“Ekonomik kurtuluş savaşı” başlatılacak gibi… İyi de kime karşı bir savaş bu?

33
Reklam

Dün bir programa katılmak üzere evden çıkarken televizyon ekranının altından akan dolarla ilgili anlık bilgi 11.35 TL’yi gösteriyordu; gideceğim yere vardığımda bir gazetenin internet sitesindeki rakama baktım, orada 1 doların 11.44 TL olduğu bilgisi yer alıyordu.

Artık bir noktada sabitleşsin beklentisi var ama dolar gün boyu inişler çıkışlar yaşıyor ve TL için bu daha da zararlı.

“Bir saat içinde ne oldu da paramızda 10 kuruşa yakın kayıp yaşandı?” merakım kısa sürede cevap buldu: Meğer o sırada AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, başkanlık ettiği bakanlar kurulu toplantısı sonrasında konuşma yapmaktaymış…

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “Kurdaki yükselişi bahane ederek hiçbir mantıklı izahı olmayan fahiş fiyat artışları yapan fırsatçılara göz açtırmayacağız, hepsinin tepesine bineceğiz. Ülkemizi denklemin dışına itmek isteyenlerin kur, faiz ve fiyat artışı üzerinden oynadıkları oyunu görüyor, kendi oyun planımızla devam etme irademizi ortaya koyuyoruz” etkili cümlelerini dinleyicilerine ilettikten sonra, “Ekonomik kurtuluş savaşı yapıyoruz” da demiş…

Önceleri, içinde “Savaş yapıyoruz” türü bir bildirim geçen cümleler telaffuz ettiğinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan, genellikle, karşısındaki dinleyenlerden alkış, konuşmasını canlı nakleden yayınları izleyenlerden de destek alırdı; fiyattaki oynamaya bakılırsa bu defa dinleyenler ellerindeki TL’yi dolarla değiştirmeye koşmuş olmalı.

Marketlere gidenler fark ediyordur: Günün belli bir saatinde bir görevli raflar arasında dolaşarak etiketlerdeki fiyatları değiştiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dikkati buna çekilmiş olmalı ki, ‘fahiş fiyat artışları’ dediği bir gelişmeden söz ediyor ve bunu yapanların ‘tepesine binecekleri’ tehdidinde bulunuyor.

Bu gerekçeyle ‘birilerinin’ -ülkenin her köşesinde şubeleri bulunan beş büyük market firmasının- tepesine binildi zaten; toplam 5 milyar 700 milyon TL cezaya çarptırıldılar…

Yeniden aynı firmalara cezalar mı yağacak, yoksa bu beş firmaya yenileri mi eklenecek?

Reklam

İyi ama marketler -tabii bakkallar ve onlara tedarikte bulunanlar da- durduk yere fiyat artışına mı gidiyorlar?

Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tehdit de içeren konuşmasında bu sorunun cevabı bulunuyor: Fiyat artışları kurdaki yükseliş -yani TL’nin yabancı paralar karşısında değer yitirmesi- ile irtibatlı. Dolardaki değer artışı yüzünden artıyor fiyatlar… Firmalar stok bulundurmadıkları için üretici veya toptancıdan yüksek fiyattan gelen yeni malları her zamanki kâr marjlarını ekleyerek raflara yerleştirirken, eskiden aldıkları aynı malları da yeni fiyattan etiketlemek ihtiyacı duyuyorlar.

Malları tükettiklerinde artık yeni fiyattan satın almak zorunda kalacakları hesabıyla…

Öyle yapmasalar, kısa süre sonra, kepenk kapatmak zorunda kalırlar çünkü.

Fiyat artışlarını önlemenin yolu, firmalara ağır cezalar yağdırmak veya yağdırılacağını duyurmak değil, TL’nin değerini yabancı paralar karşısında sabitlemektir.

Enflasyona karşı tedbir alıyor firmalar.

Durduk yere artmıyor enflasyon; artış biraz da faizle oynanmasıyla ilişkili.

Nitekim, Merkez Bankası’nın faizle ilgili her kararı ile TL’nin değeri olumlu veya olumsuz etkileniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bankanın başına atadığı Naci Ağbal zamanında alınan karar aşağı, ondan sonra atadığı Şahap Kavcıoğlu’nun iki ay üstü üste aldığı kararlar ise yukarı doğru hareketine sebep oldu doların. 

Reklam

Olay bu kadar basit: TL’nin değerinin düşmemesi için ne yapılması da ne yapılmaması da belli; yapılması gereken yerine yapılmaması gereken yapıldığında TL’ye değer kaybettirilmiş oluyor.  

Peki de, ‘ekonomik kurtuluş savaşı’ nereden çıkıyor?

Savaş da, kime karşı savaş?

Bununla ‘yabancılar’ veya ‘üst akıl’ diye de ifade edilen çevreler kast ediliyorsa, yukarıda sunduğum denklemde onları nerede arayacağız?

Paramızın değerini etkileyen kararları alanlar arasında yabancı kimse yok.

Eskiden suçlamalar daha açık ifadelerle yapılır, bunlar yanında ‘faiz lobisi’ diye adlandırılan bir kesim de mutlaka anılırdı. Şimdilerde yaşanan savrulmada ‘faiz lobisi’ pekala yeniden hatırlanabilir ama şimdilerde o kesimden kimse bahis açmıyor.

Oysa muhtemelen ‘faiz lobisi’ şimdi vaktiyle hiç olmadığı kadar devrede.

Merkez Bankası’nın geçen hafta aldığı son kararın hemen öncesinde dolarda fark edilecek kadar önemli bir düşüş yaşanmıştı; karar sonrasında ise beklenmediği kadar şiddetli bir artış tepkisi verdi dolar. O arada dolarla alım-satım işlemi yapanlar olduysa, kendilerinden çekinmeden ‘faiz lobisi’ diye de söz edebileceğimiz birileri bayağı kâra geçmiş olmalı.

‘Ekonomik kurtuluş savaşı’ onlara karşı veriliyorsa -ki verilsin- her şeyden önce o kısa zaman diliminde dolarla işlem yapmış olanların tespit edilmesi gerekir.

Kimdi onlar? Dolar-TL paritesinde en oynak dönemi nasıl öğrenip değerlendirebildiler?

“Aferin” demek için bile kim oldukları meraka değer.

Fakat merak eden yok.

Bu yazıyı yazdığım gecenin hayli erken bir vaktinde gazeteler dolar için 11.4112 TL anlık değer biçildiği bilgisini veriyor.

Siz bu yazıyı okurken ve piyasaların kapanacağı akşam saatlerinde TL bakalım nasıl bir seyir izleyecek…

Aşağı mı, yoksa yukarıya doğru mu hareket eder dersiniz…

ΩΩΩΩ    

Reklam

33 YORUMLAR

  1. “Önceleri, içinde “Savaş yapıyoruz” türü bir bildirim geçen cümleler telaffuz ettiğinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan, genellikle, karşısındaki dinleyenlerden alkış, konuşmasını canlı nakleden yayınları izleyenlerden de destek alırdı; fiyattaki oynamaya bakılırsa bu defa dinleyenler ellerindeki TL’yi dolarla değiştirmeye koşmuş olmalı.”
    HARİKA….)))…

  2. Sayın Koru ,
    Bir ülke ekonomisinin en belirleyici gücü o ülke Merkez Bankasının belirlediği faiz haddidir. Bu oran tüm herkesi harekete geçirir. Faiz den para kazanmak isteyen oran imkan veriyorsa faizli ürünlere mevduat, tahvil vs. yönelir. Oran izin vermiyorsa başka ürünlere yönelir. Müteşebbis yatırım kararını buna göre verir . İthalat ve ihracat rakamları bu oranın sonuçlarına göre hareket eden döviz kurlarının belirlemesine göre yön bulur. Bütün bunlar olurken spekülatörler de arada derede paralarına para katmak için devreye girerler. Bu yazıyı yazmadan bir saat önce dolar TL 13.45 i görmüştü ,şimdi 12.75 lerde . Bu durum işte bu spekülatörlerin pozisyon almaları ile ilgili. Para da mal gibi arz ve talebe göre fiyatı belirlenen bir unsur. Daha önceki ekonomi yönetimleri bir nokta da müdahil olarak sistemin kendi dengesini bulmasına imkan tanımamışlardı. Dolar ı TL ile alabilirsiniz ve sınırsız bir TL yok. Bir noktada dengeye oturur giden gider. kalan sağlar bizim olur deniyorsa oturup bekleyelim bakalım .

  3. Küresel sert fırtınalar ve saldırılara rağmen hava döndü, Türkiye’den yana esiyor yel.
    Yıllarca diğer pek çok ülke gibi; Düşük kur-Yüksek faiz, Düşük yatırım-Düşük ihracat, Yüksek ithalat-Yüksek borçlanma-Düşük üretim sarmalında yaşattılar bizi. Türkiye on yıllardır prangası altında olduğu bu sarmalı kırmaya kararlı. Türkiye DPT kökenli ve IMF yetiştirmesi “ekonomi kurmayları”nın da yönlendirmesiyle 2012 yılına dek sıcak para politikasını uyguladı. Yabancılar yüksek faizin olduğu Türkiye gibi güvenli ülkeye girerler, paradan para kazanırlar, bu arada döviz kurlarını indirirler ve düşük fiyattan döviz aldıktan sonra da çıkıp giderler. Sonra dolar yükselir, enflasyon yerinden oynayıp yukarıya doğru meyleder ve yine aynı terane yükselir çok bilmiş ekonomistlerden ve “Dolar yükseliyorsa faizi yükseltin ki düşsün” derler. Sonra soyguncular yeniden gelirler yükselen faize. Böyle devam edip gider ve siz düşük kurdan dolar bolluğunda boğulurken soyulup soğana çevrilirsiniz. Şili’deki faşist Pinochet rejiminin iktisatçısı Milton Fireadman’ın Türkiye’deki takipçileri, otel odalarında gizlice buluşup toplantılar yapan Durmuş Yılmaz ile Türkiye’deki 2001 ekonomik krizinin mimarlarından Kemal Derviş yetiştirmesi Faik Öztrak gibilerin ekonomiden anladığı, Batı’nın bize dayattığı ile aynıdır:
    Enflasyonu, talebi kısarak önleriz. Bunun için de halkın gelirlerini kısmak gerekiyor. Halkın alım gücü yoksa talep düşer, o zaman fiyat da düşer. Sizin yatırım yapmanıza, üretmenize gerek yok. Zaten biz üretiyoruz. Sizin dolar kurunuzu düşürürüz bol bol ithalat yaparsınız işte, daha ne istiyorsunuz? Her şeyi bizden alın, silahı da uçağı da İHA’yı da, telefonu ve hatta tarım ürünlerini de.
    Oysa bu sarmaldan çıkmanın tek yolu var; yatırım ve üretim ekonomisi.
    Türkiye Erdoğan’ın öncülüğünde bunun için 9-10 yıl evvelinden harekete geçti. Kalkınma hamlelerinde rekorlar kırdı. Burada yapılan yatırımları anlatmaya kalksam inanın sayfalar yetmez. Fabrikalarımız işletmelerimiz dur durak bilmeden çalışıp üç vardiya hâlinde siparişlere yetişemiyor ve ara eleman sıkıntısından dolayı da bazı siparişleri geri çevirip yatırımlarını erteleyebiliyorlar.
    Size Twitter’da üç hesap öneriyorum. Lütfen takip edin ve bugünden geriye doğru Türkiye’de yapılan yatırımları ve bu yatırımların hangi ithalat kalemlerimizi ikame ettiğini öğrenin. Gurur duyacaksınız ülkenizle ve girişimcilerinizle:
    @eurodolar1980, @NejatOzonay, @lisan_ihafi, @BaranKk20, @hcanercan
    Şu kadarını söyleyeyim ve tek bir örnek vereyim:
    Türkiye’de şu anda Ford ve Aspilsan ile bir kamu bankasından kredi alan küçük yatırımcı firma, elektrikli araçların olmazsa olmazı bataryaları üretmek için milyarlarca dolarlık yatırım yapıp gün sayıyor.
    Neden biliyor musunuz? Çünkü karbon ayak izini en aza indirmek amacıyla 2030’da yollarda benzinli araç göremeyeceksiniz. Beraberinde Türkiye’nin dört bir yanında, binlerce elektrikli şarj istasyonları kurulacak, bağlı teknolojiler gelişecek. Peki, Türkiye elektrikli otomobillerin ihtiyacını karşılamak için yeterli elektriği üretebiliyor mu? Şu anda ihtiyacının yüzde 80’ini kendi öz kaynaklarıyla karşılıyor. Toplam elektrik üretiminin neredeyse yüzde 50’sine yakını yenilenebilir enerjiden; yani güneş, rüzgâr ve jeotermal enerjiden sağlanıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez dün açıkladı. Yenilenebilir enerjide Türkiye 2023 hedefini daha şimdiden yakaladı. Buna Karadeniz doğalgazını eklemedim bile dikkat edin.
    Daha iki yıl önce 120 milyar dolarlık yıllık ihracata ulaştığımız için sevindiğimiz ülkemiz geçen ay yıllık 220 milyar dolarlık ihracat rakamını buldu. Türkiye yurt dışındaki altınlarını getirerek altın stoklarını iki katına çıkardı ve rezervimizdeki altın miktarı yaklaşık 600 ton.

    BUNLARIN MALA DAVARA FAYDASI NE? GEÇİNEBİLECEK MİYİM?

    İşte bu, ara başlıktaki soruyu yönelten pek çok okurum olacak biliyorum. Çünkü geçmişe göre gelirleri azaldı, döviz kurunu fırsat bilen zincir marketler bir yandan, üretim zincirleri öte yandan hepsi fiyatları barbarca artırıyor.
    Bu yüzden de çoğu asgari ücret alan çalışanlar sıkıntıda. Gerçi geçmişten bugüne büyük bir kayıp yok. Doların en düşük, 1,29 TL olduğu 2008 yılında asgari ücret 390 dolarken bugün 380 dolar. Şimdi kur farkı nedeniyle 255 dolara indi ama asgari ücret yükseltilince aynı banda geri dönecek. Lâkin aradaki fark şu ki bugün hayat çok pahalı.
    Çözüm, hayat pahalılığı altında ezilen kesimleri, gelirlerini artırarak korumak. Türkiye borçluluğu ve bütçe denkliği bakımından dünyanın en iyi durumdaki ülkelerinin başında geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin IMF lobicilerinin iktidara yakın alanlardaki yandaşlarının baskısına boyun eğmeyecektir eminim.
    Bu yol haritasında ilerleyebilmek için vatandaşa rahat nefes aldırmak ELZEM.

    ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

    1-Asgari ücret en az 4000 lira olmalı, işveren vergi yükünden kurtarılmalı
    2-Ara malları ithalatını sonlandırmak için bu kalemlerdeki ürünlerin üretimine yatırım yapılmalı, bunun için teşvik verilmeli
    3-Verilecek kredilerde Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS) uygulanmalı.Alınan kredilerin dövize altına yatırıldığını az görmedik.
    4-Devlet de vergi ve harç benzeri alacakları için üretici enflasyonuna göre değil, tüketici enflasyonuna göre zam yapmalı. Bu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yetkisi dâhilinde. Bütçe başarısını fetiş hâline getirenler itiraz edecektir tekrar oyuna gelinmemeli. Yoksa yüksek enflasyon gelecek yıla böyle taşınır. ENFLASYON ATALETİ dediğimiz şey tam da bu.
    5-2000 sonrası emeklilerin İNTİBAK SORUNU kesinlikle ama kesinlikle çözümlenmeli.
    6-EYT konusu emeklilikte eşitlik-adalet standardını bozmadan çözümlenmeli.

    KORKMAYALIM, BU ADIMLARI ATALIM

    Başta da söyledim. Can babanın (Can Yücel) eskiden çok sevdiğim şiirinden mülhem diyebilirim ki:
    Hava döndü, Türkiye’den esiyor yel/Dumanı dağıtacak yıldız-poyraz başladı/Bu fırtına yarınki sütlimanlara bedel/Tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark/ Bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak.

  4. Erdoğan ne zaman faiz neden enflasyon sonuҫ dese TL düṣmeye baṣlıyor ve fiyatlar yükseliyor. Bu durum uzun zamandır böyle ve Erdoğan’ın para politikasının yanlıṣ olduğunun ve kendisine artık güvenilmediğinin güҫlü bir delili.
    Erdoğan’a gönül bağı ile bağlı olanların bile artık baṣlarını iki ellerinin arasına alıp düṣünme zamanları geldi ve geҫiyor bile. Daha beklerlerse aldatıldık demekten baṣka bir mazeretleri olmayacak.

  5. 8,5 MİLYAR DOLAR = 145 TON ALTIN
    Dolar kuru 12 ve altının gramı 700 TL den, sekiz buçuk(8,5) milyar dolar, 145 ton altın ediyor.
    Bir tırın yasal taşıma sınırı yani istiab haddi 27 ton.
    Yani beş(5)tır götüremiyor.
    Yani altın olarak bile götürebilmek için “tır filosu” gerekiyor.
    Pekiyi bu bol sıfırlı rakamlar ne?
    Sadece ambargo ihlalinden, sadece bir kişiye giden miktar.

  6. Kurtuluş savaşı yapılırken millet topyekün savaşa katıldı.Öğrenci okulunu bıraktı cepheye gitti,köylü 2 çuval buğdayın bir çuvalını mehmetçiğe verdi , ayağında çarığı olmayan cepheye koştu, analar bacılar topyekün savaşa katıldı.Milli mücadele böyle kazanıldı. Şimdi halktan bir savaş bekleniyorsa ( mecazi anlamda ) fedakarlığı ilk önce en tepeden alta doğru yapmak gerekir. Ben olsam geçici bir süreliğine sarayımdan çıkar uçaklarımı devreder tüm devlet ve resmi makamların saltanatına son verir SONRA DA HALKA DÖNERİM HAYDİN HEP BİRLİKTE DERDİM.BU DENMEDEN BU SAVAŞIN BAŞARILMA ŞANSI SIFIRRRRR.

  7. “Ekonomik kurtuluş savaşı’ onlara karşı veriliyorsa -ki verilsin- her şeyden önce o kısa zaman diliminde dolarla işlem yapmış olanların tespit edilmesi gerekir.”
    “Kimdi onlar? Dolar-TL paritesinde en oynak dönemi nasıl öğrenip değerlendirebildiler?”
    Sayın yazarın bu tespitleri dövizi cin çarpmış gibi düşürür!
    Tabii düşsün!!! İsteniyor sa!!!!!

  8. Kime karşı kurtuluş savaşı da ne demek !
    Yel değirmenleri ne güne duruyor !
    Heeeyyyytt bre var mı bize yan bakan !
    Dolarla euronun maratonu şu anda devam ediyor ; 12,051 ve 13,575 !
    Vallahi ben yetişemiyorum , havlu attım !

    • Eveeeet arkadaşlar, ekonomik kurtuluş savaşı şu anda bütün şiddetiyle devam ediyor !
      Dolar süvarileri sol cenahtan, euro süvarileri ise sağ cenahtan liraya acımasızca saldırıyorlar!
      Liranın miğferine , zırhına, kalkanına dolar 13,141 şiddetinde, euro ise 14,890 şiddetinde kılıç darbeleri vuruyor !
      Evet, gördüğünüz üzre dakika dakika , saat saat bütün gün savaş devam ediyor !

  9. Sayın yazar “Savaş da, kime karşı savaş?” diye soruyor;
    Rahmetli karagülle hoca olsaydı size kısa ve net bir cevap verirdi mutlaka:
    Sermayeye karşı! (imf + tüsiad)

    • yok be ya reis vadesi dolmuş doğalgaz petrol elektirik gibi yıllık enerji ithalatı sözleşmelerini yenilemek için vatandaştan peşin tahsilat yapıyor sanki!

  10. Sayın Cb nin durumu, kafasını kuma gömen kuş dan farkı yok. Söylemleri ve uygulamaları tam tersi faizle mücadele edeceğiz diyor ama ilk önce devletin aldığı faizlere müdahale etmesi gerekirken dokunmuyor, diğer taraftan dövizi bahane edip fiyat artışı yapanlara tepki gösteriyor ama her döviz artışında mutlaka bir şeylere zam geliyor. Kusura bakmasınlar ama her şey orta iken milletin aklıyla alay etmek hangi akla hizmet acaba….
    Fahiş fiyat artışı ile mücadele edeceklermiş hani her şey normaldi ne oldu…
    Faiş fiyat artışı ile mücadeleyi kiminle yapacaklar vatandaşla mı tedarikçilerle mi, kiminle mücale yapsa sonu vatandaşa varıyor, büyük marketlere ceza mı kesitiler, kesinlikle hayır marketlere ceza kestiler onlarda vatandaşa zam olarak ceza kestiler.
    Her şeye Kurtuluş savaşı diyerek günü kurtarmaya kalkarsak bir gün gerçek kurtuluş savaşında arkanda kimse olmayabilir.
    Eskimeyen bir söylem, dış güçler bu dış güçler neredeyse artık gelsin de bu halk da kurtulsun artık, eskiden büyüklerimiz çocuklara öcü geliyor diye korkuturlardı şimdi ise dış güçler geliyor diye çocuklarımızı korkutacağız artık.
    Bu ülkede dolar alış satışında yasal bir engel var mı? ben bildiğim kadarıyla yok o halde birileri dolar alıp satıyor diye hayıflanmak akıl karı değildir. Yok efendim öyle zamanda dolar alınır mı? var mı yasal düzenlemen yok, o halde hiç kimseye kızmaya kimsenin hakkı yok dolar alım-satım ortamı yaratılırsa bunu yapan olacaktır elbette. Artık halkın güveneceği bir liman kalmadı günü nasıl kurtarırım diye düşünüyor. Köylüsü şehirlisi artık koyun alıp-satıyor, köylü koyun, şehirli de bitli koyun alıp satıyor. Ben iyi hatırlıyorum iki binli yıllara kadar hiç kimsede tl bulunmazdı, birisinden borç para istesen döviz verirdi şimdilerde durum farksız artık vatandaş ya döviz ya koyun yada bitli koyun alıyor. Sahi bana biraz bitlikyoun borç verecek birisi var mı acaba?

  11. alginiz bolsun… sonumuz hayr olsun.
    faizden kazanamazken dolardan kazaniyor. dolardan kazanamazken faizden kazaniyor. adamlar her iki durumdada kazaniyor. MB faiz dolar dengesini kuramayinca kaybeden sadece sadece siradan vatandaş oluyor… simdi kurtulus savasi kime karsi yapilacak. bence olmayan stratejimize karsi kurtulus savasi yapilmali…

  12. EN BÜYÜK SORUN:ANI YAŞAYAMAMAK
    İnsanlığın gelmiş ve gelecek en büyük sorunu anı yaşayamamak.
    Devamlı şekilde geçmiş ve gelecekte yaşamak.
    Devamlı şekilde “geçmişin pişmanlık ve acılarını” yaşamak.
    Devamlı şekilde”geleceğin endişe ve kaygılarını”yaşamak.
    Biz istesek te istemesek te beynimiz dakikada 700 kelimelik işlem yapıyor.
    “Düşünce ürettiğini sananların” %99u kuyruğunu yakalaması mümkün olmayan kedi misali “beyinlerinin peşine takılmış” aslında ne yaptıklarını da bilmeyen “zavallılardır”
    Beynimiz ile özdeşleşmiş peşine yakıt isek bize kesinlikle “an”ı yaşatmaz. Bizi devamlı geçmişe ve geleceğe götürü
    Beynimizin bu baskı ve presinden kurtlumak için uyuşturucu ve alkol gibi kötü alışkanlıklara başvurduğu gibi pişmanlıklarını kaygılarını bastırmak için suç işledikleri gibi akla hayale igelmedik yollara başvurabilmektedirler.
    İnsana gerçek manada zevk veren şeyler anı yaşatan, ana odaklanabildiği şeylerdir.
    Sorunun tespitini Echart TOLLE çok iyi yapmış.Kitaplarının tercümeleri de iyi değil.
    Çözüm önerileri oldukća sıkıntılı.
    Gözetleyen ben kavramı önemli.
    Bilinç düzeyinde kalabilmeniz için, kendi kendimizi de gözetleyen kamera modu pratik bir öneri.
    İnsanlığı felâkete sürükleyen tüm kişi olduğunu sananlar ve bunlara üzerlerinde istediği tasarrufu yapabilme ruhsatı vererek peşinden giden, kenderine kişilik dahi atfetmeyenleri yakından inceledinizde, kesinlikle beyinlerinin kölesi olmuş, asla anı yaşayamayan, ana odaklanamayan varlıklardır.

  13. İkbal zamanında hatalar görülmez.
    Takım galıp geldiyse ,aksayan durumları yorumlayanlar felaket tellalı diye adlandırılır.
    Bol para varken ,her kesim mutludur.
    Değirmenin suyu nereden geliyor, diye soranlar tu kaka edilir.
    Aşırı borçlanarak kısa dönem zenginlik yaşayan ister kişi,ister şirket,isterse devletler olsun sonuç ta aynı kaderi paylaşırlar.
    Kişi ve şirketler batar,devletler ise asla batmaz,yöneticileri değişir borcu yeni yönetim halkı iyice acıtarak gelecek yılları ipotek ederek öder.
    Halk ta eski borçlanıp halkına kısa süre mutluluk yaşatan eski yönetimi hasretle yad eder.
    Yeni yönetim eski yönetimin borçlanıp,yukardan aşağı doğru azalan nemalanmalarla süresini bitirirken ,yeni yönetim eskı borcu ödemekten nefes alıp,yeni borçlar bulup o da yukardan aşağı çevresini nemalandırmak zorunda hisseder kendini.
    Bu kısır döngü yıllarca sürer gider.
    Herkeste bunu bilir.
    Sırası gelen,sıra bende der herzaman.
    Siyaset bizim gibi ülkelerde bunun için yapılır.
    En kısa yoldan zenginleşmek.
    Siyaset ve destekleyicileri bundan vazgeçmediler.
    Halkın kültür duvarı bunu hep teşvik etti.
    Halk iyi ise yöneticileri daha iyi olur.
    Halk kötü ise yöneticileri daha kötü olur.
    Halk hep kendinin piri pak olduğunu tekrarlayıp dursada,firsat kollar,firsat eline geçince değerlendirmenin peşindedir.
    Kötüleri idare etmek kolay değil.
    Çok daha kötü olmayı gerektirir.
    Hep öyle oluyor zaten.
    Dünya dan günümüzde daha çok haberdariz,yarın çok daha yakından haberdar olacağımız muhakkak.
    Herkes iyi halkları ve iyi yönetimleri daha yakından tanırken,kötüleri de daha yakından tanıyıp değerlendiriyor ve değerlendirecek.
    Belkide,herkes kendine uygun yönetim ve ülkede yaşamayıda seçecektir.
    Öylede oluyor zaten.
    Bütün mesele ,seçilen ülke tarafından kabul edilecek standart da olmak.
    Kabul edilenler arkalarına bakmadan kaçıyorlar.
    Gidemeyenler,kabul edilecek standartlara ulaşmak için çareler arıyor.
    Bir ülkedeki vatandaşlar ,kabul edilseler, çok az insanın kalacaği bir ülke ise o kadar kötü,ne kadar kalıcı olarak geliniyorsa gelinen ülkeden o kadar iyi bir yer demektir.
    Basit detayları yıllarca tartışıp dururuz.
    Hep çalışmadan zengin olmak isterken,atı alan, üsküdarı geçen,başkaları olur.
    Haketmediğimiz zenginlik bize neden yaşatılıyor demedik asla.
    Günün sonunda borç sırtımızda kaldı,bizim adımıza hesapsız borçlanan ve hesapsız harcamanın nemasi seçtiğimiz yöneticilerimize,borçu ödemesi de seçimler öncesi eline elma şekeri verilen halka ödetiliyor veya ödetilecek.
    Biz bizim adımıza sınırsız borçlanma yapanların hiçbir basiretli tacirin yapmayacağı karsiz gösteriş yatırımları yapmayacağı yatırımları istemememiz gerekir.Biliyoruz ki o yatırımların borçunu onlar ödemeyecek,yatırımda harcamalardan, işi alan yandaşlar ve işi verenler kazanmaktadir sadece.Borç bir şekilde vatandaşa ödettirilecektir.
    Siyaset,taraftarlarını nemalandırmak için yapılır. önce kendilerini tabii.
    Ne yapabiliriz.
    Seçimi kazanırsam ,dedelerinizin yediğini önce size ödeteceğim diyorsa onu desteklemek.
    Yok ne yersen ye,ücreti torunun ödesin diyorsa,fikranın devamını öğrensin.
    Önce hepimizin akıllı olmaya ihtiyacı var.
    Sağlik ve sonsuz huzur dilerim.

  14. “Kime karşı savaş bu”

    Ben bu sorunun cevabını hiç merak etmiyorum. Çünkü nasıl olda bilen birileri vardır diye düşünüyorum. Kim olabilir o bilen, bence Abdullah Gül’den başkası değil. Ne demişti?

    “Ülkemize bir dış müdahale var, Cumhurbaşkanı Erdoğana yardımcı olsunlar” demişti. Kim yardımcı olacak, elbette bürokrasi ve iktidar ittifakını oluşturan partiler, yani MHP BBP ve VATAN partileri. Zaten onlar da Abdullah Gül’ü doğrulayan şeyler söylüyorlar. Ya da Abdullah Gül onları doğruluyor.

    Şimdi tamam, şahsen ben bizzat anladım ki ülkemize gerçekten de bir dış müdahale var. Şimdi sıra kimin kimler eliyle müdahale ettiğini öğrenmeye geldi sıra.

    Kim açıklayacak bunu? Ülkemize kimler müdahale ediyor ve kimler eliyle müdahale ediyor?

    Abdullah Gül bize bunu açıklamak zorunda. Çünkü diğerleri benim anlayabileceğim bir şekilde açıklayamıyorlar.

  15. Marketlere ceza fahiş fiyattan değil aralarında anlaşıp fiyat manipülasyonundan verildi. Doları kim aldı, kimler aldı merkez bankası açıklasın çıkışını da anlamlı bulmuyorum. Birazcık işi bilenler 2 haftadır merkez bankasının faiz açıklamasını bekliyordu. Beklenti de büyük oranda indirim açıklaması sonrası doların patlayacağı. Ben doğrusu sabit bırakır görüşünde idim. Elinizdeki telefondan dolar alıp satabiliyorsunuz, öyle tarihte olduğu gibi merkez bankası birilerine tahsis falan yapmıyor.

  16. HERKESLE VE HERŞEYLE SAVAŞ.
    Sosyal ilişkiler bağlamında herkesi “sorun” gören tanıdığınız birileri mutlaka vardır.
    Yakından ve tarafsız şekilde incelediğinizde %99 sorunun “kaynağı” bu kişilerdir. Yani kendileridir.
    Komşu ülkelerle “sıfır” sorun politikasından, “sırf” sorun politikasına savrulduk .
    Muhalefet eden, itaat etmeyen, eleştiren, hatta akıl veren herkes, şahsi çıkarlara hizmet etmeyen herşey “düşman”
    Ve “derhal savaş”
    Anlatmak istediğim problemin kaynağı içeride.
    Aslında kendi kendi ile savaşıyorlar.
    Geçen yıl tarif ettiğim portredeki bir şahsa bizzat şunu demiştim:
    ” -Probleminiz kedinizle. Zarar verecek birini bulamasanız baliciler gibi kendinizi jiletleyeceksiniz, hakaret edecek birini bulamasanız aynanın karşısına geçip kendi kendinize saydıracaksınız.”

  17. “İyi ama marketler -tabii bakkallar ve onlara tedarikte bulunanlar da- durduk yere fiyat artışına mı gidiyorlar?”

    gecen yaz bir beyaz esya almaya niyetlendim, siparisini verdim.bi iki hafta sonra ayni urunun fiyatinin %20 artmis oldugunu farkettim, dolar assagi gitmesine ragmen urunun fiyati yukari nasil gider diye merak ettim cevap oldukca acik; tamamen turk esnaflarinin firsatciligi ama onun acilimi sahtekarlik ..malesef turkiyede esnafin en az yarisi oyle..esnaf derken holdingler de buna dahil ..
    zincir marketleri savunuyor yazar, burda kisisel ticari sorunlarindan sikayet eden babam di herhalde..

    • Esnaflık ve ticarette böyle kazanç çoksa sizi ve AKP yandaşların ile Ticaret yapın. kazanç senin söylediğin gibi çok.

      Not: Diğer arkadaşlara söyleyim dolar düşerken fiyatlar neden yukarı çıkıyor. ya vergi koyuyorlar yada malları gümrükte bekleterek o maldan aldıkları kira fiyatların şişmesini bekliyorlar buda maliyetleri şişiriyor.

  18. Yıl .10 Ağustos 2018 Dolar 5,73……,Bu yönetimi dinleyenler ,heralanda kaybetti.
    Bakın 2018 de ne demişler….
    -Erdoğan’dan dolar bozdurun çağrısı.

    Dolar bizim yollarımızı kesemez.Yastığının altında doları, eurosu, altını olan varsa bunu gitsin Türk lirası ile bankalarımızda bozdursun. Bu bir milli, yerli mücadeledir. Bu, bize karşı ekonomik savaş ilan edenlere milletimin cevabı olacaktır 10.08.2018 NTV

    • Nasrettin hoca fıkrası “parayı veren düdüğü çalar.” Bunun siyasetteki anlamı parayı veren politikayı belirler. Türkiye cari açığı yüksek bir ülke, cari açığı dışardan borçlanarak dengeliyor. Dışardan parayı veren de dolar olarak bir vadeyle veriyor. Faiz lobisi dedikleri işte o dışardan borç verenler. Faizleri de onlar belirliyor. Dış borç faizinde borç alan Türkiye’nin hiç bir söz hakkı yok ne derlerse kabul etmek zorundasın yoksa para vermezler. Gelişmiş ülkeler borç verebiliyorlar. Onlar da küresel rekabette oldukları için faizi belirli bir rakamda tutmak durumunda kalıyorlar. Geri ödeyip ödeyemeyeceğini de hesaba katıyorlar. Türkiye uzun zamandır borç ödemesi yapamıyor sadece borcunun faiz ödemesini yapabiliyor ki faiz ödemesinde de zorlanıyor. Bu durum karşısında içerdeki zengin sermayedarlar da yüksek faiz karından kazanç elde etmek için onlar da devlete borç veriyorlar derken hem iç borç hem de dış borç ödemeleri devleti tıkıyor, yatırım yapmasına engel oluyor. Devlet de yapmak zorunda olduğu işleri Yap İşlet Devret yöntemiyle yapma yoluna gidiyor, bu işleri üstlenen sermayedarlar da paraları yüksek faizle devlete borç verdikleri için YİP projelerini yapabilmek için dış ülkelerden borçlanmak durumunda kalıyor. İşte burada özel gelir garantili sözleşmeler yapılıyor. Hem YİP projelerini yapan firmalar garantili yüksek gelir elde ediyor hem de finans sağlayan yabancı sermayedarlar yüksek gelir elde ediyorlar. Bu ihaleleri yapan siyasiler de siyasi teşkilatları için gerekli finansı komisyon adı altında sağlamış oluyorlar. bu projelerde garanti edilen parayı işletme gelirleri karşılamadığında hazineden ödene yapılıyor ki her sene astronomik rakamlar ödeniyor.

      Senin faiz lobisi dediklerin de yerli yabancı ortaklığı ile devletten ihale alan bu grup.

      Enflasyon değeri ile faiz değeri aynı olduğu durumlarda sermaye sahipleri bunu sıfır faiz olarak okuyor ve parasını faize yatırmıyor,
      Faiz değeri enflasyon değerinin altında olduğu durumda eksi faiz deniyor, yani faiz sıfırken faize para yatırmayanlar faiz eksi olunca hiç yatırmazlar. Resmi açıklamalarda englasyon %20 faiz ise %15, bu -5 faiz demek. Bu durumda faiz lobisi parasını döviz alım sayımında değerlendiriyor, uzun vadede de YİP projelerinde değerlendiriyor.

      Yani hükümet bizzat Faiz lobisiyle birlikte çalışıyor. Onların yüksek karlı garantili gelirleri de senin benim cebimden çıkıyor. Bu durumda ekonomik savaşı sana bana karşı yapmış oluyorlar. Faiz lobisi ve hükümet birlikte ekonomik savaşı vatandaşa karşı yapıyor yani.

      • Baran bey “Türkiye uzun zamandır borç ödemesi yapamıyor…” demişsiniz;
        Tc bugüne kadar hangi ülkeye dışborç takmış, ödeyememiş, güncel bir örnek yazar mısın lütfen?

        • Borç ödemesi yapan ülkelerin borcu azalır, Türkiye’nin borcu hiç azaldığı dönem var mı? Sürekli artmış. Örnek mi istiyorsun En son hazine verilerini aç bak. Yıl yıl borç durumunu her yerden öğrenebilirsin.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız