Evin duvarına “Defol Alevi” yazanın açtığı kapıyı kapatmanın çaresi sorunu çözüme kavuşturmaktır…

42

İslami eğitim almama rağmen ülkemizde dini farklı anlayıp yaşayan bir kesim olan Alevilerin varlığından hayli geç haberdar olduğumu itiraf etmek isterim. 

Hayatımın üçte birlik ilk bölümünü İzmir’de geçirmemin bunda etkisi olduğunu sanırım.

Zaten bu sebeple cephesine kırmızı boyayla “Defol Alevi” yazılıp yanına bir de çarpı işareti konulan evin İzmir’de oluşu beni olağanüstü rahatsız etti.

“Defol Alevi” yazısıyla uyarılan vatandaşın ne yapması bekleniyor olabilir? O mahalleden mi, o ilden mi, yoksa ülkeden mi gitmesi isteniyor? Orada Alevi kimliğine sahip birinin olması o yazıyı yazanı niçin rahatsız ediyor? Rahatsız oluyorsa doğru olan davranış rahatsızlık duyanın kendisinin oradan gitmesi değil midir?

Uyarının yanına konan çarpı işareti olmasa yukarıdaki soruları daha rahat sorabilirdim. Çarpı işareti ise yazıyı yazanın daha farklı bir çözüm peşinde olduğunu gösteriyor. 

Bereket evi o yazıyla kirletilmiş Alevi vatandaş “Aslolan insanlık” diyecek kadar gönlü geniş biri çıktı. Acaba böylesine bir tepki yazıyı yazanı utandırmış mıdır?

Doğuşta kazanılan aidiyet ve kimlikler

İnsanlar kimliklerinin bir bölümünü doğuşla birlikte ediniyorlar. Doğduğumuz yer, ülkemiz, dini ve milli aidiyetlerimiz üzerinde hiçbirimizin tasarruf hakkı olamıyor. Bir başka ülkeye göç etsek, mesleğimizi değişik diyarlarda icra etsek bile, bulunduğumuz yerlerde hep doğuştan edindiğimiz kimliklerimizle biliniyoruz.

Reklam

Genel olarak Türküz, Müslümanız, Türkiyeliyiz.

Daha özel olarak bazılarımız Kürt veya başka bir etnik gruptan, bazılarımız Alevi de olabiliyoruz.

Yine doğuştan…

Şimdiye kadar Sünni iken Alevi veya Alevi iken Sünni olmuş birileriyle hiç karşılaşmadım. Vardır mutlaka, fakat daha çok Sünni veya Alevi olarak doğduğu halde dini kimliği zayıf kalmış ya da hiç oluşmamış olanlarımız var.

Bizler böyle bir kitleyiz.

Sünni birinin kendini veya içinde yer aldığı kitleyi Alevilerden ya da Alevi birinin kendisini veya içinde yer aldığı kitleyi Sünnilerden daha fazla beğeniyor olmasını anlayışla karşılarım; tabii birinin ‘ötekini’ daha aşağı görmemesi şartıyla. 

Aleviler sayıca daha az oldukları ve kentleşmeleri daha geç gerçekleştiği için özellikle büyük şehirlerde varlıklarını dışa vurmakta da geciktiler. Cemevlerinin kalabalık yerleşim merkezlerinde açılmaya başlaması geçen yüzyılın ilk yarısında görüldü. Alevi kimliği ile ülkenin diğer bölümünün tanışması da cemevlerinin görünür hale gelmesiyle başlamış sayılabilir.

Tanıştık da ne oldu?

Reklam

Nur topu gibi bir Alevi sorunumuz oldu.

Yirminci yüzyıl insanların kimliklerinin önemsendiği ve herkesin doğuştan edindiği kimliklerine sahip çıktığı bir yüzyıl oldu. Daha önceleri değişik sebeplerle dışa vurulmayan kimlikler daha aleni hal almaya ve yaşanmaya başlandı.

Geçen yüzyılın son çeyreği ise, farklı kimliklerin yaşandıkları topraklarda tanınma mücadelesiyle geçti. Pek çok ülke, isteneni çok gecikmeden sağlamayla tanınma mücadelesininin önüne geçme akılcılığını gösterebildi.

Müslümanlar sözgelimi, kalabalık olarak yaşadıkları bazı ülkelerde, kendilerine özel statü tanınmasını sağlayabildiler.

Ülkemiz, pek çok başka konuda olduğu gibi, farklılıkların tanınması konusunda da tutuk davrandı, öyle davranmayı da sürdürüyor. ‘Tekçi’ görüntüyü sürdürme bizde önemseniyor. Birlik ve beraberliğin farklılıklarla birlikte de yaşanabileceğini düşünmek istemeyen etkili ve yetkili çevreler var. Onların baskın çıkmasıyla bugüne kadar gecikildi.

Cemevlerinin ‘ibadethane’ olarak tanınması konusu bile bu yüzden hala tartışmalı.

Tartışıyoruz, ancak tartıştığımız konunun muhatabı olan insanlar biraz kalabalıklaştıkları her muhitte cemevleri açmayı da sürdürüyorlar.

Biz tartışıyoruz, ancak hayatın gerçekleri bizleri aşıyor.

Farklılığı tanımak tanıyanı da güçlendirir

İnsanların üzerinde hiçbir etkileri bulunmayan doğuştan kazandıkları kimliklerin tartışmasız kabul edildiği ve buna uygun statülerin tanındığı bir ülke olmak bazılarımıza zor geliyor. Kalabalık olarak hangi kimliklere ve özelliklere sahipsek, daha az sayıda olanlarımıza farklı statüler tanırsak, kendi kimliklerimizin daha az önemli hale düşeceğini mi sanıyoruz?

Neden öyle sanıyoruz ki?

Farklı olanlarımızın o farklılıklarıyla özgürce yaşamaya devam etmelerinin kendi kimliklerimizi daha da güçlendireceğini nasıl oluyor da göremiyoruz?

O yanlış sanılar ve görme bozukluluklarımız yüzünden biri/leri bir başkasının kapısına “Defol Alevi” yazıp yanına bir de çarpı işareti koyabiliyor.

AK Parti bir ara konuyu ciddiye alıp bir ‘Alevi süreci’ başlatmıştı, ama süreç sonuca ulaştırılamadı.

Yeni bir parti oluşturmak için kolları sıvayan Ali Babacan bu konuyu da ‘çözülmesi gereken acil sorunlar’ arasına almış görünüyor.

Kim bu ve benzeri sorunları çözecekse ülkeye en büyük hizmeti yapmış olacak.

ΩΩΩΩ

42 YORUMLAR

  1. Bayatlamış ve daha önce de sahnelenmiş bu adi provokasyona , Alevi , Sünni , Herhangi başka dinlere mensup veya mensup olmayan hiç bir vatandaşımızın gelmeyeceği açıkken , hala etnik ve mezhep bazında ülkemizi karıştırmak isteyenler olabilir . Hepimiz Hz.Ademin çocuklarıyız ve kardeşiz . Bu tür bayat ve lüzumsuz can sıkıcı hadiselere karşı tüm milletimiz bilinçlidir .Bu tür hadiselerde hemen Devleti hedef alan mihraklara da fırsat verilmemelidir . Alevi , Sünni , inançlı , inançsız tüm vatandaşlarınız eşit haklara sahiptir . Eşit vatandaştır . Aksimi iddia etmek abesle iştigal edip , art niyetli olmaktan ibarettir . Ülkemizde her inanç Grubu , camisinde , cemevinde , kilisesinde , havrasında özgürce ibadet etmektedir . Kimsemin kimseye karıştığı yok . Ortadoğu , İran , Irak ve Suriye’nin hali ibret olarak önümüzde duruyor . Yeterli değil mi ? Bu kötü örnekler .

  2. Sünnilerin ve Alevilerin kendi içlerinde ortalamasını alırsak, doğrularıyla yanlışlarıyla hemen hemen aynı olan tipik bir Türk vatandaşı olduklarını görürüz. Aralarındaki tek fark ‘atalarının dini’ dir. Öyle ki bir tarafın ataları Sünni inanca itikat ederken diğerlerinin ataları Alevi inanca itikat etmişler. Ben prensip olarak bu iki inanca saygı da duymuyorum, saygısızlık da etmiyorum. Atalarımın dini bakımından Sünni bir aileden gelmekte birlikte çok uzun zamandır bir mezhebe bağlı değilim, sadece düz bir Müslümanım ve bundan da son derece mutlu ve huzurluyum. Bununla birlikte kimseyi “sen neden düz/sade Müslüman değilsin veya neden deistsin, ateistsin” diye eleştirmiyorum. Kuran’da belirtildiği gibi “benim dinim bana, senin dinin sana” diyorum.

    Diğer yandan şu gerçeği de görmek gerekir. Sünni yobazlar olduğu gibi Alevi yobazlar da vardır, hatta ateistlerin içinden bile yobazlar çıkabiliyor. Bence sorun mezhep sorunu değil, yobazlık sorunudur.

    Başka önemli bir husus da şudur. Aleviler de dahil olmak üzere her Türk vatandaşı vergi ödüyor ama devlet sadece Sünni mezhebi mensuplarına dini hizmet veriyor. Bu haksızlığı iyice fark ettiğim günden beri Camilere ayak basmıyorum, zira bu aşikar haksızlığa ortak olmak istemiyorum. (Gayrimüslim vatandaşlarımızın durumu Lozan Anlaşmasında bazı hükümlere tabi tutulmuş, ayrıntısını bilmediğim için onların durumu hakkında bir şey söyleyemeyeceğim). Kısacası Aleviler de kendi inançlarını Sünniler gibi yaşayabilmelidir, devlet nezdinde eşit haklara sahip olmalıdırlar.

    Devlet düzenimiz ise akılcı seküler/laik kurallara tabi olmalıdır. Ne Sünni imamlar nede Alevi dedeler devlette bir söz sahibi olmamalıdır. Devlet mezhepçi sızma girişimlerine karşı kapılarını kapatmalıdır. Devletin dini olmaz, kişilerin dini olur. Devletin dini adalettir.

    Not : Devletin dini olmaz demek devlet dinsizdir demek değildir. Kurumsal bir kimlik olan devlete din atfedilemez, yani devlet din alanı bakımından artı (+) yada eksi (-) değildir, nötrdür.

  3. Sürekli negatif haberleri mi okuyup yazacağız.Aşağıdaki bilgi Sputnik ten alınmıştır.Yalnız Alman yayınlarını araştırdığım kadarıyle böyle bir habere ulaşamadım .Peki biz neden sürekli olumsuz konuşuyoruz ? Sayın birazda pozitif olaylara baksak.
    ” Almanya’da iflaslar bir önceki yıla oranla yüzde 42 artış gösterdi. İflaslar nedeniyle ortaya çıkar zarar bir önceki yıla göre yüzde 81’e ulaştı.
    Almanya, 2019 yılının ilk dokuz ayında iflaslarla sarsıldı. Bir önceki yılın aynı dönemine göre iflasların yüzde 42 daha fazla olduğu açıklandı.
    Euler Hermes Kredi Sigortalar Kurumu tarafından yapılan açıklamada, iflasların 2020 yılında da artış kaydedeceği belirtildi.”

    • Ahmet bey türkiye için çok daha güzel bir haberi de sevabına ben paylaşiim bari: “Türkiye Bankalar Birliği, Türk finans sektörünün öncü kurumlarının, Japan Credit Rating Agency Ltd. (JCR) Avrasya’nın yüzde 85,05 hissesinin kurucu ortaklarından satın aldığını açıkladı.” Sizin almanyayla ilgili paylaştığınız habere yoldaş sputnik(rusça anlamı da yol arkadaşı demektir) belki çok sevinmiştir, hatta ben de beter olsunlar diiceem ama avrupadaki en büyük ticari partnerimiz almanya olduğu için şimdilik maazallah demek istiyorum… iflas eden dev ingiliz tur operatörünün almanya şubelerini satın alan türkiyeli anıtur örneğinde olduğu gibi alman şirketlerini ucuza kapatmak daha iyi bir politikadır kanımca…

    • Vay Ahmet bey süper bir haber yakalamışsınız tebrikler! 😊

      Peki size Sputnik Rusya’nın propaganda organı olduğunu, kendi ülkelerindeki ekonomik seviyenin düşüklüğünü (kaldıki onlardski ekonomik durum bize nazaran çok çok iyi) millete anlatırken “bakın dünyada ekonomik kriz var Almanya’da bile iflaslar şu kadar artmış, bize koydukları ambargolara rağmen biz çok iyi durumdayız” dediklerini ve aynı propagandayı da Türkiye’ye yani sana yaptıklarını söylesem ne dersiniz?

      Sn.Ali babacana kulak verelim ne diyor?
      “Almanya gibi ülkeler son 20-25 yılda GSMH larını 5 katı civarında büyüttüler yani piyasaya eskiye nazaran 5 katı fazla para sürdüler.

  4. Yazıya konu olan evin halini görünce zaten insanın içi sızlıyor; belli ki hane halkı alt gelir grubundan… böylesi üzücü bir olayla gündeme gelmeden önce ilgilenilmesi gereken çevrelermiş zahir… izmiri bilmem, bildiğim izmir belediyesi fi tarihinden beri chplidir… o evlerin dış görünüşlerinden bile çevrede bir imar sorunu olduğu net olarak görülüyor..! Özellikle ankarada ve istanbulun bazı bölgelerinde toki eliyle yapılan toplu konutlarla bu tür virane yerler daha modern yaşam alanlarına dönüştürüldü, anadolu şehirlerinde en gözde semtler toki konutları ve çevresi oldu… ama bu izmir ve benzeri chpli belediyelerin olduğu yerlerde tokiyle işbirliğine yanaşılmadığı için maalesef böyle içler acısı yaşam alanlarını hala görüyor olmak insanı kahrediyor… ordaki yerel yönetimin hangi partili olduğu da çok önemli değil; muhtar olacak dallama, ne bu evin hali deyip kaymakama valiliğe bildirseymiş en azından bi araba sıva kumuyla kireç, çimento getirtip kimi yoksul evlerini sıvatıp boyatabilirlerdi heralde..? Ya da kayyum eliyle bölgeye kentsel dönüşüm filan getirilmesi gerekiyor; yalnız yerel yöneticilerine yazıklar olsun, yiyip içtikleri maaşları da haram zıkkım olsun! İnşallah bi ekip gönderen olur da şu evlerin en azından dışı badana edilir! Türkiye uzay çağında, chp belediyesi çöplük gibi…

    • AKP’li belediye sınırları içinde onbinlerce badanasız, sıvasız ev görmek mümkündür.
      AKP=Erdoğan yönetiminin yaptığı kentsel dönüşüm değil rantsal dönüşümdür.
      Türkiye uzay çağında değildir, daha sanayi devrimlerini tamamlayamamıştır.
      Trolyen söylem ile fonksiyonel söylem arasında sadece isim benzerliği vardır.

  5. Aslında bu yazıdaki konu vesilesiyle ülkemizin etnik yapısı ve mezheplerle ilgili olarak oldukça uzun ve ayrıntılı bir yorum yapmak istiyordum ancak uzun uzun düşündükten sonra değmeyeceğine karar vererek vazgeçtim .Çünkü bu yazının tesadüfen de olsa bir devlet yetkilisi tarafından okunacağını ve dolayısıyla en ufak bir etkisi olacağını yani devletin zerre kadar kaale alacağını düşünmüyorum ; bizim devletin bu konulara bakış açısı ,yaklaşımı ,demokrasi anlayışı ,insan hakları ve hukukun üstünlüğü konularındaki zihniyeti ve uygulamaları bellidir.Ben bir kaç yıl önce ülkemizdeki etnik diller (mahalli veya anadil ) ile bunlara bağlı olarak aslında toplumun bir zenginliği olan kültürel değerlerin korunup yaşatılması hakkında BİMER e bir dilekçe vermiştim ; bana TRT den ”bu konularla ilgili olarak kurumumuzda herhangi bir çalışma ve planlama yoktur ” diye cevap geldi ! Netice olarak bu konularda bizim daha çok çok ince ve uzun bir yolumuz var. Selam ve saygılarımla .

    • Ali bey, piyasa şiveyle konuşulan dizilerden geçilmiyor ki; trt öncelikle resmi dilimiz istanbul türkçesini doğru dürüst bi kullansın da gerisine yine bakılır yani… yerel kültürlerin, folklorun yaşatılması hususunda yanınızdayım ama.

    • Ali bey, kaale alınacağını düşünmüyorum dediğiniz konuyu hemen hemen yazmışsınız zaten. TRT veya bir başka devlet kurumundan öyle bir cevap gelmesi doğal. Bu konuya ilgisiz kalmalarının sebebi var. Bu istedikleriniz gelişme sürecini önemli ölçüde tamamlamış, gelecek endişesi olmayan ülkelerde sizin gibi bir vatandaşın talebi olmaksızın yapılabilen şeyler. Bizimkiler henüz o düzeyde değil. Tarihi sürecteki darbe ve benzer teşebüslerinden de belli ki TC kurulalı beri “survival modunda” varlığını sürdürebilen bir oluşum.

      Aslına bakarsanız, kuruluşu darbevari şekilde gerçekleştirilmiş ve ciddi ciddi düşünmeden “ben yaptım oldu” aceleciliğine getirilmiş bir durum yok diyebilir miyiz? “Acele işe şeytan karışır” derler ya, gözardı edilen önemli hususlar geçen onyıllara rağmen yakamızı bir türlü bırakmayan cinsten kritik ve sembolik öneme haiz şeyler. Geleceğe ait bu güvensizlik duygusundan dolayı devlet zaman zaman derin devlet, ve herzaman askeriye ve ilaveten de güçlenebilmiş cemaat oluşumlarından faydalanma ve dayanışma ihtiyacını duymuştur. Kritik ve sembolik öneme haiz şeyler TC’ye geçiş döneminin geniş tabanın değerlerine (yani geniş bir tabana) oturtulmasından ziyade kurtuluş savaşından sonra ortaya çıkan fırsatların önyargılara dayalı olarak alel acele engaje edilmesiyle ilgili şeylerdir.

      Akabinde elit bir tabaka olarak CeHaPe camiasıyla siyasi alana girilmekle ülkenin önü açılacaktır sanıldı. Hiç te öyle olmadı. Kritik ve sembolik öneme haiz şeylerle donanmış bir partizanlıkla, kırıcılık ve baskılar devam etti(rildi), kontrol mekanizması devletti. Tarihi damarı kuvvetli millet cenahında ise tufaya getirilmiş, kendilerine danışılma ihtiyacı duyulmamış olanlar tabanın katmanlarındaki karanlıklarda el yordamıyla survival sınırlarında varlığını idame ettiriyordu. CeHaPe vasıtasıyla tabandaki baskılar sembolik eşik değere ulaştığında ilişkili ekonomik-teknik vs sorunların da oluşturduğu teşvik ve fırsatlar AKP yi doğurdu. Günümüzdeki siyasi çalkantılar yapılan hatalar devam etsin, CeHaPe kanadı eline geçirdiği elverişli bir fırsatta Menderesi nasıl astılarsa punduna getirip aynı kırıcılık ve baskılara ön ayak olacaklardır, korkarım.

      Yapılan tarihi bütün hataların tartışılması ve uzlaşıya varılması lazım. Bunun için TC’nin 100 yıllık kuruluşunun gözden getirilmesi kutlamalardan daha önemli bir fırsattır. Aksi taktirde periyodik cebelleşmeler ülkenin somut gelişmesine takoz teşkil etmeğe devam edecektir, korkarım. Maddi anlamda bilim-teknik’e dayalı olarak gelişmeler süratlenmeden arzu ettiğiniz şeylerin öncelikli hale gelmesi zordur.

  6. Sevgili üstat,

    Yazılarınızı hiç aksatmadan her gün merakla takip eden bir okurunuzum.
    Mesleki deneyiminiz ve entelektüel birikimlerinizin sonucu otaya çıkan yorumlarınız olayları değerlendirmeme katkı sağlıyor.
    Fazlası ile sıkı sıkıya bağlı olduğunuzu düşündüğüm iki kimliğiniz hariç; Birincisi sağcı politik görüşünüz, ikincisi Sünni dini kimliğiniz.
    Söz konusu kimliklere sahip olmanız gayet normal. Bu yazıyı kaleme almama sebep olan her iki kimliğinizi de referans alıyor (daha doğru buluyor) olduğunuzu düşünmem. Mesela Alevileri “Farklı” olanlar diye tanımlamışsınız. Alevilerde Sünnilere mi farklı demeli? Nasıl anlaşacaklar? Birbirlerini farklı bularak mı yoksa aynı olduklarını kabul ederek mi?

    Çok selamlar

    • Cafer bey merhaba!
      Herhangi bir konuda olduğu gibi Alevilik-Sünnilik konusunda da derin bilgim yok, haliyle bu konuyu tartışabilecek biri deyilim.
      Ama.. Alevilik-Sünnilik arasındaki fark söz konusu olduğunda, bu farkın sünniler tarafından mı yoksa Aleviler tarafından mı ileri sürüldüğü hakkında ciddi kuşkularım var.
      Bu kuşkumu giderirseniz sevinirim.

      (Yaziya konu olan olayla ilgili düşüncelerim sn.Mim’in düşüncelerinden farklı deyil)

  7. Evin duvarına “defol Alevi” yazan şahıs kimdir? Sıradan meczup bir vatandaş mı yoksa derin devletin içinde geçmişten beri var olan ve çatışmalardan güç alan bir odağın ajanı mı? Geçmişte yaşanan Çorum, Maraş ve Sivas olaylarını hatırlayalım ve teyakkuzda olalım. Oyuna gelmeyelim.

    İzmir’de taciz edilen aileye ve onun nezdinde tüm Alevi vatandaşlarımıza selam ediyor, birlik ve beraberlik içinde yaşantımıza devam ederken onların güvenliğinin hepimizin güvenliğine eşdeğer olduğunun farkında olduğumuzu bilmelerini istiyorum.

  8. Cami duvarına gamalı haç çizmekle, domuz kafası asmakla başlar; brevik ve yenizellanda saldırısı ile devam ederler… ingilteredeki bıçaklı saldırılar da artışta; avrupa başkentlerine bakınca istanbul çok daha güvenli bir kent, yalnız büyükadada yine birileri iş üstünde sanki..! Kaşınanı kaşırlar ona göre…

  9. etnik kimlik (arap, süryani, türk, ermeni vb) bile zamanla evleme yoluyla çeşitlenirken (örn. bizde kürt, arap, ermeni, türkmen herbirinden birer kız alma yoluyla hısım akrabayız) inanç çeşitliliğinin artmasına niçin şaşırıyoruz? ben de buna şaşıyorum..
    çok da memnun olmalıyız aslında. bu sayede birçok müsibet kendiliğinden bertaraf edilebiliyor.
    böyle akrabalıklar olmasaydı 12 eylül hazırlıkları öncesi katiam olmaz mıy dı?
    niçin evren yargılandı? kim yargıladı? hocafendileri şimdi elegeçse nelerden yargılanacak?
    nelerden yargılanmalı? sadece iki generali ayarttığı için mi acaba?
    yada niçin o da başarılı olamadı?
    rahmetli özal dan önce birsürü insan fişlenirdi. şimdi fişeme varmı?
    inancı nedeniyle insanlar aşağılanırdı şimdi var mı?
    herkes laiklik ilkesi sayesinde inancını istediği gibi yaşıyabilyor.
    burada itiraz edilennokta bilgi eksikliği nedeniyle diyanet kurumu.
    ülkenin yüzde 98 i müslüman ülkede her köşe başına bir cami bir kilise, bir havra, bircemevi (her mezhebi için katolik protstan vs için de ayrı ayrı) mekan açılsa!!..
    hatamız işte bunları bilmeme, yada bilsekte bilmiyor ayaklarına yatmak..
    devlet yada siyasiler bunu bir düzene koyma çalışması yapmıyorlar. çünkü öteki taraftan tarikatçı cematcı işini yürtüyor zaten.
    insanlar kendi başına hareket ediyor, kraldan çok kralcı türemiş.
    toplum talebini siyasete söylemeli, meclis el kaldırıp onaylarsa olmalı.
    ben peygamberim deyip te camiden cenazesini kaldırmak!… başka birşey söylemeye gerek var mı?
    insanları yakmaya öldürtmeye birbirine düşürmeye düşman etmeye emir verip, yada ses çıkarmayıp, yargılanmadan gitmek, belkide üstüne üstlük ödül verir gibi yüksek makamlara getirmek için ugraşmak!…
    hangi gezegende, hangi dinde, hangi millette var?
    eskiden bir kişinin etnik kimliği yada inancını ifşa etmek ayıplanırdı.
    söylenmezdi. gerek görülmezdi..
    ne imamın oğlu, ne babasının bebesi, ne de devidin çocuğu her kim olursanız olun bu işleri siyasete alet etmeyin. bu toplum inancın doğrusuna, etnik ananeler, gelenekler, görenekler, festivaller, bayramlara aç..
    şimdi artık okun düştüğü yeri yurt edinme zamanıdır..
    yoksa gelecek yıl cadılar bayramı gününü tatil ilan edelim olsun bitsin!..

  10. İzmir’de…
    Harun Özdemir…
    Alevilik konusunda…
    Çok geniş çalışmalar yaptı…
    Bu vesileyle hatırlatmış olalım…
    Devlet ve hükümet bu çalışmalardan…
    En geniş boyutlarıyla yararlanmalıdır, derim…
    *
    Alevilik de dahil olmak üzere…
    İlgili ve yetkililer ne zaman ilgilenecek…
    Yarım yüzyıllık bu birikim ve çalışmalarımızla…
    Ne ZAMAN?!.
    *
    Ve’s-SELAM/BARIŞ mea’d-DUA…
    RNE

  11. Bir kere olay münferid değil komplikedir.

    Yani bu olay bir gündem oluştursun, insanların kafası bir süreliğine bununla meşgul olsun diye, kullanışlı bir araç olarak aidiyetler üzerinden kotarılan, içinde istihbarat örgütü elemanlarının da olduğu bir eylemdir. Yoksa sıradan vatandaşın aklından ne bu aidiyete karşı bir düşünce ne de bu eylem geçer. Zaten kafası binbir ‘geçimlik sorunla’ meşgul olan vatandaş, başına bir de bu gaileyi alacak değildir; mecali de kalmamıştır.

    Yeni bir şey de değildir bu; bu ve buna benzer bir çok olayı hem de can yakıcı bir şekilde yaşamıştır Türkiye toplumu; ne acıdır ki bu tecrübeyi yeni nesle taşıyıp, bunun akıl ve iz’anla bağdaşır bir yanının olmadığını, bunun üzerinden nemalanan bir “yapının” olduğunu aktaramamıştır. Hoş, çok alıcısı da kalmadı bu tür hezeyanların.

    Her bir terör olayı da sıradan bir vatandaşın işi değildir: Adı üzerinde terörizm bu ve bunun için organize olmak, belirli bir maddi varlığa sahip olmak, hatta “kurumsal (devlet içi ve devletler arası)” ilişki kurmak gerektir. İdeoloji saplantısı olan (ideolojik yetiştirilen nesil ile) garip-gureba, fakir-kimsesiz ve eğitimsiz kişilikler de onun -terör örgütlerinin- beşeri lojistiğini oluştururlar ki bunu genele teşmil etmemek gerekir.

    Kaldı ki, bu olan münferit bir olay ise bunun, bu kadar da allanıp pullanıp servis edilmesine, kaşınmasına, kafaların karıştırılmasına hiç gerek yoktur.

    Bundan bir gündem oluşturup nema sağlamaya çalışmadan sorumluların bulunup adalete(!) teslim edilmesi, medyanında olayı bir malzeme olarak kullanmaktan imtina etmesi akıl karıdır.

    Kangren halini almış sosyal-siyasal sorunlarımızı adamakıllı çözüme kavuşturuncaya kadar bari…

  12. *******
    …..
    “Türküz, Müslümanız, Türkiyeliyiz”,
    En azından beyim “hemşehrili”yiz!
    Çeşit çeşit insan, herşey Allah’tan,
    “Aslonan insanlık”, terbiyeliyiz!

    “Defol git” ne demek, var mı ki dinde?
    Bu mu var ‘kibr’inde, Allah indinde?
    Ademoğulları kardeş, DNA belli,
    Tek bir fark mı var, bileşiminde!?

    İnsanlıkta yarışmak bizden beklenen,
    Faydalı işlerde koşturmalı hemen,
    Şehadet etsin ki o kalp, o ayaklar,
    Cenneti haketsin o ruh ve o beden…

    Peygamber aynıysa, hele de Kuran,
    Bu Kitap der ki “zafiyetli”dir insan!
    Çekse de birbirinin kötü huyundan,
    Herkese aittir bu Vatandistan!

    “Vatandistan” bizim için bu ülke!
    “İnsanlık”tır bizim için en temel ilke!
    Her etnisite için bu, en üst düzey,
    Budur aslonan, bu yaraşır her Türk’e!
    …..
    *******

  13. Olmayan bir sorunu Sorun göstermek…Meseleler şimdi daha iyi anlaşılıyor…Çözecekse bu sorunu Davutoğlu daha iyi çözer… Davutoğlu bu konularla daha ilgili… Davutoğlu hem daha tecrübeli…Davutoğlu hem başbakanlık yapmış..tecrübeli…Öbürü daha Bakanlık yapmış sadece,yapamaz bu işleri.. Onun daha çok yolu var… Beklenen lider Davutoğlu…Davutoğlu daha sempatik, sağduyusu yüksek….Davutoğlu çözer.. Davutoğlunun parlatılmaya ihtiyacı yok…Babacanın daha çok yolu var….

    Bu arada editör ikili oynuyorsun…. Yazılarımızı niye yayınlamıyorsunuz…Bu sorunu kim çözecek.Bak bunu Babacan çözebilir… Çözemezse Davutoğlu na gideriz… Davutoğlu çözer….

  14. Türkiyenin Batısı 18.asırdan kalma.

    Bizim Doğuda ,Çerkez,Kürt, Gürcü,Türkmen(Alevi),Avar, laz ve Türk kõyleri vardı.
    Birde bunların karırşımı kõyler vardı.
    Ermeni,Malakan(Rus) larda genelde karışık kõylerde otururdular.
    Doğu halkı hiç ayrım yapmazdı düğün olsun cenaze olsun,hatta imece usulu toplanır hangi kõyün tarlası yetişmişse gider onu biçerdiler.
    Sadece biz kürt olarak bildiğmiz bir kõy kendilerinin Alevi olduklarını babama sõylemişler onun haricinde kimsenin bilmesini istememişler.
    Belliki devletden korkuyormuşlar.

    Bizler büyüklerimizden birbirleri hakkında saygıdan başka birşey duymadık.
    Bizim aile Şafeiyi meshbinden.
    Hiç unutmam. 12 yaşında Ankaraya gittiğimde Rahmetlik abim bize sakın bizim Şafeyi mesebinden olduğumuzu kimseye sõylemeyi. diye tembihlemişti. Ankarlılar, meshepleri din olarak kabul ediyordular.Hanefi meshebinın dışında olanlar Müslüman değil diyiyordular.

    Aslında, Yaz boz tahtası yaptığımız Anayasaya, ırk, din,ve mesheplerinden dolayı insanları aşağlamak ve hakaret etmek yasaklayan bir madde eklense, ve hakaret edenlerde cezalandırılsa, Yani devlet vatandaşlarını koruma altına alsa.
    O zaman kilmse kimseye hakarat edemez.
    Bizim kanunlarımız çarpik, ve çonunluğa hizmet verirken azınlıkların haklari gasp ediliyor.
    Örneğın: Sünnüler içın Diyanet var, imamhatip liseler ve ilahiyat faküklteleri var. Fakat Hıristiyan vatandaşlarımızın kendi paraları ile tekrar açmak isdedikleri Ruhban okuluna izin dahi verilmiyor! Yasak.
    Diyanet Hem İçerde hemde dişariya. İmam gõrevlendırıyor. Azınlıklara sıra gelince.onları vatandaşdan saymiyor. Hırıstiyanlar için ,Rahip, Müseviler için, Haham, ve Aleviler içinde dedelere. Beş para vermiyor,
    Sanki onlar bu devlete vergi õdemiyor.
    Biz Sünnüler bol bol kul hakkı yiyiyoruz. Artı Dünya küçüldükçe, bizde yabanilaşiyoruz.

    O yazıyı yazan ülkede olmaya huzuru tamamen yok etmek isteyen art niyetli cahil ve kendini bilmez bir varlik insan değıl..

    • sizin gibi bilgi ve kültüre sahip 10 insan keşke sadece bir köşe yazısından değilde tiivii de (şu anda gereksiz konular, insanları birbirine dahada bileyleyen çatışma oturumları sunanlar yerine) proğram yapıyor olsaydı..
      doğudaki, karadenizdeki rus ve ermenilerin yaptıkları katliamlarını,
      bunun yanında anadolu insanının masum ermeni köylüsünü türk oymaklarının, köylülerinin nasıl koruyup kolladığını,
      yada 300-400 yıl önce türkmenleri ermeni köylülerin, ermeni masumlarını ise türk -kürt oymak-aşiretlerinin belkide bu yurdun insanını nasıl saklayıp korumuş olabileceğini falan bildikleriniz varsa söylerdiniz.
      birbirlerine kız alıp verdiklerini duymuş isek anlatırdınız.
      trump belki daha iyi duyar 24 nisan şantaj çakallığını bitirirdiniz.
      yurt içinde etnisite yada inanç üzerinden vurgun vurmaya yada insanımızı birbirine düşürmeye çalışan namussuzları bertaraf ederdiniz.
      insanların niçin etnik yada inanç çatışması yaşadığını, yaşatılmak istendiğini biraz olsun sizlerin vasıtasıyla insanlar öğrenir, saçma saçma işlerle koca ülke vakit harcamazdı.
      en önemlisi, birtakım şarlatanların maskarası olmaktan belki kurtulma fırsatımız olurdu.
      Allah, iyi, kalbi temiz, dürüst insanların yardımcısı olsun.

    • Nurdan abla bir de şöyle bi sorunumuz var; ödenen vergilerimizden diyanete giden kısmın birazının ateyiz vatandaşlarımıza iade edilmesi de gerekiyor kanımca? Şimdi aynı şekilde patrikhaneye ve hahambaşılığa da devlet yardımı ve maaşlar verilecek olursa onlardan da aynı ateyiz yurttaşlar için kesinti yapılıp yine vergi iadeleri gerekir. Patriklik zengindir hadi neyse de; hahambaşından hayatta bir kuruş bile koparamazsınız zındıklara iade edilsin diye… şimdi lozan zafer miymiş hezimet miymiş diye düşünecek halim yok; fkt arkadaş belki bi bakar mevzuya..?

  15. İnsanların maruz kaldığı adalet ikiye ayrılır: Gerçek Adalet ve Kabile Adaleti. Gerçek adalette suç ve ceza bireyseldir. Binlerce yılın getirdiği bu ilke İslam’ın da temel ilkesidir. Kur’anı Kerim’de 7 ayette buna değinilir. (Örn. Fatır 18: “Hiçbir günahkâr/suçlu başkasının günahını/suçunu yüklenmez.”, Zümer 7: “Hiçbir günahkâr/suçlu diğerinin günahını/suçunu çekmez.”). Peygamberimizin vefatından önce 632 yılında binlerce Sahabeye yaptığı konuşması olan Veda Hutbesi’nde “Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz” diye ifade edilir.

    “Gerçek Adalet” anlayışının karşısında ise “Kabile Adaleti” vardır. “Kabile Adaleti” ilkesi iki anlayışa dayanır. Bunlardan birincisi; “Eğer bizden birisi bir suç işlerse, biz onu kimseye vermeyiz. Cezalandırılmasına müsade etmeyiz”; İkincisi ise “Eğer karşı taraftan/kabileden bir kimse suç işlerse biz hepsini toptan cezalandırırız. Suç bireysel değildir.” anlayışıdır.

    Maalesef İnsanlık tarihi boyunca genelde “Kabile Adaleti” insanlığa hakim olmuştur. 11 Eylül saldırılarının cezasını gariban Afgan ve Irak halkı çekmiştir. İsyan eden Ermeni komitacıların işledikleri suçların cezasını binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan sürülerek olayla hiçbir alakası olmayan masum Ermeniler ödemiştir. Ermenistan kurulunca bu kez Ermeniler o topraklarda çoğunluğu teşkil eden tüm Müslümanları sürmüşlerdir. Dünya tarihinin en büyük sürgünü olan Alman sürgünü İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanmıştır. 14 Milyon Alman yüzlerce yıldır yaşadıkları Doğu Avrupa’dan sürülmüş, malları ellerinden alınmış üstüne üstlük yaşadıkları şimdiye kadar dile getirilememiştir. (Bkz. BBC, Germany: Memories of A Nation. 26. Bölüm)

    Türkiye’de de 15 Temmuz darbe girişiminin bedeli olaydan habersiz yüzbinlerce masuma ödetilmiştir/ödetilmeye devam etmektedir. Suçun ve cezanın şahsiliği İslamın temel ilkelerinden olduğu halde başörtüsü meselesinin yüzde 1 ilgisine mazhar olmamıştır. Halbuki Başörtüsü ile ilgili ayet sadece 1 (Bir) ayette geçer. Bir ayetin mücadelesini verenler neden 7 (evet yedi) ayetin mücadelesini vermezler neden bu ayetler ve ilke ihlal edildiğinde tepki vermezler onu anlamak mümkün değildir.

    Alevi konusunun da değerlendirilmesinde suçun ve cezanın şahsiliği değerlendirme kriterlerinden birisi olmalıdır. Bir topluluk içinde bir kaç kişinin yaptığı bir yanlışlık tüm topluluğa mal edilmemelidir. (Suriyelileri de bu arada unutmayın) Toplu cezalandırma tamamen inançlarımıza ve hukuka aykırıdır. İnsanlar olabildiğince özgür bırakılmalı inançlarına karışılmamalıdır.

      • Bunların hiçbirinin darbeci olmadığına sizin kadar inanırım.Çünkü onların beyinleri öylesine yıkanmıştır ki hala ‘ O ‘ iblisin masum olduğuna inanıp bir kere dahi olsa aldatıldıklarını düşünmezler. Ancak bunlar ve siz bu işi ABD ile birlikte FETO nun o kafa adamlarının yapmadığına mı inanıyorsunuz. Bu çağda bu zamanda iktidarın komplosu olarak mı görüyorsunuz ? Buna gerçekten inanıyorsanız soylenecek tek kelimem yok . sadece şunu sormak istiyorum . Neden orduya , polis teşkilatına , diyanet e ve devletin her kademesine adam yerleştirdiler. ? Yaklaşık 10 12 yıl önce emniyet teşkilatının üst kademesine görev almış bir yakınım daha önce yalnızca polis teşkilatında olan dinleme cihazlarının emniyete de alındığını ve hepsinin FETO olarak adlandırılan grubun elinde olduğunu ve herkezi dinlediğini belirtti.Bu anlatım daha FETO nun ülkemizde çok muteber olduğu bir döneme aittir. Sonrasında gördük ki Başta Sn Aziz yıldırım olmak üzere herkes dinlenmiş ve şantaj yapılmış NEDEN ?
        Tek felsesefi eğitim olan bir cemaatin ordu ile emniyet ile ne işi olabilir.Bunu bir açıklarmısınız.

        • Merhaba Ahmet Bey. Yorum metninizin sonundaki sorunuzla başlamak istiyorum: “Tek felsefesi eğitim olan cemaatin ordu ile emniyet ile ne işi olabilir?” diye soruyorsunuz.

          Sorunuzun basit bir yanıtı var: Gülen Cemaati’nin ordu ile, emniyet ile işi vardı, çünkü, tek derdi eğitim, Allah rızası için iyilik yapmak vs. olan bir yapı değildi. Tüm bakanlıklarda, tüm meslek guruplarında, tüm bürokratik kurumlarda örgütleniyordu, belirleyici bir güç olma arzusu ve hedefi içindeydi. Birbirini kollamalar, seküler-ulusalcı olanlar başta gelmek üzere rakip olarak gördüğü diğer güç odaklarını köşeye sıkıştıracak yasal ve yasa-dışı dinlemeler, muhtemelen soru çalmalar vb. hep bu yüzden yapıldı.

          Şimdi, sorunuza soru ile karşılık vererek devam etmek istiyorum: Bunda garip ya da şaşırtıcı olan ne?

          Perinçekcisinden seküler milliyetçisine, darbeci-sosyalistinden Menzilcisine, zaten irili ufaklı bütün güç odakları böyle davranmıyorlar mıydı? Bugün de öyle davranmıyorlar mı?

          Gülen Cemaati’ni bu açıdan iki yüzlü ve güvenilmez bulabiliriz. Nitekim, ben bu yapının samimiyet yoksunu ve iki yüzlü olduğuna inanıyorum. Ama, böyle düşünmem, akıl ve ahlak ilkelerini çiğnememin bir gerekçesi veya meşruiyeti olamaz: Bu açıdan Gülen Cemaati’nin taşıdığı kirlilik, Perinçekçiler başta gelmek üzere, bütün siyasal, ideolojik, kültürel, dinsel yapılarda var -yok mu?

          Diğerleri pek bir masum ve temiz de böyle davranan bir Gülen Cemaati miydi?

          İster T. Saylan’ın Çağdaş bilmem ne derneğini alın, ister Atatürkçü Düşünce Derneği’ni, ister Vatan Partisi’ni, ister x ya da y cemaatini: Ortada bu açıdan sadece Gülen Cemaati’ne özgü bir biriciklik yok, hepsinin ortaklaşa paylaştıkları bir durum.

          Bu yapıların bu şekilde davranıyor olmasının tarihsel-toplumsal-siyasal nedenleri var ve bunlar Osmanlı’ya kadar gidiyor. Buna girip konudan uzaklaşmak ve yazımı bıktırıcı hale getirmek istemiyorum.

          Gülen ve cemaati, elbette devlet iktidarını ele geçirmeye oynuyordu -tıpkı en az bir düzine diğerleri gibi. Cemaat, bu konuda diğerlerinden ayrışıyor değil. Cemaat’i diğerlerinden ayrıştıran şey, diğerleriyle karşılaştırılamayacak kadar güçlü hale gelmiş olmasıydı. Zaten böyle olduğu için iktidar oyunlarına etkin bir aktör olarak katılabilmiş, AK Parti ile ittifak kurabilmişti.

          İlkin bana ait bir tespit olarak bunu bir kenara koyalım ve can alıcı soruya geçelim: 15 Temmuz kalkışmasını örgütleyip gerçekleştiren yapı Gülen Cemaati miydi?

          Gülen’in kendisinin ve yapıyı kontrol eden “yüksek abiler” kliğinin masum olmadığı kanısındayım. Ama, bu tek başına, “Kalkışmayı Gülen Cemaati planladı ve gerçekleştirdi” denilebilmesi için yeter koşul değil.

          Kimler örgütledi? Gülen ve tepedeki klik ne kadar işin içindeydi? Nereye kadar dahil oldular? Kim kimi (hangi güç odağı) oyuna getirdi, kim oyuna geldiğini son anda fark edip olanca gücüyle abanmayıp kendisini geriye attı son anda?

          Bütün bunları benim ya da sizin bilmeniz mümkün değil. (Unutmayın, mahkemelerde siyasi savunma yapıp darbeci olduğunu alenen ve övünerek anlatan sol-Kemalist subaylar da var.)

          Benim açımdan tartışmaya dahi gerek duymayan açıklıkta bir sonuç üretti 15 Temmuz: Seküler vesayetçi güç odakları koalisyonu bu sayede yeniden iktidara taşındı.

          FETÖ yaygaraları içinde hayatı dar ve tarumar edilenler, sıradan Cemaat sempatizanları, vesayetçilere ve ulusalcı, Perinçekçi yapılara vakti zamanında karşı çıkmış aydınlar ve Kürtler.

          Şuna inanmanızı isterim: 15 Temmuz’un röntgeninin çekilip kamuoyunun önüne tüm çıplaklığı içinde sunulması, hem Gülen’in, hem Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek’in ve diğer aktörlerin istemedikleri şey. Bu konuda hepsi ittifak halindeler. Çünkü, olayın aydınltılması halinde, hepsi çok ama çok şey kaybedecekler.

          Amaç hasıl oldu, faturanın tümü Gülen Cemaati’ne kesildi. Vesayetçi seküler güç odakları koalisyonu iktidarı eline aldı.

          Bu noktada, Gülen Cemaati’nin tepesinin bir bedel ödemediğini söyleyebilirim. Maddi kayıba uğradılar, güç yitirdiler. Üç beş gazetecileri ceazevine atıldı, diğerleri tam kadro yurt dışında. Zulmedilenler, sıradan Cemaat sempatizanları.

          Gülen Cemaati sempatizanlarına dönerek, “Ulen bu kadar mı akılsız ve körsünüz! Görmüyor musunuz darbeyi cemaatinizin yaptığını?” deme hakkına sahip değil hiç kimse. Bu, ahlaksızca bir tutum. Şu nedenle:

          Eğer devlet darbeci diye benim üzerime çullanıp benim gibi onbinlerce masum insanın hayatını karartmışsa, etrafta bilimum ulusalcı vesayetçi tip dolanıp operasyon üzerine operasyon çekiyorsa sıradan insanlara, Genel Kurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı Meclis’teki 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu’na ifade vermeyi reddediyorsa, Meclis’in raporu bugün nerede olduğu bilinmiyorsa, hukuk ayaklar altına alınıp yargı kurumu bir muz cumhuriyetinde olabilecek olandan bile beter hale getirilmişse, ben de inanmam D. Bahçeli, Erdoğan, Perinçek üçlüsünün getirip önüme koyduğu “Aha 15 Temmuz’u bu FETÖ yaptı, vurun alçaklara!” yaygarasına. Ben dini inancı, Tanrı inancı olmayan bir birey olarak 15 Temmuz’a koca bir muamma olarak bakarken, sonuçlarının kime yaradığını apaçık görüyor iken, sıradan Cemaat sempatizanlarına reva görülen zulme tanık oluyor iken, sol-liberal/sosyal anarşist olduğum halde yorumlarım günde beş posta “kripto tosuncuk” sataşması ile karşılanıyorken, Gülen’le duygusal ve itikati gönül bağı olan insanlar neden inansınlar?

          Devletin iddiasına inanmamak, devletin iddiasını kuşkuyla karşılamak doğal haklarıdır ve ben onların bu hakkını saygıyla karşılamak zorundayım. Ahlaktan ve doğru bulduğum bireysel prensiplerden taviz veremem: 15 Temmuz muammasının aydınlatılmasına izin verilene kadar, FETÖ lafını kullanmayı reddediyorum, zulme uğrayan Gülen Cemaati mensuplarının, tüm KHK’lıların yanındayım, onlarla dayanışma içinde olacağim.

          Devlet iddia makamı değildir. Devlet, suçu ve suçluyu delilleriyle kanıtlama ve hukuk devleti ilkelerine uygun olarak yargılama makamıdır.

          Kalkışmayı Gülen Cemaati’nin planlayıp gerçekleştirdiği, devlet iktidarını elinde tutanların iddiasıdır. İddiayı kabullenmek zorunda değilim. Bu, akılsız bir insanın tutumu değil, Ahmet Bey. Bazılarımızın kendisine olan özsaygısını yitirmeden, inandığı ahlaki ilkelerden sapmadan yaşamak gibi dertleri de var.

          Gülen Cemaati ile hiçbir yakınlığım yok, olmadı da. 15 Temmuz kalkışmasını Gülen Cemaati’nin planlayıp gerçekleştirdiği bir devlet iddiasıdır: Kanıtlanmamıştır. Bilinen ve aşikar olan, sonuçlarının istisnasız tüm dindarları tedirgin etmesi gereken sonuçlar olduğudur.

          Zulme uğrayan Cemaat sempatizanlarıyla dayanışmak boynumun borcu olduğu gibi, onların devletin iddiasını inandırıcı bulmamak hakkını tanımak ve o hakka sahip çıkmak da ahlaki sorumululuğum: Devlet, iddiasını kanıtlamış değildir.

          • Sn Bernar Bey yapmış olduğunuz seviyeli yorum için teşekkür ederim. Yukarıda belirttiğiniz hataların yanlışların bir çoğuna katılıyorum bir tanesi hariç. 15 temmuz da Devlet iddiasını kanıtlamadı .Neden : Öncelikle yapılanı akıl süzgeçinden geçirdiğim zaman ve çeşitli vesilelerle Cemaat mensuplarının yaptığı eylem ve söylemleriyle bu kanaatteyim.Bunun karşıtı ise yönetimin bilerek tasarlayarak bu darbeyi gerçekleştirdiğidir.Kendi düşüncem: 17 25 aralık sonrası iktidar Emniyette çok ciddi temizlik operasyonu yaptı ve binlerce kişiyi cemaatle ilişkisinden dolayı görevden aldı veya yerlerini değiştirdi.Emniyet içindeki personelin buna toplu bir tepkisi olmadı ve olamazdı da zaten. Orduya gelince : bu kurum içersinde de cemaat sempatizanı veya üyesi olan bir çok kişi mevcuttu aynı temizliği bu kurumda yapmak kolay değildi.Buna cesaret edemedi .Ancak iş öyle bir noktaya vardı ki bunların hareketlendiğini istihbari bilgiler ısığında sezdi.Devlet operasyon kararı aldığında da cemaat deşifre olarak ondan önce davranarak akıl hocası ABD ile bu olayı gerçekleştirdi.Olayın başlangıcında bir çok ordu mensubu da kararsız kaldı ve bakalım kim kazanacak diye bekleyerek tercihlerini bundan sonra yaptılar.Tamamı da darbe karşısında yer aldılar.Bu bahsettiğim yaşananlardan çıkardığım tamamen bana ait görüştür.
            Gelelim işin öbür boyutuna :Yapılan haksızlık ve sorumlular kim?
            Öncelikle tabiki cemaat , sonrasında Bizi yönetenler .Yönetim bizleri ve devleti korumakla yükümlüdürler ve görevlerini yerine getirememişlerdir.Bu nedenle siyasi ayak ortaya çıkarılamamış ve bedel ödememiştir.Örneğin İBB ve Ankara Belediye başkanı neden görevden alınmıştır?Bank asyaya para yatıranlar ceza alırken onu açık tutanlar neden cezalandırılmadılar?cemaat tüm bunları yaparken görevini yapmayan yetkililer neden cezalandırılmadılar ?
            Bunun gibi bir çok soru sorulabilir.
            Öte yandan cemaat tüm bu pislikleri yaparken , sonuç açığa çıkınca neden sempatizanları bir pişmanlık duymuyorlar ?
            haksızlığa uğrayanlara gelince çektikleri acı ve sıkıntılara en az onlar kadar üzülmekte ve kahrolmaktayım . Dualarım onların bir an önce temize çıkıp dertlerinden kurtulması içindir.

          • Hazır mevzuya girmişken mösyö, şu yunanistana firar eden 8 subay mı opera sanatçısı dansöz müydü her neyse, onlar turneden ne zaman dönecekler acaba? Yoksa sığınma taleplerini kabul eden yunanistan da mı bizimkilerle bir olmuş tiyatro yapıyorlar? Gladionun a/b si olmaz, darbeyi kim kime yaptırmıştır demek net göremiyorsun öyle mi..?yoksa görmek mi istemiyorsun..? İddia makamı devlet değil de kim olacaktı..!

          • Ben de bu aklıselim fikir alışverişine olanak tanıdığınız için size teşekkür ederim Ahmet Bey. Sizin ve benim, yanısıra “Bi Okur” rumuzlu yorumcunun söyledikleri, aslında, adı 15 Temmuz olan hadisenin neden ve nasıl gerçekleşmiş olabileceğine ilişkin kaaatlerimizi paylaşmak. Meselenin devlet tarafından kanıtlanmamış olduğunu söylememin temel nedeni de bu zaten: Ancak kişisel kanaat bildiriyor, kalkışmanın neden Cemaat tarafından yapılmış olabileceğine ilişkin olarak Cemaat’in günahlarının hatırlatılmasının ötesine geçilemiyor.

            15 Temmuz’un gerçekleşme biçimine yönelik her tür tartışma ve sorgulamadan derin bir huzursuzluk duyanlar, meselenin bu yanına işaret edenlerin üzerine yükenirken, aynı manipülatif argümanları kullanıyorlar: “251 şehidimiz var, hiç mi utanma yok sende? Çıkmış Kılıçdaroğlu gibi olaya tiyatro ya da kurgu demeğe getiriyorsun!” “Yuananistan’a helikopterle sığınmış olanlara ne diyeceksin peki?” vs.

            Bunlar, istismarcı karşı çıkışlar. Sizi, sanki siz olayı “Bu bir tiyatro!” diyormuşsunuz gibi, olayı hafife almakla, şehitlere saygısızlıkla itham ediyorlar, Gülen Cemaati’nin açık gizli savunusunu yapmakla suçluyorlar ve ardından Cemaat’in dünden bugüne işlemiş olduğu günahları hatırlatıyorlar. “Kalkışma gerçekti sefil adam! Yüzlerce insanımız şehit oldu, yaralandı. Meclis bile bombalandı. Sen nasıl bir kanıbozuk mahlukatsın ki. . .” İyi de, ortada, “Kalkışma olmadı” diyen mi var?

            Oysa, tartışmanın kendisi, olayın bir tiyatro olup olmadığı tartışması değil. Oysa, tartışmanın kendisi, şehitlere saygısızlık edip etmeme değil. Oysa, tartışmanın kendisi, Gülen Cemaati’nin günahkar olup olmadığı tartışması değil.

            Bir darbe yaşandığının TV ekranlarına yansıyıp olaydan kamuoyunun haberdar olduğu saatlerde, Cumhurbaşkanı, CNN Türk adlı haber kanalına bağlandı ve kalkışmanın Cemaat kalkışması olduğunu ilan etti.

            Aradan geçen onca zaman içinde, o iddiayı kanıtlayan deliller hala ortaya konmuş değil.

            Ama, “sorgulanması teklif dahi edilemez”, herkesin mutlak gerçeklik olarak varsaymak zorunda olduğu o İDDİA sayesinde, Türkiye’de yeni bir ittifaklar koalisyonu kuruldu ve perçinlendi.

            TV ekranlarına bakın, stüdyolara davet edilen -ve değişmeden kalan- konuklara bakın. Bu yorum sayfalarına bakın: Düzinlerce sıkı Reisçi arasında dindarları göremeyeceksiniz. Nedim Şener, Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu, bilimum Perinçekçi ve vesayet rejimi dönemlerinin adamları, kalemşörleri.

            Karar Gazetesi FETÖcü mü?
            Ya Alparslan Kuytul ve Furkan Vakfı?
            Ya Mümtazer Türköne ya da Ahmet Altan?
            Neden yaşanmakta olanları gören herkes, eski başbakanlar ve diğerleri, neden Saadet Partisi toptan gayrı milli ve yeminli Erdoğan düşmanları?

            Peki AK Parti, bizim bildiğimiz ve savunduğumuz, esas olarak dindarların kadrolarının üzerinde yükselen kitle partisi mi bugün?

            Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek, “Önümüze kattık, mecburiyetlerimizin görevlisi kıldık” diyor Erdoğan için. “Elimizde 38 yolsuzluk kaseti var” diyor. “Sadece bu FETÖ değil, bütün cemaatleri tarikatları Cumhuriyet’den kazıyacağız” diyor.

            Neden yalan söyleyip söylemediğimi merak etmiyor, neden Youtube’a girip bu sözleri adamın kendi ağzından dinlemiyorsunuz?

            Neden her yorumuma cevap yetiştiren Vatan Partisi’nin buradaki militanı H. Gayret, benim konuyu buraya getiediğim bir düzine yorum metnim karşısında sus pus? Neden Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz, FETÖ sözcüklerinin olmadığı tek bir metin üretmeyen ve “Türkeş” rumuzuyla yazan yorumcu, yazdığım her şeyi okuduğu halde, bu konudaki yorumlarım karşısında diğeri gibi sus pus?

            Defalarca sordum, yine soruyorum:

            R. Tayyip Erdoğan, Doğu Perinçek ve Vatan Partisi’nin “önlerine katıp mecburiyetlerinin görevlisi kıldıkları” bir insan mı? Perinçek, “Bunun elimizde 38 adet daha yolsuzluk kaseti var” diyor: Doğru mu?

            Değilse, hadi Tayyip Erdoğan’ın avukatlarının bilmediğimiz bir gerekçesi var ve hakaret davası açmıyorlar: Neden sizler bir hakaret davası açmıyorsunuz bu haddini bilmez Ergenekoncu adama karşı?

            H. Gayret, salladığı 10 metnin 9’unda sıkı bir Reisçi olarak Erdoğan güzellemesi yapmadan duramıyor. İyi güzel de, lideri Perinçek, Erdoğan’ı yüzde sıfır bilmem kaçlık Vatan Partisi’nin memuru kıldıklarını söylüyor.

            Bu ne iş?

            Bu marjinal partinin memuru mu bizi yedi düvele karşı savunuyor yurt dışında ve ona karşı çıkan bizlerin alayı FETÖcü ya da gayrı milli?

            Perinçek’in ayrıcalığı ve dokunulmazlığı nedir, Ahmet Bey?

            Bugün iktidarda olan, onyıllarca dindarların ve Kürtlerin ensesinde boza pişirmiş vesayetçileri ve 28 Şubat rejimini geri iterek “öteki”lerin iktidara taşınmasına vesile olmuş dindar yığınlar ve onların güçlü kitle ve kadro partisi AK Parti ve lideri Erdoğan mı?

            By iktidar, kimin iktidarı?

        • Darbeyi kimler planladı, kimler yaptı, kimler önlemedi, kimler bekle gör yaptı bunu tam olarak bilemeyeceğiz. Hepsini doğrular deliller bulabiliriz. Ama tam resmi görebilmemiz oldukça zor. Belki de hepsi doğru. Örneğin hükümet komplosu elbette değil. Ancak hükümetin darbeden önceden haberinin olduğu çok açık. Olmasa darbe başarılı olurdu zaten. Ancak hükümetin darbeyi fırsata dönüştürüp tüm muhalefeti susturmak için kullanması elbette kabul edilemez, demokrasi ve hukuk açısından çok kötü sınav veriliyor her alanda. Sonuçta ekonomiye de huzur ve barışa da hizmet etmiyor bütün bu yapılanlar. Yenikapı ruhu diye yaptıkları başlangıcı da göstermelik yaptıkları ortada. Ciddi bir kutuplaşma tüm toplumu sarmış durumda. Böyle uzun süre idare edilemeyeceği de artık her kesim tarafından görülüyor. Muhalefet varlık gösteremezse ülke ve herkes kaybedecek, bir an önce demokrasiye dönülmeli.

          • Bernar Bey,

            Yorumunuz okunduğunda ülkeyi 15 Temmuz sürecine sürükleyen baş aktörlerden olan cemaatin ihanet ve menfaat güruhunun cürümlerini çok önemsemediğiniz anlaşılıyor.Mağduriyet saikiyle olabilir.Ancak bu yapının sanki tek kusurunun şeffaf olmamaları olduğu eleştiriniz çok hafif ve naif kalıyor.Zaten yapılanmanın şeffaf olmaması ve sergiledikleri takiyyeci tavır net olarak gizli bir örgüt yapılanması ve hedefin siyasi iktidar olduğunun delaleti.Siz vicdanen kabullenemezseniz de, bu durum onları ‘terör’ yapılanması tanımına uygun kılıyor.

            ABD destekli bu hain yapılanma dini siyasete alet ederek; en büyük darbeyi saf ve temiz dini duyguların toplum vicdanında aşınmasına ve yara almasına neden olmasıyla toplumsal barışı da zedelemiştir.

            Mağdurları ise, sizin de dahil olduğunuz sayıları yüzbinlerle ifade edilen masum insanlardır.

    • Güzel bir yazı.Bir de suçun delillendirilmesi olayı var.Hucurat suresi 6. ayet örneğinde olduğu gibi iyice araştırmadan,sağlam delillere dayanmadan,meselenin her yönü araştırılıp kuşkuların tamamı bertaraf edilmeden,dandik delillerle hüküm kurulamayacağı hususu da yürürlükteki hukukun olduğu gibi dinin dahi emirlerindendir.Böylece sağlam delil olmadan hükümler kuranlar , Dinin bazı hükümlerini görmezden gelip Allah’ın muradına göre değil,heva vü hevesinin yönlendirmesine uyarak işine geleni söyleyenler de zulmetmiş olurlar ve dahi cehenneme postlarını şimdiden sermiş olurlar.Vaktim müsait olmadığından güzel yazınıza bu kadarcık olsun bir katkı yapmış olmak istedim.Selamlar.

      • Nasıl olsa öbür taraftaki mahkemeleri de tapulamışsınızdır uğur bey; inşallah tez elden huzura da çıkarsınız demek isterdim ama neme lazım, gayretullaha filan dokunur..! Benim de bu heva vü heves dolu yorumsuya küçük bi katkım olmasına müsaade ederseniz: artık neye dokunursunuz bilemiyorum ama şefkat tokadı bu sefet ne yandan gelir belli olmaz ona göre…

        • Gayret ,şu yazdıklarının seviyesizliğine ufak bir cevap yazmıştım ama editör yayınlamayı uygun görmemiş.Gerçi seninkinin onda biri kadar seviyesiz değildi ,fakat – bunu cevapsız da geçmeyeceğim- editör tarafından sevildiğini,kollandığını da iyi bil.Sen herkese istediğin çamuru atıyorsun ,karşılık olarak cevap verene ise sansür uygulanıyor. Sana kıyak mı çekiliyor,yoksa “delidir ne yapsa yeridir “diye mi düşünülüyor,bilemiyorum.İyi de sayın editör Onun fikirden nasipsiz hakaretlerini sineye çekmeye bizi niçin zorluyorsunuz,hakarete karşılık vermek kanunen ceza bile gerektirmezken,meşru cevaplarımızı görmeyip,onun bizlere olan hakaretlerini neye göre meşru sayıyorsunuz. Kendisi herkese mercimek beyinli diyor,biz yazınca mı kabahat oluyor şimdi,anlayamadım.

  16. çözümü kolay madem ki mağdur olan kişi bunu makul karşılamış demekki sünni komşuları bu anlayışli insan için tavır alabilirler.ve irtibatlarını kesmez aksine artırırlar.

  17. Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır.(Hucurat süresi 13) Bu ayet faşizmi engellemek için bir delildir.
    Ali Babacan bu konuları ele almış olabilir. Ama Türkiye’de ne zaman önemli bir sorun çözüme gidilse hemen araya bir nifak sokuluyor. Gerek iç gerekse dış güçler tarafından engelleniyor…
    AK Parti zamanında çok değerli bir sorunu çözmeye çalıştı sona gelindi fakat yine araya nifak sokuldu. Şanlı Urfada iki polis evinde ölü bulununca çözüm bir anda cozumsuzluge döndü.

  18. Ortada bir sorun yok sayın yazar. Ne diyor alevi kardeşler; nedir bu alevilerin çocuklardan çektikleri! Anlayana güzel bir sorun yok mesajı. Duvara yazmakla olmuyor o işler! Paçası yiyen varsa açıktan söylesin! Etek giyen sünnet çoçuğu yaramazlık yapar bazen! Büyükler sünnet acısına verir affeder! Bir tavsiye; genelde insan kendi kendini kaşır. Çok kaşırsa yara olur. Önce kaşıdığı yeri sonra tüm sağlığını kaybeder! Kangren olursa kaşıdığı yer kesilir sakat devam eder, vücudu sararsa kurtarılamaz ölür. En sonunda kendi zarar görür yani. Allah ın da bir hesabı olduğunu unutanlar bunu tekrar hatırlasın. Kaşımak önce zevkli gelir dozu kaçarsa aman ha!
    Bir yere kadar düşman kazanarak gidilir! Sonra elde dost kalmaz! Bir ömür boşa gider.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız