Bugün medyamızın hallerine bakmak istedim.. Bu yazıda Rabia Naz ve Kemal Öztürk’ün adları geçiyor…

20

Rabia Naz konusuna hayli gecikmeli olarak girdiğim yazıma, medya haberlerini öğrenmek için bakılan bir internet sitesi “Fehmi Koru’nun ayıbı” tepkisini verdi. Alınmadım. Zaten gecikmemden mahcubiyet duyduğumu kendim yazının başlığından duyurmuştum.

Neden geciktim?

Şundan: Bazı olayların varlığı beni rahatsız ediyor, kendimi o rahatsızlığın içerisinde bulmak istemiyorum. Rabia Naz olayı onlardan: Küçük bir kız çocuğu. 11 yaşında. Evinin önünde yaralı bereli bulunuyor. Götürüldüğü hastanede hayatını kaybediyor. “Neden öldü?” sorusuna verilen “Kendini evinin tepesinden attı, intihar etti” cevabı aileyi tatmin etmiyor. Kızın bulunduğu yer ile düştüğü söylenen tepe noktası arasında mesafe var. Yaraları daha çok dayak veya çarpmayı akla getiriyor. Baba “Araştırılsın” dedikçe karşısına duvarlar çıkartılıyor.

Rahatsız edici bir durum.

Aile muhafazakar. Kız İmam Hatip Okulu öğrencisi. Babanın “Araç çarptı” ve “Olayın üstünü kapatmak istiyorlar” kuşkusu duyduğu kişiler de muhafazakar camia içerisinden birileri. Konuya duyarsız kalanlar da öyle.

Bu da beni rahatsız eden bir başka unsur.

Konunun vahametinin mutlaka görüleceğini ve aile ile kamuoyunu tatmin edecek bir sürecin başlatılacağını düşünüyorum. “Ha şimdi, ha yarın” derken bir bakıyorum, olay ile bugün arasında 1,5 yıl geçivermiş…

Mahcubiyetim yalnızca geç kalmışlıktan değil, olayın kendisi ve ele alınış biçimi de ayrı birer mahcubiyet kaynağı.

Reklam

Neden bu ele alınış biçiminin siyaseten de yanlış olduğunu anlaması gerekenler anlamakta zorlanıyorlar? Herhalde kendilerine çok güvendiklerinden. 

Bu tür tavırlar da beni rahatsız ediyor işte.

Kemal Öztürk ne dedi? Neden tartışılıyor?

Hazır rahatsızlıklarımdan bahsetmeye başlamışken daha güncel bir başka konuyu da ele almalıyım.

Geçmişinde başbakan basın danışmanlığı ile Anadolu Ajansı genel müdürlüğü de bulunan gazeteci Kemal Öztürk’ün bir cümlesi geçen haftanın medya gündemini fazlasıyla meşgul etti. Yazıya oturduğumda, bir televizyon programında sarf edilmiş sözlerini sizlerle tam paylaşabilmek için araştırırken, üzerine yazılmış haber ve yorumların bir cilt boyutuna ulaştığını fark ettim.

Dediği şu: 

“Bugün çok bağımsız ve özgür gazetecilik yaptığını söyleyen arkadaşlarımız ben istemeden ertesi günün gazete manşetini bana gönderiyordu, ‘Uygun mudur?’ diye soruyordu ve öyle yayınlıyordu. Bugün aktifler ve muhalifler. Kötü bir şey yaptım. Bunları saklasaydım keşke ama bu devlet işi. Ben devlet adına orada çalışan birisiyim. İsimleri verip ifşa etmeyi doğru bulmuyorum.”

Sözünü ettiği dönem kendisinin başbakan basın danışmanı görevinde bulunduğu dönem.

Reklam

Kendisi istemediği halde bazı gazete yöneticileri, ertesi günün manşetini, önceden başbakanın basın danışmanına göndererek “Uygun” olup olmadığının teyidini almak istiyorlarmış…

Çok gürültü koptu, çok.

Neden?

Doğrusu anlamış değilim.

Ülkemiz siyasileri fazla alıngandırlar. Yeni değil, eskiden beri durum böyledir. Bir de kolay hiddetlenir ve hiddetlendiklerinde de gözleri kimseyi görmez. 

Turgut Özal siyaset sahnesine çıkana kadar gazete patronları tahsisli kağıt uygulamasından yararlanır, piyasada bayağı pahalı olan gazete kağıdını devlet kendilerine ucuza verdiği için, bundan ayrıca kar elde etmeye çalışırlardı.

Ucuza verilen tahsisli kağıdın bir bölümünü fazla sayıda bastıklarını gösterip az basarak ve tasarruf ettikleri kağıdı piyasaya normal fiyattan satarak… [Tiraj raporlarının dandik olması geleneğimiz bu tarihi arka planla ilgilidir.]

Böyle olunca da yayınlarının devletluları hiddetlendirmesini istemezlerdi.

Manşetleri “Uygun mudur?” diye önceden göndermek de o dönemlerin işidir.

Özal tahsisli kağıt uygulamasına son verip gazete kağıdının piyasa fiyatından satılmasını sağlayınca gazete patronları-siyasetçi ilişkisinin tarzı değişti doğal olarak ve kavgalar başladı. İş, gazete manşetinden Özal’ı tehdide kadar vardırıldı.

Çareyi siyasetçi ile iyi geçinecek kişileri gazetelerin başına getirmekte buldu medya patronları…

Manşetin rahatsızlık vereceğini düşünmeleri gerekmedi böylece…

Kemal Öztürk’ün çok ses getiren sözlerine verilen tepkileri, bu geçmişi bildiğim ve bugünü de gözlemlediğim için anlamakta zorlandığımdan konuya şimdiye kadar girmedim.

O tür uygulamalar yalnız siyasilere dönük yapılmaz, bazı gazeteciler mülakatlarını onay almak üzere konuştukları kişilere metni önceden göndererek günümüzde de sürdürüyorlar. Birçok kez benimle yapılmış mülakatlar, ben talep etmediğim halde, önceden bana gönderildi, okudum ve “Tamam” dedim.

Anglo-Sakson medyası işi biraz daha ileriye taşımıştır. Haberler ile yazılarda kendilerinden alıntı yapılan kişileri, onları yayına vermeden önce, görevi bu olan birilerine aratıp, “Bu cümleler size ait, değil mi” diye mutlaka sordururlar.

Pek çok kez arada metinler gider gelir.

Gazetecilik sorumlu bir iştir ve kimse ertesi gün yüzünü morartacak bir büyük yanlışlığa meydan vermek istemez.

“Kimse” diyorum, ama galiba bizde artık o ‘kimseler’ pek kalmadı.

Lafı uzatmayayım: Tartışmamız gereken Rabia Naz gibi olayları ancak gecikerek gündemimize alıyoruz, buna karşılık öylesine söylenmiş sözlerin peşine düşüp çenelerimizi -ve tabii kalemlerimizi de- yoruyoruz.

ΩΩΩΩ

Güncel (saat 10.50) bir not: Günümüzde varlığını belli eden siyasetçi-medya ilişkisi örneğini 2016 yılı Nisan ayında çıkan ‘Ben Böyle Gördüm: Cemaat’in Siyasetle Sınavı’ kitabımda vermiştim. Kemal Öztürk’ün sözleri üzerine yazdığı “Ben O Gazetecilerden Değilim, Olmayanlar Söylesin’ başlıklı yazısında Murat Yetkin o örneği de veriyor.

20 YORUMLAR

  1. Bugün medyanın hal-i pürmelali böylede diğer kurumlar nasıl.Yok birbirlerinde farkı. Gazeteci işini meslek etiğine uygun yapmıyor da diğerleri çok mu düzgün. toplum olarak bir çöküş içersindeyiz.Suçlı ise hepimiz.
    Muhalefet ve yandaşlarına sorsanız tek suçlu iktidar. Oysa sen meydanı boş bırakmışsın beceriksizlik diz boyu sonra sağa sola laf at. Adam olsanız da iktidarı zorlasanız yok. Sabahtan akşam a hukuk hakkında olumsuz konuşuyoruz. Peki yok mu içlerinde vatanperver , korkusuz, sürülmekten korkmayan savcı ve hakimler ?Adam gibi etki altında kalmadan kararlar verin.Yok şöyle baskı var böyle baskı var.Üniversiteler nerede ? neden iki laf edip adam gibi çözüm önermezler ?İşin kolayı var , vur abalıya AKP böyle yaptı.Geçelim bunları adam olup işimizi doğru düzgün namusumuzla yapalım.Önce kapımızı süpürüp sonra başkasına laf atalım.

  2. Cumhurbaşkaninin CHP nin başkanını değiştirme girişimi gibi sıcak gündemler konusunda fikirlerinizi öğrenmek istiyoruz,Rabia Naz olayı elbette önemli ama bu kadar beklemişken birkaç gün daha bu konuya değilde daha sıcak konulara değinmeniz beklentisi ile açıyorum sayfayı ama sığ sularda gezindiğinizi görüyorum.Sitenize yapılan hacker saldırılarından sonra yazı kalitesini düşürdünüz ve korkarak yazmaya başladınız,doğrusu kendi adıma bu sayfayı takip etme isteğim kalmadı.Eski kaliteli yazılarınızı görene kadar sitenizi düzenli takip etmekten vazgeçiyorum.

  3. Mısır’lı Rabia’nın ölümü iç politikada kullanılmaya müsaitti. Bu nedenle miting meydanlarında yıllarca kullanıldı. Fakat bizim yerli ve milli Rabia’mızın şüpheli ölümü iç politikada kullanılmaya müsait değildi, bu nedenle görmezden gelindi. İşte bu nedenle asabımız bozuluyor. Bu yapılan çifte standart diyeceğim ama daha doğrusu ortada bir vicdan standardı yok. Daha da doğrusu vicdan yok ki standardı olsun.

  4. Dünyaya meydan okuyan! AKP LIDERI VE HER KURUMUN BAŞAKINİ 1 KİŞİDEN NEDEN BO KADAR KORKTIĞUNU BILEN VARMI?
    Bu soruya cevap verse verse akpli töreler vereblir! Evet cevabı sizden bekliyorum yazının bundan sonraki kısmı copy bana ait değil.

    KHK’lı Cemal Yıldırım bugün AKP binası önünde geri istedi işini! Tabi yine her zaman olan şey oldu ve belki de 100 küsürünce kez gözaltına alındı!.

    Yıldırım’ın eylem için parti binasına geleceğinin haber alınması üzerine bütün sokakların araç ve yaya trafiğine kapatıldığı görüldü. Sadece 1 kişi işini geri istemek için parti önünde eylem yapacaktı ama bütün yollar bariyerlerle kapatılmıştı.

    Cemal Yıldırım, her zaman olduğu gibi daha ‘işini geri isteyemeden’ apar topar ekip otosuna alındı. Yıldırım yaşananlara tepkisini, “(Sivil Ölüme Teslim Olmadık, İşimizi Geri Alacağız) diyerek Akp il binası önündeydim bugün. Ancak Ankara polisi yanlış anlamış, ben geleceğim dedim; orduyla geleceğim demedim. Bütün sokak araç ve yaya trafiğine kapatılmış. Bu nasıl bir korku. Bu korku size yeter.” sözleriyle gösterdi: “Bizleri gaz odalarında, fırınlarda öldüremediler. Ancak nazilerden daha beterini yapmaya çalıştılar. İşimizi elimizden almaları yetmedi özel sektörde çalışmamızı dahi engellediler.”

    • Troller size bir tavsiyem olacak sakın Bilal Gibi yapmayın… malınızı mülkünüzü
      Boşu boşuna başkalarına devr edip de paranızı harcamayın Gerçekten siz onu hak ediyorsunuz küfür ederek hakaret ederek 24 saat durmadan çalışıyorsunuz o para
      Saray fetvacı larına göre sizler için helaldir.

  5. Doğrusu ben her gün gazetelere bakarım, köşe yazılarını okumaya çalışırım ancak bu K. Öztürk konusuna hiç rastlamadım; dolayısıyla bizi pek ilgilendirdiğini sanmıyorum ! Rabia Naz konusu gerçekten çok önemli, devamlı olarak üzerinde durulması gerekir . Bir de Özbek asıllı hastabakıcı cinayeti var , lütfen onu da fazla gecikmeden ve sonra pişman olmadan gündeminize alın ; istirham ediyoruz . Saygılarımla

  6. Türkiye de olması gerektiği gibi işleyen bir kurum gösterebilirmisiniz? Adalet kurumlarımı, emniyet mi, sağlık mı, eğitim mi, tarım mı… Türkiye de bütün kurumlar ne şiş yansın, ne kebab ne de elim mantığına göre yürür, netice kimseyi tatmin etmez ama müsebbiblerin söyliycek sözleri vardır ve her sorumlu leke tutmayan libaslar giymiştir. Bahse konu müsebbibler de tabi ki toplumun yetiştirdiği bireylerdir. Ben şahsen tüm bu sorunların kaynağını toplumun sahip olduğu ahlak anlayışında görüyorum, iş bu ahlak anlayışından siyasetçisi, eğitimcisi, sağlıkçısı yazarı çizeri herkes nasiplenmiştir. Ahlak mefhumunu şekillendirense değer yargıları, töre, inanışlar vb yıllar içinde oturmuş toplumsal davranış kalıplarıdır. Kadim kültür desek yanlış olmaz ve bence dil bu kadim kültürün aktarıldığını gösteren en mühim belirteçtir. Bugün bulunduğumuz nokta da en başta dilimiz saflaştırma adı altında kısırlaştırılmış, menfaat duygusu istikamet çizer olmuştur. Toplum erdemini, iyiliğini yitirmiştir. Toplumdaki hainlik kavramının içini açsak göreceğimiz nüve menfaat duygusunun üstünlüğüdür. Devletin dahi vatandaşına karşı tutumu bu şekildedir. Vatandaşa karşı yapılan suçlara af devlete karşı işlenen suçların af kapsamı dışında tutulması gayreti ki tam tersi olması gerekirdi bunun açık seçik yani clearly bir şekilde ispatıdır:) Bizleri yoktan vareden Allah dahi kul hakkını affetmiyorken devletin bunu affetmeye yanaşması ki infaz yasası işlenmemiş suçlara dahi peşinen bir af niteliğinde dir yıkılışımızın hızlandığının en belirgin göstergesidir çünki devletin en sağlam dayanağı adalettir.
    Hal böyle iken yaşadıklarımız gayet normaldir, Rabia Naz olayı gibi hatta daha vahimleri her gün yaşanıp dosyaları kapatılıyordur, ordaki menfaat çatışması sadece medyaya aksetmiştir ve dosyanın kapatılması bu nedenden gecikmiştir.
    Kazanmak zor kaybetmek de zordur, bizler kaybetmenin zorluğunu yaşamış ve üstesinden gelmişiz vakti zamanında, eşik değeri aşmışız kaybetme süreci hızını almış gidiyor, bitiş çizgisi ufukta gir görünüp bir kayboluyorken kazanma ihtimalinden bahsetmek abesle iştigal gibi geliyor bana. Hasılı daha çok Rabia Naz göreceğiz, görüyoruz…
    Kimbilir belki de küllerimizden yeniden doğarız, tarihimizde bu yeniden doğma olayı 2 defa yaşanmış, lakin kül olmak için iyice yanmak lazım.

  7. KOMPLO TEORİLERİ
    1- Cemaat , ortak projeydi. İslâm sosuyla Türkiye’deki herkesi ortak potada eritip, yepyeni bir Türkiye icat etmekti. ABD ile birlikte de dünyayı yönetmekti. ABD, Suriye’de Kürdistan kurmaya destek olunca işler karıştı. ABD, Türkler’in birlikte dünyayı yönetmek iştahı karşısında Kürdistan’a göz yumacaklarını düşünmüştü. Olmadı. Anlaşma olmayınca Hükümet, bunu biraz da Gülen’ den bildi. Kapışma başladı…
    2- Kıbrıs harekâtından sonraki ambargo sebebiyle Türklerde hoşnutsuzluk başladı. Sovyetler’ in dağılmasından sonra da tehlike geçince artık ciddi olarak doğuya yönelme başladı. Periyodik , dillendirildi. Suriye’den sonra ve şartlar da oluşunca Avrasya.maratonu başladı. Durum ciddi.
    3- Daeş örneğinde olduğu gibi – Suriye’de de işler sarpa sarınca, ‘ madem öyle, işte böyle’ diyerek Gülen cemaati de tongaya düşürüldü. Böylece, dünyadaki bütün İslami oluşumlar gözden düşürülecekti.
    4- ABD desteğiyle kurulan AKP hükümeti döneminde, diğer NATO ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de, soğuk savaş döneminde oluşturulan gizli kuvvetleri tasfiye edilmesi gündeme geldi. Tabi, Cemaatin tam desteğiyle. Ancak, Gülen’i bertaraf etmesi gündeme gelince, bu defa diğerlerinin desteğiyle işlem başladı. Tam işler rayına oturuyordu ki Suriye patladı.
    5- Baba Barzani Şeriatçı olduğu için onun Kürdistan kurmasını istemediler. Lâik olsaydı işlem tamamdı. Sudan gibi… Mesut Barzani aynı gerekçeyle istenmedi.
    6- Küresel güçler, istedikleri zaman istedikleri devleti kurar veya dağıtır. Örnek, Sovyetler , Yugoslavya ,Sudan vs. Tabi, şartlar da önemli. Allah’ın takdiri ayrı…
    Bazıları, Kürdistan’ ın sadece ertelediğini düşünüyor. Bilemem. Ayrıca, 2000′ den sonra çok şey değişti. Güç dengeleri de. Son bir not : Abdullah Gül’e hain ve vefasız diyorlar. Oysa Sayın Gül, Sayın Erdoğan’ ı Siirt seçim torbasından çıkarıp, Sayın Baykal’ ın… da desteğiyle Başbakan olmasına sebep olmuştu… Vesselam.

  8. saat 10:50 güncellemesine atfen yetkin report okudum.
    Dolmabahçe’de Büyükanıt paşa ile ne konuşulduğunu merak ettiğim kadar hatta biraz daha fazla sahiplerinin önlerine serpeleyeceği bir avuç darı ile kesilecekleri güne kadar biraz daha semirmesi beklenen günü geldiğinde defaten bıçak altına gidecek tavuklar misal, bir odaya doluşup ‘sabah tembihi’ bekleşen medya karabataklarını merak ettim. Onlardan sorumlu kahya danışmanları da yanlarında mıydı? Acaba aralarında sakallılar mı? yoksa şabı emred yeni türemişler mi? çokluktu merakım budur.

  9. Önce düne ilişkin bir düzeltme: Dün Cihangir İslam yazacaktım fakat Yusuf İslam yazmışım. Yazı anlamını yitirmiş.
    Düzeltilmiş halini aşağıya tekrar yazıyorum:
    “Atalar, “kötüden örnek olmaz” der.
    – Bence kötü davranışı örnek yapmamak lazım.
    – Bakanın değil, Cihangir İslam”ın davranışı, hakkında konuşulmayı hakediyor”
    – Ayrıca, Cihangir İslam’ın bütün davranışlarını bilmem ama, okuduğum birkaç davranışı bende çok çok olumlu etkiler bıraktı. Kendisini taktir ediyorum.

    İkincisi yine Rabia Naz davası hakkında:
    – Kuşkusuz her olayda, kişilerin ifadelerinden önce verilere bakarım. Ancak bu kişilerin ifadelerinin ya da şahitliklerinin önemsiz olmadığı anlamına gelmez. Kişilerin ifadeleri de düşünce oluşturmamda etkilidir.
    – Bazı kişilerin ifadeleri doğrultusunda düşüncem gelişirken, bazı kişilerin de ifadelerinin tersi yönde düşüncem pekişir.
    – Sayın soylunun rabia naz konusundaki açıklaması da, bende, rabia nazın babasının haklılığına olan inancımı pekiştirdi.

  10. Chp de yakında kurultay var galiba..
    Birbirlerine operasyon çekiyorlar…
    Garip bir moda gelişti memlekette.
    Öznesiz iddia.
    Önce eski Başbakanlık Basın Müşaviri Kemal Öztürk’ün özne olmadan “Beni arayıp manşetlerinin onayını alan gazeteciler vardı” suçlamasını duyduk.
    Kimmiş onlar; CEVAP YOK……

    Ardından Rahmi Turan’ın “CHP’li bir milletvekili gizli bir biçimde Cumhurbaşkanlığı sarayına gitti. Cumhurbaşkanı ile görüştü, Cumhurbaşkanı ona ‘Senin CHP’nin başına geçmen lazım’ dedi. Gerekirse yardım edeceğini söyledi” iddiası geldi.
    Kimmiş bu CHP li; CEVAP YOK……

    Haberin en önemli ve hatta tek unsuru olan özneyi gizlediğiniz zaman haber haber olmaktan çıkar.
    Spekülatif bir suçlamaya dönüşür….

    Rahmi Turan ne yalan kaynağını ne de ‘Saray’a çıkan CHP’linin’ adını açıklamıyor. O zaman Kılıçdaroğlu, “Doğru” dediği yazıda işaret edilen ve ismini vermek istemediği CHP’linin adını açıklamalı. Yoksa her ikisi de bu oyunun parçası olarak anılırlar……

    Yalancının mumu yatsıya kadarmış…..Hepsi çöp….

    • Türkeş! üflemişin yine. Nerden biliyorsun yalan olduğunu, nerden biliyorsun reisin değil de chpdekilerin operasyonu olduğunu?
      – “kaynağını açıklasın” mış.
      – Gazetecinin kaynağını açıklamak gibi bir zorunluluğu yok. gazeteci kaynağını açıklamaya zorlanamaz, konuyla alakalı şahitlik yapmaya zorlanamaz.
      – Eminim yukardaki cümlemden hiçbirşey anlamadın. Anlasan kendi zekamdan şüpheye düşerim.
      – Yukardaki cümlem derken, o benim ifadem olmanın ötesinde, uluslararası gazeteciler hakkında kabul edilmiş bir kuraldır.
      – O kuralın sebebi de; senin gibi uyanıkların, gerçeklerin ortaya çıkmasını engelleme çabalarının engellenmesi çabasıdır. (tahmin ediyorum bu cümlemden de birşey anlamadın fakat önemli değil. nasıl olsa anlasan da tavrında birşey değişmiyor)
      – Tabi ki, ülkemiz o kuralın ihlalleri ile yanlış kullanımı ile dolu. Bunun da sebebi, bu ülkede çok sayıda türkeş olmasından başka birşey değil: kavramlarla değil, kelimelerle düşünen, hak-adalet gibi değerlerle değil, haklı görünme çabası ile hareket eden…

      • Hamza şu anda gecenin üçü habertürk ve cnn bağlanan rahmi Turan hata yaptığını kanul etti. Aynı kişiler Uğur Dündar ve Candaş Tolga Işık a gitmişler.. Candaş Tolga ışık kendisine bu haberi söyleyenlerin CHP li olduklarını CHP kurultaylarında sürekli gördüğü kişiler olduğunu itiraf etti…Anlaşılan kasetle gelen kasetle gidecek…..Senin anlayamadığın öngörmek biraz marifet ister diyeyim sana….
        Ayrıca Biraz önce Muharrem incenin tivitlerine baktım…. Bu olayları yapanları bildiğini Chp içinde bir grubun olduğunu söylüyor…Herhalde sen ondan daha iyi bilemezsin…Haksız olduğunu itiraf et…onlardan daha çok onları savunuyorsun…Düştüğünüz çukura bak…Allah yardım etsin size…Haktan adaletten bahsediyorsunuz…. iftiralara hemen yapışıyorsunuz….Daha elinizdeki turplar bitmedimi… Ne turp muş bu ya…sök sök yenisi bitiyor….son söz Kasetle gelen kasetle gidecek gibi duruyor….Demedi deme Hamza…

      • Hamza bak sana Muharrem ince Tvit atmış…

        Muharrem İnce adının ortaya atılmasının ardından Twitter hesabından açıklama yaptı.

        İnce açıklamasında şunları söyledi:

        “Daha ilk günden Rahmi Turan’ın dile getirdiği iddiaların merkezine benim adımın oturtulacağını bana gelen bilgiler doğrultusunda tahmin etmiştim.

        Bunun benim üzerimden parti içi muhalefete yönelik bir operasyon olduğunu ve bunun Genel Merkezin mutfağında bir çete tarafından pişirildiğini biliyordum. Tahminlerimde yanılmadım.

        İddiaların benimle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur, olamaz. Bu bana, benim üzerimden parti içi muhalefete yönelik şerefsizce bir saldırıdır. Bu şerefsiz, onurdan insanlıktan nasip alamamış kalemşörle ve kaynağım dediği saray soytarısıyla mutlaka yargı önünde hesaplaşacağız.

        Bu iş elbette sadece yargıyla sınırlı kalmayacaktır. Siyaseten bu operasyonun parçası olan ve Cumhurbaşkanlığı seçim akşamından bu yana şahsıma yönelik kampanya yürütenlerle de hesaplaşmamız kamuoyunun huzurunda devam edecektir.

        Şundan herkes emin olsun ki kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacaktır.

        Ben kendimin ne olduğunu biliyorum. Madem ismimi ortaya attınız elinizdeki belgeleri de tüm Türkiye ile paylaşmanızı bekliyorum. Bu konu artık benim için siyasi bir konu olmanın çok ötesine geçmiş bulunmaktadır.

        CHP yönetimi bu saatten sonra konuyu geçiştiremez. Bu konuyla ilgili benim üzerimden mutlaka bir disiplin soruşturmasını da başlatmalıdır. Ya da taraf olarak konuyu yargıya taşıyıp kendi duruşunu göstermelidir.” …. Hamza….hamza………alo…. hamza………….kapattı

    • bu meşhur kişinin adını hiç kimse,
      bizzat kendisinin itirafı ile de dahil duyamayacak, bilemeyecek..
      çünkü kendi itiraf edemez, ortaya çıkamaz. ne kadar açıklamaya kalksada konuştukça batar. karşı tarafa puan yazdırır.
      bir partinin kendi içinden birisi olası bir başkan aday adayını (yada bir düşünce/grubu hesap ederek) diskalifiye etmeye karar verse,
      o adayın hal ve hareketlerine kıl olan bir başkası da (yada başka bir parti/grup) aynı kişiye bir had bildirme babında mahalleye birşeyler fısıldar ise:
      kırmızı düğmeye basacak o kadar çok adam varki.. (genelde kendine yakın bir gazete/gazeteci yapsa hemen o işine yarayacağı düşünülen partiye patlar olay).
      (gazetecinin hiç bir suçu yada açıklama mecburiyeti olmadığı bir durum bu).
      gazetecinin de tecrübesini konuşturduğu bir olaydır.
      (ve ne yazıkki olayın kahramanı/esasoğlan aslında gerçekten suçsuzdur, o sadece bir kurbandır..
      tek suçu o anda olay yerinde bulunmaktır..)
      bu tür olaylarda çocuğun babasını çoçuk hariç herkesin (sevgiliside dahil) bildiği filimler gelir aklıma.
      ne alakaysa artık..

  11. Ocak Medyada “İntihar, Sonuç; Çözüm, Ne?” başlığı dikkatimi çekti https://www.ocakmedya.com/intihar-sonuc-cozum-ne/. Aldı beni bir düşünce….. ne bunlar sahi?

    İntihar; “Çetin düzen*”i kaldıramayışın bir acziyet ifadesi olarak, Yaradan’a = Allah’a, isyandır. Aklı yerindeyse, bir kişi olarak imtihan aleminde havlu atmak, ringden kaçmaktır. Kaosta kayboluşun sonuna gelindiği zannıyla hayatın pimini kendi kendine çekerek aidiyet ve teslimiyet duygusunu geliştirilemediğinden Allah’a değil de O’na alternatif edindiği tanrıya teslimiyettir.

    Sonuç; Sevdiklerini, toplumu yaralamak, onlara zarar vermek. Kendini hiç bilmediğin korkunç bir tecelliye mahkumiyettir. Şirk’in bir başka tecelli tezahürüdür intihar. Cehalet bu tür Şirk’e götürürür kişiyi.

    Çözüm (ne); Düzenin çetinliği*ni hayatın başında bilerek yola çıkmak, pusulayı şaşırmayacak kadar Kur’anın içeriğini rehber olarak bilmek. Bunun sorumluluğunda dosdoğru yaşamak. Bunu kişi kendi gayretiyle bilemeyebilir. İlerde kölesi olabileceği eşeğini (nefsini) bağlayacağı sağlam bir referans noktası (yani, bir direk; hatta çifte anlama gelebilecek halk arasındaki tabirle bir “kazık”) bulamayabilir. Hz. Peygamber devrinde yaşanılmadığına göre, bu konuda kişiye yardımcı olmak için kaliteli bir DiN eğitimi esastır. DiN eğitimi, hayata dindar veya seküler olarak bakanlara hitap edecek şekilde “Akıl*İman Sentezi”yle hazırlanmalı (vicdan konusu bu bağlamda işlenmelidir). Bu sentez yanlışları doğrulayarak düzeltileri tayin ve tatbik etme, ve her konuda gelişmenin garantisidir. Tabi ki özveriyle ve proaktif bir şekilde çalışmayı gerektirir. Displin ve sorumluluk anlayışı bu sentezin içsel karakteridir… TC kurulalı beri, bu devasa hedefe ulaşılmış değil. Ülke periyodik olarak darbe ve teşebbüsleriyle kanamakta ve bünyesi dışına kayıplar vermektedir. Peki engel olan nedir denecek olursa, emirvakiye sevkeden “zanna, varsayıma, kibire, hipoteze” dayalı saplantılar denebilir. Mevcut devletin öncülüğü ile bunu başarabileceği konusunda derin şüpheler vardır. Bu dönemin sorumlu yöneticileri, herşeye rağmen, bundan sonra sağlıklı bir neslin ortaya çıkmasına vesile olabilirlerse ne ala! “Akıl*İman Sentezi” hayata, “çetin düzen*”e aktivasyondur-hazırlıktır. Olaylardan ibret almak, yanlışları doğrulayarak düzeltileri tayin ve tatbik etmek, tedbirleri vaktinde alarak devamlı gelişmenin güzergahına ışık tutabilmek, güzergahı öne çıkararak gidişata proaktif bir şekilde rehber olmak ancak bu şekilde başarılabilir.
    ___________________________________________
    *”Benim düzenim çetindir” (7. Sure 183. Ayet)

    …..
    Onbirindeymiş Rabia daha, yavrucak,
    Ne anlar ki “düzenin çetinliği”nden..
    Henüz çocukken o, korunmağa muhtaç,
    Yapabilir ki bu işi kendiliğinden…

    Sanki Kaşıkçı olayı türünden bir gizem,
    Bu olay intihar olabilir mi, ey “zan” ?
    Aklın kesiyor mu ki bunu bir dirhem?
    Ya sen ne dersin buna, söyle ey vicdan?

    Kaza ve kadere iman ettik ya biz, ey millet!
    Kaza olamaz mı bu iş? kaza yapan sakar ya!
    Bir yandan suskun, sabrediyorken “mühlet”,
    Öte yandan popülizm “vatan, millet Sakarya”!

    “Zan” diyor ki “Rabia intihardan anlamaz”..
    Sakar kim peki; bu nasıl kaza, sorguladık mı?
    “Kaza süsü var” diyor, anlayana sivrisinek saz!
    Ya da “davul zurna az” geliyor anlamadık mı?!
    …..

      • Ne okuduğunu anlarsın ula
        ne de yazdığını.…
        Cihangire Yusuf dersin mesela
        Müslümana da İslamcı

        Tuzu kuruluk muymuş
        doğru konuşmak…

        Yok Hamiza bey yok bu beni tanımlamıyor. İnsana giydirmeğe çalıştığın elbiseyi öncelikle doğru dürüst biçmeyi öğren. Elinden gelmiyorsa bir insanlık ustasının yanında çırak olarak çalışmayı deneyebilirsin..

  12. Adalet tarafsız olmalı, medya ve basın bağımsız olmalı, yazarlar özgür düşüncelerini gönül rahatlığıyla yazmalıdır. Ülkemizde sipariş üzerine atılan manşetler ilk ve son değildir. Zira Basın, kendini hep iktidara yakın görünmesini ister. Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri davası da derhal temyize gitmesi gerekiyor. Zira bu davalara bakan Savcı da Fetö’den yargılanıyor. Rabia Naz’a gelince; ailesi muhafazakar olması suç mu? Ailesi Kemalist de olabilirdi. Bir küçük çocuğun ölümün nedeni daha önemlidir. Bir an önce ölüm nedeninin netleşmesi dileğiyle….

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız