Ekonomide olanlar benim gibi sıradan vatandaşlar için tam bir muamma

22

Bir yakınım çoktandır ev alma derdinde. Karı-koca çalışıp kazandıklarının bir bölümünü tasarruf ettiler, bankalardan biraz destek aldıklarında hayallerini gerçekleştirme imkanları var.

Sorgulayınca, “Bankadan faizle para almak istemiyorum” dedi.

İyi de, oranın enflasyonun altında kaldığı bir artı tahsiline ‘faiz’ denir mi? 

Kendisine bu soruyu yakın zamanda karşılaştığım bir kamu bankasının şube müdürüyle yaptığım konuşmayı aktararak yönelttim.

Şube müdürü, tüketicilere açılan kredinin kendilerinin mevduata ödediği faizin altında kaldığını hatırlattığımda, bana, “Hayır, öyle değil” demek yerine, “Öyle ama, sonuçta biz kamu bankasıyız” demişti.

Ev ve otomobil alacaklara bankalar ‘eksi’ denilebilecek bir oranla kredi veriyorlar.

Yakınım, bu defa, “Kredinin maliyeti dediğiniz gibi oldu olmasına, fakat ardından da ev fiyatları aldı başını gitti” dedi.

Kendisinin daha önce mim koyduğu evlerin fiyatları, kredilerde faiz indirimi yapılır yapılmaz yüzde 25-30 kadar artmış.

Reklam

Bankaya değilse de ev satana ödeyeceği paranın önemli bir kısmı yakınıma ‘faiz’ imiş gibi geliyor…

Bankalar ‘hayallerinizi ertelemeyin’ diyorlar

Gerçekten konut fiyatları arttı mı?

TÜİK önceki ay (Mayıs) ile geçen ay (Haziran) arasında konut fiyatlarında yüzde 15 civarında bir artış olduğunu açıklamış bulunuyor. Nisan ayındaki artışı da eklersek yakınımın fark ettiği yüzde 25-30 zam tablosu gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Buna rağmen insanlar faiz düştü diye bankalara koşup kredi çekiyor ve evi yoksa konut, varsa otomobilini yenileme yarışına katılıyor.

İnanması güç, ama gerçek olduğunu doğrulattığım bize özel bir haber de şu: İkinci el otomobil fiyatları aynı otomobilin katalogdaki sıfırının fiyatını aşmış…

“Nasıl olur?” diye sorduğumda şu cevabı aldım: “Korona yüzünden otomotiv fabrikaları çalışmadı ve doğal olarak yeni araç üretimi durdu. Yenisi üretilmediği için eski araçlara rağbet var, bu yüzden de fiyatları arttı. Malum, ekonominin ‘arz-talep kuralı’…”

Ekonominin başka kuralı çalışmıyor, buna karşılık ‘arz-talep kuralı’ o kuralı keşfedenin aklının ucundan bile geçirmeyeceği bir tuhaflığı açıklamak için kullanılıyor.

Reklam

Helal olsun bize.

Bankalar tüketim kredisini ilk bir veya iki yılı ödemesiz olarak veriyorlar. 

Konut mu alacaksınız? Bankaya gidip kredi çekiyor ve müteahhide gidip evinizi alıyorsunuz. Hiç telaşa kapılmanız gerekmiyor. İlk iki yıl içerisinde banka sizden herhangi bir para ödemenizi beklemiyor; aldığınız ev için kredinin aylara bölünmüş miktarını ondan sonraki on yıl içerisinde ay ay denkleştirmeniz yeterli.

İnsanın hemen koşup bankada sıraya giresi geliyor.

ABD’de de böyle akıl almaz kolaylıkla konut ve araç kredisi verilen bir dönem vardı. İnsanlar başlarını sokacak tek bir mesken almakla da yetinmediler, “Kiraya veririm, kirasıyla kredinin aylık taksidini öderim, 30 yıl sonra ev benim olur” düşüncesiyle ikici -hatta bazısı üçüncü- bir ev daha aldı.

Hayallerin her zaman gerçekleşmediğini 2008 yılında yaşayarak öğrendi Amerikalılar…

Bir başka yakınım en az yedi-sekiz yıl yaşaması gerekeceğini bilerek ABD’ye gittiğinde, kendisine “Kiralık evde oturmaktansa, kira öder gibi ödeyeceğin bir ev alırsın artık” tavsiyesinde bulunanlar çıkmıştı. Sordu, soruşturdu ve 2008 krizini yaşayan oralılardan öğrendiklerinden sonra verilen akla uymaktan uzak durdu. Şimdi beşinci yılında ve kirada oturuyor.

Yalnız ikinci el otomobiller değil yılların meskenleri de pahalılanmış. “Neden?” sorusuna verilen “Koronadan dolayı” cevabını ilginç buldum. Korona sürecinde apartman dairelerine kapanınca insanlara fenalık gelmiş, müstakil ev arayışına girmişler. Daha önce evini satmayı düşünmeyen villa sahipleri bile “Neden olmasın” düşüncesiyle kendilerine “Satacaksan, şimdi tam zamanı” aklını veren emlakçılara başvurmuş…

Satabiliyorlar mı bari?

Hayal içinde geçti ömr-ü derbederim

Hayali insanlara şimdilik yetiyor.  

Konu hafta sonu açıklanan enflasyon rakamı yüzünden dikkatimi çekti. Devlet adına yapılan açıklamalarda faiz düşünce enflasyonun da düşeceği kesin ifadelerle duyurulmuş, hatta bunun için faizi indirmeye yanaşmadığı izlenimi veren Merkez Bankası başkanı bile değiştirilmişti.

Faizler sonunda eksiye düştü. Bankalar mevduata uyguladığı faizin altına kredi açabiliyor bugün. Mevduat faizi de her zamankinden düşük. 

Peki enflasyon ne durumda?

Aylık enflasyon yüzde 1.13 arttı, yıllık enflasyon da yüzde 13’ü zorluyor.

[T24 sitesinde Barış Soydan’ın konuya ilişkin yazısına da göz atmanızı tavsiye ederim.]

Şu sıralarda pek ortalarda görünmeyen bir parti yetkilisi vaktiyle “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şey oldu” açıklamasıyla bir muammayı çözmüştü; keşke o kişi bulunsa da beni şaşkına döndüren ekonomi konusundaki muammaları da aynı keskinlikte bir açıklamayla aydınlığa kavuştursa.

ΩΩΩΩ 

22 YORUMLAR

  1. Evet 30yıllık morkıça girip ev almaya kalkan 35yaş altı gençlik 2008de anasının hörekesini görmüştü, emlak ve finans devlerini abd yönetimi kurtarmış(sahi başkan kimdi o ara?) avara yankiler de şapa oturmuştu…
    Krizin teğet geçtiği türkiyede ise toki leblebi çekirdek gibi ev satıyor hala; hadi koşun özgürlüklerin ülkesine, okyanus manzaralı bungalowlarınız sizi bekliyor…

  2. Sayın Yazar; Şimdiye kadar okuduğum yazarların hiçbir tanesi konut fiyatlarındaki artışın özellikle son 17 yılda döviz bazında bile 3 misli fazla hale gelmesinin asıl sebebinin konut kredileri olduğunu yazmıyor. Şu an rakamlar aklımda değil siz gazetecisiniz daha çabuk ulaşırsınız, 17 sene öncesine göre kendi evinde oturan sayısında oransal olarak azalma var. Aslında ucuz dediğimiz konut kredileri sayesinde insanların ev sahipliği oranının artması gerekmez mi? Peki bu paralar kimin cebine gitti ve kimler ev sahibi oldu? Arsa rantı belediyele sayesinde aldı başını gitti, ev sahibi olanlarında ev sayısı arttı gitti. Olan yine dar gelirli vatandaşa oldu. Bu rantın ortadan kalkması için Akp nin imar kanunlarını Avrupa standartlarına getirmesi, ucuz arsa üretmesi ve arsa rantının bitirilmesi gerekmektedir. Bunun yolları vardır buradan uzun uzun anlatmaya gerek yok, akpli belediyelerin işine gelmez.

  3. ADAMA EL İNSAF DERLER…..

    YILLARA GÖRE ENFLASYON ORANLARI
    1983 37,06
    1984 49,68
    1985 44,19
    1986 30,67
    1987 55,05
    1988 75,21
    1989 64,28
    1990 60,41
    1991 71,14
    1992 65,97
    1993 71,08
    1994 125,49
    1995 76,05
    1996 79,76
    1997 99,09
    1998 69,73
    1999 68,79
    2000 39,03
    2001 68,53
    2002 29,75
    2003 18,36
    2004 9,32
    2005 7,72
    2006 9,65
    2007 8,39
    2008 10,06
    2009 6,53
    2010 6,40
    2011 10,45
    2012 6,16
    2013 7,40
    2014 8,17
    2015 8,81
    2016 8,53
    2017 11,92
    2018 20,30
    2019 11,84
    Haziran 2020 12,62

    • sayın Ahmet Enis! Belli ki enflasyondan ve matematikten anlıyorsunuz.
      Sizden rica etsem. Bir de, ortalama vatandaşın tüketim ürünleri ve bunların geçen yıl ile (yukarda yazdığınız yıllar için olabilirle çok daha iyi olur) bu yıl fiyatlarını ve enflasyon oranlarını da yazar mısınız? mesela domates, soğan, ekmek, mobilya, patates, vs. benzin, doğalgaz, elektrik, su vs.
      – Biraz karışık oldu galiba. Yazarken, sanki hemen “zaten yazdımya” diye cevap yazacakmışınız gibi hissettim. Yukarda yazdığınız tüik’in açıklaması. ben de enaz tüik kadar güvenilirim. fakat rakamlarımız tüikin açıkladıkları ile uyuşmuyor. Bu nedenle, ben de, tüik de yalancı çıkmayalım. siz anakalem malların yıllar itibari ile fiyatlarını yazın. Tüike de bana da yazık olmasın.

      • İlave! (not: ilavesiz yorum yazmayı başarabilirsem kendime söz veriyorum yazar olacağım)
        – Matematik ve enflasyondan anlayan arkadaş için not: %13 enflasyon dediğinizde, geçen yıl 10 liraya aldığınız bir ürünü, bu sene 11 tl 30 kuruşa alıyorsunuz anlamına geliyor.
        – Hesap yaparken excel kullanmanızı tavsiye ederim. Hatalı hesaplayabilirsiniz.
        – Geçen seneki samanın bu sene kaç lira olduğunu bilmiyorum ama hemen merkez bankası kurlarına baktım. geçen sene 5 temmuzdaki dolar kuru 5.6192, 6 temmuz tarihli bu senenin dolar kuru ise 6.8693.
        – Matematiğim senin kadar iyi olmadığı için ben şahsen excel kullandım. dolar kuru, merkez bankası hakkındaki doları tutmak için satış yaptığı suçlamalarına rağmen, geçen yıla göre, %22.2469 artmış. yani hayırsever bir vatandaşımız, ithal edilen samanı ülkemize %22.2469 – %12.69 = %9.5569 daha ucuza satmış.
        – Robin hood’un müslüman olduğunu duymuştum daha önce. demekki türk ve müslüman imiş.
        – Gene not: bazı dış güçler. dolar 6.8693 tlden fazla olmasın diye, merkez bankasının dolar sattığını iddia ediyorlar.
        – Ben inanmıyorum tabii ki dış güçlere.
        – Ama, işin doğrusu sen de pek dürüst birisi değilsin.
        – Yani, sana hiç inanmıyorum.

        • El İnsaf! için bir ilave daha!
          – Diyebilirsin ki, “o zaman biz de saman ithal etmeyiz, enflasyonumuz düşük olur”.
          – O zaman da bazı dış güçler, saman üretebilmek için gerekli olan tarım ilacını, gübreyi, mazotu vb dolar ile aldığımızı, ilave olarak da, yaşamak için gerekli diğer malzemeleri heeeep dolar ile aldığımızı dolayısı ile dolardaki artışın, yine de saman fiyatını dolardaki artışa çoook çook yakın oranda artıracağını söylüyorlar.
          – Aslında enflasyon hesabında daha basit bir yöntem var. akpnin üst düzeylerinin gelirlerindeki artışı hesaplarsan enflasyon artışını da doğru olarak bulursun. Mesela, ya akpli üst düzey görevlinin maaşına gerçek enflasyon oranında zam yapılmıştır ya da maaşa bu oranda zam yapılmadı ise, ikinci bir maaş bağlanarak (belki de üçüncü ya da dördüncü), enflasyon oranında gelirinin artması sağlanmıştır.
          – Not: trollerin gelirlerini enflasyon oranında artırmamış olabilirler.

    • Ben AKP öncesinde herşey çok iyiydi diyenlerden değilim. Fakat son yılların enflasyon rakamları gerçek değil, hülleli. Bir de yüksek enflasyon yaşanan yıllarda maaşlara da ona göre zam yapılıyordu. Yani ben de sizi insafa davet ediyorum.

  4. https://www.tr724.com/turkiye-ekonomisi-neden-batmadi/
    Dün gördüğüm son yazı linkteki Süleyman Ç. Karaman hocanın yazısıydı. “Türkiye ekonomisi neden batmadı” başlığını taşıyan yazı batmamanın gerekçelerini açıklıyor. İki argüman dikkate değer.

    Biri; kriz olması için bir sıkışmanın olması gerektiği, ancak türkiye dalgalı kur politikası uyguladığından kriz olmuyor.

    Diğeri de; halkın ekonomik durumu (müthiş) tolere etmesi diyor yazar.

    Üstadın yazısını da okuyunca açonominin geleceğini tahmin etmek kolay: literatürde böyle bir kelime var mı bilmiyorum, yoksa da uydurdum ” tolerasyon”.

    Muhtemel tahminen tolerasyon sıkışması!..

  5. Araba alırken aslında bir tane almıyorsun. Birini kendine alırken birini devlete birini de bayiye alıyorsun. Sıfır araba fiyatları bu kadar yüksek olunca ne oluyor anlatayım.
    Avrupada olsa hurdaya ayrılacak 18 yaşında 2002 model 225.000 km de bir Golfü geçen yıl 33.000 TL ye almıştım. Geçenlerde 46.000 TL ye sattım.
    Acele etmesem daha pahalıya da satardım.
    Hangi enstrüman bir yılda 33 e 13 kazandırır?
    Enflasyon %11 miş. Benim külahım bile anlamaz bunu.

  6. Yakındır kafalara birer huni takıp ziller çalıp oynamak.
    Ama olsun yol yapıldıya.
    Geçmediğimiz köprülere tünellere otobanlara yine de para ödüyoruz.
    Veeeee ritm saz Atilla mayda.

  7. Diplomasını gösteremeyen bir üst düzey yönetici “enflasyonun nedeni faizdir” iddiasında bulunmuştu. Oysa teori bir yana yaşanarak görülüyor ki faizler indirilmesine ve hatta konut kredilerinde negatif faiz uygulanmasına rağmen enflasyon artıyor. Artar çünkü gerçek tam tersinedir, “faizin nedeni enflasyondur, onun da nedeni ayağını yorganına göre uzatmamaktır, müsrifliktir, popülist politikalardır”.

    • O kadarla kalsa iyi lise diplomasında sahtelik şüphesi olan milli elenseci devlet bankası yönetim kurulu üyeliğine atandı.
      Orada ballı maaşı lüpletmekten başka ne iş yapacaksa artık.

    • Ekonomi profesörü başbakan da gördük biz sayın fkt, ekonomiyi ne hale getirdiğini bilen bilir; imf yi dehlemek için diplomayı milletten almak gerekiyor artık! Manda ve himaye labul edilmez!

      • Size AKP genel başkanı gibi cevap vereyim.
        “Sana fikrini soran oldu mu? Sen kendi işine bak. Muhalefetsen muhalefetliğini bil.”
        Ayrıca biraz tarih oku da manda munda kimmiş öğren.

  8. Hem de nasıl bir muamma!

    Kamp ve karavancılık Almanya’da on binlerce insana istihdam ve devlete milyarlarca € KDV kazandırıyor. Avrupa ülkelerinde karavancılığın motoru yeni araçtan motokaravan üretimidir.

    Türkiye’ye gelince:
    Yeni araҫtan motokaravan hesabı : Sıfır Ducato Maxi 2.3 = (tahmin)150.000 TL, + %160 ÖTV = 390.000 TL, + % 18 KDV = 460.200 TL. Bu fiyatın üzerine aracın karavana dönüșüm bedeli de gelecek.

    Bu parayı ödeyebilecek insan çok olmadığı için, yeni araçtan motokaravan üretimi durmuș gibi. Getirisi olmayan bir vergi karavancılığın gelișmesini engelliyor!

    % 160 ÖTV sadece karavan olacak araçlardan alınmıyor (5 yașına kadar) ama, yeni bir aracın karavana dönüșümü karavancılık sektörünün temeli ve dönüșümde kullanılan 20 bin civarında cihaz ve parça üretiminin de önünü açıyor.

  9. Özel bankalar da kamu bankalarının yaptığı gibi yüksek faizle aldıkları mevduatı,
    maliyetinin altında düşük bir faizle konut veya taşıt kredisi olarak veriyorlar mı onu bilmiyorum -ki, bu mümkün değil- öyleyse; kamu bankaları, düşük faizli kredilendirmeden doğan açıklarını nasıl karşılıyorlar? Cevabı tabi ki de basit: Hükümet kamu bankalarını fonluyor.

    Bugün bir arkadaşım, hesabından bir fotoğraf paylaşmış; fotoda bir turizm tesisi otoparkında park etmiş yüzlerce otomobil var ve bunun üzerinden “kim Türkiye aç diyorsa bu resme baksın” diye bir ifadeyle paylaşım yapmış.

    Evet; artık caddeler, sokaklar otomobil parkından geçilmez oldu. Her yere o denli beton kuleler dikiliyor ki konut adı altında; inanın kendi yaşadığım yerden biliyorum; binalar için ne otopark, ne çocuk parkı ne de oturup nefes alınacak bir alan bırakılmış, binanın giriş kapısı direk sokağa/caddeye açılıyor. Üstelik “kat sayısı” aşılarak kaçak kat inşa ediliyor ve buna, İmar Kanununu uygulamakla mükellef Belediyeler, rant dağıtmak, çıkar elde etmek ve yapı harcı almak adına göz yumuyor. (Çürüme!)

    Artık daha geniş, konforlu evlerimiz, lüks otolarımız var; otomobil alır gibi toprağı olmayan çiftçilerimizin kapısında son model traktörlerimiz var; yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda… Hakikaten bir bolluk var. Enflasyon da çift haneli rakamlarda uzun zamandır. Gel gör ki, Merkez Bankamızın döviz açığı 50 Milyar Dolar civarında. Dış borç miktarı…

    Borçla yaşayan ailenin ekonomisi için söylenegelen “Borç yiğidin kamçısıdır” diye bir sözümüz vardır; lakin, yiğidin her geçen gün (borç) yükü artıyor ve git gide de yaşlanıyor yiğit!
    Artık borcunu ödeyebilmek için angarya işlerde çalışan yiğide, ağır ve niteliksiz işe daha düşük ücret uygun görülür olmuş; yüksek faizle de ihtiyaç(!) kredisi…

    Gel zaman git zaman yiğit, çalıştığının, emeğinin, alın terinin, başkalarının refahı için olduğunu anlamış(mı)?

    İşte böyle bir borç ekonomisi.

    • Hasan bey,
      “Cevabı tabi ki de basit: Hükümet kamu bankalarını fonluyor.” cümlesinden ne anlamalıyız?
      Merkez bankasının yardım kampanyasına bağış yapması gibi bişey mi nedir bu?

  10. yeni inşa edilmiş 100 metrekarelik bir dairenin inşaat maliyeti en lüks malzemeden yapılsa 200 000 – 250 000 lira tutar bu daireyi en az 1000 000 liraya satınca %0 faiz bile alsa yine karlılar

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız