Ülkemizin siyasi davalar tarihi hayli yoğundur; buna rağmen nedense yanlış sonuçlarıyla tarihimiz sayfalarında yerini almış kendi geçmişimizin siyasi davaları yerine başka ülkelerde yaşanmışları mukayese için yeğleyebiliyoruz.
‘Dreyfus davası’ gibi…
Fransa’da Yahudi karşıtlığının prim yaptığı bir dönemde -1900 yılı öncesi- gizli bilgileri Almanlara sızdırmakla suçlanan yüzbaşı rütbeli Alfred Dreyfus casusluk davasından mahkumiyet almıştı.
Mahkemede suçsuzluğunun anlaşılması bir yana, gerçek casus da bulunduğu halde…
Hangi ülke için olduğu açıklanmaksızın bizde de birileri casusluk suçlamasıyla yargılanıyor…
Konuyu ele alan yerli-yabancı pek çok yorumcu bizdeki dava ile Dreyfus davasıarasında paralellik kuruyor…
Benzerlik kurmadan önce Fransa’da mahkumiyet ardından yaşananları kısaca özetleyeyim: Yanlışlık fark edilir edilmez Dreyfus’a sahip çıkanlar, cezasının kaldırılması ve kapatıldığı Şeytan Adası’ndan dönmesi için çaba gösterenler hiç de az değildi. Ünlü yazar Emile Zola’nın (1840-1902) “J’Accuse” (Suçluyorum) başlıklı yazısı ardından çok imzalı destek bildirileri yağmaya başlamıştı.
Fransa, gereğinden uzun sürse de, yeniden yargılanma ve hakların iadesi süreciyle yanlışlığı ortadan kaldırdı.
Bir seçim ve iktidar değişikliği gerekmişti bunun için…
