Stalin’in kütüphanesi.. Stasi’nin şair ajanları.. Putin’i etkileyen yazarlar… 

11
Reklam

Ukrayna’yı işgal kararı Rusya devlet başkanı Vladimir Putin için hayatının dönüm noktası olacağa benziyor. Sonuçta kazansa da kaybetse de kendisine yönelik değerlendirmeleri biraz daha olumsuz etkileyecek bir adım oldu bu onun için…

Stefan Zweig’in ‘İnsanlık Tarihi’nde Yıldızın Parladığı Anlar’ ile Thomas Carlyle’ın ‘Kahramanlar’ adlı eserlerinde yer verdikleri, başkalarının hayatlarını etkilemiş önemli insanlarla ilgili bilgileri edindiğim ilk gençlik yıllarımdan beri, Putin gibi kişilikleri besleyen etkileri hep merak etmişimdir.

O tür insanların adı her geçtiğinde ‘‘Yaptıklarında nelerden etkilenmişlerdir?’’ sorusu zihnimi işgal eder.

Sözgelimi kitap okurlar mı? Okurlarsa kimleri okurlar?

Dün günlük gazete okuma mesaim içerisinde Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göz gezdirirken karşıma çıkan Gary Saul Mor­son ve Mor­ton Schapiro imzalı ‘‘Putin’in okuma listesinde kimler var?’’ başlıklı yazıyı önemsedim.

Önemsedim, çünkü şu yakınlarda elime geçen iki kitap, hakkında çok şey bildiğimi sandığım bir insan ile bir döneme kirli damgasını vurmuş bir istihbarat örgütüne tam da bu açıdan farklı bir ışık tutuyordu ve WSJ makalesi bu sebeple derhal dikkatimi çekti.

Bir okur olarak Stalin

Sovyetler Birliği’nin kendisinden sonra gelenler tarafından bile yaptıkları unutturulmak istenmiş ve mirası reddedilmiş ikinci devlet başkanı Josef Stalin’in sıkı bir okur olduğu hayli titizlikle araştırılmış bir kitaba şu yakınlarda konu oldu.

Reklam

Kitabın adı ‘Stalin’in Kütüphanesi’ (Stalin’s Library)…

Döneminde çoğu idam mangaları karşısında hayatlarını kaybetmiş 1500 kadar yazarın katlinden sorumlu bilinir Stalin… Onun bir kütüphanesi olduğu, kitap okuduğu, okuduğu kitapların kenarlarına el yazısıyla notlar düştüğü hayret verici bir gerçek…

Görev verdiği üst düzey insanların evine gittiğinde adamların kitaplığına mutlaka göz atar, okunup okunmadıklarını anlamak için kitapları kurcalarmış…

Kendi kütüphanesinde 20 binden fazla kitap varmış.

Yalnızca siyasi kitapları değil, Gogol’u, Tolstoy’u, Dostoyevski’yi, Çehov’u, hatta Victor Hugo ve Shakespeare’i -kısacası Rus ve dünya klasiklerini de- okurmuş… [Dostoyevski’nin Rus gençleri üzerinde tehlikeli etkileri bulunduğuna inanırmış.]

Ölümü sonrasında yerine gelen Nikita Kruşçev, ismini tarihten silmeye çalışırken malikanesinde bulunan kütüphanesini korumama kararı aldığı için, Stalin’in kitaplarına sahip çıkılmadığı, her birinin farklı ellere geçtiği anlaşılıyor. 

‘Stalin’in Kütüphanesi’ kitabının yazarı Geoffrey Roberts kütüphaneden dağılan kitapların peşine düşmüş, fakat pek azına erişebilmiş. Görebildiklerinden, Stalin’in okurken kırmızı, mavi veya yeşil kalemlerle kitabın kenarına notlar aldığı bilgisini ediniyoruz. Okuduklarından olumlu bulduklarını ‘tamam’, ‘işte bu’ gibi ifadelerle, olumsuz bulduklarını da ‘saçma’ veya ‘sahtekarlık bu’ gibi hakaretlerle ifade etmekteymiş Stalin

Stalin gibi eli kanlı bir devlet yöneticisinin çok yönlü okuyan biri olması, ne yalan söyleyeyim, aklımı karıştırdı.

Reklam

WSJ’de dün çıkan makale bu garabete hafif de olsa ışık tutuyor. Yazarlar, ‘‘Rusya böyle bir ülke, özellikle eski dönemlerde herkes bir şeyler okur, etkilenir ve etkilerdi’’ demeye getiriyorlar.  

Stasi’nin şair ajanları

Stalin’in devlet yönetme anlayışı Sovyetler Birliği’nin uydusu sayılan öteki ülkelerde de etkisini hissettiriyor olmalı ki, son zamanlarda elime geçen ikinci eser, tam da bu duruma ışık tutuyor.

Philip Oltermann yeni çıkan kitabıyla, ‘German Federal Republic’ adını taşıyan ve 1991’de iki Almanya’nın birleşmesiyle tarihe karışan Doğu Almanya‘nın istihbarat örgütü Stasi’nin ajan olarak kullandığı insanlara yönelik bir yan etkinliğinin peşine düşmüş.

Kitap ‘Stasi’nin Şiir Halkası’ (Stasi’s Poetry Circle) adını taşıyor.

 Oltermann’ın eline vaktiyle kırmızı kapaklı bir risale geçmiş. İlk göz gezdirdiğinde şaşırmış, önemsememiş ve bir tarafa bırakmış risaleyi. Neden sonra, 2015 yılında, kişisel sorunlar yaşadığı ve o durumunu atlatmak için bir yaşlılar evinde kalan insanlarla okuma seansları düzenlediği günlerde, risalede okudukları yeniden aklına gelmiş.

Doğu Alman istihbarat örgütü Stasi ilgi duyan ajanlarını haftanın bir günü bir araya getirip kendi ürünleri olan şiirleri birlikte okumalarını sağlıyormuş…

Şair istihbaratçılar…

Ne kadar absürd bir şey… 

İlk verdiği bu tepki üzerine yolunu Almanya’ya düşürmüş ve risalede şiirleriyle tanıştığı biriyle buluşmuş.

O ilk kişiden sonra Stasi şiir halkasından başkalarıyla da… 

Kitap ilgiyle okunuyor.  

Stalin her türlü kitabı okumuş, ama işte tarihe geçen nice yanlış işi de yapmış…

İstihbarat örgütünün üyeleri arasında şiir meraklıları varmış Doğu Almanya’nın, ancak Stasi insanların iflahını kesen kötülükler yapmaktan geri durmamış…

[2006 tarihli ‘Das Leben der Anderen – The Life of Others – Başkalarının Hayatı’ adlı filmde, Stasi’nin takip altına aldığı bir oyun yazarını oturduğu apartmanın çatı katına kurulan bir düzenekle dinleme faaliyeti anlatılır. Etkili bir filmdir.]

Peki Putin kitap okur muymuş, neler okurmuş?

Maalesef WSJ makalesinde onunla ilgili başlığı hak eden hiçbir bilgi yok.

Şu tespit var ama: Bir kısım yazarlar, Rus tarihinden hareketle, etrafa düşman nazarıyla bakılması, düşman bilinenlerin de vücutlarının ortadan kaldırılması gerektiğini sürekli işler. Bunun doğal sonucu, Ruslar kendilerini genellikle mazlum olarak görür ve başkalarına da şer insanlar gözüyle bakıp onlara her türlü tepkiyi vermeye hakları olduğunu düşünürler.

‘‘Putin o tür yazarların etkisi altında’’ demeye getiriyor yazarlar…

ΩΩΩΩ

Reklam

11 YORUMLAR

  1. Ben de en çok, bu tür insanlar ne ara kitap okumaya fırsat bulmuşlar acaba. Bunların traşı yarım saat sürer kahvaltiları biraaat, öğlen akşam yemekleri de birer saat dışarı ihtiyacı derken günün yarısı gitti mi, e geri kalan yarısını da rapor okuma özet sunumları derken al sana gün bitti. Keyiflerine düşkün oldukları için geceyi de eğlenceli şeylerle geçirirler. Hafta sonları bir kaç sayfa okurlarsa okurlar hepsi o kadardır diye düşünüyorum. Peki öğrenme ihtiyaçlarını nasıl gideriyorlar dediğimde de cevabım hazır. Bu tür adamlar dinler genelde, malumat toplamakla görevli elemanları vardır ve onlar gece gündüz malumat toplayarak liderlerini bilgilendirirler.

    Kütüphaneleri tamamen gösteriş içindir halktan görünmek için her fırsatı her şeyi kullanırlar. Bunların en mahir oldukları iş adam kullanmaktır. İnsan kullanmasını iyi bilirler başka da hiç bir şey bilmezler.

    Mesela rustürk sitesi putinin en çok okuduğu 10 yazarı derlemiş. Üçü çok çarpıcı, köpeğiyle oynarken Ömer Hayyam okurmuş, Kolobok çocuk masalı en çok etkilendiği masalmış ve bürokratlarına sık sık bu masalı hatırlatırmış. En çok etkilendiği şair de Rus halk şairi Sergey Yesenin’miş. Yesenin bir nevi halk ozanı ve Marks’a muhalif güvenlik görevlilerinden hoşlanmayan biri. Çok duygusal şiirleri var. Yesenin şiirlerini okuyan biri hiç acımadan hiç duygulanmadan savaş meydanında öldürdüğü insanları can çekişirken yakar mı. Esir düşmüşken sivillerin ikram ettiği yiyeceği utancından ve çaresizliğinden ağlayarak yiyen kendi askerinin görüntülerinden de mi etkilenmez.

    Bunların her şeyi gösteriştir gerçekleri yoktur.

  2. İstibdat dönemi ülkemizde hiç bitmedi. Abdülhamit’ten itibaren bakın, bugüne kadar değişen bir şey oldu mu? Ondan öncesi zaten toptan zorbalık. Devamında, son 120 yılda yine değişen bir şey yok. Hala insanlar yazamıyor, konuşamıyor, eleştiremiyor ve muhalefet yapamıyor. Sabahattin Ali’ler ülkeden kaçarken öldürülüyor. Mehmet Akif’ler sürgünde süründürülüyor. Bu yazdığımız sayfaların yazarı yasaklı, merkez medyada yazamıyor konuşamıyor. Kimse bunu konu bile yapamıyor. Muhalefet dahil. Yazar hayatının en verimli olacağı zamanda susturulmuş. Burada yazan trollerin de tek derdi muhalefeti susturmak. Herkes sussun eleştirmesin, birileri de sırça köşklerinde sefa sürmeye devam etsin. Bu zihniyet değişmedikçe, ifade ve fikir hürriyeti bu memlekete gelmedikçe bu çukurdan çıkmayacağız.

  3. Liderlerin ne okuduğundan ziyade halkın ne olduğuna bakmak lazım. Sabahattin Ali “Sırça Köşkü” yazdıktan sonra ülkeyi terketme kararı aldı ve 41 yaşında öldürüldü. Hala bu halk onu okumuyor ve anlamıyor. Ne o ne de Prens Sabahaddin okundu anlaşıldı. O yüzden Albülhamitler geldi, Aldülhamitler gitti, istibdatta, zorbalık ve faşistlikte değişen bir şey olmadı.

    https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/41-yasinda-bir-yazara-turkiyenin-hissettirdikleri-2-88640/

    https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/bir-abdulhamit-gider-bin-abdulhamit-gelir-88696/

  4. Atatürk , ömrü boyunca 3997 ( kimi kayıtlarda 3937 olarak da geçer ) kitap okumuş , sayfaların boşluklarına anladıklarını ve görüşlerini yansıtan özel notlar düşmüştür .
    Atatürk , okuduğu bunca kitabı aynı zamanda hayatına da yansıtmıştır ve çağının en büyük insanı, lideri , devlet adamı olabilmiştir .
    Stalin’in neyi , ne kadar okuduğunu bilemiyoruz ama yaptıklarını pek ala biliyoruz !

    • Liderler elbette büyük liderler. Sırça köşklerinde yaşadılar gittiler. Herkes onlara büyük saygı duydu ve duyuyor. Ancak ülkeleri ne halde halk ne halde ona bakmak lazım. Neticeye bakalım, Hatice’ye değil.

    • Bizim gençlerin birşey okumadığını yakinen ☺️ biliyorum. Masal okumak hayal kurmayı geliştirir, hikaye roman gerçekleri gösterir umuduyla her iki üçayda üç kitap okuyarak büyüdüm.
      TV de genç şöyle diyordu: otobüse bilet alacak param yetmiyor, lokantada yemek yiyecek…
      Ve devam ediyor: birgün iş adamı olursam!.😯
      (Bir işe girebilirsem!🤗 demiyor bak)
      Eee zamane gençleri, okumadan hayal kurma katsayısı bile yükselmiş☺️.

  5. Önce iyileştirdikleri tüm göstergeleri sonunda iyice batırıp giden/gidecek otokrat liderler kervanına Putin de katıldı. En son çılgınlığı yapmasa iyi idi ama nerede duracaklarını bilememek bu tarz liderlerin çoğunda bulunan bir özellik.

    Rusya dünyanın en tenha ülkelerinden birisi. Kilometrekareye 8.4 kişi düşüyor. Türkiye’de bu oran 110; Ukrayna’da 65 kişi. Dolayısı ile ülkenin ihtiyacı hiç de ek topraklar elde etmek değil. Rusya’nın çok zengin petro karbon kaynakları var ama bunların gelirlerinin nasıl kullanıldığı konusunda bir şeffafiyet yok. Yolsuzluk inanılmaz boyutlarda. Putin ülkede bir sistem bırakmamış durumda. Her şey onun iki dudağına bakıyor.

    Otokrat liderlerin ortak özelliklerinden bir tanesi de son derece milliyetçi olmaları. Ülkelerini ve milletlerini gözetir gözüküyorlar ama en büyük kötülüğü kendi milletlerine yapıyorlar.

    Saddam Hüseyin başa geldiğinde çok büyük bir kalkınma hamlesi başlatıyor. Ülkenin kaynakları verimli projelere harcanıyor. Binlerce öğrenci yurtdışına okumaya gönderiliyor. 1970’li yıllarda sadece İngiltere’de 30.000 Iraklı öğrencinin olduğu söylenir. Bilimin çok çeşitli dallarında eğitim alıyor bu insanlar. Ülkelerini en gelişmiş Arap ülkesi de yapıyorlar. Ama sonunda liderin kibir dönemi geliyor. Önce İran’a sonra Kuveyt’e saldırıyor ve en son sahnede Bağdat işgal ediliyor.

    Bizdeki İttihat Terakki’nin üçlü lideri de aynı durumdaydı. Dokunmasalar ülke bugün olduğundan en az 3 kat daha büyük bir ülke idi. Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’dan sonra en çok kayıp veren ülke oldu. 3 Milyon insanımızı kaybettik. O dönemin şahitlerinden, Zeytindağı ve Çankaya eserlerini yazan Falih Rıfkı Atay, Türkiye nasıl İkinci Dünya Savaşına girmedi; o kolaylıkta Birinci Dünya Savaşına da katılmayabilirdi diyor.

    Hitler de önce durumunu iyileştirdiği Almanya’yı işgal ettirmeden gitmiyor. En son sahnede arkasında mahvolmuş bir Almanya ve 60 milyon ölü bırakarak gidiyor.

    Putin kitap okur mu bilmiyorum ama Sadi Şirazi’nin Bostan ve Gülistan adlı eserlerini okumadığı belli. Okusa idi “Tüm dünyanın saltanatı toprağa düşen bir damla kana değmez” sözü ile karşılaşacaktı.

    • Tanrı bu şikayet ettiğiniz sözde liderlere hep bir hata yaptırmış!
      Doğuya doğru gidildikçe feodal yapı kanıksanmış kabullenmiş birşeydi, şimdi varmı, şekil mi değiştirdi, yok mu oldu daha da yüksek yerlere mi geldiler? Bilemedim.
      Her ne olduysa ilgilenmiyorum, ilgilendiğim:
      Bu insanların yüzde kaçı demokrasi hukuk özgürlük bağımsızlık hürriyet ve bilimum hikayeler ile ilgileniyor?
      Kaçı Saddam Esed hatta hitler gibi insanlar yönetsin beni/bizi diyor?
      Kader değişen bişey miymiş, yoksa
      Bizim komşunun kızının adı mı?

    • HUKUK –HUKUKSUZLUK YOLU
      Putin’in yediği önünde, yemediği arkasında.
      Bir eli yağda, bir eli balda.
      “Durup dururken Ukrayna olayı da nereden çıktı?”
      diyeceksiniz.
      En basitinden bir mafya lideri düşünün.
      Mafyalığını sürdürülebilmesi için haftada, on günde en geç ayda bir infaz yapmak zorunda.
      Bu ifazlar yapılmaz ise karizması yerle-bir olur.
      Ancak infazlara devam edince de eninde-sonunda birilerinin ayağına basacak. Ve basmak zorunda. Yani kendinden güçlülerin.
      Yani yapmak zorunda olduğu hamleler
      eninde-sonunda sonunu hazırlayacak.
      Girdikleri hukuksuzluk yolunun en doğal sonucu.
      Hatta zorunlu bir sonuç.
      Gürcistan, Çeçenistan, Kazakistan’dan sonra Ukrayna.
      Ukrayna’da başarılı olursa burada duracağını sanmak tam bir aptallık olur.
      Hukuksuzluk yoluna girenler yolun sonucunu belirleyemez.
      O yol kendilerini nereye götürür ise oraya gider.
      O yol da tek bir yere çıkar: “Felakete”
      Tarih daha sahil-i selâmete çıktığını kaydetmemiş.
      Ülkemizin de girdiği hukuksuzluk yolunda bakalım son durak neresi olacak?

  6. Savaṣ suҫu, insanlık suҫu iṣleyen Sırplı liderlerden Milosevic hapiste öldü, Mladic ve Karadžić mübbet hapis cezasıyla hapisteler.

    Ümit edelim Putin’de yaptıklarının cezasını ҫeker.
    Neden olmasın? Rusya’da bir gün demokratik bir ülke olacak.

    Macaristan’da bugün seҫim var.
    Dünya’da bir otokratın azalması dileğiyle…

  7. Sanatın yazarın artistin zararlısı yararlısı hatta tehlikelisi var! mıdır?
    Siyaset/siyasetçinin!?
    Kalem fırça hatta terlik silah olabilirmi?
    Minareden şiir okunabilir mi mesela?
    Minareler süngü olsun dileği tehlikeli midir?
    “Stalin’in okurken kırmızı, mavi veya yeşil kalemlerle kitabın kenarına notlar aldığı bilgisini ediniyoruz. Okuduklarından olumlu bulduklarını ‘tamam’, ‘işte bu’ gibi ifadelerle, olumsuz bulduklarını da ‘saçma’ veya ‘sahtekarlık bu’ gibi hakaretlerle ifade etmekteymiş Stalin…” 😯🤔🙂
    Stalin resim yapmış olsaydı resimleri bugün müzayedelerde dünyanın en pahalı eserleri arasına!!!
    Girer miydi?
    Girmez miydi?
    Karışık işler vesselam.🤗

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız