Haberiniz olsun: Ülkemiz medyasının acınacak hale düştüğünün resmi çekildi

18
Reklam

Yıllarca haber peşinde koştuktan ve haber sorumlusu olarak dönemin önemli sayılan bir gazetesinde görev yaptıktan sonra yine aynı gazetede ‘okur temsilcisi’ konumuna getirilmiş bir meslektaş, Faruk Bildirici, kısa sürmüş RTÜK üyeliği ardından bütün bu yıllar boyunca elde ettiği birikimini herkesi bilgilendirmede kullanıyor. 

Gönüllü ‘medya okur/izleyici temsilcisi’ konumuna getirdi kendisini, gerekli gördüğünde serinkanlı değerlendirmeler yapıyor. 

Kamuoyuyla paylaştığı son değerlendirmesi televizyonların tartışma programlarıyla ilgili. 

Bir ay boyunca haber kanallarının tartışma programlarını hassasiyetle izlemiş ve bulgularını teker teker kağıda döktükten sonra kanaatlerini raporlaştırmış. 

Raporunun özeti şu: İktidara yakın ya da iktidar kontrolündeki kanallarda ‘ekrana çıkamayacaklar listesi’ var.” 

Programlar o listede yer almayan az sayıdaki isimle yapılıyor… 

Verdiği en çok çağrılan konuklar listesinde tanınmış kişiler yanında benim ilk kez isimleriyle karşılaştıklarım da var. 

O yeni isimleri arayıp bulmak için bayağı çaba gösterilmiş olması gerekir. 

Reklam

Muhtemelen ‘ekrana çıkamayacaklar listesi’ olduğu gibi, ‘ekrana sıkça çağrılacaklar listesi’ de vardır ve benim daha önce isimlerini hiç işitmediğim kişiler o sayede ekranlarda görünür olmuşlardır. 

Benim başımdan geçen 

Yazılarıma ara sıra göz atanlar özellikle medya konusuna değinirken benzer bir tespitte bulunduğumu hatırlayacaklardır. Tartışma programlarını izlemekten vazgeçeli hayli zaman olduğu halde, biraz da kendi başıma gelen üzerinde düşünürken, Faruk Bildirici’nin bilimsel yaklaşımla ulaştığı sonuca kendi deneyimimden hareketle ben de varmıştım. 

Uzun yıllar bir kanalda günlük yorumlar yaptım, tartışmalı sohbet programları yönettim. Beş yıl öncesine kadar bir kanalın haftalık tartışma programlarının birinde sabit yorumculardandım ve bu sebeple başka kanallardan gelen katılma taleplerini haftada sadece birle sınırlamıştım. 

Kendimi sınırlamasaydım her hafta pek çok kanalda arz-ı endam edebileceğim sıklıkta davetler almaktaydım. 

Emir yüksek yerden geldi, yazdığım gazetede köşem kapatılırken sabit katılımcısı olduğum haftalık tartışma programından da çıkarıldım. 

O gün bugündür haber kanallarının hiçbirinden davet almıyorum. 

Daha önce de yazmıştım, yeri geldi tekrarlayayım: Üzerinden bir yıldan fazla süre geçti, kanalların birinden arayan bir konuk sorumlusu tarafından bir programa davet edildim. Davet edene, memnuniyetle katılacağımı, ancak bir yanlışa da kurban gitmek istemediğimi söyledim. 

Reklam

Kapıdan geri çevrilmek yanlışına…

Anlamadığını görünce ne demek istediğimi açtım. 

“Bildiğim kadarıyla” dedim, “Kanal yöneticilerinin elinde biri ‘kesinlikle programlara çıkarılmaması gerekenler listesi’, diğeri de ‘mutlaka çağrılması gerekenler listesi’ olmak üzere iki liste var ve benim ismim ilk listede yer alıyor. Gelirsem büyük ihtimalle kapıdan çevrilirim.” 

Genç kadın şaşırdı, “Olur mu öyle şey Fehmi bey, sizi programcı bizzat istedi; ben kendisiyle konuşur, size dönerim” dedi. 

Ve, bir daha aramadı. 

[Tek istisna, kapılar bütünüyle yüzüme kapanmadan önce haftalık tartışma programında yer aldığım kanaldan gelen bir davettir. Davet eden programcıya aynı açıklamayı yapınca, bana, kanalın sözünün üstünde söz olmayan yöneticisinin adını verdi ve davet edilmemi onun bizzat istediğini söyledi. Son beş yıl içerisinde ana haber kanallarında katıldığım tek program odur. Bir daha aynı kanala çağrılmadığıma göre yeniden uyarılmış olmalılar.

İzlenmeyen kanallar, satmayan gazeteler 

Faruk Bildirici’nin tartışma programlarıyla ilgili raporunu kamuoyuyla paylaşmasının üzerinden günler geçti. Rapor sonrasında görüşlerini açmasını isteyenlere listelerin kimler tarafından hazırlandığına dair bildiklerini isim de vererek açıkladığı halde, o isimlerden ve iktidar cephesinden herhangi bir tepki gelmedi. 

Usulen olsun “Yok öyle bir şey” diyebilirlerdi, demediler. 

Herhalde bu gerçeğin bilinir hale gelmesinde yarar görmüşlerdir. 

Bu tablodan çıkan sonuç belli: Görevi kamuoyunu aydınlatmak olan ve bu amaçla mümkün olan en genişlikte görüşlerin aktarılmasına aracılık etmesi beklenen medya bizde farklı çalışıyor. Tek taraflı yönlendirme -propaganda- aracı durumunda. 

İzleniyor mu kanalların tartışma programları? 

Durumları onlardan farklı olmayan gazeteler alınıp okunuyor mu? 

Cevabı ancak tahminle verilebilecek sorular bunlar. 

Sizlerin tahminleriniz benim tahminimden geri değildir. 

Faruk Bildirici’nin raporlaştırdığı bu gerçek, yalnızca ülke içerisinde değil dışarıda da, bilmesi gerekenler tarafından biliniyor zaten. 

Biliniyor ve Türkiye ‘medyası özgür olmayan ülkeler’ arasına yerleştiriliyor. 

Tevekkeli, milyonlarca insanımız, internet üzerinden kolayca erişilen alternatif kanalları ve görüşlerini dijital platformlardan ulaştıran yorumcuları izlemeye, haberlerle yorumlar için onları takip etmeye başladı. 

Yakınlarda bir canlı tartışma platformu da devreye girdi. 

Aranızdan “Derdi sana mı düştü?” diyecekler çıkabilir ama yine de yazımı şöyle tamamlayayım: İzlenmeyen kanallar ile okunmayan gazeteler için saçılan paralara acıyorum. 

ΩΩΩΩ

Reklam

18 YORUMLAR

  1. “Emir yüksek yerden geldi, yazdığım gazetede köşem kapatılırken sabit katılımcısı olduğum haftalık tartışma programından da çıkarıldım. ”
    Faruk Bildirici gibi cesur olup siz de birkaç isim, somut bilgi verseydiniz. Emir kimden geldi mesela?

  2. Sayın Koru ,
    dedim ya herkes yapması gerekeni yapacak diye. Sahi gazeteci dediğiniz ne iş yapar. Matbaa icat olmadan önce böyle bir meslek varmıydı ? Toplumun bilgilendirilmesiymiş . Geçiniz efendim. Herkes duymak istediğini duyuyor , görmek istediğini görüyor. Gerçekler sadece hakikatı deşeleyenlerin umurunda . Onlar da bu saydığınız yayınları izlemiyorlar zaten.
    Derdiniz haketmediğini alanların ruz,-i mahşerde bunlaŕın hesabını nasıl vereceklerine dair onlar için bir endişe olmalıydı.

  3. Eskiden! (Buna bir kaç ay öncesi desek daha uygun olur) bütün emirler sadece üçlü koalisyon ve %50 vatan sever kahraman halkın Tayyip Cumhurriyet’i başkanı,de olan Dünya ve Ümmet lideri Recep Tayyip Erdoğan tarafından veriliyordu, tââki rantçı mutahitler’den alınmış miliyarlik yardımlar ile satın alınip (0) servetilı Dünüre hediye edilen Emir eri Havuz TC tarafından hizaya getirildığinden dolayı, alternatif Karadeniz İmparatörlüğü filizlenmeye başlayın’ca zatent,Trumpın gitmesi ile birlikte dışarda, haviz çatlağ ilde içerde sıkıştı.

    Önceden milleti Diş düşmanlar ve PKK ile uyutarak saltanatını sürdüriyordu.
    Fakat, bukez öğle kolay olmadı eli ile beslediğ Karadeniz Havuz İmparatorluğu’na dokunur dokunmaz çarpıldı ve bir anda troller toz olup uçtu.

    Bu nedenlerden dolayı Dünya lideri ve ortakları.
    10 senedir unuttuklari Adalet ile başlayarak uzaydan çıktılar,oda olmadı.
    Bu sefer hem dışariyi hem içeriyi halledecek
    PKK devreye girdi. Sonuç 13,Şehit..????
    Amaaa bu kez içeride ters tepti, en başta muhalefet HDP dahil tepki geldi ve sorumlulardan hesap sormaya başladılar.

    Sahi! Hakan fidana ne olduda onun görevini alakası olmayanlar üslenmişler gibi geldi bana.
    Dişardan gelen meslektaşları onunla değil başkan yardımcisi veya başka bir saray yetkilisi ile görüşüyorlada.!?

  4. Siyasetin bulaşıcı hastalıkları:
    -İktidara gelen muhalefette söylediğinin tersini yapan
    – Mutlaka enkaz devralmıştır.
    -Her iktidara gelen ilk önce medya ayar veriyor bu arada hafif bir iki muhalif medya da bırakır.
    – Kadrolaşmaya çalışır.
    – Yargıyı kontrol altına almaya çalışır.
    – Ekonomi daha öncesinde daha iyi hale getirmiştir.
    -Muhalefetle sürekli atışma ( elti kavgalarını gibi)
    – Gündemi belirler.
    -……………..diye sıralanıp gider.

    İzlenmeyen tv kanalların parası da halkın cebinden çıkıyor

    Bu çağda dahi trt payı diye bir şey varsa bundan ayıp ne olabilir ki
    Trt payını derhal sağlık hizmetlerine aktarılmalı hatta artırılmalı
    Artık biyolojik savaş çağındayız uzay çağında değiliz
    Uzaya harcayacağımız parayı aşı için kullanılmalı
    Uzaya gitmeyelim mi derseniz gitmeyelim nedeni ise
    Bir ailenin yiyecek ekmeği olmayıp son model araba alması nasıl doğru ise uzaya gitmek de o kadar doğrudur…..

  5. Bana göre sadece iktidar yalakası basın değil , muhalif olanlar da adam değil ; kim ne derse desin maalesef durum budur !
    Aslında bir CB nının ; bir eleştiri yüzünden ,ana muhalefet başkanına ‘ yüzsüz , terbiyesiz herif ‘ diye hakaret ettiği bir ülkede her şey bitmiş demektir ! Ne söylense boş !
    Selamlar , iyi günler

  6. Benim de tek söyleyeceğim, ”saçılan paralara acıyorum” olurdu normalde. fakat, bu paralar kimin paraları? yine senin verdiin vergilerden ayrılan paralar mı? hele ki böyle değilde ”nerden geldiği, kimin verdiği belli olmayan” paralar olsa..
    işte asıl dert edilecek kısmı burası olurdu.
    sonuçta, eğer geldiği yeri bildikmi eninde sonunda harcanıp bittiği son noktayıda da diğer o birileri görüyor biliyordur. araştırmıyor, bulmuyorsa..
    bırak kırılsın o ekran.

  7. Herhangi bir konunun gerçeğini merak ediyorsanız fazla araştırmaya gerek yok.
    Malum yorumcular ne diyorsa ” tam tersi ” gerçeğin ta kendisidir.

  8. Ne de olsa saçılan o paralar kendilerinin değil.
    Sizin bizim paralarımız.
    Bizim paralarımızla bizim haber alma özgürlüğümüz sınırlanıyor, biz manipülasyona maruz kalıyoruz.
    Ne ala memleket.

  9. Medyada her yazı bir algıdır ve taraflıdır. Bu taraf bazen büyük ya da tek kişiden oluşsun gerçek değişmez. Sizinki de dahil.. Bu bugünkü mesele değildir, sadece Türkiye’nin meselesi de değildir. Aslında buna taraf değiştirenlerin menfaatlerinin yer değiştirdiği gerçeği de eklenmelidir. En kişiliksiz olanı belki de budur…

  10. yandaş kanallarda yapılan açık oturumların hiç birini izlemiyorum.
    hele o programların değişmez elemanı olan Hacısalihoğlu soyadlı bir katılımcıyı görünce bir saniye bile bekletmeyip zaplıyorum.

  11. Faruk Bildirici’nin yaptığı çalışmayı Sn. Koru’nun verdiği linkten okudum; bir çok isim var “çağrılmayacaklar listesinde” olup ta vakti zamanında ekranları dolduran bu zevat ki, bu deneyimli ve basının -halkı doğru bilgilendirme işinin- önemini bilen şahsiyetler, kendilerine kapıların kapatılması sonrası “acaba; ‘başka bir mecrada, yoksa yeni bir gazete veya TV kanalı açılmasını teşvik ederek bu boşluğu hep beraber dolduralım’ kabilinden düşündüler mi hiç?” diye aklıma geleni buraya yazdım.

    Hoş, medyaya adım atmak veya bir iki gazete ile bir TV kanalı açmak öyle sıradan işler olmadığı gibi, yüklü miktarda sermaye de gerektiriyor; öyle de, parasını bu işe yatıracak zevat da karşılığında kar, siyasi veya idari statü elde etmeden bu işe girmiyor ki. Hem, “ben bunu memleketime, insanıma hizmet olarak yapıyorum” diyecek gönül adamı, devletin, iktidarın veya bağlı ya da mafya-vari çevrelerin baskısına neyle nasıl direnebilir ki?

    Nasıl olacak bu peki? Halkın doğru bilgilendirilmesi işi…

    Ülkede onlarca medya kuruluşu var, muhalif olanların sesi ya az çıkıyor, ya kısılıyor ya da -ideolojik davranma/kamplaşmadan ötürü- itibar görmüyorlar. Medya bağımsızlığı kendiliğinden oluşuncaya kadar herkes durduğu yerde duracak, oturduğu yerden kalkmayacaksa geçen sürede nelerin kaybedildiğini, neyin nelere mal olduğunu halk nasıl bilecek, nasıl davranacak?

    Bu sorunun cevabını en çok vakti zamanında ekranlarda en çok görünen, görüşlerine en çok itibar edilen, edilmese de karşı cenahta fikir sorgulaması yaptıran ve şimdilerde ekranlardan uzak tutulan; kendi köşelerine çekilmiş, bazılarının da bireysel medya çalışması olan deneyimli gazeteci-yazarlar bilir değil mi?

    Bunlar, bir medya platformu kurmaya kalksalar bile ekonomik güçlerinin olması gerekir, yoksa o gücünü bu işe hasredecek bir kaç babayiğit bulmaları gerekecek! Çıkar mı dersiniz? Ne zor değil mi?

    Bu sıkışmışlık niye.. kimine serbest kimine yasak niye? Bu yeni bir şey mi, yoksa evvelinde de vardı da şimdi yaşadığımız tuzu-biberi Türkiye’de, diyenlerden misiniz?

    Şimdi yaşadığımız tuzu-(acı!)biberi çok fazlaca olanından hem de. Yenilir yutulur gibi değil üstelik. Hazmedenlerde ne mide varmış da anlaşılır gibi değil.

    Ne yapılmalı?

    (Doğru/dürüst) Basının işlevinin-öneminin kanıksandığı bir toplumda elbette bu görevi üstlenecek zevat çıkar çıkmasına da… Bir de o nitelikli toplumun yaşadığı ülkede devletin, kurumlarının, basının hakkını teslim edecek yapıda, teşekkülde olması gerekir. Yani demokratik erklerin olgunlaştığı, görev sınırlarını/haddini bildiği bir kurumsal yapı.

    Sözün kısası, önce o nitelikli/eğitimli halkı bulmalı/oluşturmalı, sonrada bu halktan teşekkül edecek demokratik kurumsal devleti/hükumeti…ya da tam tersini…

    Gördüğünüz gibi tek sorunumuz yandaş, etki altında kalan, görevinin bilincinde, dürüst olmayan, menfaatperest bir medya değilmiş.

    Yine de ekranlardan uzaklaştırılan duayen gazeteci-yazarlar, bulabildikleri bıyığı yeni terlemiş, iddialı çömezleri de rahle-i tedrislerine alarak bu işe bir yerden başlamalılar.
    Sorun ortak, çözüm de ortak. Tek başına pek bir şey olmuyor.

    Ha Gayret!

  12. Maalesef bu kanalları ve tartışmaları izleyen bir kısım seyirci var. Mübarek gecelerde televizyondaki dini ! programı izleyince ibadet ettiğini sanan bir kitle var. Ve bütün çaba bunların safını sıklatştırma ve blokta tutma çabasıdır. Bakalım nereye kadar…

  13. Bütün dünya Çin’de Uygur Türklerine yapılan soykırım ve işkenceleri haber yapıyor. Ülkeler yaptırım uyguluyorlar, protesto ediyorlar. Kamplarda nasıl kadınların tecavüze uğradıkları haberi yapılıyor sürekli batı basınında. Bizim havuz medyası bunları duymazdan geliyorlar. İYİ parti Uygur kadınlardan birisini mecliste konuşturduğunda iktidarın bütün kolları hücum ediyorlar. İktidarın minik ortağı perinçekciler bunu kışkırtma olarak duyuruyorlar. Türkiye adına utanç verici durum, gerçekten insanlık ölmüş. Milyonların ahı mutlaka tutacak.

  14. Demokrasi ile gelip, demokrasiyi rafa kaldıran ilk iktidar değil bizimkisi. Dünyada örnekleri çok. Bu oyuna gelmemenin tek yolu iktidarın sınırlı sürede ve kontrol altında birilerine verilmesi. Biz tamamen alaturka bir yöntemle bütün iktidar, yargı, yasama, basın gücünü bir kişiye verdik. Bu işi Cumhuriyetin başında da yaptık. Bu ikinci. Bundan dönüş var mı henüz bilmiyoruz. Birincisinde İnönü’nün isabetli bir şekilde batıya yönelmesiyle, ki buna mecburdu, kurtardık. Bu sefer kurtaracak mıyız, meçhul.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız