Ayasofya kararı bir gecede alınmadı.. “Ne yapabilirler?” sorusuna da cevap arandı mı acaba?

48

Uzun asırlar boyu cami olarak zihinlere kazındıktan sonra bir kararla müze haline dönüştürülen Ayasofya’nın yine bir kararla yeniden eski hüviyetine kavuşturulmasına itiraz edenler var.  

Olacak elbette.

Ancak, ben, itiraz edenlerin bile içten içe bu kararı olumlu karşıladıklarını düşünüyorum.

İtirazları, böyle bir kararın ülke aleyhine gelişmelere yol açabileceği endişesinden çünkü.

Ayasofya’yı bizler gibi görüp değerlendirmeyen, onun müze olmasını bile zor kabul etmiş, İstanbul’un fethinden sonra cami yapılmasını hiç hazmedememiş ve yeniden kilise olmasını arzu eden bir dünya insan ve onların güçlü kurumları var.

Endişe duyanlar, açıkça dile getirmeseler bile, “Türkiye’nin ekonomik, uluslararası ilişkiler ve iç dayanışma açılarından fazla güçlü olmadığı bir dönemde bu işe kalkışıldı, başımıza bir iş gelir mi?” endişesini taşıyorlar. 

Siyasi iktidar, yapılana itiraz edenlere kızmak yerine, onların bu duygularını, iktidarın sağlığı ve geleceği açısından duyulan bir endişe olarak değerlendirmeli.

Dün, burada, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi kararının, bunun gerçekleştiği dönemin, yani Osmanlı sonrasının, ‘yeni Türkiye’nin, kimliği hakkında içeriye ve dışarıya bir mesaj olsun diye verildiğini yazdım. Ayasofya’nın bir kez daha camiye dönüştürülmesinin de, bugünkü ‘yeni Türkiye’ kimliğinin iktidar cephesi tarafından dünyaya bir mesaj olarak duyurulduğunu da.

Reklam

Şunu bilelim: Dışarının o dönemin yöneticilerinden istediği ve beklediği, büyük ihtimalle, Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi değil, yeniden kilise haline getirilmesi idi. 

Ülkemizde 86 yıl sürmüş “Ayasofya yeniden cami olmalı” arzusu ne kadar güçlü ise, dışarıda da “Ayasofya yeniden kilise olmalı” beklentisine güçlü bir biçimde sahip hiç de azımsanmayacak bir kitle var.

Dün de vardı, bugün de var ve bilelim ki yarın da var olacaktır.

Onların Ayasofya’nın cami olarak yeniden açılması karşısında suskun kalmayacakları muhakkak.

Gelmiş geçmiş muhafazakar kimlikli siyasi iktidarlar bugünlerde yapılanı bu yüzden göze alamadılar.

Bu gerçeği bilip “Ne yapabilirler?” sorusu üzerinde ciddi ciddi düşünmek gerek.

Ayrıntılara dikkat

Kararın ince elenip sık dokunarak alındığı, en ince ayrıntıya bile dikkat edilerek uygulamaya konulduğu anlaşılıyor.

Reklam

AK Parti’nin itibar ettiği bir gazetede çıkan bir yazıdan, bugün, okuyana kadar haberim olmamış bir çok ayrıntıyı öğrendim.

Okuyalım:

“Danıştay, cuma namazından hemen sonra, saat tam 14.53’te açıkladı tarihî kararını.

‘Zulüm 1453’te başladı’ diyenlere inat, İstanbul’un fethedildiği tarihe göndermeydi bu!..

Sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Ayasofya ile ilgili konuşacağı saat açıklandı: 20.53.

Yani 2053.

Cumhurbaşkanı’mızın 2023, 2053, 2071 vizyonuna atıfla, İstanbul’un fethinin 600. yılına mesaj niteliğinde.

Özetle ‘Biz buradayız, burada kalmaya devam edeceğiz’ diyorduk birilerine.

Ve en çok merak edilene geldi sıra…

Beklenti 15 Temmuz’a idi önce…

Milletimizin kahramanca mücadelesi ile atlattığımız ‘hain işgal girişimine okkalı bir cevap olur’ sevinciyle…

Erdoğan tarihi açıkladı: ‘Ayasofya’da ilk namaz, 24 Temmuz Cuma vaktinde…’

Yani, Lozan’ın tam da 97. yıl dönümünde.” (Siyahlar yazının yazarı Yücel Koç’a ait. FK).

Yazar bunu bir ‘meydan okuma’ olarak görüyor.

Gerçekten de öyle. Güçlü bir ‘meydan okuma’ bu.

Okuyunca kararın bir anlık olmadığını, üzerinde ayrıntılı düşünüldüğünü, her türlü hesabın yapılarak bunun bir ‘meydan okuma’ya dönüştürüldüğünü daha iyi anladım.

Herhalde konunun bu ‘meydan okuma’ yönünün de bilinilmesi istenmiş olmalı. Ayrıntıları benim gibi gözden kaçırabilecek olanlar da bilsinler diye, bu denli açık seçik duyurulmasının başka anlamı olamaz.

İktidar cephesi, AK Parti ve MHP, bu cesur kararı almada ortak. Muhalefetin muhafazakar ve milliyetçi kanalları da, kimi sessiz kalarak kimi de sahip çıkarak, karara destek verdi. 

Daha da önemlisi, anamuhalefet CHP de, genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ne duruyorlar, açacaklarsa açsınlar” ifadesiyle kararın teşvikçileri arasında yer alıyor.

Bu bir gerçek.

İtiraz edenlerin azlığına, siyasi zeminde yer alanların neredeyse bütününün desteğine rağmen gerçek değişmiyor: Sorumluluk iktidar partisinin üzerinde

Yapılandan siyaseten yararlanacağı kadar, saldırıların yoğunluğu dayanılmaz hale gelirse, zarar görecek olan da yine iktidar partisi olacaktır.

Karar öncesindeki ince ayrıntılara kadar düşünme süreci içerisinde “Ne yapabilirler?” sorusu üzerinde de düşünüldüğünü ve gerekli tedbirlerin alındığını var saymamız için sebepler çok.

Umarım, öyle olmuştur. O küçük ayrıntı da unutulmamıştır.

ΩΩΩΩ

48 YORUMLAR

  1. Ahmed kerdeş! Önce siz benden HELALIK isteyin daha sonra bana yol gösterin.
    Ben Kuran’I Kerim’in Tevsirine 2 dilde en az 25 kez okumuş ve iki senede Tevsir ilmini yapmş tevsir Pf. Bayan ile beraber hayatın akışına rehber olacak konulari onunla çalışarak öğrendim…
    Halen daha islamın binde birini bildiğimden ve yaşadığımdan emin olmiyorum onu için her gece uykudan once kendi kendimi sorgular ve eleştırırım.

    Kuran’I Kerim’de benim bildiğim kadarı ile en az 16 ayet’te Allah’a ulaşmak için aracıya ihtiyacım olmadığını iyi bildiğim için. ÖğleTürkiyedeki tarikat müritlerinin yaptıkları gibi Şehler ve Hocaları aracı koymak gafletine düşecek kadar bilgisizde de değilim.
    Çünkü Allahi Taâla benim şah damarımdan daha yakın olduğunu ve aracı koyarak şirke düşmemem için en az 15 ayet ile benim gibi kullarını uyariyor.
    Onun için
    Çok şûkürler olsun ben “ALLAH’TAN başkasına haşa Kulluk edecek kadar cahil değilm.
    Ayricada! Kimselerden emir alacak karekterde’de hiç değilim.
    Ha sadece hata yapmaktan dolayi ALLAH’tan korkarım. 28 Şbatın Askeryedeki komutanlarından nasıl korkmadiisem! zalim ve Diktatör idarecilerden ZERRE kadar korkmam.

    Eğer Gülen Cemaatı’nden olsam sizden ve reisinizden den mi korkacam, heleki yalan ve iftira makinelerinden hiç korkmam.
    Allah bana çok şükür akil vermiş ve o aklı nasıl kullanacağımide nasib etmiş
    Bu site açıldı açılalı sizin gibi onlarca benimle iddaya giren ve hakarete varan akılları ile değil duyguları ile hareket edenlerın savunduklarını hep boşa çıkarmadım’mi?
    Buna rağmen siz kalkmiş tam benim kişiliğime ters düşen Cemaatcılık tarikatcılik ile bana akıl vermeye kalkışiyorsunuz.
    El insaf: yaho benim 4 yaşindaki ikizler sizin bu yazınızı okusa onlar dahi güler.
    Aşağıdaki ayetleri okuyan ve Anlayan birisini Kendiniz gibi zannetmekle çok yanılgıya düşrek Kul hakkına girdiniz.

    Bakınız! ben 15 Temmuz darbesinin millete lanse edilen tarafına! (.) Kadar inanmiyorum.

    İsterseniz AKP eski M.V Samil Tayyarın 2017 yılında 15 Temmuz hakkındaki konuştuklarını verdiğim linkten Okuyun ve dinleyın.

    Ankebut 22
    Sizin ne yerde, ne gökte Allah’ın azabından kurtulup kaçacağınız bir yer yoktur. Sizin için Allah’ın dışında, O’ndan gelecek felaketlere karşı, sizi koruyacak herhangi bir dostunuz ve yardımcınız da yoktur.

    Bakara: 107. ayet. Yerlerin ve göklerin egemenliğinin Allah’a ait olduğunu bilmez misin? Sizin için Allah’tan başka ne bir veli ne de bir yardımcı vardır.

    https://gazetemanifesto.com/2017/akpli-samil-tayyar-bugun-kahraman-dediklerimiz-yarin-darbeci-hain-dediklerimiz-de-tam-tersi-olacak-122661/

    • Bacı bir laf vardır bilirsin `bir dokun bin ah işit` seninki de o hesap. Bir daha anlayamadığın konulara girme haddini aştığının farkına varmaz sansürlenirsin. Kul hakkına girmen de cabası olur. Bir kitabı istersen 2 değil 12 defa oku ne farkeder. Anlamadıktan sonra daha çok okursun.

      • Ben sansurlenmekten şikayetci olmak şöyle dursun kendimi eleştırmeme rağmen! Sizde kim oluyorsunuz’de
        bana akıl veriyorsunuz…
        Sizi defalarca uyarmama rağmen sizinle uzaktan yakında alakası olmayan yorumlarıma karışma yetkisini kendinizi sorumlu hiss etmenizin, nedeni!
        Belliki Twitter’in kapattığ 7,000 hesap tan bir kaç taneside size ait olması.
        Haddini Aşma! Demeki siz her zaman….Kendi dengesizliğinizi başkalarına mal etme taktiğini kullaniyorsunuz.

  2. Tarihler işin içine girdiğine göre “Tarih yazalım” şövenizmine de girişilmiş gibi bir manzara var anlaşılan. 1934-35 yıllarında tarih yazıldı. Bu aslında aynı millete giydirilen yeni gömleğin yanlış iliklenen ilk düğmesiydi. Devlet, ülkede Bilim-Teknikte hızla gelişme programlarına odaklanacağı yerde kutuplaşmayı tetikleyecek milleti bölebilecek lüzumsuz işlere girdi. Vakıf karar verseydi belki Ayasofya gibi bir yapıyı cami vasfını koruyarak turizme kazandırma konusu da akılkarı bir güzergaha daha o zaman sokulabilirdi.

    Bunun için içersine matruşka usülü küçük bir Ayasofya daha yapılabilir ve mesele hallolurdu. Bu şekilde “İç Ayasofya” cami hüviyetiyle zamanın dindarlarına hizmet ederken Fatih’in vasiyetine önemli ölçüde uyulmuş olurdu. “İç Ayasofya”nın dış mekanı olan “Dış Ayasofya”, original haliyle Turizme kazandırılmış Müze hüviyetiyle ülke ekonomisine hizmet ederdi. AKP itidarının ömrü yeter mi yetmez mi bilemem ama, bir süre sonra bu iş hâlâ mümkündür.

    Görünüşe göre bir başkası ibadete açılsın ama Cuma günleri Cami, Pazar günleri Kilise olsun demiş. Dindar birinden gelen böyle bir teklife saygı duyulabilir ancak bu ne mantıklı ve ne de pratik bir şey olur hele hele günümüzde. Dini duyguların çok daha kuvvetli olduğu, “talep”in bir o kadar fazla olduğu bir dönemde bunu Fatih gibi biri yapmamış. Bu akılkarı bir teklif değil. Fatih, “Akıl*İman Sentezi”nin en bariz örneğini vermis biri. Bu öyle sinerjik bir sentezdir ki o dönemde karadan gemiler yürütebilmiş. Bu dönemde neler başarabileceğini varın siz düşünün…

  3. sembol dili önemlidir, bütün zamanlarda görünür bir şeylerden görünmez bir şeyleri anlatmaya ve anlamaya yarar. kişiler, gruplar hatta ülkeler çoğu zaman bu dilde konuşur.
    mesela masonların sembol diline verdikleri önem herkes tarafından bilinir.
    kullandıkları en yaygın sembollerden biri gönye ve pergeldir.
    mason da zaten duvar işçisi demektir.
    hiyerarşilerinde en tepedeki kişiye de evrenin ulu mimarı derler.
    kullanılan bu sembolleri bir arada düşünürsek mimarinin bazılarına göre son derece değerli olduğu anlaşılıyor sanırım. dolayısıyla binalar ve şehirlerin görünürden görünmezi anlamak için oldukça önemli geçiş kapıları olduğu söylenebilir.
    ben ayasofyanın sembolik anlamları üzerinde durmayı düşünmüyorum.
    siyasi ya da dini bir açıdan yaklaşmayı da düşünmüyorum.
    ayasofya milletlerin ya da dinlerin mülkü değildir, ülkelerin ya da bir ülkenin de mülkü değildir. gayet basit bir şekilde zamanının kurallarına uygun olarak bir adamın bileğinin hakkıyla aldığı tapulu şahsi gayri menkulüdür. nasıl günümüzde bir kişi yasal olarak günümüzün hukukuna uygun olarak aldığı mülkler üzerinde egemen hak sahibi ise, yaşarken istediği gibi değerlendirebiliyor, öldükten sonra da istediği gibi tasarruf edebiliyor ise aynı şekilde sultan mehmet han da mülkünü istediği gibi değerlendirebilmelidir, ayasofya nın eski ve mimari açıdan değerli olması mülk sahibinin tasarruf hakkını kullanmasına engel teşkil etmez. insanlığa mal olmuş nice sanat eseri eser sahibi tarafından dilediği şekilde değerlendirebiliyor, ister evinde tüm gözlerden uzak tutuyor ister müzelerde galerilerde sergiliyor isterse de satabiliyor. sonuçta bu bir binadır, sahibi olan bir mülktür, sahibi yaşarken üzerinde tasarruf hakkını kullanmış, ölümünden sonra da nasıl kullanılmasını istediğini açıkça beyan etmiştir. durum bundan ibarettir. bu mülkü yönetenlere düşen görev sahibi nasıl istiyorsa mülkün öyle kullanılmasını sağlamak olmalıdır, kimsenin şahsi bir mülke karışma hakkı yoktur.
    sonuçta ayasofya bir kilise değildir, minare eklenmesi onun kilise olma özelliğini değiştirmiştir. üstelik mimar sinan bu yapıyı temelden tanzim ederek güçlendirmiştir yoksa ayasofya ayakta kalamaz çoktan tarih olurdu.
    kısacası bu güzel bina sahibiyle, tarihiyle herşeyiyle çok uzun zamandır bize malolmuş bir yapıdır.

  4. Sayın FKT bey! Size katılıyorum, mantıklı, gerçek ve anlaşılır bir yorum
    Ben dünkü yorumumun son bölümünde sizin bu yorumunuzda yazdıklarınıza benzer ve galiba bırazda sakıncalı şeyler yazmış olmalıyım ki yorumun ayni zamandada son bölümü olan sansure takıldı ve yayınlanmadı.

    Şimdi Kendilerini 4+4 lük Müslüman olarak görenlere şu soruyu sormak istiyorum.
    İslamda! Fetih yanı ülkesini savunma değil başka ülkelere saldırip onların topraklar’ını savaşala ele geçirme yani fet etme hakkı varmı?

    İslam DİNİ barş dinidir ve ülkesine saldıranlara karşı topraklarını korumak için savaşmasına izin verilmiştır, ve buda Kura’ni Kerim’de ülkesini savunanların ve bu uğurda şehit olanların kazançlaride ayetlerele bildırılmıştır.

    Şimdi siz hem fet edin hemde onların ibadethanelerini ellerinden alın.

    1- İslam buna izin veriyormu?
    Veriyorsa! Evet veriyor diyenler bunu Ayatlerle Açıkkaya bilecekler burada delilleri ile açıklasınlar, bizde görelim….
    Allahu Taâla. Yüce Kitabımız Kura’ni Kerim’de
    İSRA suresi ilk 8 ayet, biz size her yeri mescit kıldık, yeryüzünü insanlara mescit kıldık…
    Lütfen Dinimizi Kirlenmiş siyasetinize alet etmeyin ve edenleride alkışlamayın.
    Sonra Allahın GAZABİ çok ağir olur ve o zaman Koronaya dahi Rahmet okursunuz.
    Geçmişte insanların hayatlarını karartıp dünyayi onlara zehir edenlerin Akibetlerine ve şimdiki Dünya Devi ABD’yidemi görmiyorsunuz?
    Millet açlılikta aileleri ile birlikte intihar ediyor! Yõneticiler karada Denizde ve Havada saraylarında sülalece doğal besinler ile beslenerek şatafatlı hayatlarını yaşiyorlar.
    Bari siz bunları savunarak suçlarına ortak olmayın.

    • Nurdan abla iyi güzel diyosun da haçlı rahat durmuyo ki; her fırsat bulduklarında üstümüze geliyolar; öyle haçlı oranıza buranıza ilişmez diyenlerin aklına kalsaydık işimiz varmış yani…
      ya naapsaydık höt diyene?
      Vere vere elde avuçta bi anadolu vilayeti kalmış, sen de daha yok mu diyorsun!

    • Biliyorsunuzdur sahabe efendilerimizden Eyüp Sultan hazretlerinin kabri İstanbulun surlarının dibinde.
      İstanbul’un fethi Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in hadisi şerifinden sonra birçok Müslüman kumandan tarafından heyecanla gerçekleştirmek istenilen bir hadisedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in vefatından Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethine kadar birçok kez kuşatılmış ancak kimseye nasip olmamıştır. İşte Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in İstanbul fethini müjdelediği hadisi şerifi.”’İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.’”(sahabe efendimiz Bişr el-Ganevî radiyallâhu anh-Ahmed b. Hanbel (v. 241/855)’in Müsned’i ve bizzat Buhârî (v. 256/870)’nin et-Târihu’l-Kebîr ve et-Târihu’s-Sagîr’i, Ibn Ebî Hayseme (v. 279/892)’nin Kitâbu’t-Târih’i, Bezzâr (v. 292/905)
      İstanbul, bulunduğu konum dolayısıyla hem askeri açıdan hem de ekonomik açıdan oldukça kıymetli bir yere sahiptir. Ancak İstanbul, çok güçlü sur sistemiyle korunduğu için ne bir Müslüman komutana ne de başka bir devlete fetih nasip olmamıştır. İstanbul yalnızca 1204 yılında Haçlıların haince saldırısına uğrayarak işgal edilmiştir. Dördüncü Haçlı Seferi, 1200-1204 yılları arasında gerçekleşen bir Haçlı seferidir. Papa III. Innocentius, Kudüs’ü kurtarmak maksadıyla; tüm Avrupa’yı sefere davet etti ve bu sefer 1202’de Venedik’ten başladı. Başlangıçta seferin hedefi önce Mısır’ı ele geçirmek ve oradan Kudüs’e gidip orayı da zaptetmekti. Fakat Venedik’liler ve yaşlı Venedik Dükü Enrico Dandolo bu seferin hedefini değiştirmeyi başardı. Haçlılar, İstanbul’u kuşatıp zaptettiler. Klasik ve Orta Çağ’ın kültür hazineleriyle dolu olan şehri yakıp talan ettiler. 1204’te kendi Orta Çağ ve Katolik inançlarına uyan Latin İmparatorluğu’nu kurdular.
      Yoksa Haçlılar sizin mabedinize ilişmezler zaten “Haçlı’nın ülkenizi işgal etmesi çok tehlikeli değildir.” Bir kere onlar sizin kadınınıza kızınıza ilişmezler. Mabedinize ilişmezler. İlişmemiş Haçlılar.

    • Nurdan bacı dininizi ve tarihi gerçekleri gözardı ederek hakaretvari bir şekilde saçmalarsanız sansüre takılırsınız. Saman altından su yürütmeyin o sorduğunuz sorunun yanıtını Pensilvanya 15 temmuz merkezine sorun 4+4 lükler orada cevap veren çıkar…

  5. Danıştay kararının gerekçesi neden yanlıştır? Vakıf senedi bir kişinin kendi geliriyle vakfettiği mülkler için geçerlidir ve Fatih’in daha sonra yaptırdığı ilave binaları kapsayabilir. Tarihi Ayasofya ise fetih yoluyla Osmanlı Devleti’nin mülkü olmuştur. Fakat 1923 yılında Osmanlı Devleti ortadan kalkmış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. İşgal altındaki İstanbul ve ülkenin birçok yeri Kurtuluş Savaşı ile kurtarılarak bu devlet kurulmuştur. Dolayısıyla kamu malı olan Ayasofya üzerinde söz söyleme hakkı da yeni yönetime aittir ve 1934’de alınan karar meşrudur. Bugün devletin yönetiminde olanlar da Ayasofya cami olsun kararı alabilirler. Fakat Danıştay’ın (mahkemelerin) bu konuyla ilgili bir karar alma yetkisi yoktur. Nitekim Danıştay başsavcısı da iddianamesinde bu gerekçeyle davanın ret edilmesini istemişti. (Danıştay’ın tüm eski kararları da bu yöndeydi)

    Karar siyaseten neden yanlıştır? Biz nasıl ki egemenlik haklarımız gereği hem de tarihi bir eser olan Ayasofya’yı cami yapabilirsek başka ülkeler de egemenlik hakları gereği benzer kararlar alabilirler (misilleme yapabilirler, bunu geçmişte Erdoğan da söylemişti). Diğer bir husus ise “Ayasofya (ve dolaylı olarak İstanbul) bize aittir, istediğimiz gibi kullanırız” şeklinde konuşanlar ve yazanlar hem hödük hem de illet-zillet’dir. Zira böylesi tavırlar, Türkiye’nin egemenlik hakkından en azından İstanbul-Avrupa yakası için emin olmadıkları anlamına gelmektedir. Bu illet-zillet takımı hala Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde tüm dünyanın tanıdığı bir Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunu anlamıyorlar mı? Neyi tartışıyorsunuz behey gafiller.

    Ayasofya cami olarak ibadete açılacaksa da bu sessiz ve kimseyi rencide etmeden yapılmalıydı. İç siyasete malzeme edilmemeliydi. Nedir o Danıştayın kararı 14.53’de açıklaması, Erdoğan’ın 20.53’de konuşma yapması. Sanki Avrupa ligi için bir Yunan takımı İstanbul’a gelmiş de yeni yetme gençler tribünde “Since 1453” pankartı açmış gibi.

  6. Rivayet o ki, bir Osmanlı paşası en karmaşık, en zor meselelerde en isabetli kararları vermesiyle tanınır.
    Bu isabeti nasıl kaydettiği sorulunca, hiç kafa yormadığını, Rus sefirine(büyükelçisine) konu hakkındaki fikrini sorup dediğinin ” tam tersini” yaptığını söylermiş.
    Artık ülkeyi yönetenler her konuda “en yanlışı” yapmaya mecbur ve mahkumlar.
    Yanlışın ne olduğunu görmek için icraata bakın.
    Doğru ise icraatın tam tersi.
    Kafa patlatmaya gerek yok.

  7. Ekşi Sözlük’te iki konu başlığı geçenlerde mahkeme! kararıyla kaldırıldı. Kaldırılan konu başlıkları;

    i) Bilal’e anlatır gibi anlatmak.
    ii) Emine Erdoğan’ın çantası.

  8. dış dünyadaki ayasofya ile ilgili yorumları okumamıştım. Sağolsun, tarhan bey bu konuda bilgi verdi.
    Aslında dün bu konuda yazacaktım ama kısmet bugüne imiş.
    – kendimi dış güçler gibi hissetmeye başladım çünkü dün yazsaydım, bu konuda yazacaklarım, tarhan beyin aktardığının ötesinde olmayacaktı. yani dış güçlerle aynı şeyleri düşünüyormuşum.
    – Herneyse, yine de düşüncemi (dış güçlerin düşüncesi de olabilir) yine de açıklamak istiyorum.
    – Aslında ayasofya kararı ile hemen dış güçler gibi düşünmeye başlamamıştım. Ayasofya ile ilgili gelişmelerin üzerine, Erdoğanın, dün, srebrenitsa ile ilgili beyanatı üzerine dış güçler gibi düşünmeye başladım.
    – Gazetenin aktardığına göre, erdoğan. “Ne şehitlerimizi unutacak ne de Srebrenitsa Soykırımı’nı unutturacağız.” şeklinde açıklamada bulunmuş.
    – Bu haberi okuduğumda, ayasofya kararı kafamda netleşti:
    – iktidar, yeni bir politika değişikliğine gidiyor. (“yeni” diyorum çünkü iktidarın politika değişikliklerini düşünürsek burdan köye yol olur)
    – Bazılarının bu değişikliği seçim yatırımı olarak gördüğünü biliyorum ama iş o kadar basit değil.
    – Ayasafya kararı ve srebrenitsa açıklaması, seçim yatırımının ötesinde, tam bir “son cephane” özelliğine sahip.
    – belki gerçekten son cephane değil, düşünülse, iktidarın, iktidarda kalabilmek için yapabileceği belki başka şeyler de var.
    – Fakat, şurası kesin: İktidar, koltuğunu koruyabilmek için kullanabileceği, yapabileceği başka birşey kalmadığını düşünüyor. En azından şu an için. belki aradan zaman geçtiğinde başka bir yol bulabilir. bilemiyorum… fakat bana da artık yolun sonu gibi görünüyor.
    – Zaten daha önceki yorumlarımda, ülkenin yönetilemez noktaya geldiğini ve iktidarın 2023’e kadar koltuğunu korumasının çok zor olduğunu, çeşitli yerlerde yazmıştım. Bir maske bile dağıtamayacak noktaya gelmiş yönetimin, o kadar uzun süre dayanması mümkün değil diye düşünüyordum.
    – Bu arada, maske dağıtamamayı basit bir iş kazası gibi değerlendirenler olabilir ancak maske dağıtamamak; iktidarın ülkeyi yönetemez noktaya gelmesinin semptomundan başka birşey değil. zaten bu süreçte, maske dağıtamamanın ötesinde beceriksizlikleri de gördük (sokağa çıkma yasağının bir açıklanıp sonra tekrar kaldırılması, bir başka sokağa çıkma yasağının sadece 2 saat önce açıklanması, uçak biletlerinde indirip yapıp diğer taraftan seyahat yasağı koyması vb). bunlar hep; gidicilik hastalığının semptomları. yoksa, bundan birkaç sene öncesinde olsaydı, böylesine aceminin acemisi uygulamalar olmazdı.
    – “Son cephane” ve “yeni bir politika değişikliği” derken, konuyu biraz daha açmak gerekiyor zannediyorum:
    – Bundan hemen önceki seçimler ile ondan daha önceki seçimleri bir düşünürsek, son 2 seçimde, akpnin, seçimlerde “yatıp yuvarlanma” ve “kek”leme politikasını görürüz. bundan önceki, hem akp, hem de başka partilerin seçim söylemlerinde bu kadar zavallı bir söylemi göremeyiz. bundan önce, en zavallısı, demirelin, “kim ne veriyorsa ben 5 lira fazlasını vereceğim” şeklindeki, açık rüşveti aklıma geliyor. Belki, başkaları, başka seçim söylemlerini daha zavallı görebilir. tartışılır. ancak akpnin son 2 seçimdeki söylemlerinin zavallılar kategorisinde yarışmaya gireceğinden eminim.
    – Artık topluma (seçmene de denebilir), “yatıp yuvarlanma” ve “kek” önerisinin ötesinde bir önerisi kalmayan bir iktidar var karşımızda. Ve bu “kek”leme politikası (tabii “öcü sizi yiyecek” söylemleri ile birlikte) stress testinde sınıfta kaldı. yerel seçimlerde, iktidarın kolu kanadı kırıldı.
    – Yani seçmen, pilav yemediği gibi, “kek”lenemeyecek de.
    – Öyleyse, “kek” işe yaramıyor ve hatta artık “kek” dağıtılamaz noktaya gelinmişse (pardon maske ile karıştırdım galiba) ve verilebilecek “…5 lira fazlası” da zaten yoksa, yani, verilebilecek birşey zaten kalmamışsa, geriye söylenebilecek birşeylere bakmak kalıyor. (belki, savaş gibi yapılabilecek şeyler olabileceği düşünülebilir ama savaş için elde para olmadığı ve para için de web ofset bir matbaaya ihtiyaç olduğu için bu ihtimali geçiyorum).
    – işte ayasofya, srebrenitsa vb.leri, topluma (tabanına, seçmenine) söylenebilecek şeylerdir ve en son mühimmattır.
    – Artık bundan sonra “kek”lerden bile mahrum olacağımız, kek yerine “kahrolsun yahudiler” vb mesajları bolca yiyeceğimiz yeni bir döneme, hep beraber “hoş bulmadık” diyelim. Çünkü ayasofyanın ve srebrenitsanın karın doyurmayacağını ve hatta tam tersine karnımızın daha fazla guruldayacağını, 2023 yılına varmadan göreceğiz.
    – Yani, yine yeniden söylüyorum. bu iktidarın 2023 yılına varması zor.
    —-
    – Bir de, dün moralim çok bozuktu. sedat kalfa isimli okur sayesinde neşem yerine geldi. burdan sedat beye, komik yorumu nedeniyle teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Gerçekten de neşemi yerine getirdi.

  9. Önümüzdeki günlerde ibb imamı ekrem efendi ayasofyaya yönelik altyapı çalışmaları falan diyerekten bir kısım sabotajlara kalkışabilir; son günlerde sesi çıkmadığına bakılmasın, tek gündemi chp kurultayı değildir yani…
    Başakşehirde hastane yolunu bile yapmayan ibb imamı, ayasofyada gelip namaz kıldıracak değildir heralde?

  10. “Ayasofya’yı bizler gibi görüp değerlendirmeyen, onun müze olmasını bile zor kabul etmiş, İstanbul’un fethinden sonra cami yapılmasını hiç hazmedememiş ve yeniden kilise olmasını arzu eden bir dünya insan ve onların güçlü kurumları var.”
    Bahsettiğiniz beynamazlar önce ayayorgiyi bi doldursunlar da, ondan sonra bi çaresine bakılır yine… tövbe tövbe

  11. Türkiye’nin bunca sorunu varken tepki çekileceğini bile bile camiye çevirmek günün şartlarına uymadi.iktidar kendi deyimiyle ödenecek bedeli ödedi ve Sultanahmet i doldurup yer kalmadığı icin bu yola gitti herhalde !!!!
    Tabi yarın balkanlardaki tüm camiler kiliseye çevrilir mescidi aksa sinagog a cevrilirsee. Nasıl cevap verecegiz. Oysa binlerce sorun varken iktidarın enerjisini bu sorunlara aktarması doğru olmaz mı???

    • Ahmet bey merhaba!
      – Öncelikle, eğer balkanlardaki camiler kliseye çevrilirse veya buna benzer gelişmeler olursa, bu durum, iktidar için, “Allah’ın bir lütfu” olur. Tabii, hristiyan fanatikleri ve hazine garantili ihale veren yöneticileri için de… Bir tek, bizim gibi, insan gibi yaşamak isteyenler için sorun olur.
      – İkinci konuya gelince: ben ayasofya kararını iktidar açısından yorumladım.
      – Benim için, ayasofyaya zarar vermedikten sonra, (freskleri de dahil) namaz da kılınabilir, başka bir etkinlik için de kullanılabilir. Hiçbir sakıncası yok. Önemli olan, insanlığın tarihi mirasının korunması.
      – Uluslararası ve ekonomik ve başka boyutlarının değerlendirmesi ayrıca yapılır.
      – Fakat, biraz önce, ihsan eliaçığın bir önerisini okudum. İhsan eliaçık, ayasofyanın cuma günü müslümanlar, pazar günü için ise hristiyanlar tarafından kullanılmasını önermiş.
      – Benim önceliğim yine bu mirasın zarar görmemesi. Fakat, eğer insanlığın mirası zarar görmeyecekse, ihsan eliaçığın önerisi, bana mükemmel görünüyor.
      – bence düşünmeye değer.

      • Hamza bey içeri ayakkabılarıyla girmeyecekşerse ve çoraplarına galoş takacaklarsa isterlerse yahudiler bile girip ayin yapabilir ayasofyada, bana uyar, ama bu salgında kırgında yok illa da asırlık halıların üstünde ayakkabıyla dolaşcaz filan diye tutturmasınlar bozuşuruz!

      • Aslında çok iyi bir düşünce dünyaya da örnek olabilir.Başka bir ibadethane varmıdır birkaç dine hizmet eden bilemiyorum.
        üzerinde bence düşünülmeli .Tabi islami açıkan bir sorun olmaz ise.

    • Ablacığım! Belliki yazıyı anlamamışsın,
      Tekrar oku ne demek istesiğimi anlarsı.
      Yalnız yazının bir prğrafinı farkında olmadan silmişim.

      (İSRA suresi ilk 8 ayet, biz size her yeri mescit kıldık, yeryüzünü insanlara mescit kıldık…
      Ondan anlamamış olabılırsin.)
      Copilediğim bölümeden sonra şöyle yazmıştım
      Müslümanlar için her yer mescıd olmasına rağmen, Kiliseleri veya müzelerı camı yapmak içın Dünyayı karıştırmanin ne anlami olabilir?
      Cevap! Diğer inançlari İslam dinine karşı Düşmanlaştırmak ve Dünyayi karıştırmak

      H Gayret! Ayasofya meselesi muhalefeti şeytanlaştırmaktı oda
      Tutmadi..
      Merak etme yakında bunu neden yaptıkları ortaya çıkacak.
      Ben öğredim, fakat yazmaycağim. Varsın havuz yazsın tabii yazarsa.
      Hoşca kalın.

      • Nurdan abla allaaşkına, bizim muhalefet şeytana külahını ters giydirir, zilletin yanında şeytanın küfrü bile izzet gibi kalıyor yani…

      • Nurdan abla güzel bitirmişsiniz yorumu merak ve heyecan uyandırıcı. Nedenini bilemem ama Ayasofya İktidarın gerçeklik duvarı olarak duruyor karşımızda. E hadi hayırlısı…

        Dün Sait Sefa beyi dinledim uzun uzun anlatıyor. Islam dünyası Erdoğana biat etmek için sıraya mı girmiş ne:))

        • 🙂Baran bey! şu an elektiriğ interneti olmayan sadece Havuz ve onun mudevimleri ola bir dağ köyûnde yaşamayı çok isterdim.
          Gururdan nefret etmeme rağmen bu haberden pardon yalandan gurur duyardım:)

  12. “Karar öncesindeki ince ayrıntılara kadar düşünme süreci içerisinde “Ne yapabilirler?” sorusu üzerinde de düşünüldüğünü ve gerekli tedbirlerin alındığını varsaymamız için sebepler çok.”
    demiş de yazarımız;
    en fazla her zaman yaptıkları şeyi yapabilirler:
    Sapık bir ırkçı ağır silahlarla namaz vakti bir camiye dalar ve müminleri çoluk çocuk demeden tarar, hepsi bu…
    Tabii cevabını da hemen alırlar.

    • Sayın A Biri!
      Evet aynen dediğiniz gibi! Bu sefer Tavşana Kaç Taziye tut; oyunu tutmadı.
      Muhalefet’te destek verince,
      ortada kaldı.
      Yalnız! Gündemi değiştirecek başka konular bulma olasılığı fazlası ile mevcüt.
      Bunlarda biriside Erdoğana her dediklerini yaptıran 28 Şubatçı destekçerini devreye sokabilir! Doğu Perinçek Erdoğanı kurtarmak için Karar’a iptal davası açara kererı iptal ettirebilir.

  13. “Avrupa’ya gelirseniz sizi öldürürüz”, “Konstantinopolis’e gelip tüm cami ve minareleri yıkarız”, “Ayasofya’yı minarelerden kurtaracağız”. Bunlar, Yeni Zelanda saldırısıyla İslam karşıtlığının Türk, Türkiye ve Erdoğan karşıtlığına dönüştürülmek istendiğini gösteren ifadelerdir…
    Unuttuk mu ?
    (AnahtarKelimeler: YeniZelanda terör cami 50)

    • Dünya olayı doğru gördü. Tr de siyasi irade politbarometrede dipte. Acil butonuna basması gerekiyordu, popülist bir son hamle yapması gerekiyordu, yapti. Kara gün hamlelerini harcıyor diye yazdılar. Uluslararası mutabakat ile oldu mutlaka bu açılış. Mutabakat için karşılığında ne verdik? Bu önemli.
      Katolik protestan batının, ortadogu da ortodox rusyaya karşı mücadelesinde vekalet savaşı yürüten türkiyeye, kendileri için o kadar da mukaddes olmayan, karşı taraf ortodox dünya için önemli bir mabedi, tr nin iç politikada elini güçlendirmek için feda ettiler.

      • Protestanların ne ilgisi varmış ki ayasofyayla? Bu tapınak sadece müslümanların değil gregoryen, katolik veya ortodox bütün müminlerin ortak mülküdür!
        Görünüşe göre de ehli mümin bu fatihadan hoşnut gibi…

      • Sahip olduğumuz “Kültürİnanç”ımız; her şartta daima koruyup-kollamayı/yaşatmayı/”SoyKoruma”yı/olumluyu teşvik etmiş ve yönlendirmiştir… Bu karar da; “aslında da olması gereken”, sahip olunan bu düşüncenin kaçınılmaz sonuçlarından birisidir… “KABE” yıkılmadı… “PutAnlayış”ı yıkıldı…

        • sadatUYGUN beyefendi!
          – “KABE” yıkılmadı… “PutAnlayış”ı yıkıldı…
          size mi ait yoksa başka birisinden mi aldınız bilemiyorum.
          – muhtemelen yazacağımı anlamazsınız ama bence bu “PutAnlayışı” sizin düşündüğünüzün tam tersi.
          – Mesela, “Allahtan başka tanrı yoktur” diyenlerin epey bir kısmının epey bir tanrısının olduğunu söylesem….
          – Cubbeli benim şeyhim der misiniz?
          – Anlamayacağınızı düşünsem de Yukarda Allah var. ben gene de yazmış olayım.
          – Birşeyi daha belirtmem gerekiyor. Ben doğruyu arayan olursa diye doğru düşündüğümü yazdım. İstediğine tapabilirsin tabii ki.
          – İlavesiz yorum yazamayacağım kesin:
          – suudi arabistan kralının isimsiz bir mezara gömüldüğünü ve yas nedeniyle bayrağın yarıya indirilmediğini okudum. Bir de, kral için yas diye arattırdığımda, google sadece türkiyede 1 günlük yas ilan edildiğini gösteriyor. Herhalde suudi arabistanı adam yerine koymuyor. Türkiyeye çoook önem veriyor onun için diye düşündüm.
          – Sen ne düşündün?
          – Ya da şu put olayını tekrardan bir düşünür müsün?
          – Vazgeçtim boşver.
          nasıl olsa hem anlamayacaksın hem düşünmeyeceksin hem de dünyanın başka tapacak arayanlara da ihtiyacı var.

          • Güneşi görüyor olabilme durumunuz; güneşi görmeyene göre, güneşe daha yakın olduğunuzun delili olmayabilir…

          • sadatUYGUN bey!
            “mandıra filozofu” diye bir film afişi görmüştüm. filmi izlemedim. “mandıra filozofu”ndan neyi kastettiklerini de bilmiyorum.
            – fakat sizin güneş içerikli yorumunuzu görünce, hernehikmetse “mandıra filozofu” aklıma geldi.
            – fakat sizin yorumunuza devamen; “güneşe daha yakın olup da güneşi hala görememek ‘yerli ve milli’ olmaktır” diyebilirim.

  14. Yazarımızın aksine o kadar acemice ve iyice düşünülmeden alınmış bir karar ki daha kararı almadan herkesin bu işe burnunu sokmasına neden oldular. Egemen ve kendine güvenen bir devlet CB kararnamesi ile bunu yapabilir, davul zurna ile duyurmaz, rutin bir işmiş gibi olayı kapatırdı. Tamamen ellerine yüzlerine bulaştırdıkları yönetim işini gölgelemek için yok baro, yok Ayasofya… Sırada sanki bizim işimizmiş gibi Esat’a savaş ilan ederlerse şaşırmayınız. Hala birilerine yanıt yetiştiriyor olmaları bile beceriksizliklerinin ilanı olduğunun farkında değiller.

  15. “itiraz edenlerin bile içten içe bu kararı olumlu karşıladıklarını düşünüyorum.”
    ben yazarin bile pek olumlu karsiladigini sanmiyorum “..acilacaksa acilsin ama..”yazara ait ..netice de destekledigi gul-babacan partisi de memnuniyetsizligini acik etti, davutglu bir one cikarak sanki onlara tercuman oldu..bana boyle gorundu
    “Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ne duruyorlar, açacaklarsa açsınlar” ifadesiyle kararın teşvikçileri arasında yer alıyor.” hangi acidan bakilirsa bakilsin buna ‘tesvik’ denmez..aciktan takoz olmadilar deyin de inanalim

  16. İstermisiniz israilde şimdi m-16 hakkı diye mescidi aksa yı yıksın? Bütün batı ep bir ağızdan demez mi “eee siz ayasofyayı cami yaptınız onlarda süleymanın mabadini yeniden yapıyorlar”..Tam bir ingiliz işi bence bu ayasofya işi..Eskiden safları sıklaştırmak için cami yakıyorlardı artık cami açıyorlar.

  17. Yeni bir şey yapabilecek ne halleri, ne güçleri, ne mecalleri var. Çamlıca camiine kaç kişi gidiyor? Ya diğer camilere? Onun için bu konu sadece gündem değiştirmek için ortaya çıkarıldı bence. Yoksa senin hükümranlığın altındaki bir binayı, tarihi de olsa nasıl ne amaçla kullanacağına karar vermek senin işindir. Cami olarak kullanıma açtık diye sevinecek, abartacak bir şey yok bence. Gerisi siyasi şov.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız