Bin yıl önceye ait bir tabağın üzerine yazıyla işlenmiş çarpıcı bir mesaj

21
Reklam

Kendinizi önemli bir mekanda yemek davetine katılan biri olarak tahayyül ediniz. Davet sahibi sizi ve diğer konukları ağırlamak için elinden geleni yapmış olsun. Karşılandınız. Sofraya oturmadan önce küçük çaplı sohbetler yaptınız. “Buyrun sofraya” çağrısı üzerine önceden size ayrılmış yere oturdunuz.

Aa o da ne?

Biraz sonra üzerine değişik lezzetlerin konulacağı porselen tabak biraz tuhaf. Tam ortasında siyah bir nokta var yassı tabağın. Bütün kenarlar o noktaya bakıyor ve biraz dikkatle göz gezdirdiğinizde önceleri size kara leke gibi görünen girintili-çıkıntılı çizgilerin aslında birer sözcük ve o sözcüklerin yan yana dizilmesiyle ortaya çıkan cümlenin bir mesaj olduğunu fark ediyorsunuz.

O cümlenin mesajı şu: “İşe başlamadan önce planlama yapmak seni pişmanlıktan korur; refah ve barış.”

Böyle bir durumla karşılaşsam, ben derhal etrafımdaki diğer davetlilerin önündeki tabaklara “Acaba onlara da aynı mesaj mı verilmiş, yoksa herkese durumuna göre farklı mesajlar mı söz konusu?” merakıyla bakardım.

Muhtemelen o tabağın önüne konulduğu davetli de benim gibi davranmıştır.

Sofra ilginç bir sofra haline dönüşmüştür de…

Edip Cansever’in “Masa da masaymış ha” şiirindeki türden bir masadan söz ediyorum.

Reklam

Bana anımsattığı şiir günümüze ait olsa da, sözünü ettiğim senaryo bugünle ilgili değil.

Yazımın girişine fotoğrafını koyduğum tabağın tarihi bin yıldan eski. Sâmâniler hanedanına ait bir tabak o.

Mesaj anlamı taşıyan cümle Farsça.

Sâmâniler 10. yüzyılda, 819-999 yılları arasında hüküm sürmüş bir hanedan. Dilleri Farsça olduğu için İran asıllı oldukları düşünülse de, İslam Ansiklopedisi, hanedanın yaşadığı bölgedeki etnik durumun ve üyelerinden bazılarının isimlerinin, hanedanın Türk asıllı olabileceği izlenimi uyandırdığını kayda geçiriyor.

Üzerinde ilginç mesaj bulunan tabak 19. yüzyılda Nişabur’da bulunmuş, yolu oradan New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’ne (MET) düşmüş.

Tabakla ilgili haberi dünkü Wall Street Journal gazetesinde okudum.

Yale Üniversitesi’nden Helen A. Cooper okurların dikkatini bu ilginç tabağa -daha doğrusu üzerindeki mesaja- çekiyor…

İpek Yolu üzerinde bin yıl önce varlık göstermiş bir hanedana ait yemek tabağının üzerindeki mesajı ben de çok önemsedim.

Reklam

“İşe başlamadan önce planlama yapmak seni pişmanlıktan korur; refah ve barış.”

Kendimi davet sahibinin yerine koyarak düşündüm:

Acaba bugün bir yemekli davet verecek olsam, üzerinde o mesajın yazdığı tabağı nasıl birinin önüne koyardım?

‘Refah’ sözcüğü, neredeyse her yerde hayat pahalılandığı için bugün hemen bütün ülkelerde en çok sözü edilen kavram… 

‘Barış’ sözcüğü ise ülkeler arası ve iç savaşlar ile boğuşan ülkeler insanlarının yanında onların durumuna düşmek istemeyenlerin de sıkça duymak isteyecekleri bir kavram…

Asıl mesajın, yani pişman olmak istenmiyorsa her şeyi önceden planlama zorunluluğuna dair mesajın, bu iki kavram anılarak sonlandırılması çok anlamlı.

Plansız-programsız bir işe kalkışılırsa, o işin sonunda pişmanlık kaçınılmaz hale geldiği gibi, refah ve barıştan da mahrum kalınır.

Galiba o tabağa işletilerek verilmek istenen mesaj, özellikle devlette görevli insanları, belki de dönemin siyasilerini veya bürokratlarını uyarmak içindi.

Davet sahibi hanedanın reisi idiyse, bürokratlarını çağıracağı yemek için özel olarak imal ettirmiş olabilir o tabağı…

Hikmetli ve bilge bir kişi ise davet sahibi, hanedanın reisi ve yönetimde kendisine yardımcı olsunlar diye görevlendirdiği kadrosunu çağırmayı düşündüğünde, hat sanatında öne çıkmış bir usta bularak o mesajı tabaklara işletmiş de olabilir.

Bilge kişinin davetine giden hanedan reisi ile yönetim kadrosu o mesajı nasıl karşılamıştır acaba?

Tersini de düşünelim: Hanedan reisinin yemeğe davet ettiği yönetimden kişiler önlerine konulan tabaktaki mesajı okuduklarında nasıl bir tepki vermişlerdir?

Sâmânilerin saltanatı 200 yıla yakın sürmüş. O dönem için uzunca bir süre bu.

İslam Ansiklopedisi’nin hanedan ile ilgili maddesinde şu bilgi de bulunuyor:

“Sâmânîler’in Mâverâünnehir ve Horasan’da sağladığı siyasî istikrar ve yoğun ticarî faaliyetler neticesinde refah düzeyi yükselmiş, bu durum kültürel hayata canlılık kazandırmıştır. Hükümdarların âlim, şair ve ediplere karşı cömertçe davranışı Buhara’yı bir cazibe merkezi yapmıştı. Nîşâbur ve Semerkant’ta da aynı kültürel canlılık hâkimdi. Buhara’daki Sâmânî sarayı İslâm dünyasının en büyük kütüphanelerinden birine sahipti. İbn Sînâ’nın Sâmânîler’e saray hekimliği yaptığı sırada çok faydalandığı bu kütüphane II. Nûh devrinde çıkan bir yangında tamamen yanmıştır. Dönemin kadı ve âlimlerinden İbn Hibbân el-Büstî de memleketinde özel bir kütüphane kurmuştu.”

O tabak böyle bir döneme yakışıyor…

ΩΩΩΩ 

Reklam

21 YORUMLAR

  1. “İşe başlamadan önce planlama yapmak seni pişmanlıktan korur.” kısmını anladım da refah ve barış kelimelerinin bu sözle ne ilgisi var?

  2. Fehmi bey s.a.
    Bir Devletin hangi millete ait olduğunu tespit için birkaç hükümdar ismiyle yola çıkılsa: Osmanlı Hükümdarlarının 1 kişi hariç hepsinin ismi Arabîdir. O halde Osmanlı sülalesi Arab olup Osmanlı bir Arab devletidir. (Hatta siz kendinizi hangi milletten saydığınızı bilmiyorum ama İsminiz Arabi olduğu için sizin de Arab olmanız gerekir)
    Orijinal Tab’ı Hollanda’nın Leiden şehrinde yapılmış olan “The Encyclopaedia of Islam”ın Samaniler maddesine bakarsanız, Saman Hudad tarafından kurulan bu devletin Hükümdarlık Hanedanlığının bir Kürd Aşireti olduğunu sanırım rahatlıkla göreceksiniz.
    Sözüm ona din namına Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığının “İslam Ansiklopedisi” adı altındaki “Kemalizm Gölgeli İslam Ansiklopedisi” belirli bir zihniyeti Bazılarının Masa başında kurdukları Türkiye Toplumuna dikte etmektedirler. Maalesef size hiç yakıştıramadığım, Diyanetin İslam Ansiklopedisine müsteniden Samanilerin Türklüğünü okuyucularınıza aktarmanız yakışıksız olmuş.
    Samaniyan’ın dilleri olan Kürdî ile Farısî, Efğanî ve Belucî dillerinin yakınlığını anlamak için bir gün bunların Tv/radyolarını 10’ar dakika dinleseniz durumu göreceksiniz.
    Biemanillah ..

  3. التدبير قبل العمل يؤمنك من الندامة
    “işe kalkışmadan alacağın tedbir seni pişmanlıktan emin kılar” gibi birşey mi yazıyor acaba o tabakta? çok da okunması zor bir hat.

  4. Dünkü konudan devam… Üniversitelerin AKP döneminde keyfi olarak bu kadar çok sayıda (adeta yerden biten mantarlar gibi) açılmış olması plansız programsız İSRAF zihniyetinin işaretlerindendir (bu da milletin parasını hesapsız kitapsız carcur etmekten başka bir şey değildir).

    “Memlekette yol ihtiyacı mı var…. Biz yaparız! zihniyeti! Yap o zaman kuş uçamaz, kervan geçmez köşe bucak her yöreye, hem de duble yol yap, İSRAFın DANİSKASI!

    “Memlekette üniversite ihtiyacı mı var… Biz yaparız! zihniyeti! Yap o zaman köşe bucak her Kasabaya/Şehir’e bir üniversite yap, İSRAFın DANİSKASI!

    Ekonomik bolluğa erişilmemiş içinde bulunduğumuz zamanlarda, havaalanları, Köprüler varken gösterişli daha büyük olanları yap, bin küsur odalı Külliye Sarayı yap, İSRAFın DANİSKASI!

    Ülkenin “Doğu”suna bakan gelişmeğe muhtaç stratejik şehirler varken, ihya et yatırıma doymak bilmeyen İstanbul’u. İSRAFın DANİSKASI!

    Ülkede bozulan ekonominin düzelmesine ihtiyaç mı var, (biz bozduk) Biz düzeltiriz. Büyütülen borç kamburuyla. İSRAFın DANİSKASI!

    Tekrar tekrar üstüne basa basa yıllardır vurguladığım ifadeyi bir daha ifade etmiş olayım.
    Öncelik sırasına göre yapılmayan, milletin kesesinden, AK AKÇE/hazır paranın canına okuyarak yapılan her proje İSRAF’a kaçar. Bunu israfın HARAM olduğunu bilmesi gereken bir iktidar döneminde yapılıyor olmasına ne denir? Müslüman olarak bu kimin umurunda?

    Projelerin İSRAF kategorisine girip girmediği konusu Fehmi Beyin resme taşıdığı tabakta görülen 1000 yıl önceki mesaj ile ilişkili! O “Orta Asyalı”lar da müslümandı, hatta (kanımca çoğunlukla) Türk idi.

    • Dün matematik konusunda girilmişti. Fehmi beyin yukarki yazısında İbn-i Sina’ya referans var. Bu insanın zamanındaki “Bilim” seviyesine katkıda bulunduğunu, “Matematik” konusuna katkılarından dolayı NASA tarafında AY yüzeyindeki kraterlerden birine ismi verildiğini neden sonra öğrendik. Bu şahsiyetler müslüman, ancak BiLiM konusunda örnek olarak gösterilecek nitelikleri var. Farsça ve Arapça o dönemlerin Edebiyat/Sanat/Bilim konularında eser verilen diller. Bugün de bu koularda iletişimde İngilizce evrensel bir dil olma yolunda. Türkçe bugün olduğu gibi İbn-i Sina döneminde de ihmal edilmiş. Kabahatsa bu, kimin kabahatı? Selcuklu’la döneminde bile Farsça devletin kullandığı bir dil. Kökü Orta Asyalı Türklerden olan Mevlana’yı zamanında o bölgeden (Afganistana yakın kısımlar sanırım) Anadolu’ya davet eden Selçuklu hükümdarı Farsça konuşuyor ama, Türk değil mi? Biz bu değerli insanlara T.R.Cumhuriyeti döneminde sahip çıkamamışız (tam aksine o günkü zihniyetin devamı ve daha şiddetlisi olarak, CeHaPe milletin diniyle uğraşmış!). Velhasıl, meydan İranlılara kalmış boşluğu onlar doldurmuş (onlarda da Türk boyları yok değil, ayrı mesele). Bugün Dünya kamuoyu bunları Pers biliyor. Mevlana “Rumi”, Farisi olarak tanıtılıyor.

      Mustafa Kemal Atatürk Paşamız bunları (Arapça/Farsça kullanmış oldukları/hatta genel olarak müslüman oldukları için) yetişen nesillerce örnek alınacak, motivasyon kaynağı olacak değerde/önemde bulmamış olsa gerek. Varsa yoksa Batı Batı Batı!, “Monkey see monkey do = Maymun gördüğünü yapar” modunda bir yaklaşım. 100 yılda geldiğimiz nokta malum, askeri darbeler neredeyse 1000 yıl sonra hala işin tuzu biberi! Bazılarına göre “aman sen ne diyorsun, Suriye gibi olurduk” tadında övünebilecek bir seviye… N’etcen, “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde ancak bu kadar olabiliyor!

    • Sayın hb, 50 yıl öncesinden yapılmış bitmiş olması gereken alt/üst yapı yatırımlarının çoğunu az zamanda büyük işler başararak tamamlayan akparti hükümetlerinin bütün bu hizmetlerine israf demek akıl-iman sentezi bulamacının bir gereği midir?

  5. Bu Tabakdaki yazı HEDEFTEN bahs ediyor. HEDEFIN ÇEŞITLERI VARDİR şahısi ve toplum. Bu her dönem ve her zaman geçerli bir söz. Önemli olan o tavsiyeyi uyguliyaların gerçek niyetleri.
    ********
    “Bilge kişinin davetine giden hanedan reisi ile yönetim kadrosu o mesajı nasıl karşılamıştır acaba?

    Tersini de düşünelim: Hanedan reisinin yemeğe davet ettiği yönetimden kişiler önlerine konulan tabaktaki mesajı okuduklarında nasıl bir tepki vermişlerdir?”
    ******’*
    Bu yaziyi okuyunca o zamanki tepkiyi hiç merak dahi etmedım zaten etmemede gerek kalmadan hemen 1993 İBBB Adayi Recep Tayyip Erdoğan’ın bir Televiziyon kanalında diğer rakiplerinin vaadlerini sıfırlayan konuşmaları o tabaktaki verilmek istenen mesaj ile ayni oluşu.
    Hakikatten ister ŞAHSI ister Devlet ve milleti için uygulandımı iyi veya kötü niyetdede çok başarılı olunuyor. Günümüzde en başarılı
    “HEDEFİNE” ulaşmış kişiler tarafından değil okumk o tabağın varlığından dahı haberi olmiyan bizim DÜNYA VE ÜMMET LIDERIMIZ REIS İBB Başkanlığı ve Başbakanlığı’nin ilk döneminde kendi ve sülalesinin geleceğini garantiye alıncaya kadar uyguliyarak hedefine fazlası ile ulaştı.

    Bunu en erken fark eden’ de Abdullatif Şener ve first Lady Gül hanimefendi oldu.

    Hiç unutmam özeliklede Ramazan ayında iftarını gecekondularda Fakirler ile birlikte Açardı.
    Erdoğana sadece Biz değil (Micheal Rubin )Hariç 2011 e kadar Bütün Dünya inandi ve güvendi.

    Günümüzdeki Pilanlı projeli 🎯.

  6. Askerdeyken yemek yediğimiz porselen tabakların kenarında da “KURULUŞ M.Ö. 209” yazıyordu, tabii bu tabağı üreten firmanın kuruluş tarihi değil türk ordusunun kuruluş tarihiydi, saltanat süresini varın siz hesaplayın artık, 200 yıl dediğin nedir ki?

  7. Hayatımız boyunca ; gerek bizim ve gerekse başkalarının yaşadıklarının , eleştirel
    bir gözle değerlendirmesini yapıp iyilerden örnek kötülerden de ibret almalı ve ona göre geleceğimize yön vermeliyiz!
    Bu yaklaşım tarzı gayet tabii ki beraberinde , yapacağımız iş hakkında basit ve kısa bir planlama yapma ihtiyacını da getirir .Bu kısa ve basit zihni planlama bile bizi bir çok kötülüklerden veya olumsuzluklardan mutlak surette korur .Elimizde olmayan nedenlerden kaynaklı veya ani gelişen olaylar hariç başımıza gelen musibetlerin çoğu bu kısa ve basit planlamayı yapmamaktan ortaya çıkmaktadır.
    Evimizde her zaman kullandığımız merdiveni , bir tarafında bir gevşeme, yerinden çıkma veya bir çatlak olabilir düşüncesiyle kaç kişi arada bir emniyet kontrolü yapmayı düşünür ! Sanki her zaman emrimize amadeymis gibi rahatlıkla hep tepesine çıkarız ve bir anda da kendimizi yerde buluruz ; ondan sonra da aylarca yıllarca tedavi görür, hastahane köşelerinde sürünür belki de ilelebet sakat kalırız!
    Akıllı adamlar , yaşadıklarından, daha akıllı olanlar ise başkalarının yaşadıklarından ders alır!
    Herkese iyi tatiller.

  8. “İşe başlamadan önce planlama yapmak seni pişmanlıktan korur; refah ve barış.”

    Çok güzel bir mesaj. Herkesin sabah iṣe baṣlamadan okumasında fayda var.

    Ama 1100 yıl sonra bugün olduğu gibi, liyakatli insan yerine itaat edeni iṣ baṣına getirirsen, planlama yerine deneme ön plana çıkar. Ülke bugün olduğu gibi bir deneme yanılma tahtasına döner.

    Ülke için daha da tehlikeli tarafı, hatalı çıkan denemelerinden ders almayan ucube bir yönetim iṣbaṣında.

  9. “İşe başlamadan önce planlama yapmak seni pişmanlıktan korur; refah ve barış.”
    Bunun en güzel örneğini dün öğrendik.
    Chp’liler planlamayı eksik yapmış yine.

    Kılıçdaroğlu’nun 3 ay önce, elektriği kesildiği iddiasıyla ziyaret ettiği İbrahim Öztürk’ten dikkat çeken itiraflar geldi. Vaatlerle CHP’liler tarafından kandırıldığını söyledi.

    “Kılıçdaroğlu’nun ziyareti öncesi il ve ilçe başkanının evine gelerek incelemelerde bulunduğunu, evimdeki eksiklikleri gördüklerinde sana herşey getireceğiz dediler, elektriğim kesik olmadığı elektriğinin kesik olduğunu söylettirildiğini.Vaatlere inandım”
    Öztürk, evine yapılan ziyaretin ardından mesajlarına, aramalarına herhangi bir şekilde dönüş olmadığını ve CHP meclis üyelerinin de kendisiyle ilgilenmediğini söylemiş.

    Yaşananlar nedeniyle Başkan Erdoğan ve Mamak Belediye Başkanı Murat Köse’den özür dileyen İbrahim Öztürk “Bana yardımcı olmalarını elimden tutmalarını istiyorum. Bunlar belediyeyi bana karalattılar, bana sahip çıkmadılar. Bana yine Murat Köse sahip çıktı. Evimin bütün eksiklerini tek tek getirdi.”

    Şimdi Chp ve Kılıçtaroğlu , bu tiyatroyu tam planlasaydı işler bu noktaya gelirmiydi.
    Koyun şu tabağı Kılıçtaroğlu’nun önüne belki şifreyi çözebilir.

  10. sayın H. B. nin yorumuna bir katkı için bir haber alıntılayıp başlayayım “planlama yapmak seni pişmanlıktan korur” diyerek günün anlam ve önemine değineyim.

    Üniversitelerde mühendislik eğitimi kalitesinin duştugunu b.ld.rd,.
    Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) Makine Mühendisleri Odası (MMO) Genel Başkanı Ali Ekber Çakar, üniversitelerde mühendislik eğitimi kalitesinin düştüğünü bildirdi.
    MMO Antalya Şubesini ziyaret eden Ali Ekber Çakar, üniversitelerde mühendislik eğitim kalitesinin her geçen yıl düştüğünü belirterek, şunları kaydetti: “Her ilde bir üniversite kuruluyor. Sektorel kümelenme yapılmadan mühendislik fakülteleri açılıyor. Bir bölgede hangi alanda ağırlıklı olarak mühendise ihtiyacı duyulduğu araştırılmadan fakülte binaları dikiliyor.
    Sektörel anlamda uygunluğu değerlendirilerek birimler açılmalıdır. Üniversitelerin altyapısı hazırlanmadan, laboratuvarlar kurulmadan, öğretim kadrosu olmadan mühendislik fakültesi kuruluyor. Bir çok ilde üniversitelerde eğitim okutmanlarla yapılıyor. Fiziki yapı ve laboratuvar olmadan, profesör, doçent olmadan nasıl eğitim verilecek? Bir çok üniversitede eğitim ve öğretime uygun olmayan koşullarda, barakaarda eğitim yapılıyor.” Eğitim kalitesinin düşmesi nedeniyle mühendislik hizmetlerinin daraldığını ifade eden Çakar, mühendislerin iş yapamaz duruma geldiğini kaydetti. Türkiye’de mühendisler arasında işsizlik oranının arttığına dikkati çeken Çakar, şöyle devam etti: “Makine mühendisleri arasında işsizlik oranı yüzde 10, tüm mühendislerin işsizlik oranı ise yüzde 25 civarında bulunuyor.
    Lise açar gibi endüstri mühendisliği bölümleri açılıyor.
    Sektörde iş güvencesi yok. Özellikle organize sanayi bölgeleri ile sanayi sitelerinde mühendisler, günlük çalışma süresinin çok üzerinde çalıştırılıyor. Ücretler ise çok düşük. Ülkemizde mühendislik mesleğinin durumu içler acısı.”

    bununla beraber eğitim kalitesinin giderek düşmesi nedeniyle cok ciddi hesap hataları yapıldığı ile ilgili pek çok haber var.
    bu ülkede değerli başarılı sıralamalara giren üniversitelerimizde vardı, şimdi hepsi tepişme yeri, dolayısıyla sıralarını da kaybettiler. bundan kim zarar görüyor_ülkenin kaynaklarını kullananlar çocuklarını yurtdışında okutuyorlar, gecenlerde merve kavakçının aldığı bursları haber olmuştu, hangi birini haber edeceksin_burdan iyilik, güzellik, ilim, bilim, sanat, edebiyat çıkar mı? burdan kamplaşma, kutuplaşma, ötekileşme çıkıyor işte. sonuç, ekonomik, ahlaksal, toplumsal erozyon. bir ülkenin en büyük değeri insan yetiştirmektir. biz uzun zamandır insan yetiştiremiyoruz ve dahası yetişmiş insanlarımızı ülkede tutamıyoruz. çok ama çok acı günlerden geçiyoruz.

    • 4000 den fazla üniversitesinin olduğu o pek beğendiğin, yaşadığın ülkede mühendislik eğitimi, neden WASP Lara bir şey ögretemiyor da , Hintlilere ögretebiliyor ?

      • üniversite sayısı değil, eğitim kalitesi sorun oluyor, marsa yol yapıyoruz kafanıza bunu anlatmak uzun emek ister,
        la yenfa cabası…

    • Yine aynı tuzak! Şu mesleğin şu sorunu var, bu kişinin bu derdi!!!
      Hepsi milleti gerdi yeter artık.
      MEBakanı OSB lere vb gidiyor ticaret odası vb yerlerde sanırım, çırağınızı kendiniz yetiştirin den başlıyor!
      Mimarlar ne yapmış? Çok üniversite açılmasın!!!
      Tamam da sorun ne, çözüm !..?
      Onun yerine şunu desek mesela,
      B.şehirlere herşeyi tas tamam yapalım…
      Yurtları da dahil….
      Staj yapacağı yerler tamam…
      Bizim odalarla bakanlıklar koordineli (danışarak, proje proğram üreterek…
      Amaaaann boşver ya …

      • çözüm cehaletten kurtulmak istemekle mümkün. cehaletten büyük sorunumuz yok.
        eğitimin “eğitim planlaması” mekanizmasını çalıştırmakla pek çok yanlış düzeltilebilir, istenirse tabii.
        eğitim düzelince aman, boş ver yaaa anlayışından da kurtuluruz, herkes hain, herkes ajan saçmalığından da.

    • Sanatın olmamasının bu konularla dolaylı olsa da doğrudan bir ilgisi yok. Bir toplumda sanatın gelişmemesi o toplumun kültürel yapısından önce ekonomik durumunun bir göstergesi.

      Temel ihtiyaçlarını temin etmede sıkıntı yaşayan milletler sanata vakit ayıramaz. Sanat zaman ve imkan gerektirir. Türkiye’de sanat varlıklı küçük bir azınlığın kendilerini meşgul etmek için kullandıkları çerçevesi oldukça dar olan bir hobi sadece.

      YouTube’da ikinci el kullanılmış eşya ticareti yapan bir İngiliz vatandaşın çektiği bir video izlemiştim. Ülkesinin her tarafını dolaşarak ikinci el eşya topluyor, topladıkları en eskisi 100 senelik eşyaları kendi sanat anlayışına göre hafif bakımdan geçirip yeniden fiyatlandırıp satıyor. Sattıkları eşyalar arasında plastik oyuncaklar bile var. Basit eşyalar ahşap üç ayaklı iskemleden tutun sandalye koltuk, masa gazetelik, aynaya kadar her türlü ev ve bahçe eşyası. Girdiği bir depoda metal sac levhaya yazılı boyaları dökülmüş Ruslardan kalma askeri bir levhayı büyük beğeniyle görür görmez, bu tür sanat değeri taşıyan eşyaları çok seviyorum diyerek hemen satın aldı. Üzerinde senelerce çalışılmış ve çivi çekiç keser izleriyle yüzeyi tamamen dolu olan bir masaya hayranlıkla bakakaldı alıp götürdü hafif bakımını yapıp da alıcısı çıktığında “satarken en çok zorlandığım eşya” dedi.

      Herhangi bir eşyaya baktığında onun hangi dönemde kimler tarafından üretilip kimler tarafından kullanılmış olduğunu bölgesine varana kadar bir sanat tarihçisi bilgeliğiyle anlatmasına hayran kaldım.

      Bizdeki ikinci el eşya satan dükkanlara hiç benzemiyor, dükkanlar adeta antikacılar çarşısı gibi.

      İzlediğimde bir sanatkarın ürettiği eşyaya ömür biçilmezmiş gerçekten dedim.

      Sanat hem üreten hem de kullanan için pahalı bir şey, eğitim öğretim de öyle!

      • Sanat hem üreten hem de kullanan için pahalı bir şey, eğitim öğretim de öyle!

        tamamen katılıyorum.
        millet üç kuruş emekli maaşı alsın, ölmeyecek kadar yesin, ıslanmayacak kadar barınsın neyine yetmiyor anlayışı ile,
        her geçen gün yoksullaşırken, temel gıda ihtiyaçlarını bile alamaz haldeyken sanat mı düşünülür cidden.

    • partilerin bir seçmen kitleleri var, bu kitlelerin de ortak bir paydada buluştukları özellikleri ölçümlenebiliyor. mesela chp ve ya iyi parti ve saadet gibi partilerin seçmeninin ortak paydası toplumun eğitim ve gelir grubu yüksek kesiminden oy almaları. yani eğitim ve gelir yükseldikçe, oylar muhalefete gidiyor. yani seçmenin okuduğu, gezdiği, gördüğü, bildiği, anladığı, yaşadığı, kazandığı arttıkça muhalefete oy vermeye başlıyor.
      tam da bu nedenle eğitim ve eğitimin kalitesi çok önemli.
      tam da bu nedenle eğitim ve eğitim kalitesi dediğiniz zaman birilerinin rahatsız olması çok dikkat çekici.
      yaşadığımız coğrafyanın en büyük sorunu cehalet.
      neden bu coğrafyada ilim, bilim, teknoloji, sanat, edebiyat üretilmiyor da durmadan iç kargaşa yaşanıyor, öylesi koyu bir cehaletle karşı karşıyayız ki dünyanın en iyi universitelerini karalamak, kendi gibi düşünmeyen herkesi hain, ajan, dış güç diye yaftalamak hiç rahatsız etmiyor. sen şurada yaşıyorsun, o hain, bu terörist, diğeri casus, beriki militan, herkes dinsiz, herkes kafir iste cografyamızın içler acısı hali.
      yüzyıllardır süren bu karanlık zihniyetten ne zaman kurtulacağız?

      • Bu konuda geniş okumalar yapmak lazım mutlaka ama benim en çok dikkatimi çeken ‘Türkiye’de kentleşme’ başlıklı araştırmalar.

        1927 yılında toplam nüfusun %24’ü kentlerde yaşarken 1950’lere kadar durgun geçen kentleşme 1965-85yılları arasında hareketlenmiş ve 1985-1997 yılları arasında en hızlı zamanlar olmuş. 2009 yılı itibarıyla kentleşme oranı %75’i geçmiş.

        2022 itibarıyla da köylerden kentlere göç edenlerin yaş aralığı 0-72. Büyük şehirlerde 10’larca yeni mahallenin kurulma tarihi son 30 seneyi geçmiyor. 20 sene önce tarla niteliği taşıyan arazilerde bu gün kentler kurulu. Köylerde ilkokul seviyesindeki insanların meydana getirdiği ve kent kültürünü aşağı çeken büyük bir nüfusun kent hayatına girmesi plansız göçün şehir dengelerini altüst etmesine neden oldu. Köylerinde çobanlık yapan davarlarını satıp kentlerdeki ticari hayata girmesiyle tarlasını satıp kentlerde müteahhitlik yapmaya başlamasıyla da bilgi birikim gerektiren meslekler cehaletin ilkelliğinde yürümek durumunda kaldı.

        Taşralı insanların ticari hayattaki saldırgan tutumları ve kentlerde tutunamayanların şehirli insanlar üzerinde bıraktığı travma kırsaldan kentlere eğitim vasıtalarıyla gelen ve yerleşik şehirlilerin hayatlarına temas eder hale gelmeleri ‘dağdan gelip bağdakini kovma’ olarak algılanmasına neden oldu. Böylece şehirliler de eğitimsiz göçenlerle beraber ilkelliğin bir tarafı oldu.

        Meseleye biraz da bu pencereden bakınca “bu cehaletten ne zaman kurtuluruz” sorusunun cevabı bana göre nesil değişince olur. İlk göçenlerin yerini alan neslin eğitim süreçlerinden geçerek yerleşik hayata geçmeleri ile durum normalleşmeye başlar.
        Diyordum ki; bir de baktım uluslararası göçün merkezi oluvermişiz.

        Şimdi ise uluslararası göç dalgası bittiği zaman kurtuluruz umarım diyordum ki; bu sefer de Çin Tayvan Hindistan ve Amerika’nın Eylül’e kadar sürecek olan gerçek mermili tatbikatları başlayıverdi.

        En son bunlar da bitince kurtuluruz umarım diyorum:))

  11. Hepsi planlı programlı sayın yazar maalesef.
    Örneğin diş güçler ağababalarının talimatıyla önce duvar örüp kendilerinin sınırını (bazı hayvanlar daira çizip biraz çiş bırakır🐆) çizerler. Sonra içerdeki gözüne kestirdiği komşusundan başlayarak …
    Örnek 2 iç güçlerden,
    Ağızlarından düşmez barış kardeşlik özgürlük..
    Tamam da kime özgürlük? Teröristlere, eşkiyaya, vatan hainlerine…
    Kendilerinin asıl amacı ne? Bölücülük! Vatan hainliği!!!
    Asıl beni kahreden ise:
    Ellerine bulaşan barut kokusuyla kırmızı boyalarla nasıl bir mide var ki yemek yiyip aynı ellerle çocuklarının başını okşamaya kalkabiliyorlar?
    Bosna onlara ders olmamış Kosova verelim birazda! diyebiliyorlar?!?!!!
    Tabaklara gelince,
    Simli altın kaplamalı gümüş kaşıklı sofralar krallara padişahlara😊 yakıştırılır hep..
    Umarım şatafat yerine halkımıza davet veren muktedirlerde bu yolu seçer ve ..
    Tasarruf…
    Adalet …
    Liyakat…
    Hak…
    Hukuk ..
    Yazan tabaklarla yemek verirler🤗
    (Kılıçdaroğlu gelirse hangi kelimelerle tabak yaptırır bilin bakalım😂).

Comments are closed.