CHP’den üç milletvekilinin istifası Türk siyasetinin hayrına olabilir…

28

“Flaş haber” uyarısıyla karşılaşınca insan kulak vermeden edemiyor. CHP’den üç milletvekili istifa etmiş. ‘Flaş haber’ bu. 

Hiç kuşkusuz ‘flaş’ diye duyurulacak önemde bir haber.

Politikacıları uzun süreyle aynı parti içerisinde tutmak sanıldığından daha zordur. Herkesi her konuda mutlu etmek kolay değildir de ondan. En mutlu politikacı, ne olursa olsun sessizliğini koruyandır. Tabii bir de partide karar alma mekanizmasına kadar tırmananlar mutlu olur ya da mutlu görünürler.

İki tip milletvekili de bir sonraki seçimde yeniden aday gösterilmeyi bekler.

Eskiden adayları belirlemede ‘ön seçim’ sistemi uygulanır, adayın seçilmeyi düşündüğü ilin parti delegelerinin onayına başvurulurdu. Artık partilerde büyük çapta uygulanmıyor ön seçim sistemi [CHP’de kısmen uygulanıyor]; bu sebeple parti yönetimlerinin gözüne girmek ya da gözde olmayı sürdürmek önem taşıyor.

CHP’den ayrılan üç milletvekili bu şablona uymuyor. Anlattıklarına göre, parti yönetiminden talepleri olmuş, yerine getirilmediğini görünce ayrılmayı düşünmüş, kalmaları için çaba gösterilmesine rağmen istifalarını sunmuşlar…

[Ayrılan milletvekillerinin isimleri: İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi, Karabük Milletvekili Hüseyin Avni Aksoy ve Yalova Milletvekili Özcan Özel.]

Ayrılanların genel merkezle derin sayılabilecek görüş ayrılıkları olduğu ve kendilerini son seçimde CHP tarafından cumhurbaşkanı adayı gösterilmiş Muharrem İnce’ye daha yakın hissettikleri anlaşılıyor.

Reklam

Muharrem İnce’nin kuracağı partide yer almaları bekleniyor.

Bunlar ‘flaş haber’ içerisinde yer alan bilgiler…

Tepkiler değişik. CHP yönetiminden isimler üzüldüklerini açıklıyor, iktidar cephesi ve AK Parti’nin itibar ettiği gazeteler ise bu cesur politikacıları alkışlıyor.

Görüş ayrılığı ayrılma getirebilir

Alkış ile üzüntü arasında bir yerde duruyorum ben.

Politikacıların içerisinde bulundukları partilerden ayrılmalarına ilk kez rastlanmıyor. İktidarın büyük ortağı AK Parti’nin kurucu kadrosunun en kalabalık bölümü daha önce uzun yıllar başka bir partinin safında bulunanlardan oluşuyordu. İYİ Parti kadrosunun önemli isimleri de, bir başka partide barınmaları imkansız hale gelince yollarına yeni bir partiyle devam kararı vermiş kişilerdi.

Muharrem İnce’nin parti kurması ve istifa eden üç milletvekilinin onun yanında yer almasında yadırganacak bir yön yok.

Özellikle arada ciddi görüş ayrılıkları varsa…

Reklam

Ayrılanların yaptıkları ilk açıklamalar bugünkü CHP yönetiminin izlediği politikaları tasvip etmediklerini belli ediyor. Onlar AK Parti yöneticilerinin buldukları her fırsatta yönelttikleri CHP’nin geçmişine dönük ağır eleştirileri hak edecek bir partiden yanalar. Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde kendini belli eden ve CHP’nin İstanbul ile Ankara başta olmak üzere pek çok büyükşehir belediyesini kazanmasını sağlayan yeni açılım politikalarından rahatsızlık duyuyorlar. “HDP” denildiğinde tüylerinin diken diken olduğu anlaşılıyor. Aralarında başörtülü kadınlar veya eşleri başörtülü partililer görmek istemiyorlar.

Korkarım, bir süre sonra, Muharrem İnce bile, ailesinin bazı kadın üyeleri başörtülü olduğu için, onlara ters gelmeye başlayabilir.

Ayrılan üç milletvekili, CHP’nin bir önceki seçimde MHP ile birlikte cumhurbaşkanı adayı seçtiği Ekmeleddin İhsanoğlu ile son seçimde cumhurbaşkanı aday olmasını istediği ve ittifak ortağı İYİ Parti lideri kendi adaylığında ısrar ettiği için adaylığı gerçekleşmeyen Abdullah Gül isimlerine de alerjik insanlar…

[Son seçim öncesinde Abdullah Gül’ün adaylığı konuşulurken Muharrem İnce’nin “O aday gösterilirse ben oyumu Tayyip Erdoğan’a veririm” dediği duyulmuştu. Şimdi ayrılanlarla İnce’yi birleştiren unsur da hepsinin aynı görüşte olması.]

CHP’de kalsalardı iktidar cephesi CHP karşısında kendisini daha rahat hissedebilirdi.

28 Şubat’çı bir partiye ihtiyaç duyanlara hitap edebilir

Üç milletvekilinin ayrılması ve hepsinin yeni kurulacak bir partinin çatısı altında buluşması, CHP’nin son yıllarda izlediği daha geniş kitlelere ulaşma amaçlı politik çizgi sebebiyle boşalmış olan bir alanı doldurması ihtimali açısından Türk siyaseti için önemli.

Ne demek istediğimi açayım.

Daha önceleri alışık olduğumuz ve en çarpıcı örneklerine 28 Şubat (1997 ve sonrası) günlerinde tanık olduğumuz söyleme kurulacak partinin sahip çıkacak olmasını, yeni açılımları yüzünden CHP tarafından temsil edilmez hale gelmiş bir politik çizginin ihyası olarak kabul edebiliriz.

Bunu da ben siyasi hayatımız adına kazanım olarak görüyorum.

Fazla uzak olmayan o geçmişin önemli isimlerinin kurulacak partiye ilgi duyduklarını, kurucu olmak için sıraya girdiklerini görmek kimseyi şaşırtmamalı.

Siyasi hayatta var olduğu güçlü biçimde hissedilen boşluğu tek gören herhalde ben değilim; boş kalan 28 Şubat’çı alanın kendileri tarafından temsil edilmesini isteyeceklere yeni parti bu imkanı sağlayabilir.

Ayrılmamak için ileri sürdükleri şartları kabul etseydi CHP yönetimi, partilerini zora düşürecek bir yanlışlık yapmış olurlardı; dıştan üzülüyor görünseler de içten içe sevindikleri bile düşünülebilir. 

İtiraf etmelerini beklemem ama, belki de ayrılmalarının yolunu CHP yönetiminde bulunanlar kendi elleriyle hazırlamışlardır.

Şunu iyi bilelim: Türkiye seçimlere kadar daha çok siyasi çalkantılar yaşayacak.

ΩΩΩΩ

28 YORUMLAR

  1. Muharrem İnce nin kuracağı parti CHP yi küçültmez, aksine büyütür.
    İYİ parti kurulunca, MHP küçüldü mü ? Aksine MHP nin eli, Ak parti karşısında güçlendi ve MHP, İYİ parti vesilesiyle adeta İktidar ortağı oldu.
    Şimdi de, aynı taktik CHP de işletiliyor.

    Muharrem İnce ye hiçbir sağlam CHP li oy vermez ancak, Kahve edebiyatı ile siyaset yapan İnce, her kesimdem oy alır, barajı bile zorlar, bu da CHP nin elini güçlendirir. Ak Parti’nin erimesine vesile olur. Artı KDV Mustafa Sarıgül faktörü da Ak parti den oy alabilecek potansiyele sahip.

  2. Yahu adamları nasıl hemen Perinçek ci ve 28 şubatçı ilan ettiniz.
    Bu nasıl bir haysiyet cellatlığı.
    Aklınızla adamları itibarsızlaştırıp söylediklerini güme götüreceksiniz.

    CHP de tasviye edilemeyen klasik ulusalcı,HDPPK ive diğer sol örgütlerle bir arada olmak istemeyen ve kendi istekleri ile yavaş yavaş ayrılması bekenen Muharrem ve birkaç kişi kaldı.
    Adamlar HDP ile iş tutuyorsunuz diyor.
    Milli konularda emperyallerle iş tutuyorsunuz diyor.
    Bunların hangisi yanlış.
    İsterseniz Biden e sorun nasıl demokratik muhalefete destek vereceğini anlatsın size.
    RTE gitsinde “Haçlılar namusunuza dokunmaz” diyecek kadar namusunu haçlılara teslim edenler olabilir ama bunu kabul etmeyenlere de bari bühtan etmeden fikrinizi beyan edin.

  3. MAKUL ŞÜPHE
    Ceza Usul Hukukuna ait bir kavramdır.
    Ceza davası açılabilmesi için gereken kriterdir.
    En küçük bir soru işareti ve şüphe ceza davası açmak için yeterli değildir.
    Ancak kesin kanaat te gerekmez. Kesin kanaat mahkumiyet kararı için gerekir.
    Makul şüphe demek, lügat anlamı ile akla uygun şüphe demek. Istılahi ve teknik terim olarak ise hayatın olağan akışına göre ve yaşam birikimlerimiz ile test ederek, elimizdeki kanıtların zanlının isnat edilen eylemi gerçekleştirdiğinden şüphelenmemizi gerektirmesidir.
    Muhalefetteki son siyasi oluşumları iktidarın gerçekleştirdiğine dair elimizde kesin kanıtlar yok . Ancak makul şüphelerimiz var.
    Bu mantıkla gidersek Gelecek ve Deva partilerini de muhalefetle ilşkilendirmemiz gerekmez mi?
    Türkiye’deki güç dengelerine göre, bu operasyonlar için muhalefetten değil, iktidardan şüphelenmemiz daha makul.
    İktidar bu tür operasyonlar yapıyorsa, aynı zamanda normal koşullarda seçimi kazanamayacağını da kabul etmiş olmuyor mu?

    • Hocam,
      Sermaye de Haçlılar da Biden de Kılıçdaroğlu ve HDPKK ya açıktan destek verirken siz neye dayandırıyorsunuz bu adamları sermayenin oyunu diye.
      Bulmuşsunuz bir sermaye kime algı yapacaksanız ona yapıştıryorsunuz

      Siz önce bir CHP ye sorun HDP ile ittifakları var mı?
      Biden kime yardım edecek mi?
      adamlar Canan Karatay ve onun gibilere karşılar
      siz pek sevdiniz onları ;Bu sevginiize Akevler üzerinden güzelce aklayıp paklıyorsunuz.
      Bu yaşınızdan sonra günahtr derim ama yine de siz bilirsiniz.

  4. Birçok siyasi olay bana, Uzun yıllar Tercüman Gazetesi başbakanlık muhabirliği yapmış daha sonra da DYPden milletvekili olan Fethi AKKOÇun bir sözünü hatırlatıyor: “Dış güçler iktidarları dizayn eder. Ancak daha önce muhalefeti dizayn eder. Zira iktidarları ayakta tutan muhalefettir.”

    • Erdoğanın bahsettiği kuklalar kim bilemem ama 28 şubatçılar ve ergenekon tartışmalarında adları bolca geçenler bu Erdoğanla yürümeyecek, onunla olmuyor bu CHP zaten artık bizi dinlemiyor yani yeni bir hareket başlatmamız lazım diye düşünüyorlarmış. haber yorum olarak çok kişiden duyduğum bilgi bu. vatan partisinden istifaları da bu manada düşünmek lazım her halde. iyi partiden de istifa eden olmuştu önceden mesela işkenceci Ali Türkşen.

      ” Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler”

  5. Ayrılanların başörtüsü ile ilgili olumsuz tek beyanına rastlamadım bunu nerden çıkardınız?Böyle bir ifadeleri yokken varmış gibi ifade etmek doğru mu?Hdp ile ittifaka candan hanıma karşılar.Gülede karşılar demişsiniz bundan doğal ne var?Chp lilerin %95 i Gül den nefret eder,tiksinir.Bir CHP li Gül ü neden sevsin?Hele son seçimde CHP den aday olmaya çalışması onu daha da itici yaptı.Eğer güle karşı olmak CHP den istifa nedeni olsaydı CHP de 5-10 vekil belki kalırdı.

  6. Enflasyon Patlaması
    Ekonomik alamda yaşanan enflasyon patlaması, siyasi parti enflasyon patlamasında beraberinde getirdi.
    Baş döndüren hızla yeni parti kuruluyor halkımız açısından olumlu mu olumsuz mu olur doğrusu kafalar karışık.
    Sürekli bölünüyor küçülüyoruz
    Marketlerde Ürünler azalıyor küçülüyor
    Halkın ekonomileri küçülüyor
    Siyasi partiler bölünüyor küçülüyor
    Bölünüp çoğaldıkça kafalar daha karışıyor

    Herkes şikayetçi yönetenler yönetilenler beklentiler aynı temiz siyasetçi temiz toplum.
    Bir türlü hastalığa teşhis koyamıyoruz
    Sorun siyasetçilerde mi toplumda mı
    Aslında çok karmaşık ve zor bir iş değil teşhisi
    Tek yapmamız gereken aynanın karşısına geçip kendimize bakmak…..

  7. Bunlar Tayyip erdoğanın planları dahilinde gizli projelerdir,zaten M.ince rizeli,tayyip rizeli ki onlarda ırkçılık had safhadadır….yakinda M.sarigulde parti kurar ve cumhur ittifakına destek artar..Oguzhanla boşa görüşmedi değil …

  8. Hadi yine iyisiniz
    Çatı adayınıza itiraz edecekler,edebilecekler
    Bir bir tasviye ediliyor
    Bu arada hdpkk ile ittifak ediyorsunuz
    Suriye ,Doğu Akdeniz ,Libya ,Karabağ gibi konularda emperyalistlerin sözcüsü gibisiniz

    Gibi önemsiz ayrıntılara girmişler ama boşverin ne önemi var bu konuların
    Muharrem gibi Birkaç çatı karşıtı kaldı onları da itibarsızlaştırıp sarayın adamı ilan edip uzaklaştırırsak. Son anda çantadan okyanus ötesinde belirlenmiş bir baca adayı hokus pokus yapılır
    Aman dikkat edin bu sefer baca inşasını bozacak bozgunculara yer vermeyiniz Hdpkk ya da bir gizli anayasa sözü veriniz
    Bu sefer olacak bahara kadar dayanın

  9. Avrasyacı milletvekillerinin ayrılmasına en çok Doğu Perinçek sevinmiş. Bu vekillerin yeri Vatan Partisi olacaktır. Birgül Ayman Güler, CHP’den istifa ettiğinde kendisini Perinçek’in partisinde bulmamış mıydı? Bu vekillerin ne farkı var?

  10. Bizdeki “doğru sanılan yanlışlardan bazıları” şunlar olabilirmi acaba:
    Yaşı çok ilerlemiş birisi başkan olursa herşey daha iyi yürür, o herşeyi biliyordur, tecrübe, deneyim onda, heleki para verecek kişi kurumlar ancak bunlara güvenip para verirler!
    (Bu konuda “Akil insanlar” desem olmasını istediğim anlaşılır).
    Kadın kotası!
    (Erkek kadın ayrımı! Konuşmayı bile kadına hakaret sayarım.-hele ki kota-).
    Devleti yöneten partiden ayrı olmalıdır!
    (Arkasında bir görüşü, vekili olmayan adamın birini millet nesine bakıpta seçecek? Aslolan yetki-denetim dengesidir).
    Bir partide herkes lidere biat etmelidir!
    (Niye? Tarikatmı kurdunuz da liderin her dediğini kutsal kitaptan okuduğunu sanıp inanacaksınız? Parti, aynı fikri zikri amacı hedefi vs vs paylaşan insanların bir araya geldiği yer değilmidir? “Orkestra şefi! neyi anımsatır?”).
    Lambalarda bile artık, beyaz/sarı/birde flu-loş model icat oldu.
    Çoğu kimse anlayamaz belki ama ben M. yada kendi ayakları üstünde duran H. partilerinin varlığı nedeniyle ülkemin geleceğinin daha sağlam zeminde olduğunu,
    S. partisi ve benzerlerinin de insanların inançlarını koruyabildiğinin bir göstergesi olduğu nu,
    C., İ., A,. partilerinin de (belki yeni kurulan kurulacak partilerinde) bir gün koskoca bir bidon, başka bir zaman bir desti, bir sürede şık bir sürahi ibrik olduğunu düşünür,
    Kendimi daha güvende daha rahat hissederim (mesela derin, sığ sular kabusu görenlere, komplo teorisi meraklı larına öneririm).

  11. chp den üç mv istifa etmiş.
    kaldıkları kabahat. geldikleri daha büyük kabahatti.
    kılınçdaroğlu pek çok seçim kaybetmesine rağmen uzun yıllardır chp nin başında. partiyi dönüştürmek istediği de bir gerçek. daha geniş kesimden oy almak istiyor. gittiği yolu eleştirebiliriz ama belli kalıpları kırması olumlu bence. şimdi bu üç zevat partide kılınçdaroğlu bu politikaları izlerken mv olmadı mı? ilk sıralardan aday olup listelere yazılırken başkanla yakınlık kurarken bu tutumdan rahatsız olmadılar lakin şimdi mi oluyorlar? ince de aradıklarını bulacaklar mı?
    görüş ayrılığı ayrılma getirebilir elbette ama oy isteyen hiç kimsenin elitist olma, şubatçı olma lüksü yok bu ülkede? türban ve hdp açılımı yapmayan partiler olur da işte vatan partisi gibi olur. yani olmasa da olur. akp bile öcalangillere yanaşmak zorunda kaldı hatırlarsanız. şimdi de kapı kapı geziyor, eli mahkum.

    iktidar cephesi ve AK Parti’nin itibar ettiği gazeteler ise bu cesur politikacıları alkışlıyor diyor sayın koru.
    akp ye itibar eden medya demek istedi sanırsam, ki ülkedeki medyanın % 70 i falan oluyor, bir bakan hem de ülkenin cumhurbaşkanının damadı sosyal medyadan istifa etti, günlerce sesini hatta gıkını çıkaramadı bu medya şimdi chp den istifaları dolar dolar yazarlar artık. akp den ayrılanlar hain, ajan, fetöcü, proje olarak yaftalanırken, onlara edilmedik hakaret bırakılmazken chp den ayrılanlar alkışlanıyor neden acaba??? incenin partisi desteklenirken, babacanın ya da davutoğlunun partisi kötüleniyor.
    komplo teorisyenleri yakın gelecekte insanın transhümanizm sonucu robotlaşmasını konuşuyorlar, bizde robotlaşma başlayalı uzun yıllar oldu oysa.
    gazetecilere ne yaz derlerse onu yazıyorlar,
    görsel medyaya ne oynat derse onu oynatıyorlar,
    millet vekillerine bir kişi ne derse onun için el kaldırtıyorlar,
    faiz indir deniyor indiriliyor, faiz yükselt deniyor yükseltiliyor.
    millettin bir kısmı da robot olmuş, yüz milyarca dolar uçmuş gitmiş nerde diye merak eden yok. atv izleyip uçuyoruz kaçıyoruz hikayeleriyle şarj oluyorlar.
    ender bey merkelin pazar alışverişini yazmış.
    gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamında siyasiler halk gibi yaşar, halk gibi harcar. zaten beş kuruşun hesabını sorarlar. bisikletiyle ya da metroyla işe gidip gelenden çarşı pazar da gezenlere kadar halktan biridirler. olmamanın da hesabı sorulur. bizim gibi gelişemeyen ha bire de geri giden ülkelerde siyasiler en pahalı saraylarda oturur, en lüks araba ve uçakları kullanır, bin kişilik koruma ordusuyla dolanır. mevki ve makamlar yandaşlara paylaştırılır. o nedenle zaten gelişemeyiz, o nedenle zaten ha bire geri gideriz.
    siyaset mekanizmasının değişmesi gerekir, zihniyetlerin temizlenmesi gerekir. hep beraber zarar ediyoruz, kimimiz maddi, kimimiz manevi, çoğumuz hem maddi hem manevi…bu kafa ve bu sistemle kim nereye isterse oraya gitsin,
    ne fark eder?
    ne değişir?
    ne fayda?

    • Bir basın toplantısında kadın bir gazeteci Merkel’e soruyor:

      “Bizler dikkat ediyoruz, siz genellikle aynı elbiseleri giyiyorsunuz, sizin başka elbiseniz yok mu?..”

      Merkel gayet sakin, gülerek:

      “Ben bir kamu çalışanıyım… Top model değil!..”

      Bir başka gazeteci söz alıyor:

      “Sizin evinizde evi temizleyen, yemekleri hazırlayan, ev işlerine bakan bir yardımcınız var mı?..”

      Merkel aynı gülümsemeyle:

      “Yok… Zaten öyle bir yardımcıya ihtiyacım da yok. Eşim ve ben, evde kendi işimizi kendimiz görüyoruz”.

      Sorular devam ediyor:

      “Evde çamaşırları kim yıkıyor, siz mi, eşiniz mi?..”

      Merkel de, tebessüm eksik değil:

      “Çamaşırları ben ayarlıyorum ama, çamaşır makinesini eşim çalıştırıyor. Özellikle akşamları. Çünkü, bu işlere ancak akşam zaman bulabiliyoruz. Neyse ki, oturduğumuz apartmanın duvarları kalın olduğu için komşulara rahatsızlık vermiyoruz, çamaşır makinesinin çıkardığı sesten onları rahatsız etmiyoruz”.

      On sekiz yıllık iktidarı boyunca…

      Avrupa’nın en iddialı, en büyük, en etkili ülkesinin ve o ülkeyi en başarılı biçimde yöneten Başbakanı ama…

      Ne özel uçaklarla seyahat ediyor, ne yatları var, ne saraylarda oturuyor, ne öyle sözü edilecek bir varlığa sahip, “orta halli” bir yurttaş…

      Başbakan olmadan önce hangi evde oturuyorsa, on sekiz yıllık Başbakanlığı döneminde de, aynı evde oturuyor.

      Ne çevresinde seksen, yüz koruma…

      Kendisi alışverişe gidiyor.

      “Makam arabası” sıradan bir araba, markete yanında tek bir korumayla gidiyor, Başbakanlığa da, toplantılara da…

      Evinde yemeği kendisi pişiriyor.

      Yaşamında onu halktan ayıran en küçük bir lüks yok.

      Sadelik…

      Tevazu…

      doğru mu acaba bunlar?
      inanması zor değil mi?
      18 yıl insan hayatında uzun bir zaman.
      neyin nasıl olması gerektiğini unutuyor insan.
      unutturuyorlar.
      itibarda tasarruf olmaz diyorlar.
      hiç utanmıyorlar.

      • didem kuz 14 Ocak 2021 At 17:02
        “TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda son sırada Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kuruluşların 2020 yılı bütçesi görüşüldü. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 2018 yılında 1.6 milyar lira olan Saray harcamasının, 2019’da 2.8 milyara yükseldiğini, 2020’de de yüzde 11.8 oranında artışla 3 milyar 152 milyon 937 bin lira ödenek tahsis edilmesinin öngörüldüğünü açıkladı.”

        “Muğla’da Okluk Koyu’nda yapılacak ve yazlık saray olarak ifade edilen Devlet Konukevi’nin başlangıçta 150 milyon lira harcamayla bitirilmesi öngörüldü. Ancak 2018 yılından bu yana 435 milyon lira harcanmasına rağmen hâlâ bitirilemedi. Proje büyüklüğü 555 milyon liraya, bitirme süresi de 2019’dan 2021 yılına uzatıldı.”

        “Sarayların bakım ve onarımı için 2015’te 98 milyon 850 bin TL, 2019 sonu itibarıyla 158 milyon 300 bin lira harcama yapıldı. Bakım ve onarım için 2021’e kadar 273 milyon lira harcanacak.”

        “Cumhurbaşkanlığı sarayının bulunduğu geniş araziye 2016 yılında ‘ek hizmet binası’ ismiyle inşa edilmeye başlanan kütüphane binasının 2019 yılında 650 milyon lira harcamayla tamamlanacağı öngörüldü. Ancak bugüne kadar 2 milyar 845 milyon lira harcama yapılmasına rağmen bu bina hâlâ tamamlanamadı. Ek hizmet binasının 2021 yılında 3 milyar 54 milyon liraya bitmesi öngörülüyor.”

        “Türkiye, makam araçlarında dünya rekorunu elinde bulunduruyor. Almanya’da 9 bin, Japonya’da 10 bin, Fransa’da 8 bin makam aracı var
        Türkiye’deki makam aracı sayısının 125 bin”

        Sezer döneminde Cumhurbaşkanlığı’nın Süleyman Demirel döneminden kalma 2 makam aracı vardı.
        şimdi Cumhurbaşkanlığı’na ait 268 ultra lüks araç var.”

        uğur cebecinin devlet erkanının uçak kullanımı ile ilgili yazısından alıntılama;

        “İlk Gulfstream, Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde alınmıştı. 1988’de teslim edilen Guflstream GIV tipi uçaklardan TC-ANA (daha sonra ATA oldu) Başbakanlık, TC-GAP da Cumhurbaşkanlığı emrine verilmişti. 1992’de aynı tip uçak Genelkurmay Başkanlığı için de satın alındı. Daha sonra GAP uçağı, Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmaya başlandı. Görüldüğü gibi devletin 2002’ye yani AKP iktidarına kadar 3 adet makam uçağı bulunuyordu.

        AKP döneminden önce Başbakanlık koltuğunda oturan Bülent Ecevit ise zaten siyasette sadeliğiyle tanınan bir isimdi; özel uçak yerine genelde Türk Hava Yollarının tarifeli uçaklarını tercih ederdi.

        Başbakan ya da Cumhurbaşkanları seyahatlerinde gazetecileri de yanlarında götürebiliyordu. Özellikle yurtdışı uzak uçuşlarda gazeteciler götürüldüğünde, iş bittiğinde medya kuruluşlarına faturalar gönderiliyor, kuruluşlar da ödeme yapıyordu. Yani uçaklara binen gazeteciler kimseye minnet duymuyor ya da yağdanlık etmiyordu. Başbakan ya da Cumhurbaşkanı ile aynı uçağa binmek sadece gazetecilik faaliyeti için yani habere kolay ulaşabilmek için önemliydi. Ayrıca THY, uçakların giderleri ve diğer masraflarını kullanan kuruma fatura ediyordu. Örneğin, Başbakanlık talimatıyla İçişleri Bakanlığı’nın açılışı için uçak kullanıldığında THY o uçağın masraflarıyla ilgili faturayı İçişleri Bakanlığı’na gönderiyordu.

        Gelelim Erdoğan dönemine…

        Erdoğan, 2004’te daha büyük bir uçak almak istedi. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin 40 koltuklu Airbus A319 Corporate Jet tipi uçağı satın alındı. Filo genişlemeye başlamıştı. O sıralarda Başbakanlığa ait S-92 tipi TC-OBA helikopterin de Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından kullanıldığı biliniyordu. Devletin uçak filosunun durumunu ilk olarak 2015 yılında Başbakanlığı döneminde Ahmet Davutoğlu açıkladı. Başbakanlığın faaliyet raporuna göre devletin hava araç filosunda 11 uçak bulunuyordu. 2016 faaliyet raporuna göre bu 11 uçağa, üç skorsky helikopteri eklendi. 2015 raporunda bu 11 uçağın yıllık bakım ve uçuş masraflarının da 25 milyon 900 bin Lira olduğu belirtildi. 2016 raporunda ise masraf kalemi yoktu.

        2016 yılından sonra uçak sayısında daha da artış oldu. 12. uçak Tunus’tan alındı. Tunus’un devrik lideri Zeynel Abidin Bin Ali’nin sadece bir kere test için binebildiği Airbus uçağı 78 milyon dolara alındı. 13-14-15. uçaklarla ilgili kamuoyuna yansımış bilgi yok. Ancak, 16. uçak olay oldu.

        Örtülü ödenekten satın alındığı iddia edilen, sonra bizzat Erdoğan tarafından kendisine Katar tarafından hibe edildiği söylenen 400 milyon dolarlık uçakla birlikte devletin toplam 16 özel uçağı oldu.

        Elbette bu kadar uçak olunca onlara özel mekan da gerekli olacak, masraflar büyüyecekti.

        2011 yılında devletin ANA, ATA, GAP VE DAP uçakları için bir futbol sahası büyüklüğünde hangar yapılmıştı. Esenboğa Havalimanı’ndaki hangar ilk Airbus’a da ev sahipliği yaptı. Ancak uçaklar artınca yeni bir alana ihtiyaç duyuldu. İşte o sırada İstanbul Havalimanı devreye sokuldu, Atatürk Havalimanı kapatılırken, Erdoğan’ın filosuna tahsis edildi. Şu sıralarda Atatürk Havalimanı yıkılıp “Millet Bahçesi” yapımına başlandı ama yerleşkede bulunan Devlet Konuk Evi tamamen yenilendi ve başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer devlet yetkilileri olmak üzere Türkiye’ye gelen yabancı devlet başkanları tarafından kullanılıyor. Yani Atatürk Havalimanı AKP’li Cumhurbaşkanı’nın lüks uçak filosu için özel bir havalimanı oldu.

        Türkiye devlet başkanlarına ve özellikle de Cumhurbaşkanının şahsına havalimanı bulundurmaya başlamışken, bazı absürtlükler dikkat çekecekti, örneğin Almanya Başbakanı Merkel tarifeli uçağa biniyor, zaten İngiltere Başbakanı da makam aracı yerine metro ile seyahat ediyordu. Finlandiya ve İtalya devlet başkanları da tarifeli uçağı tercih ediyor Akıllara onların özel uçağı yok mu sorusu takılıyor, ister istemez.”
        uğur cebeci.

        • özel iletişim vergisi % 10 a çıkarılmış.
          çocuklar uzaktan eğitim görürken internete zam yapmak pek bi yerinde oldu değil mi?
          saray harcamalarından kısıntı yapılacak değil ya?
          2021 model lüks araç siparişleri iptal mı edilsin yani?
          katar emirinin verdiği uçakta eskidi sanki, şimdi onun da modelini yükseltmek gerekir.
          en iyisi çocuklar pahalı internet kullansınlar.
          etlerini sütlerini kıssınlar, interneti ödesinler nolur ki?

          • *******
            Uzun lafın kısası, rezalet mi rezalet!
            Oy verdirdi bize de, o günkü mecburiyet!
            …..

  12. Ben hiç bir partiyi beğenmem ve bu nedenle de hiç birini tutmam! Bu bir …
    İkincisi ise bu CHP ile ilgili G.Civaoğlunun bu günkü yazısı çok iyi bir fikir veriyor !
    Üçüncüsü , bu CHP den ne köy olur ne kasaba !
    Ve dördüncüsü de şu, Kılıçdaroğlu en iyisi ebedi başkan olsun , bitsin !
    Herkese selamlar , iyi günler

  13. HDP kapatılırsa oylar blok halinde CHP ye geçer. HDP kapatılırsa ve PKK ile daha etkin bir mücadele sürecine girilirse İyi Parti Cumhur İttifakında yerini alır. İstanbul sözleşmesi iptal edilir ve Saadet Partisine jestler yapılır, Erbakan belgeselleriyle Gönülleri alınırsa Saadet de Cumhur ittifakına geçer. Ama MHP ne der bu olanlara orası meçhul

  14. CHP, liyalat, dürüstlük ve benzeri sözleri sizn için İstanbul Belediye meclis Başkanvekilleri yalanlamış. Valla kendi ağızlarıyla kadrolaşmayı nasış yaptıklarını alatıyorlar sayı da vererek. Ee şimdi Ak partiye karşı hangi argümanınız kaldı CHP yi savunacak?

  15. 367 Sabih ile Kazan atama Vural Savaş sağ mı? bilemiyorum eğer sağ iseler milletin allerji katsayısını arttırmak için muhakkak ince partiye kayıt olsunlar. Hatta parti tüzüklerini Perinçek paşa ile birlikte VP karargahında hazırlayıp, külliyede korkulu rüya gören danışman tayfasına ön okuma yaptırıp, nezaket ziyareti esnasında ‘ gel hasan ! ‘ efendiye verip makama dahi arz etsinler. Ne yaparsanız yapın o çok arzu ve şehvet ile bağlı olduğunuz makam yani ihtiras tramvayı sizin için son seferine çıkmıştır. Arkanızdan gelecek büyük ahlaki ihya ve tamir süreci ile dümdarlık vazifesi güllerin açacağı bir mevsimde tevdi edilecektir. Teemmel

  16. “boş kalan 28 Şubat’çı alanın kendileri tarafından temsil edilmesini isteyeceklere”

    Fehmi bey! Şu anki iktidar 28 Şubat’çıların 21.asrın temsilcileri olduğu’na göre; o 3 millet vekilı muhtemelen akp ye üye olur, muharem incede halen daha üyesi olduğu kendi partisinde kalır.
    Parti kuracak birisi önce üyesi olduğu partiden istifa etmesi gerekmezmı?

    28 Şubatın baş aktörü Perinçek nerdeise 5 yıl’dır zaten ihtidar’da.

  17. Temiz Siyaset

    Siyaset baştan sona antidemokratik Türkiye’de. Kimsenin demokrasi ile alakası yok. Hep tepeden inme siyaset yapıldığı için partiler dikiş tutturamıyor. Ülkenin genel politik bölünmüşlüğü de üstüne biber.

    Siyaset doğal bir şekilde aşağıdan yukarıya yapılsa nasıl olurdu merak ediyorum. Acaba yürür mü? Neden bir grup insan da bunu yapmaz?

    Yerelde insanlar seçecekler. Onların seçtikleri yukarı doğru seçecekler. Bu neden zor?

    Amerika’da yerelde siyasetçiler önce kıyasıya kendi partileri içinde yarışıyorlar. Aday adayı oluyorlar. Sonra karşı partidekilerle yarışıyorlar. Son başkanlık seçiminde gördük, neredeyse 10 tane Başkan adayı aylarca çarpıştılar demokrat parti içinde aday olabilmek için. Son derece demokratik bir yarış. Bunu neden yapamıyoruz? Neden hep tepeden geliyor seçimler?

    İstifa eden milletvekilleri bunu da belirtmişler. Yerelde yapılan tepeden atamalara karşı çıkmışlar. Haklılar bence.

    Yarış demokratik olmayınca normal ve dürüst insanlar da siyasete ilgi duymuyorlar. Siyaset yapanlar genelde hep siyaseti meslek edinmiş karanlık tipler. Hani AKP reisinin Davutoğlu’na dediği gibi, siyasi şeffaflık yasası getirirsek il başkanı olacak adam bulamayız demiş denildiğine göre. Yani baştan siyaset yapanların yolsuz ve karanlık tipler olduğunu kabul var.

    Ülkemizin dünyanın en fazla yolsuzluk yapılan ülkeler arasında hep rekor kırması da açıklıyor durumu. Siyaset pis ve kirli.

    Yapılması gereken herşeyden önce temiz siyasetin yolunu bulmak. Yolsuzluğa sıfır tolerans. Bunu yapmadıktan sonra koalisyon ha öyle olmuş ha böyle. En temizim diye gelenler bir süre sonra aynı yola giriyorlar. Bunu defalarca gördük. Şimdi farklı bir takımı getirince sonuç değişmeyecek. Bunu görmemiz gerekiyor. Önce siyasetin bu pis yoldan nasıl kurtulacağının çözümünü bulmak zorundayız.

    Bunun hiç tartışma konusu yapılmaması da aslında aynı sonuca gideceğimizin bir göstergesi. Bu kadar parti kuruluyor. En son 15 partinin seçime girme yetkisi aldığı açıklandı. Bu her partinin Türkiye’nin yarısından fazla ilinde örgütlendiği anlamına geliyor. Birer bina, birçok çalışanlar, masraflar, acayip bir ekonomi dönüyor. Bunun kaynağı nerden geliyor. Nasıl finanse ediliyor. Ve ne karşılığında. Gerçekten vahim bir durum bu.

    Türkiye’nin yıllarca yerinde sayması, geri gitmesi, istikrarsızlığı hep bu sebeple. Yolsuzluk siyaseti ülkenin kanını kemiğini emiyor, geleceğini yok ediyor. Mutsuz bir ülke haline getiriyoruz kendi kendimizi.

    Dün sosyal medyada bir resim vardı. Almanya’nın 15 yıldır başbakanı olan Merkel pazardan eşiyle alışveriş yapmış yürüyerek dönüyor. Orada siyasetçiler böyle sade, samimi, şeffaf, halktan. Bizimkiler ise Keçiören’den çıkıp saray üstüne saray, araba ve uçak filosu üstüne filo kurmakla meşgul. Bizde neden samimi, dürüst, çalışkan, süresi dolunca bayrağı devredecek siyasiler gelmiyor hiç?

    Önce buna bir çözüm bulalım. Temiz siyaset yoksa oy yok benden. Kimseyi tercih etmiyorum. Parlementer sistem geri gelse de sonucun değişmeyeceğine adım gibi eminim. Denedik çünkü. Yolsuzluğa ve pis siyasete bir son verelim önce. Bunu ilk 100 günde yapacağını vaat etmeyen partiye oy yok. Bunun planını da şimdi görmek istiyorum. Seçimden önce. Hemen.

  18. CHP kök bakımından sağlam bir ağaçtır. Biliyorsunuz, ağaçlar daha iyi meyve vermek için; çürük meyveleri düşürür. Seçim arefesinde istifa etmektense şimdiden istifa etmeleri elbette hayırlı olacaktır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız