Amerikalılar farkında değiller, fakat ‘Üçüncü dünya ülkesi’ olmalarına ramak kalmıştı…

29
Beyaz Saray önünde gösteri..

Amerika’yı nasıl bilirdiniz?

Coğrafi olarak geniş, 330 milyon nüfusu bulunan bu ülke insanlarının en büyük özelliği, işi gücüyle meşgul, kendileri, aileleri, yakın çevreleri, yaşadıkları köy, kasaba ve kentle ilgilenen, siyasete merakları da bu dar çerçeveyle sınırlı kalan bir ulus…

Geçmişte ülkeyi yönetmiş olanları tarih kitaplarından bilir Amerikalılar, ancak çoğu o sırada kimin Beyaz Saray’da oturduğunu, haklarındaki kararları kimlerle birlikte verdiğini bilenleri azdır.

Merak da etmezler…

Kendilerine kendilerini sorduğunuzda, anayasalarına da sinmiş ‘çokluk içinde birlik’ ilkesini hatırlatır, ulusu oluşturan temel insan unsurunun dünyanın dört bir yanından yeni kıtaya göçmüşler olduğunu vurgular, her yıl değişik ülkelerden hala göçmen kabul ettiklerini özellikle belirtirler.

Daha doğrusu hatırlatır, vurgular ve belirtirlerdi.  

Benim bu özellikleriyle bildiğim türde insanlardan oluşmuş Amerika son dört yılda köklü biçimde değişti.

Donald Trump tarafından değiştirildi. 

Reklam

Ortasından bölünmüş bir ülke

Seçim kampanyasında gördüklerimiz seçim sonucuyla da teyit edildiği üzere, Amerika artık herkesin siyasetle yakından ilgilendiği bir ülke. Sandıktan çıkan tablo irdelendiğinde hemen fark edildiği üzere, tam ortasından “Trumpçılar” ve “Trump karşıtları” olarak bölünmüş durumda. Beyaz siyaha siyah beyaza, onlar birlikte Latino’ya, hepsi de yeni göçmenlere olumlu gözle bakmıyor.

Bazıları için kendileri gibi olmayanlar ‘düşman’

Öyle bildikleri için de kendilerinden görmediklerine karşı silahlanıyorlar…

Amerika’da yaşayan insanlar dindar fakat dindarlıklarını kendilerine saklayan insanlar olarak bilinirdi.

Şimdi ise ellerinden İncil’i düşürmeyen, Hıristiyan olmayanlara müsamahası bulunmayan insanlar görüntüsü hakim.

Bir rahibi hapisten kurtarmak için tehdit yoluna başvuran Trump, başkan olur olmaz, Müslümanların yaşadığı yedi ülkenin insanlarına ABD’ye seyahat yasağı getirebilmişti.

En son Anayasa Mahkemesi’ne (Supreme Court) Trump tarafından aday gösterilmiş, Senato’nun Cumhuriyetçi Partili üyeleri tarafından onaylanarak görevine başlamış olan kadın, bir Hıristiyan köktenci tarikatına mensup.

Reklam

Onun gibiler pek çok başka ülkede sistem dışına itilir, bazı ülkeler o özellikleri taşıyanı gözünün yaşına bakmadan hapse bile atarlar.

Akılcılık ve bu arada laiklik de gitti ABD’de

Akla, mantığa önem verir, her söyleneni bilgi terazisinde tartar, uymayanı elinin tersiyle iter Amerikalılar.

Böyle bilirdik Amerikalıları, hiç değilse okumuş yazmış olanları…

Son birkaç ay içerisinde gördüklerimiz bu kabulü de yerle bir etti.

Trump’a oy verenlerin önemli bir bölümü, onun rakibinin çocuk kanıyla beslenen bir kabal üyesi olduğu, ‘derin devlet’ tarafından desteklendiği, kazanırsa ülkeye komünizmi getireceği düşüncesiyle sandık başına koştular…

Trump kampanyası sırasında en coşkulu olan kitle üzerlerinde ve ellerinde ‘QAnon’ adlı örgütün işareti olan ‘Q’ sembolünü taşıyorlardı.

QAnon’un kimliğini saklayan lideri ‘Q’nun verdiği bu yoldaki mesajların doğruluğuna iman etmiş bir kitle.

Çoğu da okumuş yazmış insanlar…

‘Komplo teorisi’ peşine takılmış durumdalar…

[İçlerinden bazıları ‘Q’nun bizzat Trump olduğuna da inanıyorlar.]

Beğenmediklerini kazığa oturtmayı öngören Steve Bannon..

En önde gelenlerinden biri olan Steve Bannon’u başkanlık yemini ettiği gün kendisiyle birlikte Beyaz Saray’a taşımıştı Trump

Steve Bannon geçen hafta FBI direktörü Christopher Wray ile ülkesinin korona politikasını belirleyen kadronun en önemli ismi Anthony Fauci’yi hedef aldı ve elinde olsa Tudor İngilteresi’nde yapıldığı gibi bu ikilinin kellelerini mızraklara oturtarak Beyaz Saray’ın iki ucunda sergileteceğini söyleyebildi.

Diğer bürokratlara ibret-i alem olsun diyeymiş…

Trump’a oy vermiş 70 milyona yakın Amerikalı içerisinde Biden’in ülkelerini kısa sürede komünist yapacağına inandırılanlar çok.

Sandık hilesi yapabildiği düşünülen sahtekarlar ülkesi

Amerika’nın ve Amerikalıların bir diğer özelliği de, seçim sistemlerini hile ve sahtekarlıktan uzak bilmeleri, sandıktan çıkan sonuca saygı duymalarıydı. 

2002 yılında Al Gore, 2016 yılında Hillary Clinton, rakiplerinden daha fazla oy aldıkları halde sistemin özelliği yüzünden rakipleri başkan ilan edildiğinde karara saygı göstermişlerdi.

Çöp kutularında oy pusulası aramıyorlar şimdi, fakat ölüler adına ve vatandaş olmayanlara oy kullandırıldığını, sayım sürecinde görev alan çoğu gönüllü kişilerin oylarını çaldıklarını iddia ediyorlar.

Nasıl bir ülke oldu son dört yılda Amerika, görüyorsunuz.

‘Üçüncü dünya’ diye bilinen gelişmemiş ülkelerde varlığına alışılmış ne kadar yanlışlık varsa dünyanın en gelişmiş ülkesi olma iddialı Amerika’da aynısı var bugün.

Joe Biden’in sandıkta rakibinden ileride olduğu, ikinci seçmenlerin çoğunu kazandığı ortaya çıktı, ama rakibi bu durumu hala kabullenemedi. Trump, “Ben seçildim” iddiasını sürdürüyor…

Trump ve yandaşları Trump’ın Beyaz Saray’ı terk etmesi gerekecek güne (20 Ocak 2021) kadar geçecek 11 haftayı bu iddiaları istikametinde bir hava doğurmak için kullanmaya hazırlar.

Gerekirse iç-savaşı bile göze alabilecekleri görüntüsünü veriyorlar.

ABD’yi ‘Üçüncü dünya ülkesi’ olarak ilan etmek için bir bu kaldı: ‘İç-savaş’

Joe Biden seçimi kazandı, ama işi zor, hem de çok zor.

ΩΩΩΩ

29 YORUMLAR

  1. Bir görevden alma ve bir istifa için internetten bir yorum :

    Trump Türkiye için büyük önem taşıyan Halkbank davası konusunda hatta Erdoğan Ailesi’nin korunmasına yönelik oldukça “geniş” davrandı. Ancak Biden, öyle değil. Biden’ın koltuğa oturmasıyla birlikte Halkbank konusunda yapılan tüm anlaşmalar askıya alınacak. Bu da davanın seyrini değiştirecek. İşte istifa ve görevden almaların asıl nedeni de bu. Erdoğan, önümüzdeki günlerde tekrarlanacak duruşmalar sırasında Türkiye Cumhuriyeti hükümeti içerisinde halihazırda “görevli” hiçbir ismin Halkbank davasında adının geçmesini istemiyor.

    Murat Uysal’ın geceyarısı operasyonuyla görevden alınması ve Berat Albayrak’ın istifa “söylentileri” de bu yüzden… Çünkü Türkiye’de cari açığın yüzde 15’ini kendisinin kapattığını söyleyen Reza Zarrab, iktidarın sahip çıktığı dönemde ilk hesabını Aktif Bank’tan açtı. O dönem bankanın genel müdürü istifa eden Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tı. Zarrab’ın para aklamak için kullandığı iddia edilen Halk Bank’ın Genel Müdür Yardımcısı ise Murat Uysal’dı… İşte bu nedenle davaya konu olacak kişilerin “Bakan” ve “Merkez Bankası Başkanı” sıfatıyla hakim karşısına geçmesi Türkiye’nin aleyhine sonuçlanması olası bir davada “itibardan taviz vermek” olur ki bu da Tayyip Erdoğan açısından “affedilemez” bir durum…

  2. B Albayrak istifa etmiş.
    1-Aileden olması nedeniyle görevden alınmamış. Refüze edilmeden kendine istifa fırsatı verilmiş.
    2- Biden sonrası ekonomik ve haliyle siyasi fatura her halukarda ağır olacağı için bu fatura “başkasına”
    ödetilecek.

  3. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak istifa etmiş. Doları 6,85’de tutmak için 130 milyar doları MB ve kamu bankaları üzerinden piyasaya sürdüler. MB net rezervleri eksiye geçti. Kamu bankaları dövizde açık pozisyona düştü. Yine de dolar 8,5 oldu. Enflasyon yüzde 11-12 diyorlar gerçekte yüzde 30.

    Türkiye işini gücünü bıraktı MYO mezunu RTE’nin “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” teorisinin doğru olup olmadığını bu kadar pahalı bir bedelle test etti. Dört yılda 3 MB Başkanı ve nihayet damat Bakanın istifası. Esas istifa etmesi gereken Reecep Taayyiip Erdoğan!

    Fakat Erdoğan istifa etmemeli. Bunlar daha iyi günler. Görecek günler var daha …

    • haber sitelerinde yer aldığı şekliyle MHP kulislerinde konuşulan şu şekilde:

      Bülent Arınç Erdoğana gider ve “eğer Berat beyi görevden almazsan 40 millet vekili AKPden istifa edip DEVA partisine geçecek, bir şeyler yap” der. Bunun üzerine Erdoğan Soylu olan bakanı arar ve “süleyman bak Bülent abin böyle böyle diyor, aslı nedir bir araştır, neticeyi de acele bana bildir” der. bir süre sonra Soylu arar “haber doğru efenim” der. Bunun üzerine reis Berat beyi evine gönderir.

  4. ABD seçimlerini Trump veya Biden’dan birisi açık farkla kazansaydı bu tartışmalardan hiçbiri olmazdı. Fakat birçok eyalette oylar çok yakın çıkınca ve bir de pandemi nedeniyle çok fazla posta oyu kullanılınca böyle bir siyasi tablo çıkmasını olağan karşılamak gerekir. ABD büyük ve çok gelişmiş bir ülkedir, bir şekilde bu seçim sorununu çözer ve yoluna devam eder.

    Biz kendimize bakalım. Zamanında veya erken seçimde Cumhur ve Millet ittifakları arasında CB oyları veya birçok ilde ittifak oyları birbirine yakın çıksa ne olur? Örneğin Erdoğan’ın oyları %48,7 rakibinin oyları %51,3 çıksa bunu kabullenecek midir. Oyların bazı yerlerde tekrar sayımı sırasında muhalefet gözlemcilerinin bir şekilde uzak tutulması yaşanabilir mi (içlerinden bazıları terör örgütü mensubu olduğu iddiasıyla tutuklanabilir mi). Çok sayıda milis kuvvetine benzeyen tehditkar adamlar sokaklara dökülür mü. Bazı tarikatlar müritlerine ‘haydi şimdi dinimizi koruma zamanı’ der mi. Perşembe akşamı olmamasına rağmen minarelerden salalar okunmaya başlanır mı?

    Tabi ki Türkiye 3. Dünya ülkesi değil, 2. Dünya ülkesi. Ama 1. Dünya ülkesi olmadığı açık. Ayrıca son birkaç yıldır yaşananlara bakıldığında 2,5 sınıfına da sokabiliriz. Artık 2,5’tan 3 mü olur 2 mi olur belli değil. Türkiye siyasetinde muhalefete büyük görev düşüyor. Seçimleri açık bir farkla kazanması lazım. Bunun için ne yapması gerektiği hakkındaki düşüncelerimi ise başka bir yorumda yazacağım.

    • Sayın fkt lukaszenko seçimleri açık farkla kazandı diye tantana yapıyordunuz şimdi de az farkla olmaz mı diyorsunuz? İyi de yüzde kaç oy farkla seçim kazanılır bir limiti var mıdır bunun?
      Diyelim en az 10 puan fark atmak gerekiyor olsun; peki ya bu limiti de kıl payı aşarsak, ya da hemen altında kalmışsak? Mesela adayın biri %10 oy almış, kazanan ise %20 oy almış; o zaman noolacak? Gereken farkı ucu ucuna sağlamışsa yani; koltuk senin hayrını gör diyebilir miyiz artık?

    • Muhalefet açık ara değil milim kazanamayacağını anladığı için BİDEN ı ilk tebrik ederek yardım isteyen Kılıçdaroğlu oldu. Görelim bakalım BIDEn efendi nasıl yardım edecek.

  5. YEMİN
    Canım sağ oldukça rahmetli babam
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!
    Ak sütün emziren ihtiyar anam,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Yerindedir daha aklım, iradem
    Ve işte yeminim, işte ifadem!
    İlk insan, ilk nebi Hazreti Âdem,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Meylim ne şöhrete, ne saltanata;
    Hak için sarıldım ben bu sanata;
    Kür-Şad, Bilge Kağan, Oğuzhan Ata,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Önümde dururken Türklüğün hâli,
    Susup da boynuma almam vebali;
    Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali(r.a)
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Esir iken Kırım, Kerkük, Türkistan,
    Bana zindan olur Maraş, Elbistan
    İbni Sîna, Dedem Korkut, Alparslan
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    İmanda bu fire, zillete bu zam!
    Doymuyor yüreğim ne kadar yazsam.
    Farabi, Gazali, İmamı Azam,
    Susarsam, hakkını helal etmesin!

    Nusret versin yeri, göğü yaratan
    Çekip çıkartalım akı karadan
    Ertuğrul Bey, Osman Gazi, Murat Han,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Ülküm aşk çölünde Veysel Karani
    Ulubatlı Hasan eyler göreni
    Fatih, Ak Şemsettin, Molla Gürani
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Bu yol bahadırlar, ermişler yolu;
    Kendini davaya vermişler yolu!
    Şeyh Mevlana, Derviş Yunus, Köroğlu,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Türkçe sevdalanan, İslâmca yanan
    Adar milletine bir değil bin can
    Yavuz Sultan Selim, Barbaros, Sinan
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Uyutulmuş köy, nahiye, ilçe, il
    Yüreğimi yetmiş yerden yara bil;
    Mehmet Âkif, Osman Batur, Şeyh Şâmil
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Usta savaşçılar, genç mücahitler
    İmkanıma hizmetime şahitler
    Basbuğ, ülküdaşlar, aziz şehitler,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    İçimde İslâmın ince mânâsı
    Önümde Türklüğün soylu davası
    Oflu Kör Şakirin Elif anası,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Sevdim, milletime gönlümü verdim
    Zalimin zulmüne göğsümü gerdim
    Kırıkhanlı Kâzım, Niksarlı Nedim,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Kemalimiz, Turanımız, Hacımız
    Beraberdir sevincimiz, acımız
    Mutta davar güden Zeynep bacımız,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Mühim değil güceneni, küseni
    Allah sevmez haksızlığa susanı
    Yozgatın Yerköylü Yetim Hasanı,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Komünist, siyonist, pusudan çıktı
    Dinime saldırdı, töremi yıktı
    Gönenli Gülizar, Bünyanlı Sıtkı,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Yurdum bir kağıttır ışık beyazı
    Üstünde insanlar mukaddes yazı
    Genci, ihtiyarı gelini kızı,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Mazlumlar hakkını almayıp ele,
    Günü gün edersem zalimler ile
    Evdeşim, öz kızım, öz oğlum bile,
    Susarsam, hakkını helâl etmesin!

    Allah rızasıdır arzum, emelim!
    Bu necip milleti ondan severim
    Hazreti Muhammed(S.A.V) gerçek rehberim,
    Susarsam, hakkını helal etmesin!
    Karakoçtan

    • Hangi Karakoç olduğunu yazmamışsın.Üslup Abdürrahim Karakoç’unkine benziyor.Ancak Bahattin Karakoç olma ihtimali de var.Sezai Karakoç olmadığı ise kesin.Rahmetli Abdürrahim Karakoç hayatta olup ta yaptıklarını ve tutarsızlıklarını görseydi,sana da şöyle bir dörtlük döşenirdi kanaatimce.

      Trollüğü meslek edinen Gayret
      Ortamı bozarken görürsem elbet
      Bir sopa çekip sana;Hocam Hayret
      Susarsam, hakkını helâl etmesin!

  6. “Amerikalılar farkında değiller, fakat ‘Üçüncü dünya ülkesi’ olmalarına ramak kalmıştı…”
    Yazının başlığına bakılırsa başabaş çıkan seçim sonuçları veya her iki adayın da ben kazandım demesi 3.dünyaya özgü bir şeymiş gibi anlaşılıyor ama aslında öyle değil; kastedilen abd seçimlerindeki tarikat oylarının ağırlığı sanki?
    Yoksa güneydeki sevdiğimiz ülkede de seçim sonuçları hep aynı çıkıyor, ya da afganistanda seçimden sonra her iki aday da başkanlık yemini edip göreve başlayabilmişti bile.
    Belarustaki gibi farklı yenilgileri de hazmede miyoruz, ne yapsak ki bu 3.dünya işini?

  7. Fehmi Beyin bu keskinlikte çok yazısı olduğunu sanmıyorum. Çok net bir görü – öngörü paylaşmış. Açıkçası ben de floydun ölümü sonrası meydana gelen kimi protestolar gibi bazı aşırılıklar ve büyüme potansiyeli olabilecek sokak hareketleri bekliyorum. Amerika da hazmedilmiş bir demokrasi, insan saygısı, sevgisi ve adalet olduğuna dair oldu bitti şüphelerim ve eleştirilerim olagelmistir zaten. Dünde yazdım kurucu babalar eşitlik adalet canım cicim derlerdi de bir yandan köle tüccarı idiler, diyeceğim hücre bilgi kodludur ve hafızası vardır, bilinçaltı dediğimiz şey hücrenin hafızasıdır. Kodlarda bir yanda ırkçılık varsa bir yanda ezilmişlik horlanmışlık varsa 4 yıl son derece yeterli bir süre bir şeylerin patlak vermesi için, bir trump yeter.
    Avrupa da durum çok farklı değil, Fransa da le pen gelse 4 yılda çok şeyler değişmez mi, macron bile toplumu ne kadar değiştirdi.
    Neyse ki Almanya da aklı başında bir merkel var. Şimdilik.
    İyi tarafından bakalım asıl bizim kodlarımızda insan sevgisi ve adalet var, doğru biri gelse 4 yıla kalmaz, bizde değişiriz diye düşünüyorum.

  8. Eskiden bomboş topraklarda çalışacak insancıklar geliyor, Ya da,
    Bizde ordan geldik, benim nineminde.. Söylemi, düşüncesi hakimdi.
    Ayrıca abd doları vin vin olduğu sürece de insanlar mutlu, bir poşet hamburgeri bir oturuşta götürebiliyorlardı.
    Sonradan baktılar ki amerikan rüyası bitmek üzere. Gelenler pastaya ortak oluyor, götürüsü daha fazla. Ücretler düşüyor, işsizlik artıyor..
    (Bir dlr=1lira, baktılar ki dünyadan trampa borç veren verene!)
    Tüm dünyada bitmiş ticari ürün piyasası bu ülkede geniş topraklar ve yeraltı varlığı sayesinde 20 yıl daha idare ediyor bu insanları; 20 yıl dolmuş sanki!
    Tramp alttan verilen tazyik ile birde kendi keskin zekası! İle eline almayı becerdi kalın bir kitap..
    Yürü ya avam.
    Öbür traftan bir boru döşenmiş uzaya aya marsa, silah tacirleri desen muhtesem beşli sanki!
    Ne olacak conun, elvisin, marlinin hali?

  9. Trump, başkanın af yetkisinden yararlanmak için istifa edecek.
    Yardımcısı Pence kalan süreyi başkan olarak tamamlayacak.
    Göreceksiniz Pence dahi Trump için af yetkisini kullanmayacak.
    Biden’ın da yapacağı en büyük hata af yetkisini kullanmak olur.

    • Elhak yazdıklarınız doğrudur sayın yk, daha önce de burda cumhuriyetçilerin adayı mit romney olacak yazmıştın, daha sonra da bari biden onu adalet bakanı filan yapsın diye fiyat kırmıştın, şimdi de bilmem ne bilmem ne! Nasıl olsa bilen de yok salla gitsin!

  10. Bazıları için Biden in seçilmesi anne babalarının ölümünden daha değerli oldu neden acaba
    Muhalefeti destekleyip RTE yi indireceğim vaadi kimisi için cenneti müjdelenmesi kadar değerli
    Maşa ,piyon olunca kullanışlı bir aparat olmaları ve açıkça buhun ifade edilmesi Artık en ufak bir iriti oluşturmuyor aksine beyaz efendilerine nasıl yaranırız yarışına utanmazca açıktan giriyor ve sevinç naraları ile süslüyorlar
    @Çözülmeyin sıkı durun bahara yaptırım ve seçim yaza hepiniz serbestsiniz… “ dermişim

    • bütün yumurtaları koyduk Trump’ın sepetine
      seçimi kazandı Biden bu sene
      ne yapacağım ben şimdi yalnız
      Serdarım gel bana akıl ver
      arayı yapabilirmiyim acaba Biden ile

  11. trump otokrat liderlerin ABD versiyonudur. Garip bir gercek trump dinlemeden konusmayi, belge bilgi olmadan suclamayi, yalani normal bir durum olarak soylemeyi, ne olursa olsun kendi disindakilere hayat hakki tanimamayi esas almis, bu durum trump ve savunucularinin ķarekteri olmustur. “bana arkadasini soyle sana kim oldugunu soyliyeyim.” olacak o kadar tam levent kircalik durum. olacak o kadar….

  12. “Onun gibiler pek çok başka ülkede sistem dışına itilir, bazı ülkeler o özellikleri taşıyanı gözünün yaşına bakmadan hapse bile atarlar.”

    Sayın yazar neye dayanarak savlıyor bilmiyorum ama;
    Hayır, onun gibiler bizde de aym başkanı filan yapılıyor ve dokunulmazdırlar, terör örgütü ve tarikatı üyesidirler.

  13. Müneccimin Küresi [ Bernar 6 Kasım 2020 At 14:31]

    “5-10 saat sonra ya da yarın gazetelerde okuyacağınız haberi şimdiden herkese duyurmuş olayım: Amerikan halkı Trump’ı sandığa gömdü! Orası burası derken, Pennsylvania’da bile kaybedecek Trump. Kimse, “Ama orada önde gidiyor ve oyların yüzde 97’si sayıldı!” diye itiraz etmesin ve bir daha okusun: Pennsylvania’da bile kaybedecek Trump.”

    Müneccimin Küresi [Bernar 6 Kasım 2020 At 15:34]

    “Anlaşıldı: Demokratlar, Trump’a Osmanlı şamarını Pennsylvania’da indirip finali o şekilde yapacaklar. ‘Türkiye ve dünyayı dış basından da takip ettiğini’ söyleyen, az önce “Trump gömdü, ezdi geçti!” diye akla ziyan şeyler yazan Ahmet Bey’e bir çağrım var: Pennsylvania’da Trump önde gidiyor. Biden bir kere olsun öne geçebilmiş değil. Üstelik, oyların yüzde 97’si de sayılmış durumda. Çıkın ortaya, “Pennsylvania’da Trump kazanacak!” deyin. Ben, müneccim küreme bakıyor, “Ahmet Bey’i Pennsylvania’da da gömeceğiz” diyorum. Açık ve net: Demokratlar Pennsylvania’da da Trumpçılara nal toplatacaklar!”

    2 gün sonra, 8 Kasım Pazar, Gazete başlıkları:

    “Biden, Trump’ın başkanlığının fişini Pennsylvania’da çekti; ABD’nin 46. Başkanı oldu!”

    “Joe Biden, ABD’nin 46. Başkanı seçildi. Biden, Pennsylvania eyaletini kazanarak Başkanlık için gereken delege sayısına ulaştı.”

  14. Günümüz toplumlarında, insanlık tarihinin büyük bir bölümünde olduğu gibi, ekonomik ve siyasal gücü (iktidarı) elinde tutan seçkinler/seçkin sınıflar koalisyonu, çoğu durumda, kültürel iktidarı da ellerinde bulundururlar.

    Bu durum, iktidarın hemen her zaman esas olarak “bürokratik devlet oligarşisi” olarak tecelli ettiği az gelişmiş ülkelerde özellikle belirgindir. Devlet aygıtını (devlet iktidarını) eline geçirmiş olanlar, devrim zamanı Rusyası, Mao zamanı Çin, günümüz Bolivyası gibi düzinelerce örnekte olduğu gibi, çoğu zaman toplumda hem sayısal hem de kültürel azınlık konumundadırlar.

    Kendi iktidarlarına potansiyel tehdit saydıkları bu durumu dengelemek ya da mümkün olduğu kadar telafi etmek için, yoğun bir resmi tarih yazımı ve resmi devlet ideolojisi propagandasına girişirler. Müzik’ten edebiyata, şiirden tiyatroya, edebiyat dergilerinden tarih dergilerine varıncaya kadar, bütün kültür üretimi araçları harekete geçirilir ve rakip sayılan sosyolojiden olabildiğince çok sayıda insan devşirilmeye çalışılır (Bu açıdan bakıldığında, bizde neden tarih enstitüsü üzerine tarih enstitütüsü, tarih ve edebiyat fakültesi üzerine tarih ve edebiyat fakültesi açılırken, “şehir planlamacılığı” dediğimiz şeyin ancak 1950’lerin sonlarında konuşulur halde gelebildiğini, 1960’lı yılların başında şehir planlamacılığı üzerine üniversite düzeyinde ders verebilir akademik personelin sayısının 3’den ibaret kaldığını anlamamız kolaylaşır: şehir planlamacılığı gibi konular, seçkinlerin iktidarının perçinlenmesinde işe yarar araçlar değillerdir, resmi ideoloji propagandasında ve kültürel iktidarın pekiştirilmesinde kıymeti harbiyesi yoktur bunların.)

    Bürokratik seçkinlerin kurmuş oldukları ideolojik ve kültürel hegemonyanın kurbanı olmuş ‘okumuşlar’, o kültürel hegemonyanın kendilerine kazandırdığı tembellik ve cehalet ayrıcalığını kullanırlar.

    Orta ve lise öğrenimi sırasında yaşamış oldukları resmi ulusal tarih ve dünya tarihi bombardımanının en kötü yanı, insanlarda, sorulması muhtemel bütün soruların yanıtlanmış olduğu yanılsamasına yol açmasıdır. O bombardıman altında, bastırılmış, erişimi engellenmiş diğer gayrı-resmi tarih anlatılarının, diğer kültürel ürünlerin yokluğunda iyiden iyiye kendi içine doğru büzülmüş zihin, edebiyatın Ömer Seyfettin ve onun gibi bir düzine öykü yazarından ibaret olduğu, klasik müzik dinlendiğinde insanların çağdaşlaşmış ve entelektüel olarak ‘tık’ atlamış olacakları gibi sorgulanmayan, kolektif olarak yaratılıp kolektif olarak inanılan boş varsayımlar ortalığa yayılır.

    Sorulması muhtemel bütün soruların yanıtlanmış olduğuna inandığınızda, size aslında bunun hiç de böyle olmadığı hakikatini hatırlatacak diğer seslerin bastırlıp susturulmuş olduğu bir ortamda, zihinsel olarak tembelleşir ve körelirsiniz. Yaşamınızın daha sonraki evrelerinde almış olmanız muhtemel üniversite eğitimi her ne olursa olsun, zihinsel (entelektüel) açıdan, bugününüzü, o geçmişte kalmış gibi görünen ama hala enerjik olarak yaşamını sürdüren ortaokul ya da lise talebesi olarak yaşarsınız.

    Yukarıdaki bu uzun paragrafların ABD seçimi ile ilgisi var mı?

    Evet, var.

    O paragraflarla son Amerikan başkanlık seçimi arasındaki ilintiyi bize sayın Mim’in bilgiye değil salt bir varsayıma dayalı ifadesi sağlıyor:

    “Kimse ABD’nin kurucu babalarına kötü laf söylemiyor.”

    Bu, elbette, doğru değil.

    Bugünün Amerikalı ve İngiliz vatandaşları, gayrı-resmi, alternatif tarih anlatılarının erişimi mümkün olduğu için, kurucu babalarını kıyasıya eleştip sorgulamakla da kalmıyorlar ve, geçtiğimiz ay siyah Amerikalı Floyd’un beyaz polislerce boğularak öldürülmesi üzerine İngiltere’nin büyük kentlerine de sıçramış olan kitlesel protesto gösterilerinde, o kurucu babaların devasa heykellerini yerlerinden söküp parçalıyor, İngiltere’de olduğu üzere, köprü üzerinden nehir sularına aşk ediyorlar – o derece yani. (Bununların sayısız çoklukta görünütüsü Yotube’da, önde gelen Amerikan ve İngiliz gazetelerinde düzinlerce makale, yorum bir kaç fare tıkı uzaklıkta.)

    Ortaokul ve lise talebesi düzeyindeki zihinsel tembellikten muzdarip olanlara kısaca hatırlatmış olalım:

    Wikipedia’nın da işaret ettiği üzere, ABD’nin kurucu babalarının kimler olduğu üzerine tarihçi Richard Morris’in verdiği 7 isimin en önemli babalar oldukları genel kabul görür: Thomas Jefferson, Benjamin Franklin, George Washington, A. Hamilton, John Adams, James Madison ve John Jay. Buna üç isim daha ekleyenler, bunndan bir isim çıkaranlar vs. vardır, ama ilk akla gelen kurucu babalar bunlardır.

    Bir kaç istisna dışında (J. Adams ile A. Hamilton), bu kurucu babaların hepsi köle sahibi beyaz zenginlerdir. Bağımsızlık Deklerasyonu’nun altındaki 56 imza sahibinden 41 tanesi ırkçı köle sahipleridir. Bunların öncesinde ve sonrasında kritik roller üstlenmiş oldukları Amerikan Devrimi, Bağımsızlık Savaşı (1765-1783) deneyimlerinin sonucu bir cumhuriyet olarak kurulan ABD ile özgürlük, eşitlik, insan hakları vs. arasında hemen hiçbir ilinti yoktur.

    Bağımsızlık Savaşı, Amerika’nın bir sömürge olduğu İngiliz İmparatorluğu’na karşı verilmiştir ve ana motivasyonu Amerikalı zengin plantasyon sahiplerinin (bunları bizdeki “ağalar” olarak düşünebiliriz kabaca) İngiliz devletine vergi vermek istememeleridir.

    Savaştan, kurucu babaların liderlik ettikleri Kuzey (yaklaşık 13 eyalet/sömürge) galip çıkmıştır. Afrikalı kölelerin pek çoğu Güney ordusunda savaşmıştır. Çünkü, İngilizler, savaşın kazanılması halinde bunlara özgürlük vaad etmişlerdir.

    Bağımsızlık sonrası kölecilik yatışmamış, aksine, azgınlaşarak devam etmiştir.

    Bu bilgi, eğer olup da koca koca kalabalıkların koca koca heykelleri yerlerinden devirdikleri görüntülere veya fotoğraflara denk gelip “Bu heykeller ne? Kimin heykelleri bunlar? Neden Floyd cinayetine tepki gösteren bu kalabalıklar bu heykelleri köprüden nehire atıyor?” diye sormuşsa kendi kendine, sayın Mim’e yardımcı olabilir.

    Birincilikle tamamladığım (ama hakkımda açılan siyasi davalar yüzünden tez savunmama girip diplomasını alamadığım) GSF Sinema-TV Bölümü’nün yüksel lisans tez aşamasında, araştıma konusu olarak kendime “İslami Sinema: Kültürel ve siyasal İmaları” şeklinde bir başlık seçmiştim.

    1990’ların milyonlarca izleyiciye ulaşıp bir gişe rekorundan diğerine koşan İskilipli Atıf Hoca: Kelebekler Sonsuza Uçar, Minyeli Abdullah gibi sinemasal kültür ürünlerinden haberdar olunmasını şiddetle öneririm. . .

    • Yalana dolana karnımız tok sn.bernar, sen eski türkiyenin ezberlerini aşamıyorsun diye biz niye artık çoktan bayatlamış sine/masal kültür ürünlerini tüketelim ki? Kültürel iktidar dediysek yalanla dolanla değil cansiparane şantiyelerde yatıp kalkıp gece gündüz demeden yeni türkiyenin mega projelerini gerçekleştirmek için ter döken türk işçisinin, mühendisinin edebiyatını yazalım; var mısın?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız