“Devlet nerede, yargı nerede?” diyenlere savcılar “Burada” demeye başladı

35
Reklam

Türkiye burası, eli kalem tutan, görüşü olan ve onu paylaşmaktan geri durmayan herkesin bir biçimde yolunun yargıyla buluşması doğal sayılan bir ülke.

Elimde 50 yılı aşkın süredir kalem var ve bunun son 40 yılında neredeyse her gün görüşlerimi ilgi duyan herkesle paylaşıyorum. 

Benim de yolumun yargıya düşmüşlüğü var.

Çok değil, bir elin parmakları kadar; olsun, yine de 40 yıl içerisinde hakkımda suç duyurusunda bulunuldu, birkaç kez de mahkemeye çıkarıldım.

Birinde, 28 Şubat’ın soğuk mu soğuk günlerinde, karar duruşmasından hemen önce, yargılandığım Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312. maddesinin değiştirilmesi gündeme gelmese ve o duruşmaya kadar ceza vermeye hazır görünen Ağır Ceza Mahkemesi heyeti insafa gelip kararı bir sonraki duruşmaya bırakmasa cezaevine de girebilirdim.

TBMM o arada TCK 312’yi yeniden düzenledi, hakkımda 12 yıla kadar hapis cezası talep eden savcı son duruşma öncesinde değişti, yeni savcı beraatimi talep etti ve ben öylece hapisten kurtuldum.

Suçum, birilerinin ifade özgürlüğünü savunmaktı.

Ucuz kurtulduğumu bugün bile düşünürüm.

Reklam

Adliyelerde görevi basında çıkan haber ve yazıları okuyup suç unsuru buldukları hakkında dava açmakla görevli savcılar vardır. Basın savcıları. Ayrıca birilerinin ‘suç duyurusu’ yaptıkları yayınlar hakkında dava açma veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verme de yine aynı savcıların görev alanına girer.

Gider ifade verirsin, karar arkadan gelir.

Karanlık süreçte bile suç duyurusuna muhatap edildiğim birkaç konuda hep anlayışlı savcılarla karşılaştım. İfade vermeye gittiğimde sohbet ettik, ifadem kayda geçirildi, o kadar…

Türk adaletine güvenmemem için hiçbir sebep yok.

Kendilerine hangi kurumlara güvendikleri sorulan kişilerin, kamuoyu yoklamalarında, yargıyı birinci sıraya değil de bayağı aşağılara layık gördüklerinden haberdarım elbette. Eli kalem tutan ve görüşlerini kamuoyuyla paylaşan kişilerin yolu şimdilerde de yargıyla buluşuyor. Mahkemeler basın mensuplarını tutuklu yargılayabiliyor, cezaya da çarptırabiliyor.

Uluslararası gözlemci kuruluşların özgürlük değerlendirmelerinde ülkemizin durumu iç açıcı değil. Her yeni davayla birlikte, yabancı medyada, ülkemiz hakkında yürek yaralayıcı yayınlar yer alıyor.

Davalar açıldığı haberlerini her okudukça benim yüreğim burkuluyor.

Tersi de doğru. Gazeteler ve televizyonlarda haberleştirilen çoğu vahim çeşitli iddiaların yargının ilgisini çekmediği de oluyor. Görevi medyayı izlemek olan savcıların haberlere ilgisiz kalmasını anlamakta da zorlanıyorum. Haksızlık, yolsuzluk, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması gibi konulardaki haberlerin iddia olarak kalmaması, yargı tarafından soruşturulması ve gerekirse dava konusu yapılması gerekir.

Reklam

Havada kalan ve hakkında soruşturma açılmayan iddialar iddiaların muhataplarını mutlaka yaralar.

En son örneğini Sedat Peker’in siyaset ve iş dünyasından bazı kişilere karşı ifade ettiği iddia ve ithamlarda yaşadık. Videolar ve Twitter mesajlarıyla gündeme giren iddialar konusunda yargı sessiz kaldığı görüntüsünü verdi. İddiaların üzerine gidilmedi, herhangi bir davaya konu edilmediler.

Üzerine gidilmeyen iddialar zihinleri yakıyor bugün.

Toplumda ‘dokunulmazlık’ zırhı bulunan kişiler olduğunu akla getiren bir durum bu.    

[İngiltere’de kraliyet ailesi mensupları yargının ilgi alanı dışındadır. Ya da öyle bilinirdi diyeyim. Kraliçe’nin oğlu Prens Andrew ABD’de görülen bir davada sanık olmadığı halde suçlanınca, medya öncülüğünde kamuoyunun dikkatine giren iddialar sonrasında, Saray, Prens’in askeri-sivil bütün unvan ve yetkilerinin alındığını duyurdu. Andrew ABD’de ifade verecek ve gerekli görülürse yargılanacak.]

Kimse dokunulmaz değildir.

Adaletin en üstün mertebede saygı görmesi gerektiğini ifade eden “Şeriat’ın kestiği parmak acımaz” -buradaki ‘şeriat’ sözcüğü adalet anlamınadır- özdeyişine sahip bir kültür bizimki.

Dün, hem de Sezen Aksu’nun eski bir şarkısındaki masum bir ifadenin ‘şarkıcının dilinin koparılmasının’ talep edilmesine yol açtığı bir ortamda, adalet kurumunu ilgilendiren iki olumlu haber medyaya yansıdı.

Biri, kendisiyle ilgili iki yazı hakkında ‘kamu görevlisine hakaret ve iftira edildiği’ gerekçesiyle bir bakanın yazıları yazanın cezalandırılmasını talep eden suç duyurusuyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararıyla ilgili haber…  

Kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin (AİHS) ‘ifade özgürlüğü’ başlıklı 10. maddesine atıfta bulunularak şu görüşe yer veriliyor:

“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir; sözleşme kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran bilgiler ya da düşünceler için de geçerlidir; çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın demokratik bir toplum olunamaz.”

Medyanın özgür olmadığı töhmetine maruz ülkemiz için önemli bir olumlu adım bu karar…

İkincisi de İstanbul Sözleşmesi ile ilgili en az bunun kadar önemli bir hukuki mütalaa.

Metni ülkemizde kaleme alınmış, İstanbul’da imzaya açılmış ve ilk imzacısı Türkiye olan İstanbul Sözleşmesi, kadın cinayetlerinin önüne geçecek tedbirlerin alınmasını da getireceği için sevinçle karşılanmıştı.

Ne olduysa, birileri iktidar üzerinde etkili bir kampanya yürüterek TBMM tarafından yasallığa kavuşturulmuş sözleşmenin Cumhurbaşkanlığı kararıyla geçersiz hale getirilmesini sağladı.  

Danıştay 10. Dairesi’nde görülmekte olan kararın iptal edilmesiyle ilgili davanın savcısı Elmas Mucukgil, TBMM tarafından onaylandığı için ‘uluslararası anlaşma’ özelliği kazanmış sözleşmeden ancak yine TBMM kararıyla ayrılınabileceği yolunda görüş bildirmiş.

Birbirinden çok farklı iki konuda savcıların devrede olduğu görülüyor.

Arkası gelmeli.

Yargıya güven ancak yargının kendisi tarafından tazelenebilir.

ΩΩΩΩ 

Reklam

35 YORUMLAR

  1. Cübbeli Ahmet, Sezen Aksu’yu hedef alarak, “Beşerin ilk babası ve ilk peygamber Adem Aleyhisselâm ve eşi Havva Validemize cahil diyecek kadar alçalan esfeller ve Allah-u Teâlâ’nın: “Allah Âdem’e bütün isimleri (dilleri ve ilimleri) öğretti” buyruğunu bilmeyecek derecede echeller bugün toplumun en meşhur ve gözde sanatçısı olarak kabul ediliyorsa artık Allah-u Teâlâ’nın bu toplumdan razı olup olmadığını anlamak için bu kıstas yeterlidir.” demiş.

    Peki neden demiş:

    Şarkıcı, besteci ve şarkı sözü yazarı Sezen Aksu’nun 2017 yılında müzisyen Yaşar Gaga ile çıkardığı “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısında geçen, “Binmişiz bir alamete. Gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e…” gündeme getirildiği için.

    Şarkı “DiN”e dokunduğu için düşüncesini söylemekte tamamen hoca haklı. Şarkıcı haksız. Şeytanına/sanatkar nefsine hakim olamadığı için toplumun bütünün farklı değer yargısına karşı “abuk”luk yaptığı için haksız. Şarkı sözünü Sezen Aksu yazmamış olsa bile “o cahil” ifadesini sanatkarane bir şekilde haykırmakla eleştiriyi hak ediyor. Hiç bilmediği veya insanlığın büyük kesiminin “ortak ata/ebeveyn” olarak bildiği şahsiyetlere dil uzatması hiç yakışmamış. Hele, başkalarının cesaretlendirmesinden yaptığı yanlışı bir de savunmağa geçmesine ne demeli? “Şan ve Şeref” vardır ya. Bir kişide birincisinin olması, ikincisinin olmasını gerektirmiyor deyişini doğrular nitelikte.

    • “H. Gayret
      15 Ocak 2022 At 01:12
      SAYIN HB, GENÇLERİMİZİN YAPTIKLARINA DA BİR BAKAR MISIN?
      “Türkiye’nin ilk cep uydusu ‘Grizu-263A’ uzaya fırlatıldı
      Türkiye’nin ilk cep uydusu Grizu-263A, Türkiye saatiyle 18.25’te ABD’nin Florida eyaletinde bulunan Cape Canaveral Üssü’nden başarıyla uzaya fırlatıldı.

      Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Mühendislik Fakültesi öğrencilerinden oluşan Grizu-263 Uzay Takımı’nın temel haberleşme olanaklarının gerçekleştirilmesi amacıyla tasarladıkları uydu, Space X firmasına ait Falcon 9 roketiyle uzaya gönderildi.”
      13.01.2022
      NE DERSİN, CUMHURİYETİMİZİN GENÇLERİ SENCE DE BİR ALKIŞI HAKETMİYOR MU?
      HA GAYRET!!!

      TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR!
      TÜRK MİLLETİ ÇALIŞKANDIR!
      TÜRK GENÇLİĞİNİN AKLI HÜR, FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜRDÜR!!!!”

    • Yani, yapılan işin adını koymak gerekirse burada kişinin “sanat”ında daha da meşhur olabilmek, dikkati çekmek için kendini tutamaması, kontrolü gerekiyorken “nefsine uyma”sı olayı var (nefs kontrolü Kuran’da vurgulanan en önemli tenbihlerden biridir). Anlaşıldığı üzere, bu kişide konuyla ilişkili izafi bir “Akıl” yok, “İman” desen meçhul, varsa bile “cahil” marka bir iman. Peki o zaman şarkıcı Sezen Aksu’nun “Akıl*İman Sentezi” indeksi nedir diye düşünsek sonuç nedir? “Şahane bir hayat yaşamak” örneğine bakarsak oldukça düşük! Halbuki, müslüman toplumda sivrilmiş her sanatçı apayrı bir sorumluluğa sahiptir. İçinde bulunduğu topluma pozitif katkıda bulunmak, toplumdaki yanlışlıkları eksikleri giderecek şekilde becerisini kullanmak, onları daha faydalı olmak, daha fazla çalışmak.üretken olmak için motive etmek bu sorumluluklar arasındadır. Ancak bu “Akıl*İman Sentezi” kalitesinde bir sanatkar için böyledir!

      Sezen Aksu bu kalibre bir sanatçı olsaydı “Şahane bir hayat yaşamak” şakısında “….Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e” yerine “Selam söyleyin Hazreti Havva ile Adem’e diyebilseydi bu daha bir düşüncürü bir ifade olurken eleştiri oklarına muhatap olurmuydu hiç! Ama, dedik ya “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden mustarip biri. Üzülmesin bu zafiyette olan sadece o değil tabii. Onu yanlışı savunma konusunda cesaretlendiren herkes…

  2. Minik serçe cevap vermiş zorbalara:

    AVCI

    Sen beni üzemezsin
    Zaten çok üzgünüm
    Nereye baksam acı
    Nereye baksam acı
    Ben avım sen avcı
    Vur bakalım….

    Sen beni sezemezsin
    Dilimi ezemezsin
    Nereye baksam acı
    Nereye baksam acı
    Kim yolcu kim hancı
    Dur bakalım…

    Beni öldüremezsin
    Sesim, sazım, sözüm var benim
    Ben derken ben herkesim

    • Dün Anadolu’nun ozanları nerede diye sormuştum. Minik serçe ses vermiş. Diğer Ozan geçinen ve gıkları çıkmayan çakma sanatçılar utansın.

      • O ozanların geçim dertleri kendilerine yetmiş. Gündemi çok sonradan öğrendiklerinde eser verirler. Baksana, C.B. bile bu işi 5 sene sonra öğrenmiş birşeyler deme ihtiyacı duymuş.

        Sezen hanım yukarda zırvalamamış mı sence; misal “Ben derken ben herkesim” diyor!

  3. Ülkemiz adaleti ve hukuku rafa kaldırdı. Benzemek istediği ülkelerdeki gibi yapıyor. Örneğin Çin. Bir milyonun üzerinde Uygur çalışma kamplarında köle olarak çalıştırılıyor. Çocuklar yetimhanelere yerleştiriliyor. Bir etnik grup sadece farklı oldukları için toptan etnik temizliğe tabi tutuluyor. Bizimkisi gibi otokrat ülkeler de ses çıkarmıyorlar. Sadece batı ülkelerinden cılız sesler çıktı, vaziyeti kurtarmak için, ancak ekonomik çıkarlar için onlar da ses çıkarmıyorlar. Müslüman ülkeler kınama bildirisine imza bile atmadılar. 21. Yüzyılda kölelik devam ediyor ve insanlık adına utanç verici. Herkesin utanması lazım. Bizde bu insanlık suçlarını haber bile yapmıyorlar. Gerçekten yazık.

  4. =Ayarıyla Oynadın Kantar, Bir Gün Olur Seni Tartar=
    =İlahi Adalette Zaman Aşımı Yoktur=
    Bu saatten sonra bir çok kişinin yolu yargıyla kesişmesi, anormal bir durum olmaktan çıkmış gibi görünüyor.
    Beninde yargıyla ilk buluşmam 8-10 yaşlarında başladı daha sonra 35 yıl sonra aynı kişi bir kez daha yargıyla karşılaştım ,fakat öyle bir tanıştım ki şimdiye kadar mayın tarlasında gezmişim de haberim yokmuş. O gün bu gün her an yargıyla karşılaşmayı hazır kıta bekliyorum.
    İnternet ortamında dolandırılma olayında iki önce şikayette bulundum bir arpa boyu yol alınamadı, fakat yeni dolandırıcılık olayı ile ilgili yeni bir şikayet dilekçemi de vereceğim, anlaşılan kalan ömrümü mahkeme kapılarında geçeceğine hiç şüphem kalmadı artık.
    Sayın yazar “adalete güvenmemem için hiçbir sebep yok” diyor olabilir zaten bu ülkede belirli bir kesimin yargı ile hiçbir sorunu yok sadece halkın sorunu var, o sorun da yargıya güven benim yargıya güvenim sıfır. Tartışma programına çıkan hukukçuların da yargıya güvenin yok denecek kadar az olduğu dile getiriliyor.
    Sayın yazarın, görevi medyayı izlemek olan savcıların, soruşturma açamayacakları iddialar olduğunu biliyordur sanırım, mesela on bin dolar alan siyasetçi…
    =Bir Ülkede Adalet yoksa hiçbir kurumdan adaletli iş beklenemez=

    • Bu iddianı söylemeye devam et, çünkü günün birinde gerçekten de adalet altın çağını yaşayacak. Sen de o zaman ben zaten hep bunu söylüyordum diye havanı atabilirsin:))

      • “Sadece batı ülkelerinden cılız sesler çıktı, vaziyeti kurtarmak için, ancak ekonomik çıkarlar için onlar da ses çıkarmıyorlar.”

  5. Yargı=TV dizisi gelmeye başladı aklıma☺️ ve bu kelimeyi yakın hissetmeye başladım kendime.
    Oysaki.. eskileri anlatmayayım.
    Adalet=hep sevmişimdir. Demirel’i bile AP milletvekili olduğu için sempati duyardım. (aslında hiç sevmedim).
    (Birden aklıma geldi, Adalet ve kalkınma..
    Acaba halk ta bunun için mi…?)
    Ne bizim yargıya ayar yada akıl vermeye aklımız yeter, ne de haddimize.
    Tek bildiğim, “adalet lazım mutlaka ve bir gün herkese”.
    Allah aratmasın adaleti lazım olduğunda kimseye?
    Her daim yanımızda olsun.

    • Şarkıcı muhabbetini takip edemedim, o ne dedi bu ne anladı ben de bilmiyorum. Halkın da umurunda değil gibi.
      İstanbul sözleşmesi ise möhim. Mecliste mi görüşülür, referandum mu!!! Bilemedim ?
      Tek bildiğim, mevcut kanunlarımız niçin uygulanmaya devam ettirilirken!!!!!!!
      Yanından yöresinden rütuşlar yorumlamalar eklemek yerine!!!!
      — ömür boyu nafaka,
      — 10 cantim parton 10 metre yaklaşmayacak,
      — şu parayı ödeyecek, hapis..
      (Sanırım böyle şeyler var ve bize ulaşan bilgi sadece bu! Yani bilgi sahibi değilim!)
      Bu işler için de sanırım bir 4.(üncü) ittifak lazım ☺️

  6. Kuşkuluyum!..
    Sayın yazarımızın, yargının iddia makamı üzerinden tek yanlı, yarım çıkışı, “Devlet burada” hakkındaki değerlendirmesi “erkenci” bir tutumdur.

    Hem, konusu ayrı iki davada savcıların -ikincisinde, Danıştay 10. Dairesi, savcının mütalaasına rağmen henüz karar vermiş değil ki; (savcıların) “Devlet burada” demesine karşılık ancak hakimlerinde aynı iradeyi göstermesiyle tamamlanır. “Devlet burada” demekten ziyade “Yargı burada” diyebilmek daha iyi olanı değil midir?… Hem bana bu, iki ayrı münferit çıkış gibi de geliyor.

    Doğrusu, iktidarın Körfez, Ortadoğu ülkeleriyle yakınlaşma çabalarından sonra İsrail ile Doğu Akdeniz Doğalgaz Boru Hattı (East-Med) projesi üzerinden yakınlaşma çabası, ABD ve sonrasında da AB ile yakınlaşma, yeniden ilişki kurmaya yönelik olarak iktidarın, “Yargı kararına uyarız” gibi bir söylem üzerinden yeniden İstanbul Sözleşmesine dönülmek, yargı üzerinden kotarılan bir operasyon gibi de geliyor bu bana. Değilse de, henüz yerel düzeyde yargının kendi -bağımsız- varlığını hissettirecek gelişmeler göremiyoruz.

    İlkinde ise, savcının, İçişleri Bakanının davasına karşı yaptığı düşünce/ifade özgürlüğü temelli mütalaası ise bana Soylu’ya siyaseten yargı eliyle yapılmış bir gönderme olduğunu, onu sınırlandırmaya yönelik olduğunu düşünüyorum. Yani bana göre, Yargının tepesinde esen “siyaset kılıcı” henüz kınına girmiş değil.

    Ana konu olmamakla beraber ve yazarımızın üzerine müstakil bir yazı yaz(a)madığı Sezen Aksu şarkısının tartışmalı sözlerini son üç yazısına iliştirmesi onu -Sezen Aksu’yu ya da şarkısını masum göstermez, göstermeye yetmez. Hakikaten tartışmalı bir konu.

    Neden sonra -eski, 5 yıl önce kaleme alınmış veya söylenmiş- bir şarkının bugün gündem olması ve iktidarın küçük ortağının gecikmeli, büyük ortağının ise daha gecikmeli (ilmi, bilimsel değil siyasi) tepki vermesi bu konunun da siyasi olduğu, hem de manevi değerlerin siyasete alet edildiğinden başkaca bir şey değildir. Ben ulemanın -iktidara yakın, uzak ilahiyatçıların- konuyu enine boyuna işlediği ve kamuoyunu aydınlattığı üzere çok bir şey yazıp çizdiklerine de şahit olmadım.

    Muhalefetin, özellikle CHP sözcülerini ile sol tandaslı sanatçıların iktidarın ekmeğine nasıl da yağ sürdükleri, iktidardan soğuyan kesimleri tekrar oraya sürükledikleri ameliyesini işledikleri ayan beyan ortadadır. Bilerek yaptıklarından değil, iş bilmezliklerinden, halkın gerçeklerinden, değerlerinden ne kadar uzak kaldıklarının dışa vurumudur bu durum. E, siyasi zeka da bunu tepe tepe kullanıyor; her şeyi kullandığı gibi.

  7. İnsan burda bile, bukadarcık karar için bile, “vitrinde dursun diye”, birilerinin müsadesi ile alınmış olma ihtimalini düşünmüyor değilim ? arkası gelmeli.

  8. İlkokulda okuduğum bir fabl vardı. Kurt ile kuzu. Suyu bulandırma hikayesi. Türkiye her konuda bunu yaşıyor. Ama bakıyorum hala birileri kurdun yanında. iyi ki cehennem var.

  9. İdari mahkemede bir konu için görüşünü aldığım bir hukukçu arkadaşım eğer şansın varsa kadın ve orta yaşlı, dünya görüşü olarak seküler bir savcıya denk gelirsen kamu aleyhine bir görüş verebilir ve haklı olduğun davada netice alabilirsin demişti. Biz buna meslek jargonunda cesur ve kitabın ortasından karar verebilecek savcı profili diyoruz diye de eklemişti argo bir tabir ile birlikte. Sonra eğer dosya erkek, bıyıklı ve evladu iyal kaygısı olan bir savcıya giderse dünya yıkılsa kamu aleyhine bir görüş bu dosyadan çıkmaz diye de eklemişti. Elmas hanımı verdiği karardan dolayı tebrik ediyorum, diğer savcının cesur kararının arkadaşımın tanımı dahilinde olup olmadığını ise merak ediyorum. Teemmel

    • Kadınlara daha fazla etki ve yetki verilmeli bu ülkede. Erkekler çok vicdansız ve duyarsızlar her konuda. Her alanda kadınlara daha fazla yer açacak partilere oy verilmeli mutlaka. HDP bu alanda bir öncü. Eş başkanları ile kadın milletvekilleri ile göz dolduruyor. Keşke bu PKK illetinden de kurtulabilseler. Selo’ya fırsat vermedi iktidar ve avaneleri. İmralıyı tercih ettiler.

      • Endercim “HDPnin Eş başkanları ile kadın milletvekilleri kadar göz dolduruyor.” muydu bilmiyorum ama vaktiyle hem de ekonomi profu bir kadın başbakanımız vardı, ekonomiyi çok güzel uçurmuştu! Bir de onun çırağı beyaztoroslu madam vardı, dönemin içişleri bakanıydı, devri saadetlerindeki failimeçhulleri ise şimdi burda saymayalım istersen:))))

      • Yazdığınız yorumun maksat ve mahiyeti açık olmasa dahi orta doğu coğrafyasında toplumun eril çoğunluğu pek çok sorunun sebebi olup, statükoya yada ulülemre sorgusuz itaat kara sevdası ile erkek ile korkak eş anlamlı sayılabilir söz meclisten dışarı.

  10. Fehmi Beyin ,’Arkası gelmeli ‘ temennisine biz de inşallah diyelim bari ; belki tutar !
    Ama bu işler inşallahla , maşallahla düzelmiyor !
    Artık alışkanlık haline gelen ve bir türlü durduralamayan kadın cinayetleri ve bunlarla ilgili olarak birbiriyle çelişkili mahkeme kararlarının verildiği bir ülkede adaletten bahsedilir mi !
    Çeşitli suçlardan dolayı mahkemeye çıkarılan ama adli kontrolle ( Bu adli kontrol de ne sihirli bir şeymiş ) serbest bırakılan , elini kolunu sallaya sallaya gezen suçluların olduğu ülkede adaletten bahsedilir mi !
    Ve en önemlisi, en acısı , en zalimcesi de 15 Temmuz darbe teşebbüsü bağlamında ; iltisaklı, irtibatlı , kuşkulu diye binlerce insanın mesleğinden ihraç edildiği ( Gerçek suçlular hariç !) , dışarıda iş bulmalarının engellendiği , binlercesinin de hapishane köşelerinde çile doldurduğu bir ülkede adaletten bahsedilir mi !
    Üstelik bu darbe teşebbüsüne yıllarca zemin hazırlanmasına sebep olanların , bunlara çanak tutanların , bunları siyasi çıkarlarına alet edenlerin, siyasetçilerin hiç bir şekilde hesap vermediği bir ülkede adaletten bahsedilir mi !
    Edilmez , onun için geçiniz efendim !
    Hem bu savcılardan, bir kaç güne kadar valizlerini toplayıp yerlerden yer beğenmeleri de istenirse hiç şaşırmayalım !
    Padişah Abdülhamit ; Yıldız Sarayında özel bir mahkemede yargılanacak olan Namık Kemal için , mahkeme başkanına haber gönderir ve ‘Şanına layık ‘ bir karar vermesini ister.
    Mahkeme başkanı olan paşa da ‘ Hiç merak buyurmasınlar, dedikleri gibi olacak ‘ demesine rağmen beraat kararı verir.
    ‘ Hiç padişahtan korkmadın mı ‘ diyen kızına da şöyle der,
    – Kızım , ben sadece , yarın onun da benim de huzuruna çıkacağımız İlahi Adaletten korkarım !
    Selamlar ,saygılar

    • Padişahımız efendimiz sözüm ona vatan şairimizi mapusluktan kurtarabilmek için mahkeme başkanı(?)na bir kese altın da göndermiş olabilir:))))

  11. BİR FIKRA

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, AB büyükelçilerine…

    “Bizim ittifakın ekonomik programı konusunda Deva Partisi çalışıyor” demiş.

    • senin fıkrada saçma sapan bir fıkra olmuş.

      kendisi zaten iktisat konusundan mezun olmuş.
      chp’nin kadrosunda ekonomi uzmanları çok.
      solcular eğitim okuma konusunda sağcılardan önde.

      • Nadir bey chp seçmeninin eğitim durumu yüksektir, son seçimlerde tüm belediyeleri de kazanabildiklerine göre akparti iktidarının eğitim politikaları başarılı olmuştur diyebiliriz, öyle mi değil mi?

      • Avrupalı büyükelçilerin “iktidara nasıl geleceksiniz”, ” hani olmaz ya, diyelimki iktidara geldiniz, siz neler yapacaksınız, mesela nasıl bir ekonomi politikası uygulayacaksınız. Ekonomiyi nasıl toparlayacaksınız?” Gibi bir soruya Kılıçdaroğlunun verdiği cevap o.

        Yani bay Kemal diyor ki, ben bilmem Deva partisi bilir diyor.

        O zaman biz de Deva partisine mi oy versek acaba?

        Ben Deva partisine oy vermek isterim de onun da Hukuk’tan ne anladığı tam anlaşılmıyor. Çünkü kendi hatalarını hiç görmek istemiyor. E bu durumda nasıl oy vereyim?

        • Aynı Büyükelçiler Deva partisi genel başkanı Ali Bey’e “Hukuk sistemini basıl rayına oturtmayı düşünüyorsunuz?” Deseler o da o konuyu ben bilmem Davutunoğlu hocam bilir, kendisi strateji uzmanıdır “stratejik derinlik” onda var bizde yok diyecektir muhtemelen.

          Benzer bir soruyu Davut oğluna sorsalar o da diyecek ki biz iktidara gelince ‘görürsünüz’.

          İyi parti o da ben Başbakan olunca herşey düzelecek diyecektir ama asla nasıl düzeleceğini anlatmayacaktır çinki bilen biri yok aralarında.

    • İktidarın tüm rotasını da Perinçek çiziyor. Kendisi öyle söylüyor tv’lerde. Yalanlama da gelmedi. Nitekim öyle, Avrasyacı yolsuz ve otokratların eline düştük. Orta Asya cumhuriyetlerine benziyoruz artık, AB üye adayı bir ülkeye değil. Yalan mı?

  12. Keşke bu iki örnek üzerinden hareket ile sizin kadar ümitli olsaydım. Aslında sizinki de ümitten ziyade temenniye benziyor. Gerçi şu bir gerçek; yeni muktedire göre tavır olmak ( nadir istisnalar hariç her zamanki gibi). Uyduruk suçlar suçlamalar yüzünden 5.5 yılda 40. duruşmadan da karar çıkmayıp, tekrar 3 ay sonraya gün attılar. Neyine güveneyim? Geç gelen adalet adalet değildir, bizimki çoook geç oldu, zulüm oldu. Bir suç bulabilirmiyiz diye bekliyorlar… O yüzden muktedir değişmeden birşey beklemek sadece temenni olabilir. Yeni muktedire göre tavır almak? Böyle bir sistem, böyle hukuk adamı olunur mu? Yazacak çok örnek var lakin adalet ! ?

  13. “Birbirinden farklı iki konuda savcıların devrede olduğu görülüyor…” Hala umut, hala umut…
    Peki devrede olunmayan binlercesi, yüz binlercesi, milyonlarcasi.. Bu yazıyı yazarken dostunuz Kavala aklınıza gelmeli değil miydi?

    • Kavala’ya yapılan haksızlıkları AB büyükelçileri toptan bildiri ile kınadılar. İktidar da hık mık dedi yuttu. İstenmeyen adam ilan ederim falan gibi iki üfürdü. Sonra sustu, yemedi elbette. Gerçekten 5 yıl tutuklu yargılama adı altında yapılan bu işkence nedir. Hangi yüzyılda yaşıyoruz. Bu ne cehalet bu ne yobazlık bu ne tiyatro. İnsanlık öldü mü? Bayramlık ağzımızı açmamız gerekmiyor mu bu sefillere karşı?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız