüzden kaçtı galiba.

      • “Kendilerini patlatmakla kalırlar” cümlesini kurarken,pekiyi şehidler ne olacak itirazının geleceğini düşünmemiş değilim.

        Ancak bu eylemi kurgulayanların amacı
        sadece o yiğitlerimizi öldürmek değildir.
        Ondan ötesidir,milletin yıldırılması, Türkiyenin tökezlettirilmedidir.

        Benim söylemek isyediğim bu
        hedeflerine hiç bir zaman ulaşmayacaklarına vurgu yapmaktır.
        Kendinizi paylatarak bizim bir kısmımızı
        şehid edebilirsiniz,ama hiç bir zaman
        menfur emellerinize ulaşamayacaksınız
        demiş oluyorum o cümle ile.

        Esas hayatın ahiret hayatı olduğuna inananlar için şehid olmak yok olmak demek değildir.

    • Tüm şehitlerimize allahtan rahmet ailelerine ve milletimize rabbim sabır versin yaralı kardeşlerimizede rabbim şifalar nasip etsin .
      bekir bey eski bir akp seçmeni olarak sayın banu avara gıyabında çok kötü sözler söyledim şimdi özür diliyorum .
      sayın erdogan şamda namaz kılacagız esad gidecek dedigi zamanlarda bu söylemler suriyeyi afganistana türkiyeyide pakistana dönderir dikkat diye haykırdıklarını artık yaşıyoruz kimse üst akıl falan demesin herkesin o dönem ne söyledigi ne yazdıgını millet gördü biliyor .
      başkanlık gelmezse ülke bölünür sözünü de ben söylemedim saygılar

  23. Fehme bey siz hep doğruları yazıyorsunuz. A llah razi olsun. Bizim demikirasi kalemiz o muhdeşem meclisimiz ne memleket nede millet derdinde, onların sadece bir derdi var koltuk koruma. Muhalefet iktidar hiç birbirineden farklari yok.Polisler Askerleri içeri tikin ondan sonrada laf ebeliği yapin. Kardeş Esat sizin ona yaptığınızın karşılığını ortakları ile birlikde doğurduklari İşidi bahane ederek sizlere meydan okiyor. Okumaklada kalmiyir zavalli günahsız ve suçsuz insanları katlediyor. Tehditlere devam nasil olsa alkişliyanlar var. Biz tehdit değil icraat istiyoruz.

  24. Bugün Pazar…
    Cumartesi-Pazar gecesi olanlar oldu…
    Pazar yoğun geçmişti, akşamında devam eden bir toplantı ile…
    Geç de olsa, gece çalışma masama oturduğumda, yine terör haberleri; “yayın yasağı” ile birlikte…
    Detaylar için sabahı beklemem gerekti…
    29 şehit! Ve nice yaralı…
    Terör!
    *
    Terör sadece terör müdür?
    Yoksa…
    Bir türlü anlamak istemediğimiz başka bir şey mi?
    “TERÖR” tek kelime…
    “SOSYAL TUFAN” iki kelime…
    TEŞHİS bir+iki yani bu üç kelimede özetlense…
    TEDAVİ de iki-üç kelimede ifade edilebilse; “ADİ DÜZEN” diyelim mi?…
    *
    Bu konuda denecek çok şey var…
    Fehmi Koru herkesten önce yine denmesi gerekenleri demiş…
    Türkiye ve dünya/insanlık kritik bir dönemeçteyken, devran maalesef böyle dönüyor…
    “Allah’ın sopası yok” derler ama gerçekten ama ben o görüşte değilim; daha fazlası var ve o da “SOSYAL TUFAN” seviyesinde bir sopadır ki hayatımızın dini-ilmi-iktisadi-siyasi her alanını kapsamakta…
    TERÖR o bütünün sadece minik bir parçası ve biz parçayla meşgul ediliyoruz…
    Bütüne bakmayı öğrendiğimizde çare ve çözüm yolunda ilk adımları atmış olacağız…
    Aksi halde -Fehmi’nin de hatırlattığı üzere- 40 yıldır her terör olayı sonrasında aynı terane…
    *
    Fehmi’nin yazısından önce…
    Daha erken, Üstad’ın bu sabah yayımlanan haftalık değerlendirmelerini okudum…
    Demek istediklerimin daha derin detaylarını oradan okumanızı tavsiye ederim…
    ARTIK “TEDAVİ REÇETESİ OLMASI DUA VE DİLEKLERİMLE” BİRLİKTE…
    http://www.akevler.org/AdilDuzenDergisi/391/3179/Dis-Siyaset

  25. Peki umutlu musunuz sayın Koru? En çok bunu merak ediyorum. Ne yaparsak ne olabileceğini çok iyi açıklıyorsunuz da acaba Türkiye ne yapacak? Nereye gidecek?

YORUM YAP