Beklenen mutlaka geliyor, Godot gelmese de.. ABD’de Trump raporu.. Bizde YSK kararı…

62

Hepimiz gözlerimizi dört açmış İstanbul seçimiyle ilgili Yüksek Seçim Kurulu‘ndan (YSK) çıkacak nihai kararı bekliyoruz; tıpkı Samuel Beckett‘in ‘Godot’yu beklerken’ piyesindeki Godot‘nun beklenmesi gibi…

Godot gelmese de, onun dışında beklenenler mutlaka geliyor…

Önce şu ‘Godot’ konusunu açık edeyim.

Samuel Beckett aslında İrlandalı bir edebiyatçı, ancak hayatının önemli bir bölümünü Paris’te geçirdiği için bazı eserlerini Fransızca yazmış önemli bir yazar. ‘Godot’ piyesi de onlardan biri; ancak eser şöhretini İngilizce konuşulan ülkelerde yaptı.

Bizde de geçmişten bu güne hep sahneye konulan bir piyestir ‘Godot’yu beklerken’

Tiyatro tarihinin belki de en çok sahneye konulan eseri olduğu halde, iştiyakla beklenirken bir türlü gelmeyen Godot‘nun neyi temsil ettiği hiçbir zaman tam öğrenilemedi; eserinin birkaç ülkede sahnelenmesine bizzat katkıda bulunan Beckett‘in kendisi de bu konuda hiç yardımcı olmadı. Godot‘nun kimliği, niçin beklendiği, sahnede geçirilen zaman içerisinde konuşulanların gerçek anlamı, herkesin farklı değerlendirmesine açık.

Galiba YSK süreci uzatarak bizler üzerinde de benzer bir etki oluşturuyor; bilerek veya bilmeden…

Ancak oyundan farklı olarak gerçek hayatta beklenenler süreç ne kadar uzatılırsa uzatılsın sonunda arz-ı endam ediyor. YSK da önümüzdeki günlerde seçimle ilgili kararını verecek.

Trump: “Eyvah, başkanlığım bitti”

Reklam

Tıpkı ABD’de aylardan beri beklenen özel savcı Robert Mueller‘in hazırladığı Donald Trump‘la ilgili raporun toplumla nihayet paylaşılması gibi…

Bizler kendi Godot-vari beklentimiz içerisindeyken ABD’de Trump‘a indirilen yarı-öldürücü darbeyi az kalsın gözden kaçıracaktık…

Rapor, yayınlanır yayınlanmaz, Trump‘ın siyasi canını almadı, ancak onun üzerinde kolunu kanadını kıracak bir etki bıraktığı rahatlıkla söylenebilir.

Zaten seçiminde Rusya’nın müdahil olduğu iddiasını araştırmak üzere kendi döneminde savcı olarak Robert Mueller‘in atandığını öğrendiğinde, “Eyvah, başkanlığım daha başlamadan bitti” feryadını koparmış Trump

Henüz başkanlığı bitmedi rapor açıklandı diye, ancak Mueller‘in “İşaretler çok güçlü, kanıtları bulup gereğini icra etmek bundan sonra Kongre’nin işi” yönlendirmesinin de gösterdiği gibi, ABD’de yeni bir sürecin başlaması an meselesi…

ABD başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Trump da sistemin kendisine verdiği geniş yetkileri sonuna kadar kullanmaktan çekinmeyen bir başkan. Ancak, birkaç denemesinin mahkeme kapısından dönmesine ek olarak, ‘özel atanmış savcı’ tarafından soruşturmalara da tabi tutulabiliyor başkan…

Birkaç kez Mueller‘i görevden alma girişimi de kendisinin adalet bakanları ve hukuk danışmanları tarafından engellenmiş durumda.

Rapor perşembe günü tam metin halinde yayımlandı; o gün bugündür Amerikan medyası 448 sayfalık raporu didik didik inceleyip içindeki çoğu savcılığın kendilerini sorguladığı tanıkların yeminli ifadelerinden oluşan metindeki ayrıntıları haberleştiriyorlar. [Merak edenler rapora şu linkten ulaşabilirler.]

Reklam

Medyanın ilk ilgi alanı, Trump‘ın her vesileyle kendilerine yönelttiği ‘çakma haber ürettikleri’ ithamını yalanlayacak ayrıntılar…

New York Times (NYT) iki gündür tam da bunu yapıyor. Trump‘ın “Yalan, yalan” diye ortalığı velveleye verdiği haberlerinin rapor tarafından doğrulandığını haberleştiriyor NYT…

Sistem ‘başkanlık sistemi’, fakat o sistem içerisinde bağımsız mahkemeler, yönetim tarafından atansa bile bağımsız biçimde çalışan özel savcı ve kamu adına görev yaptığının bilincindeki medya denetim faaliyetini kesintisiz sürdürüyorlar. Kongre (Meclis) de topu oradan alıp gereğini yapmak üzere hazır bekliyor.

Günlük uygulamamıza yeni girmiş olan bizdeki ‘başkanlık sistemi’ ile ABD’deki başkanlık sistemi arasında çok fazla bir benzerlik bulunmuyor. YSK’nın İstanbul seçimi ile ilgili vereceği karar bu anlamda kritik…

Neyse.

Gönül rahatlığı başka bir şey

ABD’de aylar boyu Godot’nun beklenmesi gibi hasretle yolu gözlenen Mueller Raporu sonunda kamuoyunun bilgisine, medyanın ilgisine girdi. Amerikalılar kalın raporu hatmetmekle meşgul.

Bizde de bu hafta YSK’nın kararı ile benzer bir bekleyiş sona erecek.

Mueller, raporu yayımlandıktan sonra…

Raporu açıklandıktan sonra Robert Mueller‘in sergilediği rahatlığı fotoğrafları ele veriyor; hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir iş başarmış olmanın rahatlığını sergiliyor geçmişinde FBI direktörlüğü de bulunan özel savcı.

Aynı gönül rahatlığını bizde de görmeyi öyle arzuluyorum ki…

ΩΩΩΩ

62 YORUMLAR

  1. Burda sürekli devlet büyüklerimize küfür ve iftiralar eden, aslı astarı olmayan iddiaları çamur at izi kalsın şeklinde tekrarlayıp duran nusret arkadaşın yalovada akevler kooperatifi ar-ge atölyesinde yolaçmış olduğu zarar ziyana ilişkin marifetlerini okumak talihsizliğine uğramış olsak da ben yine de ahşabın piri rumuzlu ahşap tornacı arkadaşa böylesi mühim bir meseleyi bizlerle de paylaştığı için yürekten teşekürü bir borç bilirim. Her ne kadar atalarımız; hayvanın alacası dışında insanın alacası içinde demişlerse de bu arkadaşın çatal dili zaten her şeyi kabak gibi gösteriyordu… Fazladan iki kelime yazınca “neki bu?” diye tepemize dikilen yorumculardan da bi çift kelam eden çıkacak mı bakalım bu mevzuda… Haksız mıyım uğur bey?

  2. Nokta 2 den devam…

    Eski Türkler, tarih itibariyle Nuh Peygamberin afacan (=dinamik) torunlarından. Bunu burada herkes kabul etmeyebilir, ama yabancıların önemli kısmı kabul ediyor (Barbar dediklerine bakmayın. ilerde daha iyi tanıyacaklar). Bu dinamizmin önemli bir tezahürü tabiki “hareket”; konar-göçer gezgin bir hayatı benimsemişler ve tabiata toprağa çok bağlılar. Atı ehlileştiren, toprağı işleyenler onlar. Bir kıtadan diğerine at koşturmanın tadına varmışlar. Neredeyse Dünya’yı turlamışlar. Orta Asya ile alakalrı çok. Bir çok göçler oluyor. Mezapotamya’nın güney kısımlarına 8-10 bin yıl önce ve daha sonra yukarı çıkıyorlar. Anadoluya, başka gruplarla karşılaşıp medeniyet kuruyorlar. Tekrardan başka kollar halinde Orta Asya’ya dönmeler geri gelmeler oluyor (o dönemdeki yeryüzüne yayılma).

    “SU” çok enemli temel bir kaynak (hala bugün de öyle tabi). Hep SUyu bol olan yerlere yerleşiyorlar SUmerler. Mer’den mir’e geçiş var. Mir = Bey anlamında, “Baş”. Baş olmak adaleti gerektirir (evrensel bir erdemdir adalet) dolayısıyla barış ve huzuru. Bunun mümkün olması kuvvetı gerektiriyor buna da inanıyorlar. Ordu kavramı o zamandan beri önemli (SuBey, Subay köken olarak ilginç bağlantılı). Orta Asya’dan kuzenlerimiz veya komşularımız var. Zazaca, ve sırpçada, slavca rusçada “Mir” de barış. Bunun “bir” ile de bir akrabalığı vardır. Bir Tanrı’ya inanç taa Nuh Peygamberin dönemine gider, ve Allah’ın (Kuran’da belirittiği gibi) Yücelik ve “Bir” lik vasıflarını ifade eder. Bu, yüce Tanrının yeryüzüne bir yansıması olarak “MİR” dir. İslam (Barış)’ı kabul etmeleri felsefi olarak Tengri (Tanrı) inançlarına çok uygun. Yeryüzünde “Barış”ı, “Bir”liği tesis etme fikri şuur altlarında Nuh peygambere kadar gider. “Bey”, Başkumandan. Türkler bir çok “Bey”likler kurmuşlar. Adalet mevhumu izafi de olsa o kadar önemli ki her fraksiyon adalet uğruna birbirlerini bugün de olduğu gibi birbirine girerler kendilerini yeyip bitir(ebil)irler. Nokta 3.

  3. Ahlaksızlık muhasebesi yaparken, sayfayı iki sütuna bölmek, bir tarafına Cumhur İttifakı yazarken, diğer sütunun başına da Gülen yazmak gerekir.

    Gırtlağına kadar siyasete batmış, devlet içindeki bütün güç mücadelelerine bodosama dalmış bu rezil adam ve onun etrafındaki rezil çete, salt kendi bekaları uğruna onbinlerce insanın hayatının tarumar olmasına göz yumuyorlar, iktidarın FETÖ ve 15 Temmuz kozlarını tepe tepe kullanmasına izin veriyorlar.

    Araştırmacı gazetecilik alanında genç kuşağın iki seçkin ismi Yıldıray Oğur ile Ceren Kenar, “15 Temmuz Darbesinin Arkasında Kim Var? Kanıtlar, Belgeler, Fotoğraflar, Videolar” başlığını taşıyan, İngilizce’ye de çevrilen ve çok ses getiren ortak makalelerinde, 15 Temmuz kalkışması ile Gülen Cemaati arasındaki doğrudan ilintiyi, en sıkı Gülencinin bile reddedemeyeceği açıklıkta ortaya koydular.

    Benim gibi Kıtalararası ile The Circle sitelerini takip edenler, söz konusu ilintiyi bilen, sezen Cemaatçi akademsiyenlerin yazılarından haberdarlar. Bunlar, ‘Erdoğan’ın kalemşörleri’ falan filan değil, Cemaat’in kendi akademisyenleri. Bizatihi Gülen’in üzerine üzerine gidiyorlar.

    Gülen, kendisini kurtarmak için inatla susuyor, direniyor. İsmail Sezgin adlı akademisyeni de, kendisini kurtarsın diye ortalığa salıyor.

    Darbedeki rolunü, nasıl oyuna gelip tuzağa düşürüldüğünü çıkıp anlatsa, bir günde alır iktidarın elindeki bu iki etkili silahı.

    Hayatımda gördüğüm en bencil, en sefil, en iktidar düşkünü adam Gülen. Ömründen sayılı günler kaldığı halde, kendisine güvenmiş onbinlerce insan ser sefil olurken, kendi insanları çocuklarıyla Meriç ırmağının karanlık sularında can verirken, kendisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan yüzlerce aydın zindanlarda tutulurken, uğursuz bir korkak gibi susuyor.

    Dinarların laneti, kendi iktidar oyunlarında kendi bekalarının derdine düşmüşlerin üzerine olsun.

  4. son birkaç gündür müziği yeniden keşfettim.
    – daha önce de müzik dinlerdim. konserlere giderdim. Ama son birkaç gündür müzik, benim için apayrı bir dünya oldu.
    – cem karaca, neşet ertaş, rodrigo, münir nurettin selçuk, dilsiz kaval, ney, mozart, vivaldi vs.vs.. bir müzik türünden diğerine geçiyorum. saatlerdir dinliyorum. müthiş bir dünya.
    – şu an cem karaca dinliyorum. “ceviz ağacı”, nazımın şiiri.
    – biliyorum çok alakasız bir konu. ama yine de paylaşmak istedim.

  5. Kzgın demiri soğutma falan filan hikaye. İstanbul’u Haziran başında geri almak için her yolu deneyecek görünüyorlar. Buradaki kopukları da teşkilatlarından gelen talimatlara uyarak dört koldan tehdite başladılar bile.

    İktidardan umudu kesip sandığa gitmemiş olan AK Parti seçmenini beka ve güvenlik sorunu olduğuna ikna etmek için aynı senaryo mu devreye sokulacak? İstanbul’u barut fıçısına mı döndüreceksiniz? Tehdit ve sindirme oyunun parçası mı?

    “Açık ve mert olun, isterseniz kafamıza sıkın” diyeceğim ama, karanlıkta iş kotarmayı gelenek kılmış olanlardan mertlik ummak, cehaleti de aşıp salaklık sınırlarına ulaşan ham bir beklenti olur.

    Bunlar yine pişirecekler bize bir Kandil yemeği.

    Öyle görünüyor.

    • Bak bernar ya sen çok alıngan bir kişiliksin… ya bilerek olayları çarpıtmaya çalışıyorsun veya okuduğunu anlamıyorsun….bak kardeşim sen ne düşünürsen düşün…senin hassasiyetin varsa benim de hassasiyetim var…ülkede yanlış anlaşılmalardan dolayı fetöden at izi it izine karışmış durumda…sen demiyormusun mağdurlar var mağdurlar var…işten atılan var hapiste olan var…. evet var….bu namuzsuz adamlar milleti perişan etti kaçıp gittiler… içerde olması gerekenler yok piyasada…ortalığın karışması onların işine gelir….
      Ben “demedi demeyin söylemedi demeyin”derken burdaki yorumlara bakılıp gaza gelip yanlışlar yapılıp.yeni mağduriyetler yaratılmasın..hergün onlarca kriptolar yakalanıyor kapısı çalınan bir ortamda bulunuyoruz…yaw arkadaş hükümete kız say söv naparsan yap ben onun derdinde değilim…Ben burada yorum yapıyorsam fetöye olan kinimden yapıyorum. Onların nasıl yumuşak yumuşak pusuda beklediğini iyi tahmin ediyorum.şunu da bil tekim tek sen nasılsan ben de öyleyim.gönüllü fikrimi savunuyorum.yok ordan emir aldı yok bunlar paralı trol ne derseniz deyin senin savaşın kendine benim savaşım kendime… sonuna kadarda burda fetöye güzellemerin karşısında olacam…Ama Allah rızasında olup da zamanında fetöye destek olanlara birşey demiyorum. Çevremde de çok bulunmakta onlara da elimden geldiğince yardım ediyorum merak etme…..Ben muhalefette olanlara fetöcü demiyorum merak etme….haddim değil…ben fetöyü ikiye ayırdım…Birincisi Ay ın görünen yüzü ki onlar masum ikincisi de Ayın arkadındaki karanlık yapı..benim masum olan samimiyeti olanlara birşey dediğim yok.Arkasında karanlıkta izini kaybettirmeye çalışanların sonuna kadar peşine gidilmeli..benim anlatmaya çalıştığım bu… bu kadar net…bu arkadaki karanlık yapının sonuna kadar peşine düşülmeli.. devletin başına kim gelirse gelsin…siz de bunu anlayın artık kardeşim… kimseye fetöcü defiğim yok…ama fetöye destek olan yorumlar da görürsem durmam yazarım sana da sormam.. nasıl anlarsan anla…ben ne yazdığım net farkındayım…senin ne anlamak istediğini ben bilmem…

  6. Bahçelı Fehmi beyımi tehdit ediyor?
    Peki tehdit etmek için şimdiye kadar neredeimiş?

    Esasen Bahçeli! Fehmi beyin geçmişte yazdıkları gerçekleşince, Fehmi beye şunu demek istiyor! “Biz İşin sonuna yaklaşmiş -iken şu aralar Cumhur itifakıni yazma… iş bittikten sonra sizde bizimle beraber kutlarsıniz.
    Fehmi bey ve bizlerin neyi kutlayacağımızı, zamani gelince yazarız.
    Inşaallah.

    Ha şu an hatirladim! muhtemelen Bahçelı emir eri ile sık sık bir araya gelmesi ve onun hemşeris ile göruşmesinden etkilenmiş ki onlar gibi konuşumaya başladı.
    Hani meşhu Ata sözümuz var ya “Atı Atın yanina bağlama ya huyundan yada tüyunden alir.”

    Bahçeli bunlardan etkilendiği için bir şeyi unutmuş “YAZAR” ne yazar’i.

  7. Hakkari’de PKK’lı teröristlerle girişilen çatışmada dört şehit. . .

    Sol ya da sol olduğu düşünülen gazetlerde “Mardin Kızıltepe’de açlık grevi eylemlerine dikkat çekmek için açıklama yapmak isteyen Barış Anneleri, polis şiddetine maruz kaldı.” türü ifadelerle döndürülen, Kürt mahallesini hareketlendirmeye yönelik olabilecek videolar. . .

    ‘Aydın’lardan (!) gelen, “Öcalan üzerinde devam eden tecride son verilmesi talebiyle başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevine destek” çağrıları. . .

    Perinçekçi Aydınlıkçıların vurucu timi Öncü Gençlik ile Osmanlı Ocaklari’nin ittifak yaparak beraber çalışma kararı almaları -herhalde şehit cenazelerinde bir rol düşecek bunlara.

    Yine aynı senaryo mu oynanacak diye düşünüp kaygılanmadan edemiyor insan.

    Belki de ben yanılıyorum YSK’nın seçimlerin iptali konusunda verceği kararın ne olacağı konusunda.

    Belki, İstanbul rantlarının mazbatası AK Parti’nin eline geçinceye kadar hiçbirimize huzur yok.

    Belki, oyunculardan eksik olan da davet edilecek sahneye, belki o oyuncu da her zaman olduğu gibi pek istekli kendisine biçilen rolü oynamaya. . .

    Belki, “Mesele İstanbul’un para ve rant muslukları ise, yoksul anne babaların çocukları teferruattır” diye düşünüyor birileri. . .

    Belki, bu iğrenç oyunlatı ilk sezip görecek yazarlar bunun için gündem oluyor. . .

  8. Fetö kumpasıyla içeri giren Nedim Şener uyarıyor…..
    Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri size, gülüyor. Neden mi?

    FETÖ kelimesi iktidar açısından muhaliflerine karşı kullanılan bir sopa, muhalifler açısından iktidara karşı kullanılan bir muhalefet aracına dönüştü de ondan. Bunlar için ne geçmişteki kayıp ne gelecekteki tehlike önemli. İşte FETÖ’nün istediği tam da bu…

    Bir hesaplamaya göre, 2008 yılından itibaren ÖSYM’nin düzenlediği ÜDS, KPSS, ALES sınavlarıyla ilgili yapılan inceleme ve soruşturmalar sırasında yaklaşık 400 bin kamu personelinin FETÖ ile bağlantısı olabileceği tahmin ediliyor. Ali Demir gözaltına alındı da ne oldu? Ben söyleyeyim, kocaman bir HİÇ… Çünkü insanlar unuttu, FETÖ o yüzden hepinize gülüyor.
    Ama bilin ki; FETÖ demek, “kumpas” demektir, yalan, iftira, hırsızlık, ihanet, darbe, cinayet, katliam demektir. FETÖ, herkesin kendi önünden komşusunun kapısına süpürdüğü pisliktir. Ama bu melanetten kurtulmak, pisliği komşunun önüne süpürerek değil el birliği ile temizleyerek mümkündür.

    Demedi demeyin söylemedi demeyin…
    Hükümeti, cumhurbaşkanını gönül rahatlığıyla eleştirebilir karşı çıkabilirsiniz.. bunda sorun yok…. Ama fetönün istediği kıvama gelirseniz. Bi de bakmışsın kapını çalarlar…. Burda ve benzeri yerlerde fetö ağzıyla konuşan ve hakaret ve iftira atan tipleri görmezden gelirseniz onların tuzağına düşersiniz…bunca olaylardan sonra sosyal medya takip edilmiyor mu zannediyorsanız fetö diye bir örgüt yok diyorsunuzdur…..

    kimseyi de korkutma veya baskılama gibi bir niyetim yok bu arada …. haksızlıklara uğramış insanların da mağduriyetleri artık giderilmelidir…

    • Ne yapacaksın, kafamıza mı sıkacaksın? Sana mı soracağız kimi nasıl ne kadar eleştireceğimizi?
      Gel çal kapımı 🙂 Sosyal medyanın kontrol edildiğini de biliyorum, tetikçileri de tanıyorum 40 yılı aşkındır. Bak adımla soy adımla yazıyorum burada.

      • Bernar nasıl anlarsan anla yukardaki yazı açık ve net nerenle anlıyorsun bilmemki…. benim sözüm fetöcülere… o kadar….bu kadar da alıngan ve herşeyden nem kapma yaw..

  9. “Biz bunların alayını tanıyoruz. Ne yapmak istediklerini az çok biliyoruz. FETÖ’nün Fehmi’si, Pensilvanya’nun Koru’su, 15 Temmuz’un intikamını almak için sıraya girmiştir. Bu şahsın elini kolunu sallayarak dolaşıyor olması hayrettir. Pensilvanya’nın korosunun eski gazeteci kadrosundan olan melun şahıs, MHP’nin, AK Parti’nin altını oyduğunu ifade etmiştir. AK Parti’nin daha az zararlı bir müttefik bulmasını utanmadan sıkılmadan önermiştir. MHP, TBMM’de denge ve denetleme görevi yapmaktadır. Bu çürük yumurta, bu husumet odağı hangi hakla bunları söyleyebilmektedir?”

    İster devlet gücünü arkasına almış olmanın rahatlığı ve pervasızlığıyla konuşan (ve açıkça suç işleyen) Bahçeli’nin bu sözlerini alın, ister AK Partililerin İstanbul seçimlerindeki itiraz gerekçelerini. İster kendisine “Ahlaksızlığı ve ahlaksızları savunmak zor zanaattir, Bekir Bey” diyerek önüne koyduğum ahlaksızlıklar listesine FETÖ sabuklamalarıyla karşılık verdiğini (ve bizim de bunu yediğimizi) sanan yorumcunun sözlerini alın, ister döviz kurlarındaki oynaklığı ya da ekonoimde çöküşe doğru yol alışımızı. İster hiçbir yargı süreci içermeyen, tamamen yürütmenin keyfi bir tasarrufu olan KHK’lerle işlerinden edilen onbinlerce insana yöneltilen temelsiz suçlamaları alın, isterseniz İstanbul Belediyesi gibi muazzam bir para musluğunun kaybedilmesiyle birlikte birbirine düşen Reisçi gazeteci müsvettelerinin birbirlerine yönelttikleri ithamları.

    FETÖ sözcüğü ve 15 Temmuz, içinde devlet denilen aygıta yapışıp sülük gibi para emen envayi çeşit çıkar çetesinin cirit attığı, ancak hort-zort ve korkutmacayla yol almaya çalışan çürümüş bir iktidarın akla gelebilecek her konuda kendisine sığındığı iki olgu.

    Bu ikisini, bütün ahlaksızlıklarının üzerini örten bir şal olarak kullanıyorlar.
    Bu ikisini, bütün adaletsizliklerini ve kibirli buyurganlıklarını itiraz edilemez kılmak için bir silah olarak kullanıyorlar.
    Bu ikisini, devlet yönetimindeki bütün başarısızlıkların mazereti olarak kullanıyorlar.
    Bu ikisini, korkunç bir aldatmacayla, hala seçimlerde seçmenlerin yarısının oyunu alıp ahlaksızlık ve adaletsizliklerini devam ettirebilme olanağının vazgeçilmez mekanizması olarak kullanıyrlar.
    Bu ikisini, kim hak, hukuk ve adalete sahip çıkmaya çalışıyorsa, onları yolun kenarına itmenin kestirme bir yolu olarak kullanıyorlar.

    Ahlak yoksunu bu siyasetçilerle, akla gelebilecek tüm değerleri kendi bekaları uğruna horatça ve adeta o değerleri iğdiş edercesine kullanan bu iktidar aygıtıyla mücadele emek, adaletsizliklere karşı çıkmak, yolsuzlukları açığa çıkarmak, sahtekarlık ve ikiyüzlülükle yol almaya çalışanların maskesini düşürmek, bizi birbirimize düşürerek aradan sıyırılan bu kasaba politikacılarına pirim vermemek, toplumsal birliğimizi yeniden sağlamamızın biricik önkoşulu haline geldi.

    Uyanmadığımız, gerektiğince yüksek ses çıkarmadığımız sürece, kınından çıkmış keskin bir kılıç olduklarını söyleyen akbabalar doymayacaklar. Şu veya bu sıklıkta, şu veya bu sayıda, aramızdan birilerini alıp susturmaya devam edecekler, bu yoldaki çabaları hiç son bulmayacak.

    Cumhur İttifakı’nın küçük ortağının başı, doğruları söylemiyor.

    Bir şeylerin intikamından söz edilecek ise, bu, apaçık, vesayetçilerin ve Ergenekoncuların intikamıdır.

    • Baçelinin yaptığı tek iş kendi habis emellerini faş edenleri tehdit etmek. Yakın zamanda Taha Akyol Beyi de tehdit etmişti.
      Derin devletin adamı deyip efsaneleştirmeye çalışıyor ama bildiğin sığ ve yoz bir karakter. Sayın Koru’nun kaleminin mürekkebi etmeyecek biri. Eğer bu yazdıklarımı okursa kendisini çok seviyor ve düşüncelerini çok önemsiyorum. Mahdumu @ahtakoru Bey aracılığı ile imzalı bir kitabını istemiştim ama arkası gelmedi.

      • Safa bey, taha koruyu kimsenin tehdit ettiği falan yok! Bahsettiğiniz kitap da daha yayınlanmadı; galiba siz de kendi yorumlarınızın da çıkıcaanı düşünüyorsunuz:) yalnız sizin hepi topu bikaç yorumunuz var, o da malum işte; yorumları kısa kesseniz olmaz mı berna reis falan filan..:) neyse, kitap yayınlanırsa haberimiz olur, bakarız nasılsa… Bu arada taha kıvançla taha akyolu karıştırmışsınız sanki..? Yani yorumlama gücünüz ve beğeni düzeyiniz ortada doktor..:)

  10. Önceki gün YouTube’da Esad Coşan hoca efendinin kısa bir videosuna rastladım:
    “Şam düştüğünde artık ümmetimden hayır gelmez ancak; ummetimin içinde, Mehdi gelene kadar hakkı savunan bir topluluk daima olacaktır” manasına gelen hadis-i şerifi yorumluyordu.
    Hadiste geçen Şam bölgesini Suriye’nin başkenti Şam olarak anlaşılmaması gerektiğini söyledikten sonra, Şam bölgesini Arap yarım adasının kuzeyinde yer alan Arap ülkeleri ve Türkiye’nin bazı vilayetlerinide içine alan bölgeyi tarif ediyordu. Bu gün tarif edilen bölgenin hali ortada.
    Bu minvalde söz godot’dan açılmışken başka bir âlim’in videosundan duyduğum şu sözü de ifade etmeliyim;
    Kıyamet alametleri bahsinde geçen “Güneşin batıdan doğması”nı anlatan hadisi hatirlattiktan sonra Mehdi konusuna da değinip şunu söyluyordu: ” şimdi siz isterseniz Godot yu bekler gibi oturup İslam güneşinin doğmasını beklersiniz, isterseniz de Güneş bir an önce doğsun diye gece gündüz çalışır gayret edersiniz, tercih sizin”

      • Yukarıda bahsi geçen hadisi iyi akletmeden yazmışım, Esad hoca nin kendi tercümesi şöyle:
        “Şam halkı helak olunca artık ümmetimden hayır gelmez fakat ummetimin içinde hakkı savunan bir topluluk daima bulunur ta ki deccalle çarpişacakları zamana kadar”
        Ayrıca hakikate aşina kimsenin Mehdi beklentisine şahit olmadım. H.K.’nin yorumunu okuyunca bu yorum fikri oluştu.
        Benim bildiğim dindar kimseler Mehdi meselesini şahıs olarak tasavvur etmekten ziyade şahsı manevi olarak tasavvur ediyorlar.
        H. Gayret bu konu çok uzun seninle tartişmak yerine “sen iyi biliisen emmi” deyip kapatayım.

  11. Seçimlerde Yüksek Seçim Kurulu, bütün kararları zamanında ve hukuka uygun olarak almıştır. Başka türlü hareket etse de Yüksek Seçim Kurulu La Yüsel’dir. Hukuk devletinde kararlara uyulur. Erdoğan da Yıldırım da hukuku hiçbir zaman itham etmediler. Hep Yüksek Seçim Kurulu kararının kesin olduğunu ifade ettiler. Seçime katılım olmuştur. Halk en uygun kararı vermiştir. Yüksek Seçim Kurulu en uygun kararı almıştır. Sonunda seçimi kaybedenler de seçimin sonuçlarına teslim olmuşlardır. Türkiye büyük sınavı vermiştir.
    Gerek Kılıçdaroğlu’nun gerekse Erdoğan’ın beyanları vardır. Memnuniyet vericidir. Türk Milleti Allah’a şükredip yoluna devam etmelidir. Tekrar hatırlatmak isterim. Dolar’ı düzeltme siyasetinden vazgeçip altın bonosunu hemen faaliyete geçirmesi gerekir. Faizli işçilik o gün bitecektir.

  12. Fehmi beyi yaklaşık 32 seneden beri yazdığı yazıları değişik gazetelerden takip eden bir kişi olarak taktir eden ve beğenerek okuyan ve fikirlerinden istifade eden birisi olarak şunu söyleyebilirim fehmi bey ülkemizde yazıları okunabilecek ender insanların başında gelir ve demokrat çizgisini hiç bir zaman menfaatler mevkiler için değiştirmemiş zevkle okuduğum ve takip ettiğim bir insandır.Zaten öyle olmasaydı onuncu köy olan bu internet sayfasında değilde bir televizyon kanalının genel müdürü veya editörü olurdu.Bu günkü Sayın Devlet Bahçelinin yazarımız için sarfettiği sözler beni çok üzdü,eğer kendisi devletin içinde Fetö terörörgütüyle ilgili birilerini arıyorsa ,Ak parti içindeki millet vekillerini araştırırsa,”ne istedinizde vermedik “diyenlere bakarsa bence
    cevabını bulur diye düşünüyorum.Şunuda belirtmek istiyorum sayın yazarımıza, her zaman yanındayım ve seni okumaya ve izlemeye devam ececeğim,bu ülke seninle gurur duyuyor diyerek selamlarımı sunuyorum.Dik durur eğilme bu millet seninle gurur duyuyor diyorum.Allaha emanet ol,

  13. Bakın, bu da oldu: Bahçeli, Koru’nun yazdıklarına yanıt verdi. Bahçeli “FETÖ’nün Fehmi’si, Pensilvanya’nun Koru’su, 15 Temmuz’un intikamını almak için sıraya girmiştir. Bu şahsın elini kolunu sallayarak dolaşıyor olması hayrettir.” dedi.

    “Bu şahsın elini kolunu sallayarak dolaşıyor olması hayrettir.” dediği çok manidar..Gerçekten…

    Godot’nun gelmesinden önce gelen beklenenlerden biriside bu olsa gerek!

    • Bence Fehmi Bey o laflara değinmeye bile tenezül etmez. En fazla kendisine özgü neaket diliyle imalı bir şekilde bir iki cümleyle dokundurur geçer.

      Yazarımız memleket meseleleri üzerine yazı yazmayı yeğleyen biri. Gündemi değiştirmek için çırpınan çakma kabadayılara aldırış edeceğini sanmıyorum.

      • Ben, Fehmi bey bundan haberdar olsun da bir şeyler yazsın çizsin diye yazmadım.. başkaları da bir şeyler söylesin, Fehmi beyi teselli etsin diye de…Bilakis, bir devlet büyüğünün hedef gösterircesine, aleni ve toplumu olumsuz müessir kılacak bir ötekileştirici-itici-ayrıştırıcı bir dilin kullanmasına dikkat çekmek istedim.

        Şimdi savcılar, Bahçeli’nin sözüyle harekete geçsin ve Koruy’u örgüt üyesi diye içeri alsınlar -ta ki, hakkında iddianame hazırlanıncaya kadar- elini kolunu sallayarak ortalıkta gezmemiş olsun! Böyle mi yani.

        Belki de Koru’ya cevap vereceklerin, siyasetten taraf olan yazarların olması en şık olanı olurdu.

        • hasan bey, sizin yazınız üzerine bahçeli ile ilgili haberi okudum. bahçeliyi normalde hiç ciddiye alıp, “ne söylemiş” diye merak etmezdim.
          – Bahçelinin konuşmasında birkaç başlık var.
          – birincisi oylarının oranı ile ilgili konu ki, bu akp ile bilek güreşinde kullandığı bir rest çekme ve tehdit. bahçeli kendi oy oranına vurgu yaparak akpye “bensiz sen hiçsin” mealinde mesaj veriyor.
          – yukardaki mesajı atatürk ile süsleyerek, akpye atatürk üzerinden de muhalefet yapıyor. Aynı zamanda, atatürkçülere de göz kırpmış oluyor. cumhur ittifakı başladığından beri atatürkçülüğü dondurucuya atmıştı bahçeli.
          – “mhp, tbmmde denge ve denetleme görevi yapmaktadır” sözü de yukardaki tabloyu tamamlayan bir başka vurgu.
          – Ancak konuşmada cumhur ittifakının devam edeceğine de vurgu var. bu vurgu yukardaki açıklamalarla çelişen bir vurgu gibi görünüyor. ama aslında yukardakilerin pazarlık olduğunu ortaya koyan bir vurgu.
          – bir diğer önemli nokta istanbul seçimleri ile ilgili. bahçeli, istanbul seçimlerinin yenilenmesini istiyor. Oysa, akp, istanbul seçimlerinin yenilenmesini göze alamaz. Eğer hile ile alabileceğini gözüne kestirir ise, seçimlerin yenilenmesine razı olur. diğer türlü, yani hile yapamadığı durumda, istanbul seçimlerin yenilenmesi akpnin intiharı olur. Zaten bu nedenle sayın erdoğan demirin soğutulmasından dem vuruyor. zannediyorum aynı gerçekliğin bahçeli de farkında ve akpyi bu tuzağa düşürmeye, aynı zamanda, yapılacak seçimlerde kendi pazarlık şansını artırmaya çalışıyor.
          – fehmi koru ile ilgili bölüm ise, aslında konuşmasının esas gayesini süsleme, gizleme amacının ötesinde bir anlam içermiyor. bir de, bunların alışkanlıkları olarak da görülebilir. birilerini tehdit etmezlerse, özlerini ortaya koyamazlar.
          – Yani, bahçelinin konuşmasının esas amacı fehmi beyi tehdit değil diye düşünüyorum.

          • Hamza bey..Bahçeli’yi izlemeye devam.. çünkü o Türkiye siyasetinin en temel yapı taşlarından biri…Bu sayede Bahçeli’nin söylem ve nutuklarından! siyasetin geleceğinin nasıl şekilleneceğiyle ilgili doneler yakalayabiliriz.
            Ki, ben bunu 3 Kasım 2002 seçim kararı alındığından beri Bahçeli’nin etkisini görüyorum ve buna ancak galiba 2011-2012’de gibi uyandığımdan beri bunu böyle biliyorum.

            Bence ülkemiz siyaseti Bahçeli özelinde (etkisinde) yeni gelişmelere gebe. Daha önceki yorumlarımdan birinde ‘Bahçeli, devletin siyasetin içindeki eli’ tanımlamasını yapmıştım. Nitekim bunu iktidarda Erdoğan’a ancak yüzde 18,81 (yeni oran; Atatürk’ün doğum yılına atıf yapılaraktan) oy oranıyla ortak olduğundan da kestirebiliriz.

            Bahçeli’nin konuşmasının esas amacı Fehmi beyi tehdit olmasa da tali amacıdır. Yakında Fehmi bey ifadeye çağrılırsa şaşmam..
            Sağıcakla…

        • Hasan bey daha önce de ezanı ıslıkladılar diye bi şeytan taşlama çağrınız olmuştu; uğur muydu neydi o arkadaşla..! Benzeri bi durum değildir işallah, yoksa külahları değişiriz yani:) ayrıca devlet hoca sayın yazara bir uyarıda bulunmuşsa o mutlaka sayın yazarın da iyiliği içindir ve dikkate alınacağına da inanıyorum zaten. Bir fitneye alet olmazsınız umarım…

          • “daha önce de ezanı ıslıkladılar diye bi şeytan taşlama çağrınız olmuştu; uğur muydu neydi o arkadaşla…”

            H.Gayret!Sallıyorsun,saptırıyorsun…Bunları ayık kafayla mı yazıyorsun?Yoksa Okuduklarını halüsinasyon etkisi altında mı okuyorsun?Seni anlamak ta zorlanıyorum;derdin ne gerçekte senin?Bernar bey kaç gündür defalarca sordu.O soruları görünce sarmısak görmüş vampir gibi ortalıktan toz oluyorsun.Meydanı biraz boş bulunca da sinekten kan çıkartmak için ortalığa fırlıyorsun.İyiniyetinden şüpheliyim senin.Bilmem ki niye yazıyorum bunları?Düzeleceğine dair hala bir umut kırıntısı mı var içimde ne?

          • Uğur bey siz geçenlerde benzer rumuzlu bi uğur daha var demediniz mi? Hanginiz bilemiyorum; yanlışım varsa kusura bakmayın ama hasan beyin bazen sağı solu belli olmuyor! Olur olmaz twitr dedikodularını buraya taşıyıp olay çıkarmak da ayıptır yani…

  14. Ak parti nin belediyeleri sayesinde çöp dağlarından kurtulup, gecekondu mahallelerinde ve toprak evlerde yaşarlarken; insanı yaşat ki devlet yaşasın diyerek, hizmete soyunan milli görüş ekibi sayesinde ülkemiz bu günlere geldi. şimardıkları doğrudur ve millet sandıkta onun cezasını kesmiştır. 20 yıl canla başla yaptıkları hizmetin,en az 15 yılı samimi gayretlerle yapmışlardır. Ak parti nin seçim kaybettiği yerlerde, kazılan hendekleri, evlatlarımıza sıkılan kurşunları unutmadı bu millet. Biz Ak parti ye millet olarak format atıyoruz. Ak partinin gidişine sevinenleri, geçmiş hizmetlerine teşekkür edemeyecek seviyede nankör olduklarını tescillemek için fırsat verdi bu millet. Hz Ömer den bahseden Nusret Karaca Efendi, Yalova da Hüseyin usta ile çalışmam bahanesi uydurarak, çalışmadan aldığı paranın hesabını yapsın. Atölye de tüm lambaları gereksiz yere açık bırakıp ısrafa sebep olduğu, ben olmadığım aylarda, eski atölyede takımların sular altında kaldığını,paslanıp çürüdüklerini gördüğü halde, eğilip 1 tanesini rafa koymayıp, emanete ihanet ettiğini düşünsün. sonuç olarak; Yalova da bu kadar zaman kaybı ve ısrafın ana sebebi Nusret Karacadır. Yalova daki Arge faliyetlerinin devam etmemesi için elinden gelen her türlü sinsi gayretlerini devam ettirmektedir. Çok sabrettim ama, Buralarda yazdığı yorumları ve hz ömer den bahsettiğini görünce dayanamadım. Ben kendisini Allaha havale ediyorum. Rabbim ona hidayet versin.

    • Allah sizden razı olsun ustam; biz o nusretin ne mal olduğunu daha ilk kelimesinde anladık! Boşuna dememişler. (not: benim en sevdiğim ve kürtlerin/türklerin de -son devirdeki- en büyük dinbilgini bediüzzaman hazretleridir…)

      • Saadetin genelmerkez binasına haciz gelene kadar kira ödemeyip o paralarla milletimize hakaret içeren dandik videolar çektirip yayınlatan adam çalışmadan aldığı peşin maaşı geri öder mi? Burda sürekli israftan bilmem neden bahsedip elektrik faturalarının yüksekliğinden yakınan nanemolla, yalovadaki atölyenin lazım olmayan ışıklarını söndürmeye bile lüzum görmüyor ama anlaşılan marangozhanenin ocağını söndürmüşe benziyor..! Hem atölyede çalışacaksın, hem alet edevatı yerlere saçacaksın, yağmurda selde ıslanan malzemeyi de kaldırıp kuru biyere koymiicaksın; be allahtan korkmaz kuldan utanmaz adam; sovyetlerbirliğini senin gibi parazitler yıktı “şarikov nusret!” yetmiyormuş gibi hala ekmek yediğin yere tükürüp bir de gelmiş buralarda ömerden aliden dem vuruyorsun..!

    • Hiçbirimizin bilip haberdar olmadığı konularda gelip burada dedi-koduya girişmek eksik kalmıştı. O boşluğu da siz doldurmak istemişsiniz. Kimsenin vakiıf olmadığı konularda ileri geri laf üretip birilerini suçlamak, hem de “Ben kendisini Allaha havale ediyorum” demek.

      Nescafe’nin “İkisi bir arada” kahvesi gibi.

      Allaha havale etme pozlarında aklınızca yorum okurlarına havale etmek istiyor görünüyorsunuz. Amaç herhalde Nusret Bey üzerinden Saadet’e de çakmak.

      Tribünlerdeki bir kaç amigodan yükselen üç beş alkış alır, yerinize oturursunuz -ya da dedikodu çıkınınızı alıp başka kapılara doğru seyredersiniz.

      • إِن تُبْدُوا۟ شَيْـًٔا أَوْ تُخْفُوهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا
        Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.(Ahzap 54.)
        وَمَنْ يَكْسِبْ خَط۪ٓيـَٔةً اَوْ اِثْماً ثُمَّ يَرْمِ بِه۪ بَر۪ٓيـٔاً فَقَدِ احْتَمَلَ بُهْتَـاناً وَاِثْماً مُب۪يناً۟
        Kim bir hata veya günah işler, sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa şüphesiz ağır bir iftira suçunu ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur. (Nisa 112.)
        H. Gayret Bey bilip bilmeden mal diyorsunuz ya: Evliya da olsanız hakkımı size helal etmem Cennet yüzünü de göremezsiniz. Beni ne kadar tanıyorsunuz da hakaret ediyordunuz. Siz kul hakkına girdiniz, gıybet yaptınız.

        • Behey insafsız nusret; marangoz yokmuş, gelmedi diye atölyeyi yağmura sele aldırıp ondan sonra da sular içersinde yüzen onca kereste, alet edevatı eğilip de yerden kaldırmak çok mu ağırına gitti; gavurun malı olsa gene insan tutup bi kenara koyar… Yuh sana! Bir de arapça yazılı ayetlerle mi korkutuyorsun bizi..? Latin harflerine çevirip öyle yaz bari; gidip o ustadan da özür dile; aldığın parayı ya geri ver ya da adam gibi çalışmaya devam et! Münafıklığın lüzumu yok; bir de burda bizi günaha sokma! Nasıl bi insansın arkadaş sen yaa…?

    • evet hakikaten de öyle. somada 300, pamukovada 41, kocaeli 8, kütahya 9, çorluda 25 kişi. akpnin ülkeye hizmetinden sadece küçük bir miktar. patlayan bombalar bu hesapta yok.
      isparktan alınan paralar, vakıflara aktarılan milyonlar, işe gelmeden maaş alan akpliler, gerçekten de müthiş hizmetler. toplanan vergiler nereye gitti bilinmez ama, borca yaptırılan osmangazi köprüsü, avrasya tüneli, 3. köprü ve milletin parasını yemek için yaptırılan yeni havalanı da taktide değer.
      – sadece kamu ve özel sektörün aldığı kredilerin, sadece faizi 10 milyar dolar olan (yabancıların türkiyedeki mevduatlara vb. ödediği faiz bu hesapta yok) ve nereye harcandığı belli olmayan borçlar.
      -ensar vakfında çocuklara tecavüzün üstünün örtülmesi, fetöye verilenlerlerin üstünün örtülmesi, tecavüzlere “bir kereden birşey olmaz” diyerek bütün ahlaki değerleri yıkmak, dinin temeline dinamit koymak, hakikaten bu ülkenin bu zamana kadar görmediği ve bundan sonra da görmesi mümkün olmayan hizmetler olarak tarihe geçti.
      – Ben sadece ilk akla gelen, milletin minnet duyması gereken bazı hizmetleri buraya yazdım.

      • Bırakalım bozuk ağızıyla ona buna çamur atsın, yürüsün gitsin, Hamza Bey. Biz bir şeyler söyledikçe ciddiye alındığını zanneder, takılır kalır buralara.

        Mahallenin eğlence nesnesi yetmezmiş gibi bir de bu arkadaşla uğraşmayalım. 🙂

      • pardon, yenilen 15 milyarlık telekom ve 60 milyarlık, cumhuriyet döneminde ve sonrası hükümetler tarafından yaptırılan kamu kurumlarından elde edilen gelirin talan edilmesini unuttum.
        – bu büyük hizmetlerden bahsedilmezse, akpnin bu ülkeye yaptığı hizmetlerin değeri yeterince anlaşılmayabilir.

        • haklısınız. ama insan bunların zeytinyağı gibi her türlü pisliği yapıp bir de üste çıkmaya çalışmasına tahammül edemiyor. Ülkeyi yediler bitirdiler. ahlaksızlıkları diz boyu. bir de çıkıp, mağdur edebiyatına başlamaları insanın asabına dokunuyor.

  15. Nasıl ki YSK mazmaaatasını verdi…mazmaatasını vermeyecekler korosu boşa düştü….Adalet adalet sesleri kesildi…Şimdi de İstanbul seçimi yenilenir endişesi sardı…Yaw arkadaş ysk seçim yok desede başımız üstüne var desede başımız üstüne…Korkamayın bu kadar tekrar millete gidilecek diye… varsa bi alicengiz oyunları ortaya çıkar mı endişesi… yoksa alicengiz oyunları tekrar kazanırsınız…..Belki de Fehmi Bey in ekibi daha çok endişeli gibi geliyor… HUZURsuzluk mu duyuyorlar….. bırakın ysk karar versin herkes işine gücüne baksın… varsa var yoksa yok….

    • :Fehmi beyin ekib;i derken ! sayın Türkeş siz eğer Fehmi beyin yazılarını okumuyorsanız ekibinden değilseniz,hangi ekiptensiniz bu köşede ne işiniz var?

      • İlahi erdem bey sen çok yaşa…Allah da seni güldürsün…Anlayan anladı…ekip derken yeni kurulacak huzura ihtiyacı olan parti varya ondan bahsediyorum……Merak etme fehmi bey in ekibinden değilim ama onu severim saygı duyarım….bazıları gibi 30 senedir 40 senedir hergün takip ederim diye hava atmam….sanki diğer tarafta sorgu mekekleri söyle bakim fehmi beyi takip ettin mi.diye sormayacaklar herhalde….. burda ne işiniz var derken… hayırdır…sana sormayacam herhalde….belki kinayeyi anlarsın diye büyük harflede yazmıştım ama anlaşılmamış….

  16. Bahçeli de dağıtmış. Antalya kampındaki konuşmasında, -yine- yakışıksız sözlerle bu kez Fehmi Koru’ya saldırmış. Utanmadan bir de hedef gösteriyor.

    “Bir taş dahi atmadan olmuş armut gibi topluyorum yüzbinlerce AK Partili’nin oyunu, işime ne karışıyorsun!” gerginliği elbette!

    Yeni kurulacak bir kitle partisinin AK Parti’den arakladığı oyların bir kısmını alacağını biliyor Bahçeli.

    Kopardığı yaygara kuşkusuz bu yüzden.

  17. Fehmi Koru dünkü yazısında
    Ak Parti’nin oyunun %35’lere
    inmesinden,Ankara ve İstanbul’da CHP’nin gerisine
    düşmesinden,moral çöküntünün başlamasından bahisle bu durumdan duyduğu
    memnuniyeti ızhar etmiş oluyordu.CHP oylarının içindeki HDP ve İyi Parti
    oylarını ayıklamadan yapıyordu bunu.Fehmi Bey’in değerlendirmelerini objektif bir gazetecinin tespitleri olarak değil,bir muhalefet yanlısının mülahazaları olarak görüyorum.Tabii ki normal karşılıyorum.Herkesin şu veya
    bu partiyi destekleme hakkı vardır.

    Şayet YSK seçimi yenilemezse,İstanbul halkı
    Binali Yıldırım’ın değil, İmamoğlu’nun sunacağı
    hizmeti tercih etmiş oluyor.
    Hile,hurda yoksa halkın tercihine ancak saygı duyulur.

    Geçmişte Ahmet İsvan,
    Aytekin Kotil ve Nurettin Sözen CHP’den seçilerek
    İstanbul’da başkanlık yaptılar.
    İstanbul’a bir eser kazandırdıklarını,köprü,metro,
    marmaray.. yaptıklarını,bilen,
    gören var mı?Tabii ki yok.Çöpün bile hakkından gelememişlerdi.Geride bir de
    İski sıkandalı bırakmışlardı.

    CHP 1970’li yıllardan 2002 yılına kadar zaman zaman
    iktidar da oldu.Demir yollarını
    mı geliştirdi,otobanlar mı yaptı,sağlık kuruluşlarını mı iyileştirdi,okulları mı daha iyi hale getirdi,okulların açıldığı
    gün çocukların sırasının üzerine kitaplarını mı koydu,
    siha mı yaptı,iha mı yaptı?
    Tabii ki hiç birini yapmadı.
    Memurlara ay başlarında maaşlarını ödeyebilmesini kar saydık hepimiz.Ecevit’in Lüksemburg’a borç para bulmaya gittiğini,2 milyon
    dolar borç aldığını unutmadık.
    Türkiye bugün bu kadar parayı
    hibe olarak veriyor,bahşiş olarak veriyor.

    ***
    Önceki gün kendisini Saadetçi
    olarak takdim eden bir yorumcu da İmamoğlu’nun
    kazanmasından dolayı şükür namazı kılmış,ya da kurban kesmiş bir insan intibaını vermişti bana.Sevincini gizlemiyordu.Bir Saadetçi Ak Parti’den nefret edebilir,bunu
    anlarım.Ama CHP’nin kazanmasına bu denli sevinmez.Dolayısı ile sevinecekseniz sevinin de,kendinizi gizlemeden, Saadet’in arkasına saklanmadan sevinin.

    ***

    Yorumcu Bernar Bey de ağzında bir kaset lafı geveleyip duruyor bir kaç gündür.Biz sade vatandaşlar
    böyle işlerden anlamayız.
    Kaset imal,montaj, dinleme, dikizleme işlerine Türkiye’de kimin baktığını herkes biliyor.
    Dolayısı ile kendisine yanlış kapı çaldığını tekrar hatırlatırım.Soracaksan bir işi
    uzmanına soracaksın,yani fetöye soracaksın.

    Bir de yolsuzluklardan bahsediyor.Fehmi Bey, Demirel seçimden önce
    Koskotas dosyalarından bahseder,seçimden sonra adını bile anmaz diye yazmıştı.Bernar’ın bahsettiği dosyalar da Koskotas dosyası olmalı.Elinde dosya olan onun turşunu kurmaz.Dosya turşu kurmak için değil,açılmak içindir.

    Ak Parti döneminde yapılan hizmetler,yolsuzluğun olmadığının en büyük delilidir.
    Ayrıca yolsuzluk ve rüşvetin
    lafını edenler bugün bir tane
    müşahhas/somut örnek gösteremiyorlar.Geçmişte sadece bir aile 14 katrilyon (yeni tl ile 14 milyar)
    götürmüştü.Hayali hazine bonoları satmıştı.

    Hülasa balık hafızalı değiliz.
    Dünü unutmadık.Boş lafa karnımız tok.

    • Bu yorum metninizle, hem İranlı uyuşturucu baronu ile iş tutan Burhan Kuzu, hem Sayıştay’ın AK Partili Arnavutköy Belediyesi’ni yolsuzluğa mahkum etmesi, hem FETcü olmakla suçladığı tesettür firmasının ürünlerinin boykot edilmesi çağrısında bulunduktan sonra firmanın kendisini ‘bir şekilde'(!) memnun etmesinin ardından o firmanın moda etkinliğinin profesyonel danışmanlığını alan Hilal Kaplan, hem A. Dilipak’ın “ortalığa saçılırsa her yer çamur derysına döner” diye söz ettiği yolsuzluk dosyaları konusunda bizleri ayrıntılarıyla aydınlatmışsınız, Bekir Bey. Teşekkür ederim.

      Sayın N. Olçok’un “Kaça sattınız 250 şehidi?” sorusuyla dile getirdiği sitemine de, ‘bu açıklıkta’ (!) bir izah bekliyoruz sizden.

  18. İmamoğlu kendi ekibinin yayınladığı YouTube videosu; kurgu olup olmadığı yakında ortaya çıkar… kurguysa oynamaya fena halde kaptırdı kendini. Rajon kesiliyor…
    “Yemekte ne var bugün?” diye soruyor. Belediye çalışanı; “Musakka vardı, sizin için de antrikot” diye cevap veriyor. 
    Bunun  üzerine raconu kesiyor İmamoğlu; “Olmaz, yanlış. Birine musakka, birine antrikot olmaz. Bir dahakine aynısı olacak!..”deyip yemeğe dışarı çıkıyor…
    Musakka var, antrikot var ama o sonunda dışarı çıkıp balık yemeğe gidiyor. (Aynısı olacaksa, bütün belediye çalışanlarını balığa götüreydi iyiydi!)……İbb açıklama yapıyor….şimdiye kadar bütün yemekler aynı çıkar…herkes aynı yemeği yer…rajonu kesiyorlar…

  19. Bizdeki besili fareleri andıran koca göbekli, palabıyıklı savcıların rahatlığı yanında yankilerin mutemedi bana oldukça endişeli göründü..:)

  20. ”Godot gelmese de, onun dışında beklenenler mutlaka geliyor…”

    Bunlardan biri; yoğun geçen ülke siyasi atmosferinden sıyrılınıp Godot’nun gelmemesinden mütevellit, Sn. Koru’nun, artık dış politika yazılarına yumuşacık bir geçiş yapması oldu.

    Uzun zamandır dış politika ve uluslararası gelişmelerde; özelde ABD ve AB olmakla beraber yanı başımızdaki gelişmeler de Koru’nun gündemine girecek galiba… Tek şartla ki; o da ülkemizin, yeni bir parti kurulması çalışmalarıyla beraber Kılıçtaroğlu’nun ”ekonomideki kötü gidiş devam ederse erken genel seçim kaçınılmaz olur” mealindeki açıklamasına binaen yeni bir seçim atmosferine girmez olursak eğer.

    Bir de Sn. Koru’nun, YSK’nın vermesini beklediğimiz kararından neyi beklediği..O da, Godot’yu beklerken başka geleceklerin gelmesini beklemek gibi bir şey mi, yoksa Godot’nun ta kendisinin gelmesi gibi, YSK’nın İstanbul seçiminin yenilenmesi kararının gelişi mi? Koru, bu konuda tereddüt içerisinde ve sanırım YSK’dan gelebilecek böyle bir kararın endişesini yaşıyor. Robert Mueller‘in sergilediği rahatlığı Koru’da yaşamak istiyor ki, ”Gönül rahatlığı başka bir şey” demeyi ihmal etmiyor oluşu da bundandır galiba.

    Godot’nun gelmemesinden önce gündemimizden uçup giden şeylerde oldu; ”beka meselesi”, tanzim satış çadırları, v.b.

    Godot gelmese de, onun dışında beklenenler mutlaka geliyor olduğu gibi hayatımızdan çıkıp gidenler de oluyor.

    Trump’ın da “Eyvah, başkanlığım bitti” dediği gibi onun da başkanlığı bir gün mutlaka bitecek.

    Birilerimiz gelip-gitse de yaşam devam edecek.

  21. Sayın Koru’nun, sanki ortada iki olasılık varmış gibi, YSK’nın ne yönde karar vereceğini merak ediyor görünmesi beni hayli şaşırttı.

    Hukuku, adaleti falan bırakalım bir kenara.

    YSK üyesi olmak, siyaset cahili olmayı gerektirmiyor. Nihayet, okumuş yazmış yükesek yargıçlardan söz ediyoruz. Yükselişe geçen siyasal aktörlerle inişe geçen siyasal aktörleri herkes gibi onlar da görüyorlardır herhalde. YSK’nın ne tür bir tutum takınacağının en merak edildiği günlerde, sanırım Gazeteduvar’daydı, YSK’nın kararlarına itiraz edilemediği, ama YSK üyelerinin yargılanabileceklerine değinen bir köşe yazısı çıkmıştı karşıma. Doğru hatırlıyorsam, YSK üyelerinin Yüce Divan’da yargılanabilir oldukları söyleniyordu yazının alt başlığında. Ortada mazbatanın E. İmamoğlu’na verilmemesi gibi bir olasılık görmediğim için yazının kendisini okumayı gereksiz bulmuştum. Böyle bir yazıya bugün rast gelsem, okumayı yine gereksiz sayarım.

    İmamoğlu’na mazbatayı vermemek bir şey(di), İmamoğlu mazbatasını aldıktan bir süre sonra elinden mazbatasını geri almak çok, ama çok çok başka bir şey.

    Siyasi iktidar, erken seçimlere kadar, şöyle böyle 1,5 yıl kadar daha iş başında. Kör topal sürükleyebildiği kadar sürüker. Ama yükselen ve artık karşı durulmaz toplumsal tepki karşısında kendisi erken seçim kararı alır, ya da, bnim öngürdüğüm ve defalarca yazdığım üzere, ipi çekme işi yine Bahçeli’ye verilir.

    YSK’dan benim “olanaksız” saydığım karar çıkarsa, bunun pratik anlamı, iktidarın bir iki ay içinde iktidarını yitirmesi, ortalığın, olacakları hiç, ama hiç kimsenin kestiremeyeceği bir biçimde karışması olur.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye siyasal-toplumsal tarihini pek bilmiyor görünen, siyasal stratejilerden anlamayan, ancak rakipsiz olduğu koşullarda kolayca (ve sözde rakiplerinin çapsızlığı dolayısıyla) seçim kazanan, seçim kazanmak dışında (ülkenin iyi şekilde yönetilmesi anlamında) bir başarısı olmayan vasat bir siyasi parti lideri olduğunu yazmıştım çeşitli vesilelerle. O alışılaledik resimden dışarı çıkıldığında nasıl boşluğa düşüp inisiyatifi tümden yitirdiğini, dağıldığını açıkça gözledik.

    Ne var ki, YSK’nın seçimi iptal etmesinin pratik anllamını görebilmek için, cumhurbaşkanı olmak bir yana, bir milletvekili olmak bile gerekmiyor. Türkiye’nin siyasal-toplumsal tarihine yakın bir aşinalığasahip olun, bence tek başına bu bile yeter.

    Birilerinin Erdoğan’ın iktidardan düşmesi için bundan sonraki süreci bir kaç aya indirmek için bir aceleleri olduğunu hiç düşünmüyorum. On yedi yıl boyunca kabullenilmiş bir duruma -en iyi ihtimalle- iki yıl daha mı katlanamayacaklar?

    Kimse de dertsiz başına dert almak istemez -hele de hiç de tekin görünmeyen siyasi belirsizlik dönemlerinde. YSK üyelerini o kimseler arasında olmadıklarını düşünmek için ortada bir neden yok.

    İktidarın kalemşörlerinden A. Dilipak, son yazısında, Hürriyet Gazetesi’nden A. Selvi’nin yazısının en az dört beş tık ötesine geçmiş, alenen şöyle yazmıştı:

    “Görevden alırsanız, partisi ona sahip çıkar, saldırırlar, İmamoğlu AK Parti’nin başına bela olur ve bir takım yolsuzluk dosyaları açılır ki, ortalık çamur deryasına döner.”

    YSK, bir kısaltma olarak da, bir merak konusu olarak da çoktan çıktı aklımdan -zihnim hala Dilipak’ın bu dramatik uyarısının imalarıyla meşgul. Fehmi Bey de bu konuda bizlere hiç yardımcı olmuyor. Düşük yoğunluklu, okuru yormayan bir haftasonu yazıyla okuru karşısına çıkmayı yeğlemiş. Öyle ki, sanki asıl meramı “Godot’yu Beklerken” oyununa olan hayranlığını dile getirmekmiş de bu YSK işini sırf buna bir bahane olsun diye işin içine katmış gibi.

    Ama, şu konuda yerden göğe haklı: Herkesin çıkıp gelmesini arzu edip beklediği bir Godot var. Ben, söz gelimi, en fazla 1,5 yıl içinde çıkıp gelecek bir erken seçim olarak bekliyorum onu. YSK’nın gayret’lerine vesile olmasını bekleyip başka Godot’ların peşinde ve bekleyişinde olanlar var mıdır?

    İnşallah yoktur.

    • Kriz anlarında savaşan Amerika’yla ve Amerika’nın piyonlarıyla savaş sırasında, kriz anlarında orduların, milletlerin fedai müfrezeleri sonucu belirler. En kritik anda orduların fedai müfrezeleri ortaya çıkar. Şu anda Öncü Gençlik’in bir süngü savaşına gireceği, bir fedai müfrezesi gibi; disiplinli, bir arada, omuz omuza, Osmanlı Ocakları’yla ve diğer bütün vatansever kuvvetlerle omuz omuza Türk gençliğini birleştireceğini, ABD başta olmak üzere, bütün emperyalist kuvvetleri yine Ege denizine düşmanı dökerek en sert cevabı vereceğini biliyorum.”

      Yukarıdaki alinti paragraf aydınlık g.yayin yönetmeni İlker Yücel in Vatan partisi öncü gençlik grubu ile Osmanlı Ocaklari’nin ittifak yaparak beraber çalışma kararı aldıklarıni açıklarken ki konuşmasından.

      Bu da başka bir Godot mu acaba?

      • Herhalde vardır o kopukların da bekledikleri bir Godot. “Neme lazım, elde bulunsunlar, çok zorlanırsak zincirlerini çözer salarız bunları ortalığa üç beş gün” derse sahipleri bir gün, Godot’larına kavuşmuş olurlar.

  22. Konuya devam….

    Batı alemi bir taraftan sembolik olarak bu Mehdiyi beklerken hiç boş durmamış. Can sıkıntılarını gidermek, meraklarını tatmin için ve meşguliyet adına tabiatı incelemişler derken bu muaazzam bir tutku haline gelip bugünkü teknolojik uygarlığın meydana gelmesine katkıda bulunmuşlar. Ancak. bunda Türklerinde muhakkak ki önemli bir katkıları olmuştur (bu konuyu daha sonra özetliyeceğim. Ancak yazmam lazım). Yahudiler de öyle, belki de daha yoğun bir şekilde çalışarak (semitizm’e karşı anti-semitizm’le karşılşarak ve derken kapitali istifleyince buna dayalı olarak bugünlerini belirleyen en önemli etken Siyonizm!).

    Biz müslümanlar da Mehdiyi beklemekteyiz. Hatta görünüşe göre, yakın geçmişte oldukça kuvvetli bir arzuyla bekleniyordu. Kimbilir belki de gelmiştir de beklemededir. Şu insanlığın halini izliyordur. Yani bu da beklenti olarak ihtimaller arasında. Bizim bekleyişimiz Batı dünyasının yaşamı, ihmal etmemek adına aktif bir bekleyişine kıyasla, dalga dalga çokçası pasif bir bekleme. Pasiflik, dünyayı, yaşamı özellikle gelecek nesillerimizin yaşamını ihmal edercesine bir pasiflik (Ben diyorum ki bu eksiğimizi gidermeliyiz; işte bunun için Akıl*İman Sentezi!). Nokta 2.

  23. Bir haftasonu yorumu:

    Godot’u beklerken bu bekleyişin Mehdi’yi beklemekten pek bir farkı yoktur, sembolik olarak. Bekleyiş mutlak gerçeğe tanık olmak için felsefi merak ve her açıdan bir ümitttir. Bu bekleyişten Fehmi Beyin bahsettiği bu tiyatro oyununda bir şey çıkmıyor. Bu oyun sembolik olarak, insanın ne yapsa etse yalnızlığı ilan ediliyor. Godot kim? iki kişinin ısrarla beklediği üçüncü bir kişi. Nitelikleri belirtilmiyor, ancak ona büyük ihtiyaç olunan, dört gözle beklenen biri.

    Ancak, isim olarak özel bir anlam olmasa da yazarı tarafından bu ismin God (=Tanrı)dan türetilmiş olması da ilginç bir konu. Oyunda bekleyerek sona geliniyor, ancak bekleyiş sona ermeyerek. Bu bekleyişin felsefi bir anlamı varken Trump’la ilgili beklenen o rapora dair bekleyiş ve Trump’un reaksiyonu çok farklı bir olay. Fehmi bey “Bekleme” süreci ağır bastığı için ilişki kurmuş olsa gerek
    (Nokta bir! Dakika gol bir demiyeceğim; devam edeceğim!..).

  24. Ne ilginç..!
    Benim gibi biri, uyanır uyanmaz ilk sizin yazdıklarını okuyor. Halbuki son yıllara kadar sizi hiç okumazdım. Hele hele ekranlarda iktidarı överken…!
    Şimdi mazinizle değil, sadece düşüncelerinizle ilgileniyorum. Çünkü artık hak ve adalet konusunda çok nesnel ve dürüst davranıyorsunuz.
    Ben geçmişinizle elbette ilgileniyorum. Fakat bugünlerde yazdıklarınız benim için daha önemli..
    Umarım hep böyle kalırsınız…!

    • Sayın yazarın dürüstlüğüyle ilgili kaygılarınızın geçmesi iyi olmuş; ayrıca sabahları daha yüzünüzü yıkamadan facebooku açmak yerine bu köşeyi okumaya başlamanız da süper olmuş..:)

  25. Godot’yu beklerken oyunu ‘go as you wish’ hikaye yorumu ile her yere çekilebiliyor ise bizim hikayeden yevmiye beklediğimiz adalet ise mütenevvi vesayet, korku, dışlanma, eleştirilme, mevzi ve mevki kaybetme zemininde yaşanan arbede sonrası sadece gözü kör olmamış, aynı zamanda teraziyi tutacak kolu da kırık olan neo-Themis misali olmaktadır. Memleketimde adalet günün sonunda biz adaletin sadece adalet sarayı formunda ihtişamlı olmasını, ancak içimize sindirebilen hazım problemli gayretli müteakitleriz mottosu ile biter.
    ”Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun.” Maide-8

  26. Ak partinin kaybettiği bütün belediyelerde enkazlar ortaya çıkıyor. Hepsi de borç batağına sürüklenmis. Kimse kusura bakmasın. Eğer bir yerde halk çöplükte yiyecek arıyorsa ve yönetici kendine 4 milyonluk lüks bir makam odası yapıyorsa ben o insanları kul hakkı yemiş sayarım. Ve onu ve benzerini savunanları da bu vebala ortak sayarım.
    YSK belki de bu borçları bildiği için kesin seçim sonuçlarını geciktirmistir. İsrafın her türlüsü haramdır. Bilerek israf yapan kişilerin ne bu dünyada ne de ahiret gününde iki yakası bir araya gelmeyecek. O Hz. Ömer ki yüksek yerlere bugday bırakırdı kuşlar aç kalmasın diye.. Hangi idare Hz. Ömer’in binde birini yapıyor.
    SAYGILAR SEVGİLER

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız