“Adalet herkese lazım” deriz de dizilerdeki görüntüler neden gözümü buğulandırıyor?

35
Adaletin kestiği parmak...
Reklam

Bu yazıya oturmadan önce Google’u kullanarak ‘adalet’ konusu üzerinde sarf edilmiş özlü sözler arayışına girdim. Bizden bir hukuk bürosunun internet sitesi yardımıma yetişti. Başta Kur’an-ı Kerim ve Müslüman şahsiyetlere ait olmak üzere dünyanın dört bir köşesinden 100’ün üzerinde özdeyişi bir araya getirmiş o site.

Sözlerin her birine göz atarken gözlerimin buğulandığını hissettim.

Ona benzer bir göz buğulanmasını dün gecenin bir vakti Hulu platformunda izlediğim bir Amerikan dizisinde de yaşamıştım.

Dizinin adı ‘For the People’ (Halk için)…

Şimdilerde bizde de örneklerine TV kanallarında rastlanıyor, Amerika’da her eve giren ana akım kanallarda yayınlanan dizilerden zaten alışkınım; halkın güven duyması gereken kurumlara bakışında olumsuzluklar yaşandığı dönemlerde TV dizilerinin yardımına başvurulur…

Ana kahramanlarının polis olduğu diziler o kurumun tartışmalı hal aldığı dönemlerde artar sözgelimi…

Gözümü buğulandıran dizi ülkenin en kalabalık kenti olan New York’ta bir mahkemede geçiyor.   

Rıza Sarraf’ın da yargılandığı New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde…

Reklam

Hukuk fakültesini yeni bitirmiş, sonrasında girdikleri baro sınavlarından dereceyle çıkmış genç insanlardan bir bölümü savcılık yapmak diğer bölümü de suçluları savunmak üzere yemin edip mahkeme bünyesinde işe başlıyor.

İlk bölümde bu ayrışarak göreve başlama gününde yaşananları izliyoruz.

Mahkemede uzun yıllardır görev yapmakta olan deneyimli siyahi bir yargıç dizinin birkaç bölüm sonrasında karşımıza çıkıyor.

Başsavcı iddia makamı olarak genç bir savcıyı görevlendiriyor; sanığı savunmak görevi de yine bir başka genç avukata düşüyor.

Sanık üç-beş dolar için içerisinde ne olduğunu bilmediği bir paketi taşıyan bir kuryedir. Polisler kuryeyi durdurduklarında gencin üzerindeki pakette 57 gram uyuşturucu madde bulmuşlardır.

Federal yasalara göre 50 gram üstündeki uyuşturucu sanıklar için en az 10 yıl ağır ceza almayı gerektirmektedir.

Yargıç 7 gram farkla o sınır içine giren kuryeye yasanın öngördüğü cezayı vermeyi vicdanına kabul ettirememektedir. 

Ne yapabilecektir?

Reklam

Eli kolu yasanın hırçın diliyle bağlanmıştır.

Savcı istese yargıcın daha hafif bir ceza vermesini sağlayabilecektir, ancak genç savcı yasanın lafzına sadık kalınmasından yanadır.

Ceza vermek yerine emekliye ayrılmayı bile düşünür yargıç.

Dizinin o bölümü boyunca yasayla eli kolu bağlı bir yargıcın vicdanı ile boğuşmasına tanık oluruz.

Genç sanık cezalandırılacak olursa 10 yıl demir parmaklıklar gerisinde kalacaktır.

Sanığın yeni doğmuş bir çocuğu olduğu da bilinmektedir.

Yargıcın hislerini paylaştığı mahkemenin deneyimli mübaşiri kadın, kendisine emekliliği asla düşünmemesini söyler. Yargıcın adaleti yerine getirmede nasıl hassas davrandığını her gün gördüğü davalar sırasında yaşayarak gözlemlemektedir çünkü. Ayrılması adalet kurumu için büyük bir kayıp olacaktır.

Karar duruşmasını gerilimli bir atmosferde izleriz.

Duruşmada 10 yıl ceza verme kararını sanıktan sistem adına özür dileyerek açıklar yargıç.

O ana kadar sergilenen adamın çırpınışlarına ek olarak kararını açıklamadan önce yaptığı özürle biten uzun konuşmayı dinlerken gözlerim resmen buğulandı.

Hukuk fakültelerinde mezuniyet öncesinde son sınıf öğrencilerine Amerikan dizisinin o bölümünü topluca izlettirmek iyi olur diye düşündüm.

İnternetten ulaştığım hukuk bürosu sitesinde yer alan özlü sözlerden birkaçını sunayım:

Kur’an-ı Kerim’den: “Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan, kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz.”

Şu söz Dreyfus davasına sanıktan yana müdahil olmuş gazeteci-yazar Emile Zola’dan: “Bir kişiye karşı yapılmış haksızlık, bütün insanlığa karşı yapılmış haksızlık demektir.”   

Latin atasözü: “Dünya yıkılsa da bırak adalet yerini bulsun.”

William Penn: “Geciken adalet adaletsizliktir.”

Ve bir de hadis: “Bir saat adaletle hükmetmek, bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır.”

Her gün karşılarına sanık kimliğiyle çıkan-çıkarılan insanlar hakkında kararlar veriyor yargıçlar. Bizde de her ülkede de…

O kararlar vicdanda tartılarak, karşılarına getirilen sanıkların da kendileri gibi birer insan olduğu, bir gün bile haksız yere özgürlüklerinden mahrum edilmelerinin omuzlarına muazzam bir sorumluluk yüklediği akılda tutularak mı veriliyor?

Öyle veriliyor ise neden ‘kurumlara güven’ anketlerinde adalet kurumu bizde en altlarda yer alıyor? 

Amerikan dizisini Osman Kavala’nın duruşmasının yapıldığı ve bir yargıcın aleyhte oyuna karşılık tutukluluğuna devam edilmesi kararının alındığı günün gecesi izlemiş olmam tamamen bir tesadüf.

ΩΩΩΩ

Reklam

35 YORUMLAR

  1. Herkes adalet istiyor ama sadece kendine istiyor. Bu yolsuz iktidar da adaletsizlikleri dile getirerek iktidara geldi, şimdi yaptığı adaletsizlik ve hukuksuzluklar ise sonsuz, kendinden öncekileri fersah fersah geçti. Üstüne utanmadan bizde hukuk bağımsız falan değil, kuvvetler ayrılığını da iptal ettim diyerek anayasayı toptan rafa kaldırdı. Bu durumda muhalefetin ve tüm bağımsız baroların yapması gereken tüm hukuksuz uygulamaları esastan anayasa mahkemesine ve AİHM’e götürmek ve kayıt altına almak olmalıdır. Muhalafet ve hukuk insanları maalesef yeterince çalışmıyorlar. Bunların mutlaka geniş kitlelere ve tüm dünyayaya daha açık ve yaygın bir şekilde duyurulması ve evet şikayet edilmesi gerekiyor. Çünkü insan onuru bunu gerektirir. Burada yapılan adaletsizliklere ses çıkarılmadığında bir gün ses çıkarmayanlara da bu vurur. Bunun bilincinde bir dünya var elbette.

  2. Maşaallah Fehmi abinin yazısı bayağı bir gericinin dikkatini çekmiş. Hepsi Kuran’a sarılıp arka arkaya ayetler sıralamışlar.

    Ancak ben Gezi olaylarından beri düşünürüm, bunca yıkımı kim yaptı. Ve niçin yaptı? Yapanlar hala ortalarda ve konu ağaç falan değil gibi zırvalara yer verirken ve Büyükada toplantılarından sonra kaçan planlamacıların kaçtığı bilinirken siz hala neyin peşindesiniz.

    Bu sorunun yanıtını hukuk veremiyorsa ki veremez zira hukuk bu konunun muhatabı olamaz. Olaylar siyasi. Kararı da siyaset verecektir. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Yapanlar fitili ateşleyip kaçmışlar zavallı elçilerini de bırakıp kaçmak mecburiyetinde kaldılar. O zavallıya da siyaseten mahkum olduğunu kabul etmekten başka çıkar yol görünmüyor. Fonlanıyorsan emir de alıyorsun demektir. İşin iç yüzünü anlatır cezasını çeker ve özgürlüğüne kavuşur. Baksana Zarrab da aynı şeyi yaptı ABD ile işbirliği yaptı ve ortalarda insan! gibi dolaşıyor.
    Elbette tutuksuz yargılanabilir. Ancak hatırlayın 15 Temmuz sabahı Türk ordusuna ait helikopter Yunan topraklarına tanınan ve bilinmeyen birçok kişi ile inmişti. Fakat süreçte tapınılan AB hukuku delil yok diye kaçanları serbest bıraktı. ABlilerin ve hiç bir yargıcın aklına buraya bunlar bir başka ükenin helikopteri ile geldiler, protokol tutuldu ve helikopter geri verildi gibi bir delili kullanmak gelmedi. Hukuk budur işte. Burada suçun şahsiliği falanla kimse kafasını yormasın. HUKUK dünyanın her yerinde siyasetin emrinde iken senin fırlayıp “hukuk hukuk” diye zırvalaman seni sadece yorar.
    Hukuka her ortamda atıf yapanlar real dünya gerçeklerinden ya haberleri yok yada biliçli olarak kafalarını kuma gömmeyiı tercih ediyorlar.
    Bu konularda dünyanın acımasız gerçeklerine de biraz kafa yormak gerekir.

    • Gene okuduğunu anlamamışsın belki de ara sıra okuduğundan olabilir. Haliyle daha çok oku okuduğunu anlamadığın zamanlarda yazının ana fikri nedir? gibi sorularla ortaokul yıllarında ki o samimi hissiyatınla metni anlamaya çalış ve bu yazının neresinde hukuk ve dahi guguk herkesin ihtiyacı deniliyor onu bul. Bu yazının konusu adalet, arasıra okur ancak hiçbir zaman anlamaz yeni türemiş kardeşim.

    • O kadar ilericisin ki -artık hangi çağdan geldin bilemiyorum- yazdıklarından hiçbirşey anlaşılmıyor. Benimki de laf işte;zırvaya tevil aramak gibi bir şey. Arada bir okurmuş bir de; yalandan kim ölmüş…

    • Ülkemizde hukukun siyasetin emrinde olduğunu tüm dünya biliyor elbette. Bunu kabul etmeniz de bir erdem sayılabilir. Ama kabul ettiğiniz şey erdemli bir durum değil elbette. Zavallılığın ikrarı olmuş. Bunu iktidara da söyleyin isterseniz, bizde hukuk bağımsız gibi yalanlar uydurmasınlar. Açık açık söylesinler, anayasamızdan AB hukukunun üst hukuk olduğu maddesini de çıkarmayı denesinler. Gezi’den bu kadar korktuğunuza göre, Kazakistan’da insanlar yürüyünce hop hop yüreğiniz kaldırmadığına göre, anayasadan insanların istediği zaman izin almadan gösteri yapabileceği hakkını da kaldırmaya çalışın. Otoriterliğinize tam çiviyi çakın şöyle.

      Hukukun bağımsızlığını benimsemiş müreffeh ülkelerde durum böyle değil tabii ki. Onlar o yüzden refah içinde, vatandaşları özgür, insanları ülkeden nasıl kaçacağım peşinde değiller.

      Kavala’ya gelince, 5 yıldır neyin yargılamasını yaparak mahkemeleri yoruyorlar madem böyle. Siyaseten mahkum ettik desinler bitsin. Yemiyor mu yoksa? Elbette bu iktidar bitti bitecek. Bu hukuksuzlukların hesabını tek tek verecekler. Bundan kaçış yok. Bu hukuksuzlukları savunanlar da utanacaklar.

  3. Adında “adalet” olan bir partinin adalet ve hukuku getirdiği zavallı durum ülke adına utanç verici. Alınan kararlar adalet adına yüz karası. Bağımsız yargı tamamen ortadan kaldırılmış. Artık mahkemelerin yürütmeyi ve iktidarı yargılama ve denetleme imkanı kalmamış. Bu denetimsizliğin ülkeyi getirdiği hal ortada. Parası ve itibarı çöp olmuş. Geleceği belirsiz. Belirsizlik ortamında dolar 10-18 arası inip çıkıyor. Bu fırsattan istifade yolsuzlar paralarına para katıyor. Birilerinin de gözleri ışıldıyor ve sırıtarak poz veriyorlar ekranlarda.

  4. Aynı konularla karşılaşınca ister istemez bazı yorumlar haliyle biraz tekrar oluyor ; bu da bir tekrar olacak.
    Bizim adalet tarihimiz ; cumhuriyet dönemi olayları başta olmak üzere DP dönemi ve 27 Mayıs, 12 Mart , 12 Eylül ve sonrası, 28 Şubat dönemi, 2007 -2008 Kumpas olayları ve nihayet 15 Temmuz darbe teşebbüsü bahanesi zulümleri ( Gerçek suçlular hariçtir ) gibi olaylarla utanılacak bir maziye sahiptir , bu günü ise herkes biliyor zaten !
    Ümit var mı, yoktur !
    Allah hakime ve hekime düşürmesin ,eksik de etmesin !
    Selamlar, saygılar

  5. Bir fırıncı, düzenli bir şekilde tereyağı satın aldığı çiftçi komşusunu bir gün , eksik gramajlı yağ verdiği için kadı efendiye şikayet eder.
    Kadı efendi tarafından , ‘Bre hilekar , senin terazin ve ağırlıkların yok mu, komşuna neden eksik yağ verdin ‘ diye azarlanan çiftçi , ‘ Kadı efendi, ben ona yağ verirken ağırlık kullanmıyorum ki’ diye tuhaf bir cevap verince daha da sinirlenen kadı efendi bağırır ,
    – Ağırlık kullanmıyorsun da ne kullanıyorsun, onun için mi eksik yağ verdin !
    Çiftçi boynunu büker ve şöyle bir açıklama yapar ,
    – Estağfurullah Kadı efendi, ben komşuma eksik yağ vermedim; fırıncı komşumla yaptığımız anlaşmaya göre ben ondan aldığım üç ekmeği terazinin bir kefesine , yağı da diğer kefesine koyarak ayarlarım ; eğer bir eksiklik varsa bunu komşumun ekmeğinde aramak gerekir !
    Bunun üzerine foyası ortaya çıkan hilekar fırıncı , gider komşusunun eline sarılır ve yalvararak özür diler , affını rica eder .
    Gece yarısı yayımlanmak üzere yorumuma güle güle !
    Selamlar , iyi günler

  6. Bu Soros ,hele Kızıl soros aşkı nereden geliyor.
    Ayetlerle bile açıklıyorsunuz.
    Devlet o kadar suçsuz pispopat ki bir işadamını içeri atıp onu içerde tutmak için bütün dünya ile kapışıyor.
    Hele Özgür dünya o kadar adaletli ki ,Bir eski sosyalist için dünyayı ayağa kaldırıyor.
    Arkadaş adam ajan,soroso un Türkiye bayisi.
    İlişkilerine bile bak görürsün.
    Bunu canla başla ,ayetlerle savunmak hangi motivasyondur.

    • Kavala 5 yıldır sürekli yeni suçlar uydurularak tutuklu yargılanıyor. Yani henüz suçsuz. Anayasamız ile kabul edilen en yüksek yargı makamı AİHM tutuksuz yargılansın kararı almış. Emir kulu mahkemeler bu kararı uygulamıyorlar. Anayasayı çiğniyorlar. Hepsi günü gelince cezalarını alacaklar elbette. Mahkemelere emir vererek hukuku çiğneyenler de. Ben zaten hukuk adalet tanımıyorum diyorsanız yolsuz iktidarın yaptığı gibi orası sizin bileceğiniz iş. Bu hukuksuzluklar ilelebet devam etmez elbette.

      • İşte tamda burada devletin işi gücü mü yok bugüne kadar adı şanı duyulmamış bir iş adamını içeri alması ve onu salmamak için suç üretlmesi.
        Bütün Kapatalist ülkeler resmen savaşa girmişler bir sözde sosyalist iş adamını kurtarmak için
        Bir sosyalist ama bürün NATO askeri ihaleleri onda.
        Turuncu devrimlerin babası Soros on Türkiye şubesi
        Burada ne kadar PKK lı vakıf varsa onun sponsoru
        Bunlar sizce çok masum işler mi?.
        Şimdi hukuk vs diye başlamayın burası mahkeme değil.
        Uluslararası ilişkilerde tüten silah diye bir ülke bile işgal ediliyor .
        Siz sadece bu ilşkilileri olan adamla ilgili olanlar sadece hukuk işleri mi
        Yahu gidin bu algıları elinize tutuşturan pensilvenya ya geri verin olmaz mı ?

        • Haaa bunlar sadece hukukla açıklanır mdeni dünyada diyorsanız .
          ABD de verilen Rıza Zarraf davalarına bir bakın hizaya gelin.
          Siz ancak T.C devletini nasıl küçğk düşürecek algı yaparım peşindesiniz.
          Yoksa sıkıysa ABD deki bu kararlar siyasi vs deyin .
          andında papaızın dahil hepinizi uçapun körüğüne koyarlar.

  7. Konusu adalet olan çoğu filmi izlerken benim de gözlerim buğulanıyor. Nürnberg Yargılamaları filmini izlerken de böyle olmuştu. Hitler döneminde Yahudiler ve bedensel engellilerin imhası için çıkarılan kanunların uygulanmasına maruz kalan insanların hallerini izlerken gözlerim çok buğulanmıştı mesela. Burt Lanchester’in oynadığı, işledikleri suçları kabul edip pişmanlığını samimi olarak izhar eden hakimi izlerken de gözlerim buğulanmıştı. Ama kendilerini o dönemde çıkartılmış hukuka aykırı yasaları uyguladıkları için masum olduklarını savunan hıyara benzeyen hakimleri izlerken ise gözlerim hiç buğulanmamıştı. Hatta adalet tecelli edip bu kötü adamlar cezalandırılırken “oh olsun,şiştiniz mi?” deyip keyfe gelecek kadar sevinmiştim bile.

  8. ADALET MAL MÜLK

    Adalete ve yargılama konularında en bariz örnek; kemal tahir in kurt kanunu isimli romanında öğrendiğimiz izmir suikasti yargılamalarıdır.
    Darağaçlarını kuran çingene idamlıkları sayar ve yargılama yanlış der, bana 13 darağacı kurdurdunuz burada sadece 12 idam mahkumu var. yok derler sen fazla sehba kurmuşsun, yanlış anlamışsın. Biz de yanlış olmaz der çingene, hakim yanlış karar vermiş.
    Nitekim deponun kapısı açılır ek beyanda bulunmak isteyen var mı diye sorulur. Sürgüne mahkum edilmiş bir mahkum haksızlığa uğradığını ileri sürerek yeniden savunma vermek ister. Ek savunma sonrası sürgün cezası idame çevrilir, sayı tamamlanır.
    Cumhuriyetin temelleri izmir de işte böyle atıldı.
    Yargıçlara ne mi oldu, hepsine birer otomobil verilerek teşekkür edildi. Bir de işbankası vs yerlerde yönetim kurullarında ballı maaşlarla istanbul konken masalarının tozunu attırdılar.

    • Giordano Bruno (1548; Nola, Napoli Krallığı[1] – 17 Şubat 1600; Roma, Papalık Devleti), İtalyan filozof, rahip, gökbilimci ve okültist. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biridir ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranıdır. Ona doğacı coşkunluğun düşünürü de denilebilir. Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan İtalyan filozof, Kopernik’in tezini savundu. Evrenin sonsuz ve eşdağılımlı olduğunu ve evrende, dünyadan başka birçok gezegenin bulunduğunu söyledi. Aykırı görüşler beslediği için 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi’nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilan edildi ve Roma’da diri diri yakılarak idam edildi.

      • Yahya bey maşallah bugün ağzınızdan bal damlıyor, bahsettiğiniz şahsiyetten heralde epeyce bir öncedir, milli coğrafyacımız piri reis de yuvarlak ve dönen bir dünyanın sıfır sapmayla haritasını çizmişti, uygar batıyla aramızdaki farka bakın, meraklısı beşiktaş denizcilik müzesinde orjinalini de görebilir!

  9. Türkiye’de “Adalet herkese lazım” sözü anlamını çoktan yitirmiştir. Tamamen siyasal nedenlerle içerde tutulan kişiler, uyulmayan AİHM kararları, AYM kararını tanımayan yerel mahkemeler, hemen her akşam tv haberlerine konu edilen kadın ve çocuklara taciz eden, öldüresiye şiddet uygulayanların adli kontrol şartı ile salıverilme saçmalıkları… Çalıntı sorularla okullara girenler (en aşağılık hırsızlar) şimdilerde memur, amir, asker, polis… ve dolayısı ile hakim savcı olarak aramızdalar. Dış güçler, AB, ABD isteseler bu kadar tahribat yapamazlardı.

    • “Yahya Özal
      18 Ocak 2022 At 11:30
      Türkiye’de “Adalet herkese lazım” sözü anlamını çoktan yitirmiştir.” demişsiniz, çok şükür!
      Artık “adalet herkese lazım” değil,
      sadece kanunla başı dertte olanlara lazımdır!
      O da hepi topu bir hukuk bürosuna gidip vekalet vermeye bakar, paranız yoksa devlet herkese bir avukat veriyor zaten,
      parasını da suçsuz günahsız koyun gibi dolanan bizim gibi vatandaşların vergileriyle ödüyor iyi mi?
      Allah kimseye adalet aratmasın, arayan da gidip bir avukat tutsun, parası yoksa devlette çok, birini beğenmezseniz bedavaya öbür avukatını veriyor, doya doya arayın adaletinizi emi!
      Ne çok suçlu iblis varmış arkadaş yaa!!!

      • sakin ol kovboy!

        Memduh Bayraktaroğlu hocaya kızıp camiyi terketmiş ama din öğrenimine tek başına devam etmiş öğrenebilmiş mi peki  ı-ıh öğrenememiş, ya da yarım öğrenmiş;

        Watch “Bu adama “dur” diyecek bir merci yok mu?” on YouTube
        https://youtu.be/NJkIvvdX1mM

        ama söylediklerine kızdığı hoca o gün küçük Memduh’u kızdıran düşüncelerini bu gün iyileştirip güzelleştirmiş her kesimin dinleyebileceği bir olgunluğa ulaştırmış ama Memduh dede hep aynı yerde be yaa.

        Memduh dede hala cemel vakasını bir iktidar savaşı olarak anlatıyor. halbuki cemel savaşının tarafları ehli beyttendiler.  Hz. Peygamberin kızı Hz. Fatima’nın eşi Hz. Ali ve Hz. Peygamberin eşi Hz. Ayşe arasında geçen bir savaş iktidar savaşı olabilir mi?

        Sıffin savaşı da aynı olayların devamı mahiyetinde gelişen bir savaş ve bu savaş her ne kadar iktidar savaşını akla getirse de iktidar kaygısıyla başlamıyor. Muaviye devletin başındayken şehit edilen Hz Osman’ın kanlı gömleğini camii mimberine asarak taraftarını konsolide etmesiyle savaş ihtimali beliriyor. Hz. Ali de halifeliği savaşın mağlubu olarak devretmiyor. bir hukuku işletmek için devrediyor.

        ehli beyt ev halkı anlamına geliyor, aynı evin insanları iktidarı paylaşmasını bilmiyorlar mıydı da birbirleriyle savaştılar. hadi ‘nepotizm’ kelimesi o zamanlar bilinmiyordu diyelim ‘akrabayı koruyup kollama’ yı da mı bilmiyorlardı ki Kuran’ın ayeti var.

        Ama işte Hukukun savaşını bilmeyenler, bilmediği gibi aklına bile getiremeyenler sadece Hak Hukuk için savaşan yüce insanlara iktidar için savaştılar iftirasını rahatlıkla yapabildikleri için bu gün vurdukları diplerde debelenip duruyor bir türlü nasıl çıkılacağını bilemiyorlar ve sağa sola alakalı alakasız kesimlere sataşarak muhalefet yaptıklarını sanıyorlar.

        bütün savaşlar gerçekte yalnızca ‘HAK’ için yapılır, sen bunu ‘HUKUK’ için diye anla.

        başka bir cahili de az önce dinledim;

        Watch “Ahmet Şık anlatıyor: Sol, dindarlar ve “imtiyazlı” muhafazakârlar” on YouTube
        https://youtu.be/HDDxMa0EdgE

        dindar muhafazakar kesime zaten öteden beri biriktirdiği önyargılarını bir cemaatin öğrenci evinde kalan tıp öğrencisi Eren’in intihar olayıyla tazyiklendirerek bütün cephanelerini cemaatlerin üzerine boşaltıyor, tamamı kapatılıp yasaklanmalıymış. “inanmayan bir öğrenciye inanmadığı kitapları nasıl okuturlar” diyor, “denetlenmiyor oralarda neler döndüğü bilinmiyor” muş? be adam ben bir muhafazakar birey olarak sana oy verip vekil seçmişim, niye seni seçtim ben. denetleme yetkini kullan git bu yurtları evleri denetle nasıl olmalarını istiyorsan git anlat insanlara anlat bir orta yol bul ki sen bunu gerçekten de iyi yapabilirsin diye seçtim. sen bir kere önce muhafazakar bir seçmen olarak bana bir hesap ver bakalım niye işini yapmıyorsun kardeşim. işini yapmadıgın için de seni bir daha seçmeyeceğim.

        “Fethullahçı hakim savcılar kötülükler” mi “yaptı” sen de bu kötülüklerden nasiplendin mi? asıl cehalet de burada ortaya çıkıyor işte. onlarca faili meçhullerin hakkı aranmasın mıydı, ümraniyedeki gecekondu da çıkan cephanelik soruşturulmasın mıydı, bizim çocuklarımızı devlet için öldürenler kimler diye sorulmasın mıydı?

        Hukuk mücadelesini insan verir, ve insan hata yapabilir. sen hukuk bilmediğin için Hukuk için nasıl mücadele edilir bunu da bilemiyorsun ve bir bilememezlik içinde sağa sola ateş edip duruyorsun.

        ya Hukuk için hukuk sınırları içinde mücadele etmeyi öğreneceksiniz ya da büyük bir tufanda yok olup gideceksiniz.

        • ” be adam ben bir muhafazakar birey olarak sana oy verip vekil seçmişim, niye seni seçtim ben. denetleme yetkini kullan git bu yurtları evleri denetle nasıl olmalarını istiyorsan git anlat insanlara anlat bir orta yol bul ki sen bunu gerçekten de iyi yapabilirsin diye seçtim. sen bir kere önce muhafazakar bir seçmen olarak bana bir hesap ver bakalım niye işini yapmıyorsun kardeşim. işini yapmadıgın için de seni bir daha seçmeyeceğim.
          YERİNDE BİR KARAR, BUNLARDAN Bİ CACIK OLMAZ BARAN.

          “Fethullahçı hakim savcılar kötülükler” mi “yaptı” sen de bu kötülüklerden nasiplendin mi? asıl cehalet de burada ortaya çıkıyor işte. onlarca faili meçhullerin hakkı aranmasın mıydı, ümraniyedeki gecekondu da çıkan cephanelik soruşturulmasın mıydı, bizim çocuklarımızı devlet için öldürenler kimler diye sorulmasın mıydı?”
          DARBE PLANCILARININ YA DA “İYİ ÇOCUKLARIN” SORUŞTURULUP YARGILANMASINDAN RAHATSIZ OLANLARIN ALAYI BUGÜN CHP İÇERSİNDE MEBUS YA DA YÖNETİCİ OLDULAR AMA, ÖYLE DEĞİL Mİ?

  10. Sayın yazar “Hukuk fakültelerinde mezuniyet öncesinde son sınıf öğrencilerine Amerikan dizisinin o bölümünü topluca izlettirmek iyi olur diye düşündüm.” demiş, elhak öyledir!

    Yalnız bizim gibi eskaza ödenmiş trafik cezalarını bile seçim öncesi tutup vatandaşına iade eden(özür dileniyor mudur ya da adresine bi yaş pasta filan da yaptırıp gönderiliyor mudur bilmem:) bir memleket için öyle fazlaca dikkate değer bir durum yok sanki bu filmde?
    İtirazı olan?

      • Doğru adalet olsa,Milleti bombalayanlar amerkina oğlanları mahkemelerde bir de tehditler savuracak cesareti olamazdı.Çoktanidam cezasını almışlardı

    • H. Gayret arakadaṣ, itiraz ne demek.
      Aṣağıdaki cümlenizi okuyunca kafam karıṣtı.

      „Yalnız bizim gibi eskaza ödenmiş trafik cezalarını bile seçim öncesi tutup vatandaşına iade eden …. bir memleket“

      Adaletle seçim yatırımını mı karıṣtırdınız, yoksa yavaṣ yavaṣ saf mı değiṣtiriyor sunuz?

      • Almancı arkadaş, bakıyorum siz de almanyada işleseniz hayatınızla ödeyeceğiniz böyle bir suçun cezasının seçim öncesi de olsa kolayca siliniverişine bakıp memlekete biraz daha ısınmış görünüyorsunuz, ha gayret!!!!
        Özge yurtta sultan olacağına, öz yurdunda çoban ol!

        • H.Gayret,
          „Özge yurtta sultan olacağına, öz yurdunda çoban ol!“ diyorsunuz.

          Biontech kurucuları Özlem Türeci ve Uğur Ṣahin Türkiye’de kalıp ҫoban olsalardı sizce daha uygun olurdu, öylemi?

          • İyi, beyin göçü olsun o zaman, herkes gidip alman hükümeti hesabına ya da abd ye çalışsın, size uyar değil mi?
            Hani gençlerin beyinleri ülkeden kaçıyordu, nooldu?
            Yav bi dediğiniz de öbürünü tutsun bee!?

  11. Sayın Koru ,
    Duygusal bir yazı olmuş. Rahmetli Necip Fazıl bir mahkemesinde yaşadıklarını anlatınca kadın hakim ağlamaya başlar ve Üstat döner işte İslam ın üstünlüğü bir kez daha ispat ediyor ki kadın dan hakim olmaz , Zira ben yalan söylüyor da olabilirim der. Mahkemede duygular değil deliller ile karar verilir. Yasalar uzun müzakereler sonucu çıkar..Daha sonra da üst mahkemelerde yeni îçtihatlar ile derlenir.
    Size Kur’an dan bir beyan yazayım. Enam süresi ﴾24﴿ Dâvûd şöyle dedi: “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle doğrusu sana karşı haksızlık etmiştir. Zaten aralarında ortaklık ilişkileri bulunanların çoğu birbirine haksızlık ederler; yalnız iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapmakta olanlar böyle değildir; ama onlar da o kadar az ki!” Dâvûd (böyle bir temsil ile) kendisini sınadığımızı anladı. Bunun üzerine rabbinden kendisini bağışlamasını dileyerek secdeye kapandı ve bütünüyle O’na yöneldi.
    İsrailiyyat kaynakları bununla ilgili farklı değerlendirmeler yapıyorlar ancak ben şikayet edilenin savunması alınmadan karar verilmesi üzerine bu konuda peygamberin hatasını anlayarak tövbe ettiğini düşünüyorum.
    Herhangi bir dava ile ilgili hukukçular dosyayı görmeden bir şey diyemem derken Maşallah siz adamı salıverdiniz.
    Adı geçen bu şahıs değil miydi seni başkan yaptırmayacağız diyen iki kişiden biri . Demek ki büyük konuşmamak lazım.. Gayretullaha dokunabiliyormuş.

    • “Herhangi bir dava ile ilgili hukukçular dosyayı görmeden bir şey diyemem derken Maşallah siz adamı salıverdiniz.
      Adı geçen bu şahıs değil miydi seni başkan yaptırmayacağız diyen iki kişiden biri. Demek ki büyük konuşmamak lazım.. Gayretullaha dokunabiliyormuş.” Deveye sormuşlar neren doğru? diye. Deve cevaben gülerek demiş Nerem eğri ki?. İnsan böyle kerameti kendinden menkul yorum okuyunca dudaklarını kanatacak derecede ısırıp bir şey söylememek istiyor. Lakin el mahkum! Gayretullaha pek dokunan seni başken yaptırmayacağız sözü ile yer ve gök ehlini galeyana getiren haksızlık nerede onu anlamakta müşkilim var. Milli iradenin tecellisine siyaseten karşı çıkmak elbette gayretullaha dokunur diyen çıkarsa ona dahi söyleyecek bir çift sözüm var. Siyaset bir meydandır o meydanda söylenen sözler iftira, yalan ve zulmü netice vermediği sürece karşılıklı atışma serbesttir. Beş yılda neticelenmeyen davalar, hükme bağlanmayan dosyalar içinde ne olursa olsun dünyanın her yerinde bu yargısız infazdır. Suçun sübutu halinde hüküm ve infaz ardı ardına gelmelidir. Bunun Gayretullah ile irtibatı yoktur olsa olsa Kuranın şu hükmü ile doğrudan merbuttur.
      ” Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”Maide-8
      Ulül azm peygamberlere tevil ile hata devşirene kadar önce reyislerinizin hatalarını ikrar edebilseydiniz belki islam ve insaniyet dairesinde bir yorum yapmış olurdunuz.
      “Ey rabbim! Dileseydin onları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helâk edecek misin? Bu iş, senin imtihanından başka bir şey değildir; onunla dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletirsin. Sen bizim velîmizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin.” Araf-155

    • Ne kadar da nasipsizsiniz, bu yazıyı okumanıza rağmen nasiplenemiyorsunuz/ nasiplendirilemiyorsunuz. Nasip de galiba rızık gibi bir şey…

  12. Özlü sözler arasına eklenmesi gereken başka sözler de var: Onlardan birkaçını da ben ekleyeyim.

    “Hukuk siyasetin fahişesidir” Rus anarşist Bakunin

    “Hukuk siyasetin köpeğidir” Hükümet Ortağı Doğu Perinçek

    “Kanunlar güçlülerin delip geçtiği, zayıfların takıldığı örümcek ağlarıdır.” Çiçero

    “Hakimlerin ve savcıların en büyük suç delili verdikleri kararlardır” Nazi dönemi sonrası yargılamalarının Alman Ceza Hukukçusu Gustav Radbruch

    Anayasa Madde 17

    “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

    Anayasa Madde 138 –

    “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler.
    Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
    Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
    Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

  13. “Allah başkalarına adaleti, hatta adaletten de fazla olarak ihsanı, en güzel davranışı ve muhtaç oldukları şeyleri yakınlara vermeyi emreder. Hayasızlığı, çirkin işleri, zulüm ve tecavüzü yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.” Nahl-90. Bu ayetin toplumsal hayatta ki ehemmiyetine binanen her cuma toplumsal mutabakat ve Allah’a bu sosyal intizam sözün hep beraber cemaat ile tebliği hükmünde olan her cuma hutbede okunması alışkanlığı Ömer ibni Abdülaziz zamanında ehemmiyetine binaen ilk başlatılmıştır. Hulefayı raşidin’den sonra Ümeyye döneminin en ehemmiyetli halifesi olan Ömer ibni Abdülaziz; hakkında Bediüzzaman “Bediüzzaman, dünya saltanatının aldatıcı olduğunu ve bunu hakkı ile ifa etmenin çok zor olduğunu belirtmektedir. Halifelerinin görevleri adaletle hükmedip Kur’an’ın hükümlerini muhafaza etmek, harfiyyen yerine getirmektedir. Ancak, aldatıcı dünya saltanatı bu ulvi vazifeyi yerine getirmeyi güçleştirmektedir. Bu vazifeyi hakkıyla yerine getirebilmek için ya nebi kadar masum veya Hülefa-i Raşidin gibi olmak gerektiğini belirten Bediüzzaman, bu bağlamda, harikulade bir takva ve kalbe sahip olan iki halifeyi zikretmektedir. Bunlar, Emevilerde Ömer bin Abdülaziz ve Abbasilerde de Mehdi’dir. (Mektubat)

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız