Berat Albayrak bir şeyler demek istedi ama söylemek istedikleri galiba dikkatten kaçtı…

43

İstifasını açıklaması ve kabul edilmesi üzerinden vakit geçti, yerine yeni bir bakan bile atandı, ancak benim aklım hala hazine ve maliye bakanlığından âni bir kararla ayrılan Berat Albayrak’a takılı.

Politikayla ilgilenen herkes bir sonraki makamı hedefler. İlçe başkanı il başkanı olmak ister, ilde görev alanların gözü milletvekilliğinde olur, milletvekili bakan olmayı arzular, bakanların ise gönlünde daha etkili bir bakanlığa gelmek, hatta bir tık daha ileriye gidebilmek niyeti yatar.

[Turgut Özal cumhurbaşkanı seçilmeye hazırlandığı sırada ANAP’ın başına kendisi yerine kimin geleceğini belirlemek için 18 partilinin ismini açıklamıştı. “Büyük Türk büyükleri” diye anılan o 18 politikacıdan bir teki bile, “İstemem, kalsın” demedi. Hepsi birbiriyle yarıştı, ama başbakanlık 18’lik listede ismi bulunmayan birine, Yıldırım Akbulut’a, gitti.]

Doğası böyledir politikanın…

Aklıma takılan sorular.. Bir:

İnstagram hesabından bundan böyle vaktini anne babasına, eşi ve çocuklarına ayırmak istediğini duyuran bakanın bununla kastının ‘görevinden af edilmek’ olduğu genel bir kabul. Cumhurbaşkanlığı da o kabule uygun davrandı. Oysa duyuru metni “Kamuoyunun dikkatine” başlığını taşıyor. 

Bakana görevi veren ‘kamuoyu’ değildi ki, kamuoyuna yapılan duyuruyla görevden ayrılınsın…

Aklıma ilk takılan konu bu.

Reklam

Devletin arşivine ‘istifa mektubu’ olarak acaba üstünde “Kamuoyunun dikkatine” ibaresi bulunan duyuru mu girdi?

Hukuki açıdan bunun geçerli olmayacağını düşünüyorum çünkü. kamuoyuna hitap etmek üzere kaleme alınan bir duyuru istifa yerine geçerli mi, kuşkuluyum.

Cumhurbaşkanlığının “Görevinden affını istedi, biz de uygun görüp kendisini görevinden af ettik” açıklaması daha doğrudan bir istifa iradesi beyanının varlığını akla getiriyor. Berat Albayrak acaba görevinden affını isteyen ikinci bir metin yazdı da, Cumhurbaşkanlığı o metne cevap olarak mı 27 saati bulan bir beklemeden sonra “Görevden af edildi” açıklamasını yaptı? O arada resmi istifa belgesi mi beklendi?

Sizlere basit hatta naif gelebilir bu merakım, ancak devlette resmiyet önemlidir. İstifanın da istifanın kabul edilmesinin de resmi dille yapılması gerekir.

Madem aklıma takılan soruları paylaşmaya başladım, bir ikinci konuyu daha sizlerle paylaşmalıyım.

Aklıma takılan sorular.. İki:

Berat Albayrak’ın kaleme aldığı duyuru metni Türkçesinin yetersizliği, hatta daktilo hataları yönünden değerlendirildi de, metnin üzerinde duranlar nedense duyuru sahibinin kendisini ifade etmek için seçtiği sözcüklerin anlamlarına dikkat etmediler.

Dini kavramların yoğun biçimde kullanıldığı bir metin bu. 

Reklam

İnşaallah.. Kutsal yük… Hakkın helal edilmesi.. Hak ile batılı ayırt etmek.. Dua.. Rabbim razı olsun.. ümmete hizmet.. Rabbime hamdolsun.. 

Ve şu cümle: “Gaybı, kalpleri ve hakiki niyetleri bilen mutlak güç sahibi Cenab-ı Allah bizleri Sırat-ı müstakimden ayırmasın.”

Ağır dini ifadeler bunlar… 

[Eski metinlerde Allah’tan söz etmek gerektiğinde “Cenab-ı Hak” sözcükleri tercih edilir, dindarlar da o kalıbı kullanırlardı. Süleyman Demirel ile birlikte onun yerini “Cenab-ı Allah” kalıbı aldı. Berat Albayrak da onu yeğlemiş.]

Duyuru “(Allah) sonumuzu hayreylesin” diye bitiyor.

Bu ifade ilk okuduğumda da beni irkiltmişti, metin analizine soyununca daha da rahatsızlık duydum.

Hiçbir zaman olumlu beklentiler için “Allah sonumuzu hayreylesin” tarzı bir cümle kullanılmaz. Tam tersine, olumsuzluklar birbiri ardına gelir, daha büyükleri ile karşılaşılacağı iyice belli olur, işte o zaman “Allah sonumuzu hayreylesin” cümlesi sarf edilir.

Ne oluyor gerçekten?

Hükümetten çekilen ekonomiden sorumlu bakan olunca, bu cümleyi duyan insanların ilk düşüneceği şey, Berat Albayrak’ın ekonomi alanında her şeyin daha da kötüye gideceği beklentisi içerisinde olmasıdır. 

Öyle olmadı, dolar karşısında değeri sürekli eriyen TL bu olaydan sonra biraz olsun kendine geldi.

Acaba olumsuz beklenti ekonomi dışı alan/lar ile mi ilgili?

Aklıma takılan sorular.. Üç:

Böyle düşünmeye başlayınca aklıma bir başka konu geldi.

Çok değil 2,5 ay önce Karadeniz’de bulunan doğalgaz rezervleriyle ilgili düzenlenen tören Berat Albayrak’ın daha önemli bir konuma hazırlandığını düşündürecek tarzdaydı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan konuşmasında kendisine bayağı övücü sözlerle hitap etti. En uzun konuşmayı da Berat Albayrak yaptı.

Tören genç politikacının geleceğinin parlak olacağı izlenimini dosta-düşmana vermişti.

Dahası da var.

Ekonomiden sorumlu bakan AK Parti il ve ilçe kongrelerine katılıyor, onun oralardaki varlığı da hep lehine yorumlara sebep oluyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AK Parti genel başkanlığından çekileceği ve o görevi Berat Albayrak’a bırakacağı yolunda az yorum okumadık.

Soru şu: Ne oldu da, “Allah sonumuzu hayreylesin” noktasına gelindi?

Gözden düşen Berat Albayrak mı, yoksa politika ve onun getirdikleri/getirecekleri mi Berat Albayrak’ın gözünden düştü? Hangisi ve neden?

Gerçekten bunları merak ediyorum.

Duyuru metninde ifade analizine muhtaç bir başka cümle daha var, ama onu olduğu gibi aktarıp o ifadeyi analizi sizlerin dikkatinize bırakayım.

Şöyle yazmış duyurusunda Berat Albayrak:

“At izinin it izine karıştığı, Hak ile batılı ayırt etmenin zorlaştığı böyle çetin bir zamanda bizlerin samimiyetine inanarak dua eden her bir vatandaşımızdan Rabbim razı olsun.”

Ne demek oluyor şimdi bu?

ΩΩΩΩ

43 YORUMLAR

  1. Uzun aradan sonra, Damat ile Kayın babanın danışıklı DÖVÚŞLERİ ile ilgili kísa bir yorum yapmak için vakit bulabildim. Kayín baba iş yapmayí ve barışı sevmediğin’den dolayı hep birileri ile çakma düşman oyununu iyi beceriyor tıpkí (rahip Buranson ve Trump) örneğinde olduğu gibi.Dünyada ne kadar diktatör varsa Âdeta hepisi ile kan kardeşi “FAKAT” milleti ve Düyayı uytabilmek için DİKTATÕR dostlari ile birlikte durmadan kavga ediyor gibi görünúp hem onlarín hemde kendisini milletin başínda tokmak gibi durmasını garantiye aliyor. Şimdi Damadi ile gündem saptírmak için danışıklı dövüşle Putine hediye ettirdikleri Karabağ ve Rahmetli Elçibeyin memleketi Nahcivan Kapısına gelecek tepkileri gúndem saptírarak önledi.
    Joe Biden kazaníncada etekleri iyice tutuştu.
    At izi it izine gelince! Burdaki okuyucular bilir ben Doğuda bir köyde dõğdúm ve 13 yaşína kadar da köyde kaldím.
    Köylerde etrafi seyrek tahtalarla çevrili (Ağıl) ismi verilen genelde yazín geceleri hayvanlari ağíla koyarlar ki kaçmasínlar.
    Köyún birinde zengin bir ağanín at celebi varmış celep 20,de olabilir 100 de bu hayvanlar satlik olanlardan oluşur onlari ihtiyaç sahipleri alırlar. Bu hayavanlarí gece serbest bírakılan çoban köpekleri korur.
    Zamanın birinde çoban sabah kalkınca birde ne gõrsün atlarín hepsini kurtlar böğmuş.
    Heme koşarak “ağa gece kurtlar atlarín hepsini öldümüş” ağnín ilk sözü ” köpekleri niye bağladın?’ deyince köpekler açıktı” bana inanmassan ağíla bak it izi ile at izi birbirine karíşmíş kurtlar itleride boğmuşlar.
    Doğuda kõpeğe it derler.

    • At izi it izi! ABD halkı Trumpı’n 1 numarali DİN satícısí olmasína rağmen, 4 sene dayanamadı, fakat Trump’ın sayesinde Dünya liderliğini kimselere vermedi.
      Anerka! Korona’da Dúnya birincisi.

      Bizim Damat ve kayın babanın DİN pazarlamacılığı konusunda Dünyada analar onların ellerine su dökecek bir baba yiğit doğurmadılar.

      Allahu Teâlâ Yalancıların, ve kul hakkí yiyenlerin SONUNU hayır’mı eder Şer’mi eder.

      Sankı Türkiye’nın iflah’ını söken sírf koltuk sevdası için gencecik yavrularí Sürüye, Libya cehennemine sokan onlar değil Şehitlerín Anaları. Peki Allahu Teâlâ bu tip darecilerin hiç sonunu hayır eder’mi?
      Çin Müslüman Uygurları yok ederken bunlar kendilerine sığınanlara “biz çinde terörisdik” yazan kağítlara imza attırip çine teslim edenleri Yüce yaradan hiç AFFEDER’Mİ? onların yeri eninde sonunda
      AT İZİ VE İT İZİNİN KARITIĞI AĞIL olacaktır.

  2. Erdoğan iktidar dönemlerinde vergi gelirleri hariç 500 milyar dolardan fazla ilave kaynak kullandı. (Dış borçlanmalar, özelleştirmeler, yabancılara konut-arsa-arazi satışları… Piyasaya giren yabancı sermaye miktarını ise bilemiyoruz!)

    Erdoğan ne yaptıysa borçlanarak yaptı, milli ekonominin karıyla değil. Yaptıklarının yarısı da çok elzem olmayan rantiye-şantiye işleriydi. Fakat artık borçlanmakta zorlandığı için Kastelli tipi saadet zinciri koptu.

    19 Kasım’da MB faiz kararını açıklayacak. Faizler yeterince artırılmazsa döviz kurları yine yükselecek. Faizler artırılırsa RTE’nin “faiz sebep, enflasyon neticedir” tezi çökecek ve yeni lakabı ‘Faizci Recep’ olacak. (Eski lakabı Beton Recep idi).

    RTE şimdi acı reçeteden bahsedip IMF ağzıyla konuşuyor. Hukuk devletinden, şeffaflık ve öngörülebilirlikten bahsediyor. Muhalefet bunları yıllarca söyledi ama cahil ve kör inatçı RTE ancak bıçak kemiğe dayanınca gerçekleri görebiliyor.

    18 yıldır iktidarda olan bir liderin ekonomiyi 2005’deki düzeyine getirip hala umut vermeye çalışması hüzünlü bir manzara oluşturuyor. Çaresizliğin derinliği Muharrem İnce’den sonra Ümit Özdağ’ın otostopçu yapılmasına ve hatta damat Berat Albayrak’ın bile harcanmasından açıkça görülüyor. Ben bunları kumarbaz psikolojisine benzetiyorum, kumarbaz bir sonraki oyunda mutlaka kazanacağına inanır. Fakat kumarda hile yapmanın da cezası vardır. Katran ve tüye bulanıp bir kalas üzerine bindirip kasabada gezdirmek gibi (Red Kit). 🙂

  3. «Duyuru “(Allah) sonumuzu hayreylesin” diye bitiyor.

    Bu ifade ilk okuduğumda da beni irkiltmişti, metin analizine soyununca daha da rahatsızlık duydum.»

    Sayın yazarın bu ifadesini okuyunca ilk anda ben de biraz irkildim ama daha sonra hayır duasından şer ummak aklıma gelmediği için her zamanki gibi amin deyip geçtim.

    Yalnız şu en sona sakladığı pasajın öyle enikonu analiz edilecek ilertutar bir yanı da görünmedi bana:
    “At izinin it izine karıştığı, Hak ile batılı ayırt etmenin zorlaştığı böyle çetin bir zamanda bizlerin samimiyetine inanarak dua eden her bir vatandaşımızdan Rabbim razı olsun.”

    Yani şaşkın bir dimağın kendi kafakarışıklığını veya abdestinden şüphesini umuma maletme (nafile)çabasından öte başka bir mesaj yok gibi…
    Eh, bu da kendisini vazgeçilmez zanneden herhangi bir megalomanda bulunabilecek kadarlık bir kusurdur;
    ilk taşı günahsız olanınız atsın!

  4. Sabah erken saatlerde yazıyı okuduktan sonra aklımdan birkaç ihtimalli bir yorum yazmak geçti.Vakit bulup yazamadım.Gün içindeki değerlendirmem sonrasında ise ilerde yazacağım bir sebebe binaen aklımdaki ihtimallerin sadece müsbet bakış açısına ilişkin olanını değerlendirmeye almaya karar verdim.

    Malum Berat Bey’in babası Sadık Albayrak -geçmişte kalan bir dönem için- dindar camiada kanaat önderi denilebilecek kişilerden.Berat Bey’de o iklimde yetişmiş birisi.Yazarımızın da vurguladığı üzere “at izinin it izine karıştığı,hakla batılın ayırt edilemediği çetin bir zaman diliminde,Allah sonumuzu hayretsin” gibi tespitlerin ve dini vurguların yoğun olduğu,istifaya ilişkin açıklama metni bu bağlamda,dini esas alan bir hayat anlayışıyla çıkılan yolda günden güne dinî hayatın öğreti ve uygulamalarından uzaklaşıldığı,hatta dinin ikazlarına aykırı uygulamaların kendilerinin idaresi altındaki toplum hayatının her alanına yayıldığının iyice görünür hale geldiğinin farkına varıldığı bir aşamada,ülkenin gidişatının göstergelerinin ölçüleri de değerlendirilerek yapılan bir muhasebenin sonucu olabilir.

    Benim şahsi gözlemlerime göre dindar denilen camianın dindarlık hassasiyetlerinde,
    özellikle 28 Şubat döneminden sonraki süreçte iyice hızlanır hale gelen gözle görünür bir düşüş var.Bu durum ülke yönetimine dindarlık hassasiyeti olan insanların geçmesinden ve maddi imkanlar arttıktan sonra daha da hızlandı.Akıp giden bu zaman dilimi içinde dinin duygulara hitap eden ruhu kaçırılırken,dindarlık ta günden güne ruhaniyattan uzaklaşan bir görüntü ve söylem dindarlığına dönüştü.Bu durum çoğu kişiyi yoksunluk zamanlarının kaybedilen ruhani hazzının nostaljileriyle hislenir hale getirdi.

    Geçmişin dine karşı hasım olan bazı gruplarından olan kişilerle birlikte,”devletçiyim”
    zırhına bürünen bir takım odaklar da eski düzenlerini bu kalıp üzerinden sürdürmek üzere Akparti saflarına katılarak dindar görüntüsüne büründüler.Artık tanınmış kişilerin umre ,hac ziyaretleri medyanın magazin konuları arasına girer oldu.Ülke de son yıllarda iyice Susurluk öncesi hale büründü.

    İktidarın nimetleriyle birlikte kaybedilen değerler,rant kaynakları üzerinden zenginleşmeler,kendilerine dindarlık havası katan iktidarın birlikteliğine sonradan katılanların geleneklerinin de harmanlanmasıyla beraber oluşan ve artık iyice de belirginleşen bütün zarar, görünürdeki iktidarın hanesine yazıldı ve öyle bir zamana gelindi ki bu zararlardan dönüş yolunun kalmadığının idrakine de bazıları varmaya başladılar.

    Bütün bunların verasında ruhlarında kalan ruhaniyat zamanlarının burun sızlatan nostaljileri,o bazılarını kendilerini sorgulamaya itti. “Dinin vaazları nerede,biz neredeyiz?Nereden nereye geldik?Bu gidiş nereye?”soruları hassas ruhları etkisi altına aldı.Yolun çıkmaza girdiğinin farkına varılmaya başlanması ve kaybedilen ruhaniyat zamanlarının hasreti bazılarında İbrahim Ethemvâri bir geri dönüş arayışına dönüşmüş olabilir.

    Din hassasiyetli çevrelerde anlatıldığı ve çoklarınca da bilindiği üzere İbrahim Ethem Belh vilâyetinin idarecisiyken sürekli ‘Allah’a yaklaşma’ yakarışlarında bulunur. Yatmadan önce yatağında yine böylesi bir yakarış içindeyken yukarıdan bir ses gelir:”İbrahim!Allah’ı yumuşak döşeklerde bulamazsın!”Bunun üzerine İbrahim Ethem tacı,tahtı terkeder ve zahidâne bir hayat için yollara düşer.

    İbrahim Ethem’in arayışı ve bu yoldaki sabrı herkesin harcı mıdır?Bunu kestiremem,bilemem. Bahsettiğim bu bugünkü yazı konusuna dair ihtimalin doğru olduğu konusunda da ısrarcı değilim,ancak niyetimi bu ihtimale göre ayarlamak bana daha hoş göründü.Çünkü yine İbrahim Ethem hakkında şöyle bir rivayet var.
    Denilene göre bir arkadaşı ona:”Senelerdir arkadaşız, söyle bakalım bende hoşuna gitmeyen şeyleri.” der.İbrahim Ethem’in o kişiye cevabı “Ben sana hiç o gözle bakmadım ki.” olur.Bu rivayetin dersiyle bu seferliğine İbrahim Ethem bakışıyla olaya sadece bu yönüyle bakmak istedim.Bu yorumumu subjektif ve oldukça nâif bulanlara da şimdiden hiçbir itirazım olmadığını belirtmiş olayım.

    İbrahim Ethem denince Ali Bulaç’ın, İbrahim Ethem’in zulüm ve belalara maruz kalan Basra halkına,bunlardan kurtulmak için yapılması gerekenleri ders veren nasihatını anlatan son yazısının da okunmasını tavsiye ederim. Çünkü o tavsiyeler aynen bugünler için de geçerli.Hele ki “kendi ayıplarını bırakıp,başkalarının ayıplarını araştırma” nasihatına bugünün dindar hassasiyetli kişileri mutlaka uymak zorunda.Yoksa geçmeyen sıkıntıların bitme vakti ileri zamanlara taşınır gider.Bu yazıyı da okumak isteyen için buraya ilintiliyorum.https://alibulac.net/2020/11/09/basra-halkinin-gunahlari/

    • Bu metninizi okuduktan sonra, Türkiye’yi kaygı edinmenin, gelip burada heyecanla uzun kısa metin yazmanın resmen absele iştigal etmenin bizatihi kendisi olduğuna karar verdim.

      “Kemâ tekûnû yuvella aleyküm.”

      Siz dahil, herkese kolay gelsin.

      • Lütfen bu şekilde davranmayınız,burada yazdığım bütün yorumları birlikte değerlendiriniz.Bir yoruma kendinize göre bir anlam verip bütün bir geçmişi silmeyiniz.Bu tepkinize herhangi bir bir anlam veremediğimi biliniz.Ben bir şeyin kavgasını vermeye çalışmıyorum,elimden geldiğince,dilimin döndüğünce farklı pencereler açmaya çalışıyorum.Belki yorumun farklı muhataplarına kendilerinde bir bakış açısı değişikliği gerektiğini farklı bir yöntemle anlatmaya çalışıyorum ve neticede kendime ait bir irade beyanında bulunuyorum.Yazdıklarımı beğenmeyebilirsiniz,kabul etmeyebilirsiniz,”bu da böyledir” diye umursamama yoluna da gidebilirsiniz.Ancak bir beyanın tesiriyle anlam veremediğim bir duygusallığa kapılarak,herşeyden vazgeçer gibi bir sitemle,sitenin değerini haylice artıran değerli yorumlarınızı okumaktan ve yararlanmaktan bizleri mahrum bırakmaya hakkınız olmadığını söylememe de izin veriniz.Ve bakın,verdiğiniz tepkiye zil takıp oynayan trolleri de böyle sevindirik etmeyiniz.Arada bir yazmaya gayret gösteriyorum,ancak yazmayı terkederseniz bir daha benim de yazmayacağımı ayrıca bilmenizi istiyorum.Üzgünüm.Başka ne diyebilirim ki?

    • Bulaç bu tavsiyesini kendisine saklasa iyi eder bence: “kendi ayıplarını bırakıp,başkalarının ayıplarını araştırma”
      Niye böyle bir şey yapalım ki?
      Allah kimseyi şaşırtmasın, bu derece bir sapıklık ilk kez duyuyorum:(

  5. MB ve kamu bankalarının döviz kurunu baskılamak için 100 küsur milyar dolar rezervi eritmesi de, buna rağmen kurların ve enflasyonun artması da, Maliye Bakanı damat Berat Albayrak’ın instagramdan istifa etmesi de, 4 milyon Suriyeli’yi evlat edinip 45 milyar dolar masraf yapmamız da, beş kuruş para harcamadığımız mega projelere milyarlarca dolar ödememiz de, pandeminin tekrar azması da ve daha nice olumsuzluklar da dış güçlerin oyunudur. O olmasa Müslüman olamayacağımız aziz ve muhterem sayın Cumhurbaşkanı hazretleri ve o olmasa milliyetçi olamayacağımız pek sayın Bahçeli hazretleri ve de Cumhur İttifakının bu işlerde hiçbir kabahati ve sorumluluğu yoktur. Bütün bunların sorumlusu dış güçler ve onlar adına hareket eden muhalefettir.

    Kamuoyuna duyurulur. (Batıl Geldi Hak Zail Oldu Cemiyeti)

  6. Hocam , ”Bitmeyen meraklar , yaşlanmamak için iyi bir ilaçtır ” derler ama burdan size pek ilaçlık bir şey çıkacağını da sanmam ! Zira ”Gelen ağam , giden paşam ” yani ”Atı alan Üsküdarı geçmiş ” ; demem o ki cevabını bulsanız ne olacak ! ”At izi it izine karışmış ” sözünün analizinden de bir tavşan çıkmaz ! Baki selamlar ,saygılar .

  7. Metine bu kadar takilmaya gerek yok.Instagramdan istifa edecek devlet adamligindan nasibini almamus birinin yazdiklarinda bir anlam aramaya gerek yok. Metinde mantiksal bir örgü de aramaya gerek yok.Hatta giris-gelisme-sonuc da beklemeyin.

  8. istifa olayında medyanın %90 imtahanı kaybetti , izin verilmeden istifayi haber bile yapamadı,bu cok vahim bir durum,ama tarihin en buyuk komplosu covid -19 da medyanın tamamı, % 100 imtahanı kaybetti.turkiyede tüm medya,yazarlar, partiler,stk lar bu corona komplosuna ,pandemi yalanına isteyerek veya zorunlu olarak destek veriyor.sol dahil tüm medya,hergün yalan haberlerle algı operasyonu ,toplumsal ilizyon yapıyor . bu daha vahim daha trajik bir durum.

  9. Evvelsi gün de demiştim bu gün de diyorum uzaklardakilerin emriyle hareket eden yakınlardaki bir kişi (belki 40 kişi) hiç bir mecrada kendisine köşe verilmeyen, köşelerde yazdırılmayan gazeteciler dahil kimseyle alakası olmayan kişiler üstelik bunlar. O kişilerin hiç bir alakası yok at iziyle it iziyle. Nede olsa masum doğdular masum ölecekler. Maksatları da taş toprak kaya.. Akıllarınca mesaj veriyorlar “biz reisinize damadını bile harcattık siz de yanından çekilin” şeklinde.

  10. A. Babacan yerden göğe haklı. Erdoğan’ın bundan sadece iki ay önce, 12 Eylül’de ekonomiye ilişkin bir soruya verdiği karşılığı noktasına virgülüne dokunmadan okuyup aktardıktan sonra (“Şu anda Türkiye ekonomide pik yapıyor. Gerçek bu.”) haklı olarak şunu söylüyor:

    Bir an için, hakikaten de Erdoğan’ın ekonominin gerçek durumunu bilmediğini, kendisine doğru bilgiler verilmediğini, ekonominin gerçek durumunun farkına vardıktan sonra Merkez Bankası Başkanı ile Ekonomi ve Maliye’den sorumlu bakanı (damadı) değiştirdiğini varsaymamızı isteyen Babacan, haklı olarak soruyor: İktidarın en tepesindeki Cumhurbaşkanı son derece kritik bir alan olan ekonominin gidişatından bu kadar habersiz ise, bu çok vahim bir durum değil midir?

    Sonra, en az yukarıdaki bu birinci senaryo kadar vahim olan ikinci senaryoya geçiyor, Babacan: Yok eğer ekonominin kötüye gittiğinin pekala farkında idiyse, ve sadece MB başkanı ile bakanı değiştirmekle kalmayıp ekonomideki neredeyse tüm yüksek bürokratları değiştirip yerlerine yeni atamalar yapması bu nedenle ise, neden halkına yanlış ve yanıltıcı bilgi verip ekonominin pik yaptığını söyleyip pembe bir tablo çizdi?

    Bir geceyarısı kararnamesiyle hem görevine son, hem de kendisine yol verilen Merkez Bankası Başkanı’nı, sosyal medya üzerinden istifa eden sabık bakanı o koltuklara oturtan kimdi?

  11. “Ne demek oluyor şimdi bu?” Sorusunu en iyi yanıtlayacak kişi Ha Gayret’tir demem ne kadar abuksa son üç dört gündür olanlar daha abuktur. Liseli yüzü sivilceli gencimiz sevgilisinin babası şirketinin kasasına başkasını geçirince instagram’da trip atmış, kimse oralı olmadığı için küsmüş, dedesinin köyüne tavukları kışkışlamak için gitmiştir. Ortalık toz duman olunca babası “amaaan oğlumu üzmeyin bakem” demiştir. Şirket sahibi baba “kasaya yeni biri bakacaktır, perakende satış fişlerimizin rengini pembeye döndürerek yenilendik” diye duyurmuştur. Türk siyaset çöplüğüne yalama olmuş yeni bir sözcük (yeni) eklenmiştir.

  12. politika ile ilgilenen herkes bir sonraki makamı hedefler…diyor koru haklı olarak.
    sıkıntı burda zaten.
    siyaset kişiye güç ve ne yazık ki para devşiriyor. almanın derdinde insanlar oysa siyaset hizmet etmek için olmalı yani vermek için. ülkem için ne yapabilirim doğru soru olmalıyken nerden ne kazanabilirim geçerli soru maalesef. şimdi yüzüğümle geldim diyenlerin yüzüğüyle gittiğine inanan var mı? almanyanın ekonomisine ve markelin giyimine kuşamına, yaşadığı yere, arabasına, uçağına, harcamasına bakalım bir de türkiye ekonomisine erdoğanın giyimine kuşamına, yaşadığı yere, arabasına, uçağına, harcamasına bakalım. bu çarpıklık savunulabilir bir şey mi? erdoğan düşmanlığı olarak adlandırılabilir mi? bu ülkede asgari ücret 2,300 tl, bir milletvekili maaşı 26,0 tl, cumhurbaşkanı maaşı 88,0 tl, harcırahları hariç. 10 tl ye aldığım kitap bugün 35-40 tl, neredeyse herşey ikiye üçe katlamış, hatta daha fazla artmış, önümüze konan enflasyon rakamı % 12. cumhurbaşkanı kendi maasını %8 arttırırken emeklinin maaşını %5 arttırıyor. bu çarpıklık erdoğan düşmanlığı ile açıklanabilir mi??? hepimizin hep birlikte el insaf dememiz gerekmiyor mu?
    arabadan teknolojiye dünyanın en çok vergi alan ülkelerinden biriyiz. ödenen vergilerin mukabili hizmet alıyor muyuz, yıllardır ödediğiniz deprem vergileri binanızı sağlamlaştırmaya vesile oldu mu, binanız sağlam mı, yoksa oda herşey gibi sebeplere sarılmamış bir hayrelenecek sona mı muhtaç? hasılı kelam siyaset tamamen alma, olma, talan makamı olmuş durumda. deprem gerçeği de insanlara ülkenin tamamının nasıl rantiye şantiyeye döndüğünü göstermiyor ise söylenecek söz, alınacak ders kalmamıştır.
    berat albayrak ne demek istedi, neyi işaret etti, at izinin it izine karışmasından maksadı nedir, hak ile batılı ayırt etmek derken ne demek istemiştir, meramı zaman içinde daha iyi anlaşılalacaktır. Allah sonumuzu hayreylesin bölümü bence çok açık, aynı fikirdeyim. lakin ayrılmasından sonra dün yapılan bazı açıklamalar durumun psikolojik olmadığının, keyif çayının hiç sırası değil yani, anlaşıldığının işaretlerini veriyordu ya ne kadar geç kalındığının anlaşıldığını umalım…
    siyasilerin peygamber gibi konuşup, firavun gibi yaşamadığı, hak batılın karışmadığı, at izinin it izinden ayrıldığı zamanlar siyasilerin bir hedeften diğerine değil, bir hizmetten diğerine koştuğu zamanlar olabilir ancak…
    bu mümkün mü?
    evet, elbette mümkün.
    bu bilinç düzeylerinin değişmesiyle mümkün.
    bir devam yazısı yazayım.

    • Didem hanım keşke nurdan abla olsaydı da şu yüzüklü büzüklü satırlarınızı bi okusaydı! Yıllardır kadıncağıza demediğimizi bırakmadık şurda, yazık ki biraz geriden de olsa peşine takılıp gelen yeni yeni nurdanları göremeden gitti:(

      • Söyleyene değil, söyletene bak.
        Tarımdan ekonomiye site kurulduğundan beri elestiri yaptığım yüzlerce yorum var, lakin işin tadı kaçmıştır,
        söylemeyelim mi?

        • Estağfirullah, hanımefendi istediği gibi eleştiri getirebilir, cevabını da alır! Lakin milli iradenin seçtikleriyle ilgili eleştiride bulunurken son yıllarda fetö elemanlarına karneyle dağıtılan ayonsakızı niteliğindeki ezberlerden sakınalım; yoksa dediğiniz gibi o zaman da söyleyene değil söyletene mi bakalım?

          • hop birader orda bir dur bakalım. sen bizi kolluyor görünürken hiç kulak vermediğin ortaya çıkıyor. ne dedik ?

            dedik ki “kuklaları aradan çıkardık artık kuklacılarla doğrudan muhatabız” dedik mi?, evet dedik. e o zaman sen demekki bizi dinlemiyosun!

      • Aksine nedamet etmek için herkese hak verilmelidir. Harun gibi gelip, Karun gibi gidecek olanların ve dahi gayretli trollerin bile tevbe kapısı açık olduğu müddetçe intibah etmeleri beklenmelidir. Haliyle bir siyasetçi nur-ül ayn olarak tavzif edilirse yani gözümün nuru zannedilirse bir sonraki aşamada la-yüsel yani hatasız olarak vasıflandırılabilir. Ahir zaman karışık işlerin olacağı bir zaman olarak nitelendirilmiş ve sanırım babanın evlattan, evladın babadan kaçacağı günler için ahireti beklememiz gerekmeyecek gibi görünüyor. Eğer örnek ararsanız ahlakın tefessüh ettiği karakol, adliye koridorları ile pek sevdiğiniz ATV’ deki pespaye programları takip edin. Kuruluş sermayesi bitti, Diriliş biteli ise çok oldu.
        Artık son perde İntibah, yani Uyanış zamanıdır.
        Son söz:
        “Gözümün Nuru Namaz” Resullullah (SAV)

        • Sebilürreşat sen de uyanabilmek için tanzimat dönemi yüzkızartıcı romanlarından birinin yeni baskısını okuyorsun galiba; biz onu yiyip yutalı bi 150yıldır oluyor, sana kolaygelsin! İntibahmış…

    • Bir de bu mesele var… siyasilerin hep daha yüksek makam hedeflemesi. Siz de mi sayın koru bunu normal buluyorsunuz. Yani siyasetçi olsanız hep daha yüksek makamlara mı dikmiş olacaksınız gözünüzü.

        • Sırf yükselmek isteği ihtirastan gelir. İhtiras ise tehlikelidir. Olaya sırf yükselmek gözüyle bakan birisi ülke için çok tehlikelidir. Talip olunan makam ülkeyi yönetmek olunca bakalım herkes bunun altından kalkabilecekmidir. Ülkemizde birileri yatalak halde iken bile ülke yönetme sevdasından vazgeçmedi belkide o kişi hala hayatta bilmiyorum ama bir iki yıl öncesine kadar siyaseti dizayn etmeye kalkıyordu.

    • çoğumuz 100, maymun fenomeni deneyini biliyordur, ola ki bilmeyen vardır diye kısaca aktarayım,
      Pasifik Okyanusu’nda bulunan irili ufaklı pek çok adadan birinde, Koshima Adası’nda, Macaca Fuscata olarak adlandırılan Japon maymunları yaşıyormuş. Bilim adamları tarafından kendi doğal ortamlarında 30 yılı aşkın süre boyunca gözlenmiş bu maymunlar. maymunlar beslensin diye kumsala tatlı patatesler bırakmaya başlamışlar. kumsala bırakıldığı için patatesler kumlanıyormuş, maymunlarda kumlu yiyorlarmış, bir gün genç bir maymun patatesi denize götürüp yıkamış ve hep yıkayarak yemeğe başlamış. ardından onu gören ailesi,arkadaşları da yıkamaya başlamışlar. yıllar içinde adada yıkayarak yiyen ve yıkamadan yemeğe devam edenler olmuş.6 yıl sonra bir sabah bilim adamlarını şaşkına çeviren bir olay gerçekleşmiş. O güne kadar patatesleri yıkamayı seçen maymun sayısı 99 iken, o sabah 1 maymun daha patatesini yıkayarak yiyenlerin tarafına geçmiş. Aynı günün akşamında ise adadaki tüm maymunlar patateslerini yıkayarak yemeye başlamışlar. Koshima Adası ile doğrudan bağımsız olan diğer tüm adalardaki maymunlar da aynı anda patateslerini yıkamaya başlamışlar. Yeni bilincin yarattığı devrim, mesafe tanımadan zihinden zihne aktarılmış.
      buradaki yüzüncü maymuna kritik eşik veya kritik kütle deniliyor.
      Yani öğrenme, bilinme gibi davranışlar belirli bir sınırı aştıktan sonra yeni bir bilinç süreciyle ortaya çıkıyor ve yayılıyor.
      burdan toplumdaki iyilik ve kötülük dengesini anlayabiliriz, kötüler çoğaldıkça yani kritik kütle geçilince pek çok sayıda insan birden kötü olabiliyor, suç eğilimleri artıyor toplumun ahlak anlayışı çöküyor ve aynı şekilde iyiler çoğalınca toplumsal iyilik huzur ve refah ta artıyor.
      öyleyse öncelikle toplumdaki rol model insanların hali çok ama çok önemli. siyasiler, sanatçılar, bilim insanları, akademisyenler. onlar topluma olan etkileri dolayısıyla iyilik ve kötülük üzerinde söz sahibiler buradan da sorumlulukları son derece ağır.
      aynı şekilde toplumda ve dünyada yaşayan her bireyin 100. maymun/kişi olma, içinde yaşadığı toplumu ve dünyayı şekillendirme potansiyeli var. dünyayı ben mi düzelteceğim, gidişi ben mi değiştireceğim demek doğru değil, Doktor Lawrence Blair ve Lyall Watson tarafından ortaya çıkarılan bu fenomenle ilgili farklı pek çok deneyler de yapılmış. Bu deneylerin hepsi yine aynı kapıya, yani kritik sayıya çıkmış. Kritik sayıya ulaştıktan sonra nicelik niteliğe dönüşüyor ve ortak bilinç değişiyor.
      bir kişinin bilincinin değişmesi çok şeyi değiştirebiliyor.
      siyasilerin peygamber gibi konuşup, firavun gibi yaşamadığı, hak batılın karışmadığı, at izinin it izinden ayrıldığı zamanlar siyasilerin bir hedeften diğerine değil, bir hizmetten diğerine koştuğu zamanlar ancak bilinçlerin değişmesiyle mümkün.
      değişmek zorundayız. bu bir tercih meselesi.
      hem yönetenler hem yönetilenler için.
      çok geç olmadan.

  13. AT İZİ İT İZİ
    Berat Albayrak’ın istifa mektubunda dikkat çeken ifadelerden biri olan “at izinin it izine karıştığı dönem” cümlesi önemlidir. Zira aynı tabiri Cumhurbaşkanı Erdoğan da kullanmıştı. At izinin it izine karışması meselesinde mevzu, haksız yere gözaltına alınmalar, haksız tutukluluk, masum insanların haksız hukuksuz bir şekilde devlet memurluğundan ihraç edilmesi ve daha da kötüsü insanlara itibar suikastı yapılması idi. En kötüsü ise insanların aleyhlerine somut hiçbir delil olmadan “terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı” diye bir kavram türetildi. Sayıları 135 bin ila 150 bin arasını bulan devlet memuru, bu ucube kavram (terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı) gerekçe gösterilerek KHK’lar eliyle devlet memurluğundan ihraç edildi. Yaklaşık 500 bin insan hakkında terör örgütü ile irtibatlı/iltisaklı oldukları gerekçesiyle soruşturma açıldı (tam sayıyı kimse bilmiyor. Yaklaşık 500 bin rakamını İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu’nun bir konuşmasından aldım. https://www.youtube.com/watch?v=_zCPQlT1-jk&t=287s).
    İnsanların sorgusuz sualsiz, eften püften bahanelerle ihraçlarına Adalet ve Kalkınma Partisi’nin vicdanı olduğu söylenen Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç da sessiz kalmamış “KHK faciadır” demiş ve “ne yapsınlar bu insanlar dağa mı çıksınlar?” (https://www.youtube.com/watch?v=IAeCfav089I) diye sormuştu.
    Şamil Tayyar, FETÖ borsası kurulduğundan bahsediyor https://www.youtube.com/watch?v=BdccNypm5uU ; Özgür Özel ise Berat Albayrak’ın damat olmasaydı başına gelebilecekleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Albayrak’a hatırlatıyor, Albayrak ise şerefli bir ana babanın evladı olduğundan ve aklını kiraya vermediğinden bahsediyordu. https://www.youtube.com/watch?v=MXbZzNMlydI.
    Kısaca hatlarını çizmeye çalıştığım ortam için Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ ile mücadelede bazı kişilerce sergilenen yanlış tutumu eleştiriyor “Ben bir şey atayım da tutar’ diyenler var” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı, “At izi it izine karışmış vaziyette. Bu tür şeylerden uzak kalmak lazım” görüşünü dile getiriyordu.
    (https://www.yenisafak.com/gundem/cumhurbaskani-at-izi-it-izine-karisti-2526756)
    At izinin it izine karışması demek, kurunun yanında yaşların da yandığının en açık ifadesi. Böylesi tozlu dumanlı ortamlarda verilen kararlar çokça yanıltıcı oluyor.

    • Selami bey benim tanıdığım kuruların çoğu/tamamına yakını yandı, yaşlara hiçbişey olmadı, hepsi ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyor, çoğu da işinin başına geri döndü, bir kısım hala üniversitelerde gömülü, onlara henüz dokunanan olmadı ve tabii ki bu gafletin bir bedeli de olacaktır! Arınç basitinin sorusuna cevap belli; dağa çıkmak yerine askeri helikopterle yunanistana firar etsinler, kucaklarını açmış sığınmacıları bekliyorlar, ondan sonrası ver elini almanya, ha gayret!

      • Sn. Gayret, yakmaktan söz ediyor oluşunuz tamamen bir tesadüf mü, yoksa sizin de pekala müneccimlik vasıflarınızın olduğunun sübliminal bir mesajı mı, bilemem. Ama benim müneccimin küresi’nin işlemcisi bu sabah itibariyla yandı.

        Sorumluluğu sizin üzerinize atacak değilim, çünkü suç bende: Merakıma yenik düştüm, benim küreye, “Nezaket sebep, sn. Gayret sonuç” mudur, yoksa, “sn. Gayret sebep, Nezaket sonuç mudur?” diye bir soru sorma gafletinde bulundum. Heyecanla kürenin kendi etrafında üç tur atıp durulmasını beklerken, kestirebileceğiniz üzere, önce dumanlar çıktı küreden, sonra da, mavi ekran yerine, “Küre sizlere ömür” mesajı belirdi ekranda küre topyekün suskunluğa bürünmeden önce.

        Sorunun cevabının Paris sokaklarında askıya çıkarıldığı söylentileri var Instragam’da -doğru mudur?

      • Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.
        Gözler var ama görmüyor.
        Aslında göz kör olmaz, kalp kör olur.
        Bu kadar masum insanı nasıl görmezsiniz??????

  14. Birincisi; kendini resmen “laik, demokratik bir cumhuriyet” olarak tanımlayan devlette, Albayrak’ın kullanmış olduğu dine dair ifadelerin, demeçlerin hiçbir karşılığı yoktur; hangi politikacı da yapmışsa bu böyledir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti laik, hatta seküler bir sisteme sahiptir ve dini -hasseten İslam’ı- kamudan ve hele hele yetiştirmek istediği “insan şeklinden/neslinden(!)” uzak tutmayı kendine şiar edinmiştir ve kuruluştan beri bu hep böyledir.

    İkincisi; Siyasal İslam’ın yükselişe geçtiği 90’lar ve ikinci yarısında “Ilımlı İslam” teklifiyle İslamcıları, onları bir takım bedeller karşılığında iktidara taşımaya gelen “dış heyetler” bir çoğumuzun malumudur. Bu, “gömlek değişikliği” ile gerçekleşti de; merhum Yazıcıoğlu’nun “ayı ile yatağa girilmez, ezilerek çıkarsınız” minvalindeki uyarısına rağmen Yenilikçilerin “İktidarda güç temerküz eder ve devlete yerleştikten sonra dirsek gösteririz” çıkışı malesef gerçekleşmedi. Ne kadim devlet geleneği/aklı ve ne de gelen “dış heyetlerin” ardındaki irade buna izin verdi!..

    Ne Siyasal İslam’ın esamesi kaldı ne de samimi dindarların Siyasal İslamcılarda vücut bulan arzuları ve ne de İslami duyguları haiz o yığınlarca kitle…Geriye kalan, Siyasal İslamcıların devleti, demokrasiyi, cumhuriyeti dini (İslami) ritüel ve söylemler ile kutsayan iktidarmış gibi davranan bir kadrosu oldu.

    Albayrak’ın kullandığı dini ifadelerin aksine “At izinin it izine karıştığı” ifadesi bana daha manidar geliyor. Vaktiyle kendi dışında gerçekleşen olaylar için kullanılan bu ifade şimdi kendi iç işlerinde kullanılır oldu AK Partinin… Daha da ötesi aile içine sirayet etmiş bir olumsuzluk için kullanılıyor gibi.

    Daha önemlisi, Berat Albayrak’ın “istersek dövizi indiririz; faizi artırdık mı döviz de düşer” ifadesi kayınbabasının iradesinin aksine bir davranış idi ve -neden sonra; MB’nin 120 milyarlık döviz stokunun heba edilmesinden sonra- ilgili bakanlık nezdine MB’nin bir faiz artırımına gideceği hengamda MB başkanı görevden alındı akabinde Albayrak “görevden afvını” talep etti.

    Finalde, Albayrak’ın, “düşük faiz politikasının” ülkeye siyasi sonuçları da olabilecek daha büyük bir ekonomik yıkım yaşatacağını fark ettiğini sanıyorum. İradeye karşı durmanın kendi başına da iş açabileceği endişesi, hem evlat olma hem de baba şefkatinin devreye girmesiyle istifayı af dilemeye ve kabulüne dönüştürdü.

    Yeni ekonomi yönetiminin de işi çok zor. Bu zorluk, finansal araçları kullanma zorluğundan ziyade Erdoğan’ın “düşük faiz politikasına” kaşı durmaktan kaynaklı olacak.

    Değiştir değiştir, nereye kadar?

    Sn. Koru’nun, ifadesinin analizini bize bıraktığınız Albayrak’ın “At izinin it izine karıştığı, Hak ile batılı ayırt etmenin zorlaştığı böyle çetin bir zamanda bizlerin samimiyetine inanarak dua eden her bir vatandaşımızdan Rabbim razı olsun.” cümlesindeki “bizler” dediği kimlerdir? Şahsen burasını analiz etmem benim için mümkün görünmüyor!

    Ben de şu cümlem ile diğer yorumculardan bir analiz isteyeyim bari: Damat’ın “bizler” dediğinin içinde Sn. Erdoğan da var mıdır, yok mudur?

  15. Sayın Koru, yazınızı zevkle okudum. Objektif bir yazı olmuş. Tespitleriniz güzel. “Yeni bir dilekçe yazılmış olabilir.” tespiti güzel.

    Yazıdaki “Kamuoyunun dikkatine” teması geçen Haber ürk TV’de bir Anayasa Hukukçusunun değerlendirmelerinin geri dönüşümü olmuş. Kelimeleri kağıt toplayıcıların da itibar etmeyeceği kirlilikte idi.

    Metindeki vurgular, üslûp ve imla bana da acaba telif yoksa “Müellif’ten” değil de “Müellife’den mi?” sorusunu düşündürtüyor.

  16. Siyasal tarihimizde “B. Albyarak Instragam Vakıası” olarak hatırlanacağı kuvvetle muhtemel bu olay, o, şu, ve de bu falan filan değil, düpedüz, bizlere, devam edeceği benim açımdan çok açık olan güç mücadelelerinin ne menen bir şey olduğunu ibretle gözleme olanağı tanıyan bir güç kavgasıdır.

    Burada, yanıltıcı olmasın diye şunu belirtmek gerekir ki, bunun bir güç kavgası olduğunu ben değil, bizzat sabık bakanın babası da söylüyor. Ortalığı karıştırıp fitne fesat çıkarma derdinde olanların varlığına işaret eden S. Albyrak, Erdoğan’a biadını tumturaklı sözlerle tazeledikten sonra, elbette ve hiç kuşkusuz, hem kendisinin hem de çocuklarının “dava adamları” olduklarının altını çizip, dimdik Erdoğan’ın yanında durmaya devam edeceklerini ‘fitnecilerin alayına'(!) ilan ediyor.

    Yine elbette ve hiç kuşkusuz, biz bu ‘fitne’, ‘ulvi ve cihanşümul bir davanın neferi’ olma, ‘dünyevi makam ve mevkilere tevessül etmeme’ hal ve ilanlarını çok yakından biliyor, ayrıntılarıyla hatırlıyoruz:

    Ne istiyorlarsa alanlar, ne isteniyorsa verilenler, “Biz birbirimizden razıyız, işte bu hep birlikte ve koro halinde söylediklerimiz de fitne peşinde koşanlara kapak olsun’ mealinde açıklamalarla, ‘Nereden çıkarıyorsunuz bu sefil fikir ve iddiaları, Allah aşkına?’ demeğe getiriyorlardı.

    Ne istemişse aldığı halde ‘Evet ama yetmez’ diyerek daha çoğunu isteyenlerle, ‘Ulen vallahi de billahi de boğazınıza dursun: Size gerektiğinde parsel ölçeği üzerinden de verdiklerimizi daha önce kime verdik ki?’ diye yakınıp sitem edenler, nihai olarak, İstanbul gibi şehirlerimizde tabela işleriyle uğraşan esnafımızın kısmetine, sokakların 15 Temmuz Börekçisi, 15 Temmuz İddia Bayii, 15 Temmuz Dönercisi türünden bilimum dükkan tabelalarıyla çeşitlenmesine, İstanbul Borsası’nın gölgesinde bir de FETÖ Borsası’nın doğup filizlenmesine vesile oldular.

    ^Vicdandan, izandan, insaftan yoksun bir vaziyette’ olup birlerinin hakkında ‘en alçak iftira ve karalamalara tevessül eden’ benim gibi müneccim başılara gelince: Bunlar, müneccim başı olsalar da, soru sorma haklarını teslim etmek gerekir -eğer az buçuk vicdanımız, üç beş gram adalet duygumuz var ise:

    Size, “At izi it izine karıştı, yetmezmiş gibi, Hak ile batılı ayırt etmek de zorlaştı. Ne diyelim, Allah sonumuzu hayreylesin. Bundan sonra önümüzdeki haftaların iktidar oyunlarına bakacağız artık. Görelim bakalım, Mevlam neylerse güzel eyler” tadında İnstragam mesajı atıp istifa etme aklını biz mi verdik?

    Size, hem aile, hem de medya ölçeğinde 27 saat susma hakkınızı kullanmayı biz mi telkin ettik?

    “Öylesine bir istifa vakıası patlatın ki, güzelim memleketimizde, gavurun operasyonları yüzünden doların zincirini koparmış deli danalar gibi oraya buraya koşturduğu masalına inanan bir Allah’ın kulu kalmasın” aklını size biz mi verdik?

    Eee?

  17. berat albayrak arkadaşımız dolar konusunda umursamaz görüntüsü milleti çıldırttı akp liler ve yandaşlar hariç onlara göre herşey yolunda onlar dolar 100 lira bile olsa bunun sorumlusu hiçbir zaman onlar değil dış güçler bunu bilioruz zaten ekonomi denilen şey hassas bir şey güven vermeniz gerekir çünkü dış sermayeye ihtiyacın var hatta yerli sanayicininde yatırırm yapması bu güvene bağlı adam yatırım yapacağına dolar alıp saatıyo bu daha karlı bu şekilde gelişebilirmi bir ülke yinede berat beyi tebrik ediyorum bu onurlu davranışı için kolay vazgeçilecek şeyler değil bu makamlar

  18. bunun tercümesi çok zor Üstadım. bu ifadeleri tercüme edip idrakimize sunacak babayiğit bir tercüman olaydı ne iyiydi. galiba analar böyle yiğit tercümanlar henüz doğurmamış.

    at izi it izi, bunu biz yıllar önce de duymuştuk. o ilk günden beri iktidarı iki parti paylaşıyor. MHP ile AK Parti. iki gündür YouTube’da dolanıyorum herkesin dilinde bir soru:” yahu arkadaş it kim at kim?”

    ak parti ile mhp birbirine çok karışmış diyorlar. o eski ak parti gitmiş sanki mhp gelmiş diyenler de var.

    sahi at kimi it kim? zor soru gerçekten de. belki berat bakanın istifası sonrası kimse açıklama yapmayınca açıklama görevini üstlenmiş olan Alaaddin Çakıcı bilir.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız