ABD ziyareti öncesi ‘S-400’ uyarısının anlamı.. Trump “Burada durum değişti” mesajı mı verdi yoksa?

29

Ekonomi alanında kalem oynatan yorumcuların günlük kullanıma soktuğu “Piyasalar bunu satın aldı” kalıbı var. Hisse senedi piyasası için kullanılıyor bu kalıp. Yatırımcıların meydana gelebilecek olayların alacağı biçimi önceden hesap edip ona göre karar aldıklarını anlatıyor. 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ABD’ye gidiyor ve Çarşamba günü (13 Kasım) Beyaz Saray’da Donald Trump’la görüşecek; piyasalar oradan çıkacak tablonun ülkemiz lehine olacağını satın almış görünüyor.

Öyle göründüğü, BİST’in (Borsa İstanbul) yükselmesine ve TL’nin dolar karşısındaki değerinin durumuna bakıldığında anlaşılıyor.

Ne güzel, ülkemiz adına böyle bir gelişme hepimizi sevindirir.

Piyasaların kararlarında bilimsel bilginin bir yeri olduğunu sanmıyorum. ‘Piyasa’ denilen aslında sınırlı sayıdaki insan ve bunlar da nasıl davranacaklarına dair kararı, gazete okuyup yorumları izleyerek veriyorlar.

Haberler ve yorumlardan çıkardıkları sonuç, hepimizi sevindirecek gelişmenin bizleri beklediği yolunda demek ki.

Dostlar birbirlerini dinliyor

Acaba Külliye’de Washington ziyareti ve müzakereleri konusunda çalışma yürütenlerin beklentileri ne yönde?

Reklam

Külliye’de bu planlamaları yapanların piyasa oluşturanlarda bulunmayan özel bilgilere de sahip olduklarını düşünmemiz için pek çok sebep var. Her şeyden önce iki devlet başkanı arasındaki  diyalogları, telefon konuşmalarını, dışarıya yansıyan özetleriyle değil bütün içerikleriyle biliyor ve oradan sonuç çıkarabiliyor olmaları gerekiyor.

Daha da önemlisi, diplomatik kaynaklardan gelen özel bilgilendirmeler de ellerinin altında. ABD başkentinde görevli diplomatların temasları ile Ankara’daki ABD büyükelçiliğinin mensuplarından elde edilen izlenimleri de değerlendirmelerine katabilecek durumdalar.

ABD tarafının da, Suriye başta olmak üzere bulunduğu bölgedeki pek çok dikenli sorunda çözümden yana tavır alması halinde sonuç getirebilecek Türkiye gibi bir ülkenin liderinin masaya ne getireceğini merak ettiğini ve bütün bilgi kanallarını kullanarak ön hazırlıklar yaptığını kabul etmemiz gerekiyor.

Onlar da ikili görüşmelerin metinlerine, diplomatik kaynaklardan gelen bilgilere sahipler.

Herhalde biraz daha fazlasına da…

Neyin uyarısı bu?

‘Ben Böyle Gördüm: Cemaatin Siyasetle Sınavı’ adını taşıyan (Nisan 2016) kitabımda uzun uzadıya anlatmıştım: Almanya ve ABD’nin uluslararası yayın organlarına sızdırdıkları belgeli haberlere göre, bu iki devletin istihbarat birimleri hem birbirlerini hem de başka ülkelerin önemli isimlerini dinliyor.   

İki tarafın birbirlerini ve dünyayı dinlemelerine dair haberler Alman der Spiegel dergisi tarafından belgeleriyle yayımlanınca, Alman Şansölyesi Angela Merkel, “Dostlar birbirinin konuşmalarını dinlememeli” açıklamasını yapmak zorunda kalmıştı.

Reklam

Dinlemelerin devam ettiğini düşünmeliyiz. ABD’de NSA ve Almanya’da BND bunun için var.

Ne demek istiyorum?

Şunu: Önemli görüşmeler öncesinde yapılan hazırlık çalışmalarında bir taraf diğerinden daha avantajlı olabilir; dev elektronik kulaklarıyla yapılan bütün konuşma ve görüşmeleri dinleyebildiği için…

Konu üzerinde düşünmemi ve görüşümü sizlerle paylaşmamı zorlayan önceki gün Washington’da yapılan bir açıklama.

Haberi okuyalım:

“ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert C. O’Brien, CBS televizyonunun canlı yayınında yaptığı açıklamada, ABD Kongresi’nin S-400’lerden vazgeçilmemesi durumunda Türkiye’ye yönelik yaptırım kararı almaya hazır olduğunu, bu konunun Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki hafta gerçekleştireceği Washington ziyaretinde ABD Başkanı Donald Trump tarafından da dile getirileceğini belirtti.”

Siz ne anladınız bu haberden?

Benim anladığım şu: Trump kendisini ziyarete gelecek konuğuna ulusal güvenlik danışmanı aracılığıyla “Burada durum biraz değişti” mesajını vermiş oluyor.

Nedenini açıklayayım: S-400 füze savunma sistemini Türkiye Rusya’dan parasını da ödeyerek satın aldı ve parçalar ülkemize geldiği için istendiği zaman kurulabilecek durumda sistem. Trump, bu alış-verişe karşı çıkan Amerikalı siyasilerden farklı olarak, attığı Twitlerle, Türkiye’nin böyle bir tercihte bulunmaya zorlandığını, genellikle hak vererek, anlayışla karşılamaktaydı.

O konuyu piyasalar da ‘kabul etmiş’ görünüyordu.

Trump’ın kısa süre önce göreve atadığı ulusal güvenlik danışmanı olmuş bitmiş bir konuyu olmazsa olmaz diye sunan bu açıklamasıyla konuğun elini daha başlangıçta zayıflatmayı amaçlıyor.

Bir uyarı bu.

Merakımı siz de merak etmiyor musunuz?

Uyarının zamanlaması bana Ankara’daki ön hazırlıklardan haberdar olunduğu izlenimini veriyor.

Ziyarette -tabii gerçekleştiği takdirde- öteki daha acil konulara geçilmeden vaktin büyük bölümünün çoktan kapatılmış bilinen ‘S-400 dosyası’ konusuna hasredileceği belli. 

Peki öteki konular?

Türkiye’nin de dünya üzerinde dönüp duran uyduları var; acaba o uydular da kocaman birer kulağa dönüşüp mesela Beyaz Saray’da neler konuşulduğunu öğrenmeye çalışıyor mudur?

Merak bu ya…

ΩΩΩΩ

29 YORUMLAR

  1. Rusya’dan S-400 alımı askeri bir ihtiyaç değil siyasi bir karardı. Ayrıca bu kararı veren Erdoğan değil Bahçeli yani temsilcisi olduğu Avrasyacı derin devlettir. Onların amacı da Suriye sorununu çözümsüzlüğe iterek ve bunu bahane ederek Batı’dan ve NATO’dan kopmaktır. Bu tezimin doğruluğu adlarından belli : Avrasyacı!

    Suriye sorununu başımıza bela eden ise Siyasal İslamcı Erdoğan’dır.

    28 Şubat süreci ile siyasal islamcıların önünü açtılar, 15 Temmuz operasyonu ile de Avrasyacıların önünü açtılar. Türkiye’yi ‘Siyasal İslam+İttihat Terakki’ ittifakına teslim ettiler. Bunu yapanların her halde bir amacı olmalıdır. Bu amacın ne olduğu günbegün ortaya çıkıyor.

  2. En güvenli sığınakların bile dinlenebildiğini konuşuyor uzmanlar. Dinleme alternatiferi de çok. Fakat Türkiye’nin elindeki uyduların beyaz sarayı dinleyecek kabiliyette olup olmadığı hakkında bir bilgim yok. Bütün dünyayı dinleyebilen bir ülkenin de dinlemelere karşı tedbir almamış olması pek makul gelmiyor bana. Ancak uydu derken yalnızca uzaydaki uydular anlaşılmamalı. Gizli lobicilik gibi faliyetler de bir nevi uydu hizmeti görebilir. Gerçi tonla para harcanmasına rağmen türkiyenin lobi faliyetlerinden yeteri kadar(insafliyim gene:)yararlanamadığı ortada. Ermeni tasarısında bir işe yaramadı. Ama gene de ihtimal o ki suçsuzluğuna ragmen Atilla’yı savunmaları için halk bank’ın aleyhine rüşvet suclamalarini kabul eden avukatlara milyon dolarlar harcandığina göre yine milyon dolarlar ödenip beyaz saraydan bir uydu satın alınmış olabilir. Bilemem tabi ben neticeye bakarım.

  3. Bugün “Türkiyeyi zümrüt yeşiline çevirecekleri” sözü verilmiş.
    Ormancılıktan anlayanlar 11 milyon fidanın dikim tarihindeki yanlışlık nedeni ile en az 8-9 milyonunun tutmayacağını yani heba olacağını söylüyor.
    Ne denmiş ise tam tersi yapıldığı için ben şu anlamları çıkarıyorum:
    Türkiyeyi;
    -Taklamakan
    -Kalahari
    -Gobi
    -Büyük Sahra çöllerinden en az birine benzeteceğiz.
    Sayın KORU’nun konusuna gelince:
    -Frenkçe orijinli jargon ile ifade edersek: THE END
    -Yerli ve milli söylem ile ifade edersek: YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR.

    • Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de ormanlık alan oranının son 15 senede yüzde 5 yükseldiğini gösteriyor. Türkiye’nin yüzde 28.6’sı ormanlarla kaplı. Bu oran 1973’te yüzde 26.1, 1999’da yüzde 26.7; 2004’te yüzde 27,2 ve 2012’te yüzde 27.7 idi.
      Ülkede iyi şeylerde oluyor

  4. Dünkü mesele yeterince anlaşılmadı kanaatindeyim.
    – Onun için dün yaptığım yoruma devam etmek istiyorum.
    – Kapanan firma sayısındaki %4.5 oranındaki artış, türkiyenin en az %4.5 daha daraldığı anlamına gelir.
    – İşsizliğin de, en az yine %4.5 oranında arttığı anlamına gelir.
    – Firmaların kapanmasının anlamları şunlardır.
    – 1- Firma sahibi, piyasaya yüklü miktarda borçlanmıştır. O borçlarının bir bölümünü, son ekonomik göstergelere göre ise önemli bir bölümünü ödeyemeyecektir.
    – 2- Ödenemeyen bu borçlar, zaten zar-zor ayakta duran, diğer firmaların varlıklarını sürdürmelerini de zora sokacak, belki de peşinden alacaklı bazı firmaların da kapanmasına neden olacaktır.
    – 3- Firma sahibi, kendisi işsiz durumda olurken, bir de yanında çalışan varsa ki firmaların epey bir kısmı yanında en az 1 kişi çalıştırıyordur, işsiz sayısındaki artış, kapanan firma oranının üstündedir.
    – 4- Zaten zar zor geçinen ve çevredeki yakınlarından yardım alan pekçok kimse, o yardımları da bulamayacak ve geçim sıkıntısı geçen, belki kışın doğalgazını yakamayacak olan yeni insanlar ortaya çıkacaktır.
    -5- Eğer türkiye ekonomisinde %4.5 gibi bir daralma varsa, bu aslında en az %8 gibi bir daralmayı ifade eder çünkü nüfus artışı vardır. Nufüs artışı nedeniyle (buna kaçak göçmenler dahil değildir) türkiye %3-3.5 gibi gelişirse yerinde sayıyor, 4.5 gibi geriliyorsa bu gerilemenin %7.5 -8 gibi bir gerileme demektir.
    -6- Biz yerimizde sayarken ve/veya (büyük ölçüde de veya) gerilerken, bizimle birlikte aynı dünyada yaşayan diğer ülkeler ilerlemektedir.
    – Eğer bizimle benzer konumdaki ülkeler %3 gibi gelişiyorsa, bu durumda türkiyenin, komşuları ile (veya rakipleri ile) arasındaki mesafe, bir yılda %11’lere çıkacaktır.
    – Yukardaki oranlar sadece 1 yıllık gerileme durumunu açıklamaktadır. 17 yıllık akp-mhp iktidarının bütünü ele alındığında, trumpın veya amerika ve avrupanın, Mr. Kobani ile bizim reise neden eşit düzeyde davrandığını daha iyi anlarsınız. Matematik probleminin sonucunu macronun açıklamasına göre bulmaya çalışırsanız, hala, anaokulu öğrencisi düzeyinde düşünür, o düzeyde vatansever olursunuz.”yaşasın türkiye, kahrolsun amerika” dersiniz. Ama kahrolan, sayenizde, kendi ülkemiz olur.
    -7- Fatihteki ve antalyadaki toplu intiharlar, akp-mhp iktidarının neden olduğu ilk intiharlar değildir. Onlar sadece, ilk toplu intiharlardır.
    – Balık kadar hafızası olmayan yalakalar hariç, herkes, ankarada kendini yakanları, oğluna pantolon alamadığı için intihar edenleri vb. hatırlar. Daha basına yansımayan, yansıtılmayan, insanların bilmesi önlenen intihar vakalarını ve benim hatırlayamadıklarımı saymıyorum.
    -8- Yeni işyerlerinin kapanması demek, artık toplu intiharlar aşamasına gelen türkiye insanının daha da zora girmesi, intihar vakalarının artması anlamına gelir.
    – Türkiyenin biran önce, akp-mhp yükünden kurtulması lazım. bu çeteye destek çıkan herkes ama herkes, ölen insanların, acı çeken insanların vebaline ortak olacaktır.
    – Vebal derken, ben normal insan için yazıyorum. bunlar vebalden anlasa, zaten hem komşusunu aç bırakıp hem de utanmadan, ahlaksızca, dini referansları kullanıp “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” demezler, diyemezler.
    – Biliyorum, yukarda yazdıklarımı faysal inci yemeyecektir. Çünkü yazdıklarım bir türkiye gerçeğidir ama haketmeden yaşayan faysal inci gibileri de türkiye gerçeğidir.
    – Onlar benim yazdıklarımı yeseler zaten faysal inci gibi türkiye gerçekliği olmaz.
    —-
    yine faysal incinin deyimi ile “atatürkçülük” sosu da ekliyeceğim.
    – Reis, atatürkçülüğün türkiyede en çok ticareti yapılan şey olduğundan bahsetmiş.
    – Rakamlar konusunda reisin sorunlu olduğunu bildiğim için çok yadırgamadım.
    – Ancak yanlışı da düzeltmek lazım. Türkiye gibi ülkelerde en karlı ticaret, din ve siyasettir. Türkiyede siyasetçi seçimi kaybedebilir ama rahat yaşamını kaybetmez. Türkiyedeki dinbaz ise, seçimi de, lüks ve rahat yaşamı da kaybetmez.
    Bu nedenle, hem din taciri hem de siyasetçi olan müthiş kazanır, ultra süper kazanır, gemicikler alır.
    – Atatürkçülüğün dinbazlık ve siyaset yanında lafı bile olmaz.
    – Ancak, dinbazlığın ve siyasetin ejder meyveli smootie’sini gözden kaçırmak için atatürkçülüğün tereyağlı ekmeği gündeme getiriliyor.

    • Sn hamza bey sizin seviyenize inerek cevap yazmayacağım .Rakamlar konusunda kimin sorunlu olduğu
      istatistiklere bakılarak açıklanabilir.Örneğin kapanan firma sayısındaki artışı büyüme ye birebir oranlarsanız .Matematiği nerede öğrendiğinizi sormam gerekir. Eleştiri yapın ama insanları aldatmadan yapın .2018 de kurulan ve kapanan firma sayıları arasında 6,35 oranı gerçekleşmiştir. yani her kapanan firmaya karşı 6,35 katı firma kurulmuştur. 2019 Eylul itibariyle ise kapanan her firmaya karşı 6.5 katında firma kurulmuştur.
      Buradan türkiyenin şukadar büyüdüğü anlamı çıkarılmayacağı gibi , sizin ifadenizle küçüldüğü de anlaşılmaz.
      Türkiye 2018 nufus artış oranı da % 1, 45 olup : % 4.5 + % 1,45 de % 8 ETMEZ.
      Sevgili yorumcu yönetimi sonuna kadar eleştir. Çünkü eleştirilmeden doğrular bulunmaz Ancak manuple etmeden yalan yanlış yazmadan yap bu işleri .
      Vebal konusuna gelince Türklerde yönetime biat esas tır .Ancak bu demek değildir ki her yapılanın onaylanıyor olacağı . Demokratik ülkeler de iktidara yetkiyi verirsin 4 yıl bekler artıyı eksiyi değerlendirir tekrar seçer veya seçmezsin. Kapalı kapılar ardında da ülkenin altını oyup bozgunculuk çıkarıp emperyalistlere peşkeş çekmez ve onlarla aynı dili konuşmazsın.
      Küçük bir tavsiyem de biraz rakamlarla doğru konuşmayı öğren. Saygılar

      • Ülkeyi emperyalistlere peşkeş çeken kim? Yapılan propagandaya değil gerçekte olanlara bakın. Alın size rakamlar :
        TÜİK verilerine göre 1923-2002 ortalama kalkınma hızı %5,5 iken 2002-2018 ortalama kalkınma hızı %4,3 kadardır. Toplam dış borç da aynı dönemde 130 milyar dolardan 450 milyar dolara çıkmıştır. Bir de bunun üzerine 100 milyar dolar özelleştirme ve yabancılara konut satışı koyun. Daha neler var neler. S-400’lere ne oldu?

      • Ahmet! boyundan büyük işlere kalkışma.
        – bu konular senin kapasiteni aşıyor.
        – Konuyu anlamamakta ısrarından öte, konuyu anlıyamıyorsun.
        – Tuikin rakamları ile bana cevap yazma. tuikin rakamlarına göre enflasyon tek haneli rakamlarda ama tuikin rakamlarına kulu olduğun yönetim inanmayın %22.5 zam yapıyor.
        – Saçma sapan cümleler kurup, sanki kafan çalışıyormuş gibi bir de özgüvenli yazıyorsun ki, senin yerine ben utanıyorum.
        – 4 sene beklemek senin gibi kölelere seçim hakkı verilmesi durumunda geçerli bir mekanizma. özgür vatandaşlar için değil.
        – Daha işin bu boyutunu bile anlayamayacak kadar mantık sorunun var.
        – Demokrasilerde yönetimin yaptıklarının 4 sene sonra değerlendirilmesi diye bir kavram yok. bu kavram, kulların ülkesine seçim sistemi getirildiğinde, senin gibi kullar için geçerli.
        – Önce işin bu boyutunu öğren. sonra gel tartışalım.
        – Bir de herkesi, kendi düzeyinde zannedip akıl vermen var ki, pisa sonuçlarını katmerliyor.

      • Ahmet!
        Önce senin istatistikleriyin ne kadar güvenilir olduğu ile ilgili kahvecinin bir yazısından bir bölümü aktarıyorum.
        – Konuşup yazarken, senin tapındığın adamların ne kadar üçkağıtçı olduğunu anla.
        “Karar gazetesi yazarı İbrahim Kahveci: Normalde doğumdan, ölüm sayısını çıkarınca nüfus artışının 3 milyon 692 bin kişi civarında olmasını bekleriz. Çünkü yurt dışına çıkan göç ve yurt dışından gelen göç bu sayıyı dengeler. Ama bakıyorsunuz ki, 2012-2017 arasında toplam nüfus artışı 7 milyon 878 bin kişi olmuş. Yıllık göç istatistikleri bile bu nüfus artışını açıklamıyor. Doğum-ölüm farkına göre 3 milyon 692 bin kişinin üzerinde 4 milyon 187 bin kişi daha nüfusumuz artış göstermiş. İyi ama o zaman şu soru sorulmaz mı? Türkiye’de doğmayan bu 4 milyon 187 bin kişilik nüfus artışı nereden geliyor?”
        – 2- ekonomik gelişme ve nüfus artışı hesapları yapılırken yenidoğmuşlar üzerinden yapılmaz. çünkü yeni doğanın okula işe, evlenmeye ihtiyacı yoktur. yani senin geçmiş nüfus artış hızın belirleyicidir.
        -3- tekrar ediyorum: daha senin kavrayamadığın, kavramayın da mümkün olmadığı başka sorunlar ve başka mekanizmalar var. Onun için, birşeyler biliyormuş gibi sağdan soldan, özellikle de tapındığın yönetimden aldığın verilerle bana cevap yazmaya kalkma.

      • Ahmet!
        – Eğer yazdıklarına kendin inanıyorsan ben de sana inanacağım.
        Yorumunda, şunu yazıyorsun: tuik bile bu rakamları uyduramaz. sen nasıl uydurdun bilemiyorum. ama cümlen aynen şöyle:
        -“2018 de kurulan ve kapanan firma sayıları arasında 6,35 oranı gerçekleşmiştir. yani her kapanan firmaya karşı 6,35 katı firma kurulmuştur. 2019 Eylul itibariyle ise kapanan her firmaya karşı 6.5 katında firma kurulmuştur.”
        – Sana son kez soruyorum. Bu yazdıklarıyın doğru ulduğuna, kurana el basarak, namusun ve şerefin üzerine yemin edebiliyorsan, ben de pes diyeceğim.
        – Emin ol, sana hiçbirşeyi anlatmaya çalışmayacağım. sadece namusun ve şerefin üzerine, yazdıklarıyın doğru olduğuna yemin et.
        Gerçekten de, kapanan firmanın 6.5 katı firmanın açıldığına, pardon açıldığına demeyim, sonuçta sen de tapındığın yönetimin yalancısısın, firmanın açıldığına inandığına, namusun ve şerefin üzerine, kurana el basarak yemin et.
        – Ben senin bütün söylediklerini doğru kabul edeceğim.
        – O halde yine senin tapındığın yönetimin istatistiklerine göre, işsizlik %14lerde bir rakam çıkıyor bile demiyeceğim.

      • Ahmet!
        bir de sana zahmet TOBB’a soruver.
        açılan şirket sayısı ve şube sayısı kapanan şirket ve şube sayısından fazla ise, neden bankaların kapanan şube sayısı, açılan şube sayısından fazla?
        – ekonomi uçmuş ama bankalar burdan nasiplenememiş.
        – bankaların yeni açılan şube sayısı 77 iken, kapanan şube sayısı 216 olarak verilmiş.
        uçan ekonomi, bankalar harici bir tasarruf, kredi ve ödeme kanalı bulmuş olmalı.

        • Hamza bey , ne ahmet beyi ne sizi tanımam . Sizin Ahmet beyi tanıdığınızı da sanmıyorum , ancak üslubunuz çok kötü. İnsanlara böcekmiş gibi bakan bir balış açınız var. Ayrıca her şeyi çok iyi bildiğini sandığınız ama bir …. bilmediğiniz ortada . Bir Afrika atasözü der ki , ” Bilge kişi her şeyi bilmediğinin farkındadır , ancak ahmaklar herşeyi iyi bildiğini sanırlar. ”

          • Bir Dost,

            Dilinize sağlık, ama:

            Hamza’nın saçmalama özgürlüğü var, dostça da uyarsanız o bu özgürlüğünden vazgeçmeyecek.

  5. Erdoğan! Rehin tutulan miliyonlarca dolarlarını kurtarmak için Trumpin her dediğini yapacağı ap açık ortada.
    Nedenide aşaģıya kopilediğim yazı.
    ×××××××
    “Ünlü anket şirketinden çarpıcı AKP yorumu: Bırakın seçim kazanmayı…
    .

    Yerel seçimleri yüzde 98’lik başarıyla tahmin eden, tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerini ise tam isabetle bilen Avrasya Araştırma Şirketi’nden siyasi partilerle ilgili yeni tahminler geldi.

    Şirket başkanı Kemal Özkiraz, Twitter hesabından bazı tahminlerde bulundu.

    Kemal Özkiraz’ın paylaşımları şöyle:

    Düşündüğümü, röportajlarda söylediğimi şuraya da yazayım.

    Sonra benden duyanlar,iş olup bitince bunu ben söylemiştim diyorlar.

    1- Enseyi karartmayın bu günler geçecek.

    2-AKP bırakın secim kazanmayı meclise girerse şükredecek.

    3-AKP 2020-2022 arasında mutlaka bölünecek

    4- 20/30’lu hatta 50-60’lı istifalar olacak (2020 sonu ile 2022 arasında)

    5-Geriye sadece posası kalacak ve DSP Gibi bir anda çakılacak.

    6-MHP mi? O hep kazanır, ana muhalefet olacak.

    7-Bu günler herkese ders olacak, demokratik bir parlamenter sistem kurulacak.”
    ×××××××

    • Nurdan hanım merhaba!
      Ben akpyi mhpye tercih ederim. ya da bir başka ifade ile, dincileri milliyetçilere tercih ederim.
      Bunun 2 nedeni var.
      -1- Milliyetçiler, akplilere göre daha ahlaksızdır ve daha saldırgandır. ramazan ayı gelene kadar her türlü pisliği yapıp, ramazanda da oruç tutmuyor diye insan öldürürler.
      – 2- dinbazlık bir kesime aittir ama milliyetçilik her kesimden alıcı bulmaktadır. Kendisini solcu zanneden Nasyonal Sosyalist veya atatürkçü zanneden epey ırkçı vardır.
      – Bu nedenle, mhpnin ana muhalefet olmasına akpnin iktidarda kalmasını tercih ederim.

      • Merhaba Hamza bey! Bence MHP 15 Temmuzdan sonra “DİN” satanlara büyük bir darbe vurdu! Bundan sonra,bu tip insanlara kolay kolay kimse inanmaz.
        2007 de Abdullatif Şenerin Erdoğan hakkında söylediklerine bende dahil kimse inanmamişti.
        Bahçeli sayesinde ne olduğunu hem biz hemde bütûn dünya yaşayarak öğrendik.

        Aklı olan ne ırkçı, nede Dinci olur.ikiside insana ve dünyaya zarar, verir. Çünkü,cambazlar bu tür idolejilerle servet sahibi olurlarken, saf ve iyi niyetli insanların hayatlarını karartırlar.

        Herhalde okumaşsunuzdu?Erzurumdaki 93 Rus Osmanlı savaşınıda Nene Hatunun ve Erzurumluların Aziziye Tebalarına Rusları sokmadıklarını AKP li Beldiye öncülüğünde yıl dönümü nedeni ile temsili canlandırma yaptikları gibi kalpazanlıklarla ırkçılığı körüklerlerken bile açık verenler millettin beyinlerini uyuşturmuş.
        Oysakı şu an Süriyeyi Rusyaya AKP peşkeş çekerken Erzurum şehitlerinin torunları (Kürt kõkenli) ile savaştığını unutmuş olmaları mümkün değil. Fakat, onlar kahramanlık nareleri eşliğinde bir avuç çapulcu PKK ile savaşacam diye 2 miliyon Küdü yerlerinden yurtlarından ederek esadın kucağına attıklarının hesabını kimse sormuyor.
        Son,9 yılda Oy için milleti maf eftiler. Savaş, Şehit, seçim, meydanokuma, hakaret, ve serevet.
        BAHÇELI YARDIMI ILE! Bu bir AKP KILASIĞINE DÖNÜTÜ.
        Sağlıcakla kalın..

    • cevap veriyorum, kesin kararım:6
      sonrasını da bir kahin olsa şioyle derdi:
      devlet devletin başına geçti! (amerikan esprisi olarakta gülme efekti ile..):7 (fakat burdaki parlamenter sistem kısmı demokrasi aşkından değil koltığunda otursun oyalansın..)

  6. Merak!

    Ne yani uydularımızla Beyaz Sarayı dinleyebileceğimizi mi sanalım? Hadi biz bunu yapmak istesek bile, oranın (Beyaz Sarayın) bunu önleme tedbirlerinin olmayacağını mı düşünelim?
    Hem, o gelişmiş teknolojileri üreten hem de o teknolojileri (demode olanını) ithal eden iki ülkeyi karşılaştırmak bize sonuç verir mi?

    Hiç sanmıyorum!

    Ben, o kötü mektup olayından sonra ve ABD’nin Suriye’de vermiş olduğu sözleri tutmayıp çark etmesinden sonra, 13 Kasım davetinin geri çevrilmesini umanlardan idim..ama görünüşe bakılırsa o davete icabet! edilecek. Neden?

    Bunun ülkemizin menfaatı icabı olması gerektiği kanısında olanlar vardı ve kısmen Sn. Koru’da bunu dillendirdi. E nereye kadar?

    ABD bunu hep yapıyor, biz de peşi sıra yaptıklarına hep katlanan oluyoruz.

    Sebep: “ekonominizi mahvederim”…

    Öyle mi?

    Sırf “karnımız tok sırtımız pek olsun” diye bütün bunlara katlanacağız emi?

    Peki ya onur?

    Hiç mi onurumuzu ortaya koymayacağız, dik durmayacağız!

    Varsın onların olsun bütün ekonomik enstrümanları..dolar, petrol, silah…

    Ne zaman bir Almanya, bir Japonya, bir Güney Kore olacağız?

    Ne zaman “kendimiz” olacağız?

    Biz “biziz” de yöneticilerimiz mi başka telden…

    Biz kendimiz olmalıyız önce…

    Evet; “biz” olmalıyız.

    Elin üç kuruş beş köftesine el açmaktan utanmalıyız artık!

    Lüks otolarımız olmasın..elektronik cihazlarımız da…

    Mükellef sofralara oturmayalım, konforlu lüks dairelerimizde de…

    AVM’lerde sepetlerimizi doldurma kuyruğuna girmeyelim; hesabı kredi kartıyla ödemekten uzak duralım.. Geleceğimizi elin parasıyla satın almayalım…

    Biraz onurumuzu yüceltelim artık.

    Varsın meta biraz onların olsun; biz, biraz olsun ayaklarımız üzerinde durmayı öğrenelim.

    Bir de yöneticilerimizi, onların “ayağına” göndermekten “ar” edelim.

    Yetmez mi artık?

  7. Amerika Türkiye’ye ne kadar sorun çıkarırsa bizim için o kadar olumlu sonuçları olur. Her yeni sorun Amerikadan biraz daha uzaklaşmamız anlamına gelir. Amerika Süriye ve benzeri ülkelerde bulundukça ve terör örgütlerine desteğe devam ettikçe ilişkilerin düzelmesi beklenemez. Beklenen Amerika ile sorunlarımızın eşit ülkeler seviyesinde görüşülmesi ve sonuçlanmasıdır. Böyle bir durum olmayacağına göre ilişkilerimizin gerilmesinde endişe edecek bir şey yoktur. Ambargolar bizi daha fakir bir ülke yapabilir. Ancak daha bağımsız bir ülke yapacaktır. Uzun vadede ise kendisine yeten bir ekonomisi olacaktır.

  8. John D. Rockefeller III 1973 tarihli İkinci Amerikan Devrimi ismi koyduğu kitabında ABD düzeninin yeni gündemini anlatıyor.

    Kitapta, hükümetin yetki alanlarında radikal bir değişim yapılması çağrısında bulunarak, eskiden beri devlet tarafından yerine getirilen işlevlerin geniş kapsamlı bir şekilde “özelleştirilmesi” ile hükumetin işlev ve görevlerinin mümkün olduğunca özel sektöre kaydırılmasını öneriyordu.

    Devletin eskiden beri devam ede gelen, iş ve gelir dağılımındaki sosyal dengesizlikleri giderme konusunda üstlendiği rolü terk etmesini ön görüyordu.

    Bu çağrı, devletin verimsiz, yetersiz ve işlevsiz olduğu iddiaları ile bir basın propagandası oluşturulmasına yönelik bir işaret anlamı taşıyordu.

    Kendilerine ekonomik kraliyetçi ismini takan sizin de belirttiğiniz sınırlı sayıdaki insan Türkiye’de Amerikayı Kalkındırma Partisi kursalar daha memnun olacaklarını tahmin etmiyorum. Eğitim, sağlık, tarım gibi hayati konularda bu fikirlerin uygulamaya geçtiğini görüyoruz.

    Halka anlatılanın aksine, aldıkları kararlarla çoğunluk olan halkın ve milletin çıkarlarını değil ‘dostlarının çıkarlarını’ koruduklarını biliyoruz. İstisnalar kaideyi bozmaz.

    Trump yarın bir gün sosyal şebekeden ‘Hayırlı Cumalar!’ diye tvit atsa şaşırmayız.

    Sizin de bahsettiğiniz sınırlı sayıda insanın. kendilerine bu kadar iyi hizmet eden altın yumurtlayan tavuğu bırakabileceklerini tahmin etmiyorum.

    Ortadoğu ham petrol fiyatları 1949 yılından 1970’in sonuna kadar 1.90 dolar/varil ortalamasında seyretti. Saltsjoebaden görüşmesi yapıldığında petrolün fiyatını 3.01 dolara yükselttiler. Ocak 1974’te %400’lük artış çoktan oldu bittiye getirilmişti bile.

    https://www.macrotrends.net/1369/crude-oil-price-history-chart

    “Savaşta zenginler kazanır, fakirler ölür” diye bir laf var. Belki Bilderberg’çi dostlarınız belki olayların gelişimini önceden tahmin ediyorlardır.

    Cep telefonuna yüklenen casus yazılımlarla, kullanıcının fotoğraf, göz atma geçmişi, e posta,mikrofonuna, telefon görüşmelerine erişim sağlanabildiği biliniyor.

    https://www.asiatimes.com/2019/11/article/israeli-spyware-whatsapp-hack-raises-global-fears/

    Bir tane elektronik profesörü iki taraf arasında güvenli iletişimin, her iki tarafta tek kullanımlık anahtar olduğu sürece sağlanabileceğini bahsetmişti. Anladığım kadarıyla, bilgi gönderen ve alıcı donanımın kendi işletim sistemi olan özel bir donanım olduğu varsayılıyor.

    Çin’in 2025 yılında teknik ve bilim alanında bazı hamleler yapmayı planlıyor.

    https://www.cfr.org/backgrounder/made-china-2025-threat-global-trade

    Biz de kuantum bilgisayar üretilir mi acaba?

  9. Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz. Bu söz tam olarak müslüman toplumlar ve yöneticileri için söylenmiştir adeta. Kendi üretmediğin arabalarla hava atarsan; bir gün seni o arabanın içinde (balyozla çıkarılmak üzere) hapsediverirler. Kendi üretmediğin telefonları kullanırsan tüm konuşmalarını (oğlanla olanlar dahil) ortaya saçarlar. Kendi üretmediğin silahlarla efelenmeye kalkarsan, parasını verdiğin gemileri nasıl vermedilerse, milyar dolar verdiğin ortaklıklardan nasıl attılarsa, müttefikim dediklerin yerine müttefiklerle karşısında durduğun ülkeden aldığın silahları da kullandırtmazlar. Hem kel hem fodul.

  10. amrkan zekasının yanlış gördüğü birşeye anında müdahale ettiği görülmüş müdür? önce seyreder, sonra dosyalar klasörde öylece bekler. günü geldiğinde kullanıma açar dosyayı..
    gizli birşeyi tlf da konuşan aptal varsa da onun aptallağıdır.
    devletini milletini satanların sonunun ne olduğunu şöyle güneyimizdeki komşuların durumuna bakarak bir fikir edinebiliriz.
    s-4 olayını sineye çekeceklerini sanan baya saf demektir.
    senin gizli odana girdiklerine ses çıkarmadın diye onların da o kadar saf olacağını mı sandın?
    nasa’ sını silikonunu geç kolasının formülünden bir damla aşır bakalım başına ne geliyor?
    pazarcının tezgahının önüne bir ksa limon koy, limoon diye bağır bakalım! (şimdi anladın..)
    (bu kadar kafanızın karışmasına sebep:limoncunun gereksiz bir mahlukata ufak bir sıkıştırma yapması diye abuk bir olayın sadece bu ülkelerde olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?).
    velhasıl..
    malvarlığını, sarrpı, zartı zurtu boşverin,
    trramp+ptin+….. kim oturduklarına bakın derim.. (zevkini çıkarın).

  11. Evet, şu bir gerçek; Trump, Erdoğanın samimiyetine inanıyor ve şahsi olarak da onu seviyor ama gel görelim ki ABD Trump’tan ibaret değildir. Erdoğan ve Putin kendi ülkelerinde ağırlıklarıni koyabilmektedir. Zaten Recep Tayyip Erdoğan da Trump’tan beklediği kendisi gibi dediğim dedik olmasını ister. Bana sorarsanız ABD ziyareti iptal olsaydı Türkiye çok iyi prestij kazanacaktı.
    Türkiye yeni sürprizlere hazır olması lazım.. Bakalım 13 Kasım neler getirecek…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız