Faiz sıfırlanmak isteniyorsa tutulan yol yanlış…

35
Reklam

Korona dalgası her ülkenin kimyasını bozdu, bundan hemen her alan etkilendi, o yüzden tam fark edilmiyor: Koronanın kimya bozucu etkisine kadar, ‘gelişmiş’ sıfatıyla anılan ülkelerin ekonomilerinde geçerli olan faiz ya sıfırdı ya da sıfıra yakındı.

Bankaya para yatıranın mevduatına oralarda faiz tahakkuk ettirilmezdi. Bazı ülkelerin bazı bankaları mevduat sahiplerinin hesaplarından, paralarını muhafaza ettikleri için, ücret bile alırdı.

Geçmişte iki eli kanda olsa borçlarını son kuruşuna kadar ödemiş olmasına rağmen, Türkiye’ye, her an iflas edip borçlarını ödeyemez hale düşebilecek muamelesi edildiği için yüksek faizle borç verildiğinden, ‘gelişmiş’ sıfatını taşıyan ülkelerin kendi aralarındaki borçlanmaların da faizsiz veya az faizli gerçekleştirildiği gerçeği pek fark edilmez.

Ancak gerçek yazdığım gibidir: Batı ülkeleri arası borç-alacak muameleleri de ‘faiz’ kokusu taşımaz.

Sözün kısası, ekonomisi ‘enflasyon’ hastalığına düçar olmamış ülkelerin faiz diye bir derdi yoktur.

Faizi dünya ekonomisine Korona virüsü geri getirdi.

Halkı rahatlatmak için bol para bocalandı gelişmiş ülkelerde; o uygulama da enflasyonu artırıcı sonuçlar doğurdu.

Şimdi alınan tedbirlerle, ABD ve Almanya gibi ülkeler, Korona etkisiyle uyguladıkları finansal politikalar yüzünden artmış olan enflasyonu yeniden sıfırlayabilmek için çaba gösteriyor. Başardıklarında, onlarda ve benzeri ülkelerde faiz yeniden etkisini yitirecektir.

Reklam

Demem o dur ki, Türkiye’de aşırı yüksek olan faizden rahatsızlık duyan ve ‘faizle mücadele’ etme görevini üstlendiğini her fırsatta ifade eden siyasiler, savlarını kuvvetlendirmek için konuyu din ile irtibatlamaktan vazgeçebilirler.

Faizi sıfırlamak veya asgariye indirmek isteyenin, her şeyden önce, faizden daha fahiş halde bulunan enflasyonu ortadan kaldırmaya çalışması gerekir.

Enflasyon sıfıra yaklaştığında faizin dert haline dönüşmesi de sona erecektir.    

Peki ya bankalar?

Ülkemizde mevcut kamuya ait olanlar dışındaki bankaların neredeyse bütünü ya yabancı sermayeye ait ya da yabancı bankalar sermayenin büyük bölümünün sahibi durumdalar.

Yabancı bankaların ve onların sermayedarlarının Türkiye sevgisi nereden geliyor dersiniz?

Bozukluğu herkesin dilinde olan ve bundan toplumun bütün unsurlarının olumsuz etkilendiği bilinen ülkemiz ekonomisinde, bu yıl da dahil, şu son yıllarda en yüksek oranda kâr eden kurumların bankalar olması herhalde bir tesadüf değildir. 

Hiç kuşkunuz olmasın, bankacılık ülkemizde bugün en kârlı sektör durumunda.

Reklam

Sebep ne?

Faiz-enflasyon girdabına kapılmış ve yapıları bu sarmal yüzünden bozulmuş ekonomiler bankaları ihya eder. Sebep budur.

Yüksek faiz yüzünden yatırımlar durur, üretkenlik azalır, işsizlik yaygınlaşır, ülke fakirleşir, ancak bankalar bu olumsuzluklardan etkilenmek yerine kârlı bile çıkar.

Türkiye’de enflasyonun kabul edilebilir oranların üstünde seyretmesinin ürünüdür bu durum.

Nedense gelmiş-geçmiş iktidarlar enflasyonla mücadeleyi bir türlü başaramadılar.

Bugün yaşananlara bu gerçekler ışığında baktığımızda nasıl bir tablo görüyoruz:

Mücadele enflasyona karşı yapılmak yerine faize karşı yapıldığı için beklenenin tam tersi sonuç veriyor: Faiz düşürüldükçe ülkenin yerli parasının -TL’nin- yabancı paralar karşısındaki değeri düşüyor ve bunun ilk etkisi hayatın pahalanmasıyla hissediliyor.

Enflasyon oranı derhal yükseliyor.

Suni yöntemlerle enflasyon oranını düşük göstermeye kalkışmak da faydasız; çarşı-pazar-market fiyatları insanların cebini yakınca, alınan tedbirlerin olumsuz etkisi daha da katmerleniyor.

Kendi parasından kaçıyor insanlar ve bozulan ekonominin olumsuz etkisinden korunmak için tasarruflarını yabancı paralara yatırıyorlar.

Burada nefes almak için biraz durup bir anekdot aktarayım:

Birkaç yıl önce yolum bir zamanların en kötücül komünizm uygulamalarına tanıklık etmiş Pol Pot’un ülkesi Kamboçya’ya düştüğünde, gördüğüm manzara beni müthiş şaşırtmıştı. Kamboçya kendi parası Riel’in yanında Dolar’a da kendi parasıymış muamelesi yapmaktaydı. Marketlerde, manavlarda, dükkanlarda satışa sunulan malların -biri Riel diğeri de Dolar olarak- iki etiketi bulunuyordu.

‘Dolarizasyon’ denilen olguyu benimsemiş bir ülkeye dönüşmüştü bir zamanların komünist rüyasını gerçekleştirdiği sanılan Kamboçya. O rüya gerçekleşecek diye, Kızıl Kmerler hareketi lideri Pol Pot, ülke nüfusunun yaklaşık dörtte birini – onlar içerisinde de en fazla okumuş-yazmışlar takımını- infaz edebilmişti.

Bugün o ülke ekonomisinde Dolar ile iş görülüyor.

[Bir zamanlar gittiğimizde parasının pula dönmesi yüzünden üzüldüğümüz ‘kardeş ülke’ Azerbaycan’ın yerel para birimi Manat ile iki paralı ekonomiye sahip Kamboçya’nın Riel’i karşısında TL ne durumdadır diye merak ettim. Bugün itibariyle durum şu: 1 Manat yaklaşık 8 TL, 1 Riel ise 0,0033 TL. Azerbaycan parası bizimkinden değerli hale gelmiş, Kamboçya parası ise sıfıra yakın değerde. Değersizleşen para birimi ülkeleri acayip uygulamalara zorluyor; Kamboçya bu yüzden Dolara kendi parasıymış muamelesi yapıyor. En hazin durumda olan ülke Venezuela iki ay önce 14 sıfırlı parasından 6 sıfırı attı; bu 2008’den bu yana yapılan üçüncü sıfır atma operasyonu. O sayede şimdilerde 1 milyon Bolivar ABD para birimine göre 25 cent eder hale geldi. Yani, 4 milyon Bolivar 1 Dolar ediyor.]

“Tane tane anlatmak” diye bir deyimimiz var ya, ben şimdi ona başvuracağım: Faizle doğrudan uğraşılacağına, onu ekonomiden dışlamak isteyen politikacılara düşen, enflasyona düşman muamelesi yapmaktır. Enflasyonu sıfıra yaklaştırsınlar faiz kendiliğinden sorun olmaktan çıkar.

Tezimin doğruluğunu sınamak için, Korona-öncesi Batı’nın gelişmiş ülkelerinin ekonomilerine ve aynı ülkelerin Korona etkisiyle yükselmiş enflasyonla mücadelesine bakılması yeter.  

Faizle uğraşmanın maliyeti yüksek. Bunu yaparken dini argümanlar kullanmak ise dine de zarar veriyor.

ΩΩΩΩ

Reklam

35 YORUMLAR

  1. “Almanyalı
    1 Aralık 2021 At 19:48
    H. Gayret arkadaṣ, ben hiҫ bir partinin yandaṣı değilim, nadirende bir partiyi arkası arkasına iki defa seҫerim. Benim davam demokratik sistemdir.” buyurmuşsunuz;
    Ama iş merkelin politikalarını savunmaya gelince burda herkesten önde gidiyorsunuz niyeyse?
    Seçimleri ağır bir sonuçla kaybettiğiniz halde kendisi hala koltuğunda pişkin pişkin oturabiliyor kendisi!?

    • H.Gayret, yabancılar poitikası nedeniyle Merkel‘ e ve partisine ṣimdiye kadar hiҫ oy vermedim.
      Geҫtiğimiz seҫimde, seneler sonra bir daha sosyal demokratları seҫtim. Insan’ın bir partiye bağlı olmadan da seҫmen olabileceğini kabul edemiyorsunuz galiba.

      Hükümetleri değiṣtiren benim gibi seҫmenler.

      Bir örnek: Erdoğan’ın düṣük faiz politikasının döviz borҫlu firmalara sağladığı faiz tasarrufu, borҫlarının artan TL karṣılığı yanında devede kulak gibi. Bu durum bence Erdoğan’ı seҫmemek iҫin yeterli bir neden…

  2. “C. Haluk Özalp
    2 Aralık 2021 At 09:54
    Keşke akılsız olan akıl hocaları bu yazıyı okumuş olsalar.”
    HALUK BEY SAYIN YAZARIN BU CÜMLESİNE NE DİYORSUNUZ:
    “Faizle uğraşmanın maliyeti yüksek. Bunu yaparken dini argümanlar kullanmak ise dine de zarar veriyor.”

  3. Dıṣ borҫları olan firmaların yükselen kur farkları nedeniyle dıṣ borҫlarının TL karṣılığı yükseliyor.

    Aynı firmalar, faizler düṣürüldüğü iҫin aldıkları kredilere daha az faiz ödeyecekler.

    Ṣimdi önemli bir soru: Bu firmaların yaptıkları faiz tasarrufları mı daha yüksek, yoksa kur farkından dolayı dıṣ borҫlarının yükselen TL karṣılığı mı?

  4. batı ekonomileri ile türk ekonomisinin altyapıları aynı olmadığı için ,aynı şartlar aynı sonuçları
    doğurmaz.Enflasyonla mücadelede sihirli formül yoktur.Üretimi artırarak fiyatlar düşürülür.
    Üretimdeki asıl maliyet yüksek faiz olduğu için kredi faizlerinin düşük olması gereklidir.
    Bütün yollar yüksek faizin düşürülerek tasarruf ve üretimden geçiyor…
    Muhalefet çözüm önerisi sunamayarak sadece hava muhalefeti yapıyor.

    • tuzun kuru galiba… Yoksa bu tufanda “aklıselim” değil, “kalbiyavuz” olurdun… Hem bu nasıl aklıselimlik… Muhalefetin hiçbir konuda çözüm önerisi yoksa bile ekonomide var. İştir kişinin ayinesi lafa bakılmaz.. Babacan ekonominin dümenindeyken kişi başına düşen milli gelir 12.ooo doları bulmuştu. Bundan iyi çözüm önerisi mi olur.

      • Gedikli arkadaş babacan ne zamanda beri muhalif oldu ki? Dediğiniz gibi kendisi ekonominin dümencibaşısıydı ama kaptanı da görmezden gelmeyelim, öyle değil mi?

  5. -Bir rakamı gerçeğinden farklı! göstermek. Aslında o kadar artmadı falan demek.
    -Kendi paranı değil de, başkasının parasına yatırım! yapmak.
    -Kasandaki paradan fazlasını! harcamak.
    -ihtiyacın olmadan zamanından önce masrafa borca girmek.
    Bunları dert etmez umursamazsan konuşmazsan eğer,
    Kaç sıfır atsak acaba?
    Vay bu kefere bonkomatları doldurdu götürüyor ülkesine breh breh tüh vah.
    Enflasyon faiz, hayır yumurta keriz tavuk yeriz.
    *Yatırım durdu,
    *Üretim azaldı,
    *İşsizlik arttı,
    *Gıdaya elektrik suya benzine doğalgaza zam geldi,
    Kur’u kurutsakta mı saklasak, faizi elimizden düşürüpte mi pişirsek😅
    Bunları konuşur durursunuz.

  6. TEZİM TAZE

    “Tane tane anlatmak” diye bir deyimimiz var ya, ben şimdi ona başvuracağım: Faizle doğrudan uğraşılacağına, onu ekonomiden dışlamak isteyen politikacılara düşen, enflasyona düşman muamelesi yapmaktır. Enflasyonu sıfıra yaklaştırsınlar faiz kendiliğinden sorun olmaktan çıkar.”

    Yazarın tezi buymuş. Yıllar önce bir tartışma çıkmıştı basında, birkaç gün sürdü kayboldu. Konu şu idi; Türkiye’de yazarlar okumuyor, kendi gazetelerini bile okumuyorlar, yan sayfadaki komşularını da okumuyorlar. Yazarların okumaması hemde günlük politika yazanların okumaması ne büyük facia.

    Faiz konusunda zaten türkiyede iki tez var bir taraf yazarın söylediği tezi savunuyor, öbür taraf (taraf derken bu cephe sadece Reisten oluşuyor olabilir) Faizi düşürüp, düşük faizle üretimin önünü açarak enflasyonu düşürmek.

    Yazar “benim tezim benim tezim” derken dünyanın geri kalanının tezini benim tezim diye savunuyor yani tane tane anlatmasa anlamayacaktım.

  7. 8-9 senedir bir kere bile Türkiye’nin hak ve menfaatlerinin yanında durmayanlar, şimdi ekonomi için çok üzgün ve öfkeliymiş, öyle mi!

    -Gezi’de haftalarca koca şehirlerimiz yakılmış-yıkılmış üzülmemiş, aksine körüklemişsiniz.

    -Yargıyı ele geçiren bir örgüt devleti teslim almaya kalkışmış, üzülmemiş, arkalarında durmuşsunuz.

    -PKK/HDP Türkiye’yi fiilen bölmeye kalkışmış, 1200’ün üzerinde asker-polis-sivil şehit vermişiz; üzülmeyi bırak, bir de teröristleri kurtarmaya çabalamışsınız.
    Yabancı yatırımcıları Sakın Türkiye’ye gelmeyin diye korkutmaya çabalamışsınız.

    -Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol rezervi için anlaştığımız Libya tezkeresine “ret” oyu vermişsiniz.

    -Korona salgınında mücadeleyi zora sokmak için algı çalışmaları yapmışsınız.

    -Bunların üstüne bir de 15 Temmuz’u koyunca Türkiye’ye ekonomik maliyeti TRİLYON DOLARLARI bulmuş, üzülmemişsiniz.

    Şimdi devlet politika değiştirdi diye dolar yükselince üzülüyorsunuz, öyle mi?İyi ya işte, yıllardır arayıp da bulamadığınız fırsat 2023 seçimleri öncesi kucağınıza geliyor; sevinin, niye üzülüyorsunuz?

    Bakın, nefret ettiğiniz Erdoğan belki de siyasi hayatının en büyük kozunu oynuyor.
    Madem bu yolun yanlış olduğuna inanıyorsunuz ve bu kadar eminsiniz.
    15 Temmuz gecesi yaptığınızı yapın.
    Terliklerinizi giyin, ayaklarınızı uzatın, kahvenizi yudumlayın, sonucu bekleyin.

  8. KÜLAH
    Ana muhalefet lideri iş insanlarına 10 ürüne zam yapmamaları talebini içeren mektup göndermiş.
    Ben bu ürünlerin ticaretini yapan bir iş insanı olsam ve ana muhalefet liderimiz beni ziyarete gelse;
    Çaycıma “evlâdım iki çay bir de külah getir” derim
    Külahı masa yada sehpa üzerine koyar;
    Ana muhalefet liderine:
    “- Sayın genel başkan!
    Bu söylediklerinizi önce külahıma anlatın. O anlarsa bana da anlatırsınız. Benim vaktim sizinki kadar değersiz değil.” derim.
    Milyonuncu kez bu iktidarı, bu muhalefetin ayakta tuttuğu kanaatine vardım.

  9. çişleri Bakanlığı’na bağlı teşkilatlardan birinin başındaki isimle konuştum dün.

    Kendisine “Fetullah Gülen’in zehirlenmesinden sonra durum nedir?” diye sordum.

    Örgütte bir çöküş sürecinin yaşandığını, esasında bunun zehirlenme vakasından çok daha önce başladığını söyledi.

    Devam etti:

    “FETÖ elebaşının geçtiğimiz ay zehirlendiği ortaya çıktıktan sonra örgüt psikolojik olarak iyice çöktü. Gülen’i yoğun ve konsantre ilaç takviyesi ile iki cümle zar zor konuşturup, kalan bölümü de bilgisayar tekniğiyle uzattılar ve eski görüntüleri montajlayarak paylaştılar. Ama zehirlendiği haberinin çıkmasından tam 15 gün sonrasına bunu kotarabildiler.”

    Adını veremeyeceğim yetkiliden aldığım bilgilerle yazacaklarım şu anda sınırlı ama aynı zamanda çok da önemli.

    Bir kere yoğun biçimde devam eden FETÖ operasyonları hız kesmeyeceği gibi giderek artacak. Yetkili “Nefes aldırmayacağız” diyor.

    FETÖ tabanı durumu anladı. Bu konuda kendi aralarında bile konuşmamaya çalışıyorlar çünkü moralleri çok bozuk. Gülen artık etkisiz eleman olduğu için yerine kimin geçeceği tartışmaları hız kazanmış durumda. Başta mollalar olmak üzere herkes sessiz ve derinden kendi tezgâhını kuruyor. Pensilvanya’daki iblis yuvasının her odasında bir hizip var. Kapalı kapılar arkasında Gülensiz yeni dönemin plânları yapılıyor. Odalardan çıkıldığında başlar hafif mahzun ve yana eğik, suratlarda badem bıyık altından sahtekârca “hüzünlü” bir tebessüm, hastalıklı beyinlerinin kıvrımlarında “Ne zaman ölecek lan bu?” soruları fıldır fıldır dönerek dolaşmaktalar. Halef adayları olmayanlar şimdiden toto oynamaya başladı bile. Acaba örgütün lideri kim olacak? Bilseler en azından ona yanaşacaklar.

    Ama görünen o ki örgütün parasını, pulunu ve arşivini ele geçirmiş durumda olan Almanyalı Mustafa Özcan en güçlü aday olarak her geçen gün daha da öne çıkmakta. Ancak onun da bir handikabı var. Dediğim gibi Özcan Almanya’nın kontrolü altında. ABD’ye; yani Pentagon ve CIA’e kendini kabul ettirmesi ve onlarla görüşmeler yapması gerek. Oysa ona randevu verilebilmesi için CIA ve Pentagon’la “kankalık” ilişkileri olan Pensilvanya ekiplerini aşması gerekecek. Uzlaşırlar mı onu bilmiyoruz. Efendileri “Sarılıp kucaklaşın, siz kardeşsiniz” derse, emir demiri keser. Ama şu bilinen bir gerçek ki, Mustafa Özcan’ın iplerini elinde tutan Almanya dış istihbarat örgütü BND’nin yuları da yine CIA ve Pentagon’da. Sonuçta Almanya ABD’nin bir muhtarlığı olduğundan, her yol Langley’e çıkıyor.

    En önemlisi de örgütte artık paralar suyunu çekmek üzere. Çünkü himmet toplama dönemi bitti. Bu yüzden eskisi gibi Türkiye ve yurt dışındaki FETÖ’cülere bol keseden yardım yapılamıyor. Türkiye’de cezaevinde tutuklu FETÖ’cüler isyanda. Aileleri dert yanıyorlar “Para yardımı alamıyoruz” diye. Anlaşılan Mustafa Özcan örgütü parasızlıkla terbiye edip kendine tabi kılmaya çalışıyor. En sonunda gelip kendisine yanaşacaklarını adı gibi bilmekte. Eğer başka biri Fetullah’ın yerine geçerse o zaman emin olabilirsiniz ki FETÖ terör örgütü ikiye, belki de üçe, dörde bölünecek. CIA ve Pentagon bu sebeple her zamanki gibi meseleye pragmatik yanaşarak örgütü Mustafa Özcan’a teslim edebilir. Göreceğiz.

    Peki, bu gerçeği Türkiye’de başka kim biliyor dersiniz devletten başka.

    Tabii ki Millet İttifakı’nın bileşenleri ve onların liderleri.

    Erken seçim diye zorlamalarının ve meydan meydan gezmeye karar vermelerinin nedenleri arasında “Vakit bu vakittir, ekonomik durum kesatken erken seçime götürürsek kazanırız” fikrinin yanı sıra, FETÖ’nün baskısı da var. Çünkü Tarzan zorda.

    Erken seçim ve Millet İttifakı’nın seçimleri kazanma ihtimali son umutları. Bunun için Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Ali Babacan’a kadar hepsi FETÖ’cüleri affedip devlete geri döndüreceklerini söyleyebilecek kadar gözleri dönmüş hâldeler.

    TSK’da bulunduğu sırada bacak arasından, iki yanında askerlerin bulunduğu hedef tahtasına ateş eden ve o erlerin hayatını riske atan çakma Guillaume Telle Metin Gürcan’ın casusluktan tutuklandığı dikkate alınırsa insanın ister istemez “Bu da bir şey mi? Millet İttifakı bileşenleri daha mı masum?” diye sorası geliyor.

    • Sayın Serdar Turhan!
      Bahsettiğiniz Gülen görüntüsü 5-6 yıldır ilk kez izlediğim, sosyal medyada dolaşırken takılan yaklaşık
      3-5 dakikalık bir görüntü.(hatırladığım kadarıyla)
      Yakın zamanda izlemediğim ve bu nedenle sağlıklı bir mukayese fırsatım olmamakla birlikte, benim sıcağı sıcağına ilk kannatim de zehirlenmiş olabileceği yönünde.
      Bu nedenle bu yayınları kendileri açısından çok kötü bir piar çalışması ve iletişim faciası.
      Bunun nedeni hakkında bir tahminim var ancak gerekirse daha sonra paylaşırım.
      Eğer zehirleme yok ise, bu kendileri için çok daha kötü değil mi?
      Her neyse ” asıl meselemize” gelelim:
      -Dini referansları olup, dini meseleler başta diğer sosyal, ekonomik ve siyasal problemleri kendilerini Gülenci, Erdoğancı vs. olarak konumlandırarak;
      -ALLAH’a sorunları bu kişiler aracılığıyla çözebileceğini “dikte etmek” ;
      – Hem kendilerini, hem de bu kişileri ALLAH yerine koymaktır;
      -Açık bir şirktir. Yani ALLAH’a ortak koşmanın en güzel örneğidir.
      – Dönemeyecekleri kadar sapıtmamış, batağa batmamışlar ise iyice tövbe etmezler ise gidecekleri yer cehennemdir.
      -Ayrıca bu kişilerin kendileri gibi düşünmeyenlere Dünyayı cehenneme çevirmeye çalıştıkları bir gerçektir
      -Peygamber Efendimiz(SAS)in vefatından önceki son kamusal tasarrufu, 18 Yaşındaki Üsame BinZeyd’i ordunun başına komutan olarak atamak olmuştu.

  10. Sayın Koru lütfen iki de bir iktidarı eleştirmeyiniz 🙂 Asrın liderinin Şahsım Cumhuriyeti’ne laf söyletmeyiz 🙁 O kadar güçlü bir ülkeyiz ki ” Beşar Esad rejimine bağlı Suriye Parlamentosu, Hatay’ın Türkiye topraklarına katılışının 82. yılında bir bildiri yayınlayarak Hatay’ın geri alınması için mümkün olan her şeyin yapılacağını duyurdu.” Bilmez misiniz kurt kocayınca (ay aman güçsüz düşünce) ne olur? Zaten 5 milyon Suriyeli değil Hatay, Türkiye’yi işgal etmişken Hatay’ın lafı mı olur. BAE den neyi eksik Suriye’nin… Hayret ne der mi dediniz? Bişi demez merak etmeyiniz.

  11. Tamam, kabul edelim ki faiz sebep, enflasyon sonuçtur ve hükümet yeni bir ekonomik program(!) ile faizi düşürerek -sıfır faiz gibi bir amacı yoktur hükümetin- enflasyonu da düşürmek istiyor…

    Şimdi burada şöyle bir soru soralım: Sebep uygulanan bu yeni ekonomi politikası ise sonuç nedir, ne olmuştur, ne olacaktır? (Bir soru dedim, aslında 3 adet soru sormuş gibi oldum.)

    Sorumuzun birinci kısmı “sonuç nedir”e cevabımız kapsamlı değil. Çünkü henüz raylar yerine oturmuş değil ve belirsizlik, öngörülmezlik hala olanca şekliyle devam ediyor. Hükümetin faiz indirimindeki kararlılığı ileriye yönelik olarak hala devam ediyor; alınan kararların etkileri üzerinden gidersek kurdaki artış devam edecek, en azından yeni yılın ilk iki ayına kadar; ekonomi yönetiminin demeçleri bu yönde.

    İkincisi “ne olmuştur?”a cevap bellidir: Mal ve emtia fiyatları hızlıca yükselmiştir, ücretli ve sabit gelirlilerin alım gücü yarıdan fazla azalmıştır. Piyasa faizinde düşüş -tüketim kredisi ile kredi kartlarına uygulanan faiz oranlarına- gerçekleşmemiştir. Hızlıca bir fakirlik sürecine girilmiştir. Stokçuluk baş göstermiş, Türkiye’nin dış bor yükümlülüğü döviz bazında artmıştır. v.s v.s.

    Üçüncüsüne “sonuç ne olacaktır”a cevabımız ‘Bu yeni ekonomi politikasının asıl amacı nedir; Türkiye -ekonomi yönetimi-, bu yeni ekonomi politikası ile neyi gerçekleştirmek istemektedir? karşı sorusu sorarak bunu irdelemek gerekir…

    Açıktır ki, yeni ekonomi politikasının belirsizlikleri ve neyi amaçladığı herkesçe merak edilmekte olmakla beraber kimselerin bu soruya verebilecek pek bir cevabı da yoktur.

    Ancak şunu hissedebiliyoruz ya da gördüğümüz şey şu: Gerçekleştirilmesi istenen ekonomik düzen ne “nass”lar ilgili bir faiz reddiyesidir ve nede enflasyon ile mücadeledir…

    Makus ekonomik sorunumuz olan enflasyon ile mücadele ve enflasyonu gelişmiş ekonomiler seviyesine çekebilmek parasal politikalarla değil ve fakat güçlü bir ekonomik altyapıya sahip olmak ya da ona çalışmakla olabilir. Bugüne kadar AK Parti ekonomik politikalarında şunu gördük: Ucuz dönemlerinde de ülkeye akan likitideyi reel getirisi olan alanlara değil, çoğunlukla, gelişmiş ülkelerin teknoloji, otomotiv/taşımacılık yoğun üretimlerine altyapı teşkil edecek ve ona devamlılık sağlayacak karayolu, köprüler, alt, tüp ve üst geçitler; hava alanları ile konut olarak betona yatırım olarak gördük.

    Bana öyle geliyor ki bu alanlarda deniz bitti ve inşaat sektörü hem alan daralması, hem talep daralması, hem de artan kur fiyatları yüzünden fahiş şekilde artan girdi fiyatlarından dolayı durma noktasında ve iflasın eşiğinde. Hakeza otomotiv sektörü de… İnşaat ile otomotiv sektörünün hem fabrikasyon hem de imalat alanında istihdam yükünü düşünürsek bu durumun işsizliğe, dolayısıyla ekonomiye olumsuz etkileri korkunç olacaktır.

    Bana öyle geliyor ki; ülkemizin kamu varlıklarının, yabancı sermayenin akışını, kazancını ve geri dönüşünü garanti edecek değeri azaldı ya da ülkenin mevcut dış/iç borç yükümlülüklerini ancak karşılayacak miktarda/-azalan- değerde olduğu için yabancı sermaye ülkeye gelmekte ayak diremektedir.

    Ekonomisi ileri düzeyde yabancı sermayeye/yatırımcıya muhtaç durumda olduğunu bilen yabancı sermaye/yatırımcı -hükümete göre “dış güçler”-, kazanç elde edeceği devlet fonlarının azalan ya da yok olan değerini göz önünde bulundurarak kazanç elde edemeyeceğinden ancak gözünü ucuz işgücüne dikmiş olmalı ve buradan kar edebileceği yatırım karalarını beklemektedir hükümetten.

    Ve sanırım ülkemizin iş arayışındaki genç nüfus potansiyelini ucuz/angarya işe razı etmek için zemin hazırlığı yapıyor ekonomi yönetimi. Düşük faiz uygulaması, bu ana kadar hem kuru yükseltti hem de aşırı hayat pahalılığı oluştu.

    Beklenen, faiz indirimi kararlarıyla dolar kurunun yıl sonuna kadar 15 TL ve üzeri bantta seyrini sağlamak -garanti etmek-, bu merhaleden sonra yabancı sermayenin akışını beklemek olsa gerek.

    Gelişmiş Batı ekonomilerinde çevre ve sağlık sorunları üreten üretim merkezlerinin ülkemize kaydırılması, ucuz işgücü, ucuz istihdam ile ekonomimize can suyu verileceği günlere dopru yol alıyoruz.

    Suriye Uluslararası İş Derneği Başkanı Mahmut Osman, ‘iktidara gelince Suriyelileri geri göndereceğiz’ diyenlere seslenerek, “Güçleri varsa göndersinler bakalım. Karşılarında çok ciddi Türk iş adamı, insanı duracaktır” diye konuşmuş.

    Mültecilerin ülkemize akın akın ge(tiri)lmesi küresel ekonominin, hem ülkemizi bir ucuz üretim merkezi yapma hem de Çin’e gardını almakla ilgili uzun vadeli bir planı olmasın?

    İktidar(lar)ımıza düşen ise muasır medeniyetler seviyesine yükselmekten ziyade, insanımızın karın tokluğuna çalışıyor olması gibi bir şey.

    Ne diyelim; ülkemiz ilelebed daim olsun.

    • ben de sizin düşüncenize benzer düşünüyordum, yani çine karşı konuşlanan ülkeler bloğunun karşı blok ülkelerindeki yatırımları kendi ülkelerine çekmek için iş gücünü ucuzlama amacı güdülmüş olabileceğini düşünüyordum ama fena halde yanlış düşünüyormuşum.

      dün google’a ” faizler düştüğünde bankalar nasıl kar eder” diye sordum. bu konuda yazılmış bir çok makale çıktı. sonuç: faizlerin düşmesiyle bankaların maliyetleri düşer karları artar.

      ingilizliz sermayedarları çin sermayesini ve İsrail sermayesini de yanlarına alıp büyük küresel sermayeyi yönettikleri iddialarını da hesaba katarsak, faizlerin düşmesini kesinlikle bankalar istiyor sonucu çıkıyor.

      • Ama şimdi bu Türkiye’nin ekonomik şartlarından dolayı sürdürülebilir değil artık. Yüksek kur, ithalata dayalı hammadde ve aramal fiyatlarının da neredeyse kur artışının üzerinde artmasına sebep oldu. Düşük faizle girilecek yatırım kararlarında mal/emtia alımlarında ödenecek zam farkı kedili yatırım yapmayı akılcı kılmıyor.
        Geriye tüketici kredileri ve kredi kartı faiz gelirleri kalıyor. Vadeli bir paiyasaya sahip ülkemizde, tüketici kredileri ve kredi kartı ile tüketicinin harcamalarından doğacak faiz gelirleri yüksek bir meblağ tutuyor olsa da küresel sermaye için bu tatmin edici olmasa gerek. Küresel sermayenin kar elde etme iştahının yanında bir de siyasal sonuçlar elde etmeyi istemek gibi kendine göre ahlaki! bağımlı olanlar için de kötü bir huyu da vardır.

  12. Gündemdeki önemli bir konuyla ilgili olarak yeterli, anlaşılır ve oldukça güzel bir açıklama olmuş; teşekkür ederiz.
    Bendeniz de bu konudaki görüşlerimi iki gün önceki yorumda ifade etmiştim , yeniden bir şeyler söylemeye gerek görmüyorum .
    Zaten kim ne derse desin tek adam , ne gerçekleri görüyor ne de bildiğini okumaktan geri duruyor ! Bakalım uçuruma ne zaman ve nasıl yuvarlanacağız, inşallah hep birlikte görürüz!
    Ben burada sorunun bir başka yönüne değinmek istiyorum .
    Ülkemiz son 40 senede sebep ne olursa olsun 8 nci defa ekonomik krize girmiş bulunuyor!
    Yahu Allah aşkına , Peygamber aşkına, Kur’an aşkına biz bu müzminleşmiş beladan kurtulamayacak mıyız ,bu bizim kaderimiz mi ; yeter artık , bıktık, usandık, gına geldi !
    Ben bu güne kadar bu ve benzeri beceriksizlikler yüzünden beni mağdur eden bütün gelmiş geçmiş yöneticilere asla hakkımı helal etmiyorum; öbür dünyada iki elim yakalarında olacaktır !
    Herkese selamlar , saygılar

  13. „Faizle uğraşmanın maliyeti yüksek. Bunu yaparken dini argümanlar kullanmak ise dine de zarar veriyor.“

    Yukardaki cümlenizin altını ҫizmek lazım. Dini siysete ve ticarete alet etmemek lazım.

    Aṣağıdaki link Küveyt-Türk Bankasının Köln ṣehrindeki ṣubesinin internet sayfasındaki „Katılım hesabı iҫin islam hukuku raporunu“ gösteriyor. Ticari amaҫla hazırlanan bir bilirkiṣi raporuna neden aṣağıdaki gibi bir cümle yazılır?

    „Alles Lob gebührt Allah, dem Herren der Welten,
    gegrüßt sei unser Prophet Mohammed (aleyhisselam), seine Familie und seiner
    Anhänger.“
    Google tercümesi:
    Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur,
    peygamberimiz Muhammed’e (aleyhisselam), ailesine ve taraftarlarına selam olsun.

    Islamrechtliches Gutachten zum Beteiligungskonto
    Google tercümesi: Katılım hesabı iҫin Islam hukuku raporu
    https://www.kt-bank.de/app/uploads/2019/11/Beteilligungskonto_deutsch.pdf

  14. RİYASET MAKAMI
    Öylece kapı önüne koymaca yok.
    Önce ayakta alkışlatıp bilahare.
    Görevden af dileyenlerin Allah için biri de” yönetim anlayışımız uyuşmadığı için” gibi eleştirel ifade kullansaya. Bir nefer olarak her zaman göreve hazırım demek zorundalar mı?
    En net duruşu herşeye rağmen damat gösterdi.
    Önceden bazı liselere girişte borç senedi imzalatılırdı.
    Herhalde göreve başlarken “Görevden Ayrılmanın Esas Ve Usûlüne Dair Yönetmelik” hükümleri yazılı şekilde tebliğ ediyor.
    Uygulamaya racon mu, yoksa karizma mı denir?
    Sizin tercihinize havale ediyorum.

  15. DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Metin Gürcan, siyasi ve askeri casusluk yapmaktan tutuklandı.
    Metin Gürcan’ın, yabancı diplomatlarla AVM otoparklarında ve otellerde yaptığı gizli görüşmelerin görüntüleri yayınlandı.
    DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gürcan’a sahip çıktı.
    Metin Gürcan da gizli saklı işlerin tam göbeğinde ve görünür değil.Tıpkı Babacan gibi onun da görünürlüğü sonradan ortaya çıktı.

    Lütfü Türkkan’ın sefil ve ahlaksız davranışı, nasıl İP’in başına bela açacaksa, bu casusluk iddiası da DEVA’nın belası olacak.

    • açmaz açmaz onları kaul edenler öyle ediyor.
      Buyukleri haçlılar namusunuza dokunmaz kokrkmayın dedi de ne oldu.
      Görünür değil ama göbeğindeyim diyene “Yuh bu kadar da olmaz denildi mi?
      Onlar gönüllü .Parasız da yaparlar bu işi .

    • Kavala’ya da casusluk yapıştırmaya kalktılar. Gezi organizatörüydü, sonra 15 Temmuza yamadılar. Ne suçu var, ortada somut delil nedir bilen yok. Bir “dış güç” ile aynı yerde telefonu sinyal verdi, restoranda selamlaştılar gibi deli saçması delillerle 4 yıldır esir ediliyor bir insan. Bu FETÖ taktikleri ile Akp kimseyi kandıramaz. Aynı durum Gürcan için de geçerli. Diplomatlarla görüşmek birisini casus yapmaz. Somut olarak hangi gizli bilgi belge verilmiştir ortaya koymanız lazım casus olarak suçlayabilmek için. Gürcan açık belgelerden ücret karşılığı analiz raporları yazdım demiş. İktidarın şimdiye kadar mahkemeleri araç olarak kullanıp muhalifleri etkisiz hale getirmeye çalışmasını bir veri olarak alırsak, yapılan yine aynı şeydir gibi görünüyor. Mahkemeler bağımsız olsaydı bekleyelim görelim derdik. Ama mahkemelerin bağımsız olmadığını koskoca Avrupa Konseyi de tespit etti ve Türkiye’ye ülke olarak yaptırıma hazırlanıyorlar. Milleti kaldırabilirsiniz. Ama bilen biliyor nereden geldiğini bu iktidarın. FETÖ’nün çıraklığından çıktılar. Sonraları da öyle rezil olacak.

      • Yahu adam kızıl soros
        Bütün kurduğu vakıflar soroscu
        Sosyalist ama NATO’cu
        Bütün batılı ülkeler selo ve Kavala cı
        Ben burdayım diyor
        Devletin işi yok gidip bir milyarderi içeri atacak
        Sen bizim aklımızla dalga mı geçiyorsun

      • Babacan bu “Danışmanlık” hizmetinden haberdar mıydı? Haberdar ise bunun yanlış olduğunu, partiye zarar vereceğini Gürcan’a söyledi mi?
        Söylemedi ise bu casusluk faaliyetinin içinde olmaz mı?
        Danışmanlık” hizmeti yapan biri bunu AVM otoparklarında zarf alış verişi ile mi gerçekleştirir?
        Danışmanlık ücreti el altından uzatılan zarf içindeki paralarla mı ödenir?
        Yasal bir danışmanlık hizmeti bile olsa, yabancı ülkelere Türkiye hakkında devletin güvenliği ile ilgili bilgi veremezsiniz. Hele birde asker emeklisi isen.
        Gürcan’ın, 2003’te Irak’ın Süleymaniye şehrinde Mehmetçiğin başına çuval geçiren ABD askerlerine çay partisi verdiği iddiası yazılmıştı. 2015’te Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) istifa eden Gürcan ABD’ye giderek, yalnızca ABD’lilerin okuyabildiği National Security Affairs’a alındı.

        Metin Gürcan’ın 2008-2010 yılları arasında Department of National Security Affair’a bağlı ABD Deniz Kuvvetleri Enstitüsü’nde “Bölgesel Kürt Yönetimi ile Bağdat Merkezi Yönetimi Arasındaki Çevre-Merkez İlişkisi” adlı teziyle Güvenlik Çalışmaları alanında yüksek lisans yaptığı biliniyor.

        Amerika’daki eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Gürcan, 2014 yılında ise İngiltere’de Oxford Üniversitesi’ndeki ‘Savaşın Değişen Karakteri’ (Changing Character of War-CCW) programına kabul edildi. Burası, sivil ayaklanmalar konusunda uzmanlaşan bir merkez…
        Ali Babacan bunları bilmiyor muydu?

        Biliyorsa böyle şaibeli bir ismi neden partisinin kurucusu yaptı?

  16. Geçen bir marketten alış veriş yapıyorum… Yaşlı çift bir paket yufka almışlar kasiyer 15₺ dedi..
    Adam olmaz 13₺ dediler… Dedi..
    Kasiyer fiyatlar değişti… Arkadaşlar yeniliyor dedi… Bunun üzerine yaşlı çift kızgın bir ifade ile yufkayı almadan çıktı…. Bu gün seçim olsa eminim o yaşlı çift yine RTE ye oy verir..
    Durum bu…. Onun için söze gerek yok…. Yeni hazine bakanı Musa Peygamber vari dua ediyor Rabbim işlerimi kolaylaştır diyor….. İyide o zaman Rab sormaz mı 128 milyar doları naptınız…. Ülkede iştişare denen ortak aklı terkettiniz… Akıl güzel bir şey onu sizede verdim… Allınızı neden kullanmadınız…. Diye…..Beyler… Bir söz vardır… Dünkü hurmalar…
    Bu gün gıdı gıdı yapar… Hep beraber UÇUYORUZ…… Reisim çok yaşa….

    • Ss arkadaşım tanrıyı gündelik işlerimize karıştırmayın isterseniz, orantısız güç kullanarak bir haksızlığa yolaçmış olmak istemezsiniz öyle değil mi?
      Akıl meselesini bir de baran beye sorun;
      ben kiraya verdim noolmuş diyordu…
      Ender bey gibi dolara yatıracak hali yokmuş heralde:)

      • ama bu yazdığın senin aklını hiç bilmediğin birine kiraya verdiğini gösteriyor gayret bey:))

        Gündelik işlere karışmayan Rab olur mu hiç. olursa ona Tanrı mı denir?

  17. Boşuna konuşuyoruz. İktidar da bal gibi biliyor enflasyonun faize sebep olduğunu. Beceriksizliğinden enflasyonu kontrol edemiyor. O yüzden bu saçma iddiayı ortaya attı. Ve insanların dini duygularını istismar ederek kendi beceriksizliğini örtmeye çalışıyor ve ekonomiyi bozuyor. Diğer taraftan da kendi döviz birikimlerini değerlendiriyor. Artık ne yapsam millet yiyor nasılsa modunda. Haksız da sayılmaz. Millet hakikaten yiyor. O yüzden hakediyorlar. İktidarı sorumlu da görmüyorlar. Dış düşmanlara bağlıyorlar. Artık bu kadar saf insana ne yapabilirsiniz ki. Umurlarında değil fakirleşmeleri. Onlar bunu dış güçler yapıyor falan zannediyorlar. Koskoca devletin DDK’sı dövizi kim artırıyor aramaya çıktı. Tam bir tımarhane burası gerçekten. Herkes ayrı bir tiyatro oynuyor.

    20 yıl içinde defalarca test edildi bu. Faizi arıtırsanız kurlar düşüyor, buna bağlı enflasyon da düşüyor. Sonra kademeli faizi indirebiliyorsunuz. Bunu ilkokul çocuğu bile anlar ama milletimizin malum ortalamada ilkokul diploması bile yok. Bir de genişçe bir diplomalı cahiller ve de sahte diplomalılar gurubu var. Hani şu üniversite giriş sınavında 40 matematik sorusunda 5’ten yukarı çıkamayan lise diplomalı cahiller ve diğerleri. Böyle bir ülkede yüksek enflasyon, yüksek kur ve yüksek yolsuzluktan başka bir yol da kalmıyor. Tencere kapak durumu.

  18. para politikalarinin kurallari bellidir. bunlar ayridir. Turkiye de muhendis olmayan yoneticiler uretim ve sanayi yi artirmak yerine rânt ekonomisiyle balon buyumeleri tercih ediyorlar. Ozal ve demirel in uyguladigi uretim ekonomisini bakiyesini hala yemekteyiz. ondan sonra gelenlerin buyuk bolumu ulkeyi rant ekonomisiyle yonettiler. bu durimda faiz enflasyon kur girdabi olusturdugu icin ekonomi duzelmedi. ayrica bu durum alim gucu paritesinide dusurdu. bu durumda gelir adaletsizligi koruklendi. bugun bi haberde gectigi gibi bazilari dolar zengini bazilarida tl fakiri oldu. bu durum toplumda ciddi bir gelecek kaygisi olusturdu.
    sonuc gorecegiz…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız