Yeni hükümet neyin fırsatı? Kötülüğümüzü isteyenlere malzemeyi kim sunuyor?

5

Ben bu güne kadar kurulur kurulmaz herkesten beğeni almış bir Bakanlar Kurulu da görmedim, herkesi tatmin eden bir hükümet değişikliği de…

Özellikle hükümet değişiklikleri çok tartışılır. “Neden şu bakan gitti de ötekisi kaldı?” diye sorar insanlar… “Başka adam mı kalmadı koskoca partide, sıra şuna mı geldi?” sorusu gündeme taşınır…

AK Parti, herhalde biraz da bu yüzden, hükümetle fazla oynamadı; iktidarda kalınan 15 yıl boyunca ‘bakan’ sıfatını taşıyagelmiş son birkaç isim de yapılan son değişiklikle ancak dün hükümet dışı kalmış oldu.

Dile kolay, 15 yıl…

Metal yorgunluğu

Yeni bakanlar kuruluna yönelik değerlendirmeleri okuyun göreceksiniz, aynı tatminsizlik yine söz konusu.

Hiç oralı olmayın; hükümet dışında kalanlara kendilerini incitmeyecek yeni görevler bulunacaktır.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘metal yorgunluğu’ tespitini kamuoyuyla paylaşmasından sonra AK Parti yönetimi ve hükümette değişiklikler yaşanması kaçınılmazdı.

‘Metal yorgunluğu’ ile bir ilişkisi var mıdır, bilemem.. ancak 15 yılın sonunda.. ve seçimlerle dolu geçecek 2019’a nispeten az bir zaman kalmışken.. iktidar partisinin kendini anlatmakta zorlandığı bir döneme girildiği kesin.

Geçmişte de, böyle durumlarda, en tepe yöneticinin tercih ettiği yöntem, hep, bakan değiştirmek olmuştur.

Menderes.. Demirel.. ve Özal..

Adnan Menderes de, Süleyman Demirel de, Turgut Özal da, gerekli gördükleri durumlarda, bu yönteme başvurmuşlardır.

Partinin Meclis grubuna “Bugün bunlar, yarın bakmışsınız siz bakan olmuşsunuz” hissini yaşatmak ve başarının mükâfatlanması yanında başarısızlığın da bilet kesmeye yol açacağı mesajını vermek için en kestirme yoldur hükümette değişiklik yapmak…

“Beğendim, beğenmedim” hüküm cümleleri bu yüzden yanıltıcıdır.

Şu aşamada söylenecek tek şey, AK Parti’de etrafa heyecan verecek özellikler azaldıkça, bu tür yenilenmelerin arasının daha da sıklaşacağıdır. 2019’a kadar bu hükümetin yapısı da değişebilir.

Fıkra sever misiniz?

Demirel’in ünlendirdiği ‘3 mektup’ fıkrasını hatırlar mısınız?

Hatırlatayım:

Seçim sonrasında iktidar el değiştirdiğinde, eski başbakan yerini alacak yeni başbakana şunu söyler: “Ben sizin için kasaya 3 zarf bıraktım; her başınız sıkıştığında o zarflardan birini açarsınız…”  

Yeni hükümet, yeni umutlar ve heyecan demektir, ama bir süre sonra umutlar yitirilir, heyecan da söner. Başbakan öyle bir durumda selefinin kendisine bıraktığı zarfları hatırlar. Kasayı açar, üzerinde ‘1’ yazan ilk zarfı açar.

Zarfın içerisindeki kâğıtta “Senden öncekileri kötüle…” tavsiyesi yazılıdır. O da öyle yapar ve bir süre daha idare eder.

Sonraki ilk siyasi krizde hemen ikinci zarfı açar artık eskimeye yüz tutmuş başbakan; ondaki kâğıtta da, “Yanındakileri kötüle” yazdığını görür. O tavsiyeyi de tutar ve bir süre daha idare eder.

Nihayet yeni bir kriz kapıya dayanınca üçüncü zarfı da açma ihtiyacı duyar. Kâğıtta, “Şimdi sen de üç zarf hazırla” yazmaktadır.

Fıkrayı yanlış yerlere çekmemenizi tavsiye ederim; söylemek istediğim şudur: Hiçbir iktidar ebed-müddet değildir, her şeyin olduğu gibi iktidarların da doğal yoldan sonunu getiren gelişmeler yaşanır.

Doğru kabuller ve yanlışlar

AK Parti çevreleri kendilerine karşı içeride ve dışarıda kumpaslar kurulduğu görüşündeler. ‘Yabancı parmaklar’ ve onların içimizdeki uzantılarının.. iktidarın sonunu getirmek için.. ellerinden geleni yaptıkları.. örnekleriyle.. sıkça tekrarlanıyor.

İşi ‘darbe’ umarsızlığına kadar vardırdıkları da bir başka iddia.

Bu söylemin gerçeklerden uzak olduğunu düşünmüyorum. Her şey hepimizin gözlerinin önünde olup bitiyor ve düşmanlıklar da saklanacak gibi değil çünkü.

Ancak buna ‘sebep’ olarak gösterilenler ikna edici değil.

“Hükümet ülkeye çağ atlattı” ile başlayıp ekonomide, siyasi hayatta büyük başarılar yaşandığı, daha önce hiçbir partinin cesaret edemediği reformların gerçekleştirildiği, Türkiye’nin ‘örnek ülke’ haline dönüştüğü ısrarla anlatılıyor…

Doğrudur: Türkiye ekonomisi şaha kalkmış.. ‘Kürt sorunu’ ve ‘Alevi sorunu’ gibi köklü sıkıntılara çözümler aranmış.. ‘Arap baharı’ denilen uyanışta ‘Türkiye örneği’ en belirgin rolü oynamış.. idi…

O günler geride kaldı ama…

Ayrıca reformlar döneminde Türkiye’ye dönük saldırı neredeyse hiç yoktu; bugünlerde ağır eleştirilerine muhatap olunan dünya basınından hep övgü alıyordu o günlerde ülkemiz.

Dış politikamız ise yakın çevremizden başlayarak Atlantik-ötesine kadar takdirle karşılanıyordu.

Seçin beğenin alın: Avrupa Birliği’ne tam üyelik mi, İslâm Dünyası lideri olmak mı, D-20 yerine G-8’ler arasında dokuzuncu ülke olarak yer almak mı?

Bunların hepsi ulaşılabilir hedefler görünüyordu.

Şimdi?

Kıdemli dostumuz Suudi Arabistan’ın bir diplomatı, ülkesinin BM büyükelçisi, daha dün, dünya kamuoyu önünde ülkemizi tehdit eden bir konuşma yapabildi.

Yeni hükümet.. hayırlı olsun..
Yeni hükümetin görevi

Ülkemiz üzerinde hayırsız hesapları olanlar var ve bunlar kötü duruma düşmemiz için ellerinden geleni de yapıyorlar; ama onlara bu alanda malzemeyi de bizler sağlıyoruz.

Umarım, yeni oluşan Bakanlar Kurulu bu konu üzerinde ayrıntılı biçimde durur.

Her yeni adım siyasette de fırsatlar sunar, bunu unutmayalım.

ΩΩΩΩ

5 YORUMLAR

  1. doğru düşünceleri söylemek bir erdemlilitir; fakat hukukun ve adaletin tam sağlıklı olmadığı bir ülkede doğru düşünceleri paylaşmak çok zordur

  2. İnsanlık bir canlıdır. Doğar, gelişir, olgunlaşır ve yaşlanır. Sonunda ölecektir. İnsanları başlangıçta ilahi vahiy alan din adamları yönetiyordu. Sonra siyaset adamları yönetti. Şimdi Sermaye yönetiyor. Hükümetleri tayin eder, indirir, çıkanların ve inenlerin haberi olmaz. Onlar Yıldırım Akbulut’u bakan yaptı sanır. Anayasanın koyduğu kurallar görünürde işletilir. Hükümetleri şimdi Sermaye indirip çıkarıyor. Gücünü yitirmektedir. Yakında bu işi yapmıyor. OHAL, başkanlık anayasası sonra il başkanları toplantısı şimdi de hükümet değişikliği hep Sermaye’nin oyunudur. Hükümet zannediyor ki kanunu yenilersem devlet yenilenir.
    Bozukluk eksiklik kişilerde değil, düzendedir. Yeni düzen de ilimle kurulur. Şu kesin olarak anlaşılmıştır ki tek çözüm semt kooperatifleridir. Kooperatifçiliği canlandıran Hayati Yazıcı oldu. Mükâfatı da bakanlıktan uzaklaştırılması oldu. Ben Hayati’nin yerinde olsam istifa eder ve kooperatifçiliğe başlarım. Onun maaşa ihtiyacı varsa bu millet onu on defa temin eder. AK Parti’ye karşı olamam. Dışarda da desteklerim. Yakın arkadaşı olan Akdemir ile iş yaparım.
    Bizden dolayı mağdur olduğu için bunları yazmak zorundayım.

  3. Barlas can alıcı soruyu gündeme taşıdı; cevabı devlet politikası olarak bekliyoruz…Yeni hükümet neyin fırsatı? Kötülüğümüzü isteyenlere malzemeyi kim sunuyor? yorumları sanırım içerik olarak aynı mesajı taşıyorlar.
    farklı bir şey söylüyorsa ihtimal ben fark edememiş olabilirim. anladığım kimi ülkelerle ilişkilerin kötüye gidiyor olmasında malzeme hatası var ve bu hatalı malzeme bize ait…
    sorunlu ilişkilere bir bakalım…
    mesela suudi Arabistan.
    durumu kabaca özetlersek abd suudi arabistanı tehdit etti. suudiler ve saz arkadaşları ülkeler katarı tehdit etti. türkiye katara ihtiyaç malzemeleri gönderdi ve askeri desteğini sundu içerde çok eleştiri dışarda da çok tehdit aldı. acaba türkiye ne yapmalıydı. mesela chp nin önerdiği gibi izlandanın komşusuymuş gibi mi davranmalıydı, katardan bize ne mi demeliydi. fehmi beyin körfez ülkelerini düşman edinmeden bu soruna çözüm önerisi nedir…ablukaya karşı kullanılacak doğru malzeme ne olmalıydı…
    mesela mısır
    halkın seçtiği kişiler hain bir darbeyle indirildi darbeciler ülkenin başına getirildi ve buna uygun bazı politikalar hayata geçirildi. türkiyenin buna tepki göstermesi içerde pek çok eleştiriye dışarıda pek çok sıkıntıya neden oldu . ne yapmalıydı. chp nin dediği gibi demek ki sandık herşey değilmiş bize ne mısırdan mı demeliydi. mısırla düşman olmadan mısırın politikalarına en uygun malzeme ne olabilir…
    mesela almanya, abd
    almanya ve saz arkadaşları Avusturya Hollanda ve Belçika ile son derece sorunlu bir dönem yaşıyoruz. sorunlarımızın kaynağında bu ülkelerin ülkemizde terör faaliyeti sürdüren gruplara verdikleri maddi manevi ve askeri destek var. keza stratejik ortağımız abd ile sorunlarımızın kökeninde de burnumuzun dibinde kurmaya çalıştıkları bir- birkaç terör devleti faaliyetleri var. türkiye ne yapmalıdır…abd nin İsrail çıkarlarını koruma çabalarını düşmanlıklarını kazanmadan nasıl karşılamalıdır…chpnin dediği gibi ypg terör örgütü değildir diyerek mi işin içinden çıkmalıdır. fırat kalkanıyla suriye de ne işimiz var başika da ne işimiz var ile ıraktan bize ne mi demelidir. bunlara vermemiz gereken malzeme nedir…

    ben teknik olarak ve esas ta politikalarımızın doğru olduğunu düşünenlerdenim. katara sahip çıkılmasını mısıra karşı çıkılması kadar destekliyorum. terör örgütü sahibeleriyle içinde bulunduğumuz konjöktür itibariyle dostluk kurmanın zor olduğuna inanıyorum. yarın şartlar değişir ilişkiler de değişir. ama pratikte ve uluslar arası siyasette yapılan hatalar yanlışlar malzeme eksiklikleri olabilir daha incelikli davranılması daha profesyonel taktikler güdülmesi gerekiyordur mümkündür düzeltilmelidir. elbette hükümetler gelir ve giderler ama ortak değerlerimiz ve aklımız kalıcı olsa iyi olur…yok yere harcamasak çok iyi olur…

  4. ahmet bey merhaba. bir önceki yazıda yorumculardan bir tanesi ırkçılık yapıyor sakıncalı bulmuyorsunuz, benim “kan tahlilci, laborant” dememi sakıncalı buluyorsunuz ve sansürlüyorsunuz. bravo size

    • Irkçılık içerdiğini düşündüğünüz yorumu bana bildirirseniz, gözden geçiririm.. Gözümden kaçmış olabilir.

      “Laborant” dediğiniz mesajınızda ne anlatmak istediğinizi anlayamadım. Bir yorumcuya yanıt yazıyordunuz. Ona mı laf attınız, kime laf attınız onu bile anlamadım. Fazlasıyla kinayeli bir mesajdı. Anlayamadığım için onaylamadım.

      Saygılar

YORUM YAP