Terörün bugün nereden başını çıkartacağını bilseniz.. bunu söyler veya yazar mısınız?

28

 Ben söylemem de, yazmam da.

Arkadaşlarım ve dostlarım da söylemiyor ve yazmıyorlar…

Bilmenin maaliyeti var

İzmir’de de patlattılar, ama istedikleri kadar ses getiremediler…

“Kim yaptı?” sorusunun cevap şıklarını biliyoruz; bu olayda esas sorulacak soru “Teröristlerin eylemini kim engelledi?” sorusudur.

Kahraman bir trafik polisi…

Eylemin arkasından kopan gürültüden, terörün bu defa İzmir’den vuracağının hesap edilemediği anlaşılıyor…

Oysa olayları yakından izleyen bir dostum, birkaç gün önce, “Bundan sonra şuralarda eylemlerle karşılaşacağız” diye il isimlerini sıralarken.. ilk sıraya İzmir’i yerleştirmişti.

“Lâiklik konusunda hassas bir ilimiz” açıklamasıyla…

Dikkat ederseniz dostumun adını paylaşmıyorum; neme lâzım, başına iş açılır, birileri kendisine “Nereden biliyordun?” sorusunu hiç nâzik olmayan ifadelerle sorabilir diye…

Beşiktaş’ta patlayan bombadan sonra öyle olmadı mı?

Bombanın patladığı yere en yakın mahallelerde oturanlar.. çoğu kentimizde ikamet eden ve bazısı gazeteci olan yabancılar.. derhal sosyal medyadan ‘büyük bir patlama’ işittiklerini duyurdular.

Keşke duyurmaz olsalarmış…

Hemen ardından, patlama zamanı ile onların Twit attıkları vakit arasındaki saniyelik farkı öne çıkararak ve hepsinin isimleri tek tek kamuoyuyla paylaşılarak “Bunlar eylemi önceden biliyordu” yaygarası koparıldı.

Resmen hedef gösterildi o kişiler…

Terör eyleminin hangi saat ve hangi dakikada yapılacağını teröristin kendisi bile onu sahneye koymadan önce bilemez; nerde kaldı dışarından birileri saniyesi saniyesine bilecek de.. başkalarına da bildirmeye kalkacak…

Sonra bundan ne menfaatleri olacak ki?

Başımıza gelenin sebebini irdelerken..

Ülkemiz 2016 yılında dünyada teröre en fazla kurban veren ülke durumuna geldi. Aynı değerlendirmeyi 40 yıla yayarsak da yine rekorun bizde olduğu görülecektir.

İngiltere’de IRA, İspanya ETA diye gözü kara eli kanlı örgütler var; ancak herbirinin eylemlerinde hayatını kaybedenlerin sayısı.. birkaç bini geçmiyor…

Bizde yalnızca PKK terörü 40 bine yakın insanımızın canını aldı.

Terörle bu kadar iç içe yaşanan bir ülkede, yetkili ağızların söyleyebildikleri neredeyse tek gönül alıcı cümlenin “Aman, birlik ve beraberliğimizi yitirmeyelim”den ibaret olması.. Uzman olarak ekrana çıkarılan isimlerin hemen her dediklerinin ertesi gün yapılan yeni eylemle boşa çıkması..

Anlaşılmaz bir durum…

Bu durumun sebebi, bilenlerin konuşamaması, konuşanların da alacakları tepkiden çekinmesi olabilir mi?

Ülkeyi ilgilendiren her konunun rahatlıkla tartışılabildiği, özgürlük alanı geniş demokrasilerde de terör eylemleri görülüyor. ABD’de.. İspanya’da.. İngiltere’de..

Geçen yıl içerisinde, Fransa, Belçika ve en son Almanya’da teröristler can alıcı eylemler yapabildiler…

Her eylem öncesi ve sonrasında, konuya ilişkin bilgisi olanlar ile terör eyleminin özelliği sebebiyle görüş beyan edebilecek durumdakiler, kamuoyuna açık tartışmalarda, TV programlarında, gazete köşelerinde fikirlerini paylaştılar…

Takip ettiğim için biliyorum: Yararlı bir tartışma ortamında en aşırı fikirlerin ortaya atılması, sonradan üzülünecek olumsuz gelişmelerin önlenmesini getiriyor.

Fransa’da, evet olağanüstü hal uygulamasına gidildi, uygulama halen devam da ediyor; ancak olağanüstü hal ile olağan hal arasında bizdeki gibi dağlar kadar fark bulunmuyor…

Bizdeki yanlışlıklar bir süre sonra ‘komplo teorilerinin’ en parlak zihinleri bile esir almasına sebep olabilir.

Ortam müsait olmadığı için tartışamıyorsun diye zihnin çalışmaktan vazgeçecek değil ya..

İçi ve dışı hesaba dahil

Türkiye’nin şu sıralarda muhatap olduğu terör eylemleri son üç-beş yıllık iç ve dış politika tercihleriyle ilişkilidir.

İçeride, kendisinin ilân ettiği ‘çözüm süreci’nden devletin birdenbire vazgeçmesi PKK terörünü, Suriye ve Irak’a dönük politikalar ise sınırdaş hale geldiğimiz IŞİD ve benzeri örgütlerin Türkiye’yi ‘düşman’ olarak ilânını getirmiştir.

Ülkeyle hesabı bulunan ‘dış mihraklar’ için bulunmaz bir ortamdır bu.

Darbe ise darbe.. suikast ise suikast.. topluma dönük çok sayıda can alacak türden eylem ise o…

Böyle ortamlarda her an her şey olabilir.

Oluyor da.

Şahsen 40 yıla yakın süredir ülkemizdeki gelişmeleri olabildiğince yakından izlerim; hiç bu kadar olumsuzluklara açık hale geldiğimizi görmemişimdir.

Unutulduğu için hatırlatmak gerekiyor: Terörün nihai amacı bir ülkeyi çökertmek değildir; nihai amaç, insanlarının moralini çökertmek ve o yolla başka bir durumda asla yapmaya yanaşmayacaklarını onlara yaptırmaktır…

‘Milli birlik ve beraberlik’ denilen şey var ya.. terörün zihinleri esir aldığı ortamlarda yüzeyde görünür o; ancak gerçekte birlik bir süre sonra ortadan kaybolur.

Bırakın söylesinler.. bırakın yazsınlar..

Elinde kalemi bulunan, görüşlerini yazma imkânına sahip insanların ne yazdığına karışılmaya başlanır, onların gelişen olayları tahliline bir kulp bulunarak sataşılır, her olaya yetkililerin koyduğu teşhis istikametinde yaklaşılması beklenir ve herkes buna zorlanırsa..

Terörle mücadele zaafa uğrar.

Herkesin aynı şekilde düşündüğü, ya da öyle görünmeye zorlandığı bir ülke haline dönüşmemeli Türkiye…

Dönüştürmeyelim.

ΩΩΩΩ

28 YORUMLAR

  1. Mustafa Bey,

    Benim yazdıklarıma madde madde ve nazik bir üslupla cevap verme zahmetine katlandığınız için teşekkür ederim.

    O maddelerin her biri için benim de söylenecek sözüm var. Fakat Türkiye’nin gücü ile ilgili 13.maddeye İsmail Kılıçarslan’ın bugünkü yazısından bir alıntı yaparak cevap vermiş olayım:

    “…Sorunun cevabını aramaya Amerika’dan başlayalım. Herkesin ‘gölge CİA’ dediği Stratfor’un başkanı George Friedman geçen Nisan’da bir konuşma yaptı ve dedi ki: ‘Türkiye şu anda dünyanın 17. ekonomisi. Suudi Arabistan’dan daha büyük… Askeri kapasitesi İngiltere hariç Avrupa’nın en iyisi… Almanları sadece bir öğleden sonra içerisinde, eğer ortaya çıkma cesareti gösterirlerse Fransızları da bir saat içinde bitirebilirler…”

  2. Mustafa bey güzel tespitler güzel uslup. Tamda bu siteye yakışacak bir okur yorumu. Bu sitwnin okur yorumları çoğı köşe yazısından daha etkileyici.

    İyi de kötüde bizim ülkemiz. Kötü günleri yaşıyoruz. Düşğnmeden anlamadan okumadan fırsat vermeden, nefret söylemiyle, siuasilerin olayları yorumlayış şekillerini mutlak doğru kabul ederek bunun dışına çıkmayı ihanet sayarak, arkasında hinlik arayarak, vs vs ülke selamete çıkmayacağı kanaatini taşıyorum. Bu vatanı paulaşan insanların gidecek daha iyi bir vatanı olsa zaten burda durmazlardı. Bu ülkede yaşayan kimsenin bu vatanla bir problemi yok. Vizontelede reis sorar insan memeleketini niye sever çünkü başka çaresi yokta ondan. Evet başka çaremiz yok. Fikir beyan etmek zihin açar en uçuk en ezber fikir dahi dillendirilebilmeli.

  3. Yazamıyoruz, konuşamıyoruz, itiraz edemiyoruz. Hukuk rafta, meclis askıda, rejim tehlikede.

    Güvenlik yok. Şehitler ve şehitlikten başka bir şey yok. Millet sıkıldı ve bunaldı. Acil bir seçim ve yenilenme temizler bunu ancak.

    Ötekileştirmeler, kutuplaştırmalar, düşmanlıklar son bulmalı. Bir an önce seçim ve yenilenme olmalı.

    Hükümet istediğine dokunuyor, ama kendinden olanlara asla dokunmuyor. Örnek olarak, M. Gökçek düne kadar Ankara’da parsel parsel FETÖ’ye veriyordu (iddia Bülent Arınç’ın, sahi nerede o?). Bunun böyle olduğunun bir göstergesi, M. Gökçek’in eşinin adı verilmiş bir FETÖ okulu vardı (Nevin Gökçek?). Mesela Meclis Araştırma Komisyonu o çok nazik sorularından bir tanesini Gökçek’e soramaz mıydı? Eşinizin adı hangi sebeple FETÖ okullarından birisine verildi?

    Siyasi temizlenme olmadan FETÖ temizliği yapılmış olmayacak. O yüzden acil seçim ve temizlenme. Yoksa bu hamur çok su götürür. Olan gariban öğretmene, memura, vb. olur. Asıl siyasi sorumlular da ortada dolaşır.

    FETÖ, 15 Temmuz’da nasıl bir tehlike olduğunu ortaya koydu. O noktadan sonra bu örgüte cemaat diye destek verenlerin çoğu hızla uzaklaştı zaten. Hükümet, çoğunluğu FETÖ’nün en alt tabakasındaki insanları mağdur ederek ne yapmaya çalışıyor peki? Üsttekiler kaçmışlar, veya siyasi destekle konumlarını koruyorlar. Alttakiler ise mağdur. Bu adaletli bir yaklaşım değil. Sivrisinekleri öldürerek bataklık kurumuyor.

  4. “İçeride, kendisinin ilan ettiği ‘çözüm sürecinden devletin birdenbire vazgeçmesi PKK terörünü, Suriye ve Irak’a dönük politikalar ise sınırdaş hale geldiğimiz IŞİD ve benzeri örgütlerin Türkiyeyi ‘düşman’ olarak ilânını getirmiştir.”FK

    Çözüm sürecinden devlet vazgeçmemiştir. ABD nin suriyede pkk-pyd ile anlaşarak kantonları birleştirmek amacıyla çözüm sürecini bozduğunu sağır sultan biliyor.Şehirleri patlayıcılarla doldurarak savaşa hazırlandılar.

    İŞİD in ABD -ingliz ortak yapımı olduğu ırak ve suriyenin bölünmesi için aparat olarak kullanıldığı bizzat ABD dişişleri yetkililerince açiklandı. Sayın Koru PKK: İŞİD; DHKPC ve FETÖ nün ABD_AB tarafından kullanıldığı son teror olaylarında gün gibi ortaya çıktı:
    1.Laik -dindar gerilimi için İŞİD
    2.Türk-Kürt gerilimi için PKK
    3.Türk-Rus gerilimi için FETÖ
    4.Alevi-Sünni gerilimi için DHKPC
    vardiyalı şekilde çalişiyor.

  5. Bu sahne 1970 de Vietnam dan çekilmek isteyen ABD nin Kamboçya da savaşı kızıştırmasi şeklinde olmuştu. Bu arada Vietnam günlük 300.000 bin varil petrol üretimi yapan bir ülke

    • Günlük 2 milyon varil petrol güney ırak tan hergun Dünya pazarlarına ulaştırılıyor ve nedense orada hiç bir terör hadisesi yok. Kim yiyor bu pastayı? İngilizler bu işin neresinde ?

  6. Türkiye bir süre öncesine kadar yurt dışında tv turizm reklamlarında çelişkiler ülkesi diye tanıtılırdı. Positif anlamda kullanılan bu ifade ile ülkenin farklı doğa güzellikleri ve farklı yaşam tarzları dile getirilirdi. Türkiye ile ilgili bazı basın haberlerinde, biri mini etekli diğeri baş örtülü iki genc kızın el ele tutuşmuş haldeki resimleri görünürdü. Bu yayınlar Türkiye’ye gidin, görün, tanıyın anlamındaydı. Ülkemizdeki farklılıklar zenginliğimizdir anlayışını deslekleyen bir örnek olarak bunları yazıyorum. Bu hoşgörülü anlayışın zarar görmemesi için hepimizin elinden geleni yapması lazım.

    Diyanetin yılbaşı öncesi hutbesini okuyunca Almanya’daki Katolik kilisesinin yılbaşı kutlamaları hakkındaki tutumunu merak ettim, biraz arştırdım. Ilginç bir durumla karşılaştım. Katolik kilisesi, Hristiyanlıktan önce Romalılarda var olan bu türlü kutlamaları önleyebilmek, insanları kiliseye çekebilmek için ciddi önlemler almış ama başaramamış.

    Almanya’da yaşadığım için Terörle mücadele konusunda da buradan örnekler veriyorum. Noel pazarına yapılan saldırıdan sonra Almanya’da bir güvenlik tartışması başladı. Almanya’da Türkiye’deki gibi çok mobese kameraları yok. İşyerlerinin var ama, kamuya ait yerlerde bu kameralar az. Günlerdir bunları artıralım mı tartışması yapıldı. Bu günlerde de polis nasıl daha koordineli çalışabilir, terörle mücadeleyi federal polise mi verelim tartışmaları var. Bu tartışmalarda partiler içinde de farklı görüşler ortaya çıkıyor. Türkiye’de böyle bir tartışmayı göremiyorum.

  7. Kur’an’a göre, gizli istihbarat yoktur. Ama çokça tecessüs etmeyin, casusluk yapmayın. Yasağı var. Diğer taraftan kötü haber duyduğunuz zaman onu fahiş etmeyin. Bu tür haberleri yorumlayanlara bildirin inkâr hükmü çıkarsınlar. Halk da bunlara inansın. Doğru olacağı için inansın. Devletim yalan söylemez desin. Doğruluğu geçmişte olan olaylarla bilsin.
    Bu tür olayları en son sonuç alındıktan sonra, yayınlasın. İzmir’de şöyle olaya olaydır. Şunlar şöyle yapmışlar, polis kendisini feda etti. Büyük facia önledi. Olay şöyle şöyle gelişti. Sonuçta bir kişi idam edilecektir. Şurada dar ağaca asılacaklardır.
    Şimdi öyle yapılmıyor. Olay uzun uzun televizyonlarda anlatılıyor. Polis araştırıyor, Mahkeme yargılıyor. Ceza veriliyor. Sonrası ne oluyor. Unutulup gidiyor. Böylece cezadaki caydırıcılık yok oluyor. Aksine terörün hedefi halkı korkutmaktır. Basın da bunu yapıyor.
    Kur’an’a göre yargılanmada görevli yer alır.
    a) S avunma. Mağdur olanlar davacı olurlar. Mağdur olanların ilmi, mesleki, siyasi ve dini dayanışma ortaklıkları (akıllertei, Velelri) vardır. Bunlar davacı olurlar.
    b) Soruşturma, Ülkede adil soruşturucular vardır. Bunlar ABD’deki dedektif benzeri kimselerdir. Konuyu tanıkların ve sanıkların yanına giderek soruşturma yaptırılır.
    Şifahi soruşturma, yazılı soruşturma, duruşmalı soruşturma ve karakol soruşturmaları yapılabilir. Hatta haksız da olsa tazminat ödeme şartıyla hakemlerin kararı ile karakol soruşturması da iken de yapılabilir. Ehveni şerriyen ihtiyar olunur.
    c) Soruşturmacıların yetkili, dolayısıyla sorumlu bilirkişilere dayanarak dosyayı oluştururlar. İlerde hatalı rapor tanzim etmişlerse bilirkişilerin dayanışma ortaklığı tazmin eder
    d) Hakemler. Tarafların seçtiği birer hakemler onların seçtiği başhakemden oluşan heyet. Gizli olan soruşturma dosyalarını inceleyerek, onaylarlar ve duruşmaya gelinir. Soruşturma dosyalarının içeriği açıklanamaz. Sadece olay ortaya konur. Hakemler de cezasını verirler.
    Halkın beyni her gün cinayetlerle kirletilmez. Halk ilimle, keşifle, üretmekle, teknik keşiflerle meşgul olur. Basın bunları anlatır. Spordaki top atma senaryoları ile değil de her türlü araştırma ve geliştirme ile iç içe bırakılır.
    Bir şey suç değilse basın yoluyla işledi diye suç olmaz. Suç ise de suç olmaktan çıkmaz. Belki cezası basın yolu ile işlediği için daha ağır olabilir.

    • Süleyman Karagülle hoca şöyle diyor:

      “…Aksine terörün hedefi halkı korkutmaktır. Basın da bunu yapıyor…”

      Ben de aynı kanaatteyim. Terörün basında yer alış biçimi, halk üzerinde terörün kendisinden daha etkili oluyor. Terörün reklamını yapar gibi bir durumla karşı karşıyayız.

      Basın bunu haber yapmayacak mı? Elbette yapacak. Ama teröre koca koca sayfalarını ayırması gerekmez. Ölçüyü kaçırmamak lazım. Terör üzerinden siyaset yapmamak lazım. Çünkü terör hepimizi, bütün Türkiyeyi hedef alıyor. Türkiye’ye ayak bağı olmak istiyor.

  8. Fehmi bey, terörle ilgili bir makale kaleme almışşınız, bu noktaya geliş sebeplerimize de değiniyorsunuz ama en önemli sebeplerden biri olan yüzlerce terör uzmanımızın bir hiç uğruna hapislerde çürütüldüğünden bahsetmemişsiniz. Basit mantık diyor ki uzmanları harcayan irade, bu duruma gelinmesini de isteyendir.

    Bu konulara da değindiğinizi görmek isteriz.

  9. KUŞ DİLİ İLE ELEŞTİRİLER YAPMA DÖNEMİ
    Aykırı ve hatta farklı düşüncelerinin aleni bir şekilde yazıya dökülmesinin artık bir bedeli var Türkiye’de. Ya yazmayacaksın, ya da yazdıklarını oto-sansürlü bir formatta yansıtacaksın. Belki ki de en doğrusu ille de bir şeyler yazmak istenildiğinde baştan vatan haini olmadığının altını çizerek, aşırı ihtiyatlı, ama biraz duygusal, biraz da espritüel soslarla süslenmiş bir şekilde meramını anlatmaktır. Bir zamanlar rahmetli Erbakan buna “kuş dili” diyordu herhalde.

    • Sorunu çok güzel dile getirmişsiniz. Almanya’da bir gazeteye okuyucu olarak yorum yazarken dikkat ettiğim konular, rencide ve hakaret olmasın. Türkiye’de uygulamak zorunda olduğumuz oto-sansür her cümlemizi etkiliyor. Ayrıca, yazılardan ifade edilenin dışında anlamlar çıkarılıp suçlama yapılıyor. Bu cümleleri yazarken bile her kelimeyi tartıyorum.

  10. Terörü bitirecek bir önerim var
    Terörün ana nedeni insanların kendini ifade edememesidir. Maruz kaldığı haksızlıkları çevresinde gördüğü yanlışları dile getiremeyen insan dışlanır içe kapanır şiddete yönelir.
    Örnek bombacı profosör Ted kaczysky
    Ülkemizde 81 ilde 1000 tane yerel gazete var. Bunlardan terör sampatizanı olan 5 10 tanesi hariç 900 + yerel gazeteden devlet fonu ile 1 yıl boyunca günde 2 sayfa alınır.
    Bölgede yaşayan vatandaşlar okuyucu mektubu ile sıkıntılarını çözümlerini dile getirir.
    Yerel yöneticiler partilerin il ilçe başkanları sanayiciler bu yorumları okur.
    Vatandaşın halini anlar tedbir alır.
    Yatırıma dönüşür
    Vatandaş halini anlatıp çözüm bulunca terör azalır. Sİlahlı tedbirlerden ucuzdur
    Yerel gazetelerin geliri artar.
    Medya olanağı genişler.
    Vatandaş dışlanmış değil katılmış olur.
    Her fikir fikir doğurur.
    Vatandaşın fikirleri ekonomiyi canlandırır. Haber yapmanızı talep ediyorum
    enerjimerkezim.blogspot.com kemalbeziroglu.wordpress.com
    Kemal beziroğlu

    • Ahmet bey, Abuzer beyin yazısına sizin cevabınız ilginç olmuş.
      hakikaten , “yazamıyorum” deme özgürlüğünü abuzer bey inkar ediyor. nazımın deyişi ile:
      “Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil insan gibi yaşamalıyız dersin,
      büyük hürriyetinle basarlar kelepçeyi,
      yakalanmak, hapse girmek, hatta asılmak hürriyetinle
      hürsün”
      Abuzer bey de “yazamıyorum” demiş. bir de demokrasi yok diyorlar. Demokrasi olmasa abuzer bey “yazamıyorum” diyebilir mi?

      • Ben Abuzer Bey teknik bir sıkıntı yaşıyor ve siteye yorum yollayamıyor sandım.. Mesajı yanlış almışım..

        Abuzer Bey’e yaptığım yorumu siliyorum bu durumda. Uyarınız için teşekkürler Hamza Bey.

        Saygılarımla.

  11. Merhaba Taha bey,

    Babaniz “birakin söylesinler… Birakin yazsinlar” diyor ama… Bu nasihati önce size yapmali bence.

    Iki gün önce, kimsecikleri kirmadan bir yorum yazdim. “Hirsizin hicmi suçu yok” diye bitirdim.. Ama ne hikmetse yorumum yayinlanmadi.

    Bugün de yine kirmak istemeden su cümlem ile bitireyim yorumumu…

    Hükümetinden tutun, cumhurbaskanina kadar, FETÖ’sünden tutun diger cemaatlere kadar… Yazarindan tutun, gazetecisine kadar.. kimin menfaatine dokunuyorsaniz, kime yapicida olsa, kritize yorumlar yapiyorsaniz… “ENGELLENIYOR ve SUSTURULUYORSUNUZ”. Ülkeme yazik.

    Almanyadan Selamlar.
    taha

  12. Kim neyi söylemek istedi de söylemesine mani olundu acaba? Kimin söyleyemediği ne var?

    Köşe yazarlarının yazılarını yayınlayan internet sitelerindeki köşe yazılarının başlıkları bile herkesin her şeyi yazabildiğini göstermeye yeter.

    OHAL’in işinde gücünde olan vatandaşa ne gibi bir olumsuz yansıması var?Ben hiç göremiyorum, OHAL ile yönetidiğimizin bile farkında değilim. Törör örgütleri ile iltisaklı olanların dışında kimse farkında değil. İzninizle onlar da farkında olsunlar.

    Elinde kalem olanların görüşlerinin yanlış olduğunu söylemek, onların tahlillerine kulp takmak mıdır? Görevi, mesleği eleştirmek olan insanların kendilerinin de eleştiriye açık olmaları gerekmez mi?

    Terörden dolayı yetkililer, yapmamaları gereken neyi yaptılar acaba?

    Devlet, çözüm sürecini başlattığı için de eleştirildi, vazgeçtiği için de eleştirildi. Burada tutarsız olan kim?

    PKK’ya katılımların son 40 yılın en düşük düzeyine düştüğü söyleniyor. PKK’nın hendek eylemiyle halka yaşattığı zulüm, halk desteğini kaybetmesine sebep oldu.

    Devleti 50 yıldır bir ahtapot gibi saran Fetö devletten ayıklanıyor. Özellikle TSK’dan, Emniyet’ten, Yargı’dan ayıklanması Devleti ve milleti olumsuzluklara açık olmaktan çıkardı, daha güçlü hale getirdi.

    Kendini patlatan bir insan dünyanın her tarafında bir terör eylemine imza atabilir. Terör, bir gücün değil,bir zaafın ve hastalığın dışa yansımasıdır.Zaten tetikçi olarak da hasta tipleri kullanıyorlar.Bu hastalıklı tiplerle mi korkutacaklar bizi?

    Türkiye yoluna devam edecektir. Türkiye bugün dünden güçlüdür. Bir yıl öncesine göre de daha güçlüdür, 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl, 40 yıl öncesine göre de.

    • Bekir Bey, sizin oto-sansür sorununuz yok. Herhalde bu nedenle de oto-sansürden şikayetleri kabul etmiyorsunuz. AKP ile beraber yola çıkan ama bugün işinden olmuş ve ancak internette yazabilen gazetecilerin listesi hiç bugünkü kadar uzun değildi. Bu durumun basın özgürlüğü ile ilişkisi olmadığına kendinizi inandırabilirsiniz ama aklını ve mantığını kullanan insanlar durumu görüyor.

    • Ya hu insaf. Fehmi koru yazacak gazete bulamamış, bir internet sitesi kurmuş , olabildiğince ihtiyatlı yazıyor. Siz Bekir Bey, değişik bir savunma psikolojisiyle adamcağızın her yazısına muhalefet şerhi düşüyor, yok öyle değil, diyorsunuz.
      Sevgili Bekir Bey farklı fikirlere tahammülünüz yoksa, okuyabileceğiniz, sizin görüşlerinizi destekleyen, sizi hiç üzmeyecek o kadar çok gazete, yazar var ki. Onları okuyup huzur içinde uyuyabilirsiniz.

      • Bekir Bey ile Fehmi Koru pek hemfikir olamıyor :).. Olsun, biz Bekir Bey’den memnunuz. Her gün yorum yapıyor, eleştirisini nazik bir şekilde dile getiriyor.

        Farklı fikirler zenginleştirir platformu. Yorum yapan herkese teşekkürler, daha da artmasını dilerim.

        • Ben, fikirlerine değer ve önem atfetmediğim yazarları benimle aynı siyasi görüşü paylaşsalar da okumam.

          Muhalif olan yazarlar da haddinden fazla. Çoğunun yazısının sadece başlığını okurum. Onlara yorum yazma ihtiyacı da hissetmem.

          Bu platformda yorum yazan yorumcuların çoğundan kıdemli bir Fehmi Koru okuruyum.

          Fehmi Koru’nun burada dile getirdiği bazı fikirlerine katılmasam da O’nun usta bir yazar olduğunu kabul ederim. Çoğu yazılarında itiraz edecek bir nokta bulsam da fikirlerinin, eleştirilerinin tamamına karşı olduğum söylenemez.

          Ayrıca siyasi iktidarın eleştirilmesinin faydalı olduğuna da inanırım.Ama eleştiriyi haksız bulursam, kendi fikrimi söylerim.

          Burada yorum yazanların tamamı, bravo! çok güzel! kıvamında yazılar yazsa bu platformun daha ilgi çekici olacağı kanaatinde değilim.

          Eleştirirken de, takdir ederken de samimiyetten başka bir sermayem bulunmamaktadır.

          Eleştirilerim biraz acı olabilir ama saygısızlık etmeyi asla düşünmem.

    • s.a bekir abi
      kim neyi yazmak istedi de yazamadı demişsiniz
      1)sevilay yükselir sabah gazetesinden kovuldu
      2) fatih altaylı sizce neden araba markalrını yazabiliyor
      3) ali bayramoglu neden yazamıyor
      4)umur talu nerede ?
      5)şu an sitesinde yorum yaptıgımız fehmi bey neden gazetesinden ayrıldı (fehmi bey bir gazeteye verdigi röportajda gazete yöneticisinin odanız kalsın maaşınızda yatsın ama bir süre yazmayın denildigini söyledi)
      6)ohalin kime zararı var demişsiniz bana var çünkü ben emeginden başka geliri olan insan degilim ve pazar mesaileri bizde iki kat para demektir kaç aydır mesaimiz yok
      7)gazeteci insandır ve yanlışda düşünebilir bu fikri tartışma içinde ise başımız gözümüz üstüne olması gerekmezmi
      8) çözüm süreci içerisinde devlet yetkilileri vatandaşlarının çogundan kerhende olsa çok büyük destek görmüştür eleştrimiz şehir merkezlerine cephane yıgılmasıdır
      9) 30 yıllık terör sorununu çözmek için yola çıkan devlet yöneticilerimizin son tahlilde çözüm için ele tutulur gözle görünür bir planı olmadıgı ortaya çıkmıştır
      10) pkk kadro bulmakta sorun yaşıyor iddiası bana çokta gerçekçi gelmedi pyd pkk yapısının elinde şimdiye kadar ulaşamadıgı seviyede bir kadrosu oldugunu düşünüyorum
      11)fetö yapısı içinde görülen insanların tamamına terörist dersek bu kadar teröristi nasıl ıslah yada bertaraf edecegiz
      12) canlı bomba konusu hep beni düşündüren bir konudur bir insan kendisi ile beraber onlarca insanın canına nasıl kıyar yada bu aşamaya nasıl gelir veya getirilir bu konuya çözüm bulmadan canlı bombalarında bitecegini düşünmüyorum evet bu topraklar bu ülke bizim şahsım adıma söylemem gerekirse benim ülkemden başka gitmek isteyecegim bir yer yok ama hayat devam ediyor ve ekonomi insani ilişkiler dene olgular var biz korkmayız ama ülkemize turist ihracat ithalat gibi konularda ugraşan kişi ve kurumları başka alternatiflere yönlendirir dersem yanılırmıyım?
      13) türkiye mizin daha güçlü olması benim gögsümü kabartır ancak atalarımızn bir sözü vardır lafla peynir gemisi yürümez türkiye dünden daha güçlü demenize sebeb olan gücümüz nedir ben o gücü neden göremiyorum. benim yaptıgım iş yuvarlak örgü makinelerinde kumaş örmek yerli bir tane makine duydum ancak hiç bir yerde görmedim birakın makineyi örgü kumaş ignesi üreten TEK BİR FİRMAMIZ dahi yok yani ülkemiz mallesef igne dahi üretemiyor.
      http://www.ormegiyim.com/2015/02/14/orgu-ignelerinin-%97si-4-ulkeden-geliyor/
      14)her şeye ragmen türkiye hepimizin ülkesi rabbim ülkemize milletimize hayırlı olan ne ise onu nasip etsin

YORUM YAP