İçte ve dışta karşılaşılan sorunların temelinde tek bir sorun yatıyor.. Bütün sorunların anası olan esas sorun…

25
Side view of attractive businessman standing and looking into the distance on abstract year 2019, 2020 direction sign board on subtle background. Happy New Year, research and future concept

Her şeyi bilmem mümkün değil elbette, ancak bildiğim bir şeyden fena halde eminim: İktidarlar için içeride ve dışarıda başarılı olmanın yolu ekonomik açıdan güçlü olmaktan geçiyor. Ekonomisi zayıf veya sorunlu ülkelerde iktidarların hesapları genellikle tutmuyor.

Günümüz Türkiyesi bu tezi destekleyen iyi bir örnek.

Ülkenin sorunlarını irdeleyen kamuoyu yoklamaları ilk iki sıraya ekonomi ile işsizlik maddelerinin yerleştiğini gösteriyor. Diğer konuların hepsi, küçük oranlarla, bu iki maddenin arkasında sıralanıyor.

Aynı kamuoyu yoklamaları iktidar partisinin oylarının azalmakta olduğuna da işaret ediyor.

İçeride durum buyken, hükümetin dış politik tercihlerinde de ciddi sıkıntılar yaşanmaya başladı. ABD ile Rusya ülkemizin bulunduğu bölgede aşık atabilirken, “Ben de varım” diye devreye çözüm üretici olarak girmeye kalkan Türkiye’nin niyetlerini gerçekleştirmesinde zorluklar yaşanıyor.

Rusya ile ABD arasında gidip gelen gönlümüzün macerası tenis izlemekten farksız.

Bunların hepsinin sebebi, evet öyle, ekonomi.

Ekonomisinde sorunlar yaşanan bir ülkeyiz ve bu durum iç politik tercihleri olduğu kadar dış politik açılımları da olumsuz etkiliyor.

Reklam

Temel sorun ve soru

Ülkeyi yönetenlerin başka her işi bırakıp şu soruya cevap aramaları gerekiyor: Ekonomimiz neden bu durumda?

Biliyorum, ekonomi yönetiminden sorumlu olanlar, benim “Sorunlu” teşhisimi paylaşmıyor, tam tersine her şeyin mükemmel olduğu iddiasını her buldukları fırsatta tekrarlıyorlar. Oysa ekonominin direği sayılan sanayi ve özellikle KOBİ işletmeleri çoktandır sinyal veriyor ve daha da önemlisi insanların gelir-gider dengesi bozulduğu için market alışverişleri el yakıyor. Üretim düştüğü gibi, tüketim de azalıyor.

Sorunların çözümü önce sorunun varlığının kabulüyle başlar. Bizde inkar yoluyla sorun görmezden gelindiği için çözümden de uzaklaşılıyor.

Gereksiz tartışmalara yol açmak istemediğim için ekonomimizin neden bozulduğu konusuna girmekten bugünlük kaçınıyorum. Ancak, ekonominin ‘nasıl’ düzeleceği konusunda bir görüşüm var ve onu paylaşmaktan şimdiye kadar hiç kaçınmadım.

“Nasıl düzelir?” sorusunun cevabı çok basit çünkü: AK Parti’nin yaklaşık ilk on yıllık döneminde yapılanlar yapılırsa düzelir…

Demokrasiyi bütün kural ve kurumlarıyla yerleştirmek, vesayetsiz bir parlamenter sistemi ve kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca denge ve denetleme sistemini iyi çalıştırmak, AB’li veya AB’siz evrensel ölçüleri, saydamlık ve hesap verilebilirliği sisteme entegre etmek, hukukun üstünlüğüne dayalı bir adalet anlayışıyla özgür ve kendine güvenen bir ülke haline dönüşmek…

Bu hedefler istikametinde yürüdüğü sürece, AK Parti, pek çok alanda başarılara imza attığı gibi, ekonomiyi de rayına oturtabilmişti. 

Reklam

Hedeflerden uzaklaşınca ve uzaklık mesafesinin artmasıyla mütenasip biçimde, ekonomide de geri gidişler yaşanmaya başlandı.

Yabancı uzak duruyorsa bir bildiği vardır

En önemli göstergelerden biri, Türkiye’yi yatırım yapılabilecek ülkeler arasında ilk sıralara yerleştiren yabancıların ortadan çekilmesidir.

Adalet sisteminde eksik gedikleri en iyi yabancı yatırımcı görüyor. Üniversitelere ve onları kuran vakıflara el konulması Ankara’dan bakınca sıradan bir olay olarak görülebilir; ancak o olaya yabancı başkentlerden bakanların gördüğü başka bir tablo.

Şehir Üniversitesi ile onu kuran Bilim ve Sanat Vakfı’nın kayyum yönetimlerine devredilmesini kast ediyorum.

Cumhuriyet’in kuruluş döneminde temeli atılmış bir bankanın yine o zamanlardan belirlenmiş statüsünü tartışmaya açmak da yine benzer etkiler yaratabilecek bir başka yanlış.

İş Bankası’nın statüsüyle ilgili tartışma açılması neyse de, son zamanlarda bunun hayata geçirilmek istenmesi pek makul değil.

Demokrasilerin olmazsa olmazı sayılan şiddetten uzak protesto hakkını kullanan insanlara ‘suçlu’ muamelesi yapılması, yargı önüne çıkarılanların illa tutuklu yargılanmak istenmesi, görülen davalarla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi kararlarına itibar edilmemesinin mazeretleri olabilir mi?

Yarın duruşması bulunan Osman Kavala ile iki ayrı kişinin yargılandığı ‘Gezi davası’ içeride olduğu kadar dışarıda da ilgiyle ve korkuya dayalı bir merakla izleniyor.

Futbolda kimin şampiyon olacağına siyasetin karar veriyor gibi görünmesi bile kırmızı kartlık bir faul. 

Seçimle iş başına gelmiş yerel yöneticilerin merkezi kararlarla görevden alınıp yerlerine ‘kayyum’ atanmasını da bu eksiği olsa bile fazlası bulunmayan listeye ekleyebiliriz.

Böyle bir ülke bugün Türkiye ve buna müstahak değil.

Yanlışlıklar ardı ardına geldiği için ekonomi olumsuz etkileniyor

Ekonomide işler iyi gitmediği için de iktidar halkın gözünde zayıflıyor ve güvenlik algısına dayalı sınır-dışı arayışlarda sonuç alınamıyor.

Her şeyi herkesin bilmesi mümkün değil, ama bu yazıya aktardıklarımı bilmek için fazla bilgili olmak da gerekmiyor.

Zihni açık herkes bu tabloyu görüyor.

İktidarın işi de zaten bu yüzden zor.

[ABD’den iki örnek: 1992 başkanlık seçimine ikinci kez seçilebilmek için ve ‘Kuveyt’i Irak’ın işgalinden kurtaran lider’ olarak giren Baba Bush sandıkta yenildi. Rakibi Bill Clinton sebep arayana “Elbette ekonomi, aptal şey” demişti. Donald Trump bu yıl yapılacak seçimi kazanırsa, bunun en önemli sebebi, halka da yansıyan ABD ekonomisindeki nisbi iyileşme olacak.]

ΩΩΩΩ

25 YORUMLAR

  1. “Ekonomimiz neden bu durumda?”
    Aşk olsun, Fehmi bey!
    bu soruyu sormakta dünya liderimize haksızlık ediyorsunuz! Oysaki Ekonomimiz Altın çağını yaşiyor.
    Osmanlidan başlıyarak bir 7 asırda yapilanlara bakalım, birde son 20 yılda yapılanlara! Önce. içerden başlayalım.
    Başkente 1100 odali saray! Yazliklarda 350 odalı saraylar!
    Havada uçan saraylar!
    Denizde yedi sekiz katlı saraylar!
    ABD de ve dünyanın dört bir tarafįnda! Çiftlikler! Lûks Oteller (ay pardon) yurtlar! İş merkezleri! (Hay Allah gene unuttum) cami avluları! Türkiyede dahıl mühteşem ve lüks Camiler! son 5 yılda açılmiş pardon Teröristlerden gasp edilmiş Türk okulları. Gemicikler daha neler neler.
    Artı bütün bunların yani sıra! “DÛNYAYI” hööt dedimi sıraya sokan Ummet ve Dünya liderimiz, hem içerde hemde dışarda muhteşem yaşantısına zarar vermek isteyenleride 8 yıldır içeriye tikimakla uğraşiyor! Dünya basınında boy boy resimleri çıkan 90 yaşındakı kadın teröristin sarılı kolunu! Nasıl teşhir etti….???? Yaaa!
    Bu arada son haftalarda terörist avciları hergün 1000 ne yakın Kürt yakaliyorlar!
    Birde bizim teröristler öğle meclisdeki ve saraydakiler gibi diploma sorunlaride yok her biri bir kaç dil bilen Türkiyenin ve diş ülkelerin en iyi ünüversitelerini bitirmekle yetinmeyip birde doktora yapmişlar.
    Bundan iyi ekonomimi olur? Sarayda sadece kuş sütü noksan. Onun sebebide kuşların süt üretme yeteneklerinin olmaması.

    Birazda üretiklerimizi sayalım! LAF! TERÖRİST! SAVAŞ! PALAVRA! BETON YIĞINLARI! İFTİRA! VE SONUNCU EN ÖNEMLİSI OLAN! ZINDANLAR! Bundan iyi ekonomimi olur?

    Bir ara bunlar Kars Belediye başkanina bir iki dil uzattılar…. Önceki başkan MHP li idi şimdiki başkanda HDP li, tam birbirine zıt partiler değilmi? Kars halkı için komşu kakkı hukuku,iyi ve kötü günüleri bir elin parmakları gibi, önemli ve değerlidır komşu ile ağlar komşu ile güler, sen Kürtsün, ben lazım, o çerkez bu Türk o sünni bu Türkmen( karsda alevilere türkmen denir)
    Hiç bir zaman komşularını ve hemşerilerini politikacılar için harcamazlar. İsteyen Kars belediye başkanının konuşmalarını dinlesinde insanlık neymiş õğrensinler. Önceki MHPli başkanda aynıydi.

    Õrnekleri çoğalatabilirimm! Türk ermenilerinden birisi Kanadalı Ermeni arkadaşına Doğudaki komşuluğu anlatmiş. Babasının dedesi ve ailesini Askerler götürmeye gelmişler komşu kadınlar yere uzanmış!” Bizim cesedimizi çiğnemeden bunları götüremesiniz”demişler ve komşularını vermemişler. Daha sonra İstanbula gidin orda kimse size dokunmaz diyerek onları İstanbula göndermişler.
    Kanadalı Ermeni ile bankada hesap açarken tanıştım Türk olduğumu okuyunca o olayı anlatti. Küçük oğlumda yanımdaydı, oda annemde doğlu deyince bankacı çok sevinmişti.

    Bu gövdeye ancak bunlardan baş olur.

    Ben Trump’ı tutmam fakat bazi politikalarını beğeniyorum. şu anki Demokırat aday adaylarının bir çoğundan daha iyi. Demokıratlar
    eğer zenginlerin destekledikleri Gay i aday yapsalar biz Trump’a oy vereceğiz.
    Böyle bir durum Türkiyede olsa erdoğana değil o gay’e oy veririm.

    • Nurdan abla bakıyorum abd nin menfaatineyse başımıza trampçı bile kesilebiliyorsunuz ama söz konusu vatansa oyunuzu sadece inbeye vereceğinizi söylüyorsunuz; “adama” verecek haliniz yok ya..!

      • Ablacığım!😉Gay dediğim Kocasi olan miliyarder genç bir
        erkek.
        Trump’ı ne kadar taktir ettiğimi burdaki yorumlarımdan dolayı herkes biliyor. Ben burda ABD ile Türkiyeyi değil Trum ile Erdoğanı kıyas ediyorum.
        Kusura bakmada Turamp ile putinin haber taşıyıcısi, netenyahu ve İran liderlerinin sadık dostlarını hiç sevmem.
        Onun oyunlarını sizler yutabilirsiniz fakat ben yutamam.
        Hoca kalin.🙂

  2. Ekonomi bozuk ancak rakamlarla oynayarak iyi gösteriyorlar. Artık iktidar uzatmaları oynuyor bunu biliyoruz. Şu anda problem görev değişiminin problemsiz olup olmayacağı.

    Etrafta dolaşan darbe söylentileri maalesef hiç iyi değil. Bu belki iktidarın devamını sağlamak için ortaya atılmış bile olabilir. Darbe söz konusu olursa iktidara sahip çıkar yine millet ve bu durumda seçimler toptan iptal edilebilir OHAL durumu sebebiyle. Başta muhalefetin darbeye karşı olduklarını ve olacaklarını acil olarak deklare etmeleri gerekiyor. Darbeydi senaryoydu derken atı alan Üsküdar’ı geçer yine. 15 Temmuz’da CHP’nin duruşu maalesef yeterli değildi. Hemen anında karşı çıkmaları lazımdı ve tankların arasından sıyrılarak sıvışmak gibi görüntüler verilmemeliydi. Darbenin rengi belli olmadan pekçok CHPlinin sevindiği de bilinen bir durum 🙂 Artık bunu aşmalıyız. Muhalefet duruşunu şimdiden açık ve net bir şekilde açıklamalıdır. Aynı şekilde bu söylentileri başlatan Başbuğ’un çıkışı konusunda da muhalefet sivil duruşunu ortaya koymalıdır. Evet ilgili kanun FETÖnün bir hamlesidir (askerlerin sivil mahkemede yargılanması) ancak doğrusu budur, AB ile ve genel olarak Batı demokrasileri ile uyumlu olmak açısından yapılması gerekiyordu. Bu ayrımın ortaya konması ve ilgili maddelere sahip çıkılması (başta CHP) gerekiyor. FETÖ bu maddeyi kullanarak TSKde kadrolaşmıştır o ayrı. İlgili maddeyi kötüye kullananları, Ergenekon kumpasları vs yargılayın. O ayrı. Bu ayrımı çok iyi anlatmak gerekiyor.

    Tüm demokrasilerde görev değişimi en temel kabuldür. İktidarın bunu kabul etmesi ve yine deklare etmesi beklenir. Serbest ve adil seçimler elimizde kalan tek demokrasi şu anda. Bunun da yeterli olmadığını biliyoruz. Muhalefet çok açık bir şekilde yeni demokrasinin temel kriterlerini ortaya koymalıdır. Ki teveccüh görsün ve sahip çıkalım. Yoksa değişen bir şey olmaz. Ha Ali ha Veli.

    Demokrasimize sahip çıkalım. Yeniden kuralım. Ve daha sağlam temellere oturtalım.

  3. Evet, burdan da anlıyoruz ki; milletimizin demokratik kazanımlarını yani cb yi halkın seçmesi ve başkanlık sistemini ortadan kaldıracak, bu arada ekonominin anahtarlarını da götürüp imf ye teslim edecek yeni bir parti kurulması şart, hadi hayırlısı, itirazı olan..?

    • IMF en hesaplı krediyi veren kuruluştur. Fakat verdiği krediyi takip eder, paraların çar-çur edilip edilmediğine karışır. Erdoğan bu nedenle IMF’den hesaplı kredi almaz, gider uluslararası tefecilerden yüksek faizle borç alır. Sonra da o paraları elzem olmayan gösteriş ve rantiye yatırımlarında kullanır.
      Yaşınız kaç bilmiyorum fakat günahlar arttıkça telafisi zor olabilir. Karaya ak demek hayır getirmez.

  4. ”Demokrasiyi bütün kural ve kurumlarıyla yerleştirmek, vesayetsiz bir parlamenter sistemi ve kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca denge ve denetleme sistemini iyi çalıştırmak, AB’li veya AB’siz evrensel ölçüleri, saydamlık ve hesap verilebilirliği sisteme entegre etmek, hukukun üstünlüğüne dayalı bir adalet anlayışıyla özgür ve kendine güvenen bir ülke haline dönüşmek…”
    kulağa ne hoş geliyor.
    tam da deli dumrul diye bir masal okuyordum; geçenden de 1 akçe, geçmeyenden de..
    hiç olmazsa geçmeyen yarım akçe verse olmaz mı? diye saf saf düşünürken, yazarın bu hikayesi biraz içimi rahatlattı..
    daha liberal bir akıl verirdim Dumrul’a:köprüyü sat! eğer yaşıyor olsaydı.
    koca bir ülke saray, pazar, köprü, yol, yazlık, kışlık yapmakla, 50-100 araba, uçak, füze almakla yada iki dönüm tarla satmakla batmaz.
    illegal örgüt- yapılanmalanmalarla, 10cm yeşil bir kağıt parçası 10krş düştüüü ile meşgul ederken seni bir yandan, alırlar elindekini dımdızlak kalırsın, çaresiz.
    50-100 senelik geleceğinin elinden alınmasına müsade etme, 10 kuruş la, 5 mtrelik bezle meşgul olma evlat,
    insanı yaşat ki devlet yaşasın:
    “İnsanlar mutluluk ve huzur içinde yaşarsa devlet de var olur. Devletin var olabilmesi için insanların huzurlu olması gerekir, insanın mutlu ve huzurlu olmadığı bir coğrafyada devletin varlığı da tehlikeye girer.”

    • Vaktiyle özal o dediğini de yapmış, yani boğaz köprüsünü de satmış bilmem neyin kısaltması! Şimdi yaptırmayız diyenler o zamanlar da sattırmayız diyormuş, öylesine bi huzur varmış ki memlekette, sorma gitsin..!

  5. MUAVİN
    Otobüs şoförüsünüz
    Muavin çarpılacak bir cisim olduğu halde gelmenizi, yolunuzun boş olduğunu söylüyor, durmanız yönünde ikazda bulunmuyor.
    Kaza yapmamanız mümkün değil.
    Neden?
    Çünkü daha önce sizi uyaran muavini bir güzel pataklamışsınız.
    Hukuk güvenliği, kriterleri vs. teorik açıklamaları zaten anlamazlar.
    Bunu da anlamazlar.Ancak tarihe not düşelim.
    Sayın KORU’nun da niyetinin bu olduğunu düşünüyorum.

  6. Ekonomi adaletten geçer. Çünkü sistem düzen adaletsiz ise insan çabayla para kazanamaz. Bu durumda katekuli işlere sapar. Bir ülkede katekuli işler ne kadar yaygın ise adalet o kadar zayıftır. Bu ülkede de yordamsiz işlerin başı sonu olamadığına göre. Sorun belli. Bu soruna sebep olanlarda belli.

  7. Her sonucun bir sebebi var. Bugun yasamakta oldugumuz ekonomik ve hukuk felaketinin sebebi “ilk on yil”dir. Kopruyu gecmek için uygun zaman beklendi, ilk firsatta da gecildi. “Ilk on yil” simdiki Kararname Duzeni’nin hazirlik yillariydi.

  8. “Demokrasiyi bütün kural ve kurumlarıyla yerleştirmek, vesayetsiz bir parlamenter sistemi ve kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca denge ve denetleme sistemini iyi çalıştırmak, AB’li veya AB’siz evrensel ölçüleri, saydamlık ve hesap verilebilirliği sisteme entegre etmek, hukukun üstünlüğüne dayalı bir adalet anlayışıyla özgür ve kendine güvenen bir ülke haline dönüşmek…”
    Fehmi Koru
    Uzun lafın kısası olması gereken, müslümana yakışan budur. Katılmamak mümkün mü? Bunu istemeyenin aklından ve niyetinden şüphe ederim…

  9. Ya papaz papaza ne olacak
    ABD beslemesi papaz
    Sahi darbeyi papaz mı yaptı
    Fehmi bey herşeyi bilir onu bilmez
    Sakın ABD nin her 10 yılda bir yaptığı darbeyi başına geçirmiş olduğumuzdan olmasın bu ciyaklamalar
    Okyanus ötesinden tweetleri ikiye katlayan haşhaşiler
    Ülkemiz çok şükür 3 yılda darbede atlatsak 3-4 önemli dünya çapında operasyonda yapsa çok şükür dimdik ayakta

  10. Gün geçmiyor ki… diye başlayan bi name mi döşensem diyorum, günler de aksine su gibi gelip geçiyor. Öyle görünüyor ki sayın korunun bugünkü yazısı sadece baranın nöroncuklarını duraklatmakla kalmamış, dost düşman nice kıdemli yorumcuyu da dut yemiş bülbüle döndürmüş gibi. Halbuki durum çok basit; nasıl ki bir kısım chp li putperest 1930lu yıllara takılı kalmıştır, bizim hasan beyin 90lı yıllara doyamadığı gibi(gözünüz aydın, beyaz toros geri dönmüş!) sayın yazar da 2000li yılların başlarına takılıp kalmış. Öyle ki o yıllardan bugünlere akparti saflarında görev almış ama kullanım süreleri çoktan geçmiş kimi politikacı eskilerinin kuracakları yeni partilere bile umut bağlayacak kadar da durumu ciddidir. Nurdan ablanın bazen yüz kızartıcı bir hal alıverecekmiş gibi duran yorumsuları da olmasa işimiz yaş; gerçi olur olmaz murdarlıkları getirip buralara karaladığı için en sonunda bekir bey gibi kalender bir abimizi bile ortamdan soğutmayı başardı ya, brawo yani..! Didem hanım deseniz uzun süredir uğradığı yoktu zaten, kışın yalancı güneş gibi şöyle bir parlayıp kayboldu yine, halbuki yorumları kadar kendisini sevdiğimi de bilir(bence o da beni seviyor:) hamza bey bir süredir kaçak güreşiyor, toptancı paylaşımlar yapıyor; şu kadar yorumcuyuz, hasan bey de(günay) özenecek onu buldu, dezenformasyona müsait gördüğü kimi mevzularda şöyle bi üfürüp kaçıveriyor..! Bernar arkadaş toplamda sıkı bir performans sergiliyormuş gibi olsa da özde sığ ve yavan paylaşımlarıyla artık öyle bırakın sanal alemdeki yaş meyvenin tazesi dilberleri tavlayıp aramıza çekmeyi, bizim safa gibi kahve dövücünün hınk deyicilerine bile kendini beğendirmekten çok uzak… gerici söylemleriniz okurlarınızı da geriyor olabilir..!

  11. Şu bilgileri de ekleyeyim. Türkiye’nin toplam dış borcu 2002 yılında 130 milyar dolar iken, 2019 yılında 470 milyar dolar olmuştur. Aynı dönemde 64 milyar dolar özelleştirme yapılmıştır. Yabancılara ne kadar konut, işyeri, arsa ve fabrika satıldığını ise tespit edemedim, (25 milyar dolar olabilir). TCMB rezervleri ise 2002’de 26 milyar dolar iken 2019’da 105 milyar dolar olmuş. Hesaplarsak 350 milyar dolar borçlanma ve eldekini satış yoluyla kaynak kullanılmış. Bu rakamı 83 milyona bölersek kişi başına 4.200 dolar ilave borçlanma yapılmış.

    2002-2011 AKP Hükümetleri sınıfı geçer, 1923-2002 Cumhuriyet dönemi kalkınma hızı ortalamasını (%4,7) tutturmuşlardır. 2012-2019 AKP=Erdoğan Hükümetleri ise sınıfta kalmıştır. Bu dönemin kalkınma hızı ortalaması sıfır, 2015-2019 Başkanlık dönemi ise negatiftir.

    Halkın büyük çoğunluğunun bu rakamlardan anlaması mümkün değildir. Halk ancak kendi yaşamındaki sonuçlara göre karar vermektedir. Umarım halk gerçeği görmekte fazla gecikmez. Gecikirse de bunun ağır faturasını ödemek zorunda kalacaktır. Hatta ödemeye başladı bile.

    Not-1 : Söz konusu veriler TÜİK ve devletin diğer ilgili kurumlarından alınmıştır.
    Not-2 : GSYİH ve kişi başı milli gelir hesapları borçlanmalar dikkate alınmadan mevcut duruma göre yapılıyor. Yönteme bir itirazım yok fakat bunun yanında borçlanmaların da hesaba katıldığı bir “milli bilanço” çıkartılması gerekir diye düşünüyorum. Bunun için gelişmiş ülkelerden bir örnek bulamayız, zira onlar faizle borç verdikleri için bu yöntem onların işine gelmektedir.

  12. Ekonominin gerçek rakamları

    Erdoğan pek çok kez kişi başına milli geliri 3 kat artırdıklarını iddia eden konuşmalar yapmıştır. Buna gerekçe olarak kişi başı milli gelir 2002’de 3.492 dolardı şimdi 11.000 dolar kıyaslaması gösterilmiştir. Bakalım gerçek neymiş?

    2006 yılında GSYİH hesaplama yöntemi AB uyum çerçevesinde değiştirildi ve 2008 yılında yapılan düzeltme ile 2006 yılı kişi başı milli gelir rakamı 5.480 dolardan 7.597 dolara yükseltildi. Bir günde kağıt üzerinde 2.117 dolar zenginleşmiş olduk.

    2014 yılında GSYİH hesaplama yöntemi tekrar revize edildi ve 2016 yılında yapılan düzeltme ile 2015 yılı kişi başı milli gelir rakamı 9.261 dolardan 11.014 dolara yükseltildi. Bir günde kağıt üzerinde 1.753 dolar zenginleşmiş olduk.

    Hesaplama yöntemi farkından oluşan bu iki artışı toplarsak 3.870 dolar buluruz. TÜİK’in ilk çeyreği baz alarak hesapladığı 2019 kişi başı milli gelir ise 8.881 dolardır. Bu rakam doğrudur fakat 2002 ile kıyaslanabilmesi için hesaplama farkı artışlarını düşmek gerekir. Bunu yaparsak 8.881 – 3.870 = 4.941 dolar buluruz ve bu 2002’deki 3.492 dolar ile kıyaslanacak rakamdır.

    Gerçekte 2002-2019 döneminde kişi başı milli gelir artışı (4.941–3.492)/3.492 = %41,5 bulunur. Bu rakamı 17 yıla bölersek yıllık ortalama %2,5 bir artış olduğu görülür. 2002-2011 arasındaki ortalama kalkınma hızı 1923-2002 ortalamasına (%4,7) yaklaşık eşitti. Buna göre 2012-2019 kalkınma hızı ortalaması %0,0 bulunur.

    Peki nasıl oluyor da hala %3-5’lik kalkınma hızlarından bahsediyorlar, yalan mı söylüyorlar? Hayır doğru söylüyorlar. Zira 2014 düzenlemesinde kalkınma hızı hesabı için 2009 yılını referans aldılar. Oysa o yıl global kriz nedeniyle kalkınma hızı -%4,7 (küçülme) olmuştu. Buna göre bugünlerde sıfır kalkınmada bile +%4,7 gelişme oldu sonucu çıkıyor!

  13. En aşağıda değinilen ABD’deki demokrat gay aday kimmiş diye internete bir bakayım dedim… Toplumlarda görüş ayrılıklarının fazla olduğu bir konu, malum. Konu dikkatimi çekince, aldı beni bir düşünce……

    Alabildiğine kontrolsüz ve hür yaşamak istiyenler olsa da hürriyetin kurallarla sınırlandırılması taraftarı olan çoğunluğun talepleri toplumda daha geçerli. Kuralların en temeli Adem-Havva dönemine gidiyor, yani kökeni sonradan türevlendirilmiş olsa da hep aynı din. Klasik anlamda insan nefsini kontrol edebildiği kadar insan, o ölçüde Allah’ın rızasına nail olmuş kulu. Diğerleri iblisin güdümünde pusulayı şaşırmış olanlar, kayıplarda yaşayanlar. Dünya hayatı bir imtihan! Bu hayati imtihanda cinsellik alanında pusulayı şaşırmışlığın bir sonucu homoseksüelliktir. ABD ve AB ülkeleri pusulayı şaşırmışlığın bu türüyle başedemeyince, bu konuda eğitim ve tedavide aciz kaldığını kabullenerek kanunlarına esneklikler katmağa başlamıştır. Gay evliliklerini resmen tanıdığını, bu bir tür sapkınlık olsa da insan hakları kapsamında normal karşılanarak toplumda yer edinmesine çalışmaktadır. Ancak, hangi dinden olursa olsun aynı toplumlardaki dindar muhafazakarlar bu konuda en çetin direnç noktalarıdır. Çünkü bu konunun Tanrı tarafından şiddetle men edildiğinin bilincindedirler ve alenen bir hayat tarzı haline getirilmesine karşıdırlar. Ancak, bu konuda istisnalar yok değildir. Bazı kilise mensupları arasında da bu bir hayat tarzı olarak benimsenmiştir. Bu adayın bu konuda zıt görüşlüler arasında bir köprü oluşturma vaadi de vardır. Hanım rolündeki erkek aslında ABD askeriyesinde epey hizmet vermiş biri Malta asıllı bir baba ve Amerikan asıllı bir anneden doğma eğitimli biri, kendi bölgesinde belediye başkanlığı da yapmış. Uzatmayayım, ABDdeki yönetim sistemi tampon nitelikli önlem alınmış unsurlarıyla sağlam bir sistem olduğu için gay bir Başkan olsa da neticede fazla değişen bir şey olmaz.. Sistem onun elinden devamiyetini sürdürür, seçimle getirdiği yeni kadrolarla yoluna devam eder…

    Böyle birine oy vermem deniyor. Ben de vermem! Ancak, daha önemli konu “nefs” konusu. Bu cinsellik konusu dışında da pusulayı şaşırmışlıklar çok. Bir cemaatin kendi grubunun menfaatini en ön planda tutayım derken toplumun bütününün menfaatinden sapan veya ayrıcalık kopararak öne geçenler de pusulayı şaşımışlardır. Topluma travma yaşanmasına alet oldukları için Allah indinde sorumluluktan kurtulamayacaklardır. Diğer yandan bununla mücadele edeyim, hesaplarını göreyim derken kendi “nefsi azgınlık”larını iyot gibi açığa çıkaranlar da aynı şekilde sorumluluktan kurtulamayaclardır. Böylesine çatışmalar, TR-C kurulalı beri devam etmektedir. Ve malesef tampon nitelikli önlemleri içinde barındırabilen bir “Sistem” henüz kurulamadığı için ülke olarak “fasit daire” içersinden çıkamadık. Görünüşe göre “Darbe”lerden medet umuluyor hala… İşine gelen, siyaseten sessiz kalmayı tercih ediyor. Hükümet kurma fırsatı bekleyen hampacı bunlar…

  14. İsim vermeye gerek yok. Okuma yazmamız olduğu da vakıa. Eh o yorum sahibinden de başkası beklenemez di. Hiçbir zaman Tayyibin hatalarını görmediniz. Yeter ki size dokunmasındı. Ne zamanki dokundu ne hırsızlığı ne başka şeyleri kaldı. Yemin ederim öylesine feper yoksunusunuz ki, yarın aralarında biraz düzelme olsa Vallahi de billahi de Tayyipci olursunuz. En başta gideni olursunuz hem de. Bunu da sözde dava adına yaparsınız. Bunun adı takiyyedir. Ne islamla ne de insanlıkla bağdaşır. Hz. Peygamberin “harp hiledir” hadisi şerîfini tamamen yanlış anlayıp yanlış yorumladığınızdan…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız