“Türk olmak kolay değil” klişesi hiç bu günlerdeki kadar geçerli olmamıştı

37
Reklam

Dün futbolseverler akıl almaz bir matematik hesabına dönüşen şampiyonluk muammasına kilitlenmişti. Beşiktaş ipi önde göğüslemeye yakındı; ancak Göztepe gibi dişli bir takım karşısında mağlubiyet alırsa maç öncesinde aynı puana sahip Galatasaray’ın da şampiyon olma şansı vardı. Her ikisi rakipleri karşısında yenilgi tattığı takdirde, galip gelirse, Fenerbahçe de şampiyon olabilecekti.

Her üç takım da yenilmedi, şampiyon fotofinişle Beşiktaş oldu.

Kutlarım.

Maçlar seyircisiz stadlarda oynandı.

FA kupasını kazanan Leicester takımı oyuncuları Filistin bayrağı ile.. Arka planda seyircili tribünler..

Oysa yine dün İngiltere’de iki takım arasında oynanan kupa maçı finalini 20 bin taraftar Wembley Stadı’nda tribünlerde izleyebildi.

Normale dönüşmenin adımlarından biri olarak…

İngiliz gazeteleri dün ülkenin çeşitli köşelerinden normalleşme görüntülerini sunan fotoğraflarla doluydu.

ABD’de virüsle mücadeleyi sürdüren kurul daha önce aldığı kapsamlı tedbirlerin çoğunda değişiklik yaptı ve bunu ilan etti. ABD de normalleşiyor.

Reklam

Biz ise…

THY İngiltere uçuşlarını durdurmak zorunda kaldı. Bu ülkeye ülkemizden gidenler 15 gün karantinada kalmak zorundaydı zaten. Türkiye İngiltere’nin vatandaşları için yayınladığı ‘tatile gidilemeyecek ülkeler listesi’nde yer alanlar arasında.

Bu işte bir tuhaflık var

Adına ‘tam kapanma’ dense bile istisnalar yüzünden yarım uygulanan tedbirler için yarın son gün. Ondan sonra nasıl bir yol izleneceğini bilen yok. “Tedbirler kademeli olarak kaldırılacak” deniliyor; ancak her gün açıklanan korona tablosuna bakıldığında durumumuz tedbirsizliğe müsait değil.

Buna karşılık, tedbirlerin sürdürüldüğü ortamda hizmet sektörünün ve ticari hayatın içerisinde yer alan çalışanların, esnafın dayanacak gücü kalmadı.

Her yıl ülkemize gelmeye alışmış yabancı konuklar döviz rezervlerine 40 milyar dolar katkıda bulunuyorlardı; geçen yıl bu rakam 11 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu yılı kurtarabilmek için ‘turiste muhatap olan herkesi aşılama’ yöntemi bulundu. Ancak Türkiye’ye turist gönderen ülkelerin ilan etmeye başladığı kısıntılar 2021 yılını da turizm için ‘kayıp yıl’ haline getireceğe benziyor.

Geriye dönüp baktığımızda hemen görebileceğimiz tuhaflık şu: Türkiye korona ile mücadelede başlarda en başarılı ülkeler arasında sayılıyordu. ABD ve İngiltere’de vaka ve ölüm sayıları yükselmeye devam ederken bizde düşüşler yaşanmaktaydı. Bugün ise pek çok başka ülke ile birlikte ABD ve İngiltere normale dönerken Türkiye o noktadan hayli uzakta.

Arada ne oldu da bu tuhaflık oluştu?

Reklam

Bu sorunun cevabını aslında herkes biliyor. Bilmeyenler de dünkü şampiyonluk kutlamalarında karşılaşılan manzaralarla cevabın bir bölümüyle yüz yüze geldiler.

Devlet adına ilan edilen tedbirler aynen devam ettiği halde bireylerin onlara uymasında ciddi gevşemeler yaşanıyor. 

Maske-mesafe duyarlılığı dünkü kutlamalara katılanlarda yok hükmündeydi.

Toplumun duyarlılığını sakatlayanın, tedbirleri koyanların en netameli günlerde kendilerinin kendi koydukları kurallara uymamaları olabilir mi?

Lebalep ve tıklım tıklım sözcükleriyle tanımlanan kongreler?

Kalabalıkların kaldırdığı cenazeler?

Futbolsever kitlenin dün akşamki kutlamalarda tedbirler konusunda sergiledikleri gevşeklikte en önemli unsurun bu olduğunu düşünmek için pek çok sebep var.

[MetroPoll araştırma kurumu konuyu vatandaşlara sordu. Alınan cevabın özeti şu: “􏰓Vatandaş pandemi döneminde kongrelerini ve toplantılarını yapmaya devam eden siyasi partilere tepkili. Toplumun %79 gibi çok büyük bir çoğunluğu pandemi döneminde siyasi partilerin kongre ve toplantılar yapmasını doğru bulmuyor. Geçen ay içinde kongrelerini yapan AK Partililerin %68’i ve MHP’lilerin %78’i de böyle uygulamayı doğru bulmadığını söylüyor.]

Esas tuhaflık aşı konusunda

Ancak Türkiye’yi başka ülkelerin gerisinde bırakan yalnızca tedbirlerin uygulanmasında başgösteren gevşeklik değil.

Ondan da önemli olan bir başka konu var: Aşı…

ABD’de Joe Biden’in uygulattığı sıkı mücadelede aşılamaya özel önem verildi. Bugün ABD’de ‘vatandaş-vatandaş değil’ ayrımı bile yapılmaksızın herkes aşılanıyor. Aşılamada yaş 12’lere kadar inmekte. 

Biz bu alanda hayli gerideyiz. Hala aşı gelmesi bekleniyor. Günde iki milyon insanı aşılayabilecek altyapımız olduğu biliniyor, ancak her gün pek az sayıda insan aşılanabiliyor. Beklenen aşılar bir türlü gelmediği için…

Tercih edilen Sinovac aşısının etkisiyle ilgili olumlu haberler medyada yer alırken, bizim dışımızdaki ülkeler o aşıyı yeterince etkili bulmadıklarını belli eden kararlar alıyorlar. 

Daha önce de yazdığım bir başka tuhaflığı tekrarlayacağım: 

Son ‘tam kapanma’ sırasında ülkenin çalışan nüfusu uygulamada istisna kabul edildi; izinli olarak işlerine gidebildiler. 

Evlerinden burnunu bile çıkartmaları yasak olanlar kimlerdi? 

Genellikle yaşı ileride olanlar, emekliler…    

Oysa yaşı ileride olanların hepsi aşılanmış durumda.

Aşılananlar tedbir olarak evde tutuluyor, buna karşılık genç ve aşısız olanlar sokaklarda.

Dün akşam takımlarının şampiyonluğunu maske-mesafe tedbirlerine uymaksızın kutlayanların büyük ihtimalle hiçbiri aşılı değildi.

Ne kadar garip.

Acaba aşının etkisinden devlet düzeyinde de kuşku duyulduğu anlamına mı geliyor bu tuhaf uygulama?

En az bunlar kadar tuhaf başka gündem konuları böyle bir zeminde kendilerini daha kolay belli eder; nitekim öyle de oluyor.

ΩΩΩΩ

Reklam

37 YORUMLAR

  1. Cumhuriyet gazetesi manşetten verdiği bir anketi;
    “Kemal Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan’ı geçti” diye duyurmuş.
    Kafaları hala karışık, kimi çıkarsak diye. Çıkarın işte en büyük muhalefet partisi başkanı Kemal bey değil mi. Anketler de öyle söylüyor. Son dakka süprizi olmasın yine. Açıklayın adama ülke rahat etsin.

  2. Sarıdenizden, altundağlarından, baykaldan, yeniseyden(enesay/anaçay), altaylardan, tanrıdağından(tiyanşan), aralgölünden, hazardenizinden, idilden, urallardan karpatlara, ararattan alplere, akdeniz karadenizden baltık denizine, yakutsktan(saka eli) macar ovasına, and dağlarına, ceyhun seyhundan seyhan ceyhana, kaçkarlardan viyana önlerine kadar her yerin suyun dağın nehrin şehrin adı türkçe!!!
    Köle tüccarı gavurun, esirler arasında gördüğü bir türk için dediği gibi:
    “Zincire vuralım; türk yavuzdur, urgan tutmaz!”


    • Nefsin zafiyetlerine pusu kurdular
      Türkü de köle edip zincire vurdular,
      türküde kaldı özgürlükler, şarkıda!
      Altay dağlarında seni sordular….
      ….

  3. Babacanın açıklamaları konuşuluyor günlerdir.
    Babacan parmak şıkırtısı ile cevap vermeyecekmi.
    Babacan sessiz.
    Gül sessiz.
    Fehmi bey sessiz.

  4. Ender arkadaş senin “dünyadan haberin var” da ne oluyor? Kapıkuleden çıkınca ne var dedik; ne güzel her yanda saray var, malikane var, şato var demiştin! Biz de yaptık bozkırın ortasında bir saray; senin gibiler söve söve doyamadı!
    Işıkevlerinde kalırken mi öğrendiniz bu kadar otorite karşıtlığını, özgürlükçülüğü, malikane(münzevihane mi deseydim?)sever ama saraya karşı olmayı?
    Ya da havada karada otoriteye karşı ama sadece açık denizlerde filistine insani yardım taşıyan gemilerin mürettabatı filan taranırken mi otoriteye saygılı olunsun?

  5. Sayın Fehmi bey, Davutoğlu bile, Babacan ın yaptığını doğru bulmuyormuş, sizi yakından tanıdığınız gül – babacan ekibi böyle bir yolu niye denemişler. Siz bulirsiniz. En azıından haberiniz vardır. Ya da nasıl karşılıyorsunuz. Bu konuda suskunluğunuzun sebebi nedir. Yoksa yine mi sansür.
    Davutoğlu, gazeteci Çağlar Cilara’nın, YouTube’daki yayınında, Abdullah Gül’ün muhalefet tarafından aday gösterilmesine ilişkin, “Sayın Babacan ve sayın Beşir Atalay bana da gelerek sayın Gül’ün böyle bir düşüncesi olduğunu ve üç partinin ona destek vereceğini söylediler. Ben de kendilerine bunun AK Parti içindeyken yapılmasını doğru bulmadığımı söyledim” dedi.

    • Sayın Davutoğlu’nun esas cevap vermesi gereken 12. reisi cumhur hakkında parti istişare kurullarında tekrar partinin başına dönmesi yönünde temayül oluştuktan sonra, neden kendisine düşük profilli kukla başvekillik teklif edildiğinde kurucu genel başkan, kardeşlik hukukdaşı, yasaklı iken hazır partiyi eli ile teslim eden sayın Abdullah Gül’ün önünü kesmek için kurulan tezgaha gelip ahir ömründe pelikan dolması 🐅 🌚 gibi çapsızlar tarafından her gün istiskale uğruyor bunu mülahaza etmesi gerekmez mi?

  6. Baran bey kim ne derse desin “Kılıçdaroğlu’nun patatesli böreğinin şifreleri” başlıklı yazıyı gördün mü?
    Allah yokluğunu göstermesin, en nefret ettiğim şey patatestir, diğeri de patatesli byrek(borekas)
    Yeminle; köpeğime bile yedirmem, yerse de vururum!
    Cinerin kevaşesi, dersimli kemal ve zevcesini neresinden yağlayıp ballayacağını şaşırmış; iletişim dehası yepyeni teoriler attırmalara doyamamış galiba:)
    Ha gayret!!!

    • zorlama kendini istersen, biz seninle aynı dili konuşamıyoruz, zevklerimiz de benzemiyor zaten. hadi mis kokulu ıspanaklı börek dururken patateslisini yemeyebilirsin ama patates sevilmez mi hiç. kumpirlik patatesi fırınlayıp içine bir şey koymasan bile sade olarak yemeye doyum olmaz. hele de kırkızı patates.

      yalniz insüline direnci düşüktür, yüksek oranda nişasta içerir. sevmediğini anladım da nasıl olsa beleş deyip de benden etkilenip reisin dağıttığı patateslere yumulma diye söylüyorum.

      sen genede sağa sola bir bak istersen, dolap köşelerinde bir yerlerde bir ucu yırtılmış makarna paketi kalmıştır belki.

  7. Hilal-Haçlı savaşı gibi safsatalar çağ dışıdır.Dünya ortaçağda yaşamıyor.Uzay çaığan yaraşır ve medeni toplum olamaz ve kendinizle barışık yaşayamazsanız, kötülüklerin anası olursunuz.”Barışı sevin kini ve kavgayı bir tarafa atın çünkü bunlar bütün kötülüklerin anasıdır.” A. Tscherming.”İnsan kendi kendisiyle barış içinde yaşamak istiyorsa müzisyen müzik yapmalı ressam resim yapmalı şair şiir yazmalıdır. ”Abraham Maslow.Kısır döngüden de kaçınmalıdır.”Sulh zenginlik doğurur ,zenginlik gurur doğurur, gurur harp doğurur, harp sefalet doğurur ,sefalet ümitsizlik doğurur, ümitsizlik sulh doğurur.” G. Von Keserberg.Yaşamaktan bıkıp da ölmek için savaşa sarılmak aptallıktır.”Ölmek zor değil gerçekte zor olan yaşamaktır. Barışın savaştan daha iyi olması kadar daha çok çaba istemesinin temelindeki neden de budur işte. ”Lord Byronun.Veda Hutbesi’nde “insanların mallarının, canlarının, ırzlarının (şeref ve namuslarının) dokunulmazlığı” ilkeleri ilan edilerek insanlık barış ve huzur içinde yaşamaya çağırılmıştır.Kaynak:Ebû Dâvûd, Edeb, 110-111 ve
    Buhârî, İlim, 9.Saygılar.

    • Sayın ertav “Hilal-Haçlı savaşı gibi safsatalar çağ dışıdır.Dünya ortaçağda yaşamıyor.” buyurmuşsunuz, elhak öyledir!
      Yalnız bu iddianıza dayanak olsun diye sıraladığınız kaynaklar da pek öyle çiçeği burnunda sayılmazlar bence:)
      Ne ayak???

    • Sayın Ertav
      Bence kafanız biraz fazla karışık.
      Siz çağdışı diye nitelemişsiniz ancak o hala hayatın gerçeği.
      Söyleme değil eyleme bakın diyeceğim ancak görüşlerinizde samimi olduğunuza göre olaylara baktığınız gözlükte bir hata olmalı.

    • 128 milyarı iç ederken şu zavallı halka da bir üç milyar ayırmadılar ya, bunlar böyle acımasız yiyici takımı işte. Millet görüyor mu, zannetmiyorum. Bu saflara ne versen yiyorlar. Karadeniz mafyası müteahhitlerinin yüzlerce milyonluk milyarlık vergi borçlarını da silmişlerdi. O Cengiz vardı, millete söven telefonda, onun bir kalemde 400 küsür milyon TL vergi borcunu silmişlerdi. O zamanın parasıyla 100 milyon dolar. Yiye yiye doymadılar. Gözlerini toprak doyursun. Otorite sever milletimize az bile.

  8. “Demokrasi, toplumların hak ettiklerinden daha iyi yönetilmesini garanti eden yönetim biçimidir”

    128(165) milyar dolar + 159 ton altın + 60 milyar dolarlık tahvil + – (eksi) 60 milyar dolar.
    Unutma + Unutturma

  9. Türkiye de Mafya düzeni:Ülkücü Mafya lideri Sedat Peker Olayında, Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’e göre Susurluk’u aşan bir durum söz konusu.Öneş,”Hukuk sisteminin zayıfladığı, devlet kurumsal yapılarının çözüldüğü ve siyasetin içinde belirli şahısların mafyatik insanlarla olan ilişkilerinin geliştiği bir sürece” işaret ediyor.DW Türkçe.
    Süleyman Demirel, “Devlet bazen rutin dışına çıkar” derken, devletin “mafya ihtiyacı”nı anlatıyordu;
    “Rutin dışı” demek, kendi ilan ettiği hukukla baş edemeyeceği işleri görmek ya da gördürmek demekti, yani hukuk dışının meşru görüldüğünün kabul ve ilanıdır.
    Abdullah Çatlı, Hüseyin Kocadağ, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Mehmet Eymür, Yeşil ve itirafçılar filan hep bu “şerefli” heyettendi, kendi aralarında kavgalar, statü farkları, değer ayrımları olsa bile. Demirel, Çiller ve Ağar’ın sözleri, Kürt meselesi ekseninde birbirine bağlanıyordu esasen, çünkü bu gayrinizami savaş güçleri, Kürtlerin talep ettiği hukuka karşı cepheye sürülmüş hukuksuzluğun askerleriydi, üçü de bunu iyi biliyordu,rutin dışına çıkan hükümetler.Ama onları kullanmadan da edemediler.
    Şimdiki iktidar partisinin büyük ortağı, iktidarının ilk yıllarında “mafya temizliği” yapmakla da övünüyordu, birçok sorunu düzelttiği ya da düzelteceği propagandasını yaparken, gelin görün ki onun yaptığı da bir “heyet değişikliği”nden pek uzak değildi. Sedat Peker, bir ara “makbul mafya” statüsüne, ülkeyi yönetenlerle samimi pozlar verecek kadar yükseldiyse bu nedenledir. Mafya-siyaset ilişkisi sadece bir siyasi anlayışın mafyadan yararlanması şeklinde gelişmez, aynı zamanda siyasal birtakım işlerin mafya eliyle görülmesini de içerir. Susurluk ile Kürt iş insanları, gazeteciler ve siyasetçilere yönelik 90’lardaki suikastlar arasında bağ olduğu gibi, 2010’larda Kürt partilerine (HDP ve öncellerine) yönelik “sivil” görünümlü saldırılar Peker ve benzeri isimlerin organizasyon becerilerine yaslanır esasen. Tabii siyaseten istenmeyenin hukuk dışı yollarla tasfiyesi kadar, Susurluk’ta gördüğümüz gibi “sermaye transferi” için de lazım gelir mafyalar. İktidarın kendi küçük gölgesi büyük ortağı MHP’nin, liderinin daha önce açıkça reddettiği Alaattin Çakıcı’ya birdenbire hasretlenmesi ve hapisten çıkmasını sağlaması gayri nizami siyasi rekabet ve sermaye transferi işlerinde yeni bir kadro düzenlemesinin alametleriydi esasen.Kaynak:gazeteduvar.com.
    Devlet-siyaset-emniyet-mafya ilşkilerine bir de tarikat ve cemamatler katıldı.Bu şer güçler Türk toplumun ensesinde beladır.AKP Siyaset ve yönetim çevresi bir Mafya örgütünü kullanıp atma derdine düşmüş.Yerine de başka ülkücü Mafya olan Alaaddin Çakıçı’yı koymuşlar.Ha,Peker,ha Çatlı;ne farkeder?Siyaset -Mafya ilişkilerinde bedel ödeyen hep muhalif topluluk ile düşman kefesine konulanlar oluyor.Saygılar.

    • Sayın Ertav !
      Yerel yada küresel farketmez, mafyaya elini veren kolunu, kolunu veren tüm vücudunu hatta ruhunu kaptırır.
      Bu yola girip te sahil-i selamete çıkanı tarih daha yazmamış

  10. Sayın hk, laf cambazlığını bırak da sayın yazarın şu “ABD’de Joe Biden’in uygulattığı sıkı mücadelede aşılamaya özel önem verildi.” ifadesine ne diyorsun?
    Yeni başkan görevi ne zaman devralmış da hangi arada koronaya karşı mücadelede bu kadar sımsıkı mücadeleci bir lider oluvermiş, sen bir şey anladın mı bundan?

    • Anlaşılmayacak bir şey yok. Trump bir sürü başka salaklığı yanısıra pandemi ile ilgili olarak yaptığı hatalardan dolayı da gözden düşmüştü. Oyları eridi koltuğundan oldu. Fırsat o fırsat, Biden, kendini göstermek için hızlı hareket etmek zorundaydı. Bütün olanakları bu yönde seferber etmesiyle mücadeleci ve kararlı bir lider olduğunu gösterdi. Bizde de kendimiz için, bize has bütün olanaklar vaktinde seferber edilmeliydi, ama laf cambazlığı yapıldı. Partizanlık her zaman her şeyden daha önemli olduğu için milletin layıkıyla yönetimi ihmal edildi. Bu da pandeminin tekrardan azmasına sebep oldu.

  11. Erdoğan, açıklamasında, kısıtlamalardan etkilenen esnafa her türlü desteği verme gayretinde olduklarını belirterek “Buna rağmen sıkıntıya düşen insanlarımız, esnafımız, çalışanımız olduysa hepsinden helallik istiyoruz” demiş

    her türlü desteği verme gayreti mi???
    dünyada halkına en az yardımı yapan ülkelerden biri olduk.
    ihtiyacı olduğunda yanımızda devletin olmadığını gördük.
    her şeyi bir tarafa bırakalım yüzlerce sağlık çalışanı öldü ve hastalığı bile bir kabul ettiremediler.

    sıkıntıya düşen insanlarımız olduysa…
    olduysa mı?
    gerçeklikten bu denli kopuş yaşanabilir mi?

    helallik istemiş sayın erdoğan.
    sosyal medyada helal etmeyenler çığ gibi büyüyor, orası önemli değil, ama sokaktaki insanlar gerçek. benim gördüğüm kimsenin hakkını helal etme niyeti yok.
    ben şahsen hakkımı helal etsem bile -ki kim olursa olsun hakkımı helal etmemek benim için bir seçenek olmadığı için- bu bir amme davasıdır. taraflar çekilse bile devlet taraf olur ya, 90 milyona yakın insanın parasını, pulunu, hakkını, hukukunu yöneteceğim diye yırtına yırtına gelenlerin yaptıkları da bir ilahi amme davasıdır. bu paraların her bir kuruşunun nereye, nasıl, ne için, kimlere gttiğinin hangi davalara harcandığının hesabı sorulacaktır kuşkusuz.
    binlerce odalı sarayların, ultra lüks araçların, arabaların, uçakların, yandaşlara harcanan paraların, üç kuruş asgari ücret belirlerken bürokratlara sağlanan çoklu maaşların, rant projelerinin hesabı sorulacaktır kuşkusuz.
    bir sona gelmiş bulunuyoruz.
    üç beş yıllık tantana bir kaç günlük saltanat işte sonuçta…
    yakında bitecek.
    ama bu dönem bir israflar ve yolsuzluklar dönemi olarak anılacak.
    tarihteki yerini böyle alacak.
    değdi mi?
    değmedi değil mi?
    bunu her geçen gün daha fazla fark edecekler.
    Hem şimdi, hem sonra.
    Hem burada, hem orada…
    didem kuz
    ddm

  12. “Hakan Çakan
    15 Mayıs 2021 At 11:52”
    Sayın hakan çakan dün kendince sanki beklenmedik bir duruma işaret etmiş:
    “Ben bu mafya tartışmasının ne zaman diğer muhalifimsi partilere sıçrayacağını (hatta HDP’ye bile) bekliyorum. Acaba onların bu mafyalarla nasıl bir ilişkisi vardı? Yoksa da oluşturulamaz mı?”
    İsterseniz bi deneme yapalım:
    “…eski bakan ve parti başkanı. 28 Şubat ve 27 Nisan döneminde nerede durduğu malum…” dediğiniz zatı muhteremin 367 krizinde nerede durduğunu ise nedense belirtmeyi unutmuşsunuz; pek öyle “dostça” bir tutum sayılmazdı heralde?
    Nitekim kendisi tunceli nazımiye nüfusuna kayıtlı bir bürokrat eskisidir ve doğrudan dersimli kemalin de hemşehrisidir, hatta belki akrabasıdır da; çünkü aynı kültür çevresinden geliyorlar:
    Eski hdpli, chpli k.genç ve yine kılıçdarın halaoğlusu(hüseyin..?) tunceli mebusu bilmem kimin olduğu gibi…
    Yani öyle “bu mafya tartışmasının ne zaman diğer muhalifimsi partilere sıçrayacağını (hatta HDP’ye bile) bekliyorum. Acaba onların bu mafyalarla nasıl bir ilişkisi vardı? Yoksa da oluşturulamaz mı?” diye kara kara düşünmeye, kırk dereden su getirmeye gerek yok!
    Dersimin dağlarını delik deşik edip kimyasallarla bombalayan soysuzlarla, mapusdamındaki mahkumları zehirli gazla boğarak diri diri yakan emniyet bürokrasisi ve sivasta, çorumda, maraşta canlara kıyan gladyo elemanları birbiriyle yedi göbekten ilişkilidir, akrabadırlar.
    İtirazı olan?

  13. Dün twıtter’de şöyle bir yorum okudum:

    Osmanlı’yı veya Roma’yı sömürgeci demek yanlış olur.
    Eski dünyada fetih ile genişleme hayattta kalmak için zorunlu bir durumdu.
    İnsan ve toprak gücünün ana kaynağıydı.
    Ele geçirilen yerlerde düzen sağlar,yönetim kurar ve vergi alırsınız.
    Zalimcedir.Sömürgecilik buna kıyasla

    Bu yorumu yazan kişi belli ki koyu bir Osmanlıcı.Osmanlının sömürge imparatorluğunu aklamaya çalışıyor.Tarafsız davranıyormuş algısı yapmak için, Roma’yı da sömürgeci ülkelerin dışına çıkarmış.
    Eski dünya şeklinde tabir ettiği;talan,yağma,cinayet,soygun gibi güçlülerin ortaya koyduğu orman kanunlarının uygulandığı devirlerdir.Bu eylemleri çeteler gibi gruplar yapıyorsa buna haramilik/eşkiyalık (haram yiyen)yeni tabiri ile mafyalık denir.Eğer bu eylemler aşiret,kabile,emirlik,devlet,imparatorluk gibi yönetimlerce yapılıyorsa buna da sömürgecilik , yayılmacılık (epmeryalizm)denir.
    Haramilik:ﺣﺮﺍﻣﻰ) i. (Ar. ḥarām ve nispet eki -і ile ḥarāmі “haramla ilgili, eşkiyalığa âit”) Haydut, yol kesen kimse, şakî.Kaynak:lugatim.com.
    Sömürgecilik:Sömürgecilik, kolonicilik, kolonyalizm ya da müstemlekecilik, genellikle bir devletin başka ulusları, devletleri, toplulukları, siyasal ve ekonomik egemenliği altına alarak yayılması veya yayılmayı istemesidir.
    Sömürgeciler genellikle sömürdükleri bölgelerin kaynaklarına, iş gücüne, pazarlarına el koyar ve aynı zamanda sömürgeleri altındaki halkın sosyo-kültürel, dinî değerlerine baskı uygularlar. Sömürgecilik ile emperyalizm kimi zaman birbirleri yerine kullanılan terimler olmakla birlikte emperyalizm, şekli olduğu kadar şekli olmayan alanlarda da kontrolün hakim gücün elinde bulunduğu durumlarda kullanılmaktadır. Sömürgecilik terimi aynı zamanda bu sistemi meşrulaştırmak veya yaymak için kullanılan bir dizi inanca da işaret etmektedir, zira Sömürgeciler kendilerinin sömürdükleri insanlardan daha üstün olduklarına inanırlar. Sömürdükleri insanları gelişmemiş toplumlardan seçerler. Dünya bu sömürgecileri, gelişmemiş toplumları refaha kavuşturmak ve gelişmelerinde katkıda bulunmak amacıyla baskı altında tuttukları şeklinde algılar veya algılanması sağlanır. Bir bakıma iyimserlik havası estirilir. Kaynak:Vikipedi.

    Yukarıda alıntı yaptığım yorumun sahibi,Fetih(fütühatı sömürgecilik saymıyor.Fütühatı savunurken insan ve toprak gücününü ana kaynağı olduğu için,hayatta kalma ve genişleme için zorunlu olduğunu iddia etmiş.Savunma yaparken işgal edilen yerlerde düzeni sağlam,yönetim kurma,vergi alma nedenlerine bağlamış ve normal karşılamış.

    Şimdi bakalım eski dünya dediği zamanlardaki olaylara.Hun-Göktürk-UygurTürkleri, Moğollar,Mekkadonya Kralı İskender,Bizanslar,Araplar,Endiliüsler,Emeviler,Çinliler,Lidyalılar,Hititler,Asurlular……say da say.birçok kavimlerin yaptığı neydi?Başka toplumlardaki İnsan ve toprak gücünü ele geçirip varlık sürdürme değil miydi?Ele geçirdikleri yerlerde düzen sağlamışlar,yönetim kurmuşlar,vergi almışlardı.O halde bu kavimleri sömürgeci sayacak da Osmanlı ve Roma’yı ayrı mın utacağız?Neden?Amaç, başka tolumlara egemen olmak;taktik, işgal ve istila;hedef ,kendisine ait olmayan insan -torak -zenginlik kaynaklarını sahip olmak değil midir?Mesela ;Türkler ile Çinliler arasında tarih boyunca süregelen mücadelelerin temelinde her iki devletin de Orta Asya bölgesinde baskın güç yani egemen olmak istemesidir. … Bu nedenle Türkler ve Çinliler arasındaki ezeli mücadelenin diğer bir nedeni ise İpek yolu adı verilen ticaret yoluna hakim olmaktır.Kaynak:eodev.com.
    Türk–Çinli ilişkilerinin başlangıç tarihi, milattan önceki yıllara kadar uzanmaktadır. Bu ilişkiler, bazen savaş bazen de dostluk içinde devam etmiştir.Türk-Çin ilişkilerindeki rekabetin en önemli nedeni, her iki milletin de Orta Asya’da tek başına egemen olmak istemeleridir. Kaynak:maynet.com.
    Aynı taktikleri yakın tarihta ugulayan devlet var.Mesela Nazi Almanyası ve Hitlerizm.
    Başka toplumlara egemen olma ve onları sömürme isteği nedeniyle tarih boyunca milyonalrca kişi ölürüldü,sürüldü,esir ve köle edildi toprak,insan,zenginlik kaynakları paylaşıldı.Bütün bunları normal mi karşılamak gerekiyor?Peki aynı olaylar Osmanlıya yapılsa idi yine de normal karşılar mıydınız?
    Roma,tarihte gaddar ve zalim uygulamalarıyla bilinir .Onalrı yaptıkalrı zulümler normal mi?
    Osmanlı Devleti hırlı mı?İşgal ve istila ettikleri yerlerin halkını ,torağını,zenginlikkaynaklarını kendi kullanmadı mı?Kadın ve kızlarını cariye,erkeklerini köle veya devşirme olarak kullamadı mı?Yönetim kurdu,düzen sağladı,vergi aldı diye normal mi karşılanacak?

    Galiba,söürge ve yayılmacılığı kendi tolumunuz yapıyorsa normak,başkası yapıyorsa hele başkası size karşı yapıyorsa zulüm sayıyorsunuz.Dürüst olun!Saygılar.

  14. yeni yeni istatisitkler, arştırmadan sordumlar felan çıkıyor.
    yapılan her iyi faydalı şey değerlidir benim gözümde, doğru yada yanlış.
    Dışardan seyreden halk ta ona bakar, hala bir ümidi varsa!..
    -Lebaleblebileri de yiyebilirdi insanlar, lokanta yemekelrini de,
    eğer sosyal mesafe korunsaydı!
    -Lokantaların hepsi açık kalabilir di taa ilk günden,
    şayet sadece pakt servis olacak, masalar kalkacak! denseydi.
    -AVM’ler içeri sayı ile (HES kontrollü)alsaydı müşterileri..
    -okullar internet tv den deva ederdi, kamu daireleri yarı kapasiteli hep açık kalırdı (haftasonu dahi). yine ek ücretini alırdı görevliler yine almalıdır olağanüstü gayretinin karşılığını sağlıkçılar!
    -olumlu olumsuz bir sürü olay sıralarım şurda.
    olan olmuş. bundan sonra,
    DOĞRUSU NEYSE ONU YAPMAKTIR ASLOLAN.

  15. Günler sıkıntılı geçiyor .Halen 10.000 in altına indiremedik vakalari acilirsak tekrar pik yapma ihtimali çok yüksek bunu göze almalısınız.Bir taraftan esnaf odaları bir taraftan ana muhalefet baskı yapıyor açın diye.Acmali mi acmamali mi.Acsan yarın tekrar yükselişte muhalefet salvo atışlarına başlayacak .Tek görev bizi yönetenlere mi düşüyor.Tek kabahat kongresini yapan AKP demi daireleri kumarhanele çeviren halk da sokaklarda Fink atan lebaleb kalabalıklarda değil mi.Pandemiye rağmen açılış yapan belediyelerde değil mi .
    Bu işten hepimiz sorumluyuz ve el birliği ile bunun üstesinden gelmeliyiz.Sabah akşam yönetime sovmekle bu işten kurtulamayiz.

    • herkes cürmü miktarı sorumludur.
      kişi kendisinden,
      aile reisi ailesinden,
      muhtar mahallesinden,
      belediye beldesinden,
      cumhurreisi cumhurundan sorumludur.
      örnek olmak ise sorumlulara düşer.
      baş nereye giderse ayak oraya gider.
      o nedenle lebaleb kongrelerdir ki
      sonu
      lebaleb hastaneler
      lebaleb morglara uzar.
      ciddiyetin olması gereken yerde o ciddiyet olmazsa o da suçlu bu da suçlu demenin mantığı olabilir mi?
      aile reisi dikkat etmezse çocuk dikkat etseymiş demenin mantığı ne olabilir???

    • Bu necip millet aKaPeyi seçerek sorumluluğu üstünden atmıştır, hatta ümmetin umudunu sandıkta mehdi yetkileri ile donatıp alemin ıslahı ve ümmetin ittihadı ‘davası’ ile zımnen görevlendirmiştir. Bundan sonrası layüsel idarecilerin, kaderlerinin kendilerine uygun gördüğü netice için say-ü gayretleridir.
      ”İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.
      Ve çabasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir.
      Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir. ” Necm 39-41

  16. 30 Nisan 2020 At 10:55 tarihinde H.K. ne demiş bakalım “…..Bizde virus salgınının kontrolünün en iyi eşdeğeri insanları kontrol edebilmek. İnsanların bir araya gelip çoğalması demek, virüsün çağalması ve yayılmasının hızlanması demek. Yine daha dün gördük. Halk ihtiyacı için çarşı Pazar dolaşıyor ve sosyal mesafeye dikkat eden yok. Bizim toplumumuz bilgiyi esas alan disiplinli bir toplum değil malesef. O bakımdan sorumlulk devletin ve yöneticilerin.

    Daha önce birkaç sefer değindim. Israr ediyorum. Vatandaşın Çarşı-Pazar bir araya gelmesini önlemenin en garantili yolu, TSK’den özel bir birim oluşturarak vatandaşın ihtiyaçlarını evlere teslimdir. Bu ayrıca disiplini en iyi şekilde kontrol etmenin yoludur.

    H.Gayret 30 Nisan 2020 At 19:11
    Vefa destek grubu diye bi ekip var, hiç duymadın mı sayın h.k..?

    H.K. yanıt vermiş:
    Benim anlatmağa çalıştığım gibi ve vaktinde olsaydı inanıyorum ki kayıplarımız çok daha az olurdu. Yine de şükür! Ancak, “Artık yaz geldi, virüs-mirüs bize vız gelir, tutmayın beni” denmiş gibi sökün etti ortalığa millet…”

    Bu diyalogların üzerinden bir yılı aşkın zaman geçti. Bugünkü kayıplarımıza bakınca “beni dinlemezseniz böyle olur işte!” diyeceğim geliyor ama ne çare! Maliyeti yüksek “Monkey see, monkey do..” modunda, gelişmiş dünya ülkeleri ne yapıyorsa deneme-sınama usulü o yapılageldi. Bize has doğrunun ne olduğunu göremeyecek yöneticiler çok. Doğrunun ne olduğunun hakkını verecek yöneticiler yok. Koltuklar (muhalefetinkiler dahil) hemen hemen bütün koltuklar sorumluluk hassası dumura uğramış, “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden müstarip olanlarca işgal edilmiş durumda, varsa yoksa “partizanlık”. Aksi takdirde, bu hale gelebilir miydik?

    Neymiş “Her Türk asker doğar”mış!! bak seen! Doğruysa ispat ederek gel beriye beriye (bu günlere!) Misal, hani nerede disiplin?

    • Sayın hk bir yandan “O bakımdan sorumlulk devletin ve yöneticilerin.” diyorsun, öbür yandan “…varsa yoksa “partizanlık”.” diyorsun, sonra da;
      “Vatandaşın Çarşı-Pazar bir araya gelmesini önlemenin en garantili yolu, TSK’den özel bir birim oluşturarak vatandaşın ihtiyaçlarını evlere teslimdir. Bu ayrıca disiplini en iyi şekilde kontrol etmenin yoludur.” buyuruyorsun, elhak öyledir!
      Sonuçta ise şunları söylüyorsun:
      “Neymiş “Her Türk asker doğar”mış!! bak seen! Doğruysa ispat ederek gel beriye beriye (bu günlere!) Misal, hani nerede disiplin?”
      Yav, sen bizimle dalga mı geçiyorsun; bi dediğin öbür dediğini tutmuyor, bir de milleti mi beğenemiyorsun?
      Tövbe tövbe…

      • Sn H. Gayret devletin başının bütün aklı-fikri partizanlık olursa daha önemli işleri düşünecek durumu teşhis ile en kritik yöntemleri tesbit ederek uygulatacak orjinal akıl-fikir kalmaz! İstanbul ve diğer büyük şehirlerde TSK’den pandemiye özel acilen eğitilmiş bir birim oluşturulmuş olsaydı “etkin, bize has bir proje” olarak işin içersine daha ilk zamanlarda ciddiyet, disiplin, güven, saygınlık girecekti. Bu da dünyada eşi benzeri olmayan dayanışma asker-sivil bütünlüğü örneği olacaktı. Yani, pandeminin kısa zamanda kontrolünü başarmış olarak başka ülkelere örnek olmuş olabilirdik.

        İşte o zaman “Her Türk Asker Doğar” ifadesinin dünyada belki bir anlamı ve karşılığı olabilirdi. Ancak, bu ifade bile muhalefet idiolojisinin bir uzantısı olarak daha önceki yıllarda partizanca ortaya atılmıştı. Sen o muhalefetsen seninle dalga geciyorum!

        AKP hükümet/devlet olarak sözünü ettiğim dayanışma-bütünlük projesine öncülük etmiş olsaydı milletin çocukları mehmetçiklerin millete hizmetinin güzelliği ortaya çıkacaktı ve başarılı sonuçlar pandeminin etkin ve hızlı kontrolüne vesile olacaktı. Ekonomi daha önce toparlanacaktı özellikle turizm konusunda dünyada kara-listelede bir ülke olarak gösterilmeyecektik.

        Sözünü ettiğim TSK biriminin engaje edilmesiyle yasakçı bir zihniyetle milletin evlere zoraki hapsini ima ettiğim yok. Kotrollü olarak isteyen vatandaşların belli saatlerde dışarı çıkmasına hava almasına, spor, acil ihtiyaçlarını görmesine imkan tanınmalı. Ekonominin kritik alanlarında üretimin devamiyetine imkan tanınmalı, ancak hepsi kontrollü bir şekilde. Bunun en iyi şekli de mehmetçiğin işe engaje olmasıyla sevk edilmesiyle gerçekleştirilebilirdi. Tövbe tövbe diyeceğine ihtimalleri/ alınabilecek pozitif sonuçları düşün.

  17. Bu kötü yönetimi haketmiyoruz. Bu rezil mafya düzenini de haketmiyoruz. Biz haketmiyoruz diyoruz ama herhalde hakediyoruz. Yoksa dönüp dolaşıp aynı kifayetsiz muhterisleri seçip durmayız. Bahçeli diyorum. Akp’den önce de DSP’yi kafaya alıp ülkenin bankalarını batırmıştı. Hepsini ödedik. Tekrar seçtik çok matahmış gibi bu koalisyonu ve Bahçeli’yi yeniden. İki yıl geçmedi, yine aynı durum. Hazine tam takır yine. Bankalar ve millet donuna kadar borçlu. Ha bittik ha gittik yine. Hep bu Bahçeli. Yoksa reis çok iyi gidiyordu. Geldi başına bir başkanlık çorabı ördü önce. Çık işin içerisinden çıkabilirsen. Şimdi de 100 maddelik anayasa dayamış burnuna. Mafya bir taraftan, MHP’li bürokrasi tayfası bir taraftan, Karadeniz uşakları ve yiyici takımı bir taraftan, cemaatçi düzenbazlar öbür taraftan, tam bir yağma Hasan’ın böğreği hikayesi. Ye babam ye davasında çeteler, ne doymaz illetmiş bunlar. Yoksa ne iyi gidiyorduk değil mi? Neredeyse aya yolculuk yapacaktık az kaldıydı.

    • Bu kötü yönetimi hak etmiyoruz ne demek? Elbette hak ediyoruz ve etmeye devam ediyoruz. Ne kafa olarak, ne insan olarak bu yönetimden daha iyisine elyak olduğunu düşünen varsa hodri meydan “Kadere meydan okuyan, kaderini değiştirecek ıslaha medar olmalıdır.”
      “De ki: “Allah bize ne yazmışsa başımıza ancak o gelir, O bizim mevlamızdır.” Müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.” Tevbe-51

    • biz börek diyoruz, siz böğrek mi diyorsunuz, bazıları da böörek diyor. marul’a maarul diyenler de var:))

      ben böyle şeylere takılmam da sedat peker takılabilir. son vidyosunda yoklama yapıyordu; “derin devletin başı ordamısın, süslü sen de ordamısın, çakma solcular ordamısınız, namusu maaşı kadar olan gazeteciler ordamısınız, pelikan nerdesin, bak yoklamadan kaçmayın vallahi sınıfta bırakırım” diyor. bir sonraki vidyoda böğrek diyenler orda mısınız diye yoklamaya almasın sonra:))

      Vol.5’i yayına koymuş bu sefer çok sert, ölümcül darbeler vuruyor. biri şu: “El Ezherde Hasan El-Benna vardı ondan sonra Müslüman Kardeşlerin başına kim geldiyse öldü, en son Merhum Mursi… o da öldü. ama olsun bizim rabiamız var heee? şimdi Mısırla dost oldular…..”

  18. Yalancının mumu yatsıya kadar yanarmış, oysaki bizimki tam tamına bir yıl yandı.
    Türkiyede geçen senede Korona’dan ölenlerin sayısıc bu seneki kadardı fakat dünyayi kandırmak içın Koronadan ölenlerin ve hastalananlrı gįzliyerek turist çekmek istediler.

    Yalan Dünya yıkar. Bizde yalan leblebi ve üzüm gibi kolayca yiyip afiyetçe’de yutuyorlar.

  19. Kararları bir kişiye bırakınca böyle oluyor işte. Her konuda çamura batmak kaçınılmaz son ülke ve hepimiz için. Bazıları bunu otoriteye saygılı olunsun diye açıklıyor. Devam, böyle devam işte. Otoriteye bol saygı. Sonuç? Ülkenin hazinesi tam takır, 128 milyar dolar uçtu, üstelik -60 milyar dolar borçlu. Damat da buhar oldu, kaçan kurtuluyor gibi. Para yok, aşı da yok. Her gün yüzlerce kişi ölüyor covid’den. Millet işsiz. Umudunu da kaybetmiş, kaçacak yer arıyor. İntihar edenlerin sayısını bilmiyoruz. Haber yapmak yasak çünkü. Mafya almış sazı eline, YouTube’da her gün bakan, emniyet müdürü, milletvekili kim varsa biçiyor. İyi de oluyor. Ülkenin pislikleri her gün çarşaf çarşaf ortaya dökülüyor. Durumumuz bu. Ülkeyi getirdikleri hale bakın ve ibret alın diyeceğim ama nerede. Onlar saygılı olmaya devam edecekler otoritelerine. Öyle görmüşler garipler atalarından babalarından, başka da bir dünyadan haberleri yok. Yakında aya gidecekleri rüyasını görüyor da olabilirler.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız