Din -İslam- tartışılır, insanların imanlarının sorgulanmasına yol açılır ise kim/ne kaybeder?

39
Reklam

İnsanımız hemen her gün din konusunda imtihan ediliyor.

Dinin bizdeki kadar günlük hayatta ‘tartışma’ konusuna dönüştüğü bir başka ülke olduğunu sanmıyorum.

Her imtihanda olduğu gibi, bu konuda da, insanlar kendilerinden beklenileni verdiklerinden emin olamıyorlar. Hayatının merkezinde ‘din’ olanlar bile, tartışmalar kulaklarına ulaşınca, ‘ne kadar Müslüman’ olduklarının test edildiği endişesini yaşıyorlar. 

Kaybeden ‘din’ oluyor bu imtihanda.

Acaba buna sebep olanlar yaptıklarının sonuçlarından haberdarlar mı?

Kamuoyu önüne çıktığında temsil ettiği kurum öyle olduğunu düşündürdüğü için ‘din’ adına konuştuğu varsayılan Diyanet işleri başkanı mesela?

Ya da siyasiler?

Din ile siyaset bizde iç içe bir görüntü veriyor.

Reklam

Bu görüntü yüzünden de kaybeden yine ‘din’ oluyor.

Halkımızın dindarlığını ölçme amacıyla yapılan anketlerden biliyoruz: Uygulama yönünden eksikleri bulunsa da büyük çapta ‘dindar’ insanlardan oluşan bir toplumuz. 

Kişisel deneyimlerimden de, dıştan bakıldığında lakayd görünen insanlarda da dini hassasiyetlerin fazlasıyla varlığından haberdarım. Çoğu insan dini hassasiyetlerini kendi özellerinde yaşamak eğiliminde ve öyle yaşıyor da.

İmtihan edilmekten ise hoşlanmıyorlar.

Aksine tavır ve davranışlar hoş karşılanmıyor.

Öyle tavır ve davranışlar yüzünden de kaybeden yine ‘din’ oluyor.

Dindar olma iddiasının sahibi kimseler yaptıklarıyla o iddianın başkalarında zayıflamasının sebebi.

Maalesef öyle.

Reklam

‘Din’ konusunun gündemin ön sıralarına tırmandığı günümüzde insanların dindarlığında azalma olduğunu herhalde herkes fark ediyor.

Yoksa Diyanet camiası ve siyasiler bu durumun gerçekten farkında değiller mi?

Nasıl farkında olamıyorlar, hayret.

Farkındalar da önemsemiyorlar mı?

Din ile siyasetin kol kola gezdiği ülkeler bütün dünyada tedirginlik kaynağı…

Afganistan’a bakmak bile yeterli.

Ya da ABD’ye…

Birbirine taban tabana zıt bu iki ülkede siyasetin parçası haline dönüşen din bütün dünyayı ilgilendiren bir soruna dönüşmüş durumda.

[ABD’de bunu kendi siyasi hesapları uğruna zorlamış olan Donald Trump artık başkan değil, ancak onun dini duyguları istismar ederek kışkırttığı yığınlar yeniden ülkeye ağırlıklarını koymak için hala alesta bekliyorlar.]

Son tartışmalar sırasında beni en çok şaşırtan, Diyanet’te geçmişte başkanlık yapmış değerli alimlerin suskunluğu oldu. Lütfü Doğan’dan Tayyar Altıkulaç’a, Mustafa Sait Yazıcıoğlu, Ali Bardakoğlu ve Mehmet Görmez’e kadar o makamda bulunmuş ilim sahibi şahsiyetler, dinin bu denli tartışma konusu haline dönüştüğü bugünkü ortamda, ne düşündüklerini açıklamalıydılar.

Açıklamalılar.

‘İslam’ elbette yalnızca onların konusu değil, ancak herkesin bu konuda konuştuğu sırada, toplum, ilim sahibi insanlardan sağduyulu sesler de duymak ister.

Siyasetin yönlendirdiği bir din anlayışının aslında tarihsel temeli bulunmuyor.

Bunu en iyi din/İslam alanında behresi olanlar bilir.

“Hanefi mezhebindeniz” diyoruz, mezhebin ‘Büyük İmam’ (İmam-ı Azam) olarak anılan banisi Ebu Hanife (699-767) tam da bu konudaki baskılara direndiği için hayatını işkenceler altında hapiste kaybetmişti.

Her şeye rağmen iyi niyetli olmak istiyorum. Diyanet işleri başkanının sağdan-soldan gelen eleştirilere kulaklarını tıkadığını düşünemediğim gibi, o konuma gelmiş bir insanın kendisini ve başında bulunduğu kurumu siyasi emellere alet ettiği eleştirilerini de ağır bulurum.

Kamuoyu önüne cüppe ve sarıkla çıkma imtiyazı bir tek onda var. Cüppe ve sarık ağırlığını korumalı.   

Dine ve dinimiz olan İslam’a insanlarda esasen var olan saygıyı zedeleyecek, her gün imtihan oluyormuşcasına imanı sorgulamaya yol açacak, zihinsel bölünmeyle sonuçlanabilecek taraf tutmaya çağırıcı tavır ve davranışlardan herkes kaçınmalı.

ΩΩΩΩ

Reklam

39 YORUMLAR

  1. Kur’an-ı Kerim’in ilk ayeti oku.
    Hadis de ise İlim Çin’de de olsa gidip alın diyor.
    Buna rağmen din, ilime engel demek islam dinini tanımamaktan kaynaklanır.
    İslamı en uç örneklerle yorumlayıp bir sonuca varılırsa gerçeklere ulaşılamaz.
    İnsanlık tarihi boyunca insanlar dine inanma ihtiyacı duymuştur.
    Hiç bir zorlama olmadan insanlar dinlere inanmışlardır. Şimdide öyle hiç bir kimse zorla hiç bir dine inanmaz tam tersi zorlamak ters etki yapar.
    İslam dininden beşeri beklentisi olanlar yine bilmedikleri için.
    İnsan bilmediğinin düşmanıdır.
    Dinin amacı; insanları iyiye, güzele, hayra sevk ederek onları hem dünyada, hem de ahrette mutlu kılmaktır. Din, kişileri başka insanlara karşı kin ve nefrete, intikama ve kan dökmeye sevk etmez. Hak din

  2. Aslında sorgulanması gereken günümüz dünyasında insanlığın kaydettiği bu aşama ve gelişme sürecinde DİN olgusuna ihtiyaç duyulup duyulmadığı sorusu olmalı..Din hangi ihtiyaçtan doğmuş ve bugün gelinen süreçte o ihtiyaçlara cevap veren alternatif kurumlar yapılar ve olgular, bu ihtiyaçlara günümüz koşulları gözönüne alındığında çok daha makul mantıklı yanıtlar verebilmekte mi..? Hülasa 21.yy ve sonrası insanlık dünyası, Din’ler olmasa ne kaybedecek ve dinler olmadığında insanlar daha iyi bir düzen de mutluluğu yakalayabilecek mi..? Bugüne kadar Din olgusu varlığı ile insanlığa ne verdi ne aldı..? Din adına savaşlar din adına vahşetler din adına katliamlar din adına yobazlıklar ahlaksızlıklar rezillikler yapılagelmedi mi..? Din adına insanlar sömürülmedi mi..? Bilginin bilişimin aklın zekanın ve vicdanın katettığı gelişmeyi dikkate aldığımızda bugün gelinen süreçte DİN olgusu günümüz aklının yetmediği günümüz bilim dünyasının cevap veremediği hangi soruya cevap veriyor ve hangi olumlu katkıyı sunma potansiyeli vaadediyor..evreni aklıyla bilgisiyle öngörüsü ve vicdanıyla cennet yapabilme potansiyiline ve vizyonuna sahip olan insanoğluna, artık ilahi Din’lerin sunduğu cennet işlevsiz kalmış olmaz mı..? Kanımca insanlık artık radikal bir karar vermeli ve din olgusunu hayatından söküp atmalı ve yerine bilimsel aklı ve vicdanı koymalı diye düşünürüm..21.yy insan profili bugün aklıyla vicdanıyla bilgisiyle öngörüsüyle feraset ve basiretiyle ve üstün etik ve ahlâki duruşuyla din olgusuna ihtiyaç duymadan da yaşamını anlamlı kılabilecek ve pozitif gelişimini sürdürebilecek olgunluğa ulaşmış bulunmaktadır…tartışmalı ve sonuçlarını görme hakkından insanoğlu kendini alıkoymamalı diye düşünmekteyim..

  3. Benim daha öncede ifade ettiğim gibi, bizim kültürümüzde ve dinimizde halk tarafından kullanılan ve birbirine güven veren değerler ve sözler vasfını yitirmeye başladığını, bunu neticesinde de en çok dinin zarar gördüğünü.
    Nasıl derseniz, en basit iki örnekle açıklanabilir.
    Birincisi yalan, bizim toplumumuzda en çok korkulan kelime ama, üzülerek belirtmek gerekir ki, kime sorsan yalan söylemediğini ifade eder ama arada doğru söylemediğini söyler. İşte bu ara sıklaşmaya başlamış gibi görünüyor.
    Dolayısıyla yaygınlaşan yalan doğruyu da götürmektedir.
    İkincisi ise yemin, Yeminin Hükmü. Yemin kural olarak mubahtır, ancak gereksiz yere yemin etmek ve bunu alışkanlık haline getirmek hoş görülmemiş, sıkça yemin etmek Allah’ın adına karşı bir saygısızlık kabul edilmiştir. Yalan yere yemin ise büyük günahlardandır.
    Hal böyle iken günümüzde yeminin ne hallerde olduğu bakmak gerekir.
    Toplumumuzda yemin çok sık kullanılmaktadır yani alışkanlık halini almış neredeyse işte bu hal de maalesef vasfını yitirmesine sebep olabilir. Asıl önemlisi bizim mahkemelerimizde taraflara yemin ettirilmektedir. İki tarafda yemin eder ama bir taraf mutlaka doğru söylemediği ortaya çıkar ve dava ilerledikçe yalanlarda artmaktadır. Bu şartlarda mahkemelerde yemin ettirilmesi faydadan çok zarar vermektedir. Allah muhafaza yemin Vasfını yitirir. Ama gidişat iyi yönde değil.
    Bireysel olarak dine zarar verilsede toplumu etkilemez ama siyasi alanda tartışılırsa zarar görür.
    İlahi Adalette Zaman Aşımı Yoktur.

  4. Gömlek baştan yanlış düğmelendi. Devleti dinden bağımsızlaştıralım derken dini devletin emrine verdik. Erdoğan’da şimdi eline geçen büyük fırsatı değerlendiriyor. Türkiye’de inanç özgürlüğü olmadığı sürece de din tartışmaları bitmeyecek. Ayasofya’nın tekrar cami olmasına sevinenleri gördükten sonra da Türkiye’de yakın zamanda inanç özgürlüğünün gerçekleşebileceğini beklemiyorum.

  5. kendini muhafazakar sananların diyanet işleri başkanının her yere çanta gibi taşınmasını savunmak zorunda kalmaları insanın gözlerini yaşartıyor doğrusu, halkın parasıyla israfın binini bir para edenlere değil, yolsuzluk sahiplerine değil, haksızlık hukuksuzluğa değil de sosyal medya kullanıcılarına nasihat eden diyanet başkanının durumunu bir de dinen savunuyorlar, ne dindarlık ama…

    ne kadar müslümanız?
    ülkemize ve coğrafyamıza bir bakın, “ne kadar müslümanız” sorusu yerini belki de
    “ne kadar müslümanlıktan uzağız” sonucuna bırakıyor değil mi?
    bu durumda kaybedenin din olması mümkün mü?
    tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış derler bizim buralarda.
    din ahlaktır.
    ülkemiz her gün bir başka yolsuzluğa, coğrafya her gün bir başka kanlı iç çekişmeye/savaşa uyanıyor. hem ülkemizde hem coğrafyamızda fakirlik, umutsuzluk ve kutuplaşma artıyor. ama burada yaşayan kime sorsan herkes dini bütün müsülman…ne hikmetse bu dinin başkanlarının da bu temel çarpıklarla bir derdi yok. sosyal adaletsizlik onları rahatsız etmiyor, yolsuzluklarla, yalanlarla, haksızlıklarla, hukuksuzluklarla, milletin paralarıyla yapılan israflarla bir dertleri yok. onlar daha çok siyaset adamı gibi birilerine baston olma derdindeler.
    geçen seçim vatan, millet, sakarya üzerinden milleti kutuplaştırıp oy devşirilmeye çalışıldı, herkes haindi, ajandı, teröristti, lakin fazla işe yaramadı. millet gidip oyunu hainlere! ajanlara! teröristlere! verdi. oylarını binaliye değil, sisiye! verdiler…halen sisi! bütün anketleri yıkıp geçiyor…yerel seçimler büyük şehirleri kaybetmekle sonuçlandı. geriye dindarlık kozu/dinbazlık sosu kaldı. fatihalı, aminli işlerle hem kendi tabanlarını konsolide etmeye çalışacaklar hem de kararsız seçmene bu duruma karşı çıkanlar -din siyasete alet olmasın diyenler-laiklik/dindarlık üzerinden mesaj verecekler.
    illa ki sazanlar olur.
    ama yetmez.
    çarşı-pazar yanarken yetmez,
    işsizlik artarken yetmez,
    döviz yükselirken yetmez,
    yolsuzluk tavan yaparken yetmez,
    israf astronomik rakamlara ulaşırken yetmez…
    bunlara karşı çıkmayan bir diyanet başkanı sosyal medya dersi verebilir mi?
    nasihat vermesi etki eder mi?
    kendi içlerinden insanlar yazıyorlar
    bize bakan dinden soğuyor diyorlar.
    anketler özellikle gençlerde dini hassasiyetlerin azaldığını söylüyor imam hatipliler dahil, deizm artıyormuş. hiç şaşırtıcı bir sonuç değil,
    lakin ne kadar büyük bir vebal.
    emeği geçenlere eyvahlar olsun…

    • Didem hanım bi nalına bi mıhına vuruyorsunuz;
      şimdi diyanet başkanı siyasete karışsın mı karışmasın mı?
      Yoksa hangi konulara karışsın hangilerine karışmasın, bi karar verin artık da; biz de bilelim?

  6. Din ve siyeset ; bizde ,herkesin uleması ! olduğu konuların başında gelir .
    O nedenle bu konu çok su kaldırır !
    Ben de fazla uzatmadan bir kaç başlık halinde görüşlerimi dile getirmek isterim .
    1 – Bir hadise göre ; müslüman , elinden ve dilinden emin olunan, mü’min ise malını ve canını emanet edebildiği kişidir .
    Acaba bu tanıma giren kaç kişi var ?
    2 – AKP , dini referans olarak kullandı ve öyle iktidar oldu .Başlangıçta gizli kapaklı bir şekilde , şimdi ise aleni olarak dini siyasete alet etmektedir ve bir bakıma da bu sayede bunca sene iktidarda kalabilmiştir.
    Böyle bir iktidar bütün kurum ve kuruluşları hegemonyasına aldığı için DİB lığı da bu akıbetten kurtulamamıştır . Ancak ne hazindir ki bu kurum belki de en çok siyasete angaje olan bir kurum olmuştur.
    3 – Bizdeki laiklik , demokrasilerde tanımlanan bir laiklik değildir ; bize özgü yani Türk tipi bir laikliktir , başka bir ifadeyle bizdeki bir nevi laikçiliktir !
    Herkese selamlar , saygılar
    .

    • Ali bey siz ne “laikçiliğinden” bahsediyorsunuz; daha geçen gün harbiyelilerin mezuniyet törenlerinde başörtülü teğmenlerimizi görmediniz mi?
      Türk kızı her kadroda hakkıyla görev yapma kabiliyetini bu iktidar döneminde kazanmadı mı?

  7. Entellektüel cesareti olan çok kişi yok Türkiye’de. Taliban zihniyetli siyasi islamcılar, daha önce var olan az buçuk ifade hürriyetini toptan rafa kaldırdılar. En ufak söz söyleyeni hatta soru soranı yokluğa mahkum ediyorlar. Kontrol edemedikleri bir tek sosyal medya kaldı. Onu da susturmak için trollerle, olmadı para ve hapis cezalarıyla, şimdi de yasal zorbalıklarla kapatmaya uğraşıyorlar. Verdikleri gerici eğitimle, kültürde sanatta ve her alanda uyguladıkları zorbalıklarla, ülkenin entellektüel seviyesini çağdışı bir yere indirdiler. Böyle bir ülkede gelişme olmaz elbette. Her alanda geriliyoruz. Tüm uluslarası indekslerde her alanda dip yaptık. Paramız da pul oldu. İflas etmiş bu gerici zihniyetli yönetime daha güçlü şekilde tepki vermek herkesin görevi.

  8. Herkesin dini ve dinsizliği kendine. Devlet yönetiminde din olamaz. Bu zamanda ve bu şartlarda olur derseniz kavga olur, Taliban olur, İran’daki molla rejimi olur. Bu yönetimler de halka zulümden başka bir şey veremez. Liberal demokrat laik bir yönetim ülkemizin tek çıkış yoludur. Kemalist modernist yönetim de, siyasi islamcı yönetim de iflas etti son bir yüzyılda. Tüm dünyadaki yönetimlere bakın, doğru dürüst çalışan bir tek liberal demokrat laik yönetimler. Bunu görmek istemiyor bazıları, çünkü kendi beceriksizliklerini ancak dinle, dış düşmanlarla, şanlı geçmişle vs örtebiliyorlar. Bunu görmek, dindar veya Kemalist her türlü zorbalığa tepki vermek zorundayız. Diyanet başkanı olan memur, ülkenin ve devletin yasama, yürütme, yargı işlerine en ufak söz söylememeli. Görevi de vazifesi de değil. Tarafsız da değil, belli bir din ve mezhebi temsil ediyor. Şu durumda istifa etmeli. Yeni yönetim de ilk iş olarak görevden almalı. Muhalefet bunu açıkça deklare etmeli. Bu konularda net duruş sergilenmediği için memurlar siyasete ve halkın yaşam tarzına müdaheleyi kendilerine hak gibi görüyorlar. Sonumuz Taliban olmadan buna dur demeliyiz. Diyanet başkanına sadece laik Kemalistler tepki veriyor, muhafazakar muhalifler de tepki vermek zorundalar. Susarak onaylıyor olurlar.

    • Ender bey “Tüm dünyadaki yönetimlere bakın, doğru dürüst çalışan bir tek liberal demokrat laik yönetimler.” buyurmuşsunuz da elhak öyledir!
      Güneydeki sevdiğimiz yumurcak hangi kategoriye giriyor acaba?
      Teokratik liberal demokratik midir nedir ya da başarılı bir yönetim veya demokrasi midir değil midir, biraz açar mısınız?

      • İsrail liberal demokratik bir ülke. Aynı zamanda işgalci bir ülke, o ayrı. Teokratik bir ülke değil ama. Ülkeyi hahamlar mollalar yönetmiyor. Açılışlarda kapanışlarda haham da bulundurmuyorlar. Bu din adamları yasamaya da hukuka da karışmıyorlar. Karşılaştırırsanız Türkiye yanında teokratik bir ülke sayılabilir.

  9. Sayın Koru ,
    Ali Imran suresi 104. ayette içinizden hayra çağıran , iyiliği emredip kötülüğü nehyeden bir topluluk bulunsun buyuruluyor. Diyanet işleri başkanı söylemeyecek te kim söyleyecek ? Sadece Cuma hutbelerinde mi söylenecek?
    Evet hergün imtihan oluyoruz da kaybeden din olmuyor . Aksine kaybeden buna karşı çıkanlar oluyor.
    Din nasihattir buyurdu Efendimiz.
    İmam Azam , iktidarın isteğine göre fetva vermediği için eziyet gördü.
    İtiraz edecekseniz , Ey Diyanet Reisi , sosyal medya ile ilgili bu ikazlar da bulunduğunuz gibi çalan çırpanlar ile ilgili de ikazlarda bulununuz deseydiniz daha uygun olurdu.
    Millet in ekserisi nazara inanıyor da , haram lokmanın hayrı olmayacağını nasıl oluyor da görmezden geliyor ?
    Adam koyu CHP li , iktidar karşıtı ama torunun kafasını telefondan kaldırmadığından , saygısızlıgından şikayet ediyor. Kendisi uyardığı zaman , eşinin çocuğun çok üstüne gidiyorsun dediğinden şikayetleniyor. Refah ile beraber toplumun değerlerinde çözülmeler başlıyor . Birilerinin uyarması lazım. Uyaranlara da niye uyarıyorsun diyenlerden olmayın.

    • Sayin Ahmet melik
      Diyanet işleri başkanının söylediği doğrulara kimsenin itirazı yok, sadece siyasetin dümenindeki iktidara hizmet edecek sözleri toplum tarafından kabul görmüyor. Konut alırken faiz alınabilir fetvası hiç rahatsız etmedimi sizi? Yada Ayasofya açılışındaki konuşması…? Sadece Hanefi mezhebine göre tahrimen mekruh olan diğer 3 meşrepte helal olan deniz ürünleri hakkında sözleri?
      Diyanet işleri başkanının , protokolde genel kurmay başkanının önünde olması ağırınıza gitmiyormu? Şimdiye kadar olanları birtarafa bıraksak , Savaşta ordumuz personelinin moralinin nasıl etkileneceğini sanıyorsunuz? Diyanet kurumunun gerekliliğine inanan biri olarak bu yanlışların giderilmesi taraftarıyım. Diyanetin iktidar yandaşı bir kurum olmasının önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyorum. İktidar diyanetten elini çekmeli. Yarın iktidar değiştiğinde gelecek olan kişinin diyaneti bu şekilde kullanmasına izin verilmemeli. Sözgelimi Kılıçdaroğlu Başkan olsa ve kendi inançları doğrultusunda kullanmaya çalışsa tepkiniz ne olur merak ediyorum. Bazı kurumlar siyaset üstüolmalı diyanet başta …

      • kimsenin siyaset üstü olmasına gerek yok cemal bey,
        kendine uygun düşen kendi yerli yerinde dursun, vazifesini layıkıyla yapsın, liyakat gerekirse sırıtsın 🙂
        sonuçta:bir hesap veren! sorumlu/sorumlular olsun!
        Not:biz Yüce Meclisin ”TBMM” kafasına bmba atıldığı halde! değerini!
        ÖNEMİNİ! YİNE ANLAYAMAMIŞIZ! görünüyor bu tartışmalardan, kanunlarla yapboz tahtası gibi oynamaya kalkmaktan!
        anlaya bilmemiz için yunan mı gelmesi gerekiyor?
        (Yüce ATATÜRK’ün 1920 lerini, bu ülkenin kurtuluş kuruluş tarihini de bu ülkede birileri gün gelir kitaptan o sayflar yırtılsın! dersemi anlayacağız insanımızın, güzel yurdumuzun kıymetini?).

  10. “H. Gayret
    8 Eylül 2021 At 16:20
    “HAYRETİ MÛCİP
    8 Eylül 2021 At 09:25
    Maşallah Fehmi Beye yakışmıyor da hep size yakışıyor Ahmet Bey !”
    Mucib bey, bırakın da ahmet beyin bu türden incilerine baran arkadaş pay biçe dursun;
    siz asıl matrakçıbaşının rakılı eşekli paşalı fıkrasına ne diyorsunuz?
    Sayın ali namlu eminim çok beğenmiştir ama benim için bu konuda asıl sizin ve enderin görüşleri önemli:))))”

    • Hasan bey böyle bir linkten bırakın ufuk açıcılığı en fazla muzahrafat kanalı çıkar gibi görünüyor:)
      Yine de sağolun, zahmet etmişsiniz, elleriniz dert görmesin…

  11. Sayın yazar allahtan yazısına fotoğraf olarak süleyman mabedini koymuş,
    yoksa bir de ayasofyayı filan koysaymış bugün din tartışması neymiş görürdük,
    akşama kadar kan gövdeyi götürürdü burda vallahi…

  12. KTÜ İlahiyat Fakültesi’ne atanmış, imam hatip kökenli, ilahiyat fakültesi mezunu bir öğretim görevlisi yıllar önce radyoda anlatıyordu; otobüste giderken yanına Belçikalı bir turist oturuyormuş. Kendi anlatımıyla, biraz da İngilizcesini geliştirmek için turistle sohbet etmeye başlamışlar. Turistin soru ve anlatımlarından “O güne kadar Kuran’ın Türkçesini tam okumadığımı anladım” çıkarımı sonucu utandığını belirtiyordu. Olay anında yeni öğretim görevlisi olan bu kişi muhtemeldir farkına vardığı eksikliği giderdiyse şimdilerde çok değerli bir din adamı olmuştur. Bence başta Türkiye’dekiler olmak üzere tüm Müslümanların başlıca sorunu budur. Dininin anayasası Kuran’ı anladığı dilde okuyup anlamaya çalışmamak. Allah, rabbil Arabi değil rabbil alemindir, herkesin Allah’ıdır. Bir kitap gönderdiyse herkes okusun anlasın ona göre davransın demiş olmalıdır. Bazılarının o kadar derin anlamlar içerir ki herkes anlayamaz dediklerine kanmayınız; bulmaca çözsünler diye gönderilmiş bir kitap olamaz. İlk emri bile “Oku” ise herkes, ben Müslümanım diyen herkes O nu okuyup anlamaya çalışmalı, ona göre hareket etmelidir. Korkarım Diyanet İşleri Başkanımız bile Kuran’ın Türkçesini okumamıştır.

  13. %99-%1
    İslamın oranı yoktur.
    Daha doğrusu cennet-cehennemin.
    Bunun orantısını yap deseler derim ki;
    İslam;
    – %99 cennet,
    – %1 cehennemdir.
    Bazı müslümanlara göre, daha doğrusu büyük ihtimalle “münafıklara ” göre ise bu oran tam tersi. Yani bu güruha göre ise İslam %99 cehennem, %1cennettir.
    Ellerinde olsa peygamberleri bile cehenneme gönderecekler.
    Ruhlarında cehennemi yaşayanlar Dünyayı cehenneme çevirmeye çalışıyorlar.
    “Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar” Nisa 145.
    Neymiş? Kindar nesilmiş.
    Ruh hastalıklarını din adı altında lanse ediyorlar.
    Bunları bu Dünyada tasaffi ettirecek, temizleyecek bir şey yok.
    Bunları sadece cehennem eteşi arındırabilir.
    Bir de namus bekçilikleri yok mu?
    İddia ediyorum: Namus iddiaasıyla saldırdıkları kızlarımız,bu saldırganlara birliktelik teklif etse derhal kabul ederler.
    Son olarak vurgulamak istediğim şu:
    – Cehenneme tamamen hak edilerek girilir: Ahirette farz-ı muhal cehennemin kapısını çalıp cehenneme girmek istediğimizi bildirdiğimizde, bize günahımız sorulsa ve günahımız olmadığını bildirsek, zebaniler “sahibine sormaya bile gerek yok git günah işle gel buraya günahsız girilmez ” diyeceklerdir.
    – Cennet tamamen bir lütuftur: Ne yaparsak yapalım cennet hak edilemez. Biz Allah’tan cenneti hak ettiğimiz için değil, vaad ettiği için isteyebiliriz. Peygamberler için bile bu böyledir. Ahirette cennetin kapısını çalsak ve meleklere “bizim hiçbir sevabımız yok ancak biz cennete girmek istiyoruz ” desek melekler bize “burası hak edilerek girilecek bir yer değil, tamamen Allah’ın bir lütfudur, sahibi olan Allah’a bir soralım” diyeceklerdir.

  14. Diyanet ve yargı ikilisi siyaset ve siyasilerle hiçbir zaman bu dönemdeki kadar siyasetin bir parçasi olmamıştı.Diyanet ve yargı ikilisi Siyasetten ençok uzak durmasi gereken kurumlar olmalidir.Çünkü birinin karşısında her görüşten insan yargılanacak, digerinin arkasında her görüşten insan saf tutup namaz kilacaktir.Maalesef bugün bu iki kurumun üst düzey yöneticileri ya çay toplamaya gidiyor, bir diğeri boy boy fotoğraflar verip bazı konularda siyasiler gibi görüşler açikliyor.Gelinen nokta Cuma hutbelerinde bazı kesimler hain, terörist kafir ilan edilebiliyor ve digerindede haksiz hukuksuz yargilamalar yapip insanlarin hayatlarinin bir kismini zindanlarda geçiriyor.Maalesef bahsettiginiz ve ülkenin önde gelen diğer alımlari Lal olmuş bu durumlara ses çikartmamaktadirlar.

  15. “H. Gayret
    9 Eylül 2021 At 02:01
    Baran, sayın korunun gıyabında ahmet bey münasebetsiz bir şekilde soruyor:
    “gül şu an yonetimde olsaydı aynı yazıları yazarmiydi.” diye…
    Yine sen de sayın yazar hakkında “Ne şiş yansın ne kebap türü yazılar.” yazıyor diyerek aynı seviyede(ya da seviyesizlikte!) bir ithamda bulunup;
    “Benim şahitliğim böyle.” demişsin!
    Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda görüyorum;
    her halükarda yaşça ve donanım/bilgi birikim yönünden sizlerden katbekat üstün seviyedeki bir entellektüele böylesine pişkince ve arsızca sataşmak en azından ayıptır, saygısızlıktır!
    Sayın yazar kimsenin uşağı da değildir, avukatı da…
    Kendi zaviyesinden kendi gündemini yazmaktadır, kendisine değilse de emeğine bari saygı duyalım!
    Ahmetin sorunsalına gelecek olursak:
    “gül şu an yonetimde olsaydı aynı yazıları yazarmiydi.”
    Niye yazsın ki?
    Yazmasına gerek kalır mıydı?
    O zaman yazabileceği şeyleri de şimdi yazmıyordur, noolmuş???
    Sayın yazar ne der bilmem ama bence kendisine bir özür borçlusunuz!
    Yoksa beğenmediğiniz yazılarını okumazsınız olur biter…”

      • Beğenmediğin yazı meselesi değil, tarihe hakettiği notu düşememe meselesi, olayların hakkını verememe meselesi, ispatı mümkün olmayan, mahkemelerde delil gosteremiyeceginiz meselelerde vehimlere dayalı içtihat yapma meselesi, milyonların hayatını etkileyen olaylara körükle koşma meselesi. Sırası gelince topluca bir ders niteliğinde konuşulur nasıl olsa.

  16. Yine yeniden başa döndük…

    Baş döndüğümüz aslında Din/İslam ile siyasetin iç içeliği tartışmasına değil; “Türk tipi İslam” ile onun reddiyecilerinin tartışmasına döndük. Hoş, reddiyeciler -sol, Kemalist elit (başını medyatik sanatçılar çeker)- Türk tipi İslam uygulamalarına reddiyelerini sunarken, temelde Arap’a dair olana da atıfta bulunurlar lakin, bütün dertleri Türkiye’de ki Müslümanları “öteki” olarak saymakla alakalıdır. İsterler ki kendileri nasıl yaşıyor ise herkes onlar gibi yaşasın, inansın. Bunu, karşı tarafta, din, dindarlık, İslam adına hareket edenler de en az onlar kadar istiyorlar ve yapıyorlar. (Kamu düzeni ve ona uyum sağlayacak düzenlemeler, evrensel/fıtri insan(!) hak ve hürriyetlerine aykırı olamaz.)

    Türklerin yeni devletinde, Türkiye Cumhuriyetinde bunun böyle olmasının nedeni, devletin, dini sosyal hayattan çıkarmasıyla birlikte kendini ondan alamaması, onsuz (dinsiz/İslamsız) yapamamasından kaynaklıdır…

    Devlet, hem laik bir devlet olduğunu anayasasında tescil ve değiştirilemez addedecek, hem de tamamen İslam temelli bir diyanet kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığını (DİB) ihdas edecek.

    Neden?

    Nedenleri çokça sıralanabilir: Siyasidir, sosyo-kültüreldir; hatta ekonomiktir de denebilir.

    Kuruluşta, “devletin dini Hristiyanlık olsun” diye teklif eden yönetici zevat bile vardır.
    Halk/Millet desteği temelli olmadığı için siyasi olarak bu kabul edilmemiş olabilir.

    Sosyo-kültürel olarak da halkın (ve kurucu meclisin mebuslarının) ekseri çoğunluğu Müslüman olduğu için ilk anayasasında “devletin dini İslam’dır” ibaresi sonraki anayasa/lardan çıkartılmış, yerine anayasada yazılı olmayan ve fakat “Kültürel İslam” devletin dini olarak (kabul edilmiş) uygulanagelmiştir.

    Ekonomik nedenleri de “Kültürel İslam Dini” ile Müslüman halkın devlete bağlılığı, aidiyet duygusu oluşturularak ekonomik hayatın içinde yer alması; vergisini kutsal(!) addederek ödemesi, kapitalist/sosyalist ekonomik araçların -faizli bankacılık, faiz, tefecilik, tüketici toplum, zengin/elitist sınıfa itaat- v.b. bir ekonomik hayatın içine katılmasını sağlamak ve devletin dinini (Kültürel İslam Dinini) kutsamak amaçlı olabilir.

    Halkı Müslüman olan ülkelerin içinde sadece Türkiye için geçerli değildir bu Kültürel İslam Dini uygulamaları. Yanı başımızda İran, güneyimizde Mısır, daha ileri de Suudi Arabistan, Afganistan…Her birinin kendine özgü bir İslam anlayışı, kendi devlet dinini inşaa etme çabası hepimizin malumudur.

    Böyleyse gerçek İslam -mezhebi ve içtihadi farklılıklar olabilir- nerededir, ona nasıl ulaşılabilir?

    Öncelikle şunu belirteyim ki din (İslam) zarar etmez, kaybetmez, yok olmaz, bitmez; kaybedenler ona inandığı halde onu yaşamayanlardır. Mücazatı -hem dünyevi hem uhrevi cezası- vardır: Dünyada Müslümanlar zelil, fakir, baskı altında, tutsak, geri kalmış yaşıyorlarsa, bu, dinini yaşamadığının -dünyayı mamur etme görevini hakkıyla ifa etmediği, çalışıp çabalamadığı, birlik olmadığının- cezası olarak vücut buluyordur. Ahiretteki cezası da vardır: Alim Allah; Allah Müslümanlara “Müntesibi olduğun dinimi, İslam’ı, hidayete namzet diğer kullarımın gözünden düşürdüğün ve onların eliyle seçkin dinime halel getirdiğin, söz söylettiğin için…” der mi der; bundan daha büyük mücazat inkarcıların devamlı, ebediyen cehennemde kalmasıdır herhalde!

    Günümüze dönersek, önceki uygulamalardan farklı olmayarak zamanımızda da sistem, siyaset kurumu aracılığıyla malesef İslam’ı bir araç olarak kullanıyor…(Diğer halkı Müslüman olan ülkelerde de yönetimler aynı metodu kullanıyorlar.)

    En net bir özet olarak şunu verebilirim: Devlet, sistem içerisinde Siyasal İslamcılara “gömlek değiştirterek” onları sisteme monte etti ve onların ayağına taş dolayarak -inancına aykırı olan kirli işlere -yolsuzluk, hırsızlık, ahlaksızlık, irtikap, hukuksuzluk, zulüm, haksız kazanç v.b.- bulaştırarak sisteme hizmet etmelerini de sağlamış oldu.

    Sanırım bu dönem sona erdi ve yeni bir dönemin kapısını aralamak üzere taşalar yeniden döşeniyor, kartlar karılıyor; bütün bunlar olurken de işin içinde İslam/din, dini tartışmalar olmadan olmaz galiba.
    .
    Bu süreçten hepimiz zarar gördük; dinlisi, dinsizi; seküleri, ateisti, deisti galiba…Daha demokratik, daha adil, daha hukukun üstünlüğünü önceleyen bir sisteme kavuşamadık.

    Sanırım ülkemizdeki ve halkı Müslüman olan bölge ülkelerindeki hakim güç/ler daha demokratik, daha hukuki, daha adil bir düzeni istemiyorlar. İstense bu bas bayağı gerçekleşir.
    Korkulan; böyle bir iklimde “uyduruk devlet dinlerinin” yok olarak yerine “gerçek İslam’ın” ikame olması, Müslüman halkların İslam’ın özüne dönerek daha İslam’ca yaşamaları ve yönetime katılmalarıdır.

    Kemalistler, solcular, ateistler, dinsizler, deistler, seküler olanlar endişe etmeyiniz; DİB’in, cari siyasi iktidarın atraksiyonları İslam’a hizmet etmek değil, bilakis gerçek demokratik, laik, hukuk devleti olmayan bir sistemi devam ettirmek içindir.

    Sahi, siz/ler gerçekten herkes için demokratik, laik bir hukuk devleti istiyor musunuz? Buna emin misiniz?

    Her iki yönlü -Müslüman olanlar ile diğerlerinin- sistem tartışması, daha demokratik, daha adil, laik bir hukuk devletinin oluşumuna katkı sağlamıyor malesef. Çünkü her kesimin kafasında demokratik, laik bir hukuk sistemi değil, aksine kendi sistemini dayatan düşünsel bir arka plan mevcuttur.

  17. Diyanetin siyasete angaje tavrı dini değil ama Diyanet kurumunu yıpratır. Diyanet Cumhuriyetle birlikte kurulmuş, din hizmetlerini organize eden devlet kurumudur. Bugüne kadar çok tartışılsa da büyük hizmetler yapmış ve önemli bir boşluğu doldurmuştur. İslamın tarikat ve cemaatlerin ben merkezli, dünyevi dar hedeflerinden korumuştur. Bundan sonra da özerk bir kurum olarak yoluna devam etmelidir. Çok gündeme gelmesi, fazla göz önünde olması onu siyasetin dar koridorlarına çeker ve tartışılır hale getirir.

  18. Arapça dilinde “DİN” demek “DÜZEN” demektir…
    Bize göre tartışılan “DİN” değil var olan “ZALİM DÜZEN”…
    Ve bu “ZALİM DÜZEN” sona erinceye kadar tartışmalar devam eder…
    “ADİL DÜZEN” yani “ADİL DÜNYA DÜZENİ” kurulduğunda tartışmalar sona erer…
    Not:
    Konu ile ilgili detayları merak edenler…
    http://www.akevler.org sitemizde “Site İçi Arama” yapabilirler…

  19. Dizayn etmeli? Etmeli mi? Etme hakkı var mı?
    Kolkola olmalılar mı? Kimin kime muhtaçlığı! var?
    Bence burda “kısa paslaşmalar” kısmısı abartılıyor.
    İnancını tam doğru özgürce istediği şekilde güvenle yaşamak isteyenler var. inancının yarın bir meczuplar! kabilesince risk altına alınabileceği bunun önlenmesini isteyerek, siyasetle irtibatlı olur. Yada inancının yayılması için kendine vazife yazmıştır!😊
    Diyanet kurumu ile halletmesi gereken ekonomik (elektrik su halı bina giderleri vb) işleri halledebilir haldeyken! Birde şu dünyevi işlerimi! halledeyivereym bari..
    diyen bir İşbilir! Çıkarsa meydane ..
    Oysaki sadece gelip bir ihtiyaçları varmı sorsa yetecek belkide..
    Mütedeyyin inançlı insan da doğruluğu dürüstlüğe göre oyunu verse.🤔
    (Ama, bırakmazlar ki işte).

  20. DİN CİA

    “Hanefi mezhebindeniz” diyoruz, mezhebin ‘Büyük İmam’ (İmam-ı Azam) olarak anılan banisi Ebu Hanife (699-767) tam da bu konudaki baskılara direndiği için hayatını işkenceler altında hapiste kaybetmişti. Diyor yazar, hem de bu örneği diyanetin, din adamlarının siyasete karışmaması gerektiği yazısında diyor. Yani bir sürü açıklama yazabilirim ama buradaki okuyucular Allahtan çarpıklığı görecek ferasete sahip,
    Benim üzüldüğüm; gökteki buluttan, yerdeki sudan iktidara çakacak bir çıkarıma gitmeye çalışmak cidden üzüyor insanı, güzel ülkem bunları haketmiyor.

    • Misal 2: Bugün Biden’in sözcüsünün kaçak villa sahibi yazarı: tek tek ak parti döneminde hayatını kaybeden sanatçıların isimlerini saymış. Yazısını “Akp döneminde kaybedilen limanları fabrikaları geri alabiliriz ama akp döneminde kaybettiğimiz sanatçıların yeri doldurulabilir mi” diye bağlamış. Vallahi billahi yazı böyle, isterseniz açın okuyun.:)))

  21. Yine mükemmel bir yazı. (Herkes cuk oturtmuş anlıyor olabilir! Ama öyle değil) İslam için dindar inançlı insanlar için hepsinden önemlisi tüm insanlar için 👫👨‍👩‍👦
    İmtihan!.. hergün imtihan edilmiyormuyuz bu dünyada zaten.
    Binlerce yıllık inanca 1500 yıllık İslam’a birşey olmaz! Olacak olan ne olursa olur; sana bana, mü’min insana!..
    İslam dini başka dinlerle yarış etmez! Başka dinlerin düşmanı hiç değildir!
    Müslüman da denek, yada aciz durumda hiç değildir! Kur’an’a bakar, yine çözeceği birşey varsa kendi çözer. Kurumlar çağın şimdilik gereklerinden biridir. Yüzyıl sonra belki hiç ihtiyaç duyulmayabilir belkide.

  22. Allah dinine sahip çıkar ve korur. Bu dinciler İslama zarar veremezler, müslümana zarar verebilirler. Bazen de benim gibi dinimizi daha iyi öğrenmeye vesile olur.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız