Berat Albayrak istifa etti diyorlar.. Doğru mudur? Doğruysa istifanın sebebi nedir?

49
Berat ALbayrak, Jared Kushner Külliye'de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile.. (Foto: New York Times'tan)

Ben halkının kararına karşı direnen Donald Trump’ın, kendisine “Ne olur böyle yapma, kaybettiğini kabul et, Joe Biden’ı yeni başkan olarak tanı, tebrik et” dediğini duyduğum damadı Jared Kushner’i bugünkü yazıma konuk edecektim.

Başkaları, hatta eşi Melania da benzer telkinlerde bulunmuş Trump’a, ama onları dinleyeceğini sanmam; iş Jared Kushner’e gelince, onun yalnız kendisini değil çok daha geniş ve etkili bir çevreyi temsil ettiğini bildiği, bir de onun eşi olan çok sevdiği kızı Ivanka’yı bile dinlemediğini fark ettiği için, Trump’ın kısa süre sonra yelkenleri suya indireceğini düşünüyorum.

“Jared Kushner” demek, bir yönüyle ülkenin ‘Lobby’ diye de anılan ünlü güç odağı AIPAC demek…  

Amerika’nın en zengin ailelerinden birine mensup Jared Kushner… Aile Trump gibi inşaat sektöründe; kiraya verdiği sayısız binası ve apartman dairesi var. Korona günlerinde gelirsiz kalan yüzlerce kiracısını evlerinden attığı için gazetelere haber olmaya başladı Jared Kushner ve ailesi…

Neyse. 

Trump direnmeye devam etmek istese de Kushner’in telkininden sonra fazla direnemez.

Berat Albayrak’ın istifası

Elim mahkum, dün akşam 18.30 dolayında gündeme ateş topu gibi düşen Berat Albayrak’ın istifa ettiği haberi dışında bir şey yazılamaz bugün. Berat Albayrak’la ‘kanka’ olduğu bilinse de, Jared Kushner’i yazmaya kalksam yazımı kimse okumaz.

Reklam

Şimdi bu yazıya göz atmakta olan siz de okumazdınız.

Önce şu gerçeği paylaşayım: 

Cumhurbaşkanı hükümet sistemi sonrasında kurulan hükümette güçlü sadece iki bakan var: Biri, içişleri bakanı Süleyman Soylu, diğeri de hazine ve maliye bakanı Berat Albayrak

Fazla uzak olmayan bir tarihte (Nisan ayı başları) Süleyman Soylu istifa ettiğini açıklamıştı, ancak AK Parti ve küçük ortağı konumundaki MHP’den yükselen itirazları dikkate alan bu konulardaki son sözün sahibi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kabul etmemesi üzerine, Soylu, bugün hala yerini muhafaza ediyor… 

Daha da güçlenerek çıktı istifa sürecinden Soylu.

Berat Albayrak’ın istifa girişiminin de yarım kalma ihtimali var.

İhtimalin varlığı, onun rahatsız olmadığı anlamına gelmiyor. Belli ki, bardağı taşıran bazı gelişmeler yaşanmış ve onlardan duyulan rahatsızlık, başka yol kalmadığı için, istifaya yol açmış…

İstifa, Soylu olayından öğrenildiği üzere, sonunda güçlenerek çıkma imkanı da bulunan bir tür ‘güven oyu’ sürecini başlatabiliyor.

Reklam

“Meral Akşener demişti” diyen var. Demesi yeterli değil, Berat Albayrak’ın görevden alınmasını Cumhur İttifakı içerisine İYİ Parti’nin katılmasının tek şartı olarak ileri sürmüş olsa bile yeterli olmaz.

Böyle bir şartın ileri sürüldüğünü söyleyen de yok zaten.

İstifa haberinin duyulmasından sonra etrafa saçılan senaryolardan en fazla rağbet göreni, Merkez Bankası başkanlığında yaşanan değiş-tokuşa Berat Albayrak’ın tepkisi… Eski başkan Murat Uysal bakanın yakın çevresindendi, yerine uygun görülen Naci Ağbal ise yeni sistem öncesi Berat Albayrak‘ın koltuğunda oturmaktaydı. Cumhurbaşkanlığındaki paralel kabinede de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a makam odası en yakınlardan; hazine ve maliye konuları onun uhdesinde. 

Ekonomik konularda alınacak kararların bundan sonra kendisi atlanarak doğrudan MB’ye iletilecek olmasına kırılmış olabilir Berat Albayrak

İstifayı böyle yorumlayanlar çoğunlukta. 

Ankara’ya ulaşıp gelişmenin arkasındaki gerçeği ilk elden öğrenmeye çalıştığımda, aklına güvendiğim biri, bana, “Acele hüküm vermek yanlış olabilir, en iyisi AK Parti’den çıkabilecek tepkileri ve daha da önemlisi piyasaların istifa haberine yaklaşımını beklemek” tavsiyesinde bulundu.

AK Parti ve çevresinde, bürokraside ve özellikle medyada Berat Albayrak‘ın istifasından etkilenebilecek çok sayıda kişi var. Onun ayrılmasını kendilerinin şimdiki konumlarına bir tehdit olarak görebilecek insanlar bunlar. Cumhurbaşkanı istifayı kabul ederse, bunun kendilerinin de sonunun yaklaştığı anlamına geldiğini düşünebilirler…

Külliye AK Parti çevrelerinden gelecek tepkileri yakın takibe alacaktır.

Olmaz ya, istifa sonrasında dolar birdenbire değer kaybetmeye TL silkinip kendine gelmeye başlarsa, ekonominin bugünkü durumunu ısrarla Berat Albayrak‘a bağlayan birileri haklı çıkar. 

Bu ihtimale neden “Olmaz” dememin sebepleri çok; onları tartışmayı izninizle bir başka yazıya saklayayım. 

İstifa haberi sonrası görüş açıklayanlar “Anneme, babama, eşime ve çocuklarıma döneceğim” anlamına gelen cümleye bakıp Berat Albayrak‘ın siyaseti de terk edeceği sonucunu çıkarıyorlar… 

Aslında herkesin unuttuğu bir şeyi hatırlatıyor o cümlesiyle Berat Albayrak: Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, hükümet, milletvekili sıfatı bulunmayan bakanlardan oluşuyor; milletvekiliyken bakan atananın milletvekilliğinden istifa etmesi gerekiyor…

Berat Albayrak, istifası kabul edilirse, milletvekiliğinden de istifa ettiği için, doğal olarak siyaset dışı kalacak…

O da bunu hatırlatıyor işte.

Ve yine Jared Kushner

Yazıma esas konu olarak düşündüğüm Trump’ın damadı Jared Kushner’le çok yakındı Berat Albayrak. Hatta New York Times gazetesi, bir yıl önce (12 Kasım 2019 tarihinde), iki ülke ilişkilerinin Jared Kushner ile Berat Albayrak tarafından yürütüldüğüne dair çok geniş bir değerlendirme yazısı yayımlamıştı.

[Hakkını yemeyeyim, aynı yazıda bir üçüncü damattan daha söz ediliyor: Aydın Doğan’ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ’dan.]

Meşhur fotoğraf.. Size yakın olan Jared Kushner…

Washington’a gittiğinde, Beyaz Saray’da danışman olan Kushner’in ofisinde sohbet ederlerken, ev sahibinin “Hadi Oval Ofis’e geçip babamı ziyaret edelim” teklifi üzerine Trump’la bir hatıra fotoğrafı çektirdikleri ayrıntısı da yer alıyordu o değerlendirmede.

Kushner artık Beyaz Saray’da olmayacak. “Durumu kabul et ve Biden’a tebriklerini bildir” aklını verdiği için Trump’ın gözünden düşmüş olma ihtimali de büyük. 

Berat Albayrak‘ın istifa haberinden sonra yerini alabileceği düşünülen bir-iki isim de gündeme geldi. Bir dostum, o isimleri andığımda bana, “Joe Biden, Kamala Harris veya onlara çok yakın birilerini tanıyor mu, ona bak” aklını verdi.

Ne demek istediğini anlamadım dostumun, ama belki siz anlarsınız diye dediğini aktarıyorum.

ΩΩΩΩ

49 YORUMLAR

  1. ABD’de süren Halk Bankası davası (ve Trump’ın seçimi kaybetmesi) nedeniyle Berat Albayrak’ın bundan sonra Devlette herhangi bir görev alacağını sanmıyorum. Benzer şekilde önceki MB Başkanı Murat Uysal’ın da.

    Fakat Berat Albayrak’ın istifa şekli Hükümet içinde bundan başka önemli bir sorun daha olduğunu gösteriyor. Bu sorunun iki ayaklı olduğunu ve birincisinin AKP içinde yaşandığını sanıyorum. İkinci ayak ise muhtemelen bu istifayı Bahçeli’nin de istemiş olmasıdır (birilerinin tavsiyesi ile).

    Berat Albayrak görevden alınacağını anlayıp duygusal bir tepki ile istifa etmiş izlenimi veriyor. İstifanın üzerinden 24 saat geçtikten sonra resmi açıklama yapılabilmesi, Erdoğan’ın da hazırlıksız olduğunu gösteriyor.

    Bu meselede sorulacak esas soru şu olmalıdır. Döviz kurlarını baskılamak için (örneğin uzunca bir dönem 1$=6,85TL) Merkez Bankası döviz rezervlerinden 100 küsur milyar dolar eritmeye kim(ler) karar vermişti? Son dönemde “ben döviz kurları ile ilgilenmiyorum, istesek faizi yükseltir sabit tutardık” demeçlerine bakılırsa B.Albayrak değil miydi bu kararı veren? O değilse Erdoğan mıydı?

    Sanki bu önemli krizin altından, Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” yanılgısı ve ısrarı çıkacak gibi. Erdoğan’ın bu tarihi yanılgısı, Stalin döneminde alınan ideolojik kararlarla Sovyet tarımının çökmesi ve yığınsal açlık yaşanmasına benziyor.

    Erdoğan sıkışınca kurnazlığa başvurur. Bakarsın yeni MB Başkanı Naci Ağbal faizleri 300-500 baz puan artırır ve dövizin ateşini düşürür. Erdoğan da “Merkez Bankası bağımsızdır, ben faizin artırılmasından memnun değilim” diye demeç verir. Bir süre sonra Erdoğan yine “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” moduna geri döner ve faiz indirimi ister. Görünen o ki iktidardan tepetaklak gidinceye kadar Erdoğan bu ideolojik ısrarını sürdürecek. Naci Ağbal’ın yerinde olmak istemezdim doğrusu! Ayrıca Erdoğan’ın sıkışınca damadını bile harcayacağını görmüş olduk, halbuki damat bakan onun dediklerini yapıyordu. Muhtemelen bu krizi örtmek için geniş çaplı bir hükümet değişikliği yapılabilir.

  2. Tam bir tarafsızlık içinde olması gereken RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, Maliye Bakanının istifasını açıklamasından sonra Twitter hesabından “Berat Albayrak kutlu davamızın vazgeçilmezidir” mesajı atmış.

    Kibir, aşırı özgüven, şımarıklık, sorumsuzluk … ne ararsan bunlarda.

  3. Hem sayın Koru, hem de sayın Hasan Günay, Berat Albayrak’ın istifasını Biden/Kushner faktörüyle ilişkilendirdiler. Bu, sayın Koru’da dolaylı ve imalı olarak dile getirilirken, sayın Günay’ın çözümlemesi doğrudan ve net idi. Şöyle yazdı sayın Günay:

    “Ben, Albayrak’ın istifa sürecini Merkez Bankası başkanının alelacele değiştirilmesi ile birlikte okuyorum. MB başkanı neden alelacele değiştirildi dersiniz?

    Buna acizane cevabım; Biden’in başkan olacağının kesinleşmesi emareleri belirdiğinde bizde, hükümetin böyle bir eylem telaşası içerisinde Trump sonrası Biden dönemine, dış politikada ve ekonomide, ABD yeni yönetimine “sizinle uyumlu çalışabiliriz” mesajı niteliğinde olduğunu varsayıyorum olacak.”

    Eğer Bakan’ın istifası Biden/Khusner ile ilişkilendirilebilir ve yeni Amerikan başkanı ile ilişkilerde bir ön alma, bir hazırlık ise (ABD yeni yönetimine “sizinle uyumlu çalışabiliriz” mesajı diyor buna sayın Günay), şu sorular havada kalıyor:

    (1) Bu istifa, Erdoğan’ın da paylaşanı/tasarlayıcısı olduğu bir adım idiyse, bunun hem kamuoyuna duyurulma biçimi, hem de havuz medyasında halka izah ediliş tarzı konusunda da önceden bir hazırlık yapılmasını gerektirmez miydi? Erdoğan’ın 24 saati aşan suskunluğu, havuz televizyon ve gazetelerinin 24 saat boyunca istifa sözcüğüne bile yer veremeyip bekleme durumuna geçmeleri, Bahçeli’nin ortada görünmemesi: Bütün bunlar Erdoğan dahil istifa haberinin herkesi hazırlıksız yakalamış olduğunun açı işaretleri değil mi? Erdoğan ve iktidar yara almadı mu bu tuhaf, anlaşılması mümkün olmayan dağınık görüntüden?

    (2) Rus, Brezilya, Meksika devlet başkanları hariç, İngiltere Başbakanı Boris Johson ile İsrail Başbakanı Nethenyahu ve Alman Şamsolye A. Merkel dahil olmak üzere, bütün dünya liderleri Biden’ı kutlamışlarken, neden Türkiye, tıpkı Putin gibi, “Resmi sonucun ilan edilmesini bekliyoruz” gerekçesine sığınıyor kuru bir kutlama mesajı yayımlamak için?

    “ABD yeni yönetimine “sizinle uyumlu çalışabiliriz” mesajı” vermek için Merkez Bankası ile Maliye Bakanı’nın başını yiyen iktidarın, bir kutlama mesajı yayımlamaya bile yanaşmaması tuhaf değil mi?

  4. Bunlar gerçekten de Türkiye’nin özel çiflikleri olduğuna kendilerini inandırmışlar! Merkez Bankası Başkanı görevden alınıyor. Neden görevden alındığına ilişkin iki cümlelik bir açıklama dahi yapmıyorlar. Ekonomiden Sorumlu Maliye Bakanı “Ben istifa ettim!” diye Instragam hesabından mesaj sallıyor, 24 saat boyunca ne gazeteler bundan tek kelimeyle söz ediyorlar, ne de televizyon kanalları. Depremden kurtarılan çocukları bile fırsata çevirmek için açıklama üstünr açıklama yapan Cumhurbaşkanı’ndan çıt yok. Parti MYK topluyor, partinin basın sözcücü ne istifaya ilişkin, ne de yeni kabine beklentilerine ilişkin tek söz söylemiyor.

    Ballandıra ballandıra bize Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ne güzellikler getireceğini anlatan arkadaşlar: Bu şarlatanlık değilse nedir? Kabile devleti miyiz, aile şirketi mi, yoksa aile çiftliği mi? Adını koyun da adıyla söz edelim.

  5. Oturum halindeki MYK toplantısından yeni kabine ve parlameter sisteme dönüş için erken seçim kararı çıkarsa kimse şaşırmasın. (Türkiye saati: 18.18)

  6. Bu daha Varan 1: Şimdi, lanetlik dönem olarak anılan 2002-2012 arasında derlenen itibar ve paralar, 2012 sonrasında tek adam rejimi uğruna ve birilerine akıtıldı. Bunları yapabilmek için de hukuk ve devlet “sıfırlandı”, tıpkı paralar gibi. Şimdi Erdoğan’ın önünde iki yol var. Varan 2: Birincisi; daha fazla baskı, fakirlik ve Çin’le kanka olup yola devam etme, ki bu zor görünüyor. Çin’in biti o kadar kanlı değil. İkincisi yüzünü tekrar Batı’ya çevirip kredi (para ve itibar kredisi) arama. Hangisini yapmayı seçeceğini bilmiyorum. Sanki ikinciyi deneyecek gibi. Eğer ikinciyi denerse orada da iki yol var. Önce allı ballı söylemlerle ve laik/kemalist dostlarının aracılığı ile (kimbilir CHP de, TÜSİAD’çılar da devreye girer) Türkiye’de hukuk varmış gibi bir algı oluşturmaya ve ortamı yumuşatmaya çalışacaklar. Şu ara çok sayıda DEAŞ operasyonu vs. bunun hazırlığı olabilir. AB ve ABD ile yumuşama gayretleri olacak. Bu rüzgarla hapisteki Osman Kavala ve S. Demirtaş vs. çıkabilir. Hatta bazı Kürt siyasetçiler geri işlerine bile dönebilir, sonuçta bir mahkeme kararına bakar. Malum bizim mahkemeler bağımsız. Bu hamle kurtarmazsa ve hala Batı yönünde gitmek zorunda kalırlarsa daha radikal değişiklikler gelebilir. Şimdilik onları yazmayayım. Ama burası Türkiye, dün katmerli hain ve düşman olanlar bugün kahraman olabiliyor. Malum filmi çok gördük. Haydi hayırlısı.

    • MYK toplantısından erken seçim kararı çıkmazsa, tam da dediğiniz olacak. Başta O. Kavala ve S. Demirtaş, pek çok insan cezaevinden çıkacak. S400’ler elbette ki çürümek üzere sn. H. Gayret’in arka bahçesinde pas ve yosun tutacak.

    • Sayın h.çkakan, çok gördük dediğiniz filmden değil de kendi rüyanız ya da bir temenni filan olabilir mi? Çünkü biliyorsunuz aynı delikten iki kere ısırılmayız değil mi?

  7. Olmaz demişsiniz ama basbayağı oldu. Damat paşa istifa edince piyasa olumlu tepki verdi. Fakat bu tepki benim dikkatimi başka yöne çevirdi. Farklı bir şey söyleyip alay edileceğini düşünmekle birlikte aklımdakini de yazacağım. Sizce bir kişinin görevi bırakmasının sabahı bir ülkenin parası %7-8 değer kazanıyor yada kaybediyorsa orda bir iş yokmudur. Bence vardır da ordaki iş nedir düşünmek gerek. İstifa eden kişi en başından beri benim için “damat paşa” idi en başından. Fakat neyi o kadar kötü yapıyordu da sabahına işler düzeliyor ki ?

  8. Sabah saatlerindeki ilk iki yorumumda, ilikinde dolaylı, içincisinde doğrudan ve açık biçimde, hem sayın Koru, hem sayın H. Günay, hem de sayın F.K.T.’nin Berat Albayrak istifasını bana yanlış görünen bir perspektiften değerlendirdiklerini yazdım.

    Bakan’ın istifasını J. Kushner ya da Biden faktörü ile açıklamanın yanıltıcı, hatta yanlış olduğunu ileri sürdüm. Meselenin iktidar bloku içindeki bir gerilimin sonucu olduğunu, Cumhur İttifakı’nın kırılganlığını ima ettiğini söyledim. Meseleye iç siyaset dinamikleri açısından baktığım için de, Erdoğan’ın istifayı kabul etmeyeceği yolundaki beklenti ya da iddiaları ciddiye almadığımı, Bakan Albayrak’ın gittiğini, geri gel(e)myeceğini, Erdoğan’ın da durumu kabullemek zorunda kalacak kadar güçsüz durumda olduğunu ileri sürdüm.

    Sayın Koru’nun, bugünkü yazsını kaleme almadan önce, Bakan Albarak’ın istifa metni üzerine yeterince düşip düşünmediğini merak ettiğimi ima ettim, yazısında Albayrak istifasını konu almasına şaşırdığımı, ben bugünkü yazısında bu meseleye değinmeyeceğini zannederken istifa üzerine bir yazı yazmış olmasına şaşırdığımı ifade ettim.

    Hala aynı noktadayım ve meselenin Biden’ın başkan seçilmesinden çok daha fazla, iş siyasetle, iktidar bloku içindeki gerilimle açıklanması gerektiğini düşünüyorum.

    Çünkü:

    Bu istifa kararı ve onun İnstragam’dan duyurulduğu istifa metni, Erdoğan’a danışılarak ve onun onayından geçirilerek alınmış ve duyurulmuş bir karar ve istifa metni değil. B. Albayrak, kendi başına karar verdi. Eğer aksi olsaydı, Erdoğan’a danışmış olsaydı, Erdoğan’a bilgi vermiş olsaydı:

    (1) Erdoğan ve parti sözcüleri şu saate kadar (neredeyse 19 saat geride kaldı) sessizliğe bürünmezlerdi, ve biz de İletişim Başkanlığı’nın ya da Erdoğan’ın MYK toplantısı sonrası yapacağı açıklamaları beklemekdurumunda kalmazdık.

    (2) Havuz medyası, ne yapacağını bilemez hale düşüp istifayı haber bile yapamaz duruma düşmezdi.

    (3) B. Albayrak, istifa metninde, başta Soylu gelmek üzere, hasmı olanları ima edip, “At iti it izine karıştı” ifadesini kullan(a)mazdı.

    (4) Soylu bile istifa mektubunda Erdoğan’a karşı biyat etmişlik halinin hiçbir sarısıntıya uğramadan sonuna kadar baki kalacağını, bakan olarak yanlış yaptığını, yanlışının sorumluluğunu üstlenmiş olduğunu söyleyip bunun altını çizer, Erdoğan’a teşekkürlerini yollarken, Albayrak’ın istifa mektubunda ne duvara toslamış ekonominin sorumluluğunu üstlenmeye niyeti olduğuna ilişkin bir ifade var, ne de kayınpederine bir teşekkür var. Önceden planlanmış bir istifa metninde, mutlaka Erdoğan’a yönelik güzellemeler olurdu.

    Mesele, bir ABD/Khusner meselesi değil, iktidar içi güç mücadelesi ve iktidar içi gerilimler bağlamında bir iç siyaset meselesidir.

    Ortada, istifa kararının Erdoğan tarafından kabul edilmemesi gibi bir ihtimal yoktur. İktidar koalsiyonu içindeki güç mücadeleleri, hem bacayı, hem de Erdoğan ailesini sarmıştır.

    Daha doğru ve gerçekçi bakış, Bekir Ağırdır’ın dillendirdiği bakış açısı.

    • Milletvekillerinin sıkıntıları daha ayrıntılı bilmemeleri mümkün değil. Özellikle yolsuzlukları. Kuruşu kuruşuna biliyorlar Biz birini biliyorsak onlar beşini, biz beşini biliyorsak onlar yirmibeşini biliyorlar.
      Tabii ki, bir gün hesabının sorulacağını da.

    • khusner ve abd konusunu Berat bey’in yokluğunda ortaya çıkan büyük bir soru işareti olarak işlemiş yazar. berat bey aynı zamanda yüz yüze yapılan önemli görüşmelerde Erdoğanın tercümanlığını da yapıyordu. yani Berat bey siyaseti bırakamaz görünüyor.

  9. Meğer Lira’ya operasyonu Damat çekiyormuş. Adam gitti, dolar ve euro %5,73 geriledi. Kabak çekirdeği çitleyip olanları izliyorum. 🙂

  10. Berat Albyarak’ın istifası, ABD bağlamı kadar, hatta belki ondan daha fazla, iktidar koalisyonu içindeki güç savaşları açısından değerlendirilmeyi hak ediyor. Resim, benim açımdan, bir hayli net.

    Bu istifa ve ardından şu ana kadar yaşanmış olanlar, tartışma götürmez bir biçimde, Erdoğan’ın Berat Alybayrak üzerinden aldığı yaralayıcı bir yenilgiyi ima ediyor. Erdoğan’ın istifayı kabul etmeyeceği söylentilerinin hiçbir karşılığı yok. Erdoğan, çok istese de, B. Albayrak’a sahip çıkamaz, onu koruyamaz. B. Albyrak, çökertici bir darbe aldı ve gitti, geri gelmesi de mümkün değil. Erdoğan, Albayrak’a sahip çıkacak güçte değil.

    Kazanan ve kazanmaya da devam edecek olan, iktidar koalsiyonunun MHP+Süleyman Soylu kanadıdır. Daha önce en az yarım düzine kadar ileri sürdüğüm gibi, Soylu’nun AK Parti içindeki durdurulamaz yükselişini parlak bir siyasi kariyerle taşlandıracağı yer, devletçi-milliyetçi siyasi gelenek, yani MHP’dir. Süleyman Soylu, bir gün bile, siyasi geleceğini AK Parti içinde aramayı dşünmemmiştir. Gideceği yer, MHP’dir, muhtemelen de Bahçeli’nin yerini alacak siyasi figürdür.

    Süleyman Soylu, Bahçeli’nin Erdoğan’ın gözünün içine baka baka AK Parti’ye çekmiş olduğu huruç hareketinin kirtik siyasi aktörüdür.

    Siyaset oyunu, iktidardan düşme sürecine girildiğinde dağılan AK Parti oylarının hatırı sayılır bir bölümünün MHP’ye gitmesi üzerine kurulmuştur. Bugün ortada AK Parti diye bir parti yoktur. Sosyolojisini yitirmiş, sadece Erdoğan sayesinde ayakta durabilen bir partidir AK Parti.

    Berat Albyrak’ın bu şekilde gitmiş (geri gelemeyecek biçimde gitmiş) olması, AK Parti’nin sosyolojisini yitirmişliğinin, kırılganlığının, Erdoğan’ın bir aydan diğerine daha da güçsüzleşiyor olmasının açık bir göstergesidir. AK Parti’nin kurumsal kimliğini ve bir siyasal parti olarak gücünü yitirmiş olmasından derin kaygılara gark olan Pelikancılar (Berat Albayrak’ın kardeşi S. Albayrak, Hilal Kaplan ve şürekası, M. Çetiner ve Şamil Tayyar gibi sık sık S. Soylu ile dalaşa tutuşan tipler, hep birlikte göçertici bir darbe aldılar ve bu darbeyi telafi edemeyecekler.

    Siyaset, bir iki yıl içinde, geleneksel sosylojik aktörler ve bunların siyasal partileri etrafında, berraklığına kavuşacaktir: oy oranı hiç olmadığı kadar azalması mukadder olan laikçi CHP, devletçi milliyetçiler ile kentli-seküler milliyetçiler (MHP, İyi Parti) dindar, din duyarlıklı muhafazakarlar ve Kürtler. Dindar muhafazakarların zahiri temsilcisi Gelecek Partisi, onları yeniden merkeze taşıma misyonu ile ideolojik açıdan melezleşmiş, toplumun en sağlıklı kesimlerini temsil eden parti ise Deva Partisi’dir.

    Gelecek Partisi’nin başat bir siyasi aktör olması mümkün değildir. Ya küçük bir parti olarak kalacak, ya da Deva içinde eriyecektir. Çünkü, Türkiye, kimlikler ve ideolojiler etrafında kutuplaşmışlığın yorgunluğunu, üstesinden gelinmez derin düşkırıklıklarının umutsuzluğunu yaşıyor. Yeni siyasi dönem, kimlik siyasetinden/lider partisiniden kaçacak kitlelerin kendilerinin bu dünyacı, pratik ihtiyaçlarına ve beklentilerine cevap veren kadro partilerine yönelme dönemi olacaktir.

    Devletçi MHP, her durumda ayakta kalcak, kentli milliyetçileri (İyi Parti) yeniden kendisine döndürebilmek için keskinlikten uzaklaşıp bunlara taviz üstüne taviz verecektir. Bahçeli’nin siyasi ömrü bitmiştir. Partisi kalıcı, kendisi gidicidir.

    Erdoğan’ın elinde kala kala, Cumhurbaşkanlığı Seçim Sistemi’ni bir kenara bırakıp, elde kalmış olan üzerinden şansını denemeye çalışacağı parlamnter sisteme dönüş formüllerine rıza göstermek, hatta belki de bu yolda bizzat inisiytif sütlenmek kalmıştır. Yapabileceği başka hiçbir şey yoktur. Hem gücünü, hem de çıkış/kaçış yollarını tüketmiştir.

    Erdoğan, Albayrak, Pelikan Gurubu, AK Parti bürokrasisi hep birlikte kaybedenler ve kaybetmeye devam edecekler cenahıdır.

  11. Rastgele yoldan geçen birilerinin bulup koltuklara oturtsak daha iyi idare ederler diyenler haklı çıktı.
    Hem de ne haklı çıkmak.
    Koltuğu boş bırakınca bile TL 50 kuruş değer kazandı.
    Boş koltuk bile daha iyi idare ediyormuş.
    Rastgele doldursan kim bilir neler olacak?
    Bu arada Arınç’ a ültimatom verdiği iddia edilen 30-40 milletvekili başka birşey yapmadan bekler mi?
    İtaat kültürünün hakim olduğu bir partide, eğer doğruysa ültimatom vermek demek, gemileri yakmak demek değilimidir?

  12. Lafı uzatmayalım. Ekonomi çok zor durumda, yeni Maliye Bakanı güçlü bir isim olmalı. Adayım Vakıfbank Yön.Kur. Üyesi olarak ekonomide de tecrübe sahibi olmuş Hamza Yerlikaya.

  13. An itibarıyla, dolar %2,35, euro %3,01, altın %2,58 oranında geriledi, borsa 2,33 yükseldi. Sadece yarım günde. “Dış güçler ekonomiye operasyon çekiyor!” balonu da patladı. Damat’a, “Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Konseyi” üyeliği göründü.

  14. Askıda İstifa!
    Böyle yazmışlar sosyal medyada, e tabiki de haklılar. Devlet adamlığı önce resmi olarak istifayı ettikten sonra isterse sosyal medyadan yada biryerlerden duyurur. Bunlar twitter’dan instagram’dan istifa ediyorlar. Sonrası malum…

  15. Ülkenin içinde bulunduğu şartlar göz önüne alındığında berat albayraktan başlayarak recep tayyip erdogana kadar herkesin ” yorulduk, yıprandık, yeterince oturduk, doyduk ” diyerek kademeli bir süreç içinde gitmesi yerinde olur.
    Akp ve Erdoğan’ı 2012 ye kadar başarılı bir dönem olmasına rağmen desteklemedim, çünkü cemaatle yürüyordu, bu yapının ise yaptıkları ortadaydı. Darbe girişimi öncesi ve sonrası dönemde ise tamamen destekledim, iyiniyetli olduğunu düşündüm hep. Türkiye gibi bir ülkede muktedir olmanın ne denli güç olduğunu sürecin sancılı olduğunu, bu süreçte bir takım hataların ve elbette bedelleri olabileceğini göz önünde bulundurmaya çalıştım. Ama son iki üç yıl maalesef neredeyse bütün kararlar ekonomiden yargıya eğitimden tarım hayvancılığa bu kadar olmaz dedirtti, dış politika iç politika malzemesi oldu, ülke fakirlesti, yalnızlastı. Bizim coğrafyamızda iç mihraklar dış mihraklar bahanesi çoktur, haksız da değildir. Üstüne korona da etkili olmustur bu da haksız değildir ancak 1 euro 10 tl yi geçmişse bunun sebebi damat kararı ve ısrarı, yanlış para politikaları, aşırı israf ve israf ve utanmazca yapılan israf ve üretmek yerine tüketmek yaklaşımıdır.
    Albayrağın istifası sonrası dövizin düşmesi son derece yüz kızartıcıdır ve herkese bir resim göstermektedir.

    • Didem hanım israfta hayır yoktur ama hayırda da israf yoktur; dünyanın dört bir yanına kızılay yardım elini uzatıyor veya zengin fakir demeden her ülkeye uçaklar dolusu sağlık yardımı gönderiyorsak ya da milyonlarca mülteciye yetime bakıyoruz diye bunlar israf mı şimdi? Kafkas cephesinden ırak, suriyeden trablusgarp cephesine kadar sathı müdafaa için çeri çekip ordu yürütmek ne zamandan beri israf oldu? İsrafmış…

      • Elini boynuna bağlama, tamamiyle de açma değil mi ama.
        Harcadığın kendi paran değil, 80 küsür milyonun parası. Yönettiğin halk her geçen gün fakirlesirken, fakirleşen halkın parasını harcamak bu denli kolay olamaz, herseyin bir ölçüsü, bir dengesi olmalı. Kitapta yardımın, infakın sırası var, oraya bak. Onlar da baksınlar.
        Yardımmış…

        • Komşusu açken hacca gidip gelen soytarılar yardımın infakın sırasını nerden bilecek didem hanım? Bakın bu yıl kimsecikler hacca umreye diyerek götürüp türkiyenin dolarlarını arabistanın elektrikli testereli prensine teslim edemedi, belki onun da verdiği gerginlikle gelecek nesillerin kaygısı daha ağır basıyordur bilemem ama yapılan çanakkale köprüsüne, sivasa uzanan hızlı tren hattına, anadolunun dört bir yanına dikilen şehir hastanelerine, üretilen solunum cihazlarına, sihalarımıza, türkiyenin yerli arabasına kimse israf diyemez! İktidar yan gelip yatma makamı değildir, bu icraatların hepsinin 50yıl önce yapılmış olması gerekiyordu; mega projeleri bugünün insanından fazla gelecek nesiller kullanacak değil midir? Yapılan işe niye yapılıyor yapılmasın demek ahmaklık değilse nedir? Yoksa düpedüz vatana ihanettir! Tarım ölmüş bitmiş sakızına ne desek boş; antalya ovasının mersinin seralarında yetişen sebze tüm türkiyeyi beslediği gibi tüm rusya ve aprupayı, bilimum komşularımızı da doyurmuyor mu? Üretimmiş…

          • Sıradan gidelim,
            Komşunun midesi, prensin testeresi hacıyı bağlamaz. Kabenin arabistanda olması hacının meselesi değildir. Bunu O’nunla aranızda halledin.

            çanakkale köprüsüne, sivasa uzanan hızlı tren hattına, anadolunun dört bir yanına dikilen şehir hastanelerine, üretilen solunum cihazlarına, sihalarımıza, türkiyenin yerli arabasına kimse israf diyemez! Diyemez çünkü burda başlık israf değil rant olacak. Siha meselesini ayrı tutuyorum, yerine yolcu garantili bayburt hava limanını ekleyebilirsin.
            200 defaya yakın değişen kamu ihale yasası ile yapılan mega projeleri gelecek nesiller sadece kullanıyor olmayacak, hayli zaman ödüyor da olacaklar.
            Tarımsal üretimin 2010_2018 arası 10 milyar dolar gerilemesi sorun değil de nedir??? Son 12 yılda çiftçi sayısının yüzde 48 azalması, tarım alanının yüzde 12, sebze bahçelerinin ise yüzde 15 küçülmesi endişe verici değil de nedir??? Tüik verilerine göre tarım da istihdam edilen kisi sayısı 2002 de 7.4 milyon iken 2020 de 4.1 milyon. Yüzde 44 azalmış.
            Sakızmış…

      • Ercan Güven Bey’de uzun bir aradan sonra yeniden katıldı.
        Hoş geldiniz Ercan Bey.
        Değerli Didem hanımın da yeniden katılmasından sonra bu iyi bir gelişme.
        FK’da yorumlarıyla buraya renk katan nice “onuncu köy” sakinleri vardı ki,- isimlerini buraya tek tek yazamam herhalde- onlarında katılmasını arzuluyorum. Renkli düşünceler, çeşitli yorumlar ve bakış açıları her birimizin ufkunu açıyor.

        Bir iki münasebetsiz çıkışın haricinde, genelde buradaki her yorumcu, hem Sn. Koru’ya ve hem de birbirine saygılı ve nazik…

        “Basın(ın) öne eğilmiş” bir durumu varken ülkede, Onuncu Köy iyi, nefes alınacak bir mecra.

        İyi ki varsın Onuncu Köy.

      • Küp doldurma benim yorumumdan bağımsız ve ayrı bir nokta, ama madem nolcak bu yeni gelecek olanların küpleri meselesine değindiniz benim mantığıma göre yeni gelecek olanlar dolduracak bir sey kalmadığını biliyor olmalılar.

  16. HD rumuzuyla yazan sayın okur-yorumcunun yorumunun ilk cümlelerinde dile getirdiği tespit doğrudur, yerindedir: İstifası Erdoğan tarafından kabul edilse de edilmese de, B. Albayrak’ın “At izi it izine karıştı” ifadesinin yanısıra çeşitli Türkçe dil yanlışları da içeren, “Allah sonumuzu hayreylesin” cümlesi ile biten o İnstragam istifa metni, benim gibi Cumhur İttifakı muhaliflerini ziyadesiyle memnun edip sevindirmiştir.

    ABD’de Trump’ın kaybetmesinin ardından gelen bu ikinci sevindirici haber, adeta kremalı pasta üzerine yerleştirilmiş iri ve lezzetli bir kırmızı çilek gibi olmuştur.

    İstifa olayı, her şeyi kontrol ettiği, her duruma hakim olduğu, pek bir becerikli siyasi lider sanılan Erdoğan’a yönelik bu inancın aşınmasını hızlandıracak, Cumhur İttifakı’nın ekonomi başta gelmek üzere ülke yönetiminde hiçbir şeyi kontrol edemeyen bir beceriksizlik içinde olduğu, Erdoğan’ın partisinin içinin kaynadığı kanaatlerinin güçlenip yaygınlaşmasına neden olacaktır.

    Bu iyi, çok iyi bir şeydir, sevinçle karşılanması gerekir. Çünkü, Cumhur İttifakı denilen, “Erdoğan” isminin gerçek niteliğini gölgeleyip görülmesini güçleştirdiği bu siyasi yapının AK Parti’yi 19 yıl önce iktidara taşımış kadrolarla ve halk yığınlarıyla uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığının daha da açığa çıkmasını sağlayan bu tür gelişmeler çok hayırlı gelişmelerdir.

    Bu vesayetçi yapının çökmesini hızlandırıp çabuklaştıracak buna benzer her gelişme, doğal olarak, memnuniyet ve sevinç yaratacaktır.

    Ekonomisi çökmüş, tarımsal üretimi bile isteye yıkıma uğratılarak bir avuç ithalatçı şirkete peşkeş çekilmiş, borç ve döviz bağımlısı kılnmış, siyasi ikbal uğruna insanları birbirlerine nefret eder hale getirilmiş bir ülke, güçlü bir ülke olmaz, dış güvenlik işlevini yerine getiremez, halkına sadece yoksulluk ve çaresizlik, kafa karışıklığı getirir.

    Sevincimiz haklıdır, meşrudur.

    Daha da sevindirici gelişmelerin gerçekleşmesini bekliyoruz.

  17. Size abartılı gelebilir -yalan söylemem- Albayrak’ın istifasını ilk duyduğumda aklıma ilk gelen isimler Jared Kushner ile M. Bin Selman oldu. Nedense hep aklımda, bu taze kan delikanlıların isimlerini duyduğumda, onları bir “üçlü” nitelemesi doğar. Üçünden ikisi damat olmakla beraber üçüncüsünün “oğul” olması “üçlü birlikteliğe” bir halel getirmiyor.

    Suud ile ülkemizin bozulan ilişkilerinden dolayı “Ne alaka; hal böyleyken iki ülkenin (düşünülen/hazırlanan) müstakbel yönetici adayları, nasıl bir birliktelik içerisinde olabilirler” diye soranınız olacaktır elbette… Bu birlikteliği küresel siyasi-ticari ölçekte düşünmeniz/düşünmemiz gerektiği kanısındayım.

    Neyse…

    Ben, Albayrak’ın istifa sürecini Merkez Bankası başkanının alelacele değiştirilmesi ile birlikte okuyorum. MB başkanı neden alelacele değiştirildi dersiniz?

    Buna acizane cevabım; Biden’in başkan olacağının kesinleşmesi emareleri belirdiğinde bizde, hükümetin böyle bir eylem telaşası içerisinde Trump sonrası Biden dönemine, dış politikada ve ekonomide, ABD yeni yönetimine “sizinle uyumlu çalışabiliriz” mesajı niteliğinde olduğunu varsayıyorum olacak.

    Peki bu gerçekleşir mi.. yani ABD yeni yönetimi ile ülkemiz ilişkileri “eski normal”e döner mi?

    Zaman içerisinde Erdoğan ile Biden ne kadar “Trampvari” bir ilişki geliştirebilirler onu şimdiden kestirmek zor ama bu şuna bağlı: Zamanında veya erken olsun, Erdoğan’ın seçilmesi kuvvetle muhtemel göründüğünde ve ABD ile Türkiye’de ki müesses iki nizamın, ikili ilişkilerin daha belirgin ve yüzde görünen şekle bürünmesini istiyor olduklarında bu gerçekleşecek.

    Yani ABD ile ilişkilerimiz yavaş bir seyirle de olsa eski haline dönmeye başlayacak. Biz bunu, MB başkanını değiştirerek ve -sanırım- bizdeki damadı kurban vererek gerçekleşmesini istedik/istiyoruz. Trump gidince damat Kushner’de gitti ve bize düşen de, Albayrak’tan istifasını istemek oldu.

    MBS’nin akıbeti ise, Suudi Arabistan’da Biden sonrası gelişecek ilişkilere bağlı olarak belli olacak.

    “…Bir dostum, o isimleri andığımda bana, “Joe Biden, Kamala Harris veya onlara çok yakın birilerini tanıyor mu, ona bak”… cümlesinden anlayacağımız, Biden’nin, Kamala Harris ve yakınlarını tanıması ise, ben bundan şunu anlarım: Bizde, Bahçeli, Perinçek, Soylu ne ise, Kamala Harris ve yakınları da Biden için odur.

    Akşener’in ise Cumhur ittifakta yer almasına şimdilik gerek kalmadı; o vazifesine bir bölen olarak devam edecek.

    ABD ile Türkiye siyasette, yönetimde ne kadar da birbirine benziyor, değil mi?.. Ruh ikiz gibi…

    Biden’nin işi de gerçekten zor (olacak).

    Görüyorsunuz ya, Sn. Koru, Kushner ile Albayrak arsında nasıl zımni (görünmez-gizli) bir alaka kurdu da, bana da böyle bir yorum yapmak düştü işte.

    • Sayın Koru’nun da işi sizin yaptığınız gibi Türkiye’nin yakın siyasal geleceğini ABD (yeni başkan Biden, seçim kaybeden Trump’la birlikte konumu sarsılmış Kushner vs.) gibi tek bir dinamik üzerinden okumaya girişip girişmeyeceğini bilemiyorum.

      Söz konusu dinamiği fazlasıyla abarrtığınızı düşünüyorum, sayın Günay.

      Elbette ki, ABD seçim sonucunun Türkiye siyaseti üzerinde etkileri olacaktır, ve bu bağlamda Kushner, Erdoğan’ın Biden yönetimine göre tavır alma hamleleri türü faktörlere işaret etmek hem anlaşılır, hem de yerindedir.

      Ne var ki, Türkiye’deki güncel siyaset sürecini böylesi tek boyutlu, tek-dinamikli değerlendirmelerle açıklamak bana yanılgı olarak görünüyor. Ülkenin kendi iç dinamiklerini hesaba katmaz görünüyorsunuz.

      Aşağıdaki paragrafınız, bu abartılı ve tek-boyutlu yaklaşımınızın -bana göre- yanlış çıkarımlarından birisi:

      “Peki bu gerçekleşir mi.. yani ABD yeni yönetimi ile ülkemiz ilişkileri “eski normal”e döner mi?

      Zaman içerisinde Erdoğan ile Biden ne kadar “Trampvari” bir ilişki geliştirebilirler onu şimdiden kestirmek zor ama bu şuna bağlı: Zamanında veya erken olsun, Erdoğan’ın seçilmesi kuvvetle muhtemel göründüğünde ve ABD ile Türkiye’de ki müesses iki nizamın, ikili ilişkilerin daha belirgin ve yüzde görünen şekle bürünmesini istiyor olduklarında bu gerçekleşecek.”

      Şu sözünüzü de ekleyip ikisini birlikte yorumlamak istiyorum:

      “Yani ABD ile ilişkilerimiz yavaş bir seyirle de olsa eski haline dönmeye başlayacak.”

      İç siyasal dinamikler açısından, Cumhur İttifakı’nın ayakta kalma şansı -bana göre- yoktur. ‘Zaman içinde Biden ile ilişkiler’ şekillenirken, bunun Türkiye tarafındaki aktörü Erdoğan olmayacaktır.

      Yanlıtıcı bir biçimde Erdoğan’ın iktidar sahibi imiş gibi göründüğü siyasi koalsiyon çok yakında kendi iç dinamikleri dolayısyla da çökecek, kısa bir geçiş döneminin ardından, Türkiye-ABD ilişkileri, yanısıra, Türkiye-Avrupa Birliğ ilişkileri -sizin söylediğiniz gibi yavaş yavaş değil- yeni siyasal iktidar ile birlikte, hızlanarak iyileşecektir.

      Erdoğan ve Cumhur İtiifakı, yakın dönem ABD-Türkiye, Avrupa Birliği-Türkiye, Orta Doğu-Türkiye ilişkilerinde, Türkiye adına masada oturan aktör olmayacaktır.

      Türkiye siyaseti baştan aşağı yenilenmek durumunda, süreç böyle bir süreç.

      Dolayısıyla, Türkiye siyaseti baştan aşağı ve çok yakında yenilenecektir.

      Bunu açık bir fikir ayrılığı, dostane bir ‘müzakereye kışkırtma teşebbüsü’ olarak görmeniz temennisi ile, dostça saygı ve selamlar. 🙂

      • Merhaba Bernar Bey.

        Bugün Sn. Erdoğan’ın bir erken seçim kararı aldığını varsayarak “iç dinamikler” açısından ülkemiz siyasetini bir yorumlayınız dersem neler söylersiniz?

        Cumhur İttifak hala yerinde ve bir blok olarak kendini muhafaza ediyor, stepne olarak ise Akşener kenar yerde duruyor. (Cumhur İttifak lehine olan gelişmeler olarak M.İnce ile yeni kurulacak partileri -Sarıgül’ü- saymıyorum bile).
        İlk turda olmasa bile ikinci turda CHS’nin başkanı kim olur; bu konjonktürde tabi ki Erdoğan.. İşte, yeni sistem Erdoğan’a böyle kocaman bir fırsatı da beraberinde sunuyor.

        Hem bundan dolayı ve hem de Cumhur İttifaka karşılık ne Millet İttifakının ete kemiğe bürünür bir olgunlaşması var ve ne de yeni kurulan siyasi partilerin farklı bir ittifak denemesi mevcut. Oysa ki, mevcut ve hala kendisini koruyan Cumhur İttifaka karşılık, onunla yarışacak, seçimi kazanacak iddiası olan bir ittifak gereklidir. Bu “ittifaksızlık” durumunu biz/siz bir “iç dinamik” olarak tanımlayabilir miyiz/tanımlayabilir misiniz?

        Böyle bir iç dinamik olmadığını kabul edip de Türkiye siyasetini sadece ABD ve oradaki gelişmeler üzerinden yorumladığımı düşünmeniz eksik kalır. Nitekim, MB başkanının değişimi, Albayrak’ın -henüz netleşmeyen- istifası, Biden’in gelişi Trump’ın -Kushner’in de- gidişi aynı zaman dilimine tekabül ettiğinden konuyu lokal olarak yorumladım.

        İçeride hala siyaseten bir dinamik durum/oluşum söz konusu değil bence; o dinamizmi tetikleyecek, ekonomik sıkışmanın sancısını iliklerine kadar hissetmeye başlayan halk yığınlarının homurtusundan başka…

        Sizin şu “Dolayısıyla, Türkiye siyaseti baştan aşağı ve çok yakında yenilenecektir.” iyimser cümleniz, bana göre mevcut şartlarda ve siyasi konjonktürde, yakın vadede pek de gerçekleşeceğe benzemiyor.

        Muhalefette bir belirsizlik söz konusu olduğu halde ve muhalefet ülkeyi -siyaseten- yönete/bile/cek bir oluşum, bir aday, bir lider ortaya koyamamışsa, CHS’de hükümetin başsız kalmasına devlet
        -bugünlerde güç temerküz eden müesses nizam- izin verir mi Sn. Bernar.

        Bu durum dahi Erdoğan’a yeniden Başkan olarak kalabilme kocaman fırsatını sunuyor. Bence bu böyle.
        Saygılar…

        • Selamlar Hasan Bey. Sanırım iki, bilemediniz üç hafta önce, Erdoğan’ın iktidarını en azından bir ya da iki yıl daha sürdürüp zaman kazanabilmesi, tekrar siyasette inisiyatif kazanabilmesi için hemen şimdi, 2020 yılı içinde baskın seçime gitmesi gerektiğini, aksi taktirde, iktidarda kalmasının olanaksız olduğunu, 2020 yılını baskın seçim olmadan kapanması halinde, Cumhur İttifakı’nın 2021 yılını tamamlamasının milyonda bir ihtimal dahi olmadığını yazdım.

          Benzer şekilde, daha 9-10 gün önce, “Şükürler olsun, Ekim ayı da baskın seçim olmadan geride kaldı, Erdoğan zekice ve cesaretle davranmayıp Ekim’de de bir baskın seçim ilan etmedi. İnşallah 2020 yılını bir baskın seçim ilanı olmadan tamamlarız da, Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın ikisinin birden çökeceği 2021 yılı erken seçimine uzanmamız mümkün olur” mealinde ifadeler kullandım.

          Sizin sözünü ettiğiniz olasılık, (İlk turda olmasa bile ikinci turda CHS’nin başkanı kim olur; bu konjonktürde tabi ki Erdoğan) bir mutlaklık olarak DEĞİL, sadece bir OLASILIK olarak, sadece 2020 yılı içinde bir baskın seçim ilanı halinde mümkün.

          Hiç, ama hiç kuşkunuz olmasın ki, AK Parti’nin oyu Aralık sonuna geldiğimizde, yüzde 30’un üzerinde olmayacak. MHP’nin oyu da yüzde 10-11’in üzerinde olmayacak. Muharrem İnce, Millet İttifakı’na en iyimser olasılıkla, yüzde 3-4 kaybettirir. Meral Akşener ve İyi Parti’nin bu siyasal konjonktürde Erdoğan iktidarına şu veya bu şekilde destek çıkması ihtimali milyonda sıfırdır. Akşener ve İyi Parti yönetimi, kurumsal parti kimliği olarak C. İttifakı’na katılma kararı also dahi (ki milyonda bir bile değil bu olasılık), Cumhur İttifakı’na kazandıracağı oy, yüzde 2’yi geçmez.

          (1) İyi Parti’nin Türkiye siyasetinde belirleyici siyasal aktörlerden birisi olarak kalması, ancak ve ancak muhalif konumunu sürdürmesiyle mümkün. İyi Parti’nin Cumhur İttifakı’na dolaysız veya dolaylı olarak yaklaşabileceğini hesaba katan her türlü senaryoyu bütünüyle unutun derim. Bu olmadı, olmayacak da.

          (2) 2021 yılının ilk iki ayını (Ocak ve Şubat) Cumhur İttifakı içinde ve o ittifakın lideri olarak tamamlayacak Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı Seçim sistemi içinde (50+1) Türkiye siyasetinde bir aktör olarak kalması mümkün değil. Şubat sonrası C. İttifakı olarak ve bu seçim sistemiyle gidilecek bir seçim tek bir sonuç üretir: Erdoğan’ın siyasi ömrünün bitmesi ve AK Parti’nin dağılması.

          (3) Erdoğan, Cumhur İttifakı’nı kendi eliyle bitirecek ve “güçlendirilmiş parlamenter sistem” olarak dillendirilen yeni formülile erken seçime gidilmesi için inisiyatif alacak. Bundan başka yapabileceği hiç, ama hiçbir şey yok. Bahçeli’nin ipi çekmesini beklemeden, İyi Parti ve CHP ile bir program üzerinde uzlaşıp erken seçim ilan edecek. Kurcağı yeni kabine, ülkeyi yönetme kabinesi değil, erken seçime kadar devlet işlerini yönetecek kabine olacak ve kamuoyuna da bunu söyleyecek.

          (4) Abdullah Gül ve çevresindeki kadro, AK Parti’nin kurumsal kimliğinin önemli bir parçasıydı. Erdoğan, Gül ve kadrosunu tasfiye etti. Yerine getirdiği A. Davutoğlu, yine kendi dar çevresi ile, AK Parti’nin kurumsal yapısı üzerinden kendisine alan açmaya çalıştı. Bunu gören Berat Albayrak ve Pelikancılar tarafından tasfiye edildi.

          Şimdi, Berat Albayrak’ın zayfılatılması üzerinden AK Parti ve Erdoğan’ın tümden güçten düşürülmesi süreci yaşanıyor. B. Albayrak, akademisyen Burak Bilgehan Özpek’in Madyascope TV’deki yayın sırasında çok isabetli olarak işaret ettiği üzere, sadece Ekonomi Bakanı değildi. Kurumsal yapısı darmadağın olmuş, sosyolojisi giderek erezyona uğrayan Ak Parti içindeki yegane gerçek güç odağını temsil ediyordu: Medya’dan bürokrasiye varıncaya kadar AK Parti’nin elinde güç olarak ne kalmış ise, onun temsilcisi idi B. Albayrak.

          Şimdi, iktidarın küçük ortağının basıncı altına girdi ve stratejik bir yenilgi aldı. Erdoğan, Damadı gözden çıkarmak zorunda kaldı ve hepten zayıfladı. Elinde, yine Burak Bilgehan Özpek’in işaret ettiği üzere, tasfiye edilmesi halinde B. Albayrak ekibinin yerine ikame edebileceği güç kalmadı Erdoğan’ın elinde. Binali Yıldırım vb. figürlerle bu iş yürümez.

          Tasifye korkusu yaşayan ve ifadesini Berat Albayrak isminde bulan güç odakları (başta Pelikancılar ve Albayrak’a bağımlı iş dünyası) harekete ve direnişe geçecekler. İktidar Koalsiyonu daha sarsıcı depremlere maruz kalacak.

          En az Albayrak’ın istifası kadar dramatik olaylara tanık olabiliriz önümüzdeki haftalarda.

          Baskın seçim kuvvetle muhtemel. Erken seçim ise MUTLAK kaçınılmazlık.

  18. Berat Baret vs.

    Berat Albayrak’ın istifasına sevinen kesime sosyal medya üzerinden göz gezdirildiğinde bunların sadece Berat a değil Reis onun üzerinden Reis e uzanan saldırı yolunun açıldığına sevindiklerini görürsünüz. Ekonomi iyi diyordunuz bak damat istifa etti demek ki ekonomiyi batırdınız demenin yolu bu.
    Oysa Ahmet Hakan ile olan televizyon programında sağlığının iyi olmadığı bariz bir şekilde görülüyordu.
    Ekonomi kötü, dolar patladı, dış siyasette çuvalladık herkesle düşmanız diyenler asıl şunu istiyor.
    Libyadan çekilelim fransa ve rusya ile ilişkilerimiz düzelsin
    akdenizde aramayı durduralım bize çizilen sınırları kabul edelim almanya, yunanistan, fransa ve avrupa birliği ile ilişkilerimiz düzelsin.
    s 400 leri geri gönderelim abd ile aramız düzelsin
    fetö ile mücadeleyi bırakalım sosyal medyada aleyhe yazılanlar bıçak gibi kesilsin
    hariri suikastı nedeniyle sudileri suçlamayı bırakalım arabistan ile aramız düzelsin
    mısırla aramızı düzeltmek zaten kolay şehitleri unutup Sisi yi ankaraya çağırıp madalya takalım
    başka kim var kalbini kırdığımız unuttuysam hatırlatın tamir yolunu söyliyeyim,
    ha bir de içerdeki kemalist ekip var ki onlarda biz tamamen yok olunca mutlu olacaklar. O da kolay en geç 50 yıl içinde hiçbirimiz olmayacağız, şimdiden sevinebilirler.

  19. Sayın Koru iyi günler
    Maalesef bir konuda yanılıyorsunuz.
    Yazınızda, “Şimdi bu yazıya göz atmakta olan siz de okumazdınız.” diye yazmışsınız.
    Benim tahminim bu köşeyi takip edenlerin büyük çoğunluğu yazılarınızı her gün son satırına kadar okuyordur.
    Bazı yazılarınıza yapılan yorumların azlığı sizi yanıltmasın.

  20. Sayın Koru’nun bugünkü yazısında Maliye Bakanı’nın istifası haberine bir iki cümle ile değinip geçeceğini, muhtemelen yazısının ana gövdesinde bu habere hiç yer vermeyip yazsının sonunda bir “Not:” ibaresiyle bir kaç cümle yazacağını düşünmüştüm. Şimdi, bugünkü yazsının yayımlandığı ve benim okuma olanağı bulduğum şu anlarda, yanlıdığımı görüyorum.

    İliginç ya da orijinal görünmek, veya bilgiçlik tasalamak derdiyle değil, samimiyetle öyle olduğunu düşündüğüm için, Albayrak’ın istifasını, bütün kıymet-i harbiyesi gündelik siyasette bir kaç günlüğüne gündem oluşturmaktan ibaret bir gelişme olarak görüyorum. Evet, açıkça, meselenin fazlaca önemsenip abartılmamasını öneriyorum.

    Çünkü, sadece bir kaç hafta içinde en az bu istifa haberi kadar ‘dramatik’ görünebilecek muhtemel gelişmeler, “siyasal süreç analizi” dediğimiz perspektif açısından, “büyük resim” içindeki irili ufaklı parçacıklardan ibaret.

    Büyük resim ise, benim 7-8 ay önce dile getirdiğim, sayın Koru’nun Eylül ayının ilk haftası içinde yazmış olduğu üç kritik yazının beni daha da yüreklendirmesiyle daha vurgulu olarak sürekli tekrarlayıp dikkati kendisine çektiğim resim:

    “2021 yılı erken seçim yılıdır. Erdoğan ve partisi sadece açık bir seçim yenilgisine uğrayarak iktidarı kaybetmekle kalmayacak, bu parti dağılacak, en çok seçim yenilgisini takip eden bir yıllık süre içinde, siyasi varlığı sona erecek, siyaset çöplüğünü boylayan partilerden biri olacaktır.”

    AK Parti içinde B. Albayrak ile Soylu arasında nüfuz savaşı yaşanıyormuş. Soylu’nun nüfuzu hem AK Parti seçmen tabanında, hem de partinin milletvekili gurubunda çok artmış. Erdoğan partiyi asla Soylu’ya teslim etmezmiş, partiyi Soylu gibi dışarıdan birine değil, Albayrak gibi aileden birine teslim edermiş -ve keşfedilmiş olduğu söylenen doğal gaz rezervini kutlama müsamerelerinde Bakan Albayrak’ı öne çıkaran bir gösteriye dönüşmesinin nedeni de buymuş. Kulis haberlerine göre, Akşener ile Erdoğan arasında gizliden ve dolaylı temaslar varmış, şu ya da bu olursa, İyi Parti, Erdoğan’ın Akşener’in taleplerine yanaşması halinde, Cumhur İttifakı’na katılırmış vs.

    Defalarca ve bıktırasıya yazmıştım o günlerde de: Ne Soylu’nun AK Parti’nin başına geçmek gibi bir hesabı olabilir, ne de Erdoğan’ın partisinin başına kendisinden sonra gelecek ismi atamak gibi bir lüksü kaldı. Çok az kişinin farkında olduğu üzere, AK Parti hayli zamandır bir siyasal parti değil. Bir yıl gibi kısa bir süre içinde hem iktidarı, hem de siyasal parti olma anlamındaki varlığını kaybedecek, çoktan kaybetmiş olduğu halde hala iktidardaymış gibi görünen, şimdiden tarihe havale edilmiş bir yapıdan söz ediyoruz. Ne Soylu böyle bir partinin başına geçmeye oynar, ne de M. Akşener gidip C. İttifakı’na yanaşır. Kimse, kaybeden Erdoğan ile birlikte kaybetmek istemez.

    Siyasal süreç analizleri, şimdiki Maliye Bakanı’nın ‘beklenmedik'(!) istifası gibi gündelik ‘bomba haberler’ üzerinden yapılmaz. Bu tür çözümlemelere girişmek isteyenler, gözlerini sosyolojik aktörlere dikerler, siyasi gelişmeleri onlar üzerinden okumaya çalışırlar.

    Ana gövdesini dindar muhafazakarlarla dine duyarlı muhafazakar yığınların oluşturduğu bir sosyoloji var. Bu sosylojinin dindar muhafazakar çekirdeğinin siyasal kadrolarının AK Parti’yi ter etmelerinin üzerinden çok zaman geçti. Söz konusu sosyolojinin seçmen kütlesi, salt Erdoğan aşkı ve Erdoğan yanılsaması dolayısıyla, giderek aşınır bir biçimde AK Parti’nin yanında durmaya devam ediyor. Bu durum çok sürmeyecek, kış aylarına girilmesiyle birlikte, Erdoğan’ın seçmen kütlesi de, bahar aylarına girilirken AK Parti’den uzaklaşmış olacaktır.

    Böylesine büyük ve belirleyici bir sosyolojik aktörün siyaset sahnesinde boşta kalması, boşa düşmesi, siyaseten temsil edilemez hale gelmesi, siyaset bilimi açısından, olanaksızdır. Deva Partisi başta gelmek üzere, kurulmuş olan son iki siyasal partiye bu açıdan bakmak gerekir. Deva Partisi’nin her kamuoyu araştırma anketlerinde yüzde 2 civarında görünmesi yanıltıcıdır. Deva, yakın siyasal geleceğin ilkin iktidar ortağı, ardından tek başına iktidarı eline alacak partisidir.

    Erdoğan ve Cumhur İttifakı, düzene rıza üretme kapasitesini yitirmiştir. Müminliğin inandırcılığının yoksulluğa sabır göstermekle test edileceğini ilan ederek, halk yığınları işsizliğin ve yaygın yoksulluğun pençesinde kıvranırken ekonomik kurtuluş savaşı, Azerbaycan, ‘kırmızı listeden bir günde üç terörist eksilten’ manşetlik PKK operasyonları, Oruç Reis için navteks sallama işleriyle, orada burada gaz rezervi bulma gösterileriyle insanlarda çökmüş, soysuzlaşmış iktidarınıza rıza üretemezsiniz.

    Bir iktidar rıza üretme kapasitesini yitirdiğinde, iktidar partisi de, onun lideri de, düzenin asıl sahipleri gözünde değersizleşir. İktidar partisinin devasa propaganda aygıtının ana motoru görünümündeki televizyon kanalları ve gazeteler (havuz medyası), tıpkı Maliye Bakanı’nın ‘beklenmedik’ istifası gibi, bir gecede satılır, el değiştirir.

    Milletvekillerinin siyasi davasından çok daha fazla kişisel siyasi bekalarını kaygı edineceklerini bilmek gerekir.

    Diğer siyasi partilerde olduğu gibi, düzinelerce defa tanık olduğumuz gibi, bir siyasi parti lideri olarak Erdoğan’ın da ‘sonuna kadar sadık’ bir parti meclis gurubu yoktur.

    Medya da hızla el değişitirir, Meclis’de kasırgaya yakalanmış gemi gibi sallanıp savrulur.

    Erdoğan iktidarının ipinin bizzat AK Parti meclis gurubu tarafından çekilmesi de pekala muhtemeldir.

    Gidiş biçiminin nasıl yaşanacağını kestirmek bir müneccimlik işidir, ama, gidişin -üsteik de 7-8 ay içinde- kaçınılmaz olduğunu ileri süremek, bir siyasal süreç analizi meselesidir.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız