Bir dizi, bir mülakat ve İngiltere’de kraliyetin sonuna doğru (mu?)

37
Reklam

Londra günlerimde (1977-1978) her Pazar olmasa bile sıkça Hyde Park’ın Oxford Street’e bakan yönündeki ‘Hatipler Köşesi’ne (Speakers’ Corner) gider, orada herbiri derme çatma kürsüler ve bazısı limon sandıkları üzerine çıkıp görüş açıklayan insanları dinlerdim.

Bizde şimdilerde televizyon ekranlarına yansıyan yorumların kalitelisiydi çoğunun açıkladığı görüşler.

Hemen her hafta köşedeki yerini alan hatiplerin pek değişmeyen ilgi alanları olur. Benim ilgimi daha fazla çekenler, kendilerine ülkenin en tepesinde hükümdar olarak varlığını asırlardır sürdüren Saray halkını -Kraliçe’yi, annesini, eşini, çocuklarını- yerden yere vuranlardı. 

Kraliçe’nin Alman, eşinin Yunan asıllı olduklarını ilk orada öğrenmiştim.

Ne kadar ileri laflarla o köşede eleştiri yapılırsa yapılsın güvenliği sağlamak için etrafta bulunan polislerden konuşmacılara en ufak bir müdahale gelmez, tersine, itirazları aşırıya kaçmaya başlayan dinleyicileri ters bakışlarıyla hizaya onlar getirirdi.

Orada uzun yıllar yaşamış bir dostum, köşenin müdavimi birkaç konuşmacının devletin maaşlı elemanları olduğu iddiasındaydı. İkna olduğumu söyleyemem; ancak o köşeden her hafta verilen dolaylı mesajın İngiltere için müthiş bir reklam yerine geçtiğini gördüğüm için iddianın bütünüyle yersiz olmayabileceğini düşünmüştüm.

Görüşlere hoşgörü sadece o köşede kalmış gibi

Benim Londra’da yaşadığım günlerde ‘Hatipler Köşesi’ne yansıyan müsamaha -hoşgörü- günümüz İngiltere’sinde yok olmuşa benziyor.

Reklam

‘Crown’ sözlüklerde ‘taç’ anlamı verilen bir sözcük; o sözcükle taç giyen baş -yani kral veya kraliçe- kast ediliyor. 

[Kendisi de taçlı bir hükümdar olan Prusya kralı Büyük Frederick’in, (1740-1786) ‘crown’ (taç) için, “Ortada büyütülecek bir şey yok, bildiğiniz şapka işte, üstelik yağmuru da engellemeye yaramıyor” dediği biliniyor.

Günümüzde ‘Crown’ denildiğinde Netflix’te dört sezonu birden gösterimde olan TV dizisi anlaşılıyor. Kraliçe II. Elizabeth’in babasının ani sayılabilecek ölümü üzerine çok genç yaşta tahta çıkmasıyla başlayan, babası Kral VI. George’un erkek çocuğu olmadığından onu taht için yetiştirdiği günlere de geri dönüşler yapan bir dizi.

Kısa süre önce yayına giren son bölümlerinde Margaret Thatcher’li yıllar (1979-1990) ekrana yansıtılıyor.

Ekrana yansıyan bazı yönler medyanın bir bölümünü İngiltere’de ayağa kaldırdı. Önce dizinin bütünü için ver yansın edildi, sonra medyadaki yayınlar ve tartışmaların diziye ilgiyi daha da artırdığı fark edilince, her bölümün girişine “Bu dizide sergilenenler hayal ürünüdür” gibi bir uyarı konması yönünde Netflix üzerine baskı yapıldı.

Netflix tınmadı.

Tartışmaların yol açtığı gürültüyü ülkenin gazeteleri ile BBC ve ITV kanallarının programlarından izlerken, “Ne oldu Hatipler Köşesi’nde sergilenen görüşlere müsamaha?” sorusu zihnimde dört dönüp durdu.

Şimdi yeni bir sınavdan geçiyor İngiliz hoşgörüsü…

Reklam

Kraliyet Ailesi’nin yaramaz çocuğu, Kraliçe’nin oğlu Charles’tan olma torunu Harry, o zamana kadar pek az aile mensubunun cesaret edebildiği bir iş yaptı: Ülkesi dışından -Amerikalı- biriyle, daha önce evlenip ayrılmış bir kadınla, bir dizi oyuncusuyla evlendi. 

Eşi olması için seçtiği Meghan’ın bir özelliği de annesinin siyahi olmasıydı.

Sondan bir önceki kral, VIII. Edward, boşanmış bir Amerikalı kadın ile evlenmeye kalkıştığı için tahtını terk etmek zorunda bırakılmıştı. Babası ve abisi herhangi bir biçimde önünü boşaltacak olursa, Kraliçe Elizabeth’in vefatı üzerine kral olacak kişinin Meghan’la evlenmesi pek çokları tarafından yeni bir yaramazlık olarak görüldü.

Ülkesini ve Kraliyet Ailesi üyesi olmanın görevlerini terk ederek eşiyle birlikte ABD’ye yerleşmeleri de haylazın son işi olarak algılanmıştı.

Haylaz bu, haylazlığını yeni bir boyuta taşımadan durmaz. Annesi Prenses Diana’ya çektirilenleri hazmedemediği her halinden belli olan Harry, birkaç gün önce, eşiyle birlikte, ABD’nin ‘televizyon kraliçesi’ unvanlı programcısı Oprah Winfrey’in karşısına oturdu ve içinden çıktığı aileye, kraliyet kurumuna ciddi eleştiriler yöneltti.

Ülkenin bütün tutucu unsurları ve medyanın önemli bir bölümü genç çifti çarmıha germek üzere ayağa kalktı.

Yarı-siyahi geline ve çocuğu Archie’ye Saray’da yan bakanlar olmuş; doğum öncesi “Ya çocuğun rengi siyah olursa” endişesi anneye iletilmiş. Harry’nin abisi William ile eşine gösterilen itibar Harry-Meghan ve Archie’den esirgenmiş. Bu tavırlardan duyduğu rahatsızlık had safhaya ulaşan genç kadın psikolojik yardım almak istediğinde kendisine hiç ilgi gösterilmemiş…

“Sıkıntıları varsa aile içinde bunları dile getirmeliydiler” ile başlayan ve “Yalan söylüyorlar, bütün iddiaları yalan” ithamına kadar varan tepkiler ‘Hatipler Köşesi’nden her hafta verilen hoşgörü mesajlarının etkisini benim zihnimde berhava ediverdi.

Crown’da sona doğru

Mülakatın ABD’deki yayınının ertesi günü ITV’nin sabah programını izlerken erkek programcının çifte yönelttiği hakaretler beni çok şaşırttı.   

[Programcı Piers Morgan’ı daha önce burada Ertuğrul Özkök’e benzetmiştim. Özkök ismini hiç duymadığını söylemişti. Şimdi duymuştur ve içinden “Adam programda kendine verilen tepkiye dayanamayıp stüdyoyu terk etmiş ve kovulmuş; nesi bana benziyor?” düşüncesini bile geçirmiş olabilir.]

Crown -hükümdarlık- tartışılıyor.

Birleşik Krallık (United Kingdom) diye de bilinen ülkenin iki parçasının (Kuzey İrlanda ve İskoçya) Birlik’ten çıkma arzuları Brexit sonrası daha da arttırmış olmalı. Mülakatın ardından Saray’ın üzerinde kalan siyahilere hoşgörüsüzlük ve ırkçılık ithamları Birlik’in Afrika’daki uzantısı olan ülkeleri yeniden düşünmeye sevk etmiştir. Avustralya’da bile, “Onbinlerce kilometre uzaktaki bir kraliçenin hükümranlığını kabul etmek anlamsız” diye düşünenleri yeniden kışkırtmış olabilir.

Kraliçe beş yıl sonra -eşinin bu yıl içerisinde kutlayacağı- 100 yaşında olacak. Oğlu Charles’ı yeterli görmediğinden tahtı terk etmiyordu, kendisinden sonrası için kral ve kraliçe olmaya hazırladığı torunu William ve eşi ise bu son tartışmalardan bayağı yara alacağa benziyor.

Ne olabilir?

Sonunda Crown’ın sonu mu geliyor?

Dizide, hükümdara her atacağı adımda -bazen yanında yer alarak bazen de yanlışını engelleyerek- yön veren Saray elemanları olduğu hissettiriliyordu. İzleyenleri “İngiliz derin devletinin unsurları” düşüncesine sevk eden bir görüntüydü bu.

İngiliz derin devleti, aileye bakıp, hükümdarsız bir yönetim için zamanın geldiğini mi düşünüyor yoksa?   

Taç başta fiyakalı dursa da yağan yağmurda işe yaramaz.

ΩΩΩΩ

Reklam

37 YORUMLAR

  1. *******

    Gelin dostlar ağlayalım,
    İnsanlığın “kul” haline..
    Balta ile vuruyorlar,
    Hem beline, hem eline!

    Sonsuzluğa varan süreç,..
    “Kulluk” nedir bilir misin?
    Ya varlığa, ya yokluğa,
    “Yokluk” nedir bilir misin?!
    ……

    “Genetik ve al kanı”yla,
    Aynı topun kumaşıyız!
    Hasbel kader müslümanız,
    “Şirk” yok! “Hakk’ın aşığıyız!
    ….

    • ….
      Maymun kanı genetiği,
      O da mahluk! candır canı,
      Fazla değil binde onüç,
      Biraz farklı insan kanı!

      Maymun ama uslu hayvan,
      Birazcık fark olsa bile,
      Birbirine girer insan,..
      Irkçılara bu mesele!

      Tek bir zerre önemi yok,
      Bir fark varsa biraz etnik,
      Mümin için en doğrusu,
      İman ile Bilim Teknik!…
      ….


      • Yardım eder Bilim-Teknik,
        Çalışalım hep beraber…
        Alın teri üretkenlik,
        Bir olursak bize yeter!..

        Yunus Emre burda doğdu!
        Anadolu!… Anadolu!…
        Cümlemize örnek oldu,
        Onun yolu Allah yolu!

        Başkası yok, Evren şahit,
        İçgörü bu, ortak kültür,
        Her bir zerre, O’na ait,
        İbadettir her tezahür!…
        ….

        • ….
          Zaman içersinde tutsak,
          İnsan olsak keyfekeder!
          Türkleşmiş bir zevat olsak,
          Bizans olsak ne farkeder?!

          Bu yol öyle bir yoldur ki
          Yunus ile gelişecek,
          Kanı farklı görenlerin,..
          Gönülleri birleşecek!

          Bizim bu yer, ülke için,
          En iyi kan! rH B.B!…
          B.B., “B”irlik, “B”eraberlik,
          Bu olmalı muhasebe!
          ….
          *******

  2. Aşağıda bir yorumcu mevcut durumdan ümidini kesmiş olsa gerek, kurtarıcı olarak “Ana”lara yönelmek istiyor. Toprak ana, millet ana, devletin “baba” karakterini hiç değilse bir süreliğine tatile yollasa fena olmaz. TR marka bir Margareth Thacher çıkarabilir mi bu ülkeden?

    Evet ufak tefek bazı başarılar olmuş olsa da nihai analizde mevcut siyasileri ve genelde iktidarı “başarısız” sınıfa indirgeyen, normal siyaset ve diplomasiden o kadar çok sapma oldu ki önümüzdeki uzun ince çetrefilli yollara aynı kafada “erkekçe” gidilmesiyle büyük değişiklikler beklemek epeyce zor.

    Kimin olacağı değil de mevcut şartlarda kimin olamayacağı konusunda isim de verilebilir. Bu kişi mevcut siyasilerden olmamalı. Herbiri birbiriyle uğraşa uğraşa, birbirine sürte sürte yıprandı kendilerini ufaladı birer “civciv” haline getirdi. Birbirlerine karşı o kadar büyük atıyorlardı ki “civciv’leşme”ye giden bu sonuç kaçınılmazdı. “Ufak at da civcivler yesin” deyip gerektiğinde muhalefeti gerektiğinde iktidarı eleştirenler ortaya çıkmalı/çıkarılmalı (yerli malı).

    Seçimi, ülke sorunlarına kafa yoran buralarda yorum yazanlara indirgersek burada bence bir “Didem kuz” bu işi yapabilecek kapasitede biri. Yardımcılar olarak yine buradaki ekipten bazılarını, misal; bir “H.K.”, yi, bir “Bernar”ı, bir “Ha Gayret’i, bir “Hasan Günay”ı, bir “Uğur”, bir “Ergon Uluses”, bir “sebilürreşad”, bir F.K.T., eskilerden bir “Necip” ustayı, bir “Baran”, bir “Ali Namlı”, bir “…” ve yedeklerden “Nurdan” marka aynı telden çalan yorumcular da aynı yardımcılar grubunda bir araya gelebilirse ki gelirler sanıyorum, işler de bir süre sonra tıkırına girer. Söz konusu vatan, gerisi teferruatsa, bu potansiyel her zaman var demektir. Derin devlet çekirdeğinin “Ha benim bendelerim, bir araya gelin güzel güzel çalışın” kabilinden onayını almak da pek zor olmaz sanıyorum.

    • Burada büyük bir aileyiz değil mi?
      Nazik yaklaşımın icin teşekkür ederim. bernardan sebilürreşada hasan beyden H. K. ya gercekten cok iyi kalemler var/vardı, farklı fikirlerimiz olsa da bir dargın bir barışık olsak ta uzun zamandır düşüncelerimizi paylaşıyoruz, bu anlamda burası gerçekten çok değerli. Gidenlerin de dönmesi bizi çok sevindirir.
      Selamlar.

    • Sayın H.K. sağolsun kendince bir kabine kurmuş ama ben affımı istesem daha iyi olur gibi; çünkü hadi değerli bir kadın dava insanı olan nurdan ablaya katlandık diyelim, ya tanrı tanımaz kuldan utanmaz sn.bernarı ne yana oturtacağız?
      Olacak şey mi bu; elbet şair sözü yalandır…

      • Sn H. Gayret! bir ıslık çaldık hemen geldin, demekki sen de iş var! Onu benim yanıma oturt. Sen Nurdan hanımla yana yana otur. Konuşarak herşeyi hallederiz, ayrı ayrı güzergahlardan çıkılmış olsa da akıllar nihai analizde aynı otobana çıkar (yani, “aklın yolu birdir).

    • Didem hanım “Gidenlerin de dönmesi bizi çok sevindirir.”diyorsunuz ama bir başka şair de “gidenlerin birçoğu memnun ki yerinden, bunca seneler geçti dönen yok seferinden” diyor…
      Değerli yorumcu ali namlı her ne kadar Yahya Kemalin şiirini beğenemiyor olsa da bugüne kadar kendisinin şair özentisi sayın H.K.nın buradan paylaştığı şiirimsilerine tek kelam ettiğini duymadık!
      Nitekim kendisinin bu kadişinas tutumu da yukarda bahsi geçen gölge kabine üyeliğiyle ödüllendirilmiş sanki!
      Eğer öyleyse, saray şairi tabirinin yanısıra bir de saray şairi şakşakçılığı payesi de çıkar heralde?
      Neyse, şair de olsa siyaset herkesin hakkıdır…

      • Sn Ali Namlı veya bir başka yorumcunun Yahya Kemal’in her şiirini beğenmesi diye bir şart var mı? Sanırım, beğenilmeyen konu Yahya Kemal gibi bizden bir “akl”ın ahiret konusundaki teslimiyete zorlanma durumu, yadırganma, yani. Onun buralardaki bir başka “Yahya”nın (https://fehmikoru.com/her-yerde-kan-var-ve-islam-dunyasinin-insanlari-islami-hak-etmiyor/ yahya özal 14 Mart 2021 At 10:20) Kuran’ı küçük gören haline gönlü razı ise bir H.K.’ye laf etse de olur, zararı yok!.

        Yahya Kemal’in benim de sorguladığım bazı mısraları var. Misal, bir şarkı sözleri arasında denk geldiğim zaman araştırdım adresi ona çıktı. Geçende de başka bir şeyin peşine düştüm, Mehmet Akif Ersoy’un oğlu küfelik bir şarhoş, küfesinde onu buldum. Tecellisi rakı-ispirto-uyuşturucuya müptela bir şekilde sokakta son buluyor. Yani, doğrusu bu durumu bilmiyordum; o da bir sürpriz oldu.

        Daldan dala internetteki bilgilere ulaştıkça, M.Akif Ersoy’un da bazı şeyleri yeterince anlamadığı kanaatine vardım. Ancak, benim “Akıl*İman Sentezi” olarak vurguladığım konuya, Mustafa Kemal Atatürk Paşa’mıza kıyasla dünyadaki halleri itibariyle M. Akif Ersoy çok daha yakın biri. Ahiretteki halleri itibariyle her ikisi tamamen hemfikir ve “Akıl*İman Sentezi” konusuyla da hemfikirler. Mustafa Kemal Atatürk Paşamız’ı HDTV, Dolby Vision HDR kalite açık ve net bir şekilde rüyamda gördüm. Kendi yorumum; “şöyleydi böyleydi, ama haklısın.“Devam et” beni de kurtarmağa bak” şeklindeydi. Didem hanıma bu konuda rüya borcum var, zaten. Sen de şimdi yaptığın gibi “zula”da bekle, meraklıysan günü geldiğinde diğerleri gibi öğrenirsin. Ayrıca, ilave edeyim, benim zaman zaman yazdığım şiirimsiler özenti değil, şimdilik kafiyeli düşünce.. Amaç, sanat olsun türü hafif ağırlıklı bir kaygıdan kaynaklanmıyor. Ülkeyi geri kalmaya muhkum eden yanlışların çokluğu karşısında hasbel kader birer “eleştiri” olarak alabilirsin. Şiir olarak derlenirse bundan elli sonra belki kıymetini bilen de çıkar!

  3. Türkiye’nin bir sonraki başkanı kadın olmalı (ad vermek istemiyorum :). Bu kadar erkek siyasetinden, kabalıktan, vur kır yok et, döv söv mahvet muhabbetinden bıktık gerçekten. Siyaset normale dönmeli. Sorun çözücü olmalı. Düşmanlaştırma üzerinden gitmemeli. Bunun da ilk şartı kadınların siyasete el atması. En tepeden aşağıya. Kadın kolları ile kadınları siyaseten kullanan ama hiç bir yetki ve sorumluluk vermeyen, sokakta öldürülmelerine bön bön bakan bu sahtekar erkek iktidarına ilk seçimde son verilmeli. Sessiz Türkiye kadınlarının sesini çıkarmasının zamanı geldi geçti.

  4. Ne zaman adam olurz?
    Kan dökenlerden õvûnmek yerine (şahsi görûşüm nefret etmek) yalnış oldiğunu kabullenip babanda olas çekinmede, tıpkı! Ingiliz derin devletine meydan okuyan ve onlari deşifre eden Harry gibi,yapmak
    Örneğide kendi babası ve abisinin nasıl kapana n kısıldıkları’nı açıklayarak.
    1,200 senelik saltanatlarını perde arkasında azda olsa ivşa etmek.
    Quin neden oğluna bırakmadığına gelince: Derin Devlet tarafından engelleniyor.
    Katolik Meshebine göre boşanmış kadınla evlenmek yasak, olduğu için.
    Eğer bunlar Dindar gözükmeseler o zaman Dünyanın en zengin ve en fazla nufusa sahip Dini gurubunun maddi menavi desteklerini kaip ederlerse anında yok olacaklarını iyi biliyorlar.
    Diana’nın kaza sûsü ile öldürülmesinin altındada bu yatiyor.
    Yalnız umduklari gibi olmadi ve başarılı olamadılar.
    İngiliz derin devletinin uzun yaşamasında tuzaklarına alet ettikleri zamanında Osmanli,
    Şimdide ABD’nin rolu büyük.
    Osmanlı döneminde osmanliyi maşa olarak kullaniyordu şimdide ABD’yi.
    Zaten kominist blok onların hayat suları.

  5. Kraliyet aileleri yerelden evlenmezler, hep dışardan evlenirler. Yerelden evlenmek ülke içinde bölücülüğü teşvik eder, tehlikeli olabilir ilerde. Dışardan da diğer kraliyet aileleri ile evlilikler kurulur ki dış düşmanlıklar azalsın.

    Osmanlı da bu kuralı uygulamış, kendi mensubiyetinden evlilik yapmamıştır. Hep dışardan evlilik yapılmıştır. Osmanlı has ordusu da, yönetici olanlar, tamamen dışardan devşirilmiştir. Yeniçerilerin tamamı dışardan getirilerek, tüm ailevi bağları koparılarak küçük yaştan saraya bağlı yapılmışlardır. İnsanlık dışı uygulamalar tabii. O zamanın şartlarında geliştirilmiş tedbirler. Yoksa süreklilik sağlamak imkansız. Yani arasanız ne sultanın ailesinde ne ordusunda bir milim “Türk kanı” bulamazsınız.

    • Gelin neden yoldan çıkarsın. Hangi yoldan çıkmış. O senin kafanda. Harry annesine yapılan haksızlıklara güzel bir cevap veriyor bence. Kadınlara bu cinsiyetçi yaklaşımdan vazgeçsen iyi olur. Son derece çağdışı, insanlık dışı.

  6. Uluslararası bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen anket sonuçlarını paylaşan İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray, “Yüz yüze çalışmadaki gözlemsel verilere göre, AKP %17-20 MHP %4-6 Diğerlerine gelince, sadece İYİ Parti geliyor demekle yetinelim” İfadelerini kullandı.

    “Şu anda tüm anketler telefonla yapılıyor. Millet fişleneceğinden korkarak doğru yanıt veremiyor. Ama uluslararası bir kuruluş adına yapılan yüz yüze çalışmadaki gözlemsel verilere göre.. AKP %17-20 MHP %4-6 Diğerlerine gelince.. Sadece @iyiparti geliyor demekle yetinelim”

      • En çok sosyal medyada yapılan röportajlara gülüyorum. Kadın veryansın ediyor, eve ekmek götüremiyorum, açım, şikayet üstüne şikayet. Sonra kime oy vereceksin diyorlar. Reise tabii diyor. Kara propaganda ve karartma ile iktidar sorumsuz bu ülkede. Her kötü gidişin sorumlusu muhalefet ve dış güçler. Anketler de aynı şekilde dış güçlerin işi elbette Ahmet bey.

        Kadının birisi de cesaretle reise açım demişti. Sonra kadını kanal kanal gezdirdiler aslında aç olmadığını itiraf ettirdiler.

  7. Çok doğru tespitler yapmışsınız.Şu an en büyük risk İskoçya ve k.irlandanın AB üyeliği hedefleyerek b.biritanyadan kopması.Bununla birlikte İngiltere derin devleti ve devleti asla crown dan vazgeçmez,vazgeçemez.Çünkü taht b.britanyanın Kanada,Avusturalya,Yeni Zellanda,Papua yeni Gine ve irili ufaklı 15 ülkeyle bağı.Bu bağı neden koparsın?Kaldı ki b.britanyanın AB den ayrılmasının bir nedenide bu ülkelerle istediği ticari anlaşmaları yapamamasıydı.Ayrıca kraliçe(yada kralın)doğal başkanı olduğu(ve bunun sorgulanmadığı)50 den fazla ülkenin üye olduğu İngiliz milletler topluluğu var.Monarji kalkarsa bu birlik bu haliyle muhafaza edilemez.

  8. millet hanedandan kurtulmaya çalışıyor, bizde heveslileri var, tersine dünya.
    zaman geri gitsin isteyenler oluyor, parlak çağlarımız geri gelsin. teknoloji, bilim ve teknikte ilerlemek anlamında parlak günler değil de saray saltanat günleri anlamında, lale devri gibi daha çok.

    kraliçenin alman asıllı oluşu, eşinin yunan asıllı oluşu tesadüf değil, mavi kan dedikleri şeyin doğal bir uzantısı bu. kan meselesi tahmin edilebilir olmanın ötesinde derin bir konu. pek çok kollara ayrılıyor ve gelen dünya liderlerini araştırsanız bir yerden birbirine bağlandıklarını görmek mümkün. çok amerikalı trump da alman aslen mesela. amerikalı eş melez bir ırk başlatacak endişesi var ki bu da ırkçılığın en üst seviyesi tabi ki. dünya savaşının üstündeki sosyo ekonomik sebepler bir yana üzerinde çok durulmayan bir ırk sorunu da vardı, bizim alman (avusturyalı) hitlerin aryan ırk sorunsalı… sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu olmak gibi fiziksel özelliklerden kaynaklanan bir üstün ırk meselesi, hepsi bir yerde bu mavi kan güya asil kan meselesine dayanıyor. revaçta almanlık var.

    kan meselesi derin bir konu, kötülük bir koldan yürüdüğü gibi iyilik te bir koldan ilerliyor. iyilik türk kanından yürür, bu coğrafya ile ilgili olmaktan başka bir mesele, türkiyede doğmuş, türk pasaportu taşımayı kastetmiyorum, yapısal bir gen bu.
    atatürk te bunu biliyordu o nedenle
    muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur dedi.
    o kudret vakti zamanı gelince açığa çıkar, görevini yapar.
    kuşkusuz devirler vardır.

    • Garibim damarında akan kanı Türk kanı zannnediyor, o bahsettiğin Türkçe konuşan Müslüman Bizans kanı belki hiç beğenmediğin Ermeni kanı Kürt kanı İran kanı veya Arap kanı. Eğer yok diyorsan suretinin Romalıların egemen olduğu topraklaradaki insanların veya Ermenilerin Kürtlerin süretlerinin benzerliğine bak bir de Orta Asya’daki insanların suretlerine bak. Bana göre artık kan zaten değer verilmeyecek önemsiz bir şey, iletişimin ve etkilşeimin toplumların şekillenmesinde bu kadar etkin olduğu bu çağda. Sen sahibi olmadığın kana sanki bir de üstün bir özelliğinmiş gibi atıfta bulunduğun için bn de seninki kadar olmasa da saçma bir girizgah yaptım.

      • bu yorumun benim yorumumla ne alakası var? kendimden söz etmediğim gibi, söz ettigim şeyin coğrafya ile ilgisi olmadığını da zaten açıkça söylüyorum, konuyu bana ve cografyaya getirmenin anlamı nedir? farklı düşünebilirsin, aynı fikirde olmayabilirsin, hiç katılmayabilirsin bunca seçenek dururken hem anlamamayı hem saçmalamayı tercih etmek te nedir?
        Sana göre kan değersiz bir şey olabilir, herkes kanını değerli bulacak diye bir zorunluluk var mı?
        Yok.

        • Coğrafya ile ilgisi olmadığını söylerken zaten en büyük hatanı yapıyorsun. Kan dediğin vaka zaten coğrafyasını değiştirdikçe kendi olma imkanı daralır. Fetih veya işgallerle yönetimi devr alırsın zaten baskın medeniyet değilsen (kan üstünlüğünü geçtim ki bu nüfus üstünlüğü ile ilgili) kültürel iktidarını bile sağlayamazsın. Osmanlı teşkilatlanması en az oranda Türk tipidir ki Osmanlı yerleşik bir devlettir göçebe değildir. İyilik veye kötülüğün bi koldan ilerlemsinden kötülüğün başka iyiliğin Türk kanı üzreinde yürümesi saçmalığına karşı kendi saçmalığımı başım üzerinde taşırım. Medeniyete katkısı devede kulak kadar ise bile bu durumacahilliğimden memnuniyet duyarım.İnşallah kulak kadar fayda söz konusudur. Bildiğim bir ayran mevzusu var at durumu bile şüpheli. Kendimi yksek bir medeniyt üyesi sayarak cevap vermiyorum sadece bu fasa fisolarda insan bu kadar kendinden nasıl emin olur onu anlamaya çalışıyorum

          • Belli ki siz ne anladığızla sorun yaşıyorsunuz iyisimi ben aradan çıkayım sizi baştacı ettiğiniz saçmalıklarınız ve memnuniyet duymakta olduğunuz cahilliğinizle başbaşa bırakayım.

      • Yazdıklarınıza katılıyorum;şu kısmı hariç:”Sen sahibi olmadığın kana”
        .O kana sahip olmadığını nereden biliyorsunuz?Yukarıda bahsettiğiniz kanlar kadar Türk kanının etkisi yok mudur şu milletin damarlarında.Ortaasya’dan yola çıktığımızdaki kadar saf (kan) olmasa da o karışımın içinde Türk kanı hiç mi yoktur?Sadece bu nüansa dikkat çekmek istedim.
        Gerçek Türk kendini önemsemez, ancak yaşadığı toprakların da birleştirici unsurudur;küçümsemeyelim o kanı o kadar da.

        • Anadolu coğrafyası üzerinden konuşuyorsak bu durumdan son derece eminim. Burada kan olarak bir şahsın üzerinden konuşmuyoruz bir coğrafyada yaşayan topluluğun fenotipi üzerinden konuşuyoruz. Türk etkisi elbetteki Anadolu üzerinde İslamla birlikte birincildir bu bir kimlik iddiasıdır ve bu coğrafyanın mülkiyeti bu iddia sahiplerine aittir . Ben Türk kanını küçümsemiyorum elbette diğer adını andığım genetik miras kadar Türk genetik mirası da vardır. Ben kötülüğün bir koldan iyiliğin sadece vaka olmayan ( yani kanın saf olamyı geçtim sadece toplam genetik miras içinde ancak küçük bir etken olmasından bahsediyorum) bir durumdan kaynaklanması gibi absürd bir iddiadan galeyana geldim. Bu iddiaları yazdıran ruh haletini merak ediyorum. Acaba ekşitilerek fermante edilmiş ayran diye milli bir alkol var mı diye de şüphelenmeden edemiyorum.

    • Milliyetçiliğin en yumuşak tonu bile eninde sonunda ırkçılığa evriliyor. Gördüğüm bu. O yüzden “milliyetçiliğin her türlüsünü ayaklarımın altına aldım”. Bunu birisi söylemişti galiba. Koskoca evrende minicik bir dünyaya hapsolmuş, kısıtlı kaynaklarla hayatı sürdüren insanlığın birbirini rakip olarak görmesinden daha tehlikeli bir şey olamaz. O yüzden “damarlardaki asil kan” söylemi kabul edilemez bir anlayış insanlık için. Ne kadar yumuşatmaya çalışırsanız çalışın.

      • Siz damarlardaki asil kan söylemini kabul etmeyin, bana göre sakıncası yok. Ben bunun bir ırkçılık söylemi olduğunu düşünmüyorum. Yorumumda üstünlük vurgusu değil iyilik vurgusu var, iyilik nasıl ırkçılık üzerinden okunabilir?

        • Bence okunabilir didem: üstünlük takvadadır(yani güzel ahlakta) ve türk ırkı bu konuda diğerlerinden kat be kat üstündür!
          Evet, Türkün gücü kanından, üstünlüğü güzel ahlakından gelir!
          “Türkle türküm, kürtle kürdüm/
          Evde koyun, yabanda kurdum?”

  9. ”Kraliçe’nin Alman, eşinin Yunan asıllı olduklarını ilk orada öğrenmiştim.” bizde bu yunanın ingilizin bir dediğini ikiletmemesini buna bağlayabilr miyiz acaba?
    herhangi bir parkta bağırıp çığırana deli diyorlar ortadoğuda. biz daha bir medeniyiz mesela:
    TBMM’de kürsüde herşeyi konuşabiliyordu vekillerimiz (şimdi durum nedir sistem değiştimi bilmiyorum).
    Bakın burası önemli: güneş batmayan empairde doğmamış çocuğa bile don bişçmeye kalkılıyor!
    bizde aynı soyu geçtim, damat yanında görünse kıyamet koparılıyor!
    bizim öyle bir muhalefetimiz varki, toplanan, basılan vergiler paralar nerde nasıl harcanmış diye sormak yerine,
    damat nerde o nerde bu nerde diye sordu durdu günlerce.
    ”Kraliçe beş yıl sonra -eşinin bu yıl içerisinde kutlayacağı- 100 yaşında olacak. Oğlu Charles’ı yeterli görmediğinden tahtı terk etmiyordu, kendisinden sonrası için kral ve kraliçe olmaya hazırladığı torunu..” cümlesi de beni iyice kıllandırdı ıyimi.
    kış kış..

  10. Fehmi bey en iyisini yapıyor. Projektörleri dışarı açmış. Artık Türkiye’den konuşmak boş ve tehlikeli tabii ki. Hayvan sürülerini sokağa salmışlar. Gazetecileri, siyasetçileri dövüyorlar. En son Levent Gültekin’i İstanbul’un göbeğinde dövdüler. Bu çeteleri yönlendiren ensesi kalınlar meclisten höykürüyorlar her gün. Böyle tekinsiz ve güvensiz bir ülkede siyaset yapılmaz, demokrasicilik oynanmaz, hatta yaşanmaz. Dingonun ahırı burası. Bu olayları seyreden, teşvik eden, hukuksuzluğu ve adaletsizliği yol yapan yolsuz iktidarı kınıyoruz, yazıklar olsun, Türkiye’yi yaşanmaz bir tımarhaneye dönüştürdükleri için.

    Suça teşvik eden, suçu öven, suçu planlayan bu partiler terörist elbette. Bu suçluları ve teşvik edenleri yargılamayan sorgulamayan, gözaltına alınanları serbest bırakan savcılar ve mahkemeler de aynı şekilde suçlular. Kanunu ihlal ediyorlar. Ve mutlaka bir gün bu yaptıklarının cezasını çekecekler.

    • Anlaşılan çok dertin var şu anki yönetim ile. Herkes su benden tarafa aksın istiyor, önüne taş konunca veryansın ediyor, yaşanmaz yaptılar ülkeyi diyor; aksine bazıları da refaha ulaştık demokratik bir yönetim var diyorlar (şimdiki yaşanmaz diyenlerin 10 yıl önce dedigi gibi). Bana kalırsa demokrasi denilen şey hedefe ulaşmak için şu zamanın bir bineği, kim sürerse öyle gidiyor işte.

  11. Demokrasinin ve medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Avrupa’da bu gün maalesef 12 ülkede ; yetkileri ve etkileri biraz farklı da olsa , kırallık/prenslik denilen hanedanlıklar mevcuttur. Üstelik halkın bunlara çok fazla bir tepkisi de yok herhalde , hatta tam tersi sempatileri var ! Doğrusu şahsen benim aklım almıyor !
    O nedenle Atatürk’ün,vatana ve millete olan ve her türlü takdirin üstünde olan büyük hizmet ve emekleri bir yana sırf bu saltanatı ortadan kaldırdığı için büyük bir minnet ve şükran duymalıyız !
    Herkese selamlar , iyi günler

    • Ben de saltanat kalktı zannediyordum. Ama maalesef öyle değil. Tek adam saltanatı son gaz devam ediyor bu ülkede. O saltanat zannettiğiniz AB ülkelerinin hepsi de birer demokrasi. İnsanlar mutlu ve huzurlu refah içinde yaşıyorlar. Gazeteciler ve vatandaşlar saltanatı (!) istedikleri gibi eleştiriyorlar, hesap soruyorlar, hapse girmiyorlar. İnsan hakları sonuna kadar verilmiş, hukuk ve adalet güvencesi var. İnsanlar sokak ortasında dövülmüyorlar öldürülmüyorlar. Yani neyimizle övüneceğiz? Bütün dünya bu ülkeyi “özgür olmayan” totaliter bir ülke olarak sınıflandırıyor. Bu hapishaneden kafanızı dışarı çıkarmazsanız da bunlardan haberiniz olmaz tabii, hatta mutlu olduğunuzu bile düşünebilirsiniz. Nitekim …

  12. Temel , akrabalarını ziyaret etmek için İstanbul’a gelir .Bir gün etrafı gezerken birdenbire bir top sesi duyar ve irkilir ! Ne olduğunu anlamak için merakla etrafına bakınmaya, etrafındaki kişilerin
    tepkilerini izlemeye çalışır .Derken arkadan bir top sesi daha duyunca bunun anormal bir şey olmadığını anlar ancak ne olduğunu da merak ettiği için çevredeki bir kaç kişiye sorar .Sorduğu kişiler; İngiltere Kraliçesinin geldiğini , bu top atışlarının o nedenle yapıldığı söylerler .Temel ‘Tamam , anladum ‘ der ve gezinmesine devam eder .Ne var ki bu top atışlarının bir türlü ardıarkası kesilmez , aradan yarım saat geçmesine rağmen atışların devam etmesine sinirlenen Temel , kendikendine söylenmeye başlar,
    – Ula , habunlar ne piçum topçidur daa.. ! Bir saattur bi kariyi furamadiler be !
    Selamlar saygılar

  13. İngiltere’yi dünya meselelerinde pek perde önünde görmeyiz de uluslararası ilişkilerde etkisi yadsınamaz bir ülke ve belki de hâlâ üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk olarak görenlerimiz de vardır.

    Eli kolu ta uzaklara, Avustralya’ya, Hindistan’a, Orta Doğunun kalbine uzanacak kadar ve ABD politikalarına yön verecek kadar uzun olan İngiltere, iç meseleleri olan Kuzey İrlanda sorunuyla yeniden başbaşa kalmaları, onun uluslararası sorunlardan hep kendine kazançlı çıkan bu mahir politikalarını kendi iç meselesinde avantaja dönüştürememesi anlaşılır gibi değil. Üstüne, “İngiliz derin devleti, aileye bakıp, hükümdarsız bir yönetim için zamanın geldiğini mi düşünüyor yoksa?” (Koru’nun) tezine göre köklü bir yönetim değişikliği sorunuyla mı karşı karşıya? Bunun dünya yönetimine siyasi etkileri olabilir (mi?). Ya da dünya ülkeleri yönetim sistemleri hızlıca bir mutasyona mı uğruyor?

    Bizde de olduğu gibi…Birde baktık ki yeni bir yönetim sistemine, Cumhurbaşkanılığı Hükümet Sistemine geçmişiz ve yeni bir anayasa yapılması gündemde iken bile bu yeni sistemden vazgeçilmeyeceği şartı, özellikle, bizdeki derin devletinin hükümetin içindeki uzantıları olarak görülen küçük ortaklarınca deklare ediliyor. Yani, yeni sistem kuruldu ve devam edilecek kararlılığının devletçe kamuoyuna deklaresi…

    Zahir, değişen/gelişen dünya konjonktüründe İngiltere’de böyle bir yönetim değişikliği serüvenine katılmış bulunuyor. Kanımca, ABD’de Trump’la denenen de bir farklı, demokratik erklerden yargının pasifize edilmesiyle ulaşılması düşünülen “hızlı karar alma sürecini(!)” sağlayacak bir yönetim biçimine ulaşmaktı.

    Onlardan erken/önce bizde gerçekleşmesi, ülkemizin kadim ulusal ilişkisi bulunan ABD ile İngiltere’ye uygulanabilirliği açısından mı idi bilmiyorum lakin, ABD’de Demokrat Partililerin son seçimi kazanması ve Trump’ın son seçimi lehine çevirmek adına ABD yargısını da kullanmaya yeltenmesine, yine ora yargısının izin vermemesi nedeniyle pas geçti.

    Böyleyken İngiltere’de olan ne? Yeni bir sisteme geçiş mi?

    Bunu yapmaya çalışırken İngiltere, Brexit ile AB’den ayrılmakla ve menfi sonuçlarını Kuzey İrlanda’da yeniden zuhur eden ayrılıkçı hareketleri göze almakla beraber üzerinde hâlâ güneş batmayan topraklarının bir kısmından vazgeçmeyi de göze almış mıdır acaba?

    Tabi ki dünyada meydana gelen uluslararası köklü değişimleri uzmanların tahliline/anlatımına bırakmalı lakin, bizi de içten içe kemiren düşünceler almıyor değil.

    Sistem değişikliğinin ilk bizde -Türkiye’de- gerçekleşmiş olması “dünyanın merkezinde” yaşıyor olduğumuz intibaını veriyor bana yeniden.

    Demek dünyamız bir çok yeni gelişmelere gebe. İnsan ömrünün ortalama miktarına göre çok uzun vadede gerçekleşiyormuş gibi görünen dünyamızdaki gelişmeler, ülkelerin hayat/ömür endeksine göre uzun sayılmayacak bir zaman diliminde gerçekleşiyor. Biz bu köklü değişimlerin ne kadarına şahit oluruz bilmiyorum.

    Yine de bütün dünya insanlarının insanca yaşamasına vesile olabilecek değişimlerin gerçekleşmesine dua edelim. Hayırlısı olur inşallah.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız