Dünyada köklü bir değişim rüzgarı esiyor ve bizler bunu fark etmekten uzağız 

35
Reklam

Dünyada hiçbir şey yerli yerinde durmuyor; hemen her alanda sürekli bir devinim var. 

İnsanoğlu kendisine baktığında, doğumdan ölüme kadar geçen yıllarda yaşanmışlıklardan, bu gerçeği kendi özelinde de fark edebiliyor; tabii fark etmeyi gerçekten arzu ediyorsa…

Bireysel planda kendini belli eden değişim evren için daha da fazla söz konusu; ancak o alana dalmak beni aşar. Benim ilgim daha çok, ülkelerin evrende meydana gelmekte olan değişimlere ne denli ayak uydurduğu konusuna… 

Ya da ayak uyduramadığı konusuna…

Görebildiğim şu: Dünyada şu sıralarda tarihin herhangi bir anında yaşananlardan çok daha yoğun ve hızlı bir değişim yaşanıyor ve bu değişimi sağlayan aktörler ile kendini değişime hazırlamış ve ondan yararlanan aktörler -her alandan bireyler, kurumlar ve özellikle ülkeler ile devletler- dışındakiler bu gelişmenin muhtemel kaybedenleri arasında yer alıyor. 

 Kimi daha şimdiden kaybedenler arasında, kimi de kaybeden olmaya aday…

Bu özet girişten anlamış olabileceğiniz üzere, yaşanan değişim kendiliğinden olmuyor ve olacağı öngörebilen veya fark edebilenlerle birlikte ondan en fazla yararlananlar değişimi zorlayanlar…

Ne olup bittiğini anlayamayanlar arasında olmak kaybetmeyi göze almaktan farksız.

Reklam

İnsanoğlunun tarihinde şimdikine benzer köklü değişimler pek fazla yok.

‘Sanayi devrimi’ diye adlandırılan gelişme öyle bir değişimdi.

Onu sağlayanlar ile ona uyum sağlayanlar değişimden kazançlı çıktılar.

Devreye o zamana kadar bilinmeyen türden bir değişim motivasyonu girdiğini anlayana kadar, gelenekselden elde edilmiş servetler el değiştirdiği gibi eskinin güçlü ve kendine güvenen ülkeleri ile onların devletleri birdenbire geride kalıverdiler.

Zaman içerisinde güçlü imparatorluklar tarihten siliniverdi.

Lafı uzatmayayım, söylemeye çalıştığım şu: Bugünün dünyasında da, geçmişin ‘sanayi devrimi’ benzeri, etkisi ancak onunla kıyaslanmayacak kadar güçlü bir değişimin ayak sesleri kendisini hissettiriyor.

Ekonomide, iç politikada ve özellikle dış ilişkiler alanında köklü değişiklikler kapıda.

Alıştığından ötesini aklı almayan, ne olup bittiğini algılama özürlüsü olanlar bu kez de kaybedenler kulübünün muhtemel üyeleri arasındalar.

Reklam

Ne yazık ki, Türkiye, tıpkı vaktiyle ‘sanayi devrimi’ ve daha yakınlarda ‘teknoloji devrimi’ gibi değişimleri yakalayamamış ve bu yüzden bir imparatorluğu -Osmanlı- kaybetmek ve sarsıntılardan sürekli olumsuz etkilenmek zorunda kalmış olması gibi, henüz adı konmamış ve başlangıç düzeyinde bulunan yeni değişimi de kavramaktan uzak bir görüntü veriyor.

Çok içine dönük bir görüntü bu.

Etki hissediliyor, hatta görülüyor, ancak ona karşı direnilebileceği zannedilip vakit kaybediliyor.

Dün 15 Temmuz (2016) hain darbe girişiminin yıldönümüydü. O vesileyle düzenlenen toplantılar, günle ilgili yazılmış yazılar ile ekranlardan taşan yorumları bu düşüncelerle izlerken gerçekten üzüldüm.

15 Temmuz çağı anlayamamış bir güruhun değişimi durdurabilecekleri düşüncesiyle giriştikleri zavallı bir kalkışmaydı. Bu yüzden başarılı olması zaten mümkün değildi. Ancak özellikle onu anma biçimine bakarak çıkardığım sonuç şu: 15 Temmuz’da yaşanana doğru teşhis konulduğundan emin değilim.          

Yanlış teşhis daha ilk günden konuldu ve teşhisin olumsuz etkileri, ne yazık ki, kalıcıya dönüşmek üzere.

Biz 15 Temmuz konusuna yanlış biçimde saplanıp kalmışken, değişimi zorlama girişimleri dört bir yanımızda kendilerini belli ediyor.

Ukrayna’daki savaş olarak belli ediyor…

ABD başkanı Joe Biden’in İsrail ve Suudi Arabistan’da verdiği mesajlar olarak kendini belli ediyor…

Pandeminin yeni versiyonlarının devreye girmesiyle kendini belli ediyor…

Dünya ekonomilerini zora sokan -ve fakat en büyük zorluğu bizim ülkemiz insanına yaşatan- enflasyon, resesyon ve stagflasyon baskıları olarak kendini belli ediyor…

Sri Lanka’da halk tepkisi olarak kendini belli ediyor…

İngiltere’de skandallarla hükümet değişimine gidilmesi olarak kendini belli ediyor…

Paranın yerini alması amaçlanarak yaygın kullanıma sokulmuş alternatif/sanal para birimlerinin pula dönmesi olarak kendini belli ediyor… 

Varlık içinde yokluğun temel ihtiyaç maddelerinde, tahıl ürünlerinde yaşanması ihtimali olarak kendini belli ediyor…

Farkına varamadığım kim bilir daha neler var…

Türkiye ise bir hain darbe girişiminin başarısızlığını başarıya çevirmeyi düşünmek yerine, onu anlamaya çalışmayı bile reddeden bir hava içerisinde.

Cezaevleriyle, yasakçılıkla, kuralsızlığı kural haline getirmekle, sorunları en kolay yoldan çözmeye çalışmak yerine çözümü zorlaştırmakla, bir o yöne bir bu yöne savrulmakla vakit kaybediyor. Kalabalığa güvenmek kalabalığı tehlikeli kılar, bu da görülmüyor.

Yarınlarda bu günleri değerlendirecekler, korkarım, hakkımızda -bizim nesiller hakkında- hiç olumlu düşünmeyecekler. 

ΩΩΩΩ

Reklam

35 YORUMLAR

  1. tarihte pek çok değişim dönüşüm oldu yine olacak ve günümüzde de bir değişim olacak elbette. ancak bu değişimlerin bir ortak yönü var ki o da güçlü bir devlet olmak. Siyasi olarak, lider olarak, askeri olarak ve maddi olarak güçlü olmak. Bir değişim kasırgası çıktığında bundan en az ziyanla çıkmak için her yönden olabildiğince sağlam bir konumda ve yerde olmak lazım. yoksa yok olup gitmemek işten bile olmasa gerek. 1. dünya savaşı ve sonrası fırtınalı dönemden Atatürk gibi bir lider sayesinde çıktık. 2. dünya savaşından yine Atatürk’ün kurduğu sağlam temeller sayesinde zara görmeden çıktık. üçüncüsünde de güçlü bir lider ve milli bir dayanışmayla altından kalkabiliriz.

  2. Siz AKP’yi eleştirdiğinizde Hakkınızı yedik, hakkınızı helal ediniz. Artık yeniden gurbetçi oldum. Akp sağolsun sizede Türkiye’de bol sabır ve Allah’ın yardımını dilerim

    • Vatandaş, herkes istanbuldan kaçıyor yoksa sen de istanbula mı göçtün?
      Gurbetini bilmem ama alt katlardan ev tutmayın bu sene yağış bol, belediye de zaten çok güzelleşti…

  3. Dünden kalan bir kapakçık daha:

    H. Gayret 16 Temmuz 2022 At 00:10

    Sayın hb biz vatanımızın kutuplaşmış halini de seviyoruz, hatta kutuplaşmayan toplum koyun sürüsünden ibarettir, birlikte otlayıp birlikte geviş getirmekten ne çıkar?
    Düşman işbirlikçisi kutup başlarının kökü kazınmadıkça da durmak yok yola devam!

    Yorumu Cevapla

    • H.B. 16 Temmuz 2022 At 02:42
    “Ayı yavrusunu severken öldürmüş”, Ha gayret!
    Kutuplaşma darbeleri ve darbecileri doğurmasaydı eyvallah! Ama öyle mi oldu?
    …..
    Hemen her on yılda bir darbe!…
    Ülke darbelerle harabe!

    Her darbe yap-boz, zulm! inanki…
    Çaya çorbaya limon sanki!
    …..

    Yorumu Cevapla

  4. Toplumca değişimi farketmek bir kademe yukarı matematik bakış gerektirir. Cebiri anlamak bile yeterli olabilir anlamak için..

    • Türk malı sihaların irtifa ve uçuş menzili kaç bilen var mı???
      Matematik bakışmış…

  5. Türk halkı ne yapmalı?
    Önce herkes oturup kendi hatalarını tarafsız olarak eleştirmeli daha sonra ben çevremden ne bekliyorsam onu çevrem için yapmaliyim derse belki 50 seneye biraz düzelir.
    Hakikatten bizde en önemli olan insanlık çökmüş.

    Siyasetçiler resmen ülkegi uyuşturmuşlar ve halk siyasetçiler için kendi evladını kurban ediyor.
    Bizim Sürihed ne işimiz vardi?
    Rusların bomasında kaç şehit verdik? Ordaki bombardumanda türkiyeye ulaşamayan rütbeli asker Kanada ve ABD gibi ülkelerdeki yakınlarından yardım istiye biliyorsa
    demmek orada bir bit yeniğvar? Arkasından seçim ve siyasetçiye zafer.
    Aynisi seneker önce PKK karakol basıncada Türkiyede kimseye ulaşamiyan komutan bir konferans için Almanyada olan Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlunu ariyor. Rahmetlide zamanın Cumhur Başkanı Abdulah Gülü aryip heber veriyor Gülde anında mudahele etturiyor ve karakoldakilerin sağ kalanlarını kurtariyorlar.

    Siyasetçiler neden sosyal medyayi yasakliyorlar?

    • Sosyal medyada enyuksek yalan haber oranı Türkiye de de ondan yasaklanıyor.Daha doğrusu her istedikleri gibi at oynatmamak için tedbir alınıyor.Adam seni kaale alıp neden ofis açmıyor?Aynı şeyi Almanya’da yapsa ya tabi burası dingonun ahırı her isteyen istediği yalanı uydurup hakareki yapsın Fransa’da bakana laf söylediler diye tüm haberler yasaklandı.
      Şunu unutmayin demokrasi özgürlük yalnızca onların çıkarlarına hizmet ettiği sürece özgürlüktür demokrasidir hukuktur.
      Evet Dünya değişiyor bizde buna ayak uydurdugumuz için sıkıntı yaşıyoruz.
      Su iki yüzlülüğü bakin Hindistan S400 alırsa no problem sen alırsan her türlü ambargo , saldırı .İşte bu batinin gerçek yüzü ve dolayısıyla ülkemizin kandırılan insanlarının afyonu.

  6. DÜNDEN KALMA UFAK BİR KAPAK:
    “H.B.
    15 Temmuz 2022 At 21:49
    Sn H. Gayret, eskiler böyle durumlarda ‘‘Şecaat arzederken merd-i kıpti sirkatin söyler’’ deyişini hatırlatırlardı demiş Sn Koru. Bu sana da uymuyor mu? Bizde darbecilik normal demeğe getyirmişsin. Yani, durum genetik olabilir diyorsun. Türklüğüyle övünmekte üstüne yok buralarda. Bir Türk dünyaya bedel falan türü laflar eden sen değil miydin, yoksa?

    Yorumu Cevapla
    H. Gayret
    16 Temmuz 2022 At 01:49
    Genetiktir, çoğu darbeci takımı cuntalar devşirme ve muhacirler arasından çıkmıştır… Gelenek halini alması ise halkoyuna başvurulan ilk seçimle birlikte başlar; komitacılar!

    Yorumu Cevapla”

    • Peki H. Gayret, dediğin doğruysa yazılı tarihten belgelerle bu konuda kitap yazmağa değer. Son dönemdekileri M. Kemal Atatürk Paşamız başlattığıne göre o da muhacir o zaman. Tarihi bilgilere göre “Kemal” ismini pek hazetmiyormuş. “Peki o zaman buradan yakalım” der gibi “sana “Atatürk“ ismini verelim, seni muhacirlikten kurtaralım” denmiş sanki. Tarihi kayıtlara göre o soyadını pek sevmiş.

      Göktürklerin arasındaki ilk muhacirlerin genetik kodları darbeci idiyse o devrin türkleri gökten zembille inmiş olmalı.” Zaten, ‘göktürkler’ denmiş olması da bu durumla ilgili” dersen in o başka!.

      Oysa ki darbecilik de bir “nefs” kontrolü meselesidir. Bu bir zafiyettir. Milletten aldığın gücü istismar etmektir. “Peki, ülkenin işlerini ağzına yüzüne bulaştıran siyasiler milletten aldığı gücü istirmar etmemiş midir?” şeklinde bir soru sorulsa %100 etmişlerdir derim. Kontrol edilesi “nefs”, Kuran’da en önemli tenbih olarak dikkati çeken aynı “NEFS”tir. Ha darbecilerin nefsi, ha siyasilerin nefsi!

      İşte onun için “Akıl*İman Sentezi”!: dejenerasyondan arındıracak, balans ayarıyla kohezyon iç kuvvetlerimizi zindeleştirecek olan budur. Daha önce yazıp durdum ama tazeleme yapmağa değer…

      *******

      İstismar edilen güç, gücünden düşer,
      İstirmar eden kim olursa olsun, “şer”!

      • BU NEKİ?
        “Oysa ki darbecilik de bir “nefs” kontrolü meselesidir. Bu bir zafiyettir. Milletten aldığın gücü istismar etmektir.”
        DARBECİLER GÜCÜNÜ MİLLETTEN ALMAZ BİRADER…

        • Peki H. Gayret yine mi sen? parmak kaldırdığın için teşekkür ederim. Aferim işte böyle olacak! konuyu şöyle anlayabilirsin: Darbeciler genelde asker veya asker kılıklıdır (gücünü kısmen üniformasından alır veya öyle sanır). Asker, Türkiye ordusunun elemanıdır. Ordu, ülkeyi/milleti temsil eder. Bu orduyu besleyen millettir. Orduda herkesin kınalı kuzusu evlatları mehmetçikler vardır, hepsi emir kuludur. Kuranda belirtildiği manevi anlamda orduda kul hakkı çoktur. Sözkonusu darbeci askerler mehmetçiği kullanan omuzu kalabalık rütbeli askerlerdir, genelde. Cicili-bicili üniformalarının daha güçlü olduğuna inançları büyüktür. Bu asker tipleri kaba gücünü yediği besinlerden, karavanadan/dolayısıyla milletten alır ancak beyin gücü ve zanlarının kaynağı millet, milleti temsil edenler olabildiği gibi başka kaynaklar da olabilir. Nefs kontrolü meselesi burada üniformaya güvenerek bir yanılsamayla gücün dahasına/mümkünse tamamına ulaşma konusunda haddini aşmak anlamındadır. Yani, istismardır. Milletten aldığı gücü birilerinin hesabını görmek için şiddetle arzuladığı gayri-meşru sonuca ulaşma konusunda kendini tutamamasıdır. Zafiyet dediğim budur. İyi yetiş(tiril)miş asker, beyinleri doktriner bir amaçla yıkanmamışsa milletten aldığı gücü istismar etmez, yani darbe işlerine girmez. Siyasiler bu işi nasıl beceriyor değinmemişsin, o konuya da gireyim mi? Bayram tatilini uzattığımdan biraz da olsa vaktim var…

  7. Fehmi bey, dünkü yazısını bir soruyla bitirmişti.
    “En son içine düştüğümüz ekonomik sıkıntılar da dahil sonrasında meydana gelmiş neler varsa, 15 Temmuz darbe girişimi yaşanmasaydı, mümkün olabilir miydi?

    2013 de başlayan Gezi olaylarının maaliyeti, 17-25 Aralık yargı kumpası Mit Tırları baskını, 2015 Çukur-Hendek olayları 2016, 15 Temmuz darbesinin maaliyeti Türkiyeye çok ağır etkisi olmuştur.

    2013 e kadar Türkiye ekonomi alanında parlayan yıldızdı. içerdekiler ve dışarıdakiler birlikte iyi çalıştılar vesselam. Nerde bu iç güçler, nerde bu dış güçler diyenler olayı hep başka tarafa çektiler

    Gezi olayları
    Önce sonra
    Dolar 1,75 2,40
    Enflasyon 6,13 8,88
    Faiz 4,61 9,25

    Yabancı sermaye parasını çekmeye başladı. Yalnızca 1ayda 8 milyardolar çektiler. Türkiyenin kredi notları abartılarak düşürüldü. Borsa tarihinin en iyi seviyesinde iken 3 ayda 164 milyar tl geriledi. Ekonomiye 1 senede 200milyar doların üstünde total zararı oldu. Gezi olayları ile birlikte dolar tetiklenmiş oldu.

    17-25 Aralık Yargı Darbesi, Çukur- Hendek olayları, Mit baskını, Türkiyeye maaliyeti 130 milyar dolar civarında. Yabancı sermayenin kaçırtılmasına devam edildi.

    15 Temmuz darbesinin ekonomiye maaliyeti ağır oldu. ülke ekonomisine doğrudan maliyeti yaklaşık 158 milyar doları aşarken, dolaylı maliyeti 350 milyar doları buldu.
    Dolar 2017 de 3,56 ya 2018 4,92 ye Bronson kriziyle 7,80 lere kadar çıktı.Enflasyon yüzde 20 lere, faiz yüzde 25 lere çıktı. Yabancı sermaye tamamen çıktı gitti

    2013 te Türkiye ye başlatılan savaş 2018 e kadar etkisi ağır oldu. Muhaliflere bunları hatırlatmak abesle iştigal. Çünkü bu aralıkta Kılıçtaroğlunun Chp si yabancıların Türkiyeye yatırım yapmaması için bas bas bağırıyordu hatırlarsanız. Sürekli Ekonomiyi etkilemek için Damat algısına çalıştılar. Dolar yükselecek algısına oynadılar. Milleti sürekli dolar almaya sevkettiler. Türkiye deki halk için doların yükselmesi panik butonuna basmak gibi birşey. 1995, 2002 krizlerini canlandırdılar, panik havasını yerleştirdiler.
    Sonrası bilinen pandemi ve ukranya rusya savaşlarıyla bugüne geldik.
    Yapılan hertürlü yatırıma karşı çıktılar. Her türlü olumsuzluğa rağmen Türkiye durmadı. Başka bir ülkeye böyle bir operasyon çekilmiş olsaydı o ülke iki kere üç kere iflas bayrağını çekmişti.İmf nin batının Abd nin yine kulu köpeği pozisyonuna gelirdi.
    Artık atacak kurşunlarıda kalmadı. Bunamış Biden dostlarımızla Türliyeyi tekrar dizayn edeceğiz lafıda etkisini yitirdi. Çünkü dostları 6lı maşa Türkiyeye ümit olamıyor. Kararsızlar neyin ne olduğunu görmeye başladı bile. Şu kritik eşiğide atlattık mı Allahın izniyle Türkiyeyi kimse durduramaz. Başaramayacaksınız. O kadar.

    • Allah ve hesap gününü unutma.
      Bu kadar iftira ve yalanı nasl beceriyorsunuz?
      yoksa sizin Cemaat veya Tarikat bunları sizlere ders olarakmi veriyor?
      Hesap gününde bunların hesabını verebilecek kadar doğruluklarına eminmisiniz veye ordamiydiniz?

      17/25 Aralık 2013 benzeri gibi eminseniz o zaman yandınız?.. Hani size göre darbe fakat baş rol oyuncusu rüşvet olarak vrrdiği “ÇANTANIN” makbuzunu dahi ABD mahkemelerine verdi.
      İsterseniz birazda onlardan bahsedin. Onlar dediğim kimlermi? sizlerin kankası, sizlerin haricinizde olanlar’in düşmanlari olan hayir sever iş adamıda dahil İRANLI Ajanlardan.

      • Ben okuyup dinlediklerimde karşılaştığım spot bilgilerle düşünüp anlamaya çalışan ilkokul mezunu sokaktaki sıradan insanlardan biriyim. Ama sen bütün olayların içinde yer almış biri gibi kesin ifadelerle konuşuyorsun.

        Elbette olayların içinde bizzat yer alanlar daha iyi bilir, ben nereden bileceğim. Sen anlat biz de dinleyelim.

        Mesela Erdoğan önce MbS’yi katil olarak niteleyip suç dosyasını teslim etmeyeceklerini, suç dosyasını teslim etmesini isteyenlerin de dünyayı ‘enayi’ sandıklarını açıkladıktan kısa bir süre sonra suç dosyasını MbS’a teslim etti. Gazeteler Biden’ın da Cidde ziyaretinde MbS’yi yüzüne karşı Kaşıkçı’nın katili sensin dediğini yazdı.

        Şimdi Biden da Erdoğan ile aynı şeyi söylediğine göre nasıl oluyor da Biden’ı arkasına alan Erdoğan cinayet dosyasını MbS’ye teslim ediyor, devlet onurunu hiç sayarak nasıl yapabiliyor?

        Bu olayda tam olarak neler dönüyor anlat biz de bilelim. Hani çok biliyorsun ya ondan sana soruyorum:))

  8. “Dünyada köklü bir değişim rüzgarı esiyor ve bizler bunu fark etmekten uzağız”
    BIRAKIN DIŞ DÜNYADA NELER OLUP BİTTİĞİNİ BAZILARIMIZ YILLARDIR ÜLKEMİZDE YAŞANAN DEĞİŞİMİ BİLE OKUMAKTAN ACİZ, HALA 20.YY IN EZBERLERİYLE YAZIP ÇİZİYORLAR…
    TÜRKİYE BAHSETTİĞİNİZ DEĞİŞİM RÜZGARINI BAŞLAMADAN ÖNGÖRDÜ VE 2006 YILINDA DA KENDİ PROJEKSİYONUNU TÜM DÜNYAYA İLAN ETTİ ZATEN!
    ŞİMDİ DE KİMİ UYANIK GEÇİNEN ALLAMELERİMİZ UFAKTAN UFAKTAN ÇARK EDEREK “AA, BAKIN DÜNYADA NELER DE OLUYORMUŞ!” DİYEREKTEN BİZLERE YOL GÖSTERİYORLAR, SAĞOLSUNLAR:)

    BARAN ÇIK ANLAT YENİ TÜRKİYEYİ VE DÜNYAYI, YILLARIN ESKİTEMEDİĞİ DUAYEN GASTECİLERİMİZE EDEPSİZLİK ETMEDEN AMA, OK?

  9. !!!!Ne yazık ki, Türkiye, tıpkı vaktiyle ‘sanayi devrimi’ ve daha yakınlarda ‘teknoloji devrimi’ gibi değişimleri yakalayamamış ve bu yüzden bir imparatorluğu -Osmanlı- kaybetmek ve sarsıntılardan sürekli olumsuz etkilenmek zorunda kalmış olması gibi, henüz adı konmamış ve başlangıç düzeyinde bulunan yeni değişimi de kavramaktan uzak bir görüntü veriyor.!!!!
    ŞUNU BİRAZ AÇARMISINIZ SN KORU.

    Sri Lanka’da halk tepkisi olarak kendini belli ediyor…YANİ HALK İSYAN ETSİN Mİ

    İngiltere’de skandallarla hükümet değişimine gidilmesi olarak kendini belli ediyor…YÖNETİMİN EN YAKININDAKİLER İSTİFA ETSİN VE ERDOĞAN ÇEKİLSİN.
    VE BENZERLERİ
    SORUNLAR BÖYLECE ÇÖZÜLÜP DEĞİŞİMİ, YAKALIYACAKMIYIZ.
    BAKIN MERKEL GİTTİ ALMANYA NE HALDE ???
    DEĞİŞİM YUKARIDAN AŞAĞI OLMAZ AŞAĞIDAN YUKARI OLUR.
    BUNU UNUTMAYIN.

  10. Sayın yazar “… Kalabalığa güvenmek kalabalığı tehlikeli kılar, bu da görülmüyor.” ifadesiyle kastedilen milli irademiz filan değildir heralde?

  11. ozgurluklerin yok edilmesi devletleri zahiren guclu hale getirirken, degisimlere kapali hale getirdigi icin devletlerin sonunu getirir. ornek osmanlinin sondan onceki donemleri
    maalesef son 30 yildir. Turkiye de degisimleri algilayan yonetimler olmadi. insaallah bundan sonra olur. lutfen genc liderleri destekleyiniz. onlari algisi degisimlere acik.

  12. Maalesef ki sayın yazarın hayal ettiği değişim hayal olarak kalmaya mahkum.
    Çünkü bölgemiz de hayal kahveleri millet bahçelerinden çok
    Kaleler burçlar surlar
    Hendekler çukurlar
    Foseptik kuyuları su kuyuları hazine avcılarının çukurları belediye çukurları
    Bir zamanlar paralı yolda bile…
    Allah’tan şimdi çukur anında yolu parçalıyor, deniz alıp götürüyor da!…
    -Bizler hiçbir zaman birlik olamıyoruz olmayı beceremiyoruz!
    -Birlik olmaktan anladığımız:
    “Herkes benim gibi düşünsün!”
    -Herkes diyecek şimdi, altılı masa varya..
    -Teröristleri sağdan başlayarak say bakiiimm desen, kaç kişi var sayabilecek allaşkına?
    Apo feto peko ypgo ha o ha bu…
    Sayamazlar valla.

  13. Dünya insanları arasındaki iletiṣim hiç bu kadar süratli değildi.
    Eldeki telefonla dünyanın neresinde ne olduğunu anında öğrenmek mümkün.

    Farklı diller arasındaki iletiṣim de süratle kolaylaṣıyor. Anlamadığımız dildeki bir yazıyı tercümesiyle okuyabiliyoruz…

    Insan aklını etkilemek, kontrol etmek artık eskisi gibi kolay değil.

    Baskıcı rejimler, parayla akıllarını ve vicdanlarını kiralayan trollerle, topluma baskıyla günlerini kurtarma çabasındalar…

  14. 1579 yılında , 10 bin altın harcanarak Tophane sırtlarında inşa edilen Takiyüddin Rasathanesi , zar zor 4 yıl kullanıldıktan sonra ,şeyhülislamın fitneleri yüzünden denizden yapılan top atışlarıyla yıktırılmıştır .
    1451 yılında bulunan matbaa , bize ancak 1730 da gelebilmiş , ancak bilinen anlamda tam olarak 1800 lere doğru faaliyete geçebilmiştir .
    Ve yine 1500 yıllarında Avrupa’da başlayan bankacılık faaliyetleri , bizde ancak 1860 yıllarda mümkün olabilmiştir .
    Bunun gibi bilim, teknoloji ve ekonomik konularda meydana gelen ve asırlarca süren daha bir çok gecikmelerden bahsedilebilir ; bu gün işte bunların acısını çekiyoruz .
    Bütün gayretlere rağmen asırlarca süren bu gafleti kapamak ne yazık ki çok da kolay olmamaktadır .
    Bu nedenle bizlerin bu konuda herkesten daha çok dikkatli , daha çok araştırmacı ve hepsinden de önemli olarak kısa , orta ve uzun vadeli planlamalarla ve azami bir gayret içinde olmamız gerekir .
    Ama ne yazık ki ülkemizin , bu gün bu gerçeklerden oldukça uzak durduğunu da itiraf etmek gerekir ; planlama teşkilatı daha yeni lağv edildi !
    Selamlar, saygılar

    • ali bey on yargilari yikmak atomu parcalamaktan daha zordur. muslumanlar once her devre hitap eden kitaplarinin gerisinde kaldiklarinin farkinda degiller. MAALESEF Kur’an i Kerim okuyup cahil kalmak muslumanlarin ana problemidir.

    • Ali bey önemli gerçeklere değinmiş. Yazılacak çok şey var bu konuda. Yakın tarihimiz daha da kritik bence M. Kemal Atatürk Paşamız (ki Kurtuluş savaşındaki olumlu rolünden dolayı Allah razı olsun) işte buyrun, meydan senin denince ortaya atılmış. Milletin geleceği kunusunda büyük sorumluluk almış. Almış darbe-devrim modunda yaptıkları, nihai analizde, “monkey see, monkey do” mahiyetinde kalmış, pek etkili olamamış.

      Oysaki, Güney Kore ve Japonya da genel olarak bizim kadar geriden başladı gelişmeye. İlginçtir ki Japonya ile Osmanlı aynı dönemde Avrupa’ya öğrenci yolluyor. Bizden gidenler döndüklerinde “yıkalım, edelim” modunda “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden olsa gerek, isyankar iken, Japon evlatları vatana döndüklerinde geleneklerine bağlı olarak yapılacak işlere odaklanmışlar. Güney Kore ise daha ilginç bir örnektir. Biz NATO askerleri olarak kurtulmaları için yardıma koşmuşuz (koşturdular!). Bugün onlar da doğru düzgün pek tabi kaynakları yokken muazzam geliştiler.

      Hataları kabul etmiyoruz, ciddi anlamda gelişmişlik bir arpa boyu. T.C. dönemindeki kutuplaştırılmışlık yetti bize… “Bunu seviyoruz” diyenler var. CeHaPe gitti, dönüp dolaşıp AKePe geldi. AKePe gidecek, muhtemelen bir süre sonra yerine CeHaPe veya aynı tip bir başka iktidar…..

  15. Gerçek şu ki, FETÖ ile mücadeleye muhalefet partileri destek olmadıkları gibi, sürekli köstek oldular. İktidarı 15 Temmuz günü olduğu gibi bu mücadelede tek yalnız bırakmayan halk oldu. 2023 seçimlerini bir kurtuluş umudu olarak gören FETÖ’cülere cevabı yine sandıkta halk verecek.

    • Fotöcülerle poköcülerle birlik olanı tespit ettiysen, geri kalanı yanına çekmeyi demeyeceksin!
      Hepsine birden tu kaka yaparsan, sen olursun sonunda yalnız kalan!

  16. Bir nesil harcanır bazen, bir nesil boşa gider.
    Bir nesile kayıp nesil denir, bir nesile yürü ya kulum der o birileri.
    Birileri hastalıktan virüsten, diğeri yanlış insanların bulaştırdığı elektronik müsibetten beladan nasibini alır😠.
    Temmuzda havalar sıcak idi, Ocakta sımsıcak..
    Niyemi diye sorarlarsa, battaniyenin altındaydı enson gördüğümde de emi.
    Üşüyorum diye titreyen mi, açım diye haykıran mı..
    Kimse kimseyi anlamıyor sevdiceğim, kimsenin kimseyi de dinlemeye niyeti yok.
    Halbuki 15 ‘ i 31’i bahane idi.
    Bir el sallasa Allah’ın selamını yollasa, düşerdi dün Enflasyon da dolarda!..
    Beklediii.. beklediii… gelmedi sevdiceği😙.
    Gözler yollarda, eller havada.. kalakaldık öylece yollarda…😔

    • Sevdiceğini bekleyen gözüyaşlı sevdalı gibi,
      Stagflasyon niye olmuyo diye ellerini açmış bekleyenlerde aynı dertten muzdarip 😊.
      Beklee beklee gelir birgün belkide..
      (Birgün olur gelir belki gelmesine de,.. gidermi gitmezmi onu kim bile🤗).

    • Beklenen salih zatı beklemeye devam,
      az kaldı minik bir uçak ve paketler geliyor inşallah:)

      • Yolunu gözleyenler sindi bir çalı arkasına, büyük tuvaletini yapıyor numarasındalar cümbürcemaat hep birlikte 😂.
        Yol yakınına buyur edeni göremezse gözün (heleki varsa kalp gözün),
        kalmaz km’lerce uzaktakinde gözün. Gelsin desende geçmez zaten sözün😠.
        Suni süngerlerle işi ge çiş tirme gayret.
        Enflasyon stagflasyon derken burası son istasyon!

      • Gayret sana demedik mi balkonda bekliyecek hatta el bile sallar diye..
        Fakat, balkon yokmuş unutmuşlar yapmayı. Pencereden baktı gözleri yolda kaldı👀.
        Ama nafile..
        Ne gelen oldu ne giden.

  17. Akıl sağlığının kaybolmasının en büyük göstergelerinden birisi “içgörünün kaybolması”dır. Yani hasta kendinin dışarıdan nasıl algılandığı konusunu hiç değerlendiremez. Dış dünya kendisi için önemsiz hale gelir. Olan bitenden hep dış alemi sorumlu tutar. Kendini tamamen unutur. Hep olan biten başkaları tarafından yapılmaktadır. Kendisinin bunda hiçbir payı bulunmamaktadır. Bazen aileden veya tanıdıklarından birisini bütün kötülüklerin kaynağı olarak görür. Tüm dünyası o kötü ile uğraşma üzerine kurulur. Tedavi edilmezse bu durum sürer gider.

    Yani kişinin analiz kabiliyeti tamamen kaybolmuştur. Sanal bir dünyada yel değirmenleri ile savaşır. Olayın gerçeği nedir onu ilgilendirmez hale gelir. Olayın gerçeğini duysa da ona inanmaz ve onu algılayamaz. Savaştıkları yel değirmenleri değil, onun düşmanlarıdır. Kendini bu yolda paralar durur.

    Size bu durum bir şeyler hatırlatıyor mu?

    • Evet, en sonunda okyanus kıyısında bir malikane satın alır ve inzivaya çekilirler, bildim mi?

  18. Bir kümeste tavuklar, genç horozlar ve kümesin yaşlı horozu birlikte yaşıyormuş. Yaşlı horoz dışarıdaki tilkiye karşı kümesin kapısını sıkı sıkıya kapatmış, tavukları dışarı bırakmamış. Dışarı çıkamayıp iyi beslenemeyen tavuklar zayıf ve küçük kalmış. Yaşlı horoz dışarı bırakmadığı tavuklara şimdilik ölmeyecek kadar mısır dağıtarak yaşamalarını sağlıyormuş. Kümese giremeyen tilki, kümesin duvarında küçük bir delik açıp genç bir horoza seslenerek biraz mısır vermiş. Mısırı yiyen genç horoz her gün tilkiden mısır almaya başlamış.
    Bir süre sonra tilki, genç horoza tek başına yiyebileceğinden fazla mısır verince genç horoz hem kendisi yemiş hem tavuklara dağıtmış. Böylece yavaş yavaş yaşlı horozun kümesteki gücü kırılmış.
    Böylece yaşlı horozun etrafındaki tavuklar azalmaya başlar. Artık popüler olan genç horoz bol yem yedikçe semirir. Etrafında tavuklar toplanır. Bu aşamada tilki kümesin kapısının önüne mısır bırakır. Kümeste bir tartışma çıkar. “Kapıyı açalım mı açmayalım mı?” diye…
    Sonunda korkarak kapıyı açarlar. Kafalarını dışarı uzatıp yemleri yiyip hemen geri çekilirler. Hiçbir şey olmaz. Kümesteki tavuklar rahatlar. Korkuları azalır. Sonra bir daha sonra bir daha…
    Bir gece tilki tekrar kümesin önündeki avluya mısır döker. Artık korkusu kalmayan tavuklar genç ve güçlü horozun öncülüğünde dışarı çıkıp rahat rahat yemleri yerler. Kümesteki her tavuk semirmeye başlar. Tilki bir süre sonra gece kümesin kapısından kendi mağarasına kadar mısır tanelerini döker. Sabahleyin kümesten çıkan ve korkusuzca beslenen tavuklar yemlene yemlene mağaraya kadar giderler. Onları içeride bekleyen tilki bütün kümes ahalisi mağaraya girince kapıyı kapatır. Bu hikâyede kümes neresidir? Yaşlı horoz kim? Genç horoz kim? En önemlisi tilki kim? Kıssadan hisse: Büyük devletlerin dostları yoktur. Sadece çıkarları ve bitmek bilmeyen açgözlü istekleri vardır. Genç horoz, gözünü hırs ve para bürümüş tiplerdir. Tavuklar ise genç horoza inanan, tecrübeyi dinlemeyen ve tilkiye yem olanlardır.

  19. Bugün, içinde bulunduğumuz yüksek enflasyonun 1 numaralı sorumlusu kamuoyunda bazı finans profesörü olarak bilinen yıkıcılardır. Bunlar sürekli Türk lirasının ve Türk ekonomisinin aleyhinde yıllarca yorum ve görüş yayınlayarak halkı zehirlediler. Vatandaş bunları adam zannetti, korktu, elinde ne varsa yoksa dövize çevirdi, kendini garantiye aldığını zannetti. Oysa farkında olmadan enflasyon canavarını besledi, büyüttü şimdi herkesi yiyor. Türk’ün Türk’ten başta dostu yoktur, kendi paranıza güvenin onu yıkmayın. Bugün bankalarda hâlâ 138 milyar dolar tutuyorlar. Kurlar yükseldi, TL eridi. Peki kim kazandı? Türkiye düşmanları… Utanmadan hükûmete suç buluyorlar. Hâlbuki bu para TL olarak kalsaydı, bugün ne kur baskısı olacak, ne de fiyatlar tavana çıkacaktı. Yatırımlar patlayacak, cari açık ve enflasyonun yerinde yeller esecekti… Gerçek suçlular ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyor, hâlâ ahkâm kesiyor. Bu dünyada rahat etmek istiyorsan kardeşim dostunu düşmanını bileceksin. Körle yatarsan şaşı kalkarsın.

Comments are closed.