Türkiye başına belâ mı açsın? Tam tersine, adalet ve hakkaniyeti temsil ediyor ülkemiz…

8

 

Yukarıda Amerika’nın Salt Lake Tribune gazetesinde yayımlanan bir karikatür görüyorsunuz. Yüzlerce yazıya bedel bir karikatür bu. En aşağıda Suriye yazıyor ve çizen zihninde yalnızca o ülke olduğu halde çizmiş; ancak aynı yere Irak başta olmak üzere herhangi bir Ortadoğu ülkesinin adını da yazabilirdi.

Kırmızı ve sarı boyayla anlatılmak istenen, kan ve gözyaşı; arada ülkenin tahrip olduğunu düşündüren çizim görüntüler de var. O görüntülerin bir yerlerine kan ve gözyaşından sorumlu tuttuğu kişileri yerleştirmiş çizen; bir de dışarıdan bakan iki kişiyi…

O kişilerden biri diğerine, “Orada eli kolu bağlı durma, bir şeyler yap” diyor, diğerinin elinde üzerinde ‘müdahale’ yazan benzin bidonu var…

Tanıdık tipler bunlar…

Eli benzin bidonlu Barack Obama

Müdahaleye karar verirse ne yapacağını biliyoruz: Yangının üzerine benzini boca edecek…

“Çizenin sorumlu tuttukları arasında bizi çağrıştıran biri var mı?” merakıyla yakından baktım karikatüre; çok şükür Türkiye’yi çağrıştıran bir figür ben göremedim.

Umarım, sizler de görmezsiniz.

Dün İstanbul/Yeni Bosna’da patlayan bomba

Türkiye, etrafındaki gelişmelerden olumsuz etkilenmesine rağmen, aculculuk göstererek karmaşayı çıkaranların yanında durmadı bugüne kadar; elinde benzin bidonuyla bekleyenlerin aceleci davranmalarını engelleme çabası da gösterdi.

Bundan böyle de sıcak çatışmalardan uzak durmalı ülkemiz; tahriklere gelmeden kendi çıkarlarına uygun politikalar belirlemeli.

Dün İstanbul/Yeni Bosna’da zararı sınırlı bir bombalama eylemi yapıldı. İlk andan akşamın ileri saatlerine kadar, bilen-bilmeyen herkes, “Acaba bu eylem hangi örgütün eseri?” sorusunu bilebilecek durumda olduğunu sandığı kişilere sorup durdu.

PKK mı? IŞİD mi? Yoksa Suriye istihbaratının uzantısı bir örgüt mü?

İlk kez birinin ağzından İran ve Irak’ın isimlerinin de çıktığını duydum.

Elde benzin bidonu bekleyen ülkeleri anan olmadı.

Dünya şu sıralarda, ‘silâh tutkusu’ ile kıvranan, gözü dönmüş kişiler ve örgütlerin etkisi altına düşmüş bulunuyor.

Bomba yapmak zaten kolay; birkaç kimyasal maddeyi buluşturunca ortaya etrafa zarar verebilecek güçte bir bomba çıkıyor.

Silâh deseniz, belli başlı birkaç ülkenin savaş sanayii firmaları her türlüsünü üretiyor ve tüccarları da parayı veren her örgüte istediğini sağlıyor.

Onlar uzak dursa aynı görevi üstlenmeye hazır istihbarat örgütleri var zaten…

Karikatürde bidonu elinde tutan Obama, ama onun yerine pek çok dünya liderinin ismini yazabilirsiniz…

Sonuç? Sonuçta, ülkemizin bulunduğu coğrafya kan denizine döndü.

Kayıplar tablosuna yakından bakalım

Vicdanlar kiraya verilmiş zaten bugünün dünyasında; 500 binden fazla sivil insan –içlerinde çok sayıda çocuk, kadın ve yaşlı var– yalnız Suriye’de hayatlarını kaybetti; 11 milyon Suriyeli evinden uzakta minimum şartlarda yaşama mücadelesi veriyor…

Nüfusu 20 milyonu biraz aşan bir ülkeydi Suriye; rakamların ortaya çıkardığı tablo kaybolmaya yüz tutmuş bir ülke tablosu…

Sahi neden çıkmıştı Suriye’de iç-savaş?

Artık bu sorunun cevabını hatırlamıyoruz bile. Savaşı herkes çıkarabilir, çok basit sebeplerle çıkmış ve etkisini uzun yıllar sürdürmüş pek çok savaş biliyoruz; ancak savaşı çıkaran onu istese de sona erdiremiyor.

Eflatun’un asırlar önce söylediği gibi, “Savaşın sonunu ancak ölüler görebiliyor…”

Suriye’de durum bu da Irak’ta sanki farklı mı?

Burası bir zamanlar Harun Reşid'in ülkesi olan Bağdat...
Burası bir zamanlar Harun Reşid’in yaşadığı Bağdat…

Önceki gün (5 Ekim) 28, ondan bir gün önce de (4 Ekim) 39 kişi hayatını yitirdi Irak’ta. 4 Ekim günü Koalisyon Güçleri tarafından açılan ateşte Musul’da 13 kişi öldü. Sadece bu yılın ilk 9 ayında Irak’ta ölen sivillerin sayısı 11,502 kişi… Buna içinde bulunduğumuz ayın ilk birkaç gününde ölenleri de eklediğimizde, Irak’ta, 2016 yılı içerisinde, şimdiye kadar kaydedilen sivil kayıp sayısı 11,697 kişi… Savaşın (2003) başından bu yana ölenlerin sayısı 500 binin üzerinde.

Şaşırdığınızı sanıyorum.

Zihnimiz sürekli Suriye ile meşgul olduğu için, Irak aklımıza geldiğinde, her şey durmuş oturmuş olmasa bile, yine de ülkeye istikrar gelmiş hissine kapılıyoruz.

Öyle ya, bunu sağlamak ve terör örgütü IŞİD’i bitirmek için oluşturulmuş ‘Koalisyon Güçleri’ var orada…

Görüyorsunuz, Irak’ın durumu da her şeye rağmen hazin.

Ankara’da karar alma mekanizmalarında yer alanlar, “Allah’a şükür, biz bu tablonun hiçbir tarafında değiliz” diye bizler nâmına dua etseler yeridir.

Bölüşüm savaşı değil bu, yok etme savaşı

“Bu bir bölüşüm savaşı, biz de onun parçasına dönüşmeliyiz ki, paylaşma zamanı geldiğinde söz hakkımız olsun” diye düşünenler varsa…

Onlara bu yazının en tepesine yerleştirdiğim karikatüre yeniden bakmayı tavsiye ederim.

Unutulan gerçeği hatırlatayım: Önceleri Irak’ta, sonra Libya’da, son beş yıldır Suriye’de baş gösteren çatışmacı ortam birer ‘bölüşüm savaşı’ değildir; uzaktan bakarak savaşa taraf olmuş ülkeler neyi bölüşecek ki?

Çatışmacı ortam her ülke için birer ‘yok etme savaşı’dır…

Var olan bütün dengeleri, bütün değerleri, bütün uygarlık mirasını yok etti, yok etmeye devam ediyor bu savaşlar…

 

Halep, tabii buna Halep denilebilirse...
Halep, tabii buna Halep denilebilirse…

Halep Türk-Arap ortak mirası sayılan sayısız tarihi esere sahip, dünyanın en kadim kentlerinden biriydi; bugün o eserlerin yerinde yeller esiyor.

Tekli bir anlayışa meydan okuyan bir kentti Halep, her dinden, her etnik gruptan ve her dilden insanı bağrında barındırıyordu; bugün o insanlar, eğer ölmedilerse, dinlerine veya etnisitelerine göre ayrıştırılıp Batı ülkeleri’ne öyle kabul ediliyorlar…

Olanları engelleyemedik, müsaade etmediler… Bu denli kahredici olmasının önüne geçmek istedik, oan da izin vermediler…

İşte şuraya yazıyorum: Kan ve gözyaşının egemenliğini sürdürdüğü günümüz tablosunun bir parçası haline dönüşmeye talip olursak, hık-mık etseler bile, arzumuzun yerine gelmesini sağlayabilirler…

O batağın içerisine bizi de çekebilmek için…

Ne demek istiyorum?

Şunu: Türkiye bugüne kadar dünya olaylarına ‘uluslararası meşruyet’ çerçevesinde yaklaştı; haklı ile haksız arasında tercihlerinde hep adaletli davrandı. Tahrip edici değil, onarıcı roller üstlendi. Başkaları mültecilere ayrımcı yaklaşırken, ülkemiz kendisine sığınanların ırkına veya dinine bakmadı.

Bundan en ufak bir sapma bizi farklı istikametlere götürebilir.

Ne gereği var…

ΩΩΩΩ

8 YORUMLAR

  1. Sayın Koru sizin gibi araştırmacı ve deneyimli bir gazetecinin yazılarıyla durumu idare etmeye çalışması, hakikatlerin ortaya er ve geç çıkmasına engel değildir. Ataist Kominist denilen sosyal demokrat yazarlar, yazılarını eğip bükmeden muhatabına yöneltmekten zerre miskal tedirginlik-korkaklık ve cezaevine konulmaktan endişe duymamaktadırlar. Karikatüre bakarak şükretmeniz gerçekleri bilen birisi için gerçekten zuldür.

  2. Fehmi bey ellerinize saglik, çok anlamli bir yazi, yalniz burada ben bir noktaya dikka çekmek istiyorum. Yabanci devletler refugee seçiminde din irk aradiklari noktasinada bir bilgimi paylasmak istiyorum. 1-Mültecilere Kiliseler sponsor oliyorlar 2-Bu Kiliseler herkes kendi milletine kefil oliyor. Örnegin, Ermeni, Arap, ve diyer milletlere ait olanlar öncelikle kendi soyundan olan Hiristiyanlari tercih ediyorlar dah sonra diyer milletlerden olan Hiristiyanlari getiriyorlar. Buralarda yani benim yasadigim ülkelerde bir cami bulamasin daha dogrusu bir müsluman bulamassin desin biz bikaç kisiyi cami aracigi ile o zülümden kurtaralim. Batili devletler deyil orda yasayan dini kurumlar bu seçimi yapiyorlar. Hatta Canadada ben en az on Iranli aile ile karsilastim müslümanliktan hitistiyanliga geçen ayni durumuda olanlarla Amerikaya tasindiktan sonrada buradada gördüm bunlara Kiliseler kefil olmuslardi. Fakat Devletler tarafindan getirenlerin çogunlugu Müsluman Somali, Irakli, Süriyeli, Afkanistan ve diyerleri. Not: cami cemati bizim kimseye bakacak paramiz yok diyiyorlar, bunu burdaki TVlerde hep izliyorum. Birkerece biz Müslümanlar çok bölünmüsuz milliyetcilk messepcilik, cemaatcilik, tarikatcilik ve diyer faktörle. Allaha emanet olun, yazilarinzla bizi aydnlattiginiz içinde ayrica çok tesekurle hakkinizi halal edin.

  3. Ortadoğu ve Afrika’da devam eden kargaşa kime hizmet ediyor, yada kargaşa öncesi ülkeler kime hizmet ediyordu ki ülkeler kargaşaya sürüklenerek hizmet etmeleri engellendi. Karikatürden gidersek Obama elinde benzin bidonu ile aslında hangi ülkenin veya ülkelerin menfaatini yakıyor?

  4. Sovyetler Birliği dağıldığı günlerde (1991), ilk okul mezunu yaşlı annem “ iyi olmadı, Amerika tek kaldı ” demişti, bir daha da bu konuda konuştuğunu hatırlamıyorum.

    Sovyetler Birliği yıkılıp Dünya tek kutuplu olduğunda, Batı’nın yeni düşmanı Müslüman ülkeler olmuştur. Öncelik verilenler ise İsrail düşmanı olan Irak, Libya ve Suriye idi. Bu ülkelerin beli kırılmıştır. Ancak ileride toparlanma imkanları olmaması için birbirlerine düşman küçük ülkelere bölüneceklerdir. Bu düşmanlık için mezhep ve etnik/aşiret çatışmaları kullanılmaktadır.
    İran’ın ise Sünni-Şii mezhep çatışmasında gerekli olduğu için beli kırılmaz, ancak kontrol altında tutulur.
    Türkiye’de ise önlem olarak PKK kurdurulmuş ve desteklenmiştir. Şimdi ise Suriye ve Irak’a girmeye zorlanarak Ortadoğu bataklığına itilmektedir. (Fırat Kalkanı operasyonu meşru ve sınırlıdır, kast ettiğim bundan ötesidir).

    Hem Sünni hem de Şii müslümanlar birbirlerine girerek, Batı’nın ve İsrail’in bu projesine gönüllü olarak destek vermektedirler. Bu desteğe Türkiye de 2009 yılında ‘One minute’ ile katılmış ve daha sonra ‘işi’ ilerletmiştir !

    Fehmi Koru’nun yazısındaki “ Bölüşüm savaşı değil bu, yok etme savaşı ” tespiti son derece doğrudur. Bu tespite şunu eklemek isterim ; Batı’ya ve İsrail’e kızarak bir yere varılamaz. Onları anlamaya çalışmak çözümün başlangıcı olabilir. Zira oyunu kuran onlardır ve ancak onları anlarsak oyunu da anlayabiliriz. Bu ise hem akılcılık hem de samimiyet gerektirir.

    Türkiye’nin ‘üst aklı’ devreye girmez ise ‘İttihat Terakki’ ve ‘Siyasal İslam’ zihniyetlerinin sonu “ Sevr’den biraz daha iyisi ! ” bir sonuç olabilir, Maazallah.

  5. Neden hep tefrika fitne ayrılık terör savaş islam ülkelerinde yer buluyor ? Niçin AB veya ABD de mevcut ayrılıklar tefrika sokularak ateşlenemiyor? Sadece müslümanlar mı ajite olacak birbirine düşecek niye hep bizde hüzün hicran niye onlara hep neşe bu işte bir yanlışlık yokmu. Kullanışlı aptallık niye hep bize. İla ahir……….

  6. Bir toplum kaderine sahip değilse, onun kaderi başkalarının elinde olur…
    Ve bu kader -görüldüğü gibi- her türlü çıkar sahiplerinin elinde oyuncak haline gelir…
    İktidarın-gücün gösterdiği yere gitmek her zaman hayır getirmez…

    Bir toplum kendi kaderine sahip olmak istiyorsa, içine dönerek kendini güçlü, istikrarlı ve huzurlu kılacak kamusal yöntem ve eylemlerde bulunmak zorundadır…
    Bu da kendini sorunun dışında, ebedi bir mağdurluk zırlamasında değil, içinde görmekle mümkün…

    Madun, kadersizliğinin çözümünü sırtına binenlerde aramakla kalmayıp, kendi için daha iyi, özgür, eşit ve yaşanabilir bir toplumun arayışı içinde olmalı…
    Başkalarını suçlamak kolaydır, üstelik haz da verir; hiç bir şey yapmadan yargılamak ne tatlıdır…
    Ancak olumlu bir şeyler yapmadan, silkinip kendine gelmeden, aklın ve çalışmanın gücünü kullanmadan ne insan, ne toplum ne de dünya iyi anlamda değişebilir…

    Yaşamın yarattığı sorunlarla akılcı, dinamik, kamusal saiklerle ve diğerkamlıkla mücadele eden bir toplum istikrar kazanmaya, esenliğe evrilir…
    Kendi vatandaşını eşiti kabul ederek, onun gönencini varlık nedeni haline getiren bir kamusal akıl, eğer bunu başarırsa, olgunlaşarak kişilik kazanır…
    Bu şekilde her yer ve herkes medeniyet kazanır…

    İnsancıl yöntemlere dayanan ve bunu varlık nedeni haline getiren, insancıl yöntemleri samimi olarak sahiplenen, vatandaşları arasında insan onurunu ayrımsız geçerli kılan ya da kılmaya azimli bir kamu düzeninin sırtı yere gelmez…

    Vatandaşlar, bireyler ve insanlar arasında medeni ilişkiler tesis eden; ideolojik kibri, sınıfsal taassubu, dinsel körlüğü, ırkçı fantezileri, dünya nimetlerinin eşitsiz dağılımını, insanın kadersizliğini dert edinen; bir kamu düzenine sahip olmadıkça bizlere huzur yok…

  7. Bizde de insanlar yavaş yavaş merhamet hislerini empati duygularını kaybetmeye başladı. İnsanımızın yarısı diğer yarısını hain olarak görüyor. Yarın Allah korusun karşı karşıya gelirlerse herkes karşıdakinin merhamet hissinden ne kadar yoksun olduğunu düşünüp elini ondan daha çabuk tutmak istemeyecek mi. Tüm bu ayrışmalar zamanla beslendi. Halbuki bu hal ülke dışındaki kötü niyetli insanların hedefleri dışında nasıl bir şeye hizmet edebilir.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here