Biz ve onlar farkını hafife almamak lazım

58
Reklam

Hepsi 10 dakikada oldu. UEFA Avrupa 2020 kapsamında iki komşu ülke -Danimarka ile Finlandiya- takımları maç yaparken, evsahibi takımın bir oyuncusu âniden kendini yere bıraktı. Kalp krizi geçirdiği hemen oracıkta anlaşıldı, birkaç saniye içerisinde sağlık görevlileri duruma müdahale etti, cihazlar çalıştırıldı, ölmek üzere olan hasta kendine getirilip hastaneye yetiştirildi.

Olayın vahameti yere düşen oyuncunun etrafını çeviren iki takımın futbolcularının yüzüne vurmuştu.

Kendi takımının oyuncuları, sağlık görevlileri duruma müdahale ederken ne yaşandığı herkes tarafından görülmesin diye, hastanın çevresine vücutlarını siper ettiler. Takımın kaptanı ilk andan itibaren duruma vaziyet ettiği gibi yaşananı saha kenarından izleyen hastanın eşini bilgilendirip yatıştırma görevini de üstlendi.

İlk yarının bitmesine birkaç dakika kala meydana gelen olayı tribünden izleyen onbinler sessizliklerini korudular.  

Maçı iki takımın teknik direktörleri ve kaptanlarıyla görüşerek yarıda bırakan hakem, hastanın kendine geldiği haberi ulaşınca, maçın geri kalan bölümünün 1,5 saat sonra oynanmasına karar verdi.

Ve maç tribünleri terk etmemiş, merakla ne olacağını bekleyen izleyiciler önünde gecikmeli de olsa tamamlandı.

Büyük olay.

Biz ve onlar denklemi

Reklam

Cumartesi akşamını ekran başında maç izleyerek değerlendirmek isteyen dünyanın her tarafındaki milyonlarca insandan biri olarak bu âni gelişmeyi takip ederken, ‘biz ve onlar’ denkleminde neden geride kaldığımızı da düşünmeden edemedim.

Her dakikası sanki önceden planlanmış, provası yapılmış bir dakiklik içerisinde geçti bu binde bir kere bile sahalarda yaşanmayacak olay…

Böyle bir olay meydana geldiğinde hastaya müdahale etmede gerekli her şey saha kenarında hazır tutulmaktaymış…

Sağlık görevlileri yalnızca maçlarda meydana gelmesi beklenebilecek türden basit sakatlıklara müdahale edebilecek bilgi ve beceriye sahip değillermiş, kalbi duran oyuncuya ilk müdahaleyi yapabilecek çapta insanlarmış…

Ya oyuncular…

Kendilerine saha kenarından verilen taktikleri uygulamaya ayarlı oyuncular, saha içerisinde kendi başlarına kaldıkları olağanüstü bir gelişmeye kusursuz tepki verebildiler. “Yaptıklarından daha başka ne yapabilirlerdi?” diye düşündüğümde herhangi bir ek tasarruf aklıma gelmedi.

Arkadaşları hastanedeyken sahaya çıkıp yarıda kalan maçı tamamlayabildi oyuncular. 

İzleyiciler, Danimarkalılar kadar Finliler de, olayın dehşetine aynı hislerle mukabele ettiler. Üzüldüler, dualar ettiler, maç yarıda kaldı diye stadyumu terk etmeyip olumlu haber gelinceye kadar yerlerinden kalkmadılar. 

Reklam

Hakemler, teknik kadrolar kendilerinden beklendiği gibi serinkanlı davrandılar.

Olanı izlerken aklım şu soruya takıldı: Benzer bir olağanüstülük bizde yaşansa aynı serinkanlı tepkiyi gösterebilir miyiz, yoksa ne yapacağımızı bilmez bir halde kala kalır mıyız?

Bizde sahada bir oyuncunun kalbinin durması durumu yaşansa olay nasıl gelişir?  

Gözümüzün önünde olabilecekleri canlandırabiliriz. [Biraz kırıcı olacak, ama ne çare.]

Müdahale etmesi gerekenler çıkarlarını ön planda tutarak tavır alırlar. İlk düşündükleri, zevahiri kurtarmak olur.

İlk yardım malzemesi bulunmaz; malzeme bulunsa müdahale ekibinin bilgi ve becerisinin yeterli olmadığı ortaya çıkar.

Tribünlerdeki seyirciler sahaya doluşur, ortalığı kaos götürür.

Hasta can çekişirken izleyicilerden hastanın takımına sempati duyanlarla karşı takımın taraftarları aynı hassasiyette birleşmez. 

Kaptan deli danalar gibi bir oraya bir buraya koşturur durur.

İki tarafın oyuncuları birbirine girer.

Hakem kazanmasını arzuladığı takımın durumuna göre maçı yeniden başlatır veya bir başka güne erteler.  

Ve maalesef hastamız sahada hayatını kaybeder.

Ya siyaset?

Futbol maçı yerine gözümüzün önüne siyaseti getirelim.

Hasta ülke olsun, ya da ülke ekonomisi.

Sağlık görevlileri yerine politikacıları, maç seyircileri olarak kendimizi -vatandaşları- koyalım. Partiler takımlar olsun, partilerin liderleri de kaptanlar… Hakem de tarafsız ve bağımsız olması beklenen kurumlar…

Nasıl yaşanırdı bu olay?

Ya da şöyle sorayım: Nasıl yaşanıyor bizde siyasi hayat?

Hadi olanla siyaset arasında ilişki kurmaktan vazgeçtim; futbola bakalım.

UEFA Kupası turnuvası bir gün önce Roma’da görkemli bir törenle başladı ve ilk maç Türkiye ile İtalya arasındaydı.

Oyuncularımızın üçte ikisi Avrupa’nın öndegelen takımlarında top koşturuyorlar ve futbolun artık akılla oynandığını biliyorlar.

Grupta liderlik bekleniyordu, ilk maçtan sonra beklenti ikinciliğe kaydı. 

Umarım öyle olur.

ΩΩΩΩ

Reklam

58 YORUMLAR

  1. bu türkiye düşmanı mankurtlar ne ola ki?
    malayca değil,
    bir tür maganda terminolojisi.
    haram yemekten olsa gerek bir tür mutasyon.
    en büyük özellikleri takiye.
    ceplerinde the dolarla gezerler, ama bir dolar muhalefeti ederler.
    10 tl verip 1 euro almaktan rahatsız olmazlar. daha fazla artsa daha fazla memnun olurlar. mutasyona uğramış bir vatanseverlik, 3 kişiden biri işsiz, aldırmazlar, enflasyon rakamları onları etkilemez, israf ise savundukları tek değerdir, yolsuzlukları allayıp pullayıp bin bir şekilde yutturmaya çalışmalarını saymazsak. doğayı kirletmeyi erdem sayarlar, temiz körfezlere kulp takarlar. tek bildikleri yanlışı savunmak çarpık bir milliyetçilik ve din anlayışı ile tabi akçe karşılığı. söyleyecek sözleri, savunacak davaları olmadığından hakaretamiz olmak dışında bir seçenekleri de yoktur.
    kimse de armut toplamıyor değil mi?


      • Saç-saça mı, baş başa mı?
        “Kimse armut toplamıyor!”
        Karşılıklı gaza gelmiş,
        Durduk yere hoplamıyor!

        Yenen şeyler gaz da yapar,
        Bir sağlıktır hazmedene,
        Haram şeyler sorunludur,
        Hayırlı mı kaybedene!

        Adam hayır yapmak için,
        Kumar oynar, haram yerse!
        “Akıl*İman Sentezi” ne?
        Yapar bunu, “bihaber”se!

  2. Gün geçmiyor ki güya muhalif, türkiye düşmanı mankurtlar yine kah yabanellerden kah memleket sathından devletin ve milletin aleyhine olduğunu düşündükleri kimi muzahrafatı getirip ortalık yere kusmuş olmasınlar; öyle ki yalan dolan her türlü iftira mübah, küfür hakaret gırla…
    Kimisi 10tl verip 1euro almaktan bahsediyor, kimisi 1dolara ruhuyla birlikte sılai rahimini de satmış!
    Sorsan hepsi birbirinden allame, hepsi birbirinden uyanık, tek bildikleriyse yatıp kalkıp; milletin seçtiği, milli iradenin temsilcileri olan devlet büyüklerimize sövüp saymak…
    Ama yeşilkart ve abd vizesi sevdasıyla bağlanmış bulundukları ülkelerin menfaatleri ve yöneticileri söz konusu olduğunda bırakın toz kondurmayı, övmelere doyamayıp yere göğe koyamıyorlar beyaz efendilerini!
    Kimi onların ne kadar üstün ırklar olduğunu savlarken kimisi de teknolojik üstünlüklerine bakarak kendi tapındıkları beyaz adama bizlerin de biat etmesini salık vermekten geri durmuyorlar…
    Tanıdığım görüştüğüm türlü milletten yabancılar, türk milletine hayranlıkla bakarlarken, güya bizimle aynı dili konuşan ama kesinlikle başka ırklara mensup oldukları anlaşılan bu bozuk türkçeli marabalar için fazla söze gerek yok:

  3. ah ne yazık, bazıları yorumlarımdan rahatsız oluyor, nedense.
    ikiyüzlü buluyor-lar.
    bir yüz gerçekler, diğer yüz acı gerçekler olduğu için zannedersem,
    bizde şaşırmayalım bu durumda.
    çarpık bir milliyetçilik anlayışı ile 1 euro 10 tl değil, 20 tl de olsa caizdir!!!
    çarpık bir din anlayışı ile her türlü yolsuzluk caizdir!!!
    ucuz kurslardan, kömür bedava anlayışından da bu çıkıyor maalesef.

  4. Didem hanım gibi etik mi etik bi arkadaşımızın şu yazdıklarını okuyunca aslında pek de şaşırmadım:
    “bir şeye bağlanmak, bir parçası olmak nasıl zamana yayılırsa, uzaklaşmak, ayrılmakta zamana yayılır bir durumdur. iş arayan pek çok insan mevcut işine devam ederken is arar.”
    Listeyi uzatmanın alemi yok, kafa ortada; her türlü iki yüzlülük caizdir!!!
    Aynı kafa; siyasi etikten bahsederken elde cetvel kalem, şehir hastanelerimizin odalarının fazla büyük olduğundan girip betonun metrekaresinin kaça malolduğundan, bir çakıl taşının maliyetinden çıkıveriyor…
    Eh, dervişin fikri neyse zikri de oymuş!
    İzmir belediyesinin okuma yazma kurslarına katılmanız yaramışa benziyor, biraz pahalı bi hizmet ama olsun, etik olsun da…

  5. Fidan hanımın bugün nurdan ablayı çileden çıkaran paylaşımlarını baran bey gibi “biliyoruz biliyoruz da bireysel gelişmişlik çok düşük seviyelerde.” diyerek karşılayabilmeyi ben de çok isterdim ama neylersin, bireysel gelişmişlik durumları filan yani…
    Yalnız geçen gün “vatandaş” rumuzlu bir vatandaşın(ki onun nickname inin başına gelenlere şimdi burda girmiim…) bana ettiği bedduasını görünce bu mevzuya hafiften de olsa dokunmak vacip oldu!
    Öncelikle nurdan abladan özür dilemelisiniz; öyle yok bireysel almayalım, eleştirim toplumsaldı falan gibi kemküme gerek yok, dobra dobra özür bekliyoruz…
    Ha, savlarınıza gelecek olursak:
    “1. Henüz “ben”den “biz”e, köylülükten medeniliğe geçemedik.
    (“ben” merkezci/bireysel olan köylü değil, aksine medeni şehir insanıdır/ köylünün ne olduğu da çok önemli değildir zaten…)
    2. Toplumda kendine ayrıcalık isteyenler çoğunluğu, adalet isteyenler azınlığı oluşturuyor.
    (bir “toplumda kendine ayrıcalık isteyenler çoğunluğu” oluşturuyorsa bu halksağlı açısından normal bir durumdur/adalet(?) isteyenlerin azınlığı da…)

    3. Toplumsal adaletin sistem kurararak tesis edilebileceğini bilmiyoruz.
    4. Sistem nasıl kurulur bilmiyoruz.
    (bu son iki maddeyle ilgili gerçekten de maalesef bir fikrim yok ama yorumcularımızdan sayın hk böyle şeyler için önerebileceği çok ilginç çözüm önerileri mutlaka vardır bence:)

  6. Sayın Koru sizin yazılarınızı uzun zamandır okumuyordum dün Sedat Pekerle ilgili yazdığınız için ve bugünde bir bakayım diye tekrar okudum fakat görüyorum ki sizdede plak çizilmiş aynı yorumları yapıp duruyorsunuz Vatandaş olarak çoğumuzun ümidi kaybolalı uzun zaman oldu. Diğer ülkelerdeki güzel haberleri vermeniz yeterli bence. Konulardanülkemizdeki negatif yönlerine girmenize gerek yok vatandaş herşeyin farkında. Bence kaybolan ümidimizi doğru yöne çevirmeniz gerekli.

      • Baran bu sorun sorun deyip durduğun tam olarak nedir bilemiyorum ama sanki ateyizler filan da en azından tanrıyı tanımazlıktan gelmeseler ya da ufaktan deyizme doğru kaysalar gül gibi geçinir gideriz mi diyorsun ne diyorsun tam anlaşılmıyor, biraz açar mısın?
        Yanlış anlama, maksadım; bireysel ya da toplumsal gelişmişlik/gelişmemişliklerimiz üzerinden sürtüşmek değil, onu nurdan abla başlatmış bile sabah sabah…

        • yazıyı okusan, benim soruyu açmama gerek kalmazdı ama neyse.

          İbrahim bey Tanrı mı ALLAH mı? başlıklı yazısıyla kısaca Evrensel, herkesin Yaratıcısı olan Tanrı’nın yerel dillerdeki adları kullanılarak Tanrı’nın yerelleştirilmesinden/her milletin kendi dilinde sahiplenmesinten bahsediyor ve Tanrı’nın evrenselleştirilmesine çalışılması gerektiğini söylüyor. yazının özeti bu.

          ben de bunun nasıl olacağını soruyorum.

          sorunu açarmısın dedin, açtım. şimdi buyur, bunun nasıl olacağını izah et.


          • “Nasıl bu iş” diyor isen?!
            Biliyorduk, evrenseldir,
            Laikçilik kör eyledi!
            Evren dersen bilimseldir

            Bunu bana sorar isen,
            “Akıl*İman Sentezi”dir!
            Füzyon olmuş birbiriyle,
            Birbirinin ikizidir!
            ….

    • İbrahim Yersiz bey yazısında bir tespitte bulunuyor ve Tanrı’nın dillere göre isimlerinin farklı olmasını yerelliğe bağlıyor, Tanrı herkesin olursa sorun kalmayacağını savunuyor.

      sizce sorun nasıl aşılabilir?

      • Çok kolay! dar kafaların çıkmaz sokaklarındaki kaybolmuşluktan kurtulmak lazım. Bu da bize has “Akıl*İman Sentezi”yle mümkündür. Zafiyetinde olan bilumum camaatlara (misal, “the cemaat” ezbercilerine) balans ayarı mahiyetindedir. Besmelesi Kuran’da olan anahtardır, sorunların analizine ve çözümüne yardımcı olacak yegane anahtar!

        https://www.ocakmedya.com/tanri-mi-allah-mi/

        Kuran’ın takdim ettiği Tanrı herkesin Tanrısı. Okuyana, anlamak isteyene bu konu oldukça açık! Kuran’ı anlayıp yurtdışında O’nu layıkıyla anlatmak varken kullanışlı yerel bir maşa olmak obez bir iştahın ve nefs kontrolsüzlüğünün işidir. Şimdi ayıkla princin taşını ama mideye oturdu… bağırsaktan çıkar birgün. Asıl önemli olan obez iştah ve nefs kontrolsüzlüğü. Bunu kabul etmek, milletten özür dilemek lazım. Papazın karşısında günah çıkarmağa çalışmakla bu iş olabilir mi?

  7. Müsilajda aynı trajediyi tekrar görüyoruz. Bakan köpük almakla meşgul. Başkan bir günde bilimsel toplantı yapıp olayı çözdüğünü zannediyor. Herkes de kafasına göre takılıyor. Marmara ölmeye devam ediyor. Yarın İstanbul’da beklenen deprem olsa aynı feci durumları tekrar tekrar izleyeceğiz katmerli bir şekilde. Ama sorumlular hala rant peşinde inadına kanal yapacağım diye uğraşıyor. Mafya babası haftalardır YouTube yayını yapıyor, ülkenin üstünü maharetle yıllardır kapattığı bütün pisliklerini ortaya ilan ediyor. Emir kulu savcılar mahkemeler seslerini çıkarmıyorlar.

    Bu ülke maalesef kendi pisliklerini temizlemekten aciz. Ne siyasetin, ne de devletin ülkenin ağır sorunlarına çözüm üretmek konusunda herhangi bir becerisi yok. Hangi problemi ele alırsanız bu böyle.

    İktidar beceriksizliklerini dış güçlere bağlayarak milleti kandırıyor, pisliklerin üzerini örtüyor (Müsilajı bile ABD’nin yaptığını ima eden iktidarca muteber yazarlar okudum.) Ama gerçekler ortada, problemler hep çözümsüz, çünkü problem bizde.

    “Pisliksiniz hepiniz …” -Reis

  8. Nurdan abla, pazar sabahı yine köyüm de köyüm diye ortalığı ayağa kaldırmışsınız bakıyorum ama baran bey pek oralı olmamış gibi…
    Ablacım, kimsenin sizin köyün linguistlerine veya çingilizcenize bişey dediği yok ama köylü de milletin efendisi filan değildir, abartmasak nasıl olur?
    Aynı şey yorumculardan hasan günayın meskun ya da medfun bulunduğu küçük ama şirin anadolu kasabası için de geçerlidir, kendisi küçük yerin büyük insanıdır; öyle bırakın sizin köy gibi multilingual bir çevreyi, buralara karalayıp durduğu pastoral paylaşımların halini görüyoruz(sizin yazdıklarınızdan hallice şeyler yani)
    Şimdi bugün sizi sakinleştirmenin bi yolu olmadığını biliyorum ama yine de her günkü gibi kırık kopuk kopilerinize, video linkleri paylaşmaya filan odaklanın; fidan hanımın icabına ayrıca bakarız, söz!

    • Zaten kimse o yorumu bireysel olarak anlamadì dünyasal olarak anladı. “Köylülükten moderinliğe”
      Köylü olmassa dúnya aç susuz çıríl çíplak kalır.
      Vahşi yaşam haríç. Vahşı yaşamda her zaman büyük balık küçük balíkları yutar.
      Şu an Türkiye sizin istediğiniz moderin şehir hayatı yaşiyor. Büyük balıklar kúçük balıklari yutuyor…

      • Nurdan abla “Köylü olmassa dúnya aç susuz çıríl çíplak kalır.” buyurmuşsunuz ama bu dediğiniz belki bin yıl önceymiştir, yüz yıldan fazladır da pek öyle köysel ürünler yiyip içtiğimiz filan yok; köylü mü kaldı alemde?

      • Hayret yaa! “Türkiye moderin şehir hayatı yaşıyor”muş! Sanki elin Kanadası köyde yaşıyor. Köylü primitiv metodu çağrıştırır. Bu metodla mı doyunuyor el oğlun? büyük balık küçük balığı yutmuyor orada, ora vahşi öyle mi? Niye köyünü terkettin o zaman? Fesuphanallah!

    • Osman bey, mansur başkan da mı video işine girmiş; pazılı börek ya da patatesli sigara böreği filan mı sardırmış, nedir bunlar?
      Teşhircilik deyince herkesler ne kadar çalışkan:))))

    • Bana İBB nin eski projeler haricinde gerçekleştirdiği
      Bir proje söyleyin.
      Pardon belki bir vardır iki olsun.
      Çalışıyor doğru AMA YALNİZ. CENE

  9. Sayın Koru ,
    Kem aletle kemalat olunmaz ! denmiştir.
    Kemalat teferruatta gizlidir diyen şair de vardır. Efendim , bu bir öğrenme sürecidir ki eksikliklerin ortaya çıkması ve ihtiyaçların belirlenmesi ile zaman içerisinde giderilir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçmeye çalışırken olur bizdeki bu işler. Adamlar bu süreci tamamlayıp bilgi toplumuna geçtikleri için tabi ki biz de henüz olmayan şeyler onlar da var olacaktır.
    Tam yazınızı okurken nereden esti ise bir tarihte iktidara yakın birilerinin , eskiden devlete ait KİT lerinin birine mahsus fabrikayı , yine devlet bankası kredisi ile aldığını hatırladım . Fabrika nın ürettiği ürünleri de yine devlet kurumlarına satıyorlardı da sonra iş yürümedi. Fabrika kapandı borç başa kaldı. Bilmediğin aş ya karın ağrıtır ya baş misali . Öğrenme çok zorlu , meşakkatli bir süreçtir . Pek bize göre değil. Sonuçları ortada . Gazete , dergi , kitap okur yazarlığımız ortada .
    Yahu araba alarak yatırım yapılır mı ? Hem de banka kredisi ile .
    Magazin yazarlarının okuyucu sayısı siz den fazla ise hiç dert etmeyin. Memleketin hal-i pür melal-i işte budur . Bu yaşımda oturdum eskiden biraz bildiğim italyancaya yoğunlaştım ki çocuklar görsünler de ders alsınlar diye.
    Öyle hayal ediyorum ki , toprağın altına konulduğumuzda başrolünü oynadığımız filmin , oynayamadığımız sahnelerine ait olan tüm hikayesini önümüze açacaklar ve neleri yapsaydık ya da yapmasaydık nasıl olacaktı gösterecekler.
    Heralde en büyük pişmanlığımızı o anda yaşayacağız . Geri dönmek ne mümkün ?

  10. Karamizahı ben de severim:
    “Olanı izlerken aklım şu soruya takıldı: Benzer bir olağanüstülük bizde yaşansa aynı serinkanlı tepkiyi gösterebilir miyiz, yoksa ne yapacağımızı bilmez bir halde kala kalır mıyız?”
    Yalnız sayın yazarın bahsettiği olayda ne gibi bir olağanüstülük var onu anlamak mümkün değil; çünkü alelade bir maç kazasıdır bu anlatılan…
    Hadi onu geçtim, sayın yazarın serinkanlılık nedir ondan da haberi yok galiba?
    Şöyle izah edeyim, benzeri bir olay bizde yaşansa:
    Hasta ya da yaralı bir hayvan telef olmasın(murdar gitmesin) diye hemen oracıkta icabına bakılır, sonra da kavurma yapılıp afiyetle yenir, hepsi bu kadardır…
    İtirazı olan?

  11. 1-Marmara denizindeki kirlenmeyle ilgili olarak ,1975 yılından bu yana çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından tam 9 adet ayrıntılı rapor yayınlanmış ve ancak hiç biri dikkate alınmadığı için nihayet bu günkü felaket ortaya çıkmış oluyor !
    2-Yine 1962 yılından bu yana TBMM. de deprem konusunda tam 10 kere araştırma komisyonu kurulmuş , çeşitli inceleme ve araştırmalar yapılmış, ayrıntılı raporlar düzenlenmiş .Amma velakin onlardan hiç birinin gereği , tam olarak yerine getirilmediği için bu gün yine depremle yatıp kalkıyoruz !
    İşte onlarla aramızdaki trajik farklar !
    NOT: Ayrıntılar bu günkü Belma Akçura’nın yazısında
    Selamlar ,iyi günler

  12. Maçı anlatan spiker Türk takımını kastederek „vatanı savunur gibi savunacaklar“ gibi bir cümle sarfetti. Futbol bir spor çeşidi, neticede bir oyun. Takımımız kazanınca sevinir, kaybedince üzülürüz ama, spiker bile oyunu savaşla karıştırıyorsa, balık baştan kokar demek lazım…

  13. PARADOKS
    Sonunda 14 Hazirana geldik. Ortaya konulan tabloda ülkemizin ve ABD’nin paradoksları var.
    1- Ülkemizin paradoksları:
    15 Temmuz 2016 tarihinde ABD başkanı Obama yardımcısı ise Biden idi.
    Türkiye 15 Temmuzun üst aklının ABD olduğu söylemini özellikle seçim dönemlerinde sıkça dile getirdi.
    15 Temmuz ABD’nin bir operasyonu ise bundan başkan yardımcısının haberinin olmaması düşünülemez. Bir de bu başkan yardımcısı, yılların deneyimli kurt politikacısı ve dış ilişkilerde uzman biri ise hiçbir şekilde aksi düşünülemez.
    ABD’nin üst akıl söylemi ile “itham ettiğin”, en azından ” töhmet altında bıraktığın” ülke ve yönetiminden edeta himmet dilenmek büyük bir çelişki değil mi?
    2- ABD’nin paradoksları:
    ABD uzun süredir insan hakları konusunda yayınlandığı raporlarda en ağır eleştirileri ülkemize yöneltiyor. Biden’ in en iddialı olduğu konu insan hakları ve demokrasi. S-400 konusu hallolursa hiçbir engel yokmuş gibi bir görüntü verilmesi de Dünyaya verilmiş yanış bir mesaj ve ortaya konulmuş büyük bir çelişki olmaz mı?
    Bir de KAYYIM meselesi var:
    Kayyımla yatıp, kayyımla kalkanlar karşılarına bir gün bu konunun çıkmayacağını mı sanıyorlar?
    Hayat yaptıkları ve yapmadıkları ile yüzleşmedir.
    Yaptıkları ile yüzleşilecek ise mutlaka karşılarına çıkacaktır.
    Bu kayyım olayı da nerden çıktı derseniz, tüm paradoksları ortadan kaldıracak, tabloyu anlamlı hale getirecektir.

  14. Türkiye milli maçlarını kaçırmam. Öte yandan, italya maçında spikerin maç değil de sanki bir savas anlatıyor gibi sunması canımı sıktı. Furbol başat olarka eğlenmek için var olan bir endüstri. Her şeyi siyaset uğruna kullanan hükümet futbol zevkimizi bile gölgeliyor ve buradan rant devşirmeye çabalıyor..O yüzden bu sefer elensek o kadar üzülmeyeceğim çünkü futbolun siyasete dahil edilmesi hiç hoş değil.

    Peşin edit trollere: Evet, evet akp gitsin de ne olursa olsun:)))

  15. Palavraci kendini beğenmíş bir millet, Alçak gönülü çalışkan dürúst olan milletleri beğenmezler fakat onlarín çõplerine miliyarlar vererek satín alír ülkeyi çöplük yaparlar.

    Bizim denizlerde doğal gaz araştırmasi için ABD li şirkete verilmiş.

    Oysaki ABD liler gaz ve benzinden kurtaracak teknolojiler kuruyorlar. Dún Seattle’da sadece gúneş enerjisi ile isínma ve yakıt ihtiyacíní karşılayacak 15 katlí binanin temeli atíldí elektirik gablosu gaz boruları falan yok bodrum katínda 303 tane güneş enerjisi depoliyacak pil yerleştırılecek.

    Bizim millet çalışmk yerine Övünmeyi, Doğrular yerine yalanları seviyor.
    En başarılí insan kendi yalnışlarını kabul eden úlkelerin vatandaşları arasından çıkıyor.

    • Ah nurdan hn ah .Milleti kotuleyeceginize biraz teknolojik bilgi okusanız .Konya’nın COLU nasıl Güner enerjisi santrallerine dönüştüğünü görseniz Belki biraz saplantilarinizdan kurtulursunuzPalavraci kendini beğenmíş bir millet, Alçak gönülü çalışkan dürúst olan milletleri beğenmezler !!!!!!Palavraci kendini beğenmíş bir millet, Alçak gönülü çalışkan dürúst olan milletleri beğenmezler !!!!!.sizin gibi mi

  16. Sn Koru bu ne kötümserlik ve milletimizi aşağılamak Hadi burada bazı yorumcular sürekli negatif yazıyorlar ama ya siz.Biraz tarafsız olmak gerekmiyor mu.Bu yönetime karşı durmak millete karşı durmak anlamına mi gelmeli.
    Merak etmeyin bizde de spor musabakalarin da yeterli teçhizat ve bilgili personel mevcuttur.
    Siyasete gelince orada haklısınız etik değerler, ahlak ,sadakat hak getire.
    Örneğin çok takdir edip destek verdiğiniz şimdiki bir parti lideri sabah kendi partisinin cumhur bsk adayını destekler görünür akşam kapalı kapılar ardında altını oyup muhalif lidere destek olur.
    Maalesef siyaset bizde böyle.
    Veya basın sürekli eleştirilir günümüzde yandaş diye ama bir bakın halk ve tele1 e Muharrem inceye kaç dakika vakit ayırır.Zaman ayirirsa acaba ne ile tehdit edilir.
    İnsanın once aynaya bakması gerekiyor.
    Bu günler elbet geride kalacak.

    • bunca zamandır fehmi beyi okuyup milletimizi aşağıladığını düşünmek ne kadar adil?
      futbol üzerinden alegori yaptığını anlamamak mümkün mü?
      o bilmiyor mu bizde de benzer durumda sporcuya gerekenlerin yapılacağını?
      bir milleti neyin aşağıladığına bakmak isterseniz ülkenin en donanımlı bir gazetecisinin yaptığı alegori yerine bir döviz bürosuna gidin ve 10 küsur lira verip elinize tutuşturulan bir tek euro ya bakın derim.

      “çok takdir edip destek verdiğiniz şimdiki bir parti lideri sabah kendi partisinin cumhur bsk adayını destekler görünür akşam kapalı kapılar ardında altını oyup muhalif lidere destek olur.”
      aynı yeni liderin eski partisindeyken izzet ikram gördüğü türlü görevlere getirilebilecekken gördüğü yanlışlar nedeniyle pasif durduğunu makamları tercih etmediğini hesaba katmak gerekir. o dönemden itiberen pek çok yanlışın göz göre göre yapıldığını şimdi daha iyi anlamıyor muyuz? parti içi her türlü yolu denediğini söylüyor, neden inanmayalım? sayın erdoğandan güle akp nin çekirdek kurucuları kendileri sayın erbakanla birlikteyken parti üyesiylerken halleşip, anlaşıp, sistemlerini inşa edip, içerde, dışarda gerekli yerlerden icazet alıp parti kurmadılar mı? bir sistemin içinden hep beraber kopup gelmediler mi?
      kopuş bir süreçtir.
      bir şeye bağlanmak, bir parçası olmak nasıl zamana yayılırsa, uzaklaşmak, ayrılmakta zamana yayılır bir durumdur. iş arayan pek çok insan mevcut işine devam ederken is arar.
      etik mi tetik mi tartışacaksak buraya gelene kadar pek çok başlık yok mu?

  17. Hiç ilgilenmediğim konulardan birisi de milli maçlar hariç olmak üzere futboldur .Bu nedenle maçlarda acil yardım bağlamında ne gibi önlemlerin alındığı hakkında da pek bilgim yoktur.Buna rağmen yine de ben Fehmi Beyin bu derece karamsar olmasına katılmıyorum , daha doğrusu o kadar büyük farkın olduğunu düşünmüyorum .
    Asıl farklılıklar çok daha başka konularda ve bazen öylesine hazin, öylesine trajik oluyor ki adeta insanın yüreğini parçalıyor ve gerçekten tam bir utanç timsali olabiliyor !
    Bunlardan birisi ,5 Eylül 2012 tarihinde Afyon’da meydana gelen cephanelik infilakıdır. Bu patlamada 25 üniversite mezunu pırıl pırıl gencimiz bir çok ihmaller ve dikkatsizlik sonucu hayatını kaybetmiştir !
    Bir diğeri ise 5 Temmuz 2020 tarihinde Sakarya’da meydana gelen infilaktır . Havai fişek fabrikasında meydana gelen bu patlamada da 7 işçi ölmüş, 127 işçi ise yaralanmıştır.Bu yetmemiş gibi savcılık talimatıyla , ortada duran patlayıcıların emniyetli bir yere taşınarak orda imha edilmesi için hiç bir bilgi ve deneyimi olmayan jandarmalar görevlendirilmiş ve maalesef bu işlemler esnasında meydana gelen patlamada da 3 jandarma hayatını kaybetmiş 10 u da yaralanmıştır .
    İşte asıl farklılıklar bunlardır !
    NOT: Konuyla ilgili ayrıntılar bu günkü İsmail Saymaz’ın yazısında bulunabilir
    Herkese selamlar , saygılar

    • Ali bey özellikle havaifişek fabrikasındaki patlamadan sonra yaşanan kimi başıboş tedbirsizlikler konusunda yerden göğe kadar haklısınız ama futbola ilginiz olmaması sizi “komutan sorumluluğundan” da kurtarmaz, öyle değil mi?
      Şöyle ki:
      İctima sırasında nasıl askerin gözünün içine bakarak, onun hasta mı değil mi, ya da o gün eğitim sırasında kalp krizi geçirip geçirmeyeceğini halinden anlamak zorundaysak ve ona göre tedbir almak zorundaysak;
      futbol takımının doktoru ve çalıştırcıları da bu yaşanan üzücü olaydan sorumludurlar!!!
      Senin takımında(askeri ya da sportif) hasta bir er/oyuncu var, kalp krizi geçirip yere düşene kadar ne doktorun ne de takım komutanının haberi var! Olacak iş mi bu???
      Siz kendiniz burda kaç kere yazdınız; herkes mutlaka bir kalp kontrolu yaptırsın ekg çektirsin, kardiologa görünsün falan diye…
      Şimdi gavurun futbol takımındaki bir dizi ihmalden dolayı ölümden dönmüş bir oyuncunun başına gelenlere bakıp da kendi ülkemize sövüp saymanın kime ne faydası var ki?

      • Her şeyden önce ilgi ve yorumunuza teşekkür ederim H.Gayret kardeşim.
        Evet , dediklerinize ben de katılıyorum ,Tabii ki ülkemizin eksiklerini, noksanlarını, yapılan hataları da görüp düzeltilmesi için eleştirmemiz de gerekir ; ancak dediğiniz gibi ‘sövüp saymak’ olmaz , olmamalı ,bu yanlıştır !
        Selam ve saygılar ,iyi akşamlar

  18. 1. Henüz “ben”den “biz”e, köylülükten medeniliğe geçemedik.
    2. Toplumda kendine ayrıcalık isteyenler çoğunluğu, adalet isteyenler azınlığı oluşturuyor.
    3. Toplumsal adaletin sistem kurararak tesis edilebileceğini bilmiyoruz.
    4. Sistem nasıl kurulur bilmiyoruz.

    • biliyoruz biliyoruz da bireysel gelişmişlik çok düşük seviyelerde.

      bu günün akil insanlarının görevi sistem kurmak değil, sisteme kafa yorarak enerjilerini heba etmemeli; sistem kuracak insan yetiştirmeli.

      • Katılıyorum. Yetişmiş insan sayısında belirli eşiğe ulaşmadan sistem de kurulmuyor. O nedenle en önemli hedef iyi eğitim.
        Fakat tüm sorunları bir arada analiz ederek eğitimi ona göre yönlendirmek gerekecektir.

    • “Henüz “ben”den “biz”e, köylülükten medeniliğe geçemedik.”

      Şimdi, siz kendinizi medeni olarakmi görüyorsunuz?

      Biliyormusunuz! Dünyada en cahíl ve medeni olmayanlar, şehirli veya köylúler değil kendilerini beğenenlerdır.

      Ben köylüyüm! Medeni olmayan Bizim ve çevre köylüler analarímız babalarımız ninelerimiz dedelerimiz her birisi 5- 6 dil biliyordular, .
      Medeniye bakín. iki cümle yazmíş birisi hakaret.

    • “Bizim ve çevre köylüler analarímız babalarımız ninelerimiz dedelerimiz her birisi 5- 6 dil biliyordular,”

      yahu palavra sıkmadan birşey yazamıyor musun
      öyle sıkıyorsun ki,senden başka herkes attığının palavra olduğunu anlıyor
      palavracı halinle bir de herkese palavracı diyorsun ya

      ayrıca saydım sekiz cümle yazmış
      hakaret saydığın da senin “palavracı’nın yanında iltifat bile sayılır

      • Yalancı ve palavracílar’in Uzman ustasí gerçek kimliğını saklamana gerek yok..Çünkü sizin kim olduğunuzu biliyorum.
        Geçmişdeki rrumuzunuzla yazdíğınızda, bu ve bunun gibi sahte ve korkakrak yazdıklarıniz’ide ekler sizin için guzel cevaplar yazarım.
        Yalnız size uygun bir sıfat henuz sõzlüklerde yok. Merak etmeyin ben onuda bulurum…

        Bula bilmek için biraz daha National geography izlemem gerek.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız