“Erken seçim isteriz” çağrısı muhalefetten geliyor, iktidar buna karşı çıkıyor.. Yanlış bir görüntü bu…

39

Muhalefet erken seçim istiyor, iktidar cephesi ise buna şiddetle karşı çıkıyor. 

Tabloda görünen bu.

Acaba bu tablo gerçeği yansıtıyor mu, yoksa bu tabloda yanlışlık mı var?

Önce İYİ Parti lideri Meral Akşener erken seçim beklentisini açıkladı, ardından yeni kurulan iki partinin liderleri –Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu– içinden geçilen sıkıntılı günlerin erken seçimi kaçınılmaz hale getirdiğini bildirdiler. En sonunda CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da onlara katıldı ve iktidarın küçük ortağının liderine ülkeyi erken seçime götürme çağrısı yaptı.

Bu açıklamalara baktığımızda “Muhalefet erken seçimi istiyor” demek gerekir.

Muhalefetin tek ses haline dönüşen çıkışlarına hem AK Parti’den hem de MHP’den sert tepkiler geldi. Ak Parti sözcüsü “Gündemimizde erken seçim yok” derken, MHP lideri de seçimin zamanında yapılacağını söyledikten sonra cumhurbaşkanı adaylarının Tayyip Erdoğan olacağını da açıkladı.

İkinci dönemini sürdüren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yeniden -üçüncü dönem için- aday olabilmesi ancak seçim tarihinin erkene alınabilmesiyle mümkün oysa…

Senaryoyu bir yere not edin

Reklam

Daha önce de açıkladığım üzere, ne kadar inkar edilirse edilsin, ben seçim tarihinin erkene alınacağını düşünüyorum. Muhalefet cephesinin birbiri ardına yaptığı erken seçimden yana açıklamaların, iktidar açısından vakit olgunlaştığında, şimdi buna karşı çıkan cephe tarafından kullanılacağını sanıyorum.

İktidar cephesinin Meclis’teki sandalye sayısı, erken seçim kararının alınabilmesi anayasa değişikliğiyle üye tam sayısının üçte iki çoğunluğuyla -yani 360 oyla- gerçekleşebilme şartına bağlandığından ve AK Parti ile MHP’nin toplam milletvekili sayısı bunun altında (291+48=339) kaldığından, seçim tarihinin erkene alınabilmesi için muhalefet milletvekillerinin de desteğine ihtiyaç bulunuyor.

Anayasanın seçim tarihini erkene alınabilmesi için öngördüğü ikinci bir yol daha var: Cumhurbaşkanı da tek başına seçimlerin yenilenmesine karar verebiliyor.

Sözün kısası, iktidar cephesi uygun gördüğü vakitte, şimdi yaptıkları erken seçim taleplerini hatırlatıp Meclis’ten yetecek sayıyı bularak da seçim tarihini erkene çekebilir, bu olmadığı takdirde cumhurbaşkanı da anayasanın verdiği yetkiyi kullanarak ülkeyi seçime götürebilir.

Şöyle bir senaryo bana muhtemel görünüyor:

Daha önce üç kez erken seçimi gündeme taşıyarak ülkeyi sandık başına götürmeyi sağlamış olan MHP lideri, güvenlik endişelerinin arttığı bir dönemde, “Seçime gitmekten başka yol kalmadı” çıkışını yapar… AK Parti icraat ortağının bu talebine olumsuz tepki vermez, tam tersine şimdilerde muhalefet partilerinin yapmakta olduğu çıkışları hatırlatarak “Hodri meydan” çeker… Böyle bir durumda, şartlar kendileri için ne kadar aleyhte olursa olsun muhalefet cephesinin seçimden kaçması kolay olmayacağı için ve öyle bir görüntü yüzünden içlerinden yeterli sayıda kaçak verme ihtimali ortaya çıkacağından, ülke apar topar sandık başına gidecektir… 

Neden böyle bir senaryo?

Şundan: Anayasa cumhurbaşkanı için iki dönem kısıtlaması getiriyor. İki dönem cumhurbaşkanlığı yapan bir daha aday olamıyor. Tayyip Erdoğan 2014 ve 2018 yıllarında halk tarafından seçildi ve anayasanın kısıtlama alanı içerisine girdi. 2018 seçiminin sistem değişikliği sonrasında yapılmış olması kısıtlamayı işlevsiz bırakmıyor; değişen hükümet sistemi çünkü, seçimlerle ilgili bir düzenlemeyi ise içermiyor. Değişen anayasa ile iki dönem cumhurbaşkanlığı yapmış olana üçüncü kez aday olabilme imkanı ancak seçim tarihinin erkene alınması ile sağlanabiliyor.

Reklam

Evet öyle.

Anayasa ne diyor?

Anayasanın ilgili maddesini (116) okuyalım:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının beşte üççoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verebilir. Bu halde Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.

Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.

Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen Meclisin ve Cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni Meclisin ve Cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder.

Bu şekilde seçilen Meclis ve Cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.”

Ne deniliyor gördünüz: “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.”

Dikkatinizi çekerim: İki dönem cumhurbaşkanlığı yapmakta olan birinin üçüncü kez aday olabilmesi, yalnızca “seçimlerin yenilenmesine Meclis tarafından karar verilmesi halinde” mümkün olabiliyor.

İşte aynı tabloya -iktidar ve muhalefetin birbirine ters görünen tavırlarına- bakarak, Abdülkadir Selvi ne zaman “Seçim tarihi erkene alınmayacak” yazsa, ben burada “Göreceksiniz, erken seçim kaçınılmaz olacak” deme ihtiyacı hissediyorum.

[Abdülkadir Selvi aylar öncesinden başlayarak sık sık “Hükümette bakan değişikliği yapılacak” diye yazdı; hem de “Bayramdan önce” veya “Bayramdan sonra” gibi tarihler de vererek… Ve tabii bakanlar hala değişmedi. Onu yanıltan birileri var. Muhtemelen erken seçim konusunda da yanıltılıyor.]

Orhan Uğuroğlu Yeniçağ gazetesinde Tayyip Erdoğan’ın zamanında yapılacak bir sonraki seçimde neden aday olamayacağını hukukçuların görüşlerini de alarak yazıyor

Ertuğrul Günay da, iki gün önce, Artı Gerçek sitesinde, anayasayı hatırlatarak muhalefet cephesini erken seçime çok istekli görünme konusunda uyaran hukuki gerekçeleri dile getirdi.

Peki de, erken seçim muhalefet tarafından istenemez mi?

İstenir elbette. Şartlar böyle bir talep için uygun olduğu bir sırada muhalefet de sandığı isteyebilir. Muhtemelen kamuoyu yoklamaları iktidar cephesinin oy kaybetmekte olduğunu, muhalefetin ve göstereceği uygun bir adayın şansının arttığını gösterdiği için erken seçim çağrıları muhalefet tarafından yapılıyor.

Ancak anayasa uygun vakti belirleme üstünlüğünü gerekli sandalye sayısını yüksek tutarak iktidara veriyor.

Muhalefetin iyi düşünmesi lazım.

ΩΩΩΩ

39 YORUMLAR

  1. Matematikten hiç anlamam. Eğitim yıllarından hayal meyal hatırladığım üç beş şeyden bir tanesi, tuhaf ve gizemli rakamlara sahip olduğumuz fikri. Bunların özel bir adı var, şimdi aklıma gelmiyor. Bu tuhaf ve gizemli rakamların ortak özelliği şu: Sıfır etkiye sahipler. Yani, aslında olmasalar da olur türden şeyler. Başka rakamlara bunları eklediğinizde ya da bunlarla çarptığınızda, bunlara böldüğünüzde hiçbir şey değişmiyor. Sonuç aynı kalıyor. Aslında konuyu doğru hatırladığımdan da çok emin değilim. Var mı gerçekten böyle bir rakam ya da rakamlar?

    Erdoğan iktidarının (ya da vesayetçi devlet partisinin, bunları birbiri yerine kullanabiliyoruz) krizinin yerel seçimlerin sonuçlarıyla birlikte görünür hale gelmesinden beri, nelerin olmakta olduğu ve yakın gelecekte nelerin olacağı konusunda ağzı olan konuşuyor, klavyesi olan yazıyor. Örneğin ben: “Erken seçim geliyor, olup olmayacağını tartışmak bile abes” demeğe getiriyorum, anında “Aç tavuk kendisini. . .” ile başlayan özdeyiş maytap gibi patlıyor etrafta.

    Bu türden müneccimlik girişimlerinin haddi hesabı yok. Hemen herkesin bir öngörüsü var. O öngörülere varan değerlendirmelerin pek çoğunda, “halk” dediğimiz yığınlara tam bir “etkisiz eleman” muamelesi çekiliyor. İlk paragrafta sözünü ettiğim o tuhaf, gizemli, “külliyen etkisiz” rakamlar gibi.

    Baran’ın uyku dışında tüm zamanını kendilerine harcıyor göründüğü “Youtube” fenomenleri bunun kusursuz örnekleri. Said Sefa, Emre Uslu, Cevheri Güven, Ahmet Nesin gibi tipler var. Bunlara arada bir bürokrasinin içinde hala soluk alıp verebilen, fena halde dayak yemiş Cemaat istihbaratından, kıyıda köşede kalmış üç beş sosyalistimsi teğmen veya üst teğmenden sızıdırılan kıytırık belgeler aktarılıyor. Bunlar da, düşlem güçlerini kullanıp bizlere saatlerce devlet içindeki bürokratik çete savaşlarının an itibarıyla gidişatını anlatıyorlar. Baran’ın, üç öğün yemeğini bile ekran önünde bunları dinleyerek geçirdiğine bahse girebilirim. Bir de S. Özkibar gibi şebelekler var tabii. Her gün bomba haber patlatıyor bu adam. Gün geliyor Erdoğan Bahçeli’ye çakıyor Osmanlı tokatını. Gün geliyor bu ikisi bir olup Perinçek’e çakıyor. Bir diğer gün Bahçeli Erdoğan’ı yüce divana götürüyor. Yani, ne arasanız var Özkibar’da. Maksat sansasyon olsun, videoların tık sayısı artsın. Baran, aklını ve ruhunu vererek izliyor bütün bu adamların videolarını. Bürokratik çete savaşlarının tutkulu taraftarı olarak, Cumhur İttifakı’nın sonunun ne zaman ve nasıl geleceğini, bu adamların sabuklamalarından çıkarmaya çalışıyor.

    Makul gazete yazarlarının ve siyaset bilimcilerin değerlendirme ve öngörülerinde de halkımız pek girmiyor değerlendirmelere. Orada da “halk” etkisiz eleman gibi. Sadece, partilerin bugünkü oy oranlarının yüzdelik dağılımı üzerinden bir kıymet biçiliyor bunlara.

    Aklına, sağduyusuna, entellektüel kalitesi ve entelektüel ahlakına güvenebileceğim insanların peşine düşüyorum. Amaç, bunları okuyup dinleyip bir karşılaştırma yapmak, kendi öngörülerimin saçmalığı ya da gerçekçiliği konusunda bir fikre varmak. Ara ki bulasın böyle insanları ve onların çözümlemelerini. Bereket versin, elimizde hala Bekir Ağırdır, F. Koru, İbraihm Uslu gibi bir kaç insan var. Ben bunların söylediklerine bakıp kendime ayar çekiyorum.

    Lafı getirmek istediğim ve şikayet hakkımı bolca kullanmak istediğim mevzu şu:

    Erken seçim olacak mı?

    Herkesin bir fikri var, herkes bir öngörüye sahip. Burada bir sorun yok. Aksine, öngörü enflasyonu var. Ben, “Çok yakında” diyorum, örneğin Şerif ve Ahmet Beyler, “Seçim 2023’de” demekle kalmıyor, o seçimin zaferini de Erdoğan’a yazıyorlar şimdiden. Öngörüler bol ve de muhtelif.

    Ama, şu soruyu sorup buna yanıt arayan yazı, video, aklı başında değerlendirme neredeyse yok satıyor:

    Diyelim 2021’de erken seçim oldu. Ve diyelim Erdoğan yine seçildi. Bu durumda ne diyeceğiz: “Erdoğan ve Cumhur İttifakı 2026’ya kadar başımızda.” Böyle düşünüp bunu mu söyleyeceğiz?

    Muhalif ya da iktidar yanlısı. Hiç fark etmez: Gerçekten böyle bir şeye inanabiliyorlar mı insanlar? Erken seçim oluyor, Erdoğan seçiliyor, ve C. İttifakı kemiksiz bir 5 yıl daha yönetiyor Türkiye’yi. . .?

    Burada “halk” yok.

    Yine etkisiz eleman muamelesi görüyor sıradan insanlar. Bunlara göre, “halk”, aslında yok. Var da, sadece bir cin olarak var. Seçim zamanı çağrılıyor. Cin olarak geliyor, oyunu kullanıyor, sonra yine ve hızla küçülüp içinden çıktığı şişeye geri dönüyor 5 yıl sonra çağrıldığında şişeden yeniden çıkmak için.

    Aynı sorunun karşıtı gibi görünen ve aslında yukarıdaki sorunun çok benzeri olan bir soru daha var:

    Diyelim 2021’de erken seçim oldu. Ve diyelim Erdoğan kaybetti. Ortak adayla seçime giren Millet İttifakı kazandı. Ve, yine diyelim ki, Gandi Kemal ile Meral Abla her konuda çok kolayca anlaştılar. Son olarak, diyelim ki, küçük büyük herkes (Gelecek, HDP, Saadet falan) bunlara, “Bize hiç sormayın. Koşulsuz destek veriyoruz.” diyerek bu ikisinin peydahlayacağı yeni iktidar kombinasyonuna destek ilan ettiler. Soru:

    Türkiye’yi 5 yıl süresince o yeni iktidar alaşımı mı yönetecek? Buna inanabiliyor musunuz?

    AK Parti ve MHP kıl payı seçim kaybetmiş. Mevcut güçlerini koruyorlar (sadece yüzde 50+1’i bulamamış, onu M. İttifakı’na kaptırmışlar). Bütün bölünmüşlük hali olduğu gibi devam ediyor: Kürtler, falan filan. Yüzbinler yine cezaevlerinde. Akşam olup gün kararamaya yüz tuttuğunda pazar yerlerine çürük sebze toplamaya gidenler yüzde 56, gündüz vakti pazara gidip alış veriş yapanlar yüzde 44. . . Ve, Gandi Kemal ile Meral Abla 5 yıl iktidarda. . . Dış dünyada Türkiye yine ve hala adeta şamar oğlanı. . . Ve bu ikisi 5 yıl iktidar sürdürüyor. . .?

    Kimse sormuyor böyle sorular. Kimse yardımcı olmuyor bize.

    Velahasılı, gazete okurları gazete okuru olalıberi böyle bir zulüm görmedi.

  2. “LGBTİ+”. Daha önce LGBT vardı, İ sonradan eklendi. Ben bu ‘İ’ nin anlamını öğrenmek için oldukça çaba sarfettim fakat anlayamadım. Sonra bir yerde ‘+’ işareti eklendiğini de gördüm. Herhalde bu işaret ‘ve diğer bilumum cinsel tercihler’ anlamına geliyor.

    Teşbihte hata olmazmış. Böyle bir benzetmeyi siyaset için de yapabiliriz.

    DMKLF+ (Dinci, Milliyetçi, Kürtçü, Liberal, Fırsatçı ve bilumum).

    Not: Eskiden olsaydı ‘S’ harfi de (sosyalist) olması gerekirdi. Fakat Sovyetler dağıldıktan sonra onları ‘+’ ile gösterilen bilumum tarafına aldım.

    Dinciler üçe ayrılıyor :
    1-Sünni dinciler, 2-Alevi dinciler, 3-Modern dinciler

    Milliyetçiler ikiye ayrılıyor :
    1-Faşist milliyetçiler, 2-Demokrat milliyetçiler

    Kürtçüler ikiye ayrılıyor :
    1-Birlikten yana Kürtler, 2-Ayrılıkçı Kürtler

    Liberaller çok çeşitli. Dincisi, dindarı, ateisti, milliyetçisi, küreselcisi, …

    Fırsatçılar ise her partide var. Fakat favorileri iktidar partisi tabi ki.

    Bir de ultra fırsatçılar var. DMKLF+ ’nin hepsine uyum sağlama yeteneklerine sahipler.

  3. AYM IŞIKLARI: Muhalefet iktidara geldiğinde, AYM nin ışıklarının 24 saat yanmasına dair yasal düzenleme yapacağını açıklamalı.
    Hemen AYM üyesinin infazı için harekete geçilme talimatı geldi.
    Hukuki konularda da köylü “memed ağa” konuşmalı. Uzmanlar zinhar susmalı. Ya da susturulmalı.

  4. Erdoğan’ın Cumartesi günü paylaşacağı yeni gaz rezervi müjdesinden bi numara çıkmaz.

    Muhalifler açısından -haklı olarak- artık alay konusu haline gelen bu yeni “Rezerv bulduk!” müjdesi, AK Partililerin duygu ve zihin dünyasında nasıl karşılanır?

    Bence iki farklı şekilde karşılanır:

    Bir kısım AK Parti seçmeni, “Gerçekten hissettiğim ve korktuğum gibi durum. Reis’in söyleyebileceği sözü kalmamış. Emekli maaşları, asgari ücret konusunda ağzından bir kelime olsun söz çıkmıyor. Şimdi gene gaz bulduk müjdesi.” Bunlar, “Koyuver gitsin artık” moduna girerler, “Kerhen yine AK Parti”den ayrılıp “kararsızlar” ya da “protesto oyları” kümesine geçiş yaparlar.

    Bir kısım AK Parti seçmeni, hem kendisine, hem ele güne karşı AK Parti’yi savunabilmek için bir gerekçe arıyor. Moraller bozuk, işlerin gidişatından fena halde tedirginler. Bu seçmeler arasında yeni müjde bir kıpırdanma yaratacaktır. Oylar birkaç puan yükselebilir. Ama, diğerleri gibi, samanalevi gibi söner.

    “Erken seçimi bu Kasım-Aralık’a mı sıkıştıracak yoksa?” diye tedirgin olup huzursuzlaşıyorum bazan.

    Seçim kazanacağından değil.

    Beş altı ay sonra, halkın o gemilerin arkasına teneke bağlayıp Karadeniz’e kendi elleriyle salacağını bildiğim için o tedirginliğim.

    Seçim kaybetmesine tanık olmak bana yetmiyor.

    Dişimin kavuğuna bile sığmaz.

    Sadece Erdoğan değil, Saadet ve Gelecek dışında hepsi birlikte uğurlanmalı halkımız gemileri Karadeniz’e kendi elleriyle salarken.

    Öncekinde gemiye damadını çıkarmıştı. Alkış cılız kaldı.

    Şimdi kendisi çıkacak.

    Bu bir ‘fark’ ise, yegane fark da o olacak.

  5. Eğer şu aşağıda paylaşmak istediğim gençlik anımda en ufak bir yalan dolan, aldatmaca, kurnazlık varsa, Allah bana gün yüzü göstermesin.

    16-17 yaşlarındaydım herhalde. Kemalist vesayetçi rejim, askerleri (üniformalı olanlarını, alayını) üniversite hocalarını, sanatçıları, savcı ve yargıçları falan iyi, hatta çok iyi yaşatırdı. Babam üniversiteydi. İzmir’in Bornova ilçesinde Ege Üniversitesi lojmanlarında kalıyorduk -neredeyse beleşe ve üç odalı dairelerde.

    Yeşillikler içindeydi lojman. Zaten ormanımsı ve geniş alana yayılan ağaçlı tepelerin hemen dibindeydi.

    Lojmanda kalanlar sadece akademik kadroda olanlar değildi. Her türden memurun da kalma hakkı vardı. Metin Abi, mesela, bahçıvandı. Sevilesi ağır Kürt şivesiyle konuştuğu Türkçe ve o neşeli kişilğiyle herkesin sevgilisi olan Mehmet Abi (Memoş idi hemen herkes için) Fen ya da Kimya fakültesinin öğrenci işlerinde memurdu.

    Lojmanların hemen girişinde, zemin dahil dört katlı olan bina “Bekarlar Lojmanı”, zemin ise kocaman bir kafeterya idi. Mesaiden çıkılır, kafeteryaya geçilir, mesaiye parasına okey, birasına ve çayına pişti partileriyle devam edilirdi.

    Bunlar öylesine pişti partileri değildi. Allah sizi inandırsın, memur ağabeyler arasındaki rekabet öylesine anlatılmaz noktalardaydı ki, o eşli pişti partilerindeki eşlerin ‘oyuna yazan’ bira hakkı sınırsız olurdu. Derbi maç izler gibi sandalye çekip masanın etrafında koca kalabalık oluşturanların içtikleri çaylar da ‘oyuna yazılırdı’. Yani, kaybeden öderdi. Sekiz on kişi değil, derbi partilerde kalabalık iki düzineyi bulur, arka masalardakiler masayı göremez, masayı görebilenlerden izlerdi partinin nasıl gittiğini.

    Hem kaloriferci Küthayalı Nizamettin Abi, hem lakabı Elmor olan (her türlü sıhhi tesisat işinden anlardı, adını ordan almıştı) bir diğer kaloriferci ağabey, Kurban bayramlarında kurban keserlerdi. Her yaz memleketleri Çorum ve Kütahya’ya uzun tatile gittiklerini kolayca hatırlıyorum. Çünkü çocukları akranlarımız, yakın arkadaşlarımızdı. Yokluklarını arardık.

    Umulabileceği üzere, bu kaloriferci ağabeylerin eşleri yemek işlerinde hünerli ablalardı. Kaç kere kapıya bakıp kapıya çıkan ben olmuşumdur o ablaların pişirdikleri kıymalı biber dolmaları, başka başka yemeklerle dolu tabakları teşekkür edip içeri taşıyan.

    Hastahane işlerinin berbat olduğunun farkındaydım -aileden değil, orta sınıf altı çevreden.

    Hayli ciddi sorunlar da vardı elbette.

    Ama, yemin ederim, memurlar için ne elektrik, ne su faturaları dikkate değer ödemelerdi.

    Ve yine yemin ederim ki, orta sınıf ve benimki gibi orta sınıf üstü aileler dışında, hanelerin geçimini sağlama işi tek başına erkeklerin işiydi.

    Pazardan opera sanatçısı da pazar arabasını doldurur dönerdi, kaloriferci abilerin eşleri de.

    Önümüzdeki Ocak Şubat gibi, bunları memur, üniversitede araştırma görevlisi, banka müdür yardımcısı, sağlık çalışanı gibi vatandaşlara anlatsanız, bir kısmı “Valla cennet gibiymiş. . .” diye fısıldayacaklar. Çünkü, henüz cehennemin gözünü görmediler.

    Ahmet Bey, becerikli eleman bulamamaktan yakınan bir işveren arkadaşımız burada. Günün ilk yorumunu o yazmış. Yeni bir şey yok. Gavur Ermeni, gardaş Azeri, falan filan. Suriye’yi alıyor Yunanistan yazıyor, rahip Brunson halkbank günlerinde Trump olan ismi alıp Merkel falan koyuyor. Kaç yıldır muhabbet aynı muhabbet.

    Buranın müdavimleri arasında saflar belli. Hiç birimiz bir diğerimizi hidayete erdiremeyeceğiz. Aslında bir tür muhabbet keyfi, bir tür de tribünlere oynama işi yaptığımız şey (bizler kadar politize olmamış F. Koru okurları belki yorumlara da bakar kabilinden).

    İki yıl önce ne söyleyip neyi/kimi destekliyorsak, onu destekliyoruz. Kafaları değiştirmeyeceğimiz açık.

    Ahmet Bey bu söylediklerini tereddüte düşmüş AK Parti seçmeni dar gelirli yurrtaşlara anlatsın Şubat’ta Mart’ta.

    İkna edebilecek mı onları bu argümanlarına?

    Bilmiyorum. . .

  6. Eğer şu aşağıda paylaşmak istediğim gençlik anımda en ufak bir yalan dolan, aldatmaca, kurnazlık varsa, Allah bana gün yüzü göstermesin.

    16-17 yaşlarındaydım herhalde. Kemalist vesayetçi rejim, askerleri (üniformalı olanlarını, alayını) üniversite hocalarını, sanatçıları, savcı ve yargıçları falan iyi, hatta çok iyi yaşatırdı. Babam üniversiteydi. İzmir’in Bornova ilçesinde Ege Üniversitesi lojmanlarında kalıyorduk -neredeyse beleşe ve üç odalı dairelerde.

    Yeşillikler içindeydi lojman. Zaten ormanımsı ve geniş alana yayılan ağaçlı tepelerin hemen dibindeydi.

    Lojmanda kalanlar sadece akademik kadroda olanlar değildi. Her türden memurun da kalma hakkı vardı. Metin Abi, mesela, bahçıvandı. Sevilesi ağır Kürt şivesiyle konuştuğu Türkçe ve o neşeli kişilğiyle herkesin sevgilisi olan Mehmet Abi (Memoş idi hemen herkes için) Fen ya da Kimya fakültesinin öğrenci işlerinde memurdu.

    Lojmanların hemen girişinde, zemin dahil dört katlı olan bina “Bekarlar Lojmanı”, zemin ise kocaman bir kafeterya idi. Mesaiden çıkılır, kafeteryaya geçilir, mesaiye parasına okey, birasına ve çayına pişti partileriyle devam edilirdi.

    Bunlar öylesine pişti partileri değildi. Allah sizi inandırsın, memur ağabeyler arasındaki rekabet öylesine anlatılmaz noktalardaydı ki, o eşli pişti partilerindeki eşlerin ‘oyuna yazan’ bira hakkı sınırsız olurdu. Derbi maç izler gibi sandalye çekip masanın etrafında koca kalabalık oluşturanların içtikleri çaylar da ‘oyuna yazılırdı’. Yani, kaybeden öderdi. Sekiz on kişi değil, derbi partilerde kalabalık iki düzineyi bulur, arka masalardakiler masayı göremez, masayı görebilenlerden izlerdi partinin nasıl gittiğini.

    Hem kaloriferci Küthayalı Nizamettin Abi, hem lakabı Elmor olan (her türlü sıhhi tesisat işinden anlardı, adını ordan almıştı) bir diğer kaloriferci ağabey, Kurban bayramlarında kurban keserlerdi. Her yaz memleketleri Çorum ve Kütahya’ya uzun tatile gittiklerini kolayca hatırlıyorum. Çünkü çocukları akranlarımız, yakın arkadaşlarımızdı. Yokluklarını arardık.

    Umulabileceği üzere, bu kaloriferci ağabeylerin eşleri yemek işlerinde hünerli ablalardı. Kaç kere kapıya bakıp kapıya çıkan ben olmuşumdur o ablaların pişirdikleri kıymalı biber dolmaları, başka başka yemeklerle dolu tabakları teşekkür edip içeri taşıyan.

    Hastahane işlerinin berbat olduğunun farkındaydım -aileden değil, orta sınıf altı çevreden.

    Hayli ciddi sorunlar da vardı elbette.

    Ama, yemin ederim, memurlar için ne elektrik, ne su faturaları dikkate değer ödemelerdi.

    Ve yine yemin ederim ki, orta sınıf ve benimki gibi orta sınıf üstü aileler dışında, hanelerin geçimini sağlama işi tek başına erkeklerin işiydi.

    Pazardan opera sanatçısı da pazar arabasını doldurur dönerdi, kaloriferci abilerin eşleri de.

    Önümüzdeki Ocak Şubat gibi, bunları memur, üniversitede araştırma görevlisi, banka müdür yardımcısı, sağlık çalışanı gibi vatandaşlara anlatsanız, bir kısmı “Valla cennet gibiymiş. . .” diye fısıldayacaklar. Çünkü, henüz cehennemin gözünü görmediler.

    Ahmet Bey, becerikli eleman bulamamaktan yakınan bir işveren arkadaşımız burada. Günün ilk yorumunu o yazmış. Yeni bir şey yok. Gavur Ermeni, gardaş Azeri, falan filan. Suriye’yi alıyor Yunanistan yazıyor, rahip Brunson halkbank günlerinde Trump olan ismi alıp Merkel falan koyuyor. Kaç yıldır muhabbet aynı muhabbet.

    Burada saflar belli.

    İki yıl önce ne söyleyip neyi/kimi destekliyorsak, onu destekliyoruz. Kafaları değiştirmeyeceğimiz açık.

    Ahmet Bey bu söylediklerini tereddüte düşmüş AK Parti seçmeni dar gelirli yurrtaşlara anlatsın Şubat’ta Mart’ta.

    İkna edebilecek mı onları bu argümanlarına?

    Bilmiyorum. . .

      • Ahmet bey size de aşkolsun
        Bunları yazanı siz canlı kanlı adam mı zannettiniz
        Sabah mesaiye kalkıp yazılacak denilenleri yazan robotlardan geri dönüş bekliyorsunuz
        Uzun uzun yazılar görünce birşey mi sandınız bildiğiniz robot
        Yoksa hem sosyalist hemde piyasacı babacancı nasıl olunur
        Çok kaale almayın sadece kulaklarına üflenen nedir onları öğrenin
        Onlarda burada üflüyor

  7. Eskiden, yayın sinyalleri televizyon dediğimiz alıcılara ulaşamadığında, birbirlerine benzer büyüklükte onbinlerce siyah beyaz nokta hızla sağa sola hareket eder, biribirinin içine girer, siyahsa beyaz, beyaz ise siyah olurdu. Biz de “Televizyon karıncalandı” derdik. Benim içinde yetiştiğim türden ailelerde, bir aile büyüğü çıkar, o ifadedeki dil bozukluğundan memnuniyetsiz, “Karıncalanan televizyon değil, ekran.” der, o yanlışa düşenlere ayar verirdi.

    Ben bu anayasal düzenlemelerden, onun yasa hükümlerinden anlamıyorum. Yardımcı olmaya çalışan, karmaşık şeyleri yalın ve anlaşılır kılarak açıklayan kişi sayın Koru da olsa anlamıyorum. Gözlerim kararıyor, zihnim karıncalanıyor.

    Bu zaaf ya da kapasite yetmezliğinin bana siyasetin bundan sonraki muhtemel seyri konusunda kendimce okumalara girişmekte dikkate değer bir dezavantaj teşkil ettiği kanısında değilim ama.

    Ben adı şu ya da bu olabilecek bir tepeye çıkmayı yeğ görüyorum. Oksijen bol. Görüş açısı sanki daha geniş. Görüş açısı daha geniş değilse, her zaman ne ise yine o ise, en azından daha çok şeyi bir arada görme imkanı sağlıyor.

    Yerli yersiz ya da matah bir şeymiş gibi sıkça kullanılıp moda olan ifadelerden nefret ediyorum. “Resme makro düzeyden bakarsak, olguları yapıçözümlemesine uğratarak. . .” gibi ifadeler. Aslında söyleyeceği lafı olmayıp varmış gibi davrananların yeltendikleri rezillikler bunlar

    Söylemeye çalıştığım şey şu ki, önümüzdeki resme, “Türkiye Toplumsal ve Siyasal Tarihi” tepesine çıkıp oradan bakmak da mümkün.

    Bunun için çok okuyup akademik bilgiyle donanmış olmak falan gerekmiyor. İyice bir hafıza, çoğu zaman iş görüyor.

    Egemenlerin vesayetçi siyasal düzeni, adeta kurulmuş saat gibi, her on yılda bir krize girer. Bu, basitçe, yönetememe krizidir. Hem iktidarın yöneTEMEme becerisi (bu da bir tür beceridir, kimse gülmesin) tavan yapmıştır. Hem yönetemeyen iktidar partisinin karşısındaymış gibi sıralanmış irili ufaklı numaracı muhalif partiler vesayet düzenine umut ve rıza üretecek durumda değillerdir. Hem de halk yığınları her zaman olduğundan daha fazla homur homur olmuş, düzene kem gözle bakmaya başlamışlardır.

    Darbeler bunun için yapılırdı zaten.

    Vaseyetçi devletin ve onun siyasal düzeninin son krizini pek çoğumuz hatırlıyordur herhalde.

    Neredeyse bütün siyasal partiler silindi. Homur homur olan halkımız 28 Şubat falan takmadı, vesayetin yönetim krizinden AK Parti ile ileri atılarak çıkma olanağını kendi elleriyle yarattı. (Aslında benzer şeyi halk Özal’ın ANAP’ıyla da yapmıştı daha önce. Darbeci generallerin açıkça işaret ettikleri asker partisine de, bugünkü CHP’nin atası olup halkçı numarası çekip aslında devletçi olan, Halkçı Parti denilen partiye yüz vermeyip Özal’ı desteklemişti.)

    Ancak sekiz yıl sürebilmiş AK Parti parantezinin üzerinden on yıl geçti.

    Resim aynı resim.

    Kriz aynı kriz.

    Devletin neresinden tutmaya kalksanız elinizde kalıyor. Aynı şey, iktidardaki devlet partisi için de, muhalefetteki devletçi partiler için de geçerli.

    Erken seçim temasını, iktidar ortaklarının arzu veya tercihi, muhalefetteki partilerin erken seçim isteriz derken numara mı çektikleri yoksa harbi mi oldukları, anayasanın beyin karıncalandıran hükümlerinin o mu bu mu olduğu üzerinden değerlendirip tartışmak bana heyecan verici gelmiyor.

    Birilerinin ortaya çıkıp, “İşte bu kadar basit. Şimdi dağılabilirsiniz.” dediğinde bir yorumcu, “Hay Allah senden razı olsun” oluyorum buralarda.

    Yahya Bey bence bunu yapmış. Seçimin 2023 yılı öncesinde yapılacağı kanaatini kendisinin de paylaştığını söyledikten sonra, “Bu seçim Ak Parti ve Tayyip Bey’in seçime maruz bırakılması ile olacak gibi…” diyerek, şimdi dağılabileceğimizi söylemek istemiş gibi sanki.

    Anayasa hükümleri nasıl yorumlanmalı? Erdoğan’ın adaylığı bunun neresinde? Bahçeli erken seçim ister mi istemez mi? Muhalefet erken seçim talebini dillendirirken doğru mu yapıyor oyuna mı geliyor?

    Ben bu işlere girmeyeceğim. Çünkü gerçekten anlamıyorum.

    Gördüğüm ve bildiğim şu:

    Bu iktidarın ömrü artık aylarla sınırlı. Önümüzdeki altı aylık kış döneminden çıkarken AK Parti’nin oyu yüzde 25, MHP yüzde 8 ya da 9.

    Onlar gidecek kim gelecek?

    İçinde CHP’nin, İyi Parti’nin falan olduğu bir ara dönem mi yaşanır, yoksa kafadan milli diktatörlük mü kurulur? Bilmiyorum.

    Ama, benim açımdan şu çok açık:

    Ya devlet aklını başına devşirip Deva’nın önünü kesmeyecek (ve aksine onun işini kolaylaştıracak), ya da, Erdoğan iktidarı aleni ve kemiksiz bir diktatörlük olarak (ya da askeri diktatörlük olarak) yıkılıncaya kadar yola devam etmeye çalışacak.

    Bu ikisinin arası yok.

    Kimse, özellikle de Baran, yine ortaya çıkıp “Erdoğan zaten diktatör” diyerek saçmalayıp can sıkmasın.

    Otoriter-popülist bir rejim altındayız. Ya diktatörlüğe gidecek ülke. Ya da krizden Deva ile çıkacak.

    Ben diyorum ki, bunlardan ikincisi olacak.

    Ama, önce, Yahya Bey’in dediği olacak ve ‘Tayyip Bey seçime maruz bırakılacak.’

    2021’in ilk yarısı içinde.

    Reis istese de böyle bu istemese de.

    Bahçeli istese de böyle bu, istemese de.

    Muhalefet istese de böyle bu, istemese de.

    • Sn.bernar, başkanlık sisteminde sayın bahçelinin ülkeyi seçime götürebilmek gibi bir imtiyazı yok artık ama seçime götürmemek gibi bir imtiyazı var hala…

  8. Erdoğan gaz rezervinin yukarı güncelleneceğini yada yeni rezerv tespit edildiğinden bahsediyor. Cumartesi açıklayacakmış. O güne kadar neden olmayacağını, olamayacağını, olmaması gerektiğini düşünün de makul tweet ler falan hazırlayın. Hatta rezerv bulunsa bile bunun işletilmemesi gerktiğini işletilirse başımıza işler açabileceğini vurgulayan analizler de ekleyin dursun belki çok büyük rakamlardan bahsederse hazırlığınız falan olsun. Çünkü geçen açıklamada bu minvalde yazılar okumuştum burda ve bir çok kati muhalif platformlarda.

    • Erdoğan birkaç gün sonra müjde açıklayacağım basitliğini bıraksın. Bir şey varsa o konuyla ilgili uzman ve yetkili kişiler günü gelince açıklar. Doğalgaz çıkıp da borular karaya ulaşana ve ekonomiye ne kadar katkı sağladığını görene kadar övücü bir şey söylemek zorunda değilim. Yok öyle yağma. Gelecekteki muhtemel bir yararı sanki gerçekleşmiş gibi bugünden siyasi avantaja çeviremez. Bekleyip görecek sonra konuşacağız. Yanlış mı?

  9. YouTube mafya reklamlarından geçilmiyor Ahmet bey! ergenler gibi Tik Tok vidyoları yayınlıyorlar.
    mafya örgütleri içerde savaşıyorlar, dışarıya karşı savaşmıyorlar ki!

  10. Sayın yazar; Dediğiniz teknik bir konu, ülkemizde yasa yaparken her zaman tekrarlanan bir hata. Oysa yasa yapılırken “bu kanunun yayım tarihinden önceki dönem görev yapmış cumhurbaşkanları bu hükümden muaftır” şeklinde bir satır yazılsa problem olmayacaktı. Şimdi tartışacağız haklı olarak. İki dönem yasa yayınlanınca mı başlıyor yoksa öncesindeki görevi de dahil mi.

    Bu seçimden ne bekliyorsunuz sahi ? Hakikaten siz Erdoğanın kaybedeceğini falan mı sanıyorsunuz ? Sokakta hiç mi yürümüyor insanları hiç mi dinlemiyorsunuz. Burdaki yorumcuları okuyunca Tayyibin oyu %10 bile olmayabilir de burda yorum yazanların galiba 2-3 ü tayyibe oy verecek.Muhtemelen ocakmedya çalışanlarının da hiçbiri. Fakat sokak öyle demiyor bilesiniz. Ben de size bir oran atayım Ak partinin oyu 40 larda Tayyibin oyu 50 lerde geziyor haberiniz olsun. Ama umut göremediğinden ama alternatif bulamadığından ama Tayyibi takdir ettiklerinden. İnsanların başka yönelimi yok.

    Adına hamaset de deseniz şov da deseniz yada nasıl isimlendirirseniz, sokaktaki oy verenler (sizin adınıza üzgünüm ama evet onların oyu da sizinle eşit sayılıyor) Tayyibin akdeniz, karadeniz, yunanistan ve avrupa, Azerbaycan politikalarını baya baya beğeniyorlar. Keza suriyede ve libyada kısmi de olsa sağlanan askeri başarı (pek de küçümsenecek şeyler değil ha ne dersiniz) ve yine akdenizde Bir kaç ülkenin donanmasına birden karşı duruş (mesela italyan ENİ gibi bir petrol şirketinin bölgeden çekilmesi) ve Yunanistan ve Rum kesiminin sondaj ve işletme yaptıracak petrol şirketi bulmakta çok zorlanması) milletin pek hoşuna gitti. Siz nasıl değerlendirirsiniz biliyoruz ama insanlar pek aynı fikirde olamayabilir. Bu arada muhalif iş dünyası bile sizinle aynı görüşte olmayabilir (misal Dünkü İyi parti kürsüsünde konuşan iş adamı).

    Sokaktaki insanları bir çoğu Tayyibin salgın yönetiminden de yüksek oranda memnun. İnanmayacaksınız ama salgındaki ekonomi yönetiminden de. Ayrıca dünkü iş adamının sözlerini bende tekrarlayayım Mersin/Anamur bölgesinde inşaatta çalışacak 20 niteliksiz işci aramak için köylerde 1 hafta gezdik (maaş 3200 net ve diğer sosyal haklar servis yemek fazla mesi izin vs. herşey resmi olarak verilmek üzere) zor tamalayabildik personeli.

    Yani demem o ki aşşağıdan görünen siyasi tabloya göre erken seçim talebiniz sizi hüsrana uğratabilir. Bir çok seçimde olduğu gibi tahmin şirketleri gene çuvallıyor gibi. Tabi 2023 e kadar daha çok var yarın ne getirir götürür bilemeyiz amma. (Şahsi fikrim bu başarılar artacağı yönünde o yüzde siz 2028 i bekleyin)

    • İtalyan ENI petrol şirketi bölgeden çekilmek zorunda kalmış. İyi güzel de Türkiye açık denizin altında petrol veya doğalgaz bulduğunda ne yapacak? Çıkartabilmek için uluslararası petrol şirketlerinden birisi ile anlaşmak zorunda. Bugün ne kadar geçimsiz davranırsan yarın o kadar fazla taviz vermek zorunda kalırsın!

  11. Muhalefet liderleri ve üst yönetim kadroları tecrübeli siyasetçilerden oluşuyor. Fehmi Koru’nun yazısında belirtilen hususları değerlendirebilecek durumda olmaları gerekir. Belki de bizim bilmediğimiz bazı gelişmeler yaşanıyor. Mevcut sistem hem ekonomide hem siyasette tıkandı. Bir değişiklik kaçınılmaz gözüküyor zaten. Önemli olan siyaset-devlet dengesinin sağlanmasıdır ve bunun için görüşmeler yapılıyor olabilir. Üniter devleti koruyacak şekilde Siyasal İslam ve Avrasyacılar tasfiye edilecek sanıyorum.

  12. Muhalefet sadece “söylem” ile yapılmaz.
    “Eylem” de gerekir.
    Yeni kurulan partilerin de eylem yapabileceğine ihtimal vermiyorum.
    Muhalefet bir tek adalet yürüyüşu gerçekleştirdi.
    Daha sonra da, bunun için özür dilemediği kaldı.Yani etkisini de sıfırlamak için elinden geleni ardına koymadı.
    Geriye. ” toplumsal muhalefet ” kalıyor.
    İktidar, asıl bundan korktuğu için, bu tür eylemleri derhal terör eylemi kapsamında susturmaya -bastırmaya çalışıyor.

  13. Hocamız ,bu sefer haklı olarak yine erken seçime dalmış ! Yazıda olası bir genel ve CB nı seçimi ile ilgili olarak yasal ve anayasal mevzuatı ve partilerin konuyla ilgili tutum ve davranışlarını , görüş ve düşüncelerini irdelemeye çalışmış . Bizim anlı şanlı ve de her zaman ülke ve millet menfaatini ön planda tutan , fazilet sahibi , yüce partilerimiz elbette ki en doğru , en uygun zamanda erken seçim kararı alabilirler ; bu onların bileceği bir iştir ! Burada bence işin çok daha önemli yönü olan ve ülkemizin de içinde bulunduğu ekonomik durum itibarıyla asıl düşünülmesi gerekenin , seçimin mali boyutunun olduğunu belirtmek isterim . Hocamız , bu konuyu muhtemelen ya yer darlığından veya dikkatinden kaçtığı için ele almamış olabilir . Ben de konu hakkında sadece görüş ve düşüncelerimi kısaca belirtmeye çalışacağım , fazla bilgi sahibi olmadığımı peşinen belirtmek isterim .Bu sene yeni yapılan bütçeden partilere toplam olarak 419 milyon lira hazine yardımı yapılacağı planlanmış; bu miktar seçimlerde 3 katı kadar arttırılabiliyor .Erken seçim kararı , normal şartlarda ancak 5-6 ay sonra uygulanabilir , belki zorlayarak bunu 3-4 aya çekebilirler ; buna yeni kurulacak hükümetin de en az 3-4 ay kadar bir süre hazırlıkla geçireceğini ekleyelim ; neredeyse bir yıla yakın bir zaman dilimi ekonomik yönden ölü geçecektir . Dolayısıyla benim yaptığım inceleme ve araştırmalar neticesinde böylesine ikili genel bir seçimin her yönden ülke ekonomisine maliyetinin aşağı yukarı 30-35 milyarı bulacağı ortaya çıkmaktadır . Denebilir ki ‘ Kardeşim ülke kilitlendi, iktidar adım atmıyor , uçuruma doğru gidiyoruz , peki ne olacak ‘ ! Vallahi siz de haklısınız , ne diyeyim ! Adeta sakal bıyık arasına sıkışmış bir vaziyetteyiz ! Elbet hayırlısıyla bir çıkış kapısı aralanır ‘ Herkese selam ve saygılar.

    • bu para meselesini beyaz tv de iktidar için konuşan çok ünlü piyasa yapıcı (buna konuşman veya konuşmacı diyorlar,konuşarak piyasa yapan) Kaan Sarıaydın’a sunucu sordu. emekli maaşlarının ödenememe riski olduğunu söylüyor muhalif ekonomistler, sizce emekli maaşlarının ödenmeme riski var mı? diye sordu.
      adamın cevabı çok ilginçti: ” devletlerin gayrı safi gelirleri olmaz sadece, safi’den gayrı gelirleri de vardır” dedi. (tabi bunu duyunca zihinim gezintiye çıktı.)

      • Baran kardeşim ilginize teşekkür ederim . Yani safi’den gayri gelirleri de olduğuna göre demek ki bizim emekli maaşları güvende oluyor herhalde (mi) ?? Selam ve saygılarımla

  14. «”Erken seçim isteriz” çağrısı muhalefetten geliyor, iktidar buna karşı çıkıyor.. Yanlış bir görüntü bu…»
    Evet yanlış bir görüntü bu; ben yıllardır muhalefetin bir kez olsun erken ya da vaktinde seçim istediğini duymadım, bugün de duymadım 18yıldır da duymadım, ama iktidarın her fırsatta vaktinde ya da erken habire seçim yaptığını veya referanduma gittiğini çok gördüm; üstelik hepsini de kazandı! Muhalefet erken seçim istiyorsa ben niye duyamıyorum? Meydanlarda bangır bangır belediye araçlarıyla halkı seçimlere hazırlayan, ellerinde megafonla seçim istiyoruz diye yeri göğü inleten kalabalıklar var da ben mi göremiyorum? Alem akıllısı sizsiniz de bir biz mi ahmağız???

  15. Sn.bernar, dünyadayken bize cehennemin kat kat fazlasını yaşatacak çok büyük kanlı altüst oluşlarınızı dört gözle bekliyoruz; yiğit yakadan it paçadan tutarmış! İlk adımı atan yere önce düşer, buyrun!!!

  16. Anayasanın Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin yenilenmesi maddesi olan 116’ıncı maddesi Cumhurbaşklanlığı seçimlerinden önce değişti. Yani Tayyip Bey yeni sisteme göre seçilen ilk Cumhurbaşkanı. Ak Parti hukukçuları da bu şekilde düşünecekler ve anayasa hükmünü bu şekilde yorumlayacaklardır. Eğer seçimler zamanında yapılırsa 2023 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi için Ak Parti’nin, MHP ve Devlet Bey’in ortak adayı Tayyip Erdoğan olacak gibi görünüyor. Bu adaylık Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için ikinci adaylığı olaur. Tayyip Erdoğan’ın 2014-2018 arasındaki Cumhurbaşkanlığı Anayasa değişikliğinden önce yaptığı için 2023 yılındaki yeniden adaylığını engellemez diye yorumlanacaktır.
    Tüm bunlara rağmen Cumhurbaşkanlığı veya TBMM seçimlerinden herhangi birinin 2023’ten önce yapılacağı konusunda hemfikiriz. Ancak bu seçim Ak Parti ve Tayyip Bey’in seçime maruz bırakılması ile olacak gibi…

    • Yahya bey paylaştığınız bilgiler doğruysa ki öyledir, bir de onları yorumlamaya gerek yok; seçimlerin zamanında ya da erken yapılmasına bakılmaksınız devlet başkanımız ikinci kez aday olabiliyor yani. Burada aylardır ertav ve benzeri bikaç eleman habire anayasanın ilgili ilgisiz maddelerini şerhedip yeniden aday olamaz da cart curt diye yazıp çiziyorlardı; ya fazla zekiler ya da külliyeN…!

  17. Anayasa 116’ya göre “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.”…

    116. maddenin diğer bir fıkrası; “Cumhurbaşkanının seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi genel seçimi ile Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.”a göre Erdoğan “bir daha aday olabilir” mi? Bunu bil(e)miyorum. Bu, belki Anayasa uzmanlarının konusudur.

    Yani vaktinde (Haziran 2023’de) yapılacak bir seçimde Erdoğan aday olamıyor.

    Ancak yukarıda anılan Anayasanın; “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” maddesine göre “bir defa daha aday olabiliyor”. Bu bile tek başına Erdoğan’ın -siyasete devam etmeyi istemesine bağlı olarak- erken seçimin yapılacağına dair yeterli bir kanıttır.

    Peki TBMM erken seçim kararı alabilecek mi?

    Bunu sormamın nedeni, Koru’nun da yazısında da belirttiği gibi, meclisin iktidar kanadının üye sayısı bu kararı almaya yetmiyor. 360 milletvekilinin oyu gerekli bu karar için; bu sayıyı elde etmek için de en az 21 üyenin oyuna ihtiyacı var iktidar kanadının.

    Muhalefet erken seçim çağrısı yaptığına göre eksik üye sayısını tamamlayacak ve iktidar kanadı bu sayının üzerinde bir sayıyı elde edecektir.

    Muhalefet cenahı erken seçim çağrısında samimi midir?

    Politikalarını Erdoğan karşıtlığı üzerine kuran muhalefet Erdoğan’a bu üçüncü şansı tanır mı ki?

    Muhalefet partileri, 50+1’i alabilecek emarelere sahiptir de bu yüzden mi erken seçim çağrısı yapıyor?

    Hayır! Böyle bir şey gözükmüyor. Bu olağan dışı bir şey. Muhalefet partilerinin hiç birisi Cumhur İttifakına karşı tek başına bu çoğunluğu elde edemez. Muhalefet partileri, erken bir seçim için ete kemiğe büründük bir ittifak oluşturmuş da değiller henüz.

    Peki nedir bu “erken öten horoz” misali erken seçim çağrısı?

    Biz yine de Bahçeli’nin sözüne kulak kabartalım: “MHP lideri de seçimin zamanında yapılacağını söyledikten sonra cumhurbaşkanı adaylarının Tayyip Erdoğan olacağını da açıkladı.”

    2002’de aldığı erken seçim kararıyla siyasette (çok) etkin olan ve Türkiye siyasetinin dönüm noktalarına damga vuran Bahçeli ne diyorsa o. Ne diyor Bahçeli; “2023 cumhurbaşkanı adayımız Sn. Erdoğan’dır.

    Biz/ler bunu şöyle anlayalım: 2023 sonrası da T.C. Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’dır. Nokta.

    Şimdi soru şu: Cumhur İttifakının erken seçim kararı alması tongasına -21 veya daha fazla milletvekilinin oyunu vererek- hangi muhalefet partisi düşecek?

    Görünüşe göre Akşener’in partisi -milletvekilleri- buna çok yatkın veya istekli…

    Çiçeği burnunda partiler -DEVA ve Gelecek Partisi- bu tongaya şimdiden düştü bile.

    Kılıçtaroğlu’nun – hem de Bahçeli’ye- erken seçim çağrısını diğer muhalefet partisi liderlerinden sonraya bırakması ne anlama geliyor peki? Bu bir paslaşma.

    (anladığımı) Anlatayım: Çiçeği burnunda partiler -evvelinden- erken seçin çağrısı yapmakla, hem cumhur ittifakı ve hem de Kılıçtaroğlu’nun tongasına gelmiş oldular.

    Güya CHP muhalefet partisiymiş! O da her seferinde iktidarın işini kolaylaştırmıyor mu?

    Devlet partisi CHP… Devlet partisi MHP… Devlet partisi AK Parti…
    HDP’den bir açıklama duyanınız oldu mu?

    Millet İttifakı veya benzeri mümkün mü artık?

    Hayır…

    Eveet; erken seçim kararı alınacak ve Cumhurbaşkanı Erdoğan olacak.

    Siz sandığa gidecek misiniz?

  18. Anayasanın Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin yenilenmesi maddesi olan 116’ıncı maddesi Cumhurbaşklanlığı seçimlerinden önce değişti. Yani Tayyip Bey yeni sisteme göre seçilen ilk Cumhurbaşkanı. Ak Parti hukukçuları da bu şekilde düşünecekler ve anayasa hükmünü bu şekilde yorumlayacaklardır. Eğer seçimler zamanında yapılırsa 2023 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi için Ak Parti’nin, MHP ve Devlet Bey’in ortak adayı Tayyip Erdoğan olacak gibi görünüyor. Bu adaylık Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı için ikinci adaylığı olaur. Tayyip Erdoğan’ın 2014-2018 arasındaki Cumhurbaşkanlığı Anayasa değişikliğinden önce yaptığı için 2023 yılındaki yeniden adaylığını engellemez diye yorumlanacaktır.
    Tüm bunlara rağmen Cumhurbaşkanlığı veya TBMM seçimlerinden herhangi birinin 2023’ten önce yapılacağı konusunda hemfikiriz. Ancak bu seçim Ak Parti ve Tayyip Bey’in seçime maruz bırakılması ile olacak gibi…

  19. Eski anayasa maddesine göre meclisteki siyasi partiler, hükümet aleyhine güvan oyu isteme hakkına sahip idi.Değişiliklik yapılmış yeni anayasa maddelerine göre, böyle bir meclis yetkisi var mı bilmiyorum.İş dünaysı da erken seçim istiyor.Bu iş dünyasında hükümet yanlısı olanlar da var.Yani,AKp iktidarı yanlısı iş dünyası da erken seçim istiyor.Mevzunun bir başka yönü de AKP ve MHP seçmen kitlesi,AKP hükümetinden memnu değil ve yeni kurulan partilere;Deva ve Gelecek Patilerine kayıyorlar.Bu konu alelen söylenmekte ve konuşulmakta.AKP ve MHP içindeki vekillerden bazıları partilerinin politikalarından memnun değil ve partilerinden ayrılmak istiyorlar:Yaklaşık ve toplam olarak 50-60 vekil.Ancak ayrılmak için cesaretleri yok.İşte,hazır iktidar ittifak partilerinin seçmen kitlesi, partilerinden ayrılıp yeni partilere kaymış iken;iş dünyası bu fırsattan yararlanmasını bilmelidir.AKP ve MHP den ayrılmak isteyen ,ama yeretrli cesareti bulamayan vekiller cesaretlendirilip partilerinden ayrılması sağlanabilir.Yeni partilere geçtiklerinde meclis güven oylaması ile erken seçime gidilebilir.Eğer yeni değişikli ile meclisin güven oylamasına gitme yetkisi ellerinden alınmış ise,çözüm yine var.AKP hükümetinin meclis çalışması onların isteğine göre değil,muhalefetin isteğine göre şekillendirilir.AKP nin kanun tasarıları meclisten geçirilmez.Muhalefet, daha önce Erdoğan baskısı ile meclisten geçirilmiş AKP ni kanunlarını iptal edebilir.AKP hükümeti topal ördeğe dödürülebilir.Böylelikle zorlamaya dayanamayan AKP erken seçimesi razı edilebilir.Bu yol ile düşmekte olan AKP ve MHP oyları daha da düşer.İş dünyasına bu konularda iş düşüyor.Saygılar.

  20. dün ertuğrul beyin yazısını okuduğumda ben de durumun ne kadar vahim olduğunu anlamış ve muhalefetin nasıl böyle açık bir oyuna geldiğine hayret etmiştim.

    – fakat dün, karar gazetesinde (karar tv mi demem lazım) bekir ağırdırla yapılan proğramı dinlediğimde, muhalefetin neden ve nasıl bu tuzağa düştüğünü anladım.
    – belki kabaca ve kısa yoldan, akşenerin erdoğan-bahçeli iktidarına 3. önemli hizmeti diye açıklanabilir.
    – neden durumu bu şekilde formüle ettiğimi açıklamaya çalışayım.
    – bundan bir süre önce, gazetelerde yapılmış olan bir anket yayınlandı. ankete göre, cumhur ittifakının oyu erimiş (normal olarak), bununla birlikte başka ilginç sonuçlar da ortaya çıkıyordu.
    – bu ilginç sonuçlar da dikkat edilmesi gereken bazı noktalar da var ama sonuçlar bernar bey gibilerinin isteklerine o kadar uygun ki, kimse birşeyleri sorgulama zahmetine katlanmıyor.
    – zaten “tesadüfen” 2 kez zokayı yutan akşenerin böylesine akla ve mantığa uygun, zaten öyle olması gerktiği beklenen gelişmelerle uygun zokayı yutmaması mümkün değildi.
    – deva ve gelecek partisi için yararlı ve sağlıklı görünen zokalar da oltanın ucunda duruyordu.
    – doğal olarak onlar da zokaya sazan duyarlılığı ile atladılar.
    – bu durumda chp liderinin zaten yapacak başka birşeyi kalmamıştı. illaki zoka yutacağım diyen çocukla başetmek kolay değil. çünkü akp-mhp iktidarını bu çocuklar olmadan zaten yıkamaz ve olmaz dediğinde de oy oranını bile kaybedecek.
    – şimdi durumu biraz daha iyi partili, deva partili ve gelecek partililer için anlaşılır gale getirmeye çalışayım. tabii bernar bey için de…
    – açıklanan anketteki zoka; öncelikle iyi partinin ardından da deva ve gelecek partilerinin oylarının arttığını, cumhur ittşfakının oylarının düştüğü, bunun yanında da chpnin de oylarının düştüğünü gösteren zoka. eğer yanşış hatırlamıyorsam hdpnin de oyları ankete göre düşmüştü.
    – hem iktidara gelme, hem de dinsiz imansız (siz bernar bey gibiydeniz dinsiz imansız yerine “laikçi” de dşyebilirsiniz) chp ve hdpye de daha az bağımlı olma ihtimali ortaya çıkmış.
    – durum buysa, iktidara “erken seçim” diye yüklenip, kamuoyuna “iktidara hazırız” demek gerekmez mi?
    – tabii ki gerekir. bu şekilde artmış olan oyların, kararlı iktidar yürüyüşü ile daha da artacağı kesin. öyleyse, iktidarı hem erken seçim ile sıkıştırmak ve hem de erken seçim isterüz diyerek oyları arttırmak varken, niye zaten artmış olan oylarını artırmaya çalışmasınlar ki?
    – aynı zamanda, eğer chp ve gdoden kurtulamasalar bile, elleri güçlenecek, istediklerini daha dazla ortaklarına dikte edebilecekler, daha fazla “milliyetçi” önemli görevlere gelecek vs.
    – böyle bir zokayı yutmamak için ilkeleriniz, ahlakınız, her türlü pisliği yapmaya teşvik eden ideolojilerden kurtulmanız lazım.
    – iyi parti, deva ve gelecek partilerinin oy oranı artar ce sen de burayı kaşırsan, böylece 3. kez seçilme hakkı kazanır, chp ve hdp ile diğer muhalefeti (bernarın da yardımıyla) ayırır, sen iktidarını sürdürürken, chp, hdp ve yoksul halkharicinde herkes mutlu olur.
    – bir şeyi yazmayı unuttum:
    – bekir ağırdır, akpden oyların mhpye ordan da iyi partiye kaydığını söyledi.
    – bekir ağırdır, iyi parti, deva ve gelecek partisinin gelişme potansiyeli olduğunu da söyledi. (bernar beyin ağzı kulaklarındadır şimdi)
    – potansiyelin “potansiyel” olduğunu da ben hatırlatayım ki bernar bey, devadan sonra başka bir islamcı partiye geçişte zorlanmasın.
    – sayın ağırdır, seçmenin %30 gibisinin kararsız olduğunu, ve yeni partilere ilgi göstermesinin normal olduğunu da söyledi.
    – ama ağırdır, iyi parti, deva ve gelecek partilerinin oylarını artırdığına dair bir veriye sahip olmadıklarını da söyledi ki zaten yukardaki düşünceler de ağırdırın bu sözünden sonra kafamda netleşti.
    – bu arada, dün chp ve hdp içindeki tartışmalardan bahsetmiştim ama iyi partiyi atlamıştım.
    – benzer tartışmaların bir süre sonra deva ve gelecek partisi içinde de yaşanacağını belirteyim.
    – ve çok önceleri yazdığım bir yorumumu hatırlatıp, dünkü yorumumla birleştirmek istiyorum:
    – yine bu sitede, insanların amerika, almanya, ingiltere, fransa gibi ülkelere baktığında emperyalizmi gördüğünü, ben ise bu ülkelere baktığımda olağanüstü bir dönüşüm kapasitesi gördüğümü yazmıştım. ve bu ülkelerin gelişmesinin bedeninin emperyalizm değil, bu dönüşüm kapasitesi ve dönüşüm sayesinde olduğunu yazmıştım. mesela amerika, kölelikten ırk ayrımının suç kabul edildiği bir topluma dönüştü.
    – biz de, dönüşümü ve dönüşüm potansiyeli sağlayabilirsek gelişiriz yoksa, bataklıkta debelenmeye mahkum oluruz.
    – ve daha önce yine defalarca yazdığım gibi, bu ülkeye ancak birey olmayı başarabilmiş insanlar iyi birşeyler yapabilir. toplumda bşrey sayısı arttıkça toplun gelişir yoksa A ya da B partisinin iktidar olması ile değil.
    – bu nedenle chp ve hdpdeki tartışma X partisinin oy oranını artırıp azaltmasından daha önemli.
    – yine bir zamanlar, toplum bşrkaç kişinin ağzına bakıyorsa, dış güçlerin o toplumu yönetmesinin mümkün olacağını söylemiştim.

    • Sorunun özünün özü.. Daha fazla bireyselleşmek mi çözüm, yoksa adalet ve be merhamet temelinde daha insani çözümler geliştirmek mi ? (Siyasi değil bu mesele)

      • Şerif bey merhaba! islamcıların uluslararası değerlerle bir bağlantısı olmadığı için bireyselleşme ile birey olma kavramları arasındaki farkı bilmemesi normal.
        – Fakat, bireyselleşme ile birey olmak apayrı şeyler. ikisinin içinde de birey geçiyor ama sosyolojide de, psikolojide de birey kavramları geçiyor diye, nasıl sosyolojiye psikoloji demiyor ya da psikolojiye sosyoloji demiyor isek, birey olma kavramına da bireyselleşme demiyoruz.
        – Bireyselleşmeyi size anlatmayacağım. ama birey olma kavramını anlatmaya çalışacağım.
        – Birey olmak demek, cennete gitmek için fetullah gülen veya tayyip erdoğanın “kart hamili yakınımdır” demesini ummamaktır.
        – Yani, kendi sevap veya günahının sorumluluğunu almak, ne yapacağına gülenin ya da cübbelinin değil, kendiyin karar vermesidir.
        – Yani, “ilmi hür, irfanı hür, vicdanı hür” olmaktır.
        – Yukarda tırnak içinde verdiğim bölüm, atatürkün cümlesinden alıntıdır ve Atatürk taa o yıllarda, demokrasinin sürü üyeleri ile olamayacağını, kendi bilgisi, vicdanı, düşüncesi ile karar verebilen bireyler ile olabileceğini vurgulamış.
        – Evet, demokrasi olabilmesi için, bir grubun, biat eden üyesi değil, kendi düşünceleri, kendi vicdanı, kendi bilgisi, kendi zekası, kendi aklı ile hareket eden insanların olması gerekiyor.
        – Türkiyede demokrasinin gelişmemesinin en önemli nedeni budur.
        – Şöyle bir örnek vereyim. Ben de gitmedim ama, amazon ormanlarında yaşayan bir kabile içinde seçim yapmayı bir düşün. sonucunun ne olabileceği üzerine bir kafa yorarsan, amazon ormanlarında yaşayan kabile üyeleri ile demokrasi kurulamayacağını tahayyül edebilirsin.
        – Amazon ormanlarındaki kabileler ile bizim aramızdaki fark: biz şehirde yaşayan kabileleriz. onlar ise ormanda yaşayan kabileler.
        – Biz arabaya biniyoruz, onlar ise, avlanma alanları yakın olduğu için ayakvaya biniyorlar.
        – fakat kafalarımızın çalışma şekli arasında pek fark göremiyorum.
        – amazon ormanlarındaki kabile zihniyeti ile de ancak gülenci, erdoğancı, laikçi, atatürkçü, cübbelici, menzilci vs vs. olunabiliyor ama vatandaş olunamıyor.
        – Bu arada, vatandaş, demokrasilerde ortaya çıkan bir kavram.
        – biat kültüründen ise vatandaş değil, ancak ve ancak teba ortaya çıkar ki, türkiyedeki insanların teba düzeyine bile çıkamamış olması da ayrı bir sorun.
        – önce teba olmamız gerekiyor herhalde, sonra da vatandaş.
        – çünkü hiçbir tebanın, padişah “türkiyede kürt sorunu vardır” dediğinde de, “türkiyede kürt sorunu yoktur” dediğinde de alkışlayacağını zannetmem.
        – Bizdeki birazcık teba öncesi düzeye denk geliyor dersem, tarihçiler “dünya tarihinde teba öncesi dönem diye birşey yok, uydurma” diye karşı çıkabilir.
        – bu arada, bütün herşey cübbeliye kota edilmemiş olabilir ama bir gruba kota edilmiş olabilir.
        – Yaklaşık 30 yıl önce, yabancıların türkiyede sivil toplum örgütleri üzerine yaptıkları araştırma sonucunda, türkiyede gerçek anlamda sivil toplum örgütü olmadığına ilişkin rapor düzenlediklerini okumuştum dersem, birey olma kavramını biraz daha anlatmış olurum zannediyorum.
        – O zaman da, sivil toplum örgütlerinde sol kesimin ağırlığı vardı.
        – fakat sürünün üyesi olmak için solcu ya da sağcı olma şartı aranmıyor.
        – içinde bulunduğun grubun her söylediğini doğru kabul etmen yeterli. ön ve tek şartı bu. işte bu şartı kabul edene biz, ya da kökü dışarda olan batı, birey olamamış damgasını vuruyor.
        – Yani, birey olamamak, henüz tanışmadıkları için islamcı kesimin sorunu değil sadece. bu kavramla çooook önceden tanışmış sol kesim de aynı çukurda debeleniyor.

  21. Bir yıla yakın bir süredir, her fırsatta, Türkiye’nin erken seçime gitmesinin kaçınılmaz olduğunu öne sürüyorum.

    Önüme bunu ileri sürmek için bir fırsat çıkmadığında, kendi fırsatımı kendim yaratıp, “Erken seçim kaçınılmaz” diyorum.

    Yaklaşık üç-dört aydır, “Allah’a şükürler olsun ki, bu ayı da seçime gitmeden tamamlamak üzereyiz. . .” duygu haliyle geçiriyorum günleri ve haftaları. Hani masamın sol tarafında iri kahve tası Alaaddin’in sihirli lambasına dönüşse, içinden çin çıkıp, “Yapayım sana bir güzellik: Söyle bakalım, ne istiyorsun?” dese, “Evet, yap bir güzellik ve şu 2020 yılını ülkenin bir erken seçime gitmeden tamamlamasını görmeyi bana nasip et.” derim -o kadar yani.

    Türkiye, bana sık sık, dışarıdan bakıldığında pekala “yetişkin” demek zorunda olduğunuz, ama akıl ve duygu hali olarak ergenliğe hapsedilmiş bir insanlar deryası gibi görünüyor. Ve bu ergenliğe tutsak kılınmış yetişkinlik halinin yaşla, eğitimle, şu bu partiye oy vermekle ilgisi yok.

    “Sana ev aş veremedik. Dediğin doğrudur: Emekli maaşınla geçinmek gerçekten kolay değil. Bırak torunları alıp ailecek dört günlüğüne bir yere gitmeyi, elin apartman girişine sıkıştırılmış doğal gaz faturasının yüzünü çevirip orada yazan rakamı okumaya zor gidiyor. Biliyoruz, farkındayız. Ama, gel, sen Mustafa Kemal’in askeri ol, biz de sana Laik Türkiye Sahipsiz Değildir Verelim. Olur mu?”

    Olur diyor hem ergen hem de yetişkin olabilen vatandaş.

    “Biliyorsun, alnı secdeye varan insan yalan dolan bilmez. Dava için gelir, sen iyi olup iyi yaşayasın diye saçını süpürge eder. Bunu biliyorsun. Bunu bildiğine inanamak istiyorum.”

    Kendisine bu söylendiğinde, “Hem biliyorum, hem de seni bunu bildiğime inandırırım. Daya zamları, sabretmesini bilen harbi mümin miyim, cızdırdayan çakma mümin miyim, kendi gözlerinle gör. Evelallah dava adamıyız, üç kuruşa satmayız, seni yedirip düşmanlarını sevindirmeyiz.” diye karşılık veriyor.

    Hayat, kafasına vura vura, bir ders saatinden diğerine sürükeleye sürükleye, yavaş da olsa, öğretiyor bir şeyler.

    Hayli şey öğrendi insanlarımız.

    Eskiden, bıyığı henüz yeni yeni terlemeye başlamış teğmen bile adeta küçük tanrı muamelesi görürdü. “Komutanım” diye seslenirdi emekli olup şimdi kırtasiye dükkanı işleten emekli öğretmen: “Hafta sonu taşınacağını işittim. Doğruysa, adama ihtiyaç varsa, göndereyim benim oğlanı, gelsin yükünü taşısın.”

    Bu, zaman içinde değişti. Üstelik, öylesine değişti ki, o teğmenin en tepesindeki genel kurmay başkanını terör örgütü yöneticiliğinden yargılamak üzere hapse gönderdi bir parti, oyları tavan yaptı, geldi yüzde 50 barajına dayandı, 18 yıl ülkeyi yönetti. (Ve ülkeyi hala ‘merkez sağ’, ‘merkez sol’ gibi, eskiden kırsal alanda park edilip başı boş bırakıldığında kaportasını keçiler tarafından kemirildiği söylenen Anadol marka arabayla okuyup analiz eden yüksek mühendislerimiz bu işe çok şaştılar.)

    Halkımız, hayli şeyi gördü geçirdi.

    “O zaman ben de iki anahtar veriyorum! Biri evin, diğeri arabanın. Hadi bakalım!” diyen “Baba ve Analar” da gördü, Kıbrıs Fatihi’nin iktidarında 27 bankanın içinin boşlatılmasını da gördü.

    Türkçe Olimpiyatları’nda süzülen göz yaşlarının sel olup ortaya Diyarbakır karpuzu misali dev holdingler, seç-beyen-izle tadında envayi çeşit medya peydahlamasını da gördü, devletin kendi kendine darbeye girişmesini de gördü.

    21. yüzyılda bile geleneklerimizin pekala devam edebildiğini, çil çil dolar euroların kutularda saklandığını da gördü, bakması için oraya getirildiği halde döviz kuruna bakmadığını söyleyen bakan da gördü.

    Kala kala, yeterince görmediği bir şey kaldı: “Alnı secdeye varan adam bunu dava için, hizmet için yapar. Yalan bilmez, kul hakkı yemez. Bilmem nerde bilmem neyi kurt kapsa, ‘Beni yüce Türk adaleti yargılasın, kurtun yaptığı rezilliğin hesabını benden sorsun.” türünden menkıbelerin üç kuruşluk değerinin olmadığını görmek kalmıştı.

    Görmeye başladı.

    Güzel, ama yetmez: Her Allah’ın günü bir daha, bir daha, bir daha ve ibretle görmeli. Cehennemin pekala bu dünyada, bu gezegen üzerinde, adı Türkiye olan coğrafyada da yaşanabileceğini hem yaşayarak, hem görerek öğrenmeli.

    Böyle olmalı ki, şu demeğe getiren insanların da şansı olsun:

    “Hayır. Yeni kurduğumuz bu parti, ayakta kalsın, yüzde 2-3’lük tabela partisine dönüşmesin diye oy getirecek söylem ve politikalar derdinde olmayacak.

    Biz farklı bir şey yapıyoruz. Bizim zihniyetimiz çok farklı. Biz, doğru bildiğimizi söyleyeceğiz. O ergen ve şaşkın dünyanızda sizleri mutlu etmek için size vatan millet sakarya, PKK operasyonlarının daniskasını falan satıp bunları oya devşirmek gibi bir niyetimiz yok. Böyle ucuzluklara gelemeyiz. Sadece doğru bildiğimizi söyleyecek, şirin görünmek için şebekleşmeyeceğiz. Sonra bekleyeceğiz görmek için: İnsanlar bizim doğru diye anlattıklarımıza oy veriyorlar mı, yoksa, “Ayol bunlar da pek bir liberal ve seçkinci görünüyorlar” diye mi düşünecek.

    Belki de sıra, bir asır sonra, ergenlikten kurtulup yetişkinliğe ayak atmak için ortada on yüz bin milyon altmış altı yüz ders varken, artık gidip oylarını o “liberal ve seçkinci’ görünen partinin esmez gürlemez liderine ve partisine basarlar.”

    Ben Deva Partisi’ne inanıyorum, ve bu şekilde düşünüyorum. Partinin de böyle düşündüğünü çok iyi biliyorum.

    Ya insanmlarımız oylarını basmazlarsa? Ya yeni kurulmuş bu partiden bir numara çıkmayacağını düşünürlerse?

    Kendileri bilirler.

    Partimiz tabela partisi olur. Kilidi vurur, işimize gücümüze döneriz. Ama, boşa giden onca emek ve yorgunluğun ardından, lider vu kurucularımızın pek çoğu ilkin ailesini yanına alır, güzel bir yerde iki hafta tatile gider. Bunu yapamayanlarımız da, yorum bilmem ne diye kendini paralamaktan vaz geçer, zamanını kedisine, kitabına, bisiklet gezmelerine ayırır.

    Halkımızın bileceği iştir.

    • Sn.bernar kendi kendine darbe demişken ne oldu yunanistana askeri helikopterle firar eden devlet tiyatrosu sanatçılarımız vardı; turneden dönemediler mi hala? En son yunan mahkemelerinden sığınma hakkı filan da almışlardı; ne tiyatroymuş arkadaş yaaa!!!

  22. Ülke böylesine sıkıntılı günlerden geçerken.Pandemi gibi bir bela dünyayı kasıp kavururken , güney siniriniza 50 bin tır silah getirilmisken ,. Yunan karasularini 12 mile çıkarma antremani yaparken gardasiniz Ermeni belası ile uğraşırken vb. Bu seçim istegi niye??
    Yatıp kalkıp seçim gündeme getiriliyor.Erken seçime gidilse neler kaybedecegimiz hesaplanıyor mu ?
    Birakalim bunları bu badirelerden nasıl kurtuluruz ona bakalım
    Ülkeyi seçime götürecek tek lider Devlet Bahcelidir.
    Kim ne derse desin.
    Seçim yapacağız ne değişecek.ulke yonetmeye cesareti olmayan Chp mi , yoksa kendi 5 milletvekiline sahip çıkamayan İyi parti mi kim ? Söyleyin de bizde bilelim

    • Ülkeyi seçime götürecek tek lider bahçeli Allahini severseniz 20 25 yıldır siyaset sahnesinde gördünüz mü bu ülkenin bir probkemini çözdüğünü varsa soyleyin müteahhitler ülkenin kanını emerken o seyrediyor yandaşlar bütün devlet dairekerini doldururken o seyrediyor neredeyse her sokakta 10 imam hatip kadrosu açılırken o seyrediyor okumanın bir işe taramadigi 100 alanın bile ise giremediği düzeni o seyrediyor akp il başkanının şehrin neredeyse bütün resmi işlerin başkanı olduğunu benim gibi cahil bir birey bilirken o seyrediyor.sizce o mu bu ülkenin geleceğini planlayacak vah halimize vahki ne vah

      • mhp bir devlet(ergenekon) partisi, devletin(ergenekon’un) siyasi alandaki en önemli oyuncusu, devlet(ergenekon) siyaset oyununu mhp ile oynar yani devlet bahçeli ile.

        devlet(ergenekon)siyasi popülaritesi en yüksek olanı kendine lider seçer, siyasi popülaritesi bitince de onu alaşağı eder ve yeni popüler olanı liderliğe getirir.

        Erdoğan popülerliği sönmüş, tılsımı bozulmuş biri. tabiki devlet(ergenekon) bahçelinin eliyle lider değişimine gidecek, başka kimin elini kullanabilirki?

        • Baran ergenekon cuntasının en gedikli üyeleri asker/sivil hepsi chpde milletvekili veya yönetici olarak bulunmuyorlar mı? Bu kişiler mhp mensupları mı; tuncay özkan, dursun çiçek, ilhan cihaner, mustafa balbay, i.başbuğ? Daha sayalım mı?

      • Nuribey sayın bahçelinin ülkeyi seçime götürmek gibi bir selahiyeti ya da imtiyazı bulunmuyor; o başkanlık sisteminden önceydi! Sayın bahçeli başkanlık sistemini hayata geçirmekle türkiyenin hükümet krizlerini ve koalisyonlu yıllarını tarihe gömmüştür; bundan daha güzel bir çözüm mü olur?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız