Davutoğlu işte bunu yapmamalıydı.. Son açıklaması iyi hazırlanmış manifestosunun etkisini sildi süpürdü…

61

Yeni parti oluşturmak üzere yola çıkan Ahmet Davutoğlu daha ilk günden hata yapmaya başladı.

Davutoğlu, vaktiyle bakanlık, genel başkanlık ve başbakanlık görevlerini üstlendiği AK Parti ile kendisi arasındaki farklılaşmayı anlamamızı sağlayan kapsamlı bir metinle birkaç ay önce kamuoyu önüne çıkmıştı.

Uzun bir metindi bu. Konuya merakla yaklaşan pek çok kişinin okuduğunu bile sanmadığım 15 sayfalık bir metin. Bir manifesto. Okuyanlar veya içeriği hakkında bilgi sahibi olanlar o çıkışı önemsemişlerdi.

Şimdi ise daha farklı bir Davutoğlu var kamuoyunun karşısında. Bu yeni Davutoğlu kendisinin başbakan olduğu dönemin bir bölümünde yanlış şeyler yaşandığını, bunlarla ilgili ‘defterler’in açılması durumunda bazı kişilerin insanların yüzüne bakamayacağını söylüyor. 

Defterlerde ne yazıldığını bilmiyoruz, söylemiyor çünkü; ancak ‘terörle mücadele’ konusunda ve iki tarih arasında olan bitenlerle ilgili olduğunu belirtiyor.

“İnsan içine çıkamazlar”

En iyisi ne dediğini kendi ifadelerinden aktarmak:

“Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. Gelin hafızanızı bir yoklayın: İleride Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman, eminim en kritik dönemlerden, birkaç aydan biri 7 Haziran 2015 ile 1 Kasım 2015 arasındaki dönem olarak yazılacaktır.”  

Reklam

7 Haziran 2015 tarihinde genel seçim yapılmış, o seçimde 2002’den beri ilk kez AK Parti Meclis çoğunluğunu kaybetmişti. 1 Kasım 2015’te ise o ilk seçim yenilendi ve AK Parti oyunu yüzde 50’ye yaklaştırdı.

Tabii arada anayasa gereği yapılması gerekenler bir tarafa bırakıldı ve Meclis çoğunluğunu kaybettiği için hükümeti tek başına kuramaz hale geldiği halde, AK Parti hükümeti yerinde kalmaya devam etti.

Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığındaki bir hükümet…

İki tarih o döneme işaret ediyor.

‘Terörle mücadele’ konusunda neler yaşandığını da biliyoruz doğal olarak. O dönemde, daha önce ‘barış süreci’ adıyla ‘Kürt sorunu’ adı verilmiş sorunun çözümü için başlatılmış siyasi bir açılımdan vazgeçilmesini getiren bir dizi olay yaşandı. Terör eylemleri zirveye çıktı, bu da AK Parti’nin dilini ve uygulamalarını etkiledi.

Bunlar bilinen şeyler. Ancak, Davutoğlu’nun konuya ilişkin sözleri, aynı dönemde, kapalı kapılar arkasında, görünen ve bilinenin ötesinde, bir şeyler yaşandığını akla getiriyor. Belli ki, o dönemde yaşananlarla ilgili notlar tutmuş Davutoğlu, onları anılarına saklamak yerine, şimdi dillendirmeyi tercih etmiş bulunuyor.

Nitekim, yukarıda alıntıladığım cümleleri duyulur duyulmaz, konuya ilgi duyan pek çok kalem erbabından o sözlerle neler kast ettiğine dair bir dizi -çoğu birbirinden farklı- senaryo okumaya başladık.

İnsan içine çıkamayacak -veya insan yüzüne bakamayacak- kişiler acaba kim ola?

Reklam

O iki tarih (7 Haziran ile 1 Kasım 2015) arasındaki dönemi ‘en kritik tarih’ yapan ne olabilir?

Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazılırken yazarlar o sırada yaşanan ‘kritik’ olayları nasıl öğrenecekler de yazacaklar?

Kendisi de siyaset bilimi ve tarih konularında eserler vermiş bir akademisyen olduğuna göre, merakları bu kadar tahrik eden cümlelerinin dinleyenler üzerinde uyandıracağı etkiyi hesap etmiş olmalıdır Davutoğlu.

Ne amaçlamış olabilir öyle bir çıkış yapmakla?

İlk çıkışı olan 15 sayfalık ‘manifesto’ ile neyi amaçladığı belliydi eski başbakanın: Halen üyesi olduğu AK Parti ile arasında meydana gelmiş farklılaşmayı duyurmak ve “Yoksa parti mi kuracak?” merakında olanlara hiç değilse “Galiba” dedirtmek…

Anlaşılabilen hedefler bunlar, özellikle yeni bir parti oluşturma amacıyla kolları sıvayan bir kişi için…

Ali Babacan ise…

Benzer bir farklılaşma üzerine kurucusu olduğu partisinden istifa eden Ali Babacan da, onunki kadar uzun olmasa da, kamuoyuna “Ben varım” sonucu çıkartılabilen mesajlar veriyor.

Her ikisinin geçmiş parti bağları ve aynı hükümetler içerisinde sorumluk taşımaları sebebiyle “Bir araya gelmeliler” düşüncesinde olanların varlığı biliniyor. Tek bir partide buluşulsun isteyenler arasında Davutoğlu’nun kendisi de var, Babacan ve kendisiyle birlikte hareket edenler ise ondan uzak durmayı yeğliyor.

Herhalde Ali Babacan’ın neden öyle davrandığı Ahmet Davutoğlu’nun sorunlu son çıkışından sonra daha iyi anlaşılmıştır.

Davutoğlu’nun derdinin kişisel bir hesaplaşma olduğu belli. Kendisinin göreve getirilmesini, partinin genel başkanlığı ile başbakanlığın önüne sunulmasını ‘hakkı’ olarak görüyor ve bir süre sonra aniden genel başkanlıkla birlikte başbakanlığın da elinden alınmasını içine sindiremiyor.

İçeriği bir tarafa, son çıkışının üslubu tam da bunu dışa vuruyor.

Oysa, Babacan ve kendisiyle birlikte hareket edenler, ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunlara çözümler üretebilmek, daha iyi ve daha çağdaş bir yönetişim anlayışını siyaset alanına taşımak ve ülke yönetimine talip olmak amacındalar ve baştan itibaren bunu vurguluyorlar.

Bu farklı yaklaşımlara bakıldığında, “Neden farklı çatılar?” sorusunun cevabı kolayca alınabiliyor: İki girişim birbirinden çok farklı hedeflere sahip de ondan… 

Acaba üstü kapalı sözlerini açacak ve ‘defterler’de yazılı notlarını kamuoyuyla paylaşacak mı Ahmet Davutoğlu?

Yoksa ileride Türkiye Cumhuriyeti tarihini yazacaklara malzeme sağlamak gibi bir niyeti de yok ve o sözler bir yerlere mesaj olsun diye mi söylendi?

İyi de neyin mesajı?

Gereksiz bir çıkış ve büyük bir siyasi hata bu.

ΩΩΩΩ

61 YORUMLAR

  1. Saha çalışmaları Sn Davutoğlu’na ciddi bir teveccühün olduğunu gösteriyor.

    Sn Koru da bunu biliyor olmalı ki, müstakbel bir parti kurucusu olarak kendi açısından doğru olanı yapıp, Davutoğ’lunu itibarsızlaştıracak yazılar kaleme alıyor.

  2. Bir kavgada en hain davranış, tarafsız gibi davranıp, aralar gibi yaparak bir tarafın galibiyetine yardım etmektir. Fehmi bey bu yazısında bu ihanet içine girmiş. Yıllardır takip ettiğimiz insanların uğrattığı hayal kırıklıkları bitmeyecek..

      • Yıllar önce , Başbakan olup, memleketi kurtarmak isterken sonra baktım ki kazın ayağı öyle değilmiş. Herşey sahteydi. Bize görünen ile olanlar arasında dağlar kadar fark vardı. Artık, iç ve dış güçler demeyi bıraktım… En son, Erdoğan dünyamı yıktı. Şimdi olaylara gülüyorum…

  3. 2002 yılında sakıncalı bir şiir okuma bahanesiyle Erdoğan’ı kısa süre hapse atıp mağdur ettiler. Sonra hapisten çıkartıp, Siirt’te bir ara seçim ayarlayıp Meclis’e soktular. Buraya kadarı ayrı bir konu ve işin aslını Deniz Baykal’a sormak gerekir.

    Eğer Abdullah Gül o zaman şöyle deseydi : “Erdoğan kardeşim, ilk Başbakan olmak bana nasip oldu, düzeni bozmayalım ve bu böyle devam etsin. Sonraki seçimde sen Başbakan veya Cumhurbaşkanı olursun”. O zaman rüzgar Abdullah Gül’den yanaydı, böyle düşünseydi bunu yapabilirdi. Mesela ben Başbakan değişikliğinden rahatsız olmuştum zira Gül’ün medeni ve uyumlu davranışlarını beğeniyordum. Fakat A.Gül Başbakanlığı Erdoğan’a devretti ve kendisi Dışişleri Bakanı oldu. AKP’de herkes ağzı laf yapan Erdoğan’ı parti menfaati için destekledi. Fakat o bu desteği istismar edip giderek partiye el koydu.

    Erdoğancılar şunu anlamıyor. “ Erdoğan, Erdoğan, Erdoğan … illa ki Erdoğan. Herkes ona biat etsin, biat etmeyen laik ise illet-zillet muhafazakar ise haindir.” Allah aşkına, bu nasıl bir tavır böyle. Aklınızı başınıza toplayın aksi takdirde Abdülcanbaz’ın Osmanlı tokadı geliyor ona göre.

  4. 7 Haziran 2015 seçimlerine kadar D.Bahçeli Erdoğan’a şiddetle karşıydı ve en ağır eleştirileri yapıyordu. Bunun nedeni ‘çözüm süreci’ne karşı olmasıydı. Bu seçimde AKP=Erdoğan ilk defa tek başına iktidarı kaybedince normal olarak koalisyon hükümeti kurulması gerekiyordu. HDP ile koalisyon olmazdı, CHP 40 şart koyup yokuşa sürdü ve bunlar anlaşılabilir şeylerdi.

    Fakat MHP lideri Bahçeli daha seçim akşamı ‘erken seçim’ sinyalini verdi, koalisyon görüşmelerini beklemedi. Çünkü 15 Temmuz operasyonu için yıllardır hazırlık yapılıyordu ve beklenen an gelmişti. Erdoğan kazanmaya mahkum olduğu için yeni bir seçime gidilmesi ve kendisinin destekleneceği gizlice teklif edildi ve o da kabul etti. Desteğin şartı çözüm sürecinin bozulması ve PKK ile amansız bir mücadeleye girişilmesiydi. PKK’nın hendek savaşları ve MHP’nin desteği ile 1 Kasım 2015 seçimini AKP %49,5 ile kazandı.

    Daha sonra Erdoğan A.Davutoğlu’nu Mayıs 2016’da görevden aldı ve yerine Erdoğan’ın her dediğine peki diyen B.Yıldırım’ı getirdi. Kısa bir süre sonra da yıllardır planlanan 15 Temmuz operasyonu yapıldı. Davutoğlu dış politikada önemli hatalar yapsa da Prof. akademisyen ve dürüst bir insandı. O Başbakan iken 15 Temmuz operasyonu uygulatılamazdı. Görevden alınmasının ana nedeninin bu olduğu kanaatindeyim. (Davutoğlu darbe girişimini tabi ki desteklemezdi fakat çeşitli oyunlar da o Başbakan iken uygulanamazdı).

    Daha sonra Bahçeli gündemden düşmüş olan ‘Başkanlık Sistemi’ ni teklif etti ve yapılan referandumda kıl payı ile kabul edildi veya ettirildi. Böylece iç ve dış güvenlik politikalarında karar mercii, siyasi temsilcileri D.Bahçeli olan Avrasyacılar sözde derin devleti oldu.

    Hem yüksek kariyerli hem de dürüst kişiler siyasette genellikle şu hatayı yapıyorlar. Ben dürüst davranayım, halkımız (seçmen) bunu takdir edecektir diye düşünüyorlar. Oysa halk liderlerden fazla dürüstlük beklemiyor, zira kendisi de pek dürüst değil. Halk liderlerden iş bitiricilik ve kararlılık bekliyor. A.Davutoğlu görevden alındığında hiçbir şey olmamış gibi davrandı ve gereğinden fazla uyumlu oldu. 22 Mayıs 2016 AKP kongresinde tek söyleyebildiği görevden alınmasını kendisinin istemediği olmuştu.

    Abdullah Gül de net davranmadı. Eğer kabul edilseydi Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı bile olacaktı. Fakat halka sorun, büyük çoğunluğu Gül’ün bu adaylık girişimini hatırlamaz, onu hala eski ve küskün bir AKP’li olarak hatırlar.

    A. Babacan ise o tarihlerde siyaseten gençti, net bir tepki göstermeyişi anlayışla karşılanabilir. Fakat artık orta yaşlarda ve lider adayı. Net konuşmak ve kararlı bir duruş göstermek zamanı geldi.

  5. Bugünlerde muhalif pozisyona geçen , parti kurma çalışmaları içinde bulunan her üç siyasetçimiz de değerli ve birikimli insanlardır.Çok büyük bir çoğunluğun bunda hemfikir olduğunu sanıyorum. Ancak , ne Sn.Gül , ne Sn. Davudoğlu , ne de Sn.Babacan’da liderlik özelliği yoktur. İyi bir ikinci adam oldukları ise rahatlıkla söylenebilir. Dolayısıyla, liderin yanında ülkeye çok verimli hizmetler yapabilirler ; nitekim geçmişte yapmışlardır. Parti kurup toplumu ardından sürükleyecek karizma ve dirayete sahip olmadan bu meydana çıkan nicelerini gördük.Ülkemizde israf kalemleri arasında sayılmayan ama çok önemli olan bir konu da -sanki çokmuş gibi- “yetişmiş insan israfıdır”. Bu üç devlet adamımız , bugüne kadar sahip oldukları bütün müktesebatı , mutlaka içeride kalarak ve benlik yapmadan faydalı olma imkanlarını sonuna kadar savunarak iyi değerlendirecekleri yerde , muhtelif mahfillerin rüzgarlarıyla hareket ederek -deyim yerinde ise- heder edecekler görünüyor. Çok yanlış yolda olduklarını düşünüyorum. Kazanıp başa geçmeyi değil ( bugünkü ve görünür gelecekte bunun olmayacağını pekala biliyorlar ) “bir şekilde nefret rüzgarına kapılarak kaybettirme ” yi hedefledikleri , bunu da ancak , daha bugün ormanları yaktıklarını ilan eden terör örgütünün gölgesinde siyaset yapanlarla kol kola girerek sağlayabilecekleri o kadar açık ki. ( İtiraz edilmeden ben yazayım; Ada’dan mektup hadisesi külliyen yanlıştı ) Ne yazık , hiç yakışmıyor. Geçtiğimiz ay Sn.Babacan’la Ankara’daki bir camide tesadüfen yan yana Cuma namazı kıldım. Lise öğrencisi edasında , nasiyesi temiz bir insan. Ama benden lider olmaz diye hal diliyle bağırıyor. İç ve dış mahfillere sesleniyorum : Kıymayın bizim iyi niyetli insanlarımıza!. Dişli olana boyun eğdiremeyince , etrafından dolanıp ona küçük de olsa çelmeler takacak şekilde türlü dış vaatlerle egosunu şişirmeye çalışmayın bu kardeşlerimizin.

    Editörün sabrını zorlamayalım. Ama İstanbul seçimleri sonrası, önde gelen siyasi aktörlerin , bazı yazarların , seçmen gruplarının , bürokrasinin , yiyici muhterislerin de dahil olduğu 23 ayrı kişi ve grubun iç seslerini ve ne düşünmüş olabileceklerini kendimce ironi katarak yazmıştım. Yazının konusu olan iki siyasetçimize ait kısmını , eğer editör hoşgörüsüyle yayınlarsa aşağıda veriyorum.

    İSTANBUL SEÇİMLERİ SONRASI KİMLER NE DÜŞÜNDÜ
    …………………..

    15.ABDULLAH GÜL: İnsanoğlu ne tuhaf bir varlık Ya Rabbi. Bu ülkede bir faninin gelebileceği en üst makama geldim ; dile kolay 7 yıl orada kaldım. Görevim bitince köşeme çekilip akil adam pozisyonunda ara sıra görüşleri sorulan bir insan olmayı ne kadar isterdim. Ancak , ne kendi nefsim , ne de çevrem buna tahammül edemiyor ! En tepeden tekrar partiye dönüp ikinci çevrime başlamak istediğimi Tayyip Bey anladı ; önümü kesti. Kurnaz adam doğrusu. Tabii 7 sene boyunca bir türlü adam gibi destek vermedim ; estek-köstek yaptım. “Sandık her şey değildir” bile dedim yahu. Ama sabırla görev süremin bitmesini bekledi ; sonrası malum!. Ara sıra “ ya Abdullah bırak bu işleri , sen de çok iyi biliyorsun ki senden Lider filan olmaz. Ne diye olmayacak şeylerin peşinde koşuyorsun “ diye kendi kendime söyleniyorum. Ama beni bana bırakmıyorlar ki. Geçen akşam hayır olsun bir rüya gördüm. Bir kolumdan hanım tutmuş “ İntifada , İntifada “ diye sarsıyor. Diğer kolumdan da kankam Fehmi. “ Kardeş , ben çaktırmadan tarafsızmış gibi yazıp senin için altyapı çalışması yapıyorum ; merak etme istediğimize , pardon istediğine kavuşacaksın “ diye çekiştiriyor. En sonunda kızdım ha. “ Ya git işine Allahını seversen. Senin aklına uydum ; ne hale geldim “ derken uyandım. Baktım intifada filan yok ; rahatladım.
    Şu sıralar kafamı bir şey kurcalıyor. Son seçimde “ ülke için her şey güzel olsun “ tarzında İmamoğlu’na yandan çarklı destek attım ama adam farklı kazanınca bir tuhaf oldum. İster misin şimdi ada tarafından bir rüzgar gelip bunun yelkenlerini şişirsin ; bizi yedeğe alıp kızağa çeksinler. En iyisi ben , yine Tayyip kardeşime doğru dümen kırmanın yollarını bulmaya çalışayım. Yani O da çok direniyor arkadaş ; tren miren deyip moral bozuyor. Yine de ümit dünyası bu. Aman Allahım! Yoksa ,Yüksek İstişare Kurulu “ gel gel “ mi yapıyor bana?
    16.AHMET DAVUTOĞLU : Hayır olsun Abdullah Abi. Ben de bir rüya gördüm. Yeni oluşum için istikşafi görüşmeler yaparken birden rahmetli anacığımı görüyorum. Bana, “yavrum ben erken vefat ettim; yetim büyüdün. Gayret ettin; okudun koca profesör oldun. Seninle iftihar ettim. Ülkene faydalı olmak için seni siyasete davet eden büyüklerinle , özellikle Liderinle niye aranı bozdun. Yavrum , çok iyi bir münevver olabilirsin , akademik vasfın olabilir. Ama liderlik başka bir şey be oğlum. Lider , bir üst makama çıkınca sana değer verdi ; başbakan olarak seçti. Sen ne yaptın ? Bazı kimselerin gazına gelip – sakın bana içinde Germen diyarı geçen cümle kurma ; çünkü öyle bir hissiyatım var ; aman diyeyim yavrum – artık parti bana ait olacak dedin.Adam ömrünü vermiş, partiyi sana bırakır mı , üstelik sen daha bir siyaset acemisisin. Oğul bunu söylemek bana zor geliyor ; ama ben anayım. Ben istemez miyim başa geçmeni. Ama herkeste Liderlik kumaşı olmaz. Allah onu Tenzile Ananın oğluna vermiş. Gel bu sevdadan vazgeç.
    Ha , duymadım sanma , “ Pelikan “ mıdır , nedir. Böyle bir grup türediğini biliyorum. Senin günahını da almışlar. Belki de attığın bazı hatalı adımlardan abartılı senaryolar ürettiler. Ne yap et , Liderinle köprüleri atma. Belki O da bazı konularda ileri gidilip senin çok kırıldığını fark edememiş olabilir. Ona da acıyorum bazen . Etrafı inanılmaz kalabalık. Bir insana bu kadar iş yüklenmez ki. Bu arada , senin bilgi seviyenin zekatına bile ulaşamayacak birisi İstanbul’a başkan olmuş dediler. Yavrum sakın ekibimle birlikte biz de destek olduk deme bana!. Ne, yoksa destekledin mi ? Eğer öyleyse, ananın duası senin üzerinden çekilir. Bu adamların bundan sonra inanan insanlara yapacağı doğrudan ya da dolaylı her kötü işten sana da pay düşerse beni mezarımda sürekli rahatsız edersin evlat.”dedi. Uyandım ; ter kesmişim. Vallahi kafam karıştı. Hay istikşafi görüşmenize !
    ……………………..

    • Sayın İbrahim bey son zamanda yaşananları çok doğru bir şekilde ifade etmişsiniz.
      Ayrıca bu sütunların meydan muharebe alanı olmayıp fikir beyan etme yeri olduğunu hissettirdiğiniz
      için ayrıca tebrik ederim.parmaklarınıza sağlık.

  6. 862, yazı ile: sekiz yüz altmış iki. Yanlış okumadınız. 862 can, insan. Sadece hayatını kaybedenler. Katledilenler.
    Yaralananın sayısını bilmiyoruz. Yaralı deyip geçiyoruz. Gözünü mü, elini mi, ayağını mı, dalağını mı kaybetti? Yatalak mı? Felç mi? Bazıları bu yazıları dahi okuyamıyor. Bazıları duyamıyor.

  7. Bence Davutoğlu doğru olanı yaptı, eğer zamanın da yanlış bir şey yapıldıysa gün yüzüne çıkması lazım. Sayın koru Ali Babacanın! Davutoğlu gibi düşünmüyor tezinede katılmıyorum. Bence Akp nin rayından çıkmasında hem babacanın hemide Davutoğlu nda büyük hataları var. Sesiz kalarak tavır almayarak bügünlere gelmesine vesile oldular.

  8. Davutoğlunun taraftarlaride Erdoğaninkinden farklı değilmiş……
    Davutoğlu, dışişleri bakanı iken 2013 Gezi olaylai zamanı Seattle a geldi ve “TÜRK” toplumunu üçe böldü…..akp ciler Gülenciler ve Atatürkçü ler.
    Bununlada yetinmedi! Cebinden para harcayarak milleti sefil eden Los Angeles konsolsluğunun yapmadiği isleri haleden, fahri konsolosluk yapan, ayni zamandada eyalet hükümeti genel valisi dahil herkesle iyi ilişkileri olan adami, görevden aldı.
    Sebebi gezi olaylari sirasinda Seattle Time a devleti eleştiren yazi yazması.

    Görevden alırkende şikayet edenin gülenci olduğu dedikudusunuda akpliler yaydilar.
    Aslinda o çocuğu Boing e muhendis olarak aldiranda Ufuk beymiş, e-mailinde Ufuk bey kendisi yazmişti.
    3 sene sonra o çocuğun sikayet etmedıği ortaya çiktı.

  9. Ey Davutoğlu , adam olana sormazlar mı ? ” O zaman niçin sesin çıkmadı ? ” niçin yeri göğü inletmedin ?
    Niçin istifa etmedin ? Erdemli kişi eğer ortada bir yanlışlık varsa istifa etmeliydi.
    Davutoğlu daha piyasaya çıkmadan kendi kendini bitiriyor. Hem de olmayan kredisini . Fehmi bey bu yazısında yerden göğe haklı . Yanlış olan birşeyler varsa o zaman niçin konuşmadın ? Niçin karşı durmadın be mübarek ?

  10. BİR KAYBEDEN VAR…
    Ocak Medya ve Fehmi Koru sitelerini hergün takip ediyorum.Her birine günde beş, altı kere girdiğim oluyor, yeni bir yazı ve yorum var mı diye.
    Son üç, dört senedir kaybedenler ve kazananları sayıp duruyoruz. Kimini kaybedip, kimin kazandığı belirsiz olabilir ama benim tanıdığım bir kaybeden var. O da, elli yıldır tanıdığım Fehmi abimdir.

    Dip not: Ne Davutoğlunun, ne de Babacanın siyasette başarı şansı vardır. Zaman bu gösterecektir.
    Saygılarımla.

  11. Abdullah Gül’ün desteğinde olduğu vurgulanan Ali Babacan önderliğindeki yeni parti hazırlık grubunun,Ahmet Davutoğlu’nun kuracağı yeni partiyle arasına mesafe koymasının sebebinin,Gül’ün Cumhurbaşkanlığı görev süresinin bitmesi sonrası – AKP nin kurucularından olarak -AKP genel Başkanı ve Başbakan olacağı düşünülürken,AKP nin olağanüstü kongreye giderek Gül’ün önünün kesilip,C.Başkanı görev süresinin son gününde Ahmet Davutoğlu’nun parti genel başkanlığına getirilip ,1 gün sonra da Başbakan ilan edilmesinden kaynaklanıyor olduğu kanaatindeyim.

    Davutoğlu’nun ise normal yetkilerle bir Başbakan olacağı sanısıyla bu görevi kabul ettiği,ancak süreç içerisinde kendisine sık sık müdahale edilmeyle muhatap olduğu,bu dönemde aslında tasvip etmediği bazı tasarrufların başbakan olması hasebiyle üzerine kaldığı,direncinin arttığı dönemde ise kendisiyle işlerin yürümeyeceği anlaşılmakla Başbakanlık’tan istifaya zorlandığı kanaatindeyim.Bekir Bozdağ’ın referans konuşmalarını yaptığı “Akparti Tayyib’in partisidir”diyerek salondakileri Erdoğan’ın gıyabında saygı duruşuna kaldırdığında Davutoğlu’nun geçirdiği şaşkınlık,hafif duraksama,sonra etrafındakilere uyma zorunda kaldığı Kongre sahnesi siyaseti çok takip etmeyen biri olarak benim dahi etkisinde kaldığım,unutamadığım sahnelerden olarak hafızama kazındı.

    Ben ne Gül,Babacan ve ekibinin,ne de Davutoğlu’nun 2014 yılı ve devamındaki zaman diliminde siyaseten görev yaptıkları dönemde,yönetimdeki Derin Avrasya etkisinin farkında olmadıkları kanaatindeyim.Onlar da tıpkı bizler gibi süreci bir türlü müdahale edemedikleri ve etki edemedikleri olayların gelişimiyle birlikte zaman içinde yavaş yavaş idrak eder oldular.Gidişi farketmeleri ve bunun rahatsızlığı ile de yeni arayışlar içine girdikleri kanaatindeyim.

    Ancak öyle görünüyor ki Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı sonunda partinin başına geçmemesi için yapılan Kongre’nin öne çekilerek Davutoğlu’nun Başbakan ilan edilmesi Gül grubunda Davutoğlu’na karşı güven sorunu oluşturdu;bu aşılabilir bir durum mudur?bilemiyorum.

    Fehmi bey’in bugünkü yazısı ve bu yazıya getirilen eleştirilere şu an için bu perspektiften bakıyorum.Yine de kanaatlerimin tamamen doğru olduğundan da emin değilim.Çünkü bu tarz olayları ancak bilebildiğimiz sınırlı bilgilerden edindiğimiz kuvvetli zanlarla değerlendirebiliyoruz.Zan ise kesin bilgi gibi değildir;yanıltıcı olabilir,bu sebeple böylesi durumlarda birdenbire kesin hükümler vermek doğru da olmaz.

    Gönül ister ki her sorumluluk sahibi üzerine düşen (artılarıyla-eksileriyle)muhasebesini yapsın,varsa hatalarını kabul edip bunlardan çıkardığı derslerle millet için elinden ne geliyorsa o fedakarlığı yapabilsin.

    • Uğur Bey oldukça isabetli bir yorum olmuş. Daha doğrusu, kongre sırasındaki olanları hatırlattığınız için pek de yorum sayılmaz. Tayyip Bey’in etrafındakiler A.Gül’ü hainlik derecesinde suçlarken kongreyi nedense hiç hatırlamıyorlar. Ben muhafazakar çizgide birisi olarak bu ayrılıklardan üzüntü duyuyorum. Bunlardan birisine hain diyenler aynaya baksınlar.

  12. DAVUTOĞLU ,son çıkışının üslubu tam da bunu dışa vuruyor.

    Oysa, Babacan ve kendisiyle birlikte hareket edenler, ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunlara çözümler üretebilmek, daha iyi ve daha çağdaş bir yönetişim anlayışını siyaset alanına taşımak ve ülke yönetimine talip olmak amacındalar ve baştan itibaren bunu vurguluyorlar.

    Bu farklı yaklaşımlara bakıldığında, “Neden farklı çatılar?” sorusunun cevabı kolayca alınabiliyor: İki girişim birbirinden çok farklı hedeflere sahip de ondan…

    Acaba üstü kapalı sözlerini açacak ve ‘defterler’de yazılı notlarını kamuoyuyla paylaşacak mı Ahmet Davutoğlu?

    Yoksa ileride Türkiye Cumhuriyeti tarihini yazacaklara malzeme sağlamak gibi bir niyeti de yok ve o sözler bir yerlere mesaj olsun diye mi söylendi?

    İyi de neyin mesajı?
    -Gereksiz bir çıkış ve büyük bir siyasi hata bu
    -Kimse karnından konuşmasın,hedef belli Fetö iyi parti ile mhp yi bölmeyi beceremeyince yine ayni el bu defada ak partiyi bölerek 2023 ü.RTE nın kazanmamasını sağamaktır.

  13. Partinin Geliri
    Erbakan’la bağımsız adaylıkları koyduk. İstanbul adayını bile İzmir finanse etti. Finansa gerek kalmadı çünkü İstanbul seçmenleri kendi kendilerini finanse ettiler.
    Erbakan’la anlaşmıştık. Parti üyeleri Akevler Kooperatifi’ne ortak olacak, kazançlarının yüzde 5’ini istedikleri partiye veya vakfa aktaracaklardı. Parti böyle finanse edilecekti. Öz Elif’i kuran Kamil Büyüközer sonraları Karases (Cemalettin Kaplan) ile bir olup Milli Görüş’e kan kusturdu. Parti kuranlar Milli Görüş partilerinin kuruluş ve kapanışlarını iyi öğrenmelidirler.
    O zamanki MİT ile çalışan CIA’nın talimatı ile Öz Elif kuruldu. Suudi Arabistan’dan finanse edildi. Bugünkü durum bu.
    Davudoğlu veya Babacan önce kooperatifler kurmalıdırlar. Kooperatif ortaklarına kazandırmalıdır. Kazançlarının bir kısmı ile partilerini desteklemelidirler. Böylece bir başkasının partisi ile patiyi kurmamış olurlar.
    Ne Davudoğlu’nun ne de Babacan’ın böyle bir programı vardır. Her ikisi de bir yerden gelecek desteği bekliyorlar. Bunun için ikisinin de başarı şansı yoktur.

  14. Serap hanım demiş ki: “Osmanlı padişahları niye kardeşlerini öldürdükleri sorulur, işte cevabı bundan”: 1, 2, 3…

    Bundan başka bir deyişle, genel olarak hakim olan “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden… Bütün olumsuz kafaların, her olumsuz şeyin müsebbibi bu zafiyet. Bazı Osmanlı padişahlarında olan bu zafiyetin tohumları yabancı yellerin esintisine maruz kalarak, genetiği oynanmış bir şekilde TC CHP marka yeni bir versiyonuyla Anadolu’nun verimli topraklarına tekrardan ekildi.

    Türkiye bir “fırsatlar” ülkesi değil, bu sentezin zafiyetinden dolayı “kaçırılan fırsatlar” ülkesidir. En büyük fırsatlardan biri, kurulduktan sonra CHP stratejileriyle, bir ikincisi AKP’nin çorba stratejileriyle kaçırılmıştır/kaçırılmaktadır.

    İman zafiyetinden mustarip “ETÖ” ve akıl zafiyetinden mustarip “FETÖ” oluşumları birer facia olarak bu sözünü ede-geldiğim “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinin birbirini yiyen yan ürünleridir. “Nefs”in en ön planda olduğu bu ürünlerin tohumları TC CHP nin ilk yıllarında atılmıştır…—> 2*2 = 4 = 2+2!

    • Nefs insanlık var olduğundan beri daima en ön planda olmuştur, kıyamete kadar da olmaya devam edecektir. Zaten ‘sınav dünyası’ kavramı buradan gelir. Fakat siz dönüp dolaşıp Türkiye’deki nefs sorununu CHP’ye (tek parti dönemi) bağlıyorsunuz. Bence sizin Akıl*İman Sentezi henüz tamamlanmamış, eksikleri var. Dücane Cündioğlu’nun yaşadığı gelişim sürecini değerlendirmenizi naçizane tavsiye ederim.

      • Nefs evrenseldir, tamam da bizim için öncelikli olan Türkiye’deki nefsi taşkınlıkların sorunları. Bu konu da dönüp dolaşıp o dediğiniz ilk döneme geliyor (bugünkü birçok sorunların kaynağı). Çiçeği burnunda, burun havada büyük hatalar yapılmış. Ben bu kanaatteyim. Dücane bey kimse bir ara bakarım, ancak bu yazdıklarıma hak vermediğinden emin misiniz?

        • Söylediklerinizde doğruluk payı yok değil, fakat abartıyor ve olumlu taraflarını görmüyorsunuz. M.K.Atatürk o pek eleştirdiğiniz devrimleri yapmasaydı Türkiye bugün Suriye ve Irak’tan pek farklı olmazdı.

          • Doğruluk payları konusundaki tesliminiz için teşekkür ederim. Sizin yazdıklarınız da da doğruluk payı ypk değil. İç ve dış etkilerle Osmanlı’nın sonu getirildikten sonra mutlaka yeni bir şeyler yapılacaktı şüphesiz ülke tekrardan yapılanacaktı. Ve hem de önceliklerini belki de çok daha iyi seçerek. Eski resimlere bakılırsa sosyolojik değişimlere zaten Osmanlı döneminde başlanmış olduğu görülür. Bu işler zamana bırakılıp zaten devrimsiz de olacaktı. Lüzumsuz bir çok şeyin devrimden çok “darbe” niteliğinde ve çok öncelikli işlermiş gibi yapılması çok daha önemli işler varken eleştiri konusu olacaktır. Kusura bakılmasın. Eğitim-Bilim-Teknoloji bu zaman olduğu gibi o zaman da bir öncelikti. Hem de susamışlık derecesinde çok daha büyük bir öncelikti. Ancak başka lüzumsuz işlerden bu konuya odaklanılmadı ve daha da kötüsü tabana indirilemedi, yaygınlaştırılamadı. Hatta darbe gibi devrimlerle bu iş zorlaştırıldı. Dolayısıyla bu önemli alan, elit bir azınlığın dar alanına havale edilmiş oldu. Memur çocuklarına kıyasla, esnaf-köylü çocukları ayrıcalıksız bırakıldı veya böyle bir algıya sebep olundu. Köy enstitüleri fikri iyidir, ancak mentalite, niyet ve yöntem farkından dolayı ağızlarına-burunlarına bulaştırdılar, sonuçta başarısızlığa mahkum edilmiştir.

            TC CHP zihniyetinin devrimleri “olmasaydı Türkiye bugün Suriye ve Irak’tan pek farklı olmazdı” ifadeleri oldukça klişe durumda kaldı. Yeni şeyler söylemek lazım, cancağızım (1- 27 Ağustos 2019 at 19:16 https://fehmikoru.com/turkiye-ve-filistin-davasi-filistinde-isler-kotuye-giderken-bizde-soylem-sertlesiyor-cavusoglunun-mesaji/ ; 2- 26 Ağustos 2019 at 23:38 https://www.ocakmedya.com/suriyeliler-icin-akevlerin-onerisi/ )

            Tek adamlık kültürü bu ülkede yeterince lider çıkamamasının da başlıca sebeplerinden biridir. Sistemin “Tek Adam” nefsinin vesveseleri eşliğinde potansiyeli olan kişiler gölgede bırakılmıştır. Başka bir deyişle, bu kişiler tek adamlığın (ulu) yüceliği karşısında cüce kalmışlığa mahkum edilmiştir. Birini abartırken diğer başkalarını bastırmak diskalifiye etmek kültür haline gelmiştir. Yurda eşit derecede hizmet etmiş muhaliflervari kişilikler kazanılmalıydı. Kazanç ve başarılar kollektif çalışmanın sonucu olarak ortaya konmalıydı. Bu millette tabana inen bir birliktelik ruhunu da aşılamış olacaktı….

            Geçen gün bir yorumcu bir video koymuş. Baktım, bir milletvekilinin “Tek adam” karşısında “Allah gibi..” sembolik algı ve yakıştırmasıyla “cüce”liğini nasıl da güzel teşhir ediyordu. Daha önce de mevcudiyetindeki bazı kişilerce “Peygamber”e benzetildiği medyaya yansımıstı “Tek adam”ın. Daha dün buralarda deniyordu ki “şu adam, bu adam, iyidir, değerlidir ama, ‘lider’ olmaz”. Bunu derken “Tek adam” bütün hatalarına rağmen izafi olarak göklere çıkartılmaktadır. Bugün yaşananlar bir başka versiyon olarak TC CHP’nin ilk döneminin aynasıdır. Bazı farklılıklar vardır ama, nihayetinde bu kültürün tohumları TC CHP’nin ilk dönemlerinde atılan aynı kültürdür. Şahsen kişilerle hiçbir işim veya takıntım olamaz, norm haline getirilmiş yanlış mentaliteyi eleştiriyorum. Tekrar ediyorum TC CHP’nin ilk dönemlerinde yapılan yanlışlıklar bugün TC AKP’yi doğurdu.

  15. Peki, o zaman başbakan olan Davutoğluna ” peki sen nasıl insanların yüzüne bakacaksın ” diye sormak gerekmiyor mu !!! Ülkeyi yöneten ve bütün yetki ve sorumlulukların sahibi kendisiydi . Davutoğlu içine düştüğü bu çıkmazı bile göremiyor ,yazık ki ne yazık ! Sayın F. Koruya gelince : Bunca yıllık deneyimli bir gazteci olarak o süreci çok iyi bir şekilde analiz edip muhtemel sebeplerin neler olabileceği hakkında bizleri aydınlatabilirdi ; yazdıklarını zaten hepimiz konuşuyoruz ! Biraz boş bir yazı olmuş ,kusura bakmasın !

    • Bine yakın insan ölmüş, onlarca vahim olay olmuş. Bu olaylar bir kişinin eliyle olmamış herhalde belki binlerce kişinin parmağı var. Böyleyken bütün sürecin analizini bir kişiden beklemek kolaycilik olmuyor mu Ali bey. Eğer böyle düşünüyorsanız Yıldıray Oğur yeter size.

      • Bu konuda o kadar güzel ve doyurucu ,ayrıntılı yazılar yazan köşe yazarları var ki ! Zaten siz de mutlaka görmüş ve okumuşsunuzdur ,Selamlarımla

  16. “A. Davutoğlu’nun bu açıklaması çarpıtılıyor”. İddia bu. Burada yorum yazanların çoğu da bu kanaatte. Doğru anlaşılmadığı doğrudur. Adam MHP ve kendi partisi içindeki karşıtlarını kasdetmiş. Sanırım bilimsel kongrede bildiri sunmayla topluma mesaj verme arasındaki farkı anlayamadı hala. Ancak bu doğru 7 Haziran 1 Kasım arasındaki ince işçilikle yapılan ray değiştirmeyi, derin manüplasyonu ve AKP’nin iktidarı kaybettiği halde teslim etmeme gerçeğini değiştirmez. Bence o senaryoyu ne Davutoğlu ne de Bahçeli yazdı. O senaryoyu kanunen sorumsuz ve aslında yetkisiz olan ve Sarayda oturan biri yazdı. Davutoğlu da isteyerek veya istemeyerek verilen rolü oynadı. Oysa Başbakan’dı ve Türkiye’nin kanunen en güçlü adamı idi. Yetkilerini kullan(a)maması kendisini temize çıkarmaz, sadece suçlara ortak olduğunu gösterir. O zaman hararetle savunduğu şeyleri şimdi eleştiriyor. Örnek işadamlarının mallarına kayyım atanırken bunu savundu, şimdi karşı çıkıyor. Kendi Başbakanlığında televizyonlar ve gazeteler tomalarla basıldı ve susturuldu. Hakim dokunulmazlığı çiğnenip hakimler sırf kararları dolayısıyla tutuklanırken “elimizde deliller var, ses kayıtları var” diyerek aslında hukuktan da kuvvetler ayrılığından da, demokrasiden de habersiz olduğunu deklere etti. Kendisine makam verildiği sürece her hukuksuzluğa destek verdi. Şimdi o defterler gerçekten açılsa, ki hiç sanmam açılabilsin, kendisi de Yüce Divan’da hesap verse ne kadar hoş olur. Ama, Türkiye’nin hukuktan Kaf Dağı kadar uzak olduğu zamanda, böyle fanteziler olmaz.
    Dostlar, Davutoğlu’ndan hiç birşey olacağını sanmıyorum. Öncelikle Dışişleri ve Başbakanlık dönemlerinin hesabını vermesi lazım ki karşımıza çıkıp konuşma hakkı olsun. Gerisi boş laf.

  17. Tutarlılık vs güdülmeden bodoslama bir yazı
    Davutoğlu ile köprüleri atmak için güzel bir fırsatı gole çevirmiş sayın Koru
    (yazının maksadı bundan öte değil)

  18. Sayın Koru
    Konuyu saptırmaya gerek yok.
    Söylenenler gayet açıktır.
    O süreçte Hükümet kurma iradesinden kaçan Sayın Bahçeli hedef alınmıştır.
    Düşünün ülkeyi seçime götürecek hükümete bile bakan vermedi sayın Tuğrul Türkeş’i dışladı.
    İşte o süreçte birikeri terör yoluyla ülkede kaos arayışındaydı.
    Bunu düşünmediğinizi sanmıyorum ama sanırım bu çıkışla sizin fırsatçı siyasetinizi gölgede bırakacak bir pozisyon aldı.

  19. haziran-kasım arasında ard arda onlarca terör olayı oldu, yüzlerce insan öldü ve seçimden sonra olaylar bıçak keser gibi durdu. Davutoğlunun bu süreçle ilgili bildiği çok şey var göründüğü kadarıyla. Sayın yazar! Şimdi diyorsun ki burası gizli kalsın, kimse kaşımasın, öyle mi?

  20. sayın fehmi koru sizi yıllarca takip etmekdeyim ama bu yazınızda sizin de yandaş 🙂 olduğunuzu gördüm sayın davutoğlu hem kürtlerden hemde muhafazakar oy alabilecek tek aday erdoğana karşı yoksa BENDE Mİ yandaşım… tabi ki her kesin gönlünde bir kahraman yatar benimde aklı ille birikimi ile DAVUTOĞLU dur

    • Fehmi bey, bugüne kadar yapmadığım bir şey yaptım ve yazınız sonundaki yorumları da okudum. Yazanların bilgi düzeyini görünce üzüldüm. Umarım okurlarınızın eğitim ve entellektüel düzeyleri buraya yorum yazanlardan daha yüksektir. Bu kadar yanlı ve fikirlere tahammülsüz insanların yazdıklarını okumak gerçekten hayal kırıklığına sevketti beni. Belki de Sayın Ahmet Davutoğlu’nun trolleri bugün yoğun bir mesaidedir; bendeki bu kanaat da bu nedenden oluşmuştur.

  21. Ak Parti 7 Haziran Seçimleri Sonrası Seçimleri Nasıl Kazandı

    Hatırlayazağınız üzere Ak parti %41 Mhp %16-18 oy almıştı.

    Tek başına Hükümet çıkmıyordu koalisyon denemesi yapıldı Mhp o zaman
    Ak partiyle ortak olmam demişti (Neden bunca şaibe, yolsuzluklar ve hukuksuzluklar nedeni ile)

    Ama yakın bir gelecekte Ne değiştide ortak oldun? Ey Milletim Siz hiç Düşünmezmisiniz.

    Kanun Gereği ikinci Gelen parti CHP koalisyon denemesi yapması gerekirdi. Erdoğan buna izin vermedi yani Kanunu çiğnedi.

    Daha sonra Ülkenin değişik yerlerde patlamalar oldu. Yani kaos ortamı doğdu.

    Pisikoloğ uzmanlar şöyle yorumları oldu.

    Batı toplumlarında bir araştırmaya göre :
    ” Kaos ortamlarında Halk kuvvetli partiyi seçtiğine” ulaşıyorlar.

    Kuvvetli parti Kim AK parti bu plan devreye giriyor ve Onca masum vatandaş ölüyor.

    Ak partide bir dahaki şeçimde %48-49 oy alıyor.

    Beyler, Hanımlar kendi içinden ayrılan mualiflerle ortalık baya bir karışak

    Her zaman olduğu gibi olmasın; Filler Tepişir olan çimlere olur.

  22. Fehmi Bey’in yazısını okuyunca bunun bir
    Babacan güzellemesi olduğu kanaatine vardım.Yorumlara bakınca böyle düşünmekte yalnız olmadığımı gördüm.
    Ayrıca sadece güzelleme de değil,hem Davutoğlu’nu,hem Ak Parti’yi gözden düşürme niyeti de seziliyor satır aralarında.Yani bir taşla üç kuş vurulmuş
    oluyor.Böyle yapmak Fehmi Bey’in hakkıdır.Ama o zaman tarafsız bir gazeteci değil,bir parti yanlısı gazeteci
    görüntüsü verildiği bilinmelidir.Şu söylediklerime benzer sözleri daha önce
    başka yazılar üzerine de söylemiştim.

    Yazıda maddi bir hata da var gibi geldi bana.Fehmi Bey şöyle yazmış:

    “Tabii arada anayasa gereği yapılması gerekenler bir tarafa bırakıldı ve Meclis çoğunluğunu kaybettiği için hükümeti tek başına kuramaz hale geldiği halde, AK Parti hükümeti yerinde kalmaya devam etti.”

    Şu gazete haberi Davugoğlu’nun 7 Haziran’dan sonra kurduğu hükümetle ilgili:

    :Başbakan’ın açıkladığı 26 sandalyeli Türkiye Cumhuriyeti’nin 63. Hükümet’inde, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile birlikte 12 AK Partili, 2 HDP’li, 1 MHP’li, 11 de bağımsız üye yer aldı.”

    Şu açıklama da Davutoğlu’nun o günlerde kurduğu hükümetle ilgili:

    “Davutoğlu, anayasanın öngördüğü ve sorumluluk olarak yüklediği bir hükümetin söz konusu olduğunu belirterek, şöyle dedi: “Dolayısıyla ben de Başbakan olarak, AK Parti Genel Başkanı olarak değil Cumhurbaşkanımızın verdiği görev gereği, bütün partilerin üyelerinden şahsen yaptığım teklifle oluşmuş bir kabinenin başındayım. Dolayısıyla bu kabine, AK Parti kabinesi de değildir, herhangi bir koalisyon kabinesi de değildir. Tamamıyla, usulüne uygun şekilde, meşru çizgiler ve sınırlar içinde teklifimizi bütün partilerin milletvekillerine yaptık. Bazı milletvekilleri kabul etti, HDP’den iki milletvekili, MHP’den o zaman bir milletvekili kabul etti ve hükümet oluştu. CHP ve MHP kurumsal olarak bu hükümete girmeyeceklerini ifade ettiler.”

    Hal böyle olunca Anayasa gereği yapılması gerekip de yapılmayan neydi acaba?

  23. Osmanlı padişahları niye kardeşlerini öldürdükleri sorulur,işte cevabı bundan:Daha şimdiden Tayyip Erdoğan’ın arkasından hesaplar yapılıyor,Gülcüler,davutoğlular ve babacanlar,tabii Fetö ilk sırada….

  24. SİZ ALİ BABACAN TARAFTARI OLDUĞUNUZ İÇİN….AHMET DAVUTOĞLUNU KAMU OYU ÖNÜNDE YIPRATMAK İÇİN YAZILMIŞ BİR YAZI….ADAM DİKTATÖRE DİYOR Kİ ..YETER BU ÜLKEYE VERDİĞİN ZARAR…YETER MİLLETİN ÜMİTLERİNİ BERHAVA ETTİĞİN….FEHMİ BEY SİZİN NİYETİNİZ FARKLI AMA HESABI ALLAHA VERECEKSİNİZ…

  25. Hiç yakışmadı size.Davutoglu konuşmasında açıkça belirtiyor terör olayları sırasinda Devlet Bahçelinin beraber hükümet kurmaya yanasmadiğını ve Davutoğlu terör zamaninda bolgeyi dolaşırken Ak parti içindeki bazı kişilerin kongre zamaninda kendisine yapilan uygunsuz hareketleri.
    Sizde terore sempati Ile bakanlarin tarzı Ile yapilan açiklamayi farkli yerlere çekmeyin .Davutoglunun açuklamasi gayet açık.
    Suyun yonünü degiştirmeye çalışıyorsunuz.su kendi yolunun bulur merak etmeyin.

  26. Anlaşılan Kankanız Davutoğlu sizlere danışmadan sinirlenip düşünmeden böyle bir ıddıa attı ve aranız açıldı….bismillah….daha parti kurulmadan bü böyle yol ayrımı yaşandı….birde karar gazetesine “davutcuoğlulara” bakalım….onlarda birkaç eleştiri yazdılar ise ” God by “Davutoğlu ” welcome Babacan….işte çıkar olunca,bağlılıkta bu kadar oluyor….vatan için yaparsan,menfaatsız ançak halkın takdirini alırsın,halk cahil değil(çoğunlukla) sizlerin görmediklerinizi daha iyi görüyor,kimin ne olduğunu sizlerin tahmininizden daha çok…

    • Fehmi Bey bırakın biraz da bazi seyler doğaçlama, saf ve içten geldiği gibi olsun. Bunlarda yalan dolan, cinni veya seytani fikirler pek olmaz. Her sey hesap kitapla yapıldığı zaman mutlaka bazi hinlikler düşünülüyor. Bakin bu sayede bazi gerçekler ortaya çıkacak ve saf milletimiz aydinlanacak. Bazı şahsiyetler de kendisi olmaya baslayacaklar. Hep hesap hep kitap, hep gizli gündem, nereye kadar gidecek bu kapalı kapilar ardinda planlanan siyaset? Birakin da birazcik basit olalim, saf düşünelim “oldugumuz gibi görünelim- göründüğümüz gibi olalim. Belki de ihtiyacımız olan bu. Her zaman doğruları dobra dobra söyleyen kişiler hiç konuşmayan, itiraz etmeyen ve herşeyi kabul edenlerden daha iyidir. Hem işin bir de Rabbani boyutu var. Hep gizli hesaplar peşinde olanlara Cenabi Allah “Siz yapadurun bakalim hesabınızı elbet benim de bir hesabım var” mealinde buyurmuyor nu? Hesaplarin uzerinde de bir hesap var. iradelerin üzerinde de bir irade var. Siz ne kadar Davutoglu yanlış yapıyor ve kendini bitiriyor deseniz de bir de yaptirani düşünün. O mutlaka bazı gerceklerin gün yüzüne çıkmasını murat buyurduysa bunun önünde hiç bir engel duramaz. Yapana değil yaptırana bakacaksiniz. Bu yazi biraz kaderci saf bakış açısıyla oldu ama sebep-sonuç ilişkisi uzerinden dünyevi bakış açısıyla da başka bir zaman yazarım insallah.

  27. Fehmi bey sizi zevkle okuyan sürekli de takip etmeye çalışan biriyim. Ancak üzülerek soylemeliyim ki Davutoğlu’na karşı korkunç bir defansiniz var. Yazılarınizda ki argümanlar gerçekten tatmin edici değil. İnanın bana Davutoğlu ile aranızda şahsi bir hesaplasma olduğu izlenimi veriyor bu hal. Babacan ekibi ister birleşir ister birleşmez ama iki ayrı parti sizin sürekli olmasını vurguladiginiz durum Türkiye gerçekliği ile uyuşmuyor.

  28. Şecaatini arz ederken merdi kıpti sirkatini itiraf edermiş misali eski akyoldaşlar ile yeni bir siyasi hareket olmayacağı ve pek yakın gelecekte ağlayarak, helalleşerek ” farewell to makam yani bakan ” olanlar ile bile yeni bir siyasi misyon oluşamıyacağı anlaşılacaktır. Aynı dayeden süt emenlerin kardeş hükmünde olması gibi aynı davadan ekmek yiyenlerin bu memlekete artık hayır namına yapabileceği bir şey yoktur.
    “Her gün bir yerden göçmek ne iyi
    Her gün bir yere konmak ne güzel
    Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
    Dünle beraber gitti cancağızım
    Ne kadar söz varsa düne ait
    Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
    Hz.Mevlâna

  29. Sayın Koru.
    Okurken nedense Ali Babacan tarafından kurulması planlanan partiye oy devşirme amacıyla yazı yazdığınız hissiyatına kapıldım. Rakip partiye oy verebilecek bir kısım seçmeni bu tarafa çekebilme adına hani.

    Davutoğlu’nun konuşmasını baştan sona dinlediğinizden kuşku duydum zira dinlemiş olsaydınız yukarıdaki yorumları yapmayacak kadar zihni berrak birisi olduğunu biliyorum. (Okuma Önerisi: https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/turkiyede-kanaat-sahibi-olmanin-dayanilmaz-hafifligi-11126)

    Benden size tavsiye. Ali Babacan tarafından kurulacak olan partiye ister fikren isterseniz de bedenen destek verin. Bu iş için koşun, yorulun, ter akıtın. Lakin bir yazar olarak siyasi hedefinize yarayacağını düşündüğünüz biçimde kaleminizi kiralamayın.

    Şu anda eleştirdiğiniz medya düzeninin oluşturduğu iklim sizi de etkilemiş gibi görünüyor. Buradan bakınca öyle görünüyor da.

    • Yorumlara katıldığını belirten beğen tuşu olmadığı için yazdım. Hakan Derinler in yorumuna aynen katılıyorum.
      Fehmi Bey sadece sizi okuduğumuzu zannetmiyorsunuzdur.
      Ali Babacan ı da dört gözle bekliyoruz ama bu türlüsüne gerek yok.

  30. Peki biz seçmenler gerçekleri nereden ogrenip nasıl karar vereceğiz. Yoksa bize gosterilenle yetinecek miyiz. Bence bütün gerçekleri söyleyecek birinin cikmasi Lazım artık. Efsanenin (!) tüm gerçeklerini öğrenmek isteyen bir çok insan olduğunu düşünüyorum

  31. Fehmi bey, sizde Davutoğlu ‘nun yaptığı hatanın bir benzeri hatayı, yazınızla yapmışsınız. Yazıyı sanki sizin adınıza başka biri yazmış gibi. Tarafı çok belli olan, düz, siyasi bir yazı olmuş. Öyle anlaşılıyor ki, az konuşmak ya da bir şey dememek, an itibariyle az hata getirdiği için, birileri gibi sizinde tercihiniz. Halk hepsini gözlemliyordur umarım. Siyasetçinin hata yapma hakkı gazetecide de olmalı. O yüzden bu yazınızı şahsen ben, bir iş kazası olarak yorumladım. Yorumumdan Davutoğlu taraftarlığı çıkmasın, zira hem onun hem de diğer mezkur şahısların siyasî fikirlerine uzağım. Burda korumak istediğim, okuduğum kalemdir. Sizi okumaya devam edeceğim.

    • El ustunde tutulup her aksam ana haber sonrasi konusturulurken kimlere destek veriyorsa, simdi de kenara atilinca karsi tarafa gecip ayni seyi kendi tarafindakiler icin yapmis. Bunda sasirilacak bir sey yok bence.

    • Fatih Ergili Bey, yazdıklarınıza ben de katılıyorum.
      Uzun süredir olan biteni öğrenmek için tek başvuru kaynağım Fehmi Koru.
      Bugünkü yazıyı okuyunca inanın içim cız etti.
      Umarım Fehmi Bey de yazısını tekrar okur bu çizgiyi devam ettirmez.

      • Yıllar önce bir insan bana gelip şöyle dedi : İyilik yaptığınız şu arkadaş size şu kötülüğü yaptı . Peki dedim , size en yakın arkadaşınızın bu sırrını neden bana söylüyorsunuz ? Dedi ki , sizin gibi dürüst bir insana bu yapılamaz . Vicdanım kabul etmedi.

  32. Söyleyene değıl söyletene bak! Atalarımız keyf için yalancının mumu yatsıya kadar yanar dememışler.

    Davutoğlunu, oldu bitti beğenmem.
    11.Cumhur başkanı, Davutoğlu gibi birisi ile nasıl çalışabilmiş?
    Gerçi Etdoğan gibi birisine nasıl tahammül
    etti ise davutoğluna haydi haydi tahamül ederde, benimkisi merak işte.

    Dürüst Insanlar herkesi kendileri gibi zannettikleri için daha çok aldaniyorlar.
    Örnek: A Gül erdoğanın pilanlarini tahmin edip 2007 de kendi yerine erdoğanı cumhurbaşkanıliğina aday gösterse’idi….hem Türkiye hemde Kendisi için daha iyi olurdu.
    O zaman ayrı,ayrı iki numarası olan bir diplomanin sahtakarlığı kolaylıkla ortaya çıkardı, en azindan Türkiyede bu, kadar fazla cahill törememiş olurdu.

    Babacan, çorbadan ağzı yandığı için yoğurdu üfüleyerek yiyiyor.
    Onun için yol arkadaşlarını çene değil iş yapacaklardan seçiyor.

    • Ilave! Davutoğlunun açiklaması batili demokırası ülkelerın her hangı birisinde yapılmış olsaidi o ülkenın halki, yaragisı ve sivil toplum kuruluşları hepsi birden şu anda ortaklığı ayağı kaldirmiştılar.

      • Evet çok haklısınız ama ülkemizde ayağa kalkabilecek hiçbir kurum kalmadı. Toplum da bölünmüş ve dağınık. Sivil toplum örgütleri de çok cılız, gık diyeni de içeri atıyorlar. Ne yapılabilir bilmiyorum.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız