“Hadi gelin barışalım” deyince ortalık süt liman olacak sanılıyor; halbuki işin içinde ‘tarih’ de var

19
Reklam

Eskiler böyle durumlarda “Bir çiçekle bahar olmaz” derlerdi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Katar’daki dünya kupasına kendisiyle birlikte davet edilmiş Mısır devlet başkanı Abdülfettah el-Sisi ile el sıkışması sonrasında meydana gelen gürültü bana bu özlü sözü hatırlattı.

O görüşüp el sıkışma sonrasında Ankara’ya döndüğünde kendisine yöneltilen “Suriye ve Mısır ile görüşme olacak mı?” sorusu üzerine şu cevabı verdi Cumhurbaşkanı Erdoğan:

“Olabilir. Siyasette küslük, dargınlık olmaz. Eninde sonunda en uygun şartta adımlar atılır.” 

Yani?

Mısır’la da, Suriye ile de yeni bir sayfa açılabilir demek isteniyor…

Abdülfettah El-Sisi ile nasıl el sıkışılmışsa Beşşar Esad ile de benzer bir tablo neden olmasın? 

Sonra da gelsin bu iki ülkeyle samimi dostluk ilişkileri…

Reklam

Beşşar Esad ile yakınlaşma Katar’ın mı, Rusya veya İran mı araya girmesiyle olacak acaba?

Görüyorsunuz, stadyumdaki el sıkışmadan sonra medyamıza yansıyan “Oldu da bitti, maşallah” gürültüsünden ben bile etkilenmiş gibiyim.

Her konuyu bilen yorumcular, o fotoğraf üzerine, Mısır’la yeni bir dönemin başladığını ilan ediverdiler. Bazılarına göre, Türkiye-Mısır ilişkileri eskisinden bile daha olumlu gelişecekmiş…

Tarihi bilmeyenler onu sürekli tekerrür ettirirler…

Mısır ile Suriye, Birinci Dünya Savaşı sonrasında herbiri farklı ülke olarak yoluna devam etmeye başlayan çok parçalı Arap dünyasının en önemli iki ülkesidir.

Arap dünyasında en bilinen kabul, “Suriye’siz barış, Mısır’sız savaş olmaz” özdeyişinde gizlidir.

Türkiye de, özellikle 1950’li yıllarda bu iki ülkeyle arayı bozduktan sonra yaşanan gelişmeler sırasında, Suriye ile Mısır’ın yakın coğrafya açısından önemini anlamış ve arayı hep sıcak tutmanın yollarını aramıştır.

Evet, 1950’li yıllarda önce Mısır’la şekerrenk olundu, Suriye ile de 1957’de ve 1980’lerin sonunda savaşın eşiğine gelindi.

Reklam

Mısır, 1954 yılında, Türkiye’yi Kahire’de temsil etmekte olan büyükelçi Fuat Hulusi Togay’ı ‘istenmeyen adam’ ilan ederek, onu ve eşini, ülkeyi 24 saat içerisinde terke zorlamıştı.

Pek çok başka olay da yaşanmıştı ama ikisi dikkat çekici. İkisinde de ‘el’ önemli bir rol oynamış durumda. Büyükelçi, Kahire Opera binasında karşılaştığı Mısır darbesinin lideri Cemal Abdünnasır’ın kendisine uzattığı elini sıkmadığı gibi, operadan ayrılırken de elini onun suratına doğru kaldırarak rejimin güçlü adamına herkesin duyacağı biçimde ileri geri sözler sarf etmişti. [Eski bir yazımda olayın ayrıntısı var.]

O olaydan sonra Mısır’la ara uzunca bir süre açık kaldı.

Askeri Sisi darbesi yüzünden araya giren soğukluktan önce de, 1996-1997 döneminde -Refahyol hükümeti sırasında-, önce dışişleri bakanı Amr Musa’yı sonra da devlet başkanı Hüsnü Mübarek’i Ankara’ya ani ziyaretlere zorlayan aranın bozulmasına yol açabilecek gelişmeler yaşanmış, ancak olayın büyümesine meydan verilmemişti. [Amr Musa her iki ziyarette neler yaşandığını birkaç yıl önce yayımlanan anılarında ayrıntılı olarak anlatır.]

Türkiye ile ilişkiler konusunda Mısırlı politikacılar ve bürokrasi kendilerini hep diken üstünde hissetmişlerdir. Türk politikacılar ve diplomatlar da bunun bilinciyle ilişkileri koruma gayreti içerisinde olmuşlardır.

Suriye’ye gelince…

İki ülke arasında ilişkilerin en ciddi yara aldığı dönem 1957 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin teyakkuza geçirilmesi ve Suriye sınırına tahkimat yapılması ile başlayan dönemdir. Savaşın eşiğine kadar gelinmişti.

Daha yakınlarda, Abdullah Öcalan’ın Şam’dan ayrılmasını sağlayan bir meydan okumalar silsilesi yaşanmıştı, 1990’lar sonunda. Önce Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Atilla Ateş, sonra da bizzat Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, terör örgütü liderini Şam’da barındırdığı için Suriye’yi suçlamış ve 2 Şubat 1999 tarihinde Abdullah Öcalan’ın yakalanıp ülkeye getirilmesine kadar varan süreç öyle başlamıştır. 

Öncesinde, DYP-SHP koalisyon hükümetinin içişleri bakanı İsmet Sezgin, dar kapsamlı bir gazeteci heyetiyle Şam’a gidip, orada görüştüğü Suriye güvenlik yetkilileri ve devlet başkanı Hafız Esad’a Türkiye’nin kararlılığı mesajını iletmişti. [O gezi daha bakan Şam’dan ayrılmadan semeresini vermişti. Suriye benim de aralarında bulunduğum gazeteci heyetini PKK’nın eğitim merkezinin bulunduğu bilinen Lübnan’ın Bekaa vadisine götürmüş ve orada bulunan Mahsum Korkmaz Akademisi’ni yerle bir ettiklerini görmemizi sağlamışlardı.]

1950’li yıllarda Türkiye ile yaşanan sorunlar, her iki ülkeyi -Mısır’ı ve Suriye’yi-, Sovyetler Birliği ile ilişkilerini daha da sıklaştırmaya sevk etmiştir.

Şu son birkaç yıl içerisinde meydana gelen Mısır ve Suriye ile aranın açılmasının da benzer sonuçlar verdiğini fark etmemek imkansız.

Türkiye ile arası açılan Mısır kendisine yeni ittifaklar arayışına girdi; bir yandan İsrail ile var olan ilişkilerini sağlamlaştırırken, diğer yandan da Yunanistan ile Akdeniz’de ortak askeri tatbikatlar düzenleyecek kadar yakınlaşmayı gerçekleştirdi.

Suriye ise, ihtilaf öncesinde Türkiye’yi en yakın dost olarak bilirken, sonrasında, yıllarca araya mesafe koyduğu İran ve Rusya ile samimiyetini en ileri noktalara kadar vardırdı.             

Ankara’nın bölgenin iki en önemli ülkesiyle arasının bozulmasının bir başka sonucu da, Körfez ve Kuzey Afrika ülkelerinin uzun yıllar ‘düşman’ sıfatını kullanmadan ismini anmadıkları İsrail ile yakınlaşıp ittifak içerisine girmeleridir.

Eh, biz de onlardan geri kalacak değiliz ya, bozuştuğumuz İsrail’le biz de sonunda arayı düzelttik.

Şimdi soru şu:

Diyelim, el sıkışması beklenen sonucu verdi ve Abdülfettah el-Sisi’nin Mısır’ı ile yakınlaşıldı. Yine diyelim ki, Beşşar Esad ile de arayı düzeltmeye imkan verecek gelişmeler yaşandı. Bunlar oldu diye, iki ülkeyle arada ihtilaf bulunmayan dönemlerdeki, tarafların yararına çalışan duruma dönülebilecek mi? Hadi o da oldu diyelim, yakın coğrafyamızda var olan Türkiye merkezli statükoyu bir daha nereden bulacağız?         

“Eninde sonunda uygun adımlar atılır” diyor Cumhurbaşkanı Erdoğan ama, atılacak doğru yoldaki o adımlar, daha önce atılmış yanlış adımlardan önceki şartları geri getirmeyecek.

Giden gelmez çünkü.

ΩΩΩΩ

Reklam

19 YORUMLAR

  1. Mısır veya suriye ya da ürdün veya iran olmasa ne kaybederiz? Bize ya da insanlığa ne tür faydaları ya da katkıları var ki? Ufak tefek müstemleke memleketleriyle düşüp kalkmak, hatta onlarla eşit ilişkiler kurmaya kalkmak nasıl bir safsalaklıktır yarabbi? Herkes haddini bilsin, düveli muazzama denilen devletlererden birisi de türkiyedir! Diplomasi demek kendini küçültmek demek değildir, o günler eski türkiyede kaldı, ecevitin ezik büzük fotoğraflarında…

    • Öyle şişkin şişkin hissetmek iyi güzel de “düveli muazzama” seviyesi lafla gazla hiçbir zaman olmuş bir şey değil. Bunun için o yolda, ki “Bilim ve Teknik”le beslenir, yerli kaynakları etkin kullanmak, ciddi ciddi çalışmak, o gerekir bu gerekir… Başka çare yok! merdivenleri koşarak çıkmak gerekir. Kendi kendine olmaz. Bu iş için önce motivasyon ve bunun oluşturacağı kohesif bir enerji gerek! Medivenlerin ilk basamağı kaliteli eğitim. Bizim için en uygun başlangıç “Akıl*İman Sentezi”! Mustafa Kemal Atatürk Paşamızın bir türlü göremediği her zaman yanıbaşımızdaki en etkin araç!…

      ….
      Her zaman söylediğim şey!
      Öyle değil mi H. Gayret bey!
      ….

      Osmanlı, dizilerde yansıtılmağa çalışıldığı gibi değil, kendi döneminde geçer akçe şartlarla ve yöntemlerle o ligde idi. İyi kullanabilirsek günün birinde tekrardan “düveli muazzama” ligini girebiliriz. İşte o zaman rakiplerimiz bizi daha iyi anlarlar, takdir ederler, ve hatta memnuniyetle bize uyanlar da olur!…

        • Görmedim! Mevlana kentinde böyle bir şey açılması güzel bir düşünce. Gider görürüm. Açmak başka bir de liyakat sahibi insanları işe alıp böyle bir merkezi randımanlı şekilde çalıştırmak başka. Umalım ki Mevlana hoşgörüsü her kesimden liyakat sabibi insanları buraya cezbetsin ve ayrıcalık yapılmadan herkesten yararlanma yoluna gidilsin….

  2. YORUM YORAR DEMİŞTİ ÜSTAT BURADA BOZAR DA DİYEBİLİRİZ

    Sayın yazar linkte verdiği yazıda “Gördüğüm şu: Mısır’la ilişkileri tazelemek için eş-zamanlı olarak İsrail ile de aranın düzelmesi, bunu sağlamak için ise Ankara’nın Müslüman Kardeşler yaklaşımını değiştirmesi gerekiyor.”

    Yılların Fehmi abisi hamaslı mazlumlara yönelik hamilik girişimlerini mi eleştirecekti.

    • Mazluma hamilik mi?
      Filistin halkı, Erdoğan için himaye edilecek mazlumlar değil, İsrail ile yapılan şahsî çıkar pazarlıklarında eldeki kozdu. Filistinliler de bunu yaşyarak öğrendi. Aynı Mısır’daki ihvan hareketi gibi.

      • Adam okuduğunu tersinden anlıyor.

        Psikologlar çocuklara bir şey öğretirken tersinden söyleme metodunu bir yöntem olarak tavsiye ediyorlar. Yazarlar da bu yöntemi kullanır zaman zaman.

      • Filistin, geçmişte (hoş günümüzde de) kendini uyanık sanan Arapların çölü verdik diye övündükleri yerleri Yahudilere (ki en akıllı dincilerdir) satmalarından sonra ortaya çıkmış (atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra) suni bir sorundur. Suni derken Arapların kendi kendilerine yarattıkları bir sorundur. Tüm ihtiyaçlarını İsrail’e karşılatıp hır çıkarmaları bizim elektriği bedava kullananların yaptıklarından başka bir şey değildir. Her ne hareketi olursa olsun, altı da üstü de boştur.

  3. kılıç beyi bekliyordum vizyon programını açıklayacak idi Hani bir şarkı var bekledim de gelmedin diye .Aralık ayına ertelemisler.Yani doğarken sakatlanmış eh aralığı da bekliyelim laflar güzel 4.devrim çevre teknoloji temiz para bende güzel bir program yazarım ama YA UYGULAMA, işte püf noktası o .

  4. Uluslararası ilişkiler çıkara dayanır dün kavga edersin bugün barisirsin.Dun adamların uçağını düşürdük bugün can cigeriz.Gecmiste ABD dostun du bugun altını ötüyor.Gecmiste Fırında yakılıp sabun yapılan ulus bugün Almanya ile gayet dost.Bunun anlaşılmayacak nesi var .
    Doğrusunu isterseniz geçmişteki sert çıkışlar yanlıştı bugün doğru yola gelindi .Bunu takdir etmek gerekir.Bazen sert çıkmak iyidir mesela uçak düşürmek gibi adamlar senin gerektiğinde neler yapabileceğini görmeli.

  5. Bana göre bu günkü yorumlar doğru , sağduyulu ve gerçekçi , hepsini güzel ,beğendim, arkadaşlara teşekkürler .
    Atatürk’ün Arap dış siyaseti son derece dengeli ve sağduyulu idi , ne aşırı bir yakınlaşma ve ne de bir husumet vardı ; onların kesinlikle içişlerine karışmanın doğru olamayacağını söylemiştir.
    Konuya bir de dini açıdan bakabiliriz ; hem ayet hükümlerinde ve hem de hadislerde aşırı sevgi ve aşırı düşmanlık kınanır, eleştirilir .Dostunla bir gün gelir düşman olabileceğin gibi tam tersi düşmanınla da bir gün dost olabilirsin !
    Bizim en büyük hatamız , komşumuzdaki karı koca kavgasında , arabuluculuk yapmamız gerekirken taraf tutmamızdır !
    Ve tabii ki arkadaşların da dediği gibi diplomasiyi terk edip şahsi ve duygusal davranmamızdır .
    Şimdi pişman olup düzeltmeye çalışıyoruz , ne diyelim hayırlı olsun !

  6. “Eninde sonunda uygun adımlar atılır” diyor sayın erdogan,
    bizde uygun adımlar nedense eninde değil sonunda atılıyor,
    büyük zarar, ziyanlardan ağır faturalardan, bedellerden sonra.
    bazı makamların özel bir dil kullanması gerekir elbette, sayın aksener bir video hazırlatmış sayın erdoğanın bazı tepkilerinden potpori tadında. bir yemeğe sisi katıldığı için “biz ona meşruiyet sağlayacak kadar meşruiyetimizi kaybetmedik” açıklamasıyla yemeğe katılmadı,
    bugün el sıkışıldı,
    sayın imamoğlunu kastederek sisiye mi oy vereceksiniz yoksa binaliye mi diye sordu,
    millet, İmamoğlu dedi.
    neden daha dikkatli bir dil kullanılmaz ki?
    makamın bir ağırlığı olmalı değil mi?
    siyasette küslük, dargınlık olmaz diyor sayın erdogan
    öyleyse 10 yıldır mısırla, suriyeyle, suudla, bae diğer konu ve komşularımızla ekonomik, siyasi, sosyolojik bunca zararı neden ettik? mısırın seçilmiş cumhurbaşkanının bir darbeyle indirilmesi elbette ve kesinlikle tepki verilmesi gereken büyük bir talihsizlik ama sonuçta bir ülkede olanlar ülke halkının bileceği iş, onların sorunu, bizim ise çıkarlarımızı korumak sorumluluğumuz vardı. üstelik sisiye muhalif sokağa çıkan milyonlara karşı, destek olan yandaş milyonlar vardı, esad içinde aynı şeyi söyleyebiliriz, halkın tamamı karşısında değildi ki, yandaş halk kitleleri vardı.
    küslük, dargınlık olmaz diyoruz ama söylediğimiz yaptığımıza uymuyor, izlediğimiz küslük ve dargınlık politikaları nedeniyle en çok zararı türkiye gördü;
    onlarca şehit,
    milyarlarca dolar zarar,
    milyonlarca göçmen.
    tablonun çok ama çok ağır, hem ağır ekonomik hem ağır güvenlik sorunları yaşıyoruz hem çok büyük ve ciddi demografik sorunlarla yüzyúzeyiz, bunların tamamı hatalı, sorunlu, öngörüsüz, tutarsız dış politikamızın ve başka ülkelerin işlerine gücümüzün ve haddimizin çok üstünde burnumuzu sokmamızın sonuçları.
    oysa en kanlı, en acımasız, en canavar diktaların, liderlerin bile tıpkı mısırda, suriyede olduğu gibi dünyanın her yerinde, tarihin her döneminde arkalarında mutlaka hatalarını savunan, benzer düşünen, onlara meşruiyet alanı açan, çarpık ideolojilerini destekleyen, yolsuzluklarına aldırmayan toplumun cahil ve menfaatçilerinden oluşan kimi zaman az, kimi zaman çok kendi içinden bir halk desteği her zaman olmuştur. halka rağmen darbe yapamazsınız o nedenle kutuplaştırılırsınız. özellikle bizim karanlık bir cehaletin hüküm sürdüğü, gelişemeyen, gönenemeyen, çarpık din anlayışının benimsediği, hakkın, hukukun, adaletin önemsemediği coğrafyamızda durum daha da ağır değil mi?
    kimsenin işine karışmamak, yeterli ve gerekli bir tepkiyle yetinmek, ülkelerin ve halkların endi kaderlerini çizmesini saygı duymak, kendi çıkarlarımıza rağmen eeğil, kendi çıkarlarımızla birlikte elimizden gelen yardımı yapmak daha doğru olmaz mıydı?
    biz, mısır veya suriye ya da kim olursa siyasilerimizle, medya gücümüzle olumsuz propaganda yaptığımız zaman onlarda benzer şekilde karşılık veriyorlar nitekim ortadoğuda bae, suud ve mısır nedeniyle türkiye hakkında yıllardır olumsuz ve hayli düşmanca yazılar çıkıyordu bu defa halklar birbirine düşmanlaştırılıyor ve bunun sonuçları da maalesef çok ağır oluyor bu coğrafyada insanların birbirine yaptığı en büyük kötülük birbirimizi kutuplaştırmaktır, bunun telafisi çok zor olur, tam da işte bu nedenle “Hadi gelin barışalım” deyince ortalık süt liman olacak sanılıyor ama hemen olmuyor. bugün her yaptığımız tarihin bir parçası oluyor ve devletleri yönetenlere büyük sorumluluklar düşüyor.
    bilinen motto; ülkelerin dostluğu olmaz, çıkarları olur,
    devlet adamları da bu çıkarları korumakla mükelleftir ve ülke çıkarlarını korumak onlara verilmiş bir emanettir. durmadan değişen ve birbiriyle sürekli çelişen kararlarla bu çıkarları korumak emanete hakkını vermekten çok uzak duruyor. duygularımızla değil makul ve mantıklı devlet aklıyla hareket etmemiz gerekirdi.

    “Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na 5 milyar dolar aktarmak üzere yapılan görüşmelerin son aşamada olduğunu açıkladı.”

  7. HAYAL ALEMİNDE YAŞIYORLAR
    Osmanlı’yı gerçekten yeniden hayata geçirebileceklerini sanıyorlar.
    Seçmen gerçekten buna inanıyor.
    Tüm Dünya bile birleşse bunun mümkün olmadığını göremiyor.
    Seçmen kitlesi ve kütlesinde ciddi ciddi inanan ciddi bir sayı var.
    Deliriş ve Kuduruş filmi çeksek bunu da takip edecekler
    Ver pudrayı, ver mehteri.
    Gel de hayal aleminde yaşama.
    Yöneticilerin tabii ki böyle bir derdi yok.
    Yöneticilerin tek derdi dinsel ve ulusal duygular üzerinde siyasal sörf yapıp oy ve haram devşirmek.
    Onlar eninde-sonunda gerçek duvarına toslayacaklarını çok iyi bilirler.
    Tarihten bir örnek verelim:
    Hitler verdiği kararlar nedeniyle milyonlarca Alman’ ın da, kendisine oy veren seçmenin de öleceği uyarısını yapana ne diyordu?
    “–Tabii ki ölecekler. Onlar bana oy verdikleri gün ölmeyi seçmişti.”

  8. “http://www.platform24.org/yazarlar/2133/bir-krizin-otopsisi–hollanda-da-aslinda-ne-oldu”
    “https://www.atasozlerianlamlari.com/Harf/G-08/Atasozu/gormemisin-cocugu-olmus-tutmus-seyini-pipisini-koparmis/”
    Devletler arası ilişkiler kişiler arası ilişkilerden çok daha önemli, çok daha nazik, çok daha dikkatli davranılması gereken ilişkilerdir. Yapılan antlaşmalara uymamak, verilen sözleri tutmamak, şantaj yapmak, tehdit etmek, haklı bile olsan bir sürü sözden sonra hiç bir şey olmamış gibi yapmak, sözünün arkasında durmamak, gereğini yerine getirmemek, benzer durumlarla karşılaşıldığında gerekli tepkiyi göstermeyip sineye çekmek…
    “İngiltere, Almanya, Fransa ve Şahsım dörtlü zirve yaptık” sözleri duyduk.
    Domates dikip biber hasadı yapamazsın.

  9. hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. devletler ve başlarındakiler kılı kırk yarıp, inceleyecekler!
    olmasın da! …
    kardeşim Esed, dostum Putin…
    istediğin kadar kendini kandır!!!!
    Batının kardeşliği hiç birimizin anlayamayacağı kadar derinde (tapınakçılardan haçlılara).
    ve bunu kendi tarihini bile okumayan araştırma yan bilmeyen bir milletin bilebilmesi hele anlayabilmesi!……
    Mısır ve Suriye hatta İsrail bizim için de çok möhim. önemli olan bu önemi anlamak!
    yapılması gereken, şuna da hazır olmak:
    Kudüs biziimmmm!!! .. ile başlayan cümleden,
    Mısır, Afrika ile ticaretiiinnn!… niyetinden,
    Suriye, Araplarla olan kardeşliğimiziiinnn!!… sevdasından ebediyyen vedalaşmamak için,
    önce,
    kendi içindeki kafandaki yanlış bakışı değiştireceksin!
    (Ayasofya senin camin ise kudüs eski! kaben,
    Mısır bir devletse ve dostsa, onun düşmanı …,
    Suriye möhim ise Rus arkadaşın girsin araya, pekişsin dostluğun bir an önce🤗).

  10. monşer siyaseti deyip yıllarca hariciyenin bir kaç dil bilen polit bürosunu istiskal eden kara halk temsilcisi olanlar lisan bilmemenin ezikliği ile ne dedi? ne dedi? merakı arasında sıkıştıkları derin strateji ve erdemli yalnızlık teraneleri ve bolca stadyum holiganlığı ve tezahürat amigoluğu tadında ki dış siyaset formasyonu ile bugün paraya sıkışık, müflis tüccar mesabesinde, oportünist sığlık ve çaresizlik içinde uzatılan her elin, veren el olabileceği ümidi ile darphaneye istirahat, emisyona nefes aldırmak için ellerinden geleni yapma gayreti içindeler. biz de ha gayret diyelim, trolüne kuvvet! bir hadis manası “veren el, alandan ebed, müddet hayırlı olacaktır”

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız