Etrafımız ateş çemberine dönmek üzere.. Farkında mıyız?

57
Turkish journalists in one of foreign visit..

Meslek hayatımın önemli bir bölümü dış politika konularını izlemek ve onlar üzerine yazmakla geçti.

Abdülkadir Özkan genel yayın müdürü iken, Milli Gazete’de, özellikle Ortadoğu coğrafyasında meydana gelmekte olan gelişmelere dair yazılar yazdım ‘Fehmi Muzafferoğlu’ imzasıyla. Şam’da (Suriye), Londra’da (İngiltere), Boston’da (ABD) yaşadığım dönemlerde yazdıklarım Yeni Devir’de ‘A. Akıncı’ imzasıyla çıktı. Bir zamanlar ‘Türkiye’nin en çok satan fikir dergisi’ diye bilinen ‘İslam’da dış dünyaya dönük ilgiyi yansıtan sayfalar dolusu bölümü baştan sona ben hazırlıyordum.

Eş zamanlı olarak yabancı gazete ve dergilere de katkıda bulunuyordum.

Dış politika konularına ilgim gazetelerde sürekli köşe sahibi olduğumda da devam etti. Zaman’ın genel yayın yönetmenliği sorumluluğu taşıdığım ilk bir yılda, dış politika muhabiri ve yazarı boşluğunu dolduran Haluk Atlas, yine benim müstearımdı.

Dün ve bugün farkı

İnternet öncesi dönemde dünyada neler olup bittiğini izleyebilmek o kadar kolay değildi. Zorluğu, mümkün olabilen genişlikte ilgilere cevap verebilecek yabancı gazete ve dergilere abone olarak, çıktığım seyahatlerde kitabevlerinin rafları önünde saatler geçirip işime yarayacak eserleri toplayarak aşmaya çalıştım.

Gelirimin önemli bir miktarını harcamayı göze alarak…

O döneme ait tuttuğum notlarla dolu defterler ve not kartonları ara sıra elime gelir; geldiğinde onları tutmama yarayan okuma serüvenimi sevgiyle hatırlarım.

Reklam

Çağrıldığım yurtdışı etkinliklerde katıldığım tartışmalı toplantılar da olaylara bakışlarımın keskinleşmesine çok yardımcı olmuştur. Yazdıklarımdan haberdar olan ülkemizdeki yabancı diplomatların, gazetecilerin, çeşitli vesilelerle kapımı çalan araştırmacıların “Görüşelim” tekliflerini de, yalnızca benim düşüncelerimi aktarma fırsatı olarak değil karşımdakilerin görüşlerini öğrenmeme yarayacağı düşüncesiyle de, hiç tereddütsüz kabul etmişimdir.

Dışımızda cereyan eden olaylara ilgimin içeride yaşanacakları öngörmeme ve daha sağlıklı değerlendirmeler yapabilmeme yaradığına da inanırım.

İnternet sonrası dönem ise hepimizin önünden kocaman bir kayayı kaldırmayı sağladı. Şimdi oturduğumuz yerde dünyanın dört bir köşesinde neler olup bittiğini anlık izleyebildiğimiz gibi, gelişmelerle ilgili haber, makale, rapor ve kitaplara da birkaç dakika içerisinde ulaşabiliyoruz.

Eskiden önemli gördüklerimi defterlere, not kartonlarına yazar ve günü gelip onları hatırladığımda kullanabilirken, son 10 yıla yakın süredir ‘Evernote’ adlı bir program içerisinde dijital arşivimi tutabiliyorum. Evernote’ta biriken yazılı malzeme binlere ulaştı. Aradığımı bulmam için tek bir sözcüğü hatırlamam yeterli oluyor.

İlk Körfez Savaşı’na (1990-1991) gidildiği günlerde Atlanta (ABD) merkezli yayına başlayan CNN televizyonu yayınları PTT’nin başlattığı kablo hizmeti ile Ankara’da da izlenebilir olmuştu. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, her fırsatta, bir gece önce CNN’de izlediği programlardan söz ediyor, iştahlarımızı kabartıyordu.

Bir gün dayanamayıp “Kerem edin de biraz da biz izleyebilelim” dediğimde -geçmiş gün, yazmış da olabilirim- PTT genel müdürü Emin Başer tarafından adres alınmak için aranmış ve kablo bizim eve kadar uzatılmıştı.

Tepemizde uydular dolaşmaya ve pek çok ülkenin TV kanalları o sayede izlenebilmeye başlayınca, şimdilerde çorba parasına kurulan çanak antenler için birkaç aylık mutfak masrafını gözden çıkarmam gerekmişti. Basit bir çanak antenle yüzlerce ülkenin yayını evlerde izlenebiliyor artık.

Bir sorum var arkadaşlar

Reklam

İzlenebiliyor, ama izleniyor mu? Dışa dönük ilgimiz bu yeni imkanlar sayesinde arttı mı?

Günlerdir bu soru üzerinde düşünüyorum.

Türkiye, tarihinin en karmaşık ikili ve çoklu ilişkileri arasında bunalıyor. Siyasi iktidar, içeride göğüslemek zorunda olduğu sorunların çok daha büyüğünü, dışarıyla ilişkilerinde yaşıyor. İç politik arenada bile en çok işittiklerimiz ‘dış parmaklar’ ve ‘üst akıl’ gibi yabancıları işaret eden sözcükler değil mi?

ABD, Avrupa Birliği, NATO ile, Rusya, Yunanistan, Suriye, Irak, İran gibi çevremizdeki ülkelerle ilişkilerimiz eskisinden hayli farklı ve bazısıyla ciddi sorunlar yaşıyoruz.

İlgilerimiz ise o sorunlara karşı neredeyse sıfır, varsa yoksa kendi iç sorunlarımız…

Donald Trump, yanındaki şahin isimlerin itmesiyle, İran’ı hedefe koydu, birkaç filosunu birden Körfez’e gönderdi, “Çekeceğim” dediği bölgedeki askerlerinin varlığını daha da artıracağı, Irak’ı işgal ettiği günlerdeki sayıya ulaştıracağı yabancı basında yazılıp çiziliyor. ABD’de, Avrupa’da ağzı olan herkes bu konuları konuşuyor.

Bizde ise…

Oysa her gelişme en az hedefe konulan veya saldırmaya hazırlanan cephede yer alan ülkeler kadar Türkiye’yi de ilgilendiriyor.

İlgilendiriyor, fakat bizler fazla ilgilenmiyoruz.

Aylar oldu, bu benim bile ilk dış politika yazım.

Zararını korkarım yine bizler çekeceğiz.

ΩΩΩΩ

57 YORUMLAR

  1. ya ablasi o yazi alinti copy paste yaptim ama benim elimde 100tl lik bi telefon var
    oyle sizinkisi gibi 5-6 bin tl lik degilki tam duzgun bisey yazabileyim
    ben sizlerin sahip oldugu imkanlara sahip degilim
    sizin kadarda okuyamiyorum ama sunu soylim eskilere donup o sekilde yorum yaparsak têê fehmi beyin bile kalbini kirarsin

    H.Gayret
    bu seferlik bylock dan bahsetmedim sana kiyak geciyorum
    bahsedersem tosuncuk arada sende kaynarsin
    tutturmussun beklenen zat badem biyik falan. yerre gire sende o beklenende
    okey beybi sen gorevini yapiyorsunda ama sozde y.sulh konseyini meclis arastiracakti neden izin verilmedi
    senin burnun biraz yansaydi sirf bu yuzden bu konulara girmezdin oruç seni çarpa
    Şehit ailelerini zikredecek son kisi bile degilsin o konuda yorum yapma 2015 temmuzunda baslayan
    yedi sekiz ayda çukur eylemlerinde 793 şehit verdik
    bunlar nasil oldu

    • Yaho Müjdeciğim benim telfonum öğle 5/6 bin liralik değil, fakat epeyce iş yapiyor.
      Neyise pastyi iyi yapmişsinizda malzemesi sahte, oldugu çin tadi güzel olmamiş.
      Siz kendi malzemeniz ile yaparsaniz bizim icin daha lezzetli olur.

        • H Gayret! Her ne kadar pasta sevmesemde, birileri ikram edince insan ister istemez tadina bakiyor.
          Örneğin esas H Gayret yani siz dün beni bayaği güldürdünüz.
          Neydi o sizin nik nameminizi kullananlar kel aynak gibi siritiyordular.
          Neyse siz güzel güzel yazin bizde okuyup güzel güzel gulelim.
          Tamami ablacigim?

  2. Erdoğan’ın dış politika yanlışları

    Dış politikada en önemli husus ‘öngörülebilir’ olmaktır. Zira ne yapacağı öngörülemez bir ülke iseniz, muhataplarınız size karşı daha fazla önlem almak zorunda kalır ve bundan siz zararlı çıkarsınız. Kısacası dış politikada kurnazlık yapmaya kalkan kaybeder veya en iyi ihtimalle zararlı çıkar. Dış politika oyunu kendi kuralları içinde oynanır ve blöf yapılmaz.

    Diğer önemli bir husus ise şudur. İç politikada seçim kazanmak için dış politik sorunları kullanan siyasetçiler her ülkede vardır. Fakat bu faullü hareketi yaparken sarı kart görmeyecek şekilde ayarlanır. Erdoğan ise bu konuda kırmızı kartlık fauller yapmaktadır. (Ey ABD, Ey AB, Ey Almanya, Ey Hollanda …)

    Siyasetçi, gazeteci olmadığım için Erdoğan’ın dış politika yanlışları konusunda aklımda kalan birkaç şeyi yazayım.

    One minute : Erdoğan 2009’da katıldığı Davos toplantısında Hamas’ın davet edilmemesini eleştirerek İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e “Suçluluk psikolojisiyle sesiniz yüksek çıkıyor. Siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” demişti. Oysa Hamas amaçlarının İsrail’i yok etmek olduğunu söylüyordu. Yani Türkiye için PKK ne ise İsrail için HAMAS oydu. Erdoğan bu toplantıda bir Türkiye Başbakanı gibi değil, Hamas lideri gibi konuşarak Türkiye’ye büyük zarar vermişti.

    Suriye : Bir dönem B.Esad eşi ile birlikte Türkiye’de ağırlanmış ve güzel bir dostluk ortamı doğmuştu. (Bunu başaran A. Gül idi). Sonra ne olduysa birden Esad düşman ilan edildi. Şam’da Emevi Cami’sinde Cuma namazı kılmak gibi ortaçağ düzeyinde hedefler konuldu. ABD Suriye’yi füzeler ile vuracağını söyledi ama vurmadı. Yani Erdoğan ve Davutoğlu kandırıldı !

    Halifelik : Erdoğan İslam dünyasının lideri (halifesi) olabileceğini sanıyordu. 1000 küsur odalı Saray bunun için yapılmıştı. Odalarda İslam ülkelerinin temsilcileri olacaktı. Gariban Somali ve Sudan’a yardım ve yatırımlar yapıldı. Mısır’da Mursi açıktan desteklendi. Hamas lideri üst düzey kabul gördü. Kuzey Afrika turu ile Halifelik provası yapılmaya başlandı. Sonuç hepimizin gözü önünde. Katar dışında Türkiye ile dost bir Arap ülkesi kalmadı. (Katar’da ABD üsleri var, eğitim sistemi için CIA’nın başdanışmanı RAND Corporation ile uzun soluklu anlaşmaları var. Zenginleri Avrupa’da büyük futbol kulüplerinin sahibi …)

    AB : Türkiye’ye kalıcı yatırım (fabrikalar) yapan ülkelerin %80’i AB menşeli. AB’nin Türkiye’nin tam üyeliği için başta Almanya olmak üzere bazı çekinceleri var. Bu çekinceleri düşmanlık olarak algılamamak gerekir. Erdoğan sıkıştıkça AB’ci oluyor, işine gelmeyince de AB karşıtı oluyor. Ne yapılmak istendiği belli olmayan çaresiz bir politika uyguluyor.

    Rusya / İran müttefikliği : PKK ve PYD’nin Moskova’da ofisleri var. İran ise Troçkist bir dış politika ile Şii’lik ihraç etmeye çalışıyor. Bunlara rağmen bu ülkelerle bazı işbirlikleri olabilir. Fakat Rusya-Çin-İran kartının kalıcı olamayacağı açıkken sanki bu mümkünmüş gibi ‘Batı’ya blöf yapmak anlaşılır gibi değil. (Gerçekten NATO’dan çıkmak gibi hedefleri de olabilir)

    Yeni Zelanda’daki cami katliamı : Yeni Zelanda’nın Christchurch kasabasında yaşanan cami katliamı karşısında, Başbakanlarının son derece insani ve kapsayıcı tavırları hatırlarımızdadır. Teröristin manifestosunda Türkiye ve Erdoğan’ın adı geçmişti. Erdoğan bunu gerekçe göstererek bütün Hristiyan Batı alemine karşı şöyle konuşmuştu : “Dedeleriniz geldi bizleri burada buldu. Kimileri tabutla döndü. Siz de gelirseniz dedeleriniz gibi uğurlayacağımızdan şüpheniz olmasın”

    Osmanlı döneminden kalan ünlü bir söz vardır : “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür”. Dış politikada yapılan bu hatalara bakınca bu kadar dış politika yanlışı ne ile mümkündür sorusuna henüz cevap bulamadım. Zira Osmanlı Devleti bilim ve teknolojide geri kaldığı için çöktü, yoksa dış politikası ve ‘hariciyecileri’ başarılıydı. Cumhuriyet döneminde de hakeza öyleydi. Yani bu işin içinde bir iş var. Sanki küresel bir üst akıl Türkiye’yi bir yerlere doğru çekiyor …

  3. Çok emin değilim, ama sanki sayın Koru, “Ben dahil hemen hepimiz bölgemizdeki yakıcı ve tehditkar gelişmelere ilgi göstermiyoruz, varsa yoksa iç siyaset” demeğe getirirken ülkeyi idare edenlere giydiriyor çaktırmadan.

    Öyle ya, 31 Mart öncesi “Beka” diye ensemizde boza pişirenler, iktidarın tepesi dahil, haftalardır İstanbul Belediyesi dışında bir şeyle ilgilenmez bir görüntü içinde.

    “Çektik İmamoğlu Ekrem’e bir numara, du bakalım işin gerisini nasıl getireceğiz” düşüncesinin sıkıntısıyla uyuyorlar; sokak ropörtajında, “Erdoğan her işin b. . . çıkardı” diyen 60 yaşlarındaki teyzemizin ima ettiği cehenneme uyanıyorlar.

    İktidar, İstanbul seçimi ile çözdü beka meselemizi, ortada ne beka diyen var, ne zillet ittifakından söz eden kaldı. Bakanların en soylusu bile ortalarda görünmüyor artık, az biraz ortaya çıkar göründüğünde de incir çekirdeğini doldurmaz kıytırık işlerden söz ediyor.

    H. Gayret’in “pek bi meşhur” sözüyle bitirelim:

    “Ne günlere kaldık, bilader!”

  4. Sahurdan sonra uyudum, kaktığimda telefonuma video ile birlikte bir haber (cok izlene video) düşmuş.
    Aaaaaa habere bakin! ”

    “YILDIRIM: BENİM KARARIM DEĞİL

    FOX Haber’in ekranlara taşıdığı görüntülerde yaşlı kadının Yıldırım’a, “Seçimi yeniden yapmasanız olmaz mıydı? Size yakışmadı. Sizi seviyoruz ama bu son olaylar olmadı.” dediği görüldü.

    Yıldırım ise YSK’nın bu kararına tepki gösteren seçmene, “Benim kararım değil, YSK’nın kararı.” cevabını verdi.”

    Madem kara sizin değildide neden ÖNCEDEN “ÇALDILAR” DEDINIZ” diye sordum,fakat telefonum gavur yapimi olduğu için yalanları cevaplamaya proğramlanamamiş…!!!!
    Bu gavurlardan bize hayir gelmez.
    Bizim ülkemizi mubarek RAMAZANDA yalanci cennete cevirmişiz… Bundan sonra iftar acmak icin ARAPLARDAN hurma ihraç etmemize gerek kalmamiş zaten biz iftari yalanla aciyoruz.
    “Çünku Çaldilar” “YSK iptal etti”
    Hangisi lezzetli ise onunla acabilirsiniz.
    Sahi bu işe saray fetvacilari ne diyiyor?
    Bu aralar pek sesleri çikmiyorda.
    23 Haziran için cennet anahtarlari bitmiş olmaliki gözlerini HDP seçmenlerine dikmisler.
    CHP nin ABD temsilcisinin haberine göre! PKK ile” BARIŞ” düdüğünude ABD de ile berabe ottürmek için oraya elçi göndermişler.

  5. Fehmi Koru’nun dış politikayla yeterince ilgilenmediğimizi söylemesi doğru. Fakat sayın yazar çok önemli bir gerçeği atlamışa benziyor. S-400’ler geleceği için bir endişemiz yok da ondan ilgilenmiyoruz.

  6. Gün geçmiyor ki (Giriş nasıl ama H. Gayret biladerim!), bu sitenin kendi tapulu malı olduğunu sanan bir şaşkın çıkıp yorumların uzunluğundan dem vurup karın ağrısını dışa vurmasın. Daha bugün, bunlardan biri “Ulan kitap yazdığınızı mı sanıyorsunuz!” diye cızırdıyor, “Kısa ve öz yazın” emri veriyordu -askerliğini çavuş olarak yapmış olmalı.

    Yine kimi sokak ropörtajlarına göz attığım az öncesine kadar, hiç ciddiye almadım bu tür emir ve şikayetleri.

    60’lı yaşların ortalarında başörtülü bir teyzemizle karşılaşıncaya kadar. . .

    Teyzemiz, ropörtajı yapanın, “Erdoğan’ın ‘Karınlarını doyurduk besledik, ama artık oy vermiyorlar’ sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, “kısa ve öz” bir karşılık verdi, içimden, “İşte budur. . .” diye mırıldandım, kendi uzun yorum metinlerimden utandım:

    “Kimi doyurmuş? Bu Erdoğan’ın da b. . . çıktı.”

    Bundan sonra, benim için nirengi noktası budur. Hem kısa, hem de öz teyzemizin ifadesi.

    “Kısa ve öz ifade edin kendinizi” demeğe getiren herkese kapak olsun! : )

  7. Birisi bana söylesin, gençlerle, öğrencilerle ilgilenip de yurt ya da ev gibi öğrenci barınma mekanları açmayan, ev-yurt abiliği, ev-yurt ablalığı gibi sistemleri olmayan bir cemaat ya da sivil toplum kuruluşu olsun. Ak Parti’nin TÜGVA’sı, TÜRGEV’i var, ÇYDD’nin de öğrenci birimleri vardı. Cemaatlerin tamamının da şu veya bu şekilde gençlikle ilgili programları, onu icra edecekleri mekanları, yapıları vardı.  Ben gençliğimde Mücadele Birliği bünyesinde bulundum, orada da Kültür Çalışmaları vardı, evlerimiz vardı. Biri bana söylesin, parti, örgüt, cemaat ya da tarikat olup da, sohbeti bulunmasın.  Biri bana söylesin parti, örgüt, cemaat ya da tarikat olup da, daha yoğun okuduğu kitapları, bir tür kudsiyet yüklediği (lider,  önder, şeyh vs gibi) simaları olmasın. – Reklam -Şimdi gelelim sorunlu alana. Bu yapıların liderliği sapıttığı zaman tüm mensuplarını tepe kadrolarla birlikte olan bitenden sorumlu tutacak mıyız?  ***FETÖ konusu ilk başladığı zamanlarda Milli Güvenlik Kurulu “Legal görünümlü illegal yapı” tanımlaması yaptı. Ben dedim ki, “Bu sorunlu bir tanımlama, buradan yola çıkarsanız yarın bir kötü niyetli iktidar gelir Ak Parti’nin kapısına legal görünümlü illegal yapı” ilamını asar. Nitekim Anayasa Mahkemesi kalktı Ak Parti’yi “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” diye mahkum etti, kapatmadı belki ama hazine yardımında kısıntı yaptı.  Şimdi ne olacak? Ak Parti’ye oy veren herkes laiklik karşıtı eylemlerin odağı suçlamasından pay mı alacak? HDP’ye oy veren herkes hakkında PKK ile iltisakı sebebiyle “Legal görünümlü illegal yapı”ya mensubiyet suçlaması mı yapacağız?  Şu “İltisak” tanımlamasına da acayip takılıyorum. “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım” etme suçlamasına da …  FETÖ’de liderlik sapıttı. Liderlik etrafındaki yüzlerce kişi kaçtı, Amerika’ya, Avrupa ülkelerine sığındı. Devlet onlara ulaşmakta zorlanıyor, çünkü Batılı ülkeler onları Türkiye’ye karşı kullanıyor. İçerde ne oluyor? İçerde, “iltisaklı, irtibatlı” gerekçesiyle on binlerce insan cezaevine girmiş durumda, yüz binlercesi de soruşturmaya tabi kılınmış, KHK ile ihraç edilmiş bulunuyor. FETÖ’nün gadrine uğramış Hanefi Avcı defalarca söyledi, “Bu kadar insanı içerde tutmanın ülkeye bir yararı olmaz, başka bir toplumsal yara açarsınız” diye… Yara yok mu? Ak Parti de biliyor ki, yara var. Ak Parti’de politika yapıp da şurasında burasında “Gülen cemaati” denilen zamanlarda o yapı ile iltisakı olmayan birisi var mı?  “Ne istediler de vermedik” denilmedi mi? Yargıda, emniyette, akademi alanında bu kadar örgütlenme iktidarın bilgisi dışında mı oldu? Bunların sorumlusu, “iltisak” dolayısıyla içeriye aldığımız insanlar mı?  O çok anti emperyalist, çok Amerikan karşıtı vatandaşlara bir şey söyleyeyim: Amerika var ya Amerika, Ak Parti iktidarı döneminde “dini zeminden gelmiş” bu kadar insanın içerde olmasından dolayı bayram yapıyordur: Niye? Çünkü “dindar” bir siyasi kadro ile kendi tabanı arasında uçurumlar oluşuyor. Amerika, Suud’la Mısır’la Türkiye’nin arasının açılmasından dolayı bayram yapmaz mı?  

    • Sn MÜJDE! egeğer siz kendini yazar olarak senelerce Zaman gazetesiine yutturan ve orada yazan..daha sonra havuza göçen ve havuzdan kovulup şu an Karar da yazilar yazan her zaman doğrunun değil güclunun yaninda yer alan “TAŞGETIREN” hocamisiniz? Taaa kendiside olsaniz en azindan kendinize karşi saygili olun eğer taşgetiren değilseniz güce tapmiş olsa dahi Ondan alinti yaptiğiniz yazarsaniz kendinize karşi saygisizlik etmemiş olursnuz.

      • İtibar cellatlığı pek bir bulaşıcı hastalık, belli. Neredeyse ağzını açanın zindanı boyladığı memlekete uzak diyarlardakilere eş boşamak kolay.

        “Her zaman güçlünün yanında” idiyse, Karar Gazetesi’nde ne işi var? “Ben böyle bir baskı dönemini 28 Şubat’ta bile yaşamadım” diyebilen bir insanla ne derdiniz var, anlamış değilim. . .

        • İtibarı beş para etmez biri için cellata gerek var mı mösyö? Bi kere bu ifadeyi nurdan abla için kullandıysan yazıklar olsun! İkincisi nalan ablanın medeni durumuna dil uzatmak sana çok yakışmış; hem de burda kendi özelini kıymetli yorumcumuz deniz egemenin burnuna dayadığın için yaşanan krizin de daha dumanı üstündeyken… Mevzubahis yazar taslağı layığını bulduğu için karar gastesine gitmiştir; niyeyse kapının önüne konulana kadar da bu elemanlar hiç baskı filan göremiyorlar heralde..? Neyse, daha önce de nurdan ablaya densizlik ettiğin olmuştu ama bu kez gerçekten ayıp ettin..!

        • Bernar bey! Geç gelen doğrular, önceki yalnişlarinin sigortasi olamaz.
          Taşgetiren Benimde beğenerek okuduğum yazarlardan biriidi
          AKP ile Cemaatin cicim aylarinda
          Bunlarin güçlunun yaninda olduğuna kanaat getirince bu yazar gibi bir çok yazari okumayi biraktim.
          Birde ben dışarda olduğum içinmi istediğimi yazabiliyorum?
          Evet dişarda yaşadiğim için bildiklerimi yaziyorum fakat sansurleniyor yayinlanmiyor.
          Yayinlananlarda zaten herkesin yazdiklari gibi.
          Tasgetiren Hiç biŕ şey yapamiyordu ise Koru gibi yapip yangina körükle gitmese idi. Şimdi onun korkusu AKP nin yaptiğini solcular ihtidara gelirse onlarda AKP ye yapar endişesinden kaynaklanan bir yazi. Ben şahsen Solcularin doğum yapan kadinlarin ellerine ters kelepce vurarak doğum yaptirtacak ve dogumdan hemen sonrada zindanlara gonderecek kadar zalim olacağini zannetmiyorum. Tasgetiren boşuna endiseleniyor.
          Zaman gazetesinin önunden gecenler dahi sorgulanirken ne hikmetse Taşgetirene tek kelime soru sorma geregi dahi görmediler.

          Taa 1998 de gazeteden ayrilmiş onrla meskletaşlik haricinde hiç bir bağı kalmamis Fehmi beyi15 Temmuzu şoruşturma komisyonunda saatlerce
          Cemaat hakkinda en ince ayrintilarina kadar didik didik sorular sorarlarken,
          son ana kadar cemaatla iç ice olan Taşgetirene neden tek kelime soru sorulmadiğinin herhalde sizcede bir cevabi vardir.
          Onu bizle paylaşin hic değilse bizde bilmiş olalim.

          • Benim hem kendime, hem dindar muhafazakar yığınlara karşı ahlaki bir sorumuluğum var. O sorumluluk, bana, meselelere ve yakın siyasal olaylara, o siyasal süreçlerde yer almış bireylere karşı makul ve hakkaniyetli yaklaşmayı gerektiriyor.

            Dindarlar, hak, hukuk, adalet ilkelerinin hiçe sayıldığı onyıllar boyunca kamusal ve kültüre alandan uzak tutulup ötekileştirildiler mi? Evet, böyle yapıldı.

            Gülen Cemaati, daha fazla iktidar talep ederek, barış sürecini torpilleyerek Erdoğan ve AK Parti’yi vesayetçi, Avrasyacı, ulusalcı, Perinçekçi güç odakları karşısında yalnızlaştırdı mı? Evet, aynen böyle yaptı.

            Peki, gönlünü Erdoğan’ın karizmasına fazlasıyla kaptırmış, üstelik siyasal iktidar olma deneyimleri sınırlı dindar muhafazakar yığınlardan, vesayet güçlerinin Erdoğan’ı teslim alması ve onun eliyle AK Parti’nin içinin boşlatılıp o güçlerin işine gelen statükoyu kollayan bir devlet partisine dönüştürlmesi sürecini eşzamanlı olarak görmeleri beklenebilir mi? Gerçekçi ve hakkaniyetli bir beklenti midir bu? Hayır, hiç de hakkaniyetli bir beklenti değildir bu.

            Şu ya da bu yazarın, şu ya da bu dindar muhafazakarın bugüne kadar (ve hatta bugün de) Erdoğan’a destek veriyor olması, benim açımdan yanlış, ama anlaşılır bir durum.

            “Neden yaşananları vaktinde göremedin?” türü suçlayıcı bir tavrın ahlaki olmadığını düşünüyorum.

            Mesele, Erdoğan’dan diktatör olmaya hevesli bir portre çıkarmaya çalışmak hem doğru değil, hem ahlaki değil. Asıl olan, doğru olan, AK Parti’nin ve dindar muhafazakar yığınların AK Parti eliyle yaşadığı serüvenin serinkanlı, ahlaki, gerçekçi, makul bir değerlendirmesi.

            Böyle bir değerlendirme, CHP’nin, Gülen Cemaati’nin, PKK vesayetinden kendini kurtaramayan HDP’nin çirkin rolü dışarıda bırakılarak yapılamaz. Yapılırsa, hem doğru olmaz, hem ahlaki olmaz.

            İnsanların, farklı zaman dilimlerinde Erdoğan ve AK Parti ile arasına mesafe koymaya başlaması son derece anlaşılır bir durum.

            “Neden bu mesafeyi koymaya daha önce başlamadın?” türünden suçlayıcı bir tavırda bulunanların ellerinin temiz olduğuna inanmıyorum ben. “Erdoğan çok kötü, bizler iyi olanlarız” tavrını da sorunlu ve ahlaksızca buluyorum.

            Uzun lafın kısası, karşımızda duran resim, tam da “İlk taşı en masum olduğunu iddia eden atsın” durumu.

            Kimse, Erdoğan üzerinden kendini aklamaya yeltenmesin derim. . .

    • Müjdaanım; saman yığını gibi yorumunuzda “bylock” niye hiç geçmiyor ki? H.avcı doğru söylemiş; bu teröristleri asmadık mapusdamında balkaymakla besliyoruz! Sırf bu nedenle bile iflah olmayız; şehit yetimlerinin ahı çarpar hepimizi:( Bahsettiğiniz türden hiçbir örgüt kalmayana kadar; durmak yok yola devam! Ey oruç tut bizi…

      • Siz bizim H. Gayret biladerimize aldırmayın, Müjde Hanım. Kendilerinin yeteneği, ancak tavşan şeyi gibi iki üç satırlık çakma yorum metinlerini oraya buraya saçmakla sınırlı.

        Ya tuğla sanmış sizinkini ürkmüş, ya da kıskanmış, ondan cızırdıyor : )

  8. Erdoğan, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Kurulu üyeliğine İstanbul’da sandık kurullarında usulsüzlük yapıldığı iddialarını soruşturan İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın eşi Çiğdem Uçar’ı atamış. Yani, “hediye” pek gecikmeden gelmiş.

    Cumhurbaşkanımıza ve Cumhuriyet Başsavcımıza hayırlı işler dileyelim. . .

  9. Sadece bugün gazetelere göz atarken rast geldiğim iki haber: AK Parti’nin 110 bin nüfuslu Kartepe Belediyesi’nin 2018 yılı kesin hesap bütçesi görüşmelerinde, belediyenin 1 yılda 8 milyon 677 bin 734 liralık çiçek satın aldığı ortaya çıkmış. Belediye gider hesabında “Çiçekler” açıklamasıyla yer alan harcamayla ilgili belediyeden gelen savunma hem okunmaya değer, hem de her türden mizah dergisi aboneliğine son vermek için yeterli bir neden.

    Manisa’nın 31 Mart’da el değiştirip CHP’ye geçen Akhisar ilçesi belediyesinde, AK Parti Belediyesi, geçtiğimiz hafta kümeden düşmesi kesinleşen Akhisarsor bünyesindeki 70 kişiye maaş bağlamış.

    Geçenlerde de Kastamonu’nun şimdi adını hatırlamadığım bir AK Partili ilçe belediyesinin MHP’li yeni başkan tarafından basınla palaşılan hesap giderleri arasında 100.000 liralık bir pastırma harcaması vardı.

    Küçük beldelerde bile piranalar gibi halkın parasını iç etmiş bunlar. İBB’de olan biteni ancak Allah bilir. . .

    Sorsanız, “dava partisi” ve “millete hizmetle sefer olunmuşlar”

    Yapacakları, istiflenmiş hamsi ve palamutların kutu kutu ortalığa yayıldığı günlerden belliydi.

    Balıkçı Egemen’lerin, Muammer’lerin,Sarraf Rıza’ların, Zafer’lerin teknesinden ne çıkacağını umuyorduk ki zaten?

  10. Biz ilgilensek de ilgilenmesek de dışarda işler nasıl olsa yürüyordur; öyle anlaşılıyor ki içerde de sanki bitakım işler yürütülüyor gibi:) geçen sefer kıbrıstaki ingiliz üssünde hazır bekletilen 50bin ingiliz piyadesinden başka bu sefer bilmem kaçıncı filonun uçak gemileriyle de geliyorlarmış akdenize! Güvertesinde kimlerin olduğunu belirtmeye gerek yok ama bikaç ipucu verelim: titanik filmindeki gibi en önde güverte korkuluklarına tutunmuş vaziyette tepesinde takkesi, rüzgarda savrulan haki renk(ya da havacı mavisi) cübbesiyle beklenen salih zat; onun hemen arkasında iki kolunu yanlardan öne doğru uzatmış centcom komutanı; daha arkada ise bi sinema afişinde topluca poz vermiş gibi duran tunç yüzlü firari nato subayı pilotlarımız..! Evet, haçlılar bu sefer daha da sağlam geliyor; artık neremize ilişir ya da dokunurlarsa..:) şimdilik elimizde -eğer gelebilirse- sadece rus malı s400ler var. Haziran temmuz gibi ilk parti geliyor; vakit dar, umarım o zamana kadar en azından incirlikteki veya diğer tesislerdeki nükleer füzelerden bi kısmı emniyete alınmış olur! İçerde ise bu hengamede kendilerine bi kemik düşer belki umuduyla bekleşip duran mutemetler: hepsini tanıyorsunuz..:) Atalarımızın dediği gibi; geldikleri gibi giderler..!

    • Yazınızdan şunları anladım.

      ABD ve İngiltere Donanması 50.000 deniz piyadesi ile Türkiye’ye saldıracak.
      Bizzat Fethullah Gülen’in komuta ettiği firari NATO’cu subaylar da bunlara destek olacak.
      S-400’ler bir an önce gelmeli.
      İçerde ise illet-zillet ittifakı bu saldırıyı heyecanla bekliyor.
      Fakat geldikleri gibi giderler. Çünkü Erdoğan ve Bahçeli (Cumhur İttifakı) var.

  11. Fehmi bey, günaydın mı diyelim
    İktidar beka sorunumuz var ve etrafımız ateş çemberi derken, nihayet siz dile getirdiniz ve Beka sorununu teyit etmişsiniz.

      • Yoo, bekaa eskiden de vardı, suriye lübnan arasında biyerlerde; bi zamanlar pkk nın eğitim kampının da bulunduğu vadi: beka vadisi! Ama şimdiki durum daha ziyade bi rus filminin adını andırıyor: “turetski gambit”

    • “Günaydın” çekme hakkınızı Reis için kullanmış olsaydınız pek bir isabetli olmaz mıydı, sayın Can?

      Altı hafta geçti, iktidar, etrafımız güllük gülistanlıkmış gibi İstanbul seçimi ile yatıyor, İstanbul seçimi ile kalkıyor. Ne yapacak edecek, ille de alacak belediyeyi.

      Böyle bir zamanda seçmi iptal edip halkın parasını seçim harcamalarına gömerek mi beka meselemize karşı safları sıklaştırmış, belalara hazırlanmış oluyoruz?

      Bi anlatsanız da anlasak su seçim yoluyla bela savuşturma işlerini. . .

  12. fffk!
    nasılda oltaya geldi kripto
    muhafazakar secmenler olarak birazda partimizide dusunerek hep
    “bu d.baykal s.kanatoglu vb gibiler oldukca iktidarda kaliriz derdik”
    simdi devir tersine dondu
    senin gibi kripto mhprnck ler yuzunden kan kaybediyoruz

    ne sen olasan nede beklenen zat ola
    yerre gire bademde fistikta

  13. Dünya görüşümüz
    Süleyman Akdemir’in doktora tezinde birlikte çalıştık. Arif Ersoy’un doçentlik tezinde de birlikte çalıştık. Almanya’da birlikte yüz gün dolaştık, Adil Düzen’i anlattık. Akevler ile bir dünya görüşü ve tarihi akış başlamış oldu. Erbakan’la her hafta buluşarak diğer konular gibi insanlığın nereden gelip nereye gittiğini ortaya koyduk. Erbakan konferansları ile bütün bunları Akevler ile böyle dünyaya anlattı.
    İnsanlığın nereye gittiğini kestirebiliyoruz ve 50 senelik ön görülerimizde büyük sapmalar görülmüyor. Türkiye’nin ne yapması gerektiğini söylüyoruz.
    AK Parti’nin dış siyasetini kuruluşundan beri bir bürokrat olarak Davutoğlu yürütmektedir. Ordu ile uyumlu çalışan Milli Görüş ve AK Parti hükümetleri hep başarılı sonuçlar almışlardır.
    Sermaye şimdiye kadar Dolar’la gelmedi. Çünkü dolar çökecek durumda değildi. Şimdi Dolar’la geliyor. Bunun çok basit, sade bir çözümü vardır. Biz bunu Türkiye’de Erbakan hükümetleri ile denedik. Kırgızistan’da Akayev ile denedik.
    Ödemeler ulus parası ile yapılacak. Borçlanmalar ise altın bonosu üzerinden yapılacaktır. Böylece enflasyonun ekonomideki çökertici etkisi yok olacaktır. Akevler elli senedir. Uyguluyor ve yaşıyor.
    Takip ettiğim iki yazarın da gözü, kulağı dışarda. Onları anlatıyorlar. “Tehlike var” diyorlar ama çare göstermiyorlar. Aksine Koru ve Diler’e tavsiye derim; başınızı biraz yurt içine çevirin, ne yapacağınızı Akevler’den öğrenmeye çalışın. Kimse kainatı değiştiremez, dünyayı bile değiştiremez. Herkes oturduğu evini cennet yapabilir.
    Biz kendi işimizle meşgul olmaktayız. Ocak Medya’daki yazılar çözümler üretmektedir. Ahmet ve Ömer Koru yurda dönmeli ve Ocak Medya’yı etkin yayın organı haline getirmeliler. Ülkenin bugün buna ihtiyacı vardır.

    • “CENNET EV DERKEN” Aksar gibi bir cennet evdenmi bahs ediyorsunuz?
      O zaman bu evin temeli Rahmetli Erbak hoca tarafinda atmılmış… Oturlabilir Fetvaside GÖMLEK değiştiren öğrencileri tarafindan verilmiş.
      Onun için “ETRAFI” cehennem olan bir evde Cennetti doya doya yaşayabiliyorlar.
      Onu bunu bilmemde bu gidişle millet bu tip cennetler yerine Ömer ve Ahmet Koru beyler gibi kendi evlerini değil komşularinin evlerinin de cennet olmasini isteyen dünya göruşune sahip insanlarla bir arada yaşamayi tercih ederler.
      Çünkü, butip insanlar kendileri ve kendilerine benzemeyenler ile bir arada huzur içinde yaşamak istiyorlar buda onlara huzur veriyor…yoksa öğle aileleri ve cocklari ile birlikte Meriç Nehrinede ve zindanlarda yok edenler ve onlari alkişlayanlarin yaşadiği CENNET değil.

  14. H gayret bey üniversitelerdeki senin iyi yetişmiş elemanların ortada. Atıf sayısı, h inedex bakımından durum içler acısı. Sen pamuk tarlasında çalışan amele çavuşusun galiba 😀 Dostum Sen herzamanki gibi işine bak vatan millet Sakarya terörist fetö de. Bu bilim ve filim işine girme 😎

    • Henüz kılına bile dokunulmamış binlerce badem bıyıklı scı lı mutemet üniversite kadrolarında beklenen salih zatı bekliyorlar; bu “iyi yetişmiş” elemanlar temizlenmeden akademiden de bi halt olmaz bilader..!

      • Akademinin, akademik bilgi ve bilgeliğin kralı bugün en seçkin, en anlamlı ifadesini Sabah Gazetesi, Star Gazetesi ile A Haber’de buluyor zaten. Bence, neredeyse kusursuz bir Türkçe dil becerisiyle gelip burda yazarımıza “sen” diye hitap eden “çift satırcı” yorumcu arkadaşlarımızı dekan”, “tek-satırcı” olanlarını profesör ilan edelim, akademi meselemizi de böyle çözelim -hem kestirmeden, hem de köklü bir biçimde.

        Her tür tez yazımında yeterlilik, o tez metninde geçen “15 Temmuz”, “FETÖ”, “pabucumun demokratları” gibi spesifik terimlerin saysına göre belirlensin. Eğer metnin okuru “ölü sevici” ifadesine rast gelirse bir yerde, tezi okumayı bıraksın, “üst seviye yeterlik” notunu versin geçsin.

        Bu tek başına yeterli görünmüyorsa, bunları bi de Star’dan Ahmet Kekeç gözden geçirsin ve o karar versin.

        Nasıl H. Gayret, uyar mı?

        • Bernar bey,yazılarınızdan dolayı sizi tebrik ederim. İki çocuklu bir anne olmama rağmen her fırsata okumaya çalışıyorum… Bilgi birikiminizden istifade ettirdiğiniz için sonsuz teşekürler.

          • Şerife bacı bernarın ingilizce çevirileri de çıkıyor artık burda; isterseniz yabancı dilde de pratik yapmış olursunuz! Sebil gibi mübarek; on parmağında on marifet.

        • Aklı başında yorumcuların azlığından veya mevcutların sünepeliğinden ne kadar yakınsak azdır. Hele de ramazan günü açlık biyandan sıcak biyandan elemanlara yetişmenin imkanı yok. Aşağılarda bi tanesi nurdan ablaya iltifat ediyordu ne güzel de yazmışsınız diye; baktım senin hakkında olan bölümü tümüyle hatalı..! Ya arkadaş, biz aylardır senin ne mal olduğunu nurdan ablaya bile anlatamadıysak bırakalım bu işi ingilizce bilen yorumcular filan yapsın artık..:)

  15. sayin cumhurbaskani biran once kripto mhp lilerin etkisinden kurtulup yargı reformu yapmali
    gerisini kendi kendine getirecek dinamiklere sahiptir zaten turkiye
    khk magdurlari
    hapisteki gazeteciler akademisyenler siyasiler ile ilgili samimi adimlari atarsa
    eski gucune kavusur
    kim bilir belkide herkesten cok istiyordur bunlari ama..
    Allah yardimcisi ola

  16. *******
    ….
    Ne haller var! keyfiyettir,
    Keyfe keder, kime gerek?
    İyimserlik afiyettir!..
    Lüzumu var, bize gerek!..

    Kötümserlik başa bela,
    Kime gerek, nene gerek?
    Bedbin olmayalım asla!..
    Ne lüzum var, neye gerek?
    …..
    *******

    Fazlaca karamsarlığa lüzum yok! ABD’nin filosu körfeze geliyorsa bu kabadayıca bir baskı ve güç gösterisinden başka bir şey değildir. Yakın çevresindeki Bolton ve Pompeo gibi tipler İran’a karşı Trump’ı tahrik ve teşvik etse de, Trump İran’a saldırmak veya İran’la savaşa girmek gibi bir niyeti olmadığını vurguladı. Sebebi ekonomik. “Azmanyayı tekrar azmanlaştırmak” sloganına ters bir şey. Daha önceki Afganistan ve Irak savaş tecrübeleri oldukça pahalıya mal olmuştu. Eğitim seviyesi yüksek Amerikan halkı da kesinkes böyle birşeye sıcak bakmaz (yönetime katiyyen destek vermez!-Trump bunu yapsın, seçimlerde havasını alır).

    Böyle bir şeyi istese istese ancak İsrail ister. İran içersindeki casuslarıyla provokasyona girişebilir. Kendi ajanlarıyla ABD tehdit ve tahrik edebilir. Tutun ki bunlardan birinin etkin rol almasıyla ABD uçak gemisine bir füze fırlatmış olsun, böyle bir şeyi bahane olarak bekleyen ABD’de aktif bir saldırıyla cevap hakkı elde etmiş olur (Bundan sonrasını, İsrail alarmda seyre koyulur). Bölgede İran İsrail’e meydan okudukça, İsrail bundan hem endişe duyuyor hem de onu tehdit etmekten geri kalmıyor. İran Ortadoğuda tehdit oluşturuyor algısı verdiği sürece gerginlik devam eder. Taraflar birbirlerine güvenmiyorlar. Türkiye hasbel kader bir NATO ülkesi olduğuna göre ve İran’ın en yakın komşusu olması nedeniyle bu konuda arabuluculuk yapabilirse iyi olur (tabi kaale alan olursa).

    Türkiye ayrıca S-400 lerden vazgeçmeli. Bunun için de ABD ile en üst seviyede masaya oturmalı. Kendi güvenliği açısından ve ekonomik gelişimi açısından işbirliği ve hatta bazı garantiler koparabilmeli. Erdoğan bu konuya ağırlık vermek yerine tutup ta Gülen’in iadesi gibi cılız bir konuya takılırsa, ve bütün enerjisini buna harcarsa göreceli olarak pek yararlı bir şey olmaz (iade işini de ilaveten talep edebilir, ayrı mesele. Ancak, S-400/F35 işleri daha önemli). S-400 lerden vazgeçmekle F35leri, madem bu kadar para hali hazırda harcanmış, envanterine dahil eder. Bir süre sonra da S-400 tipi savunma sistemlerini kendi kendine veya Kazak ve Rus’larla ve hatta İran’la ortak bir proje olarak geliştirebilmenin yollarına bakar. Sivil hayatı rahatlatacak ekonomik kalkınmaya ağırlık vermek varken lüzumsuz askeri silahlanma yarışı bunun bütçe yükü hiç te iyi bir şey değil…

          • M.S.Bakanı H.Akar İstanbul ve Ankara’ya yerleştirileceğini söyledi ! Ama sizin tavsiyenizi de dikkate alacaklardır. Öyle ya NATO üyesi Yunanistan NATO üyesi Türkiye’ye saldırabilir.

          • S400’ler gelmeyecek ki H. Gayret. Daha önce de söyledim, Rahip Branson’un yeni sürümü bu S400 hikayesi. Hala öğrenemedin mi sen Reis’in “Bak vallahi vermem!”, “Bak vallahi getiririm!” yollu blöflerini?

            Biliyorum, “Getirsinler, günlük, haftalık, aylık, ve de yıllık bakımlarını Vatan Partisi Genel Merkezi’mizde ben yapayım, Erdoğan düşünce gideceğim bir kapı olsun” diyorsun, ama yaş ve de tehlikeli işler bunlar. Serde bakım bilmem ne yaparken bunlardan biriyle kanat takıp göğe uçmak da var.

            “Biz Rusları ve Rus malını canımızdan çok severiz, atın ölümü arpadan olsun” diyorsan, o senin bileceğin iş elbette.

            Bence sen daha önce söylediğim işi ayarlamaya bak, genel merkezin çay ocağına demirle. Perinçek Paşa, sıkı hazırola geçenler için boş çay tabağının kenarına göz kamaştırıcı İBB menşeyli liracıklar sıkıştırıyormuş, “Afferim, kınından taze çıkmış kılıç gibi maşallah!” diyerekten sırt da sıvazlıyormuş bonus olarak -benden söylemesi : )

      • Ukrayna Ruslardan neden yakasını kurtarmağa çalıştı ki? Onlar dünyayı Ruslar’dan daha iyi biliyorlar(dı). Ukrayna’ya Ruslar oturttu. Komunizmleri dünyaya hiç hayır getirmedi. İnsanlığın özgür ruhunu vodkayla ve diktatörlükle köreltmeğe kalktılar, din afyondur deyip önlerini göremez hale geldiler… Öbür cenahın göreceli başarısının püf noktası burada aranmalıdır. Diğer yandan, Trump’ın bugünlük başını çektiği öbür cenah, belki önünü görebiliyor ama fazlaca bencil, ihtiraslı ve de arsız. Biz iki tarafı da iyi anlayabiliyoruz, ancak tek eksiğimiz “geri kalmışlık”, işte bu da “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden kaynaklanan bir eksiklik! Osmanlıdan TC ye en güzel, en başarılı geçiş bu sentezle olacaktı. Ancak, malum Rusların vodkası neyse, bizdeki rakı da o(ydu)!….

  17. Aslında ABD Türkiye ve İran üzerinde sinsi oyunlar hazırlıyor. F35’lerin sorun hale gelmesi bir nevi, Türkiye’yi ikilem arasında koymaktır. Ya İran, ya da ABD’yi tercih etmesini istiyorlar. Eğer Türkiye ABD’yi tercih ederse ABD Türkiye’den üst talep edecektir. Yok eğer İranı tercih ederse işte o zaman Suriye’de Türkiye’ye karşı ciddi saldırılar başlatılacaktır. Türkiye haklı olarak ikisinden de vazgeçemiyor. İç politikayı bırakıp, dış politika ile ilgilensek iyi olacak. Zira Arap ülkeleri de Türkiye’ye sıcak bakmamaktadir. Allah sonumuzu hayır etsin inşallah hayırlı ramazanlar.
    SAYGILAR SEVGİLER

  18. ÖNCE MEYDAN OKUMA.
    SONRA SUS PUS.
    Dış politikamız iç politikaya göre şekillenir oldu.
    Halkımız meydan okumalardan şimdiye kadar çok mutlu oldu.
    Sonrası geri adım atmalar önemli görülmedi.
    Hemen hangi konuda meydan okuduysak sonunda dönüp dolaşıp meydan okuduklarımızın dediklerini sessizce ve el altından yerine getirdik.
    İyi oluyor mu?
    Belki toplum kendini böyle daha iyi hissediyor.
    Evet en azından bazı şeylere hemen emrin olur demiyoruz.
    İtiraz ediyoruz işimize gelmeyen konularda artık.
    En azından bunu kabul etmiyoruz çıkışını yapıyoruz.
    Biliniyor ki,herkesin gücü bir yere kadar.
    Belki uygun zamanda elimin güçlü olduğu anda bunları yapacağım bilinsin demek isteniyor.
    Meydan okumalar kabak tadı verdi artık.
    Yapabileceğimiz bazı şeylere bile inanan kalmadı.
    Herkes alıştı artık söyler söyler durur,sonra kapalı kapılar ardında dediğimize gelir merak etmeyin inancı, hakim olmaya başladı.
    Hangi konuda söylediklerimizi ya yapamadık yada tersini yaptırdılar bize.
    Bundan sonra artık öngörülebilir olmamız kolaylaştı demektir bu.
    Epey dır bu sayede dışta pek ciddiye alındığımız söylenilebilir mi acaba?
    Meydanlarda başka kapalı kapılar ardında başka işler çevrildiğini sağır sultanlar da duyuyor artık.
    DIŞ POLİTİKA İÇ POLİTİKAYA ALET EDİLEMEYECEK KADAR HAYATİ ÖNEM TAŞIR.Söyler ciddi diplomatlar.
    Rüzgar eken fırtına biçer.
    Sonunda dönüp dolaşıp tekrar başa gelindiğinde zarar herkese yazılır.
    İlk önceleri herkesle ve özellikle komşularla sıfır sorun politikamız şimdi neredeyse sorunsuz çok az ilişkimiz kalmış durumda.
    Kabuğunu kırmaya çalışan ve bir üst lige çıkmak isteyen ülkeyi rahat bırakmazlar tabii.
    O zaman sırtında yumurta küfesi olan ona buna sataşmada çok dikkatli olması gerekmez mı?
    Hem meydan oku sonrada biraz borç verir misin dendiğinde,karşı tarafa fırsat doğar.
    Dış politika da güçlü olmak içer de çok güçlü olmakla mümkündür.
    Ekonomik olarak borç alan değil borç veren olmak.
    Carı fazla vermek.Hukuk devleti olmak.
    Borçlanma ihtiyacı olmadan ileri teknolojilere yatırım yapabilmek.
    Eğitim sistemi dünya da ön sıralarda olması.
    Büyümeyi sürdürülebilir ve iç kaynaklardan sağlamak.
    İşsizliği ortadan kaldırmak.
    İhracatla büyümek.
    İleri teknoloji ürünlerinin ihracattaki payının yüksek olması.
    Güçlü ekonominin en kestirme yolu ülke parasının değerini düşük tutmaktan geçer.
    Bu çok basit yolu herkes bilir ama yapmaya cesaret edemez.
    Düşük kur demek az tüketmek ,çok çalışmak ,çok ihracat etmenin sarp ve zorlu yoludur.
    Ancak böyle carı fazla verilebilir.
    Dış borç ihtiyacı doğmaması böyle sağlanır ancak.
    Halk buna hazır mı?
    İlk seçimde bu doğruları yapmaya çalışanı sandığa gömmez mi?
    Hem borç iste,hem meydan oku sonra da beni çekemiyorlar de.
    Biz borç verdiğimiz birinin ulu orta her yerde meydan okumalarıyla karşılaşsak ne yaparız acaba?
    İçer de az çalışıp çok tüketme arzusu var oldukça biz daha çok sürünürüz.
    Tarihte görülmemiş şimdi mi görülecek.
    Borç alanın emir verdiği.
    Borç isteyenin emir almadığı zaman başına ne geleceği bellidir.
    Borç alamayacak halk sıkıntılara duçar olacak ,ilk seçimde buna sebep olanlar sandık önüne geldiğinde cevabını alacak.
    Çok borçlu , borçlarını borçla çeviren ve devamlı borçlanma ihtiyacı duyan bir ülke dış politikada istediği çoğu şeyleri yapamaz.
    Birilerine karşı çıkarken,başka birilerine sığınarak bunu yapmaya çalışır ancak.
    Sonuçta değişen bir şey olmaz birinden kurtulayım derken daha kötü bir başkasına teslim olmak zorunda kalınır.
    FORMÜL BELLİ VE BASİT AMA UYGULAMASI ÇOK ZOR.
    ÇOK ÇALIŞMAK AZ TÜKETMEK,ÇOK DIŞ SATIM ,AZ DIŞ ALIM.
    Bir esnaf çarşıda dükkan açar.
    Çarşının en zengin Yahudi esnafına gidip, burada nasıl çok para kazanabilirim diye öğüt ister,
    Yahudi tüccar ona ;çok basit kuzum der.
    Bizim tecrübesiz tüccarın gözleri sevinçten fal taşı gibi açılır ,heyecanla nasıl yapmalıyım der.
    O da ona çarşıda herkesten iki saat önce dükkanını açacak,iki saat geç kapatacaksın der.
    Biz de bunu yapmaya hazırsak içer de de dışarda da başımız dik gezebiliriz.
    Gerisi sadece kendimizi aldatır,zaman kaybederiz.
    kendimiz çalar ,kendimiz oynarız.

  19. Türkiye seçimlerden zaman bulamiyorki kafasini kaldirip etrafda olup bitenlerden haberi olsun.

    Zaten istenende tamda bu etrafımizda olup bitenlerden vatandaşlarin haberdar olmasini engellemek.
    Başka ülkeler Sn Koru gibi dünyayı
    avcnun içi gibi bilenlerden fazlasi ile faydalanırken biz pasifize ederek onlarin gorevini ne kadar sabit görüşlü dünyadan bey haber iş bilmeyen varsa onlara amenet ediyoruz.
    Aynen terziye elbise yerine ameliyat olmuş hastanin dikişlerini diktirmek görevi gibi .

    Öğle bir duruma gelmişiz’ki insanlarin sahsi maddi manevi bütün imkanlarini kullanarak mesleğinin zirvesine yetişmiş “UZMANLAŞMIŞ” değerlerimiziden faydalanmak şöyle dursun! Tam tersini yapiyoruz..!!! Onlari bir kaşik suda boğarak nefslerini kesiyoruz.

    Bir insan kolay yetişmiyor! Maalesef kendi imkanlari ile kendi kendini yetiştirmiş her dalda tecrübeli değerlerimizi bu kadar pasifiye edebilmeyi düşmanlar isteseler başaramazdilar. Biz bunu her zaman iyi başariyoruz…

    Fehmi beyin bugünkü yazisini okuyunca, 1980 öncesi Demirel Sonraside darbecilerin Özaldan nasil faydalandiklarinı hatirladim.
    Demeki 40 sene önce bizler her konuda bugünkünden çok daha ileri imişiz.
    Ahirete intikal etmiş olanlara Allaha Rahmet eylesi.
    O zaman onlar bugünlerde yapilanlari yapsaidiler, bir sağdan bir soldan asmak yerine hepsini toptan asar bitirirdiler.
    Onlar “Darbciler” onu yapmadilar tam tersini yaptilar! Demirelin göreve getirdiği Özala ayni görevi verdiler.

    Şimdi değil görev vermek tavsiye edenlere dahi tahammül edemiyorlar ve onlari linç ederek susturuyorlar.

    Bernar bey, iyi yetişmiş Dunyayi de iyi bilen Türk vatandaşi bir akademisyen olarak Tayvanda bir dağ koyundemi yasamasi gerekirdi,yoksa Türkiyede bir Üniversitede gelecek kuşaklarmi yetiştirmesi gerekirdi.
    Bir kaç kişinin hirsini tatmin etmek için hem harcanan Değerlerimize hemde ülkemize çok Yazik oluyor.

      • Baki bey nurdan abla istemeden sizi de yanıltmış olmasın? Son paragrafında bazı bilgi hataları var; sevabına düzelteyim bari: bernar bey tayvanda değil hollandada yaşıyor! Akademisyen miydi garson muydu tartışmasına girmeden şu kadarını söyliim; o iyi yetişmiş elemanlardan üniversitelerimizde hala bol miktarda mevcut zaten!

        • İki yıl TAYLAND (Tayvan değil), kısa bir süredir Hollanda -karanlığın yerini aydınlığa bıraktığı yakın gelecekte de artık MEMLEKET inşallah. ; )

          • Hollandayla saat farkı çok değildir mösyö mario; bizde sabah olunca sen hala pireleniyor olursun; ama öğleden önce uçağa atlayabilsen ortalık kararmadan istanbuldasın:) yeni havaalanı da hazır nasıl olsa; akşam ezanına kalmadan okmeydanındasın işallah! Gelirken karamelli wafel da getir, iftar ederiz..:)

  20. Maalesef içeride birbirimizi yemekten disaridaki olaylarla ilgilenemez olduk.Hic gordunuzmu muhalefetin iran ile ilgili yorumlarini hayir.Tabi bunda da en buyuk suclu iktidar ve bizi yonetenler.
    Dusunun bir kere secim yaptik bitti derken yepyeni bir 367 garabeti gibi bir secim iptali yasadik nisan mayis haziran belki de temmuz ayini bile bosa harcayacagiz.Neden yenilgiyi kabul edip
    Onumuze bakmiyoruz.Butun sorunluluk bizi yonetenlerde.oysa iran vurulursa ne olur hic dusunuyormuyuz. A B C planimiz var mi tabiki yok . 91 yilindan beri irak isgali ile neler kaybettik. Ey iktidar artik iktidar oldugunu sorumlulugun sende oldugunu billll

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız