ABD’de ekonomi iyi, Trump buna güveniyor.. Acaba Türkiye’de ekonominin durumu da siyaseti etkiler mi? Nasıl?

29

WASHINGTON

Her ayın ilk günlerinde açıklanan ekonomiye dair rakamlar Türkiye’nin sıkıntılı bir döneme doğru ilerlediğine işaret ediyor. İşsizlik -özellikle de genç işsizlik- tavan yapmış durumda. Büyüme ‘eksiye inmeye devam mı etsem’ tereddüdünde. Enflasyon faizin zoraki etkisi altında ve ikisi de birbirine ters bakıyor. Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değeri yılbaşının gelip geçmesini gözlüyor.

Sanırım, iktidarı ve muhalefetiyle siyasiler, bu rakamlara yıldız falı okurcasına bakıyorlardır.

ABD başkentinde ise fal bambaşka açılıyor.

Kasım ayı içerisinde 266 bin kişi daha iş hayatına katıldı; bu, ülkede 50 yıldır ilk kez gerçekleşen bir durum ve işsizliğe karşı mücadeleden başarıyla çıkıldığının göstergesi. Pek çok mağazanın ve işletmenin en görünür yerinde “Çalışan aranıyor” duyuruları asılı. Canlanan sanayi üniversitelerden kaliteli hocaları içine çekmeye başladı. Mallarını yurtdışında üreten büyük firmalar kalkınma hamlesine katılmak için akışı kendi ülkelerine çevirme gayretine girdiler.

Bütün bunlar dünyanın en büyük ekonomisini daha da büyüteceğine dair güveni artırıyor.

Siyaset de ABD’de bu gelişmeye bakarak şekilleniyor.

Clinton: “It’s economy, stupid”

Reklam

Ekonomi siyasetin en büyük belirleyeni; halk kendini ekonomik yönden güvende hissediyor, cebine girenin daha önce yanından geçtiği malları almasına yarayacağını anlıyor ve bu yönelişin devam etmesini arzuluyorsa, oyunu da ona göre kullanıyor. Ekonominin kötüye gittiği görüldüğünde ise, seçmen, parti bağımlılığını gözetmeden oyunu kullanıyor.

Jimmy Carter 1980’de artist Ronald Reagan karşısında başkanlığı kötü giden ekonomi yüzünden kaybetti. Baba Bush, ilk Körfez Savaşı sayesinde tepeye çıkan popülerliğine ve kamuoyu araştırmalarına da yansıyan zirvedeki beğenilme oranlarına rağmen seçimi Bill Clinton’un kazanmasına engel olamadı. Yine ekonomik kötü gidiş yüzünden… 

Amerikan siyaseti seçmen kararlarında ekonominin ilk sırada geldiğinin farkında.

Donald Trump da, kendisini seçime giremez hale getirmek için alel acele azil girişimini başlatan Demokrat rakipleri de, 11 ay sonra yapılacak seçimi göz önünde bulundurarak siyasi tavırlarını belirliyorlar.

Trump ekonominin kendi lehine geliştiğini rakiplerine karşı koz olarak kullanıyor ve her ay başı açıklanan ekonomik performans rakamlarından sonra kendine güveni daha da artıyor.

Yaptıkları ve söyledikleri yüzünden Trump’ı beğendiğini açıklamakta zorlanan Amerikan seçmeni, sıra ekonomik tercihlere geldiğinde, birden bire ‘Trumpçı’ kesiliveriyor. CNN’in yaptırdığı son kamuoyu araştırması bunun açık kanıtı. “Trump’ın görevini yapış tarzını beğeniyor musunuz?” sorusuna olumlu cevap verenler azınlıkta (yüzde 42) kaldığı, daha kalabalık bir kesim (yüzde 52) “Hayır, beğenmiyorum” cevabını verdiği halde, aynı kişiler ekonomik değerlendirmede yer değiştiriyor ve “Beğeniyorum” diyenlerin oranı yüzde 52’ye çıkıyor, beğenmediğini söyleyenler ise yüzde 40’a iniyor.

CNN konuya ilişkin haberinin başlığını bu gerçeği akılda tutarak belirlemiş: “Donald Trump şimdi açıkça ikinci döneme doğru yürüyor.”

Demokratlar Kongre’de sürdürdükleri azil süreciyle önünü kesemezler ve Trump Cumhuriyetçilerin adayı olarak seçime katılabilirse, sonucu ekonomik değerlerin belirleyeceğine inanılıyor.

Reklam

Bu da, Kongre’deki azil sürecine gerektirdiğinden daha fazla bir anlam yüklüyor.

Trump’ın seçime katılamamasıyla sonuçlanacak azil sürecinin başarıya ulaşabilmesi için Cumhuriyetçi Partili senatörlerin önemli bir bölümünün Trump aleyhine oy kullanması gerekiyor. Parti disiplininin faklı algılanıp uygulandığı bir ülke ABD ve Kongre üyeleri çoğu kez partilerinin çizgisine aldırmayarak serbestçe oy kullanabiliyor.

Ancak Trump attığı Twitler ve habire konuşarak yalnızca toplumu kutuplaştırmakla kalmıyor, Kongre üyelerini birbirlerine karşı daha sert davranmaya da zorluyor. Şimdiye kadar yapılan oylamalarda Cumhuriyetçi Partili siyasiler hemen hemen bütünüyle Trump’ın arkasında saf tuttular.

Ekonomik canlılık onlar için de önemli.

İtibar mı, ekonomi mi?

Boşalan koltuklar için sürekli ara seçimlerin yapıldığı bir ülke ABD ve genel seçimlere kadar halkın nabzı ara seçimlerde tutulabiliyor. Yakında yapılan bazı seçimlerde daha önce Cumhuriyetçilere ait bazı koltukları bu defa Demokratların kazandığı görüldü. Seçmen oralarda “İtibar daha önemli” dedi. 11 ay sonra ne olacağını olağanüstü önemli kılan bir gelişme bu.

ABD’de yaşanan ve yaşanacak olanlar Türkiye’yi ilgilendirir mi?

Trump ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasında hemen kendini belli eden coşkulu dostluk iki lideri bir anlamda birbirine de bağlıyor.

Dahası, ABD’de Trump imzasını taşıyan kararlardan olumlu etkilenen ekonomik canlılık onun seçim şansını artırırken, bizde ekonomik değerlerin tam tersi bir manzara verdiği gerçeği mukayeseyi zorlaştırıyor. Trump iyi giden ekonomi sayesinde oyunu artırıyorsa, Türkiye’de ekonominin sıkıntılı olması siyasette olumsuz bir etkiye sebep olacaktır sonucunu doğurabilir mi?

Üzerinde düşünülmesi gereken soru bugün budur.

ΩΩΩΩ

29 YORUMLAR

  1. 1- İnsanlar ekonomik duruma göre mi yoksa itibara göre mi oy verirler bunu bilemiyorum.
    – İnsanların oy verme kararlarında “ekonomi belirleyicidir” ya da “itibar belirleyecidir” denilemez. Kuşkusuz ki etkisi var. Fakat, “insanlar kesinlikle ekonomik duruma göre karar verir” denilemez.
    – Özellikle, düşmanlaştırma politikasının tutması durumunda, insanlar ekonomik duruma, hatta yakınlarının ölümüne bile razı olabiliyor.
    – Onun için, “ülkemizde ekonomi kötü, akp kaybeder” gibi formülasyonlar pek doğru olmayabilir.
    – Nitekim, hem burda, hem de karar gazetesinin okur yorumları bölümlerinde, troller, farklı farklı konuları gündeme getirerek, ekonominin konuşulmasını engellemeye çalışıyorlar. Tabi hedef saptırma politikası ve “böl-yönet” politikası akp-mhp kliğinin şu ana kadar başarıyla uyguladığı bir politika. bundan sonra da devam edip etmeyeceği, muhalefetin tavrına bağlı.
    – Muhalefet derken, sadece chp ya da saadet partisini kastetmiyorum. Hepimizden bahsediyorum.
    – İktidar, satılık adamları ile birlikte, ülke gündemini belirliyor.
    – Öncelikle gündemi belirleme durumunu değiştirmeden bu iktidardan kurtulamayız.
    – Mhp-akp kliğinin değil, ülkenin gerçek gündeminin konuşulmasını sağlamak durumundayız. Ayrıca, bu gündemin, doğru bir şekilde sağlamak durumundayız. biz bunları yapabilirsek sonuç alırız.
    – Mhp-akp kliğinin gündem belirlemesine izin vermememiz lazım.

  2. ABD ekonomisi hiç bozulur mu? Zaten istediği kadar yeşil dolar basma hakkı yok mu? Bence Dünyada bir tek ABD’nin ekonomisi bozulmaz. Yahudiler dolar basmakta sınırsız güce sahiptirler.

  3. TROLLER PİRANA GİBİ
    Depremi önceden öğrenebilmek amacı ile, Kandilli Rasathanesi yetkililerince, Marmara Denizinin tabanına döşenmiş, sensörlere bağlı fiber optik kablolar “troller” tarafından paramparça edilmiş.
    Hamdolsun ülkemiz dahil herşeyi paramparça ediyorlar !!!

  4. Trump ne yaptı da ABD ekonomisi canlandı?
    Sadece zenginlere 1,5 trilyon dolarlık vergi kıyağı yaptı.
    Trump azledilmez ve 2. kez başkan olur ise bu ABD ile birlikte evrensel insan haklarına ve demokrasiye de çok büyük bir darbe olur.
    Obama işsizliğin yükselmesine rağmen 2. kez seçilen ilk başkan.
    ABD seçmeni küresel krizin Obamanın kucağında doğduğunu öngörebilecek durumda idi.
    ABD deki ara seçimlerde de ekonomik veriler aynı iken Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisinde net bir şekilde çoğunluklarını yitirdiler.
    Cumhuriyetçi senatörler azil ile ilgili olarak karşı oy kullanırlar ise 2020 Kasımında başkanlığı da, senato çoğunluğunu da kaybederler.Hem de tarihi fark ile.

  5. Fehmi Bey’in dikkati çektiği konu (ekonomi) elbette Türkiye’de de seçmen davranışları üzerinde etkili ve en belirleyici faktör. Fakat, AK Parti ve Erdoğan’ın oylarının hızla eriyor olmasında çok sık gözardı edilen, Erdoğan’ın bir yıl kadar sonra yüz yüze kalacağı yazgısında (partisiyle birlikte siyaset arenasından halk tarafından tasfiye edilmektir kendisini bekleyen nihai yazgı) kritik öneme sahip ikinci faktör, Erdoğan’ın sahiciliğini yitirmiş olmasıdır. Ne sözleri, ne beden dili, ne vaadleri artık kendi seçmenleri tarafından inandırıcı bulunuyor. Erdoğan, çok uzun zamandan beri, artık müteyeddin sosyolojiyi harekete geçiren, onları mobilize eden, onlara hedef gösterebilen, sözlerinin ağırlığı ve doğruluğu kabul gören bir lider değil müteyyedinler için. Bunun gerçekleşmesi, bugünden yarına olacak bir süreç değildi. Bir birikimin sonucu olarak yaşanacaktı ve bugün yaşanıyor.

    Müteyeddin sosyolojinin aklını, ahlakını ve vicdanını çok hafife aldı Erdoğan. Hafife aldığı ölçüde örseledi onlardaki güven ve saygı duygusunu. Dilini istediğince ve kendi çıkarları doğrultusunda değiştirmekte özgür olduğu sanısına kapıldı. Dindarlara da fazlasıyla siyaret etmiş Türk milliyetçiliğinin kendisine ihtiyacı olan ve çok inandığı serbestliği ve keyfiyeti getirmeye yeteceği yanılsamasına düştü. Müteyeddinlerin duygu ve düşünce dünyasında olan biteni görmek istemedi inatla. Dilinin giderek milliyetçi hamasetten başka bir şeye dayanmayan istismarcı bir devlet adamı diline dönüştüğünün farkına varılmayacağına, tutarsızlıklarının fark edilip kuşku yaratmayacağına hem inandı, hem de inandırıldı. Oysa, içten içe işleyen bir birikim süreci yaşanıyordu pek çok kimsenin önemsemediği. Gerçek, Erdopan’ın inandığı ve inandırıldığı şey değildi. Samimi ve sahici olmadığı için, müteyeddin bir lider değil, iktidarını sürdürmek pahasına müteyeddin sosyolojınin duyarlı olduğu değerlere de kolayca sırtını deönebilen bir oportünist olduğu için kaybediyor ve kaybedip siyaseten tasfiye olmak onun yakın gelecekte tanık olacağımız yazgısı.

    Bugün, İstanbul Şehir Üniversitesi ile ilgili iddialarını birbiri ardına dile getirirken Davutoğlu, Babacan, eski Bakan ve bürokratlar için kullandığı ifadelere bakın: “Malum zat” (kendisinin seçip ülkeye başbakan atadığı insanın ismini bile anmıyor), “Hani bunlar dürüsttü ya… Dürüstlüğü bunlar kimseye bırakmıyordu. Ben bunu niye anlatıyorum? Kimin ne olduğunu yaptıklarıyla öğrenin diye.”Bitmedi ve bunlar Halk Bankasını da dolandırmaya çalışıyorlar.”

    Milletin yarısını “zillet” ilan etmekten gele gele bir dönem birlikte yürüdüğü herkesi suçlayıp aşağılamaya vardırdı işi. Ya kendisini yanıltıp aldatıyor insanlar, ya da dürüstlüğü kimseye bırakmayıp Halk Bankası’nı “dolandırmaya çalışan” tipler. İçinden çıktığı müteyeddinleri ben Erdoğan’dan ve çevresine topladığı danışmanlardan daha iyi tanıyorum inanın. Birilerini kızdırmak için değil, öyle olduğu için yazıyorum: Erdoğan ve partisi AK Parti bir buçuk yıla yakın bir süre içinde siyaset sahnesinden tasiye edilecekler müteyeddin sosyoloji tarafından.

    Erdoğan’ın ilk turda kolayca kazandığı Cumhurbaşkanlığı seçiminden haftalar önce, Erdoğan’ın kazanacağını swöylemiş, ““Asıl ilgiye mazhar olması gereken seçimler bir sonraki seçimler. (. . .) Bence herkes bir sonraki seçimde siyaset arenasında yaşanacak depreme hazırlansın” diye yazmıştım bu yorum sayfalarında. Söylediğim boş çıkarsa gelin yüzüme tükürün diye de eklemiştim. Faysal İnci Bey, alaycı bir üslupla, “Bernar Bey, kutlarım, sosyolojiyle kehaneti maharetle mezcettiniz. Kehanetleriniz tutarsa tarih sizi büyük sosyologlar tahtına çıkaracak.Tutmazsa; verdiğiniz sözü tutacaksınız.” diye karşılık vermiş, iddiamı “cahil cesareti” olarak nitelemişti. Bir sonraki seçimlerde ileri sürmüş olduğum deprem yaşandı.

    Erdoğan kendisini neyin beklediğinden habersiz. Osmanlı tokatını yiyecek, farkında değil” diye yazdım, tekrarlattığı İstanbul seçimlerinden “kenar mahalle belediye başkanı” diye küçümsediği İmamoğlu karşında madara olarak çıktı, üstüne titrediği İstanbul’u bu kez açık farkla kaybetti.

    Birisi henüz daha yerel seçimlerden 4, diğeri 3 ay önce olmak üzere, “siyaset sahnesinde deprem” niteliği taşıyacağını iddia ettiğim seçimlerden sonra erken seçimlere gidileceğini, Erdoğan’ın 2022’yi göremeyeceğini ileri sürdüm. Pek çok yorumcu, gazeteci ve siyasetçi, 2020 ylı Kasımı’nda erken seçim olacağını söylüyor.

    Şimdi de, Erdoğan ve partisini erken seçimlerde seçim yenilgisi değil “siyasetten tasfiye süreci” bekliyor diyorum.

    Kimse, “Sen en azılı muhaliflerinin bile yüzde 30’un altında göstermeye cesaret edemediği, Erdoğan düşmanlarının o içi boş üfürmeleri doğru olsa bile AK Parti hala Türkiye’nin en çok oy alan birinci partisi” diye ortaya atılıp yeni bir mahcubiyete daha kapı aralamasın.

    Çünkü, onların sandığının aksine, ortada sözcüğün gerçek anlamında bir parti falan yok. Gücünü artık bir devlet partisi olmaktan alan, iktidarı yitirdiğinde varlığını sürdüremeyecek olan sözde bir siyasal parti ve onun sözünü ve sahiciliğini yitirmiş lideri var.

    Müteyeddinler getirdiler, onlar götürüyorlar. Müteyeddin sosyoloji yola yeni partileriyle ve Saadet Partisi ile yürümeye karar verdi -çok az kişinin farkında olduğu gerçek bu.

    Bugün oyları yüzde 32’ye kadar gerilemiş olan AK Parti, yıkıcı bir hezimet yaşayacak gelecek yılıki seçimlerde ve 6-7 aylık bir zaman diliminde dağılacak. Ortada, yüzde 18-20’lik bir “ölümüne reisçiler” partisi de olmayacak, çünkü Erdoğan’ın siyaset ömrünün nihayete erişi anlamına gelecek o erken seçim.

    • Sn.bernar, yorumda yüz kere “müteyeddin” yazıp durmuşsun; ateyiz olabilirsin belki ama bu kelimeyi sürekli hatalı yazmanı mazur göstermez, doğrusu mütedeyyindir. Samimiyetsizliğin, duyarsızlığın, cahilliğin, ahlaksızlığın dik alası ama neyse…

      • İtirazım yok, Sn. H. Gayret. Aynı yazım hatasını tek metinde yineleyip durmuş olmak, benim açımdan üzücü bir kusur.

        Söyleyebileceğim yegane şey, dil yanlışları kadar, salaklık düzeyine varmış tutarsızlıklara da dikkat kesilmeyi önermek olur.

        Sizden hala bir “uyanış” hali bekliyorum: “Yaw ben burda bire bin katıp Reis’i pazarlıyorum, insanları Erdoğan’ın bir ülkenin başına ancak bir asırda bir gelebilecek bir Gök Tanrı lütfu olduğuna inandırmak için akla karayı seçiyorum, ama kendi kendini gaza getirip coştuğunda dilin kemiği olmadığını kanıtlamak isteyen liderim Doğu Perinçek, aynı kişiden “Bunun elimizde 38 adet yolsuzluk kaseti var”, “Önümüze kattık, mecburiyetlerimizin görevlisi kıldık” diye söz ediyor, bir çuval inciri berbat edip beni buralarda boşa düşürüyor. Erdoğan’ın Perinçek’in bu yenmez yutulmaz sözleri karşısında süt kasesini devirmiş kedi gibi görünmesi de zihinleri bulandırıyor” diyerek en azından bir sitem ya da şikayette bulunması gereken bir yorumcudan (adı önemli değil) tık yok, ama böylesine ebelek gübelek bir duruma dönüp baktığınız bile yok.

        Neyse, nasıl “gönder” düğmesine bastıktan sonra yazım hatasıyla malul yorum metninden geri dönüş yoksa ve “Geçmiş olsun, önümüzdeki yorumlara bakacağız artık” durumu bir kader ise, bilimum salaklıktan da geri dönüş yok: Yazgı, önüne katanı ve öne katılanı ile topyekün tasfiye!

    • Sayın Türkeş. İkide bir “Davutoğlu çözer öbürü çözemez…” deyip duruyorsunuz. Bildiğiniz bir şey var anlaşılan. Bu tavrınızdan benim anladığım Davutoğlu’nun kuracağı partinin “yedek AKP” olacağı.

  6. Daha fazla vatandaşa makarna-kömür dağıtmak lazım.

    TÜİK enflasyon verilerini hangi marketlerden alıyorsa o marketleri açıklamak zorunda olduğu bir yasa çıkartmak lazım.

    Tabi bu meclis böyle bir yasa çıkartmaz, en iyisi bu meclisi değiştirmek lazım.

    Üç cümle de ‘lazım‘ ile bitiyor ama böyle de kafiye olmaz ki. Ulan adamda keyif mi bıraktılar ki güzel bir kafiye uyduralım.

    Keyif sahibi olmak için Allah milletimize, kifayetsiz muhterislere karşı kuvve-i sebuiye-i gadabiye nasip etsin inşallah.

    • türkeş! tuzunuz kuru, keyfiniz yerinde. milyonlarca insanın çektiği sıkıntılar sizi teğet geçiyor.
      – umarım sebep olduklarınızın mislini yaşarsınız.
      – size en iyi dileğim bu olabilir.

  7. Eğer abd nin ekonomisi düze çıkıyorsa herkes elindeki taşı bırakıp kendi ülkesine de rusların seçeceği bir başkan adayı bulunması için kampanya başlatsın; hatta bu amaçla halk kendi arasında para toplayıp kremlindeki seçim işleri bürosuna bağışta bile bulunsun diyorum…

  8. Ekonomi-siyaset tartışmasına ben de şöyle bir katkıda bulunayım.

    Unutulmaya yüz tutan Kanal İstanbul projesi tekrar gündeme getiriliyor. AKP’li Bakan TV ekranlarında konuşuyor. “Bu projeyi yapmamız lazım. Boğazdan geçecek gemiler günlerce bekliyor”.

    Ey AKP’li Bakan! Boğazdan geçecek gemiler beklesin, bize ne. Bunun derdi neden seni üzüyor? Boğazdan geçiş için fazla beklemekten rahatsız olan ülkeler varsa Kanal İstanbul’un devasa maliyetini onlar karşılasın.

  9. Fehmi Bey’in önceki günkü Trump yazısı
    şöyle bitiyordu:

    “Size bir sorum var: ABD başkanı gidici ise, ona güvenerek politikayı dar alana kıstıranlar da hayal kırıklığına uğrarlar mı?”

    O gün cevap yazamamıştım.Bu gün yazayım da yazarımızın sorusu cevapsız
    kalmasın şahsım açısından.

    Bir kere Türkiye kimseye sonuna kadar güvenmemek gerektiğini öğrendi.Bize hayrı dokunsa bir adı da Hüseyin olan Barack Obama’nın dokunurdu.Onun bile bir hayrı olmadı.Bu sebepledir ki Türkiye aynı zamanda hem Rusya ile,hem Çin’le, hem AB ile de olumlu ilişkiler geliştirmeye çalışıyor.

    Öte yandan dikkatimi çeken şöyle bir husus var:Yazarımız ülkemizdeki olumlu gelişmeleri görmezden geliyor.Örneğin
    geçtiğimiz günlerde Libya ile yaptığımız anlaşma ile ilgili bir yazısını göremedik.
    Enflasyon ve faizde 31 Mart öncesine göre büyük düşüşler yaşandı buna da hiç değinmedi.Enflasyon Kasım ayında yıllık %10.56 olarak gerçekleşti.Halbuki bir ara yüzde yirminin üzerine çıkmıştı.Faizde çok önemli düşüşler yaşandığı halde döviz fiyatları fırlamadı.Faiz düşük tutulursa döviz fiyatları fırlar şeklindeki liberal Babacan söyleminin faiz lobisinin bir hurafesinden ibaret olduğu böylece
    anlaşılmış oldu.

    Gelelim yazarımızın olumlu gelişmeleri görmemesinin sebebine.Bunun sebebi çok basit:Kankası Abdullah Gül’ün Babacan’a kurdurmakta olduğu partinin önünü açmaya çalışıyor,o kadar.Yani
    arkadaş dayanışması.Elbette bunu anlayışla karşılamak lazım.Dostlar birbirlerine böyle zamanlarda lazım.

  10. Uretim Yatirimlari yapılmıyor, Issizlik “felaket” boyutlarina ulasti. Suriyelilere verilen oncelikler insanlarimizi cileden cikariyor, Makarna-Komur sisteminin etkisini yitirdigi bir doneme girmis bulunuyoruz.

  11. Fazla düşünülecek bir soru değil bu. Defalarca görüldü ve sonuç da değişmez. Herkes cebine bakar. Sadece yazar kasaların atılacağı anı bekleyin. O zaman kopmuş demektir. Kimse kimseye ölümüne bağlı değil. Kimsenin de ideolojik körü körüne bir bağlılığı yok. Öyle fanatikler her zaman var ama çok azınlıktalar. Bunu iktidar da biliyor muhalefet de. Milletimizin de öyle büyük beklentisi yok. Üç kuruşluk maaşı olsun evine ekmek girsin yetiyor. Yatlar katlar yurt dışı tatiller gibi hayalleri yok. İktidarın işi de kolay o yüzden. 50+1 in karnını doyurduysa yetiyor. Sonra sorgusuz sualsiz denetimsiz istediği gibi at koşturuyor. Cennet gibi ülke işte size. Trump da isterdi burada Başkan olsun. Hatta kıskanıyordur bence. Boşuna demiyorlar bizi kıskanıyorlar diye. Gerçekten doğru. Milleti değil ama tabii.

  12. Gene mükemmel bir yazı ve mükemmel bir soruyla bitiyor.
    Ben bunun üzerine düşünürken bir çay içerim. Du bakim AKP’nin dağıttığı çay paketinin dibinde hiç kalmış mı?:))

  13. Ceren’i bıçaklayıp öldüren katil daha önce de 13 yaşında çocuk bıçaklamış.
    İşe bakın, kapalıdan açık cezaevine bile alınmış. Firar etmiş sonra 20 yaşında bir kızımızı katletmiş.
    Sormanın tam zamanı:
    Çocuk bıçakladığında bu katil idam edilseydi, Ceren’i öldüremeyecekti. Üç gün firarda iken kaç kişiyi öldürme planları yapmış. Ya o cinayetleri de işleseydi…
    Evet, o ne der bu ne der değil, böylelerini idam etmeliyiz.
    Toplumsal vicdanı ancak böylelerinin idamı yatıştırır.
    Neden referandum yapılmıyor?

    • Sayın Türkeş sizin teklifiniz hiç inandırıcı gelmiyor bana.
      Gerçekten de amaç suçluyu cezalandırmak olsaydı bu cani kapalıdan açık cezaevine alinmazdı. Sanırım benim, sırf idam cezasını geri getirmek için bu caninin kapalıdan açığa alınıp oradan da firar etmesinin yolu açılmış ve böylece Cereni öldürmesi sağlanmış olmasın sakın diye sormaya hakkım var, sizce de öyle deyil mi?

    • Yahu Türkeş arkadaş. İdam etmeden önce böylelerini açık cezaevine almasak daha doğru değil mi. İşlerin bir öncelik sırası yok mu? Referandumu ise öncelikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (ben-yaptım-oldu-düzeni) için yapmak caiz olur.

      • türkeşin derdi, insanların can güvenliği değil.
        – insanlar türkeşin de diğer trollerin de umurunda değil.
        – onlar ekonomi konuşulmasın diye uğraşıyorlar. gündem değiştirme derdindeler.

    • amerikada uslanmayanın hakkının ne olduğunu çok iyi tespit etmişler:
      cinayet- cinayetler, cinsel istismar, cana mala zarar verenler, toplum huzurunu bozanlar, hırsızlık gasp vb suçları işlemiş olanları, hele ki devlete ihanet-hainlik yapanları,
      hapisten çıkarmıyorlar, ıslah olması mümkün bulunmayanı tespit ediyor,
      mahkeme jürisini halktan! (formaliteyi tamamlıyor) oluşturuyor!
      bunlara soruyor: cevap:idam edilsin!..
      kır kalemi…
      (bir filimde görmüştüm.)
      her bir olayda bir adamı idam etmek gerekmez. caydırıcı tedbirler alınması her devletin menfaatinedir. idam da caydırıcı bir olaydır. hemde bayağı etkili..
      insanlarımızın canı yanacağına varsın bir caninin yansın.

  14. -ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler..- diyen bir tarihi geçmişi bulunan ülkenin sokakları yangın yerine dönmüş.
    çifçisine esnafına öğrencisine emeklisine -pasta sizin neyinize- diyen gelecek nesil politikacıları romayı yakıp bir tepeden seyreden neron kıvamında..
    modern tarıma geçmiş ama çifçinin ürettiği masrafları kurtarmıyor, ürettiği tarım makinalarını satamayan neron potansiyel müşterisine beverly hills züppeliği yapıyor.
    vatandaşını-askerini binlerce km uzaktaki kendi ile ilgisi dahi bulunmayan ülkelere gönderen US yöneticileri koltuğunu garantilediği yetmezmiş gibi, bunalıma soktuğu aile fertleri sapır sapır dökülüyor, cinnet geçiriyor; adam bu sefer yerini daha da sağlamlaştırıyor.
    köylüsünün tavuklarını kuş gribine muzdarip kılan zihniyet gün geliyor tavuk fabrikalarının batışını ağzı açık seyrediyor. pancar çifçisi şeker fabrikasının kapısında olmuş direk.
    yarın modern tarıma geçersek! (inşallah), bizde böyle plansız proğramsız mı olacağız?
    çin treni doğudan girip batıdan el sallamadan çıkarsa,
    gaz boruları bir nefes mola bile vermeden transit geçerse,
    bizim de yine neron gibi seyreden yöneticilerimiz mi olacak?
    geç te olsa, denktaşın kemiklerini sızlatmış olsakta en azından akdenizdeki oyunu anlayabilmiş ve müdahale etmiş olmamız,
    güneyimizde devlet kurdurmak isteyenleri ”ne olacak canım onlar bizim köpeklerimiz, köpeklerden korkulur mu” kandırıkçılarına dersini vermiş olmamız biraz teselli veriyor.
    artık biraz da kendi iç işlerimize dönsek, amerikadaki, fransadaki durumlar bize örnek olsa , bunu avantaja çevirsek;
    -köyden ancak yarısı indi şehire-
    -doğu anadolunun yüksek tepelerinde otlayan malların ürünleri bunlaaar-
    -organik olmayan malı almıyor bu şaarliler canım-
    -ihrac edecek mal üretmeye yetişemiyoz, çinden adam mı transfer etsek ne..-
    -faiz sıfırın altında diye bankaya para yatırmıyorlar yahu..-
    -çocuklarla gel şu boğazda bir çay içek hanımmmmmm!!!!!- üsküdarı, kızkulesini, adaları, boğaz köprülerini, çamlıca- s.ahmet- süleymaniye camilerini gören bir manzara yeri yapmışlar! yapandan allah razı olsun-
    kulağa ne hoş geliyor değil mi?
    -topluluklar yanlışı isteyebilir, fakat liderler doğruyu yapar.-

  15. Türkiye ile ABD Halkları180°değişik.Dün bağcılar belediye başkan yardımcisı, belediyede çalışan şöfer önünden kalkmamış diye ,şöföre tuvaletin önünde oturtma cezasi vermiş.ABDde ona benzer bir olay olsa o adamı kotese tıkarlar ve dünya kadarda tazminat ödetirler.
    Bizde KANUNLAR sadece AKP liler için geçerli.

    Gelelim ABD’de Trump’ın kazanma taktiğine.
    Trump seçim konusunda oyunu ne kadar güzel oynasa oynasın, bizimkinin yanında solda sıfır kalır.
    Bizdeki 2011 seçimlerinde oylarını %50 ye yükselmesinin nedeni bir yıl öncesinde, Mavi Marmara kullanıldığından kaynaklandı.
    O zaman yaşanmışları, zamanın İsrail Büyük elçisinin anılarını yazdığı kitaptan öğreniyoruz.

    Başbakan erdöğan o elçiden, geminin yardım malzemelerini boşaltabilecek bir liman talep ediyor.
    Elçide iki gün içerisinde erdöğanın talebini yetkililere iletiyor ve olumlu çcevap alırcevabi alır almaz sevinerek hemen haberi bizimkilere bildiriyor.
    Fakat erdoğan vaz geçiyor.
    Ìsrailli diplomat buna bir maana veremiyor. Kitabında şu tahmini yaziyor. “erdoğanın fikir değiştirmesinde iran lideri ile görüşecek olması etkili olabilir.” diye düşūnmüş.
    O zaman edoğan israilden herhangı bir talepte bulunmamış olsaidi belkide gemiye baskın düzenlemizdiler ve her hangi bir limana girmesi için zorlardılar.

    O olayı, akla şu soruyu getiriyor, acaba İsrail o gemide silah olduğundanmi şüphelendide, gemiye baskın düzenledi. Çünkü onlar izin vermişler bizimkiler geriçevirmiş.
    O zaman İsrail hükümeti defalarca gemiyi vuracaklarını açıklamalarìna reğmen gemi yoluna devam ettmişti.

    Bugün geriye dönüp baktiğımızda, Mavi Marmara basķınnìn 2011 seçimlerine, yaradığını görüyoruuz.
    Erdoğan her zaman tek adam olmabilmek için.
    Planlar yapti. C Başkani seçilince her şeyi kendisinin enrine sokmak için ani ataklarla (AKP kongresi ile A Gülün önünü kestiği gibi) herşeyi emri altınada aldı.

    15 Temmuz ALLAHIN bir LÜTFÜ olayının nasıl geliştiğinide Ahmet Nesinden, okuyalım.

    https://www.artigercek.com/yazarlar/ahmetnesin/15-temmuz-erdogan-in-darbesini-onlemek-icin-mi-erken-basladi

    • Nurdan abla allaasen, nesin midir nedir; ateyiz adam allahın lütfunu nerden bilicek de..? Ona ancak şöyle bişey sorulsa olur: ineklerin yiyip içtikleri süte dönüşüyor da insanların yiyip içtikleri neden şeye dönüşüyor acaba..?

      • Ha gayret! Sizin gibiler için doğru olmasına doğruda.
        Sizin gibi, kulaklari sağı, gõzleri kör, sadece trollikten geçimini sağlamayanlar için, öğle değil.
        Çünkü, beyni olan canlıların içınde, iç gūdü ile değil AKLI ile hareket eden tek varlik İnsandır.
        Işte o insan kilığında olup aklını kullanmayanlardan her yerde olduğu gibi buradada varlıklarına şahit oluyoruz.
        Hani dükü 25 dakika õnce yazılmış yorum. OLAYI gibi…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız