‘Dış güçler’ ve ‘üst akıl’ paramızı bir kez daha pul etti; “Şu zafer artık gelse” diyorum…

47
Reklam

Şu ‘dış güçler’ ve hele ‘üst akıl’ gerçekten çok oluyor. Bir yılda, bir ayda, bir haftada, hele dün tek bir günde, birbiri ardına bütün rekorları kırdırarak paramızın canına okudular.

TL’nin değeri bir yılda yüzde 67.24, son bir ayda yüzde 34.39, geçen hafta yüzde 24.96 azaldı. [Böyle bir durumla karşılaşıldığında eskiden “Devalüasyon oldu” deniliyordu, şimdi ne deniliyor, bilmiyorum.]

Dün bir an 13.77 TL’yi gördü dolar, ardından 13.44’e indi, sonra daha aşağıya; bu yazıyı yazdığım gecenin bir vakti 1 dolar = 12.90…

Burada dün yayımlanan yazımı şöyle bitirmiştim:

“Bu yazıyı yazdığım gecenin hayli erken bir vaktinde gazeteler dolar için 11.4112 TL anlık değer biçildiği bilgisini veriyor. / Siz bu yazıyı okurken ve piyasaların kapanacağı akşam saatlerinde TL bakalım nasıl bir seyir izleyecek… / Aşağıya mı, yoksa yukarıya doğru mu hareket eder dersiniz…”

Bir günde doların paramız karşısındaki değeri, 11.41’den 12.90’a yükseldi.

Hep o ‘dış güçler’ ve ‘üst akıl’ yüzünden…

‘Enflasyonla mücadele’  görevinin yasal sahibi, aynı zamanda TL’nin değerini koruma ve kollaması da kendisinden beklenen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’dır (TCMB). TCMB’nin başında görevine 20 Mart 2021 tarihinde atanan Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu bulunuyor.

Reklam

Şahap Kavcıoğlu’nun göreve atandığı 20 Mart 2021 günü, 1 Dolar 7.21, 1 Euro 8.58, 1 Sterlin de 10.97 TL’den işlem görüyordu.

Aradan sekiz ay geçmiş, dün (24 Kasım 2021) piyasalardaki durum şuydu:

1 Dolar 12.90, 1 Euro 14.50 ve 1 Sterlin de 17.25 TL…

İyi bir şey değil elbette bu; işte zaten bu yüzden şu günlerde ‘ekonomik kurtuluş savaşı’ verdiğimiz bir kez daha hatırlatılıyor.

Bilindiği gibi, kurtuluş savaşları yabancılara karşı verilir.

Şimdiki kurtuluş savaşı da, herhalde, yabancı paralara karşı veriliyor.

‘Yabancı’ olan her şeyden kuşku duyulması gerekiyor ya, bu defa kuşku duyulan yabancı paralar…

Ne olacak peki?

Reklam

Kendi tarihimize bakıldığında, yabancılara karşı kurtuluş iddialı bir savaş verdiğimizde, o savaştan muzaffer çıkan hep biz olmuşuz. Yabancı paralara karşı mücadelemizde de yine zafer bizim olmak zorunda.

Ancak nedense bir türlü o zafere ulaşamıyoruz.

Bazı TV kanalları arşiv karıştırarak ‘ekonomik kurtuluş savaşı’nın ilk ilanının 2013 yılında yapıldığını bulmuş. Kürsüye çıkan -o zaman Başbakan- Tayyip Erdoğan “Allah’ın izniyle bu kurtuluş savaşında da yine muzaffer olacağız” demiş… 2013’te.

Aynı cümle düne kadar galiba altı kez daha yine -bu defa Cumhurbaşkanı- Tayyip Erdoğan tarafından ve yine aynı kürsüde tekrarlanmış…

‘Ekonomik kurtuluş savaşı’ ilan edilmesi ilk gerektiğinde -Aralık 2013 sonu- 1 Dolar 2.02 TL idi.

Bugünkü 12 küsur -hatta 13- TL nerede o günkü 2 TL nerede…

Bu durumda savaşın her safhasında yenilen biz mi oluyoruz?

Her telaffuz edildiğinde kurtuluş savaşını ‘dış güçlere’ karşı verdiğimiz de duyuruluyor.

Ancak “Hangi güçlere karşı?” sorusu herbirinde cevapsız kaldı.

Bu defa da teamül değilmedi, yine ‘dış güçler’ suçlandı, ancak ‘hangi dış güçler’ olduğu hâlâ müphem.

Olağan şüphelilerden biri veya birkaçı herhalde…

Yalnız yine de benim anlamakta zorlandığım bir konu var: TL’nin yabancı paralar karşısında değer kaybetmesine hep ‘yerli ve milli’ isimlerin aldığı ekonomik kararlar sebep olmuşa benziyor. Geçen hafta dolar TCMB’nin Para Politikası Kurulu üyelerinin aldığı kararın ardından yukarıya doğru harekete geçti.

Dünkü hareketlenme de, yine kendilerini ‘yerli ve milli’ olarak tanıyıp bildiğimiz iki parti liderinin grup toplantılarında yaptıkları konuşma sırası ve sonrasında yaşandı.

İlginçtir, Cumhur İttifakı’nın hükümette temsil edilmeyen küçük ortağının lideri konuşurken, doların ayarının yukarıya doğru bozulduğu, konuşmayı canlı yayınlayan televizyonların ekranları altında akan anlık bilgilerde yer alıyordu.

TCMB Para Politikası Kurulu üyeleri farklı bir karar almış veya parti liderleri konuya değişik açıdan yaklaşmış olsalardı belki de bu yaşananlar yaşanmayacaktı.

Dolayısıyla daha önce beş kez ilan edilmiş ‘ekonomik kurtuluş savaşı’nın bir kez daha ilanı da -yine belki- gerekmeyebilecekti.

Bir dostum, “Bu olanlardan yabancılar suçlanıyor ama şimdiki bozulmayı iyileştirecek olanın aslında ekonomimize yabancıların yeniden ilgi göstermesi olduğu da bilmesi gerekenler tarafından biliniyor” dedi bana.

Yabancı ilgisi bekliyoruz fakat arada yabancıları ekonomimize çomak sokmakla suçluyoruz.

Geldik yazının sonuna…

Dünkü merakımı bugün için de koruyorum: Bakalım piyasalar yeni güne hangi kurdan başlayacak, gün bitene kadar doların seyri ne olacak?

ΩΩΩΩ

Reklam

47 YORUMLAR

  1. Babacan ekonomiyi düzeltmek için yapılması gereken 21 adet adımı açıklamış. Reçete ortada. Üstelik bu yeni değil. Daha önce denenmiş ve başarılı olmuş bir tedavi. Tüm batı tipi liberal demokrasilerin uyguladıkları başarılı bir yöntem.

    Ancak sahte doktor, hastayı hala kocakarı ilaçları ile düzelteceğim diye ısrar ediyor. Aslında ölüme doğru götürüyor hastayı, amacı da tedavi değil zaten, hastanın tüm varlıklarını sömürmek. Hastaya da bu tedavi bittiğinde seni 100 metre koşusunda birinci yapacağım diyerek hastayı ayakta tutuyor ve süründürüyor.

    Bu sahte doktoru postalamanın zamanı çoktan geçmedi mi? Bu kadar cahil davranmaya mahkum mu bu halk.

  2. Türkiye’de bütün kurumlar bir kişinin tekelinde olduğu için ekonomi batışa doğru gidiyor doğal olarak. Bağımsız kurumlar tamamen ortadan kalktığı için tüm ekonomik kararlar bir kişi tarafında siyasi sebeplerle alınıyor, bu durumda sistemin dengesi de mümkün olmuyor.

    Güya Rekabet kurumumuz var. İktidarın emriyle marketlere milyarlık ceza yazıyor. Fakat orada kamu ihaleleri (yani bizim paramız) ihalesiz adrese teslim yolsuzlara veriliyor. Ama rekabet kurumu ortada yok. Nerede rekabet. Nerede eşit şartlar. Bunlar olduğunda yer yerinden oynaması lazımdı. Muhalefet de halk da uyutuldu. Sessiz sedasız yediler malı mülkü.

    İstatistik kurumu emirle enflasyon açıklıyor. Yalan olduğu açık ama yine kimsenin baktığı yok. Halbuki muhalefet oturup uzmanlarla alternatif ve açık enflasyon açıklaması lazım.

    Merkez bankası tamamen bağımlı. Emirle faiz indiriyor. Kurlar zıplatılıyor. Dolarcı iktidar tayfası daha da zengin ediliyor bugünden yarına.

    Yani problemin sebebi gayet açık ve belli. Yakın ve açık bir tehlike bu. Hepimizin yaşamsallığını tehdit eden birisi.

  3. Bunlar iyi günlerimiz. Bir evin, ailenin ekonomisi neyse bir devletin de benzeridir. Miras kalan fabrikayı işletemeyip satarsan (özelleştirme), arazilerini arkadaşlarına ucuz ucuz satarsan, ailenin her ferdine ikişer üçer binek oto, uçak alırsan, içinde kendinin değil adeta çalışanlar ordusunun oturduğu saraylar yaptırırsan, sana verilen işleri yüksek bedellerle yakınlarına yaptırırsan… Bir gün deniz biter. Hani “Devletin malı deniz yemeyen domuz” derler ya, bunu her alanda gerçekleştirmek adeta tek amaç gibi davranıldı yıllarca. Hem en büyüğüz, hem Dünya lideriyiz, hem çok iyi yönetiliyoruz, hem kimseye pabuç bırakmıyoruz, hem Almanya, Fransa bizi kıskanıyor, hem de paramız pul. Neden dış güçler… Hani güçlüydük… Salaklar salakça düşünürler, salakça yaşarlar, salakça ölürler. Kim mi onlar, kendileri biliyorlar.

    • Yahya bey “Salaklar salakça düşünürler, salakça yaşarlar, salakça ölürler.” demişsiniz de elhak öyledir!
      Lakin şu ifadenizde ne demek istediğiniz tam anlaşılmıyor, biraz açar mısınız?
      “içinde kendinin değil adeta çalışanlar ordusunun oturduğu saraylar yaptırırsan,”

      (rica: mümkünse çemkirmeden!)

      • Sevgili Ha Gayret, yıllar önce tv.de Anadolu Sigorta’nın çok başarılı bir reklamı vardı. Çok sevimli bir çocuk babasına karşılaşabilecekleri tehlikelerle ilgili sorular soruyordu. Birisi şöyleydi; “Yıldırım düşse sen tutar mısın?” . Reklam, sorular sorun olmadan Anadolu Sigorta’ya gelin diye bitiyordu. Sizi reklamdaki sevimli çocuk gibi görmeye başladım; saf, temiz, ne olup bittiğinin farkında olmayan… Onca anlatılanlar içinde sorduğunuz soruya bakınız. Yalnızca Beştepe’nin 2020 yılı Sayıştay raporuna göre günlük harcaması 8 milyon liraya dayandı. Saray’ın 2020 yılı kamu zararı 2 milyar 800 milyon 541 bin 982 lira. Diğer sarayların gerek kullanımı gerek yenilerinin yapımı için yapılan harcamaları saymıyorum. Ve bu rakamlar resmi olanlar, gayri resmi, örtülü ödenek adı altındakileri de dikkate alırsak tam bir israf, tam bir mirasyedi durumu olduğu ortada. Peki siz diğer yazdıklarımı anladınız mı?

  4. Kılıçtaroğluna sufleler dolar üzerinden tekrar verildiği günlerden geçiyoruz.

    Ne diyor hazret:
    Dün ağzından bilmeyerek kaçırdı. Müthiş bir itiraf
    – Seni böyle dolarla terbiye ederler.

    Ne oldu ki doları birden yüzde 12 fırlattılar. Bugünde tekrar düşürdüler. Oyuna bakarmısın dolarla terbiye edeceklermiş.
    Normalde partilerin grup toplantıları Salı günü olur. Salı günü ne hikmetse İyi parti yapmadı. Chp den de ses çıkmadı. Sadece Bahçeli ve Erdoğan konuştu.   Erdoğan canlı yayındaydı ve konuşması bitmek üzereydi. Yani o konuşurken birileri doları yüzde sekiz yükseltti.  Fondaş medya Erdoğan konuştu Bahçeli konuştu dolar yükseldi algısını yaymaya başladı dünden beri.
    Meral Akşener bugun konuştu,Chp myky toplantısında canlı konuşuyor doları birden yüzde 6  düşürdüler. Oyuna bakarmısın. Tepsiyle sunuluyor muhalefete kozlar.
      Eş zamanlı olarak da sosyal medyada ‘konuştukça batıyoruz’ etiketini tedavüle sokuyorlar.
    ‘Allah aşkına sus’ diyorlar.
    Muhalefet konuştukça doları indiriyorlar. Bizimkiler de nerede bu savaş kardeşim, nerde dış mihraklar diyor. Hem içeriden hem dışarıdan!
    Müthiş bir organizasyon!

    Ne oldu da dolar yüzde 12 yükseltildi
    Oysa! Hükümet mi düştü, anayasa kitapçığı mı fırlatıldı, gaz mı bitti benzin mi, üretim mi durdu, elektrik mi yok, Allah göstermesin ülkeyi derinden sarsan bir terör saldırısı mı gerçekleşti, savaşa mı girdik? Ne oldu?Memurun işçinin maaşı mı ödenemiyor, ilaç mı yok, hastalar hastanelerde rehin mi tutuluyor?
    Şu oldu/oluyor; kurla, faizle, fiyat artışlarıyla iktidarı terbiye etmeye, devirmeye, teslim almaya çalışıyorlar.

    Demek ki bu böyle gitmeyecek. Bir süre daha böyle boğuşacağız ama Türkiye, dolara esir olmayacak. Çünkü Türkiye’nin kendi ekonomisi kendisine yetmektedir. Amerikan Doları denilen makyaj malzemesi, ancak Başkan Biden’ın tipsiz suretinde bir anlam ifade ediyor.

    • Ne oldu da yükseldi dediğinize göre yandaş medyadan başka bir yere bakmıyorsunuz. Hürriyet gazetesi örneğin dolar çıkışını haber dahi yapmamış.

      Ben özetleyeyim size haberiniz olsun son gelişmelerden. Merkez bankası faizi 15’e düşürdü. Enflasyon resmî yalanla yüzde 19 ama gerçeği Allah bilir. Yüzde 50’lerdi, şimdi yüzde yüze gidiyor hızla.

      Sonra Başkan bu yolda devam diye bir demeç verdi ve üstüne tuz ekti krizin. Böylece dolar 15’e doğru seyrine başladı.

      Burada dış güç falan yok. Yerli milli dolar lobisinin indir bindir kar etmeleri var. Öngörülebilir bir ekonomi ve istikrar yok.

      Baran bey yazmış, makinaya yağ alamadım diye. Yakında stokçuluk ve kuyruklar da olur. Marketler basılır falan.

      Bilindik Venezuela hikayesi. İş bilmez yolsuz yöneticilerin beceriksizliklerinin halk tarafından ödenmesi. Bu yönetici takımının saraylarda şatafat içinde yaşayıp 5000 TL’lik atkılarla kapıcımıyız biz yaaa diye hava attıklarını da unutmayalım.

  5. “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler”
    Serbest piyasa koşulları altında ekonominin kendi kendine dengeye geleceğini, yapılacak her türlü müdahalenin fayda sağlamayıp aksine bu iyileşme sürecini geciktireceğini savunan klasik iktisatın babası Adam Amith in meşhur sözü. Ölüm tarihi: 17 Temmuz 1790

    KLASİK İKTİSAT ilerleyen zamanın getirdiği sorunlara çare olamamış. Bu bu “müdahalesiz denge” teorisinin “boş” lakırdı olduğunu ortaya çıkardı. Ekonomideki bileşenler ve aktörlerin sayısı arttıkça bu boş lakırdı çare olmaktan çok DERT KAYNAĞI olmaya başlar.

    Sebep : Aktörlerin birbirini GÖRMEMESİ, Aktörlerin gerçek NİYETLERİNİN bilinmemesidir. Zaten bu yüzden klasik iktisat yerini KEYNESYEN İKTİSADA bıraktı ve bu ekol ilk müdahalesini 1929 İktisat buhranında arz-talep dengesinin TALEP YÖNÜNÜ yeterli satınalma gücüyle desteklemek için tüketicilere pompalanan paralarla gösterdi.

    Zamanla Keynesyen görüş de tökezledi, farklı ekollere bölündü. Ama ekonomideki istikrarsızlıklara çare olamadı. ÇÜNKÜ arz-talep dengesinde müteşebbisin KAR GÜDÜSÜ ve KARTELLEŞME kontrol altında değil. Örneğin ÇELİK piyasasında ARZ-TALEP karşılaşıyor ancak arz eden içinde de talep eden içinde de BU İŞİ YAPMAYANLAR VAR, amaçları daha fazla para kazanmak. Bunu gerçekleştirmek için de ARZ da TALEP de manipüle ediliyor [KARTEL (dev para fonları) ve/veya DEVLETLER] yoluyla. Sonuçta her piyasanın içinde homojenlik sağlanmadığı sürece DENGENİN SAĞLANACAĞI iddiası “GERÇEK BİR YALAN” olmaktan öteye gidemez.

    Günümüzde arz ve talebin niceliği çok rahat manipüle edilebilir durumda. Sosyal medyada nasıl BOT HESAPLAR var ise azr ve talep tarafında da KARŞILIKLI GÖRÜNÜR KİŞİLER olmadığından çok rahat BOT-FEYK-TROL kişiler sistemi sabote edebiliyor.

    Model oluşturalım.
    Mal : 1000 Ton çelik ,
    bunu elinde bulunduran 10 kişi (üretici),
    bunu hammadde olarak almak isteyen 20 kişi (fabrika).

    10 ürretici kendi üretim faaliyetleri ve kar marjları sonucu ton başına 1500 usd ile 1700 usd fiyat biçiyorlar.
    20 fabrika da 1400 usd ile 1650 usd arasında malzeme almak istiyor.
    Fiyatın olası seviyesi 1500 den aşağı olmaz, 1650 üzeri çıkmaz. neden 1500 den aşağı satan üretici yok. 1650 den fazlaya almaya talipli fabrika yok.
    Yani arz talep denge seviye fiyatı 1500-1650 usd. Diğer aktörler de bu seviyeye kendilerini adapte ederler.

    Peki bu durumu manipüle etsek. Piyasa dışı bol para dolu bir FON gelip 1000 ton çeliğin tümünü 1650 den alsa ne olur ? artık fiyat 1650. Üreticilerin bir kısmı kendi fiyatlarından da yukarıda sattıkları için ekstra karlı. Peki diğer fabrikalar ne yapacak. Mal alamadılar hepsini 1650 den biri (manipülatör kapattı). Ama ihtiyaçları var. Ve piyasada oluşan son fiyat da 1650. Bu durumda teklifleri 1700.. 1800..1900 diye artacak , ta ki bu fiyata satan bir üretici bulana kadar. İşte manipülatör de burada 1650 den kapattığı malı AÇLIĞINI BASTIRMAK İÇİN ARZULADIĞI SEVİYE 1800 İSE oradan kabul edip piyasa fiyatını yükseltmiş olacak. Ve üretimle çelikle alakası olmadığı halde bu piyasanın gerçek aktörlerini soyup cebini dolduracak.

    Ya sonra ne oluyor? Piyasa artık 1800 diye bir seviyede ve manipülatör de tekrar malı o piyasaya geri sattığından piyasada mal var, üreticiler de yeni iştah açan fiyat seviyesinden 1800 den mal satmak için ilave 1300 ton daha piyasaya çelik verdiler.
    Şimdi toplamda 1800 fiyat seviyesinde arz edilen 2300 ton çelik var.
    Talep edenlerin fiyat seviyesi de 1500-1650 usd idi.
    Arz ve talepte kesişme noktası yok bu yüzden fiyat 1800 den 1650 ye düşecek. 1650 den alabilen alacak sonra fiyat 1500 e doğru inecek. İhtiyacı olan herkes alacağımı aldıktan sonra kalan miktar ne olacak ? O da 1500 den aşağıda alıcı arayacak. Burada yine manipülatör devreye girip 1500 den malı kapatabilir mi ? Yapabilir. Ama 1400 den almayı teklif etse alabilir mi ?
    Ne oldu bu durumda fiyat 1400 ile 1800 arasında dalgalandı.
    Peki manipülatörden önce neydi? 1500-1650 usd.

    Piyasada gerçek aktörler yoksa DEV FONLAR CİRİT ATIYORSA böyle absürd durumlar , oyunlar, kumpaslar, ver kaçlar çok olur.

    Bu yüzden gerçek AKTÖRLER kim ise piyasada onlar olmalı. Bir bakıp gideceğim diyenler de o piyasaya AYAKBASTI PARASI vermeden, BLOKE NAKİT PARA koymadan işlem yaptırılmamalı.

    Şu anda dünyadaki tek sorun bu?
    Müteşebbis ve DEV FONLARIN açlıktan sırtlan gibi her piyasaya saldırmaları. Bunu engellemek için arz talep yanına bir de kontrol doğrusu eklenmeli. Bunun yolu da piyasada gerçek aktörlerin olmasını sağlamak. Manipülatörleri KONTROL ALTINDA TUTMAK.

    • Herkes gerçek aktör burada. Aracıları kaldırmak istiyorsanız daha akıllı çözümler bulmalısınız, yasakla olmaz. Serbest piyasada sen gir sen girme diyemezsiniz. Bunun adı komunizm olur. Onun da çalışmadığını biliyoruz.

      Bu kadar uzun hikayeye gerek yok. Batı tipi liberal demokrasiler ve serbest piyasa ekonomisi gayet düzgün çalışıyor. Elbette problemler var. Ancak sistem içerisinde bunlar düzeltiliyor. Piyasaya aşırı müdehale sermayeyi kaçırıyor, onun sonu da fakirlik oluyor.

      Piyasaya ne kadar müdahale edersiniz o kadar birilerini kayırıyor olursunuz. Bunlar son derece dikkatli kimseyi kayırmayacak ve rekabeti bozmayacak şekilde yapılmalı. Amaç tekelleşmeyi önlemek olmalı. Rekabet olduğu sürece serbest piyasa düzgün işler.

      Bugün en büyük problemimiz devletin piyasaya aşırı müdahelesidir. Yaptıkları kamu ihaleleri ile, faiz ve kurla oynayarak, aşırı ve dengesiz vergi yükleri ile, her alanda eşit olmayan şartlar oluşturarak kayırmacı istihdam ve piyasa düzenlemeleri ile ekonomiyi altüst ediyor devlet/iktidar. Bunu önlemek gerekiyor. Devlet/iktidar ne kadar dizginlenir ve ekonomiden eli çekilirse herşeyin normal rekabet şartlarında çok iyiye gideceği görülecektir.

      • Ender bey “Serbest piyasada sen gir sen girme diyemezsiniz. Bunun adı komunizm olur. Onun da çalışmadığını biliyoruz.” demiş de; nerden biliyorsunuz?
        Avrupa birliğinde gayet güzel çalışıyor bu kota ve kısıtlanmış ürünlerin ithalatı, ihracatı…

  6. Yöntem hep aynı Erdoğanın planı seçim odaklı.

    Merkez bankasına paraları bastırıp düşük faizle piyasaya paraya boğup yalancı bir bahar yaşatıp askari ücretliye 1000 tl zam yapıp emekli ve memura yüksek zam yapacak.

    12 tl’ye çıkan doları BAE ve katardan getirdiği uçak dolusu paralarla dövizi aşağıya çekecek.

    Bütün yapılan bu algı operasyonu ile yalancı bahar yaşanacak. Ekonomik krizle aşağı inen oy oranları çıkarmı çıkmazmı bilemedim.

  7. Dıṣ güҫler? Herhalde bize 4 yüz milyar dolardan fazla borҫ veren ülkeler kastediliyor?

    Peki bu ülkeler 4 yüz milyar dolardan fazla borҫ verdikleri bir ülkenin ekonomisini yıkmak isteyecek kadar deli mi?

    Kim tasarruflarını yatırdığı bir bankanın, bir firmanın iflas etmesini ister?

    • Almancı arkadaş “…borҫ verdikleri bir ülkenin ekonomisini yıkmak isteyecek kadar deli mi?” demişsiniz de;
      isterseniz bi deneyin?
      Almanya türkiyeye kaç para borç vermiş de konuşuyorsun? Alman kimseye bir kuruş koklatır mı acaba?!
      Abd desen, bırak borç vermeyi 1,5milyar dolarlık f35lerin üstüne yattı…
      Kim nereye tasarruflarını yatırmış, bikaç örnek versene!?
      Ww en çok arabayı türkiyede satıyor, fabrikasını gitti brezilyada kurdu, sen de burda onların avukatı mısın?

      • H. Gayret arkadaṣ,
        Almanya’nın Türkiye’ye ne kadar borҫ verdiğini bilmiyorum. Zaten yukarda Almanya’dan da hiҫ bahsetmedim. Yalnız Almanya’nın Türkiye’de 14,5 milyar dolar yatırımı olduğunu Google yazıyor.

        Almanya’nın Türkiye’ye neden yatırım yaptığının önemli bir nedenini siz ҫok iyi bilirsiniz. Yabancı firmaların da üretim masrafları yükselmesin diye sizin de istemediğiniz iṣҫilere grev hakkı. Sizin Kara Halk iktidarında iṣҫilere yer yok galiba.

      • 400 milyar doları kim borç verdi peki. Ülkede bu kadar yerli olmayan araba, tv, buzdolabı, vs fabrikası yatırımını kim yaptı. İçtiğin kahve bile ABD, Kuveyt yatırımı. Borsanın büyük bir kısmı yabancı sermaye. Üstelik yerli milli yolsuz iktidar çimentodan Hacı Şakir’e kadar bütün yerli malları ve bankaları sattılar. Siz o sırada neredeydiniz?

  8. Bu gün genellikle bilinen ama yeri gelince de anlatmak zorunda kaldığımız bir boksör fıkrasıyla idare edeceğiz .
    Güçlü rakibine karşı yetersiz kalan ve durmadan dayak yiyen boksörün çalıştırıcısı , maçı kurtarabilmek amacıyla raunt aralarında durmadan ,cesaret veren hamasi sözlerle boksörünü övüyor , ne pahasına olursa olsun onu ayakta tutmaya çalışıyormuş,
    – Aferin aslanım, bu rauntta da çok iyiydin , adamı bir hayli dövdün, inan maçı alacağız, az daha dişini sık ! Haydi aslanım, yiğidim benim !
    Ancak , dayak yiye yiye adeta perişan olan , aklı karışıp neye uğradığını şaşıran ve ayakta duracak hali kalmayan zavallı boksör nihayet dayanamamış ve hocasına patlamış,
    – Yahu hocam ; iyi, hoş diyorsun , adamı dövüyoruz , inşallah maçı da alacağız ama Allah aşkına beni evire çevire döven bu şerefsiz kim peki !
    Selamlar ,iyi günler

  9. Fatih Altaylı: Düşman diye lanse edilenler parasını dövize yatırıp kendini ekonomi yönetimine karşı korumaya alan sıradan Türk vatandaşları

    • Mevduat hesaplarına göre 250 milyar dolar parası olan TÜRK VATANDAŞI na söyleyin Türkiye’nin yıllık 85 milyar dolar enerji faturası var ! Bu 250 milyar dolarlık TC VATANDAŞI ülkesinden daha ZENGİN NASIL OLMUŞ ? Enerjiyi o mu satıyor devlete ?

      • Ortada 250 milyar dolar yok tabii. Sanal o paralar. Bir kamu bankacısının dediği gibi “La Kasa Da Para Yok”. Yarın ödeme krizine girildiğinde bankalar kusura bakmayın paranız puf oldu diyecekler, bankamatikten en fazla 100 TL çekmenize izin verecekler. Krize girilen ülkelerde bu defalarca görüldü. O yüzden son bir kaç yılda yerli milli kim varsa paralarını uzak hazine adalarına gömüyorlar. Üç beş kuruşu olan da satıp ABD ve Avrupa’da emlak alıyor. Vatandaş halkı olarak TL tutmuyor parasını çünkü durduğu yerde eriyen bir para. Faize de yatırmıyor çünkü enflasyonun çok altında. Tek seçenek sanal dolara yatırmak, sanal TL’den daha anlamlı. Yada kaçırıyor yurt dışına.

  10. AYDA YARIM(0,5) KG ET
    İktidar milletvekili yerli ve millî ekonomik savaşımızda, ailelerin “ayda” bir-iki (1-2) kilo et yerine yarım kilo et almalarını öneriyor.
    Yani krizden pardon savaßtan önce, yani refeh döneminde, aylık kendine göre en fazla iki kilo et alabileceklerini öngörüyor.
    Çekirdek aile yani eşler ve bir çocuk olduğunda günlük 22 gram et düşüyor.
    Kemeri olmayan deliğe getirip ayda yarım kilo et aldığımızda günlük kişi başına beş buçuk (5,5) gram et düşüyor.
    Bence et yerine “et aroması” daha mantıklı.
    Mutfaklara birer but fotoğrafı kökten çözüm.
    Et fotoğrafı ile savaşı kesin kazanırız.
    Yazlık, kışlık, uçan, sabit saraylardan tasarruf etmek mi?
    O da ne?

  11. hukumet muzzam bir sosyolojik hata yapiyor. olusmus olan nefretin telafi edilmesi imkansiz. durum duzeltilse bile telafi edilmesi imkansiz. bu secim sonuclarinada yansiyacak. kim ne derse desin.

  12. “TCMB Para Politikası Kurulu üyeleri farklı bir karar almış veya ….”
    Diye başlayan paragraf ta yazarımız da herkes gibi birkaç üyeye bağlamış koca ülkenin kaderini!🙂
    3000 lira aylık geliri olan biri, günde 100 lira harcayacak ki, ay sonunda hesap şaşmasın!
    Bu adam/kadın her gün için 50 de borçlanırsa!!!… (Bu hesabı krallık yada devlet için de uyarlamak mümkün)
    ****Heleki bu elliyi birde meşhur dış güçlerin parasıyla borçlanırsa!😠…****
    Daha çook şöyle düşünürler insanlar:
    “Dünkü merakımı bugün için de koruyorum: Bakalım piyasalar yeni güne hangi kurdan başlayacak, gün bitene kadar doların seyri ne olacak?”
    Tıpkı yazarımız gibi..

    • Burada sanılmasın ki hiç borç alınmasın, köprüler yollar yapılmasın!..
      Hepsi yapılsın!
      Ama, 50 liralık borç yensin🙂
      Sözleşmesi herkese sorularak, gösterilerek danışılarak imzalansın! Altındaki ismi göreyim sorumlusu yada hayır dua edeceğim kim???
      Bugün öğretmen günü..
      Kaç kişi mezun olmuş? Kaç kişi ihtiyaç olup, Kaç kişi göreve başlamış?
      Ben bilmiyorum!
      Ya siz?
      Öğretmen günü kutlu olsun.

  13. Evet, ekonomik kurtuluş savaşı devam ediyor !
    Dün bütün gücüyle sağ ve sol cenahtan saldırılarını başlatan dolar ve euro kuvvetlerinin , akşam havanın kararmasıyla birlikte taarruzları yavaşlamış hatta durma noktasına gelmiştir .
    Oldukça hırpalanan , adeta kolu kanadı kırılan lira kuvvetleri ise yer yer çöken cephe hattını takviye etmiş, başkumandanın da kılıcını kuşanarak ordunun başına geçmesiyle ve ayrıca MB (Merkez birlikleri !) nin takviye kuvvetleriyle savunma hattını güçlendirmiş böylece savunma hattı yeniden tesis edilmiştir .
    Bu arada mehteran bandosu da en hamasi marşlar çalarak halkı coşturmaya , cephedeki askerlere moral vermek için olağanüstü gayret göstermektedir !
    Ceddin deden, neslin baban !
    …………………………….

  14. Madem döviz bu seviyeye gelecekti neden kuru 7.95 tutmakta ısrar edildi. kuru yerinde tutmak için 128 milyar dolar bozduruldu.

    Döviz neden artar enflasyondan dolayı, AKP ilk zamanları enflasyon %6-7 bandındaydı. şimdi gizlenmiş enflasyon yurt dışı bir kuruluş ölçmüş %68 yani daha çok artacak döviz.

    Zannederim ülke 70 cente muhtaç. yabancılar kredi vermiyorlar artık hükümette ilerde piyasada döviz bulunamayacak, sıkıntısını aşmak için şimdilik paramızın değerini düşürerek sınır komşularımızdan bavul ticaretin artmasını istiyor.

  15. Dün Kılıçtaroğlu ve Babacanın çıkışları sosyal medyadaki operasyonlarla birebir uyuyor. Ne demiş Kılıçtaroğlu;
    “Dolar sizi terbiye etti”

    Aylardır hatta yıllardır benzer bir numara çekiyorlar. Takip edenler görüyordur. Eş zamanlı olarak da sosyal medyada ‘konuştukça batıyoruz’ etiketini tedavüle sokuyorlar.
    Sözüm ona muhalif kesim bir mutlu bir mutlu.

      İşçi partili, Hdp li ve Chp li milletvekillerinin eşlik ettiği bir kısım topluluk İstanbul ve Ankara da dün gece yürüyüşüne çıkmışlar. Ellerinde tencere tava kepçeyle.  Zira bütün hesaplar ‘boş tencerenin deviremeyeceği hükümet yoktur’ ilkesine endeksli.

      Şimdi sokağı şuna ikna etmeye çalışıyorlar.
    Erdoğan ülkeyi batırıyor.

    ‘Denize düştünüz yılana sarılın’ diyorlar.
    Dolar 2 lirayken de aynı şarkıyı söylüyorlardı. Babacan’ı ekonomiden anlamamakla suçlayanlar bugün öve öve bitiremiyorlar.

    Biden’ın ‘bu kez darbeyle değil’ sözünü unutmayınız.
    Türk tarihi incelenirse bütün yükselme ve gerileme sebeplerinin bir ekonomi meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır. Tarihimizi dolduran bunca başarılar, zaferler veyahut mağlubiyetler, çöküşler ve felaketler, bunların hepsi; meydana geldikleri devirlerdeki ekonomik durumumuzla ilgili ve bağlantılıdır.

    İktidar inat yaparak ekonomik çevrelerle savaş yapamaz. Piyasalar acilen rahatlatılmalı. Kararsızlar çoğaltılmamalı. Yılanlara yönlendirilmemeli.

    • NASIL rahatlatılmalı ? Faiz artsın diyorlar.
      Peki artsın ama faiz %19 a kadar çıkarken dolar da 1,80 lerden 13 lere çıktı hiç inmedi ki ? Soluklandı diyelim ara sıra ama hiç durmadı..

      Rahatlama = VER KURTUL galiba !!!

      • Faiz 19’a çıkarılınca dolar 8’lerden 7’lere düştü. Ama dolar lobisi merkez başkanını görevden aldı, faizler tekrar emirle düşürülmeye başlandı ve dolar tekrar çıkışa devam etti. Faiz-kur-enflasyon ilişkisini artık herkes anladı. Bir kişi hariç. O da işine gelmediği için anlamamazlıktan geliyor. Yoksa biliyor elbette böyle olacağını. Sonuçta 6 ayda dolar yaklaşık ikiye katladı. Yani cebimizde ve elimizde ne varsa yarısını çaldılar. Yıllık enflasyon gerçekte yüzde 100.

      • Kimse faiz artsın demiyor, faiz enflasyonla dengelensin deniyor. Faiz ile enflasyon dengeli olursa eksi ve artı faizin kötü etkilerinden kurtulunacağı savunuluyor. Faizler eksideyken de tıpkı artıda olduğu gibi veriyor zaten, ama kurtulan yok.

  16. Emevilerin hayırla yad edilen nadir halifelerinden Ömer Bin Abdülaziz (717-720) “Hayatım boyunca sabahtan akşama oruç tutsam, akşamdan sabaha namaz kılsam, bir mazluma taraf olmasam vallahi yakamı kurtaramam” dermiş. Mehmet Akif Ersoy da karşılaştığı bir hadise karşısında “Ya param olsaydı ya da hamiyetsiz olsaydım” diyor.

    Şu an yaşadığımız olayların maddi sebepleri olduğu kadar manevi sebepleri de var. Manevi sebepler arasında merhametsizlik, hukuk tanımama, zulüm başta geliyor.

    Ayşe Özdoğan 4. Evre kanser olmasına ve sayısız doktor raporunda hapishanede kalamaz diye rapor tutulmasına rağmen 50 günü aşkındır hala hapishanelerde perişan ediliyor.

    Merhameti olmayanlara Allah da merhamet etmez.

    • Haçlılar namusunuza dokunmaz diyerek milleti bombalayanlar marhamet abidesi olmuş.
      Haçlının eteğinde nasıl merhamet sahibi din sahibi olunur konuşulur olmuş.
      Allah iflah etsin

      • Yani diyorsunuz ki: her ne kadar modern hukukta “suçun ve cezanın şahsiliği” temel bir ilke ise de bizim kabile hukukumuzda bunun yeri yoktur. Yani bizden biri suç işlerse onun cezalandırılmasına müsaade etmeyiz ama karşı olduğumuz gruptan biri suç işlerse onların hepsini aynı suçu işlemiş gibi cezalandırırız.

        Ayrıca bizi Kur’an ve Hadis de ilgilendirmez. Her ne kadar “Allah adaletle emrediyor” ayeti ile Cuma hutbeleri bitse de veya “Kimse kimsenin suçunu çekmez” diye yedi tane ayet olsa da biz darbecilerin veya darbeye teşvik edenlerin suçunu herkese yayarız. Kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, hasta demeksizin herkesi aynı şiddette cezalandırırız. Merhamet bizim kitabımızda yazmaz. Dördüncü alamette olduğu gibi “düşmanlık edersek hadsiz düşmanlık” ederiz.

        Hadis de bizi ilgilendirmez. Her ne kadar Veda Hutbesinde “baba oğulun, oğul babanın suçunu çekmez” dese de biz suçlu gördüklerimizin yedi sülalesini cezalandırırız.

        Bugün yazdığım gibi kurt ile avlanıp, kuzu ile ağlaşmak da sorun değildir. Amerikalılar, Suudiler, Katarlılar, Birleşik Arap Emirlilikliler ile bir olup Suriye’de silahlı muhalefeti destekler yüzbinlerin ölümüne, milyonların mülteci olmasına yol açarız ama Esad’ın devrilmemesini sağlamak için onu silah ve mali olarak destekleyen Ruslar ve İranlılar ile can ciğer kuzu sarması dostluğumuzu da devam ettiririz.

        Darbe bize karşı yapılırsa kötüdür. Esad’a yapılan darbede sorun yoktur. Suriye’de silahlı muhalefeti destekleriz. Her ne kadar orada 15 Temmuzda ölenlerin 2000 katı insan ölse de sorun yoktur. Onlar Enver paşanın dediği gibi zaten bir gün öleceklerdi.

        Ayşe Özdoğan da darbe yaptığı için değil bizim adalet anlayışımız gereği merhamete layık değildir.

        • Mert arkadaş “modern hukukta “suçun ve cezanın şahsiliği” temel bir ilke” demişsiniz de; ne ilkel ne de modern hukukta böyle bir ilke yoktur; suçu bir şahıs işlemişse cezası şahsidir, bir örgüt ve mensupları işlemişse cezası kitlevidir.

          • Tamam işte bu anlayışa kabile hukuku anlayışı deniyor. Ya da insanlığa karşı suç işleme anlayışı da denebilir.

            Suç ve Cezalara ilişkin temel ilkelerin bulunduğu Anayasamızın 38. Maddesinde böyle bir anlayış yok. Ayetler ise zaten belli. Veda Hutbesi de kolaylıkla bulunup okunabilir.

            Okuyucular için 38. maddenin ilk kısmını verelim. Onlar da aydınlansınlar.

            C. Suç ve cezalara ilişkin esaslar
            Madde 38 – Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
            Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.
            Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
            Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.
            Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
            Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
            Ceza sorumluluğu şahsidir.

  17. Erdoğan gitse ekonomi düzelmez.Siyasi bağımsızlık için ekonomik bağımsızlık şart. Faiz lobisi Türkiye’yi yutmak istiyor. Erdoğan faiz lobisine karşı ülkeyi ayakta tutmaya kararlı olduğunu görüyorum.Milletimiz bu gerçeğin farkında.

    • Ahmet Melik bey’e sor bir de, bakalım ne diyecek.

      Sabah makina için yağ almaya gittim, basit bir ihtiyaç bu. tezgahtar 330₺ fiyat verdi ama yağı vermek için tereddüt etti. “Ben gene de patrona bir sorayım” dedi. Yanımda aradı, sonra bana dönüp “fiyat veremiyoruz” dedi. Ben de dedim, tamam fiyat vermesen de olur yağı ver makinanın çalışması lazım. tezgahtar güldü. Tekrar aradı patronu: dediklerimi aynen anlattı. Patronu tezgahtarla bir olup zoraki ikna ettik ama 350 liradan alabildim. Günahına girmiş olmayayım ama galiba bu günkü kur belli olmadığı için yarınki kurdan fiyatlandırdı.

      Ahmet Melik bey de tedarik sıkıntısı çekiyor mu acaba?

    • Bir şeye karşı olmak o yanlışı düzeltmeye yetmez.
      Sana göre yanlış, öbürüne göre kazanç!
      Verdiği şeyden daha önce sende sebebleniyorken,
      Şimdi karşı çıkıyoruz “yetmez”!
      Alternatif varsa onu ortaya koyarsın (başganlığa karşıysan ne istediğini söylemek gibi)
      Halk hangisine giderse o senindir!
      (Şimdi hangi paraya gidiyorlar? Gibi!)

      • Mevcut siyasi yapı ortada, bütün yanlışlıklar da ortada. Mevcut siyasi yapının bu yanlışlıkların hiç birini düzeltemediği gibi her gün bir önceki günden daha büyük yanlışlıklara sebep olduğu da ortada.

        Mevcut şartlarda kim kazanıyor, %20’lik tuzu kuru azınlık kazanıyor. %80’lik grup kaybediyor. Ne zamana kadar böyle devam edebilir, bir sosyal patlama yaşanıp kalabalıklar sokaklara dökülene kadar. Küçük gruplar sokaklarda protesto gösterileri yapmaya başladı bile yarın da TİSK tüm şehirlerde bildiri okuyacağını duyurdu.

        Alternatif olduklarını söyleyen 6 tane siyasi parti varken ve mevcut iktidarı bir değişikliğe ikna etmek varken “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” vurdum duymazlığıyla bir de üstelik iktidara destek anlamında tavır ilan etmek doğru mu?

        Mevcut manzaraya göre gidişat kaçınılmaz kargaşa ya da Maduro’nun Venezüelası veyahutta suhuletli bir değişikle başka bir partiye şans vermek. Hangisi doğru? İsabetli bir cevap vermek manzaranın bu kadar açıklığına göre zor olmasa gerek. Tercih sizin. İster batın ister çıkın paşa gönlünüz bilir. Kimseye göbek bağıyla bağlı değilim ya.

        Devlet başkanımızın oğlu Burak Erdoğan dış ülkelerde paşa gibi yaşarken, ben babasının açtığı sıkıntıları çekmek zorunda değilim.

    • deve kusu basini kuma gommus. neden her yer karanlik diye soruyor. birilerinin ikbali icin millet heba oluyor… fakirlik diz boyu olmus. hala marsa veya aya gidiyoruz.

    • Bu yılın ilk 10 ayında bütçeden faize ödenen miktar 156 milyar TL’
      Bu yıl toplamda en az180 milyar TL olması bekleniyor.
      2022 bütçesine konulan faiz ödeneği 240 milyar TL
      Yani sadece iki yılda 440 milyar TL faiz.
      İktidarın faiz lobisine hizmet etmediğini iddia edenlerin durumu sadece zekâ problemi ile izah edilemez

  18. İnsanoğlunun en büyük savaşı kendisiyle olan savaşıdır. Aynı durum iktidar içinde geçerli. Bu ülkeyi başkasından devralmadılar ki günahlarıyla sevaplarıyla kendilerinin eseri. İşte bu yüzden kendileri ile kurtuluş savaşı başlattılar. Ne diyelim Allah Gazalarını mübarek eylesin.
    Ne konuşulsa piyasalar hareketleniyor, yani piyasalar artık güvenmiyor, vatan millet Sakarya da kurtaramıyor artık. Aynı şeyleri tekrar tekrar yaparak ve farklı sonuçlar beklemeye devam ediyorlar
    Hem dış güçleri suçlayıp hem de dış güçlerden medet ummak tükenmişliğin alemetidir.
    İlk önce içimizdeki yani içlerindeki dış güçlerle mücadele edilmesi gerekmez mi?
    Madem Ülkemize bir saldırı var, saldırının adresi de belli kendi söylemlerine göre, o halde neden mücadele edilmiyor yoksa mücadele edecek güç mü yok?
    Tüm Öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü Kutlu Olsun

  19. Bir ülkeyi kendi saçma sapan teorilerine ve gerici ideolojilerine laboratuvar yapmak denir buna. Ben yine de aynı iddiamı tekrarlıyorum. Bütün bu yapılanlar bile isteye, kendi dolarla çalışan tayfalarını daha da zengin etmek ve ceplerini doldurmak için yapılıyor. Nasıl olsa arkalarında körü körüne destekleyen bir zümre var. Verin mehteri, körü körüne gidecekler nasıl olsa. O halde azami yolmalı bu enayileri. Zengine bir şey olmuyor. Onlar daha da zengin. Olan bu yolsuzları destekleyen dar ve orta gelirliye oluyor. Maaşla çalışan sabit gelirlilere. Sürekli enflasyonla cebinden çalıyor iktidar. Ama o hala başımı örtebiliyorum avunmasıyla aç bilaç desteklemeye devam ediyor. Bu da muhalefetin bir ayıbı elbette. Kılıçdaroğlu gerçekten samimi ve en sonunda başörtülü bakan atayacağım da dedi. Daha ne yapsın. Ama karşısındaki arsızlar yalanla dolanla bunların duyulmasını engelliyorlar. Bu ekonomik yıkımda millet ezilirken 5000 TL’lik atkı takıyorlar, bir de utanmadan ne yani kapıcı mıyız biz diye de halkı küçümsüyorlar.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız