Felaketlerde en çok aranan şey: Devlet aklı…

42
Reklam

Onu bilir onu söylerim: Doğa ile şaka yapılmaz.

Ülkenin ısısı yüksek bölgeleri orman yangınlarıyla boğuşurken yağmur alan bölgeleri de sel felaketine maruz kaldı.

Karadeniz’den ölüm haberleri geliyor.

Sele kapılarak hayatını kaybedenlerin sayısı –Hürriyet’in verdiği son rakama göre- 58’e yükselmiş bulunuyor.

Herkesin dilinde bir -bazılarında birden fazla- sebep var.

Aslına bakılırsa karşı karşıya kalınan, beklenmeyen bir durum değil. Karadeniz bölgemizde hemen her yıl sel meydana gelir ve onunla irtibatlı ölüm haberleri alınır. 

Geçmiş yıllarda olanla şimdi yaşanan arasındaki tek fark, hacim. 

Daha az ev sele kapılır, daha az insan hayatını kaybederdi geçmişte; bu defa selin dayattığı yıkım ve ölü sayısı yüksek…

Reklam

Gelecek yıllarda hacmin daha da büyüyeceğini düşünmeliyiz.

Orman yangınlarıyla sel felaketi arasında ortak bir nokta var: Her ikisi de ülkemizin rutini… Her yıl bu zamanlarda ülkemizin sıcak bölgelerinde orman yangınları çıkar, bol yağış alan yerlerde ise sel felaketi yaşanır.

Rutinimizdir bunlar…

Ancak bu yıl her iki olay geçmişte başımıza gelenlerden daha fazla tahribat yaptı.

Ormanlarımızın büyük bölümünü yangına kaybettik. Sel her zamankinden daha çok evi çökertti, insanı önüne kattı.

Neden acaba?

Bu soru üzerinde düşünürken benim aklıma yetersizlikten başka bir cevap gelmiyor.

Yangınla mücadele etmesi gerekenler de, sel felakete dönüşmesin diye tedbir alması gerekenler de görevlerinin insanı değiller…

Reklam

Ehliyet eksikliği… Kifayetsizlik… 

Buna ek olarak kaçınılmaz biçimde öngörüsüzlük devreye giriyor.

Aşırı sıcakların etki altına alabildiği yörelerde yangın çıkabileceği beklentisiyle uçaklar ve helikopterler bulundurulması, çevrede yangına derhal müdahale edecek elemanların hazır tutulması gerekiyor.

Ormanlık bölgelere insanların girmesi kısıtlanmalı, girmeleri gerektiğinde nasıl davranacakları konusunda uyarılar yapılmalıydı.

Aşırı yağış alan bölgelerde ise yağışın sele dönüşmesi ihtimali daha en baştan akılda tutularak çevreye uygun bir yapılaşmaya izin verilmeliydi. 

Dere yataklarına bina yapılır mı? Yerleşim yerlerine baktığımızda ‘‘Yapılmaz, yapılmamalıydı, fakat geniş çapta dere yatakları yapılaşmış’’ dememiz gerekiyor.

Çay ve dere yatakları yapay olarak daraltılır mı? Devletin ilgili biriminin, hem de ‘ıslah’ sözcüğü kullanılarak, bölgede yaptığı tam da bu.

Yangın çıkıyor, söndürme amacıyla müdahalede kullanılacak uçak ve helikopter bulunmadığı, olsaydı bile onları kullanacak personelin işten çıkarıldığı anlaşılıyor.

Sel felakete dönüştüğünde, selin dere yataklarına inşa edilmiş evleri sürüklediği, daraltılmış dere yataklarının seli tsunami etkisine dönüştürdüğü görülüyor.

İlgili kurumlarda, belediyelerde görevli ehil olmayan insanların verdiği kararlar yüzünden oluyor bunlar…

Devlet bütün gücüyle devreye girdiğinde her şey zaten olup bitmiş duruma geliyor.

Öncesi ve sonrasında devlet

İlgili bakan, sel felaketi yaşanan bölgede, ‘‘Görüyorsunuz artık kimse ‘devlet nerede?’ diye sormuyor’’ açıklamasını yapmış.

O, felaketler öncesine ait bir soru. Devletin, yangın çıkmadan ve sel felaketi önüne geleni alıp sürüklemeden, doğru kararlar verilmesini sağlayarak, gücünü göstermesi gerekiyor.

Her şey olup bittikten sonra devlet olay yerine koşuyor, ama öncesinde nerede?

Doğru kararlar verilmesi aşamasında nerede?

Bölgelerin özelliklerine göre yapılaşma için kurallar belirlenirken nerede?

Yangına hazırlıklı olmak için gerekli cihaz ve teçhizatla yeterli sayıda yetkin görevliler bulundurulması gerekirken nerede?

İnsanlar kendi bölgelerindeki çarpık yapılaşmalara, doğanın saygısızca tasallut edilmesine karşı çıkarken onlara kulak vermesi beklenirken nerede?

Felaketlerin kıyıcı olmayacağı bir ülke olmak varken, yaşananlar sonrasında devletin gücüyle tanışılan bir ülke olmak fazla bir anlam taşımıyor.

Kendi hallerine bırakıldıklarında insanlar öz çıkarlarını ön plana alır, günü birlik düşünerek hareket ederler; devlet aklı, insanları ortak bir çıkarda buluşturmak için gereklidir. Yanlışlar öyle önlenir.

‘‘Söyletmen vurun’’ anlayışının hakim olduğu ortamlarda devlet aklı da ortadan kalkar.

Doğa ile şaka öyle ortamların eseridir.

Oysa doğayla şaka yapılmaz.

Yapıldığında ne olduğunu görüyoruz. 

İşin kötüsü, dünya da görüyor…

ΩΩΩΩ

Reklam

42 YORUMLAR

  1. Fehmi Bey yazınızda herşeyi çok net belirtmişsiniz. Zaten usta bir gazetecesiniz fakat bu zihniyetin ülkeyi bu hale getireceğini çok sonra farkedebildiniz. Siyasal islam ortadoğudur, liyakatsizliktir, cehalettir ve sonu felakettir. Tez günde sonsuza dek bu zihniyetten kurtulmak dileğiyle…

  2. Ender arkadaş “…Asıl iş, devletin iş yapıp yapmadığını ve yanlış yapmadığını denetlemek, zor olan o. Bunu yapmak da ancak demokrasiyi anlamış ve benimsemiş milletlerin işi.” buyurmuşsunuz da; elhak öyledir!
    Keşke birkaç da örnek verseymişsiniz;
    hangi milletler “demokrasiyi anlamış ve benimsemiştir” ya da hangileri “devletin iş yapıp yapmadığını ve yanlış yapmadığını denetliyormuş” biraz açar mısınız?
    Bizde halk bunları sandıkta denetliyor, ya onlarda?

  3. “sebilürreşad
    15 Ağustos 2021 At 11:37”
    “Kim güzel bir şefaatte bulunursa ondan kendisi için bir nasip olur; kim de kötü bir işe aracılık ederse onun da buna denk bir payı olur. Allah her şeyi koruyup hakkını vermektedir”
    ××××××××
    Bu Ingilizce meali
    (Nisâ:4/85).
    “Whoever recommends and helps a good cause becomes a partner therein: and whoever recommends and helps an evil cause shares in its burden: and Allah hath power over all things.

    Ayni ayetin mailinin açiklaması.
    604
    Yusuf Ali Translation Note Number : 604
    In this fleeting world’s chances Allah’s providence and justice may not always appear plain to our eyes. But we are asked to believe that if we help and support a good cause, we share in all its credit and in its eventual victory. And conversely, we cannot support a bad cause without sharing in all its evil consequences. If appearances seem against this faith, let us not be deceived by appearances. For Allah has power over all things.
    Buda 2 prof, 4 doçent’in türkçe meali.
    Kim iyi bir işe aracılık ederse onun’da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık edrese onunda ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.

    (Toplum hayati birçok halde aracılığı gerek kılar. Kendinden araci olması istenen kimse neye aracı olduğuna dikkat etmek mecbiriye-tindedir; çünkü neticeden onun da günah-sevap, fayda -zarar bakımından payı olacaktır)

  4. Felaketlerde aslında sorumlu olmaz, adı üstünde felaket, ama felaketlere önlem alınır. Önlem alması gereken 1. Derece yöneticilerdir 2. Derece şahıslardır. Çoğu felaketlerin önlem alınmasında uzmanlık gerektirir. Şahıslar bazı felaketleri öngöremez ve önlem alma ihtiyacı duymazlar.
    Hani derler ya bilen de bilmeyen de konuşuyor işte tam burada mikrofon bilenlere kalıyor, mikrofonu vatandaşa uzatmanın bir mantığı olduğunu sanmıyorum.

  5. Sayın yazarın dışardan pek haberi yok galiba:
    “Almanya dahil 5 ülkede sel felaketi! Ölü sayısı 153’e çıktı
    Almanya’nın dışında, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İsviçre’yi de vuran sel felaketinde ölü sayısı 153’e (133’ü Almanya) çıktı. Yetkililer, yüzlerce kişinin kayıp olduğunu açıkladı. Türkiye’den ise taziye mesajı yayımlandı.”
    haber7.com

  6. Felaketlerin sorumluları kimler?
    Şahıslarmi, yoksa devletlermi?

    Bence 1. Derecede şahıslar 2. Derecede devletler.
    Eğer herkes kendi sorumluluğunun bilincinde olursa, başına bela gelmez.
    Maalesef genelde Müslüman ülke halkları din, ilim, bilim, cahili. Kıskanç tembel, Hain, (vatan hainliği değil) ırkçı, kendini beğenmiş ve yalancı açıkçası Kur’an’ı Kerim’de ne kadar yasak varsa Müslüman diye geçinen ülkelerın halkı ve yöneticilerinde fazlası ile mevcüt.

    Allahu Teala belaları verirken günahkarlari aracı yapar.

    Irak halkı hepsi çok zengin ve para ile oynuyordular. Ben 1972’de nişanlandığımda nişanlıma ve arkadaşlarına şunu söyledim. “İnşAllah ben yanılírm ve gerçekleşmez.” Fakat siz ve ülkeniz çok zavallı duruma düşeceksiniz yiyecek ekmek dahi bulamayacaksınız.” Demiştim. Sadam Deli diktatõr birisiydi fakat halk’ın refah seviyesi çok yükseti. Onlar “HALK” bunların kıymetini bilmiyordu. Irak’taki Ünüversiyelerde okullarda genelde İngiliz Prof’lar hocalar görev yapiyordular. Saddam parayı Ruslarin silahına yatírdí halk’da Avrupa ve ABD okullarına hocalarína ve mallarına yatırdı. Bizde televizyon yok iken onlarda son model teknolojiler vardı. 1982 ‘den sonra Irak tepe takla gitmeye başladı.
    Ben bizim AKP ihtidarınín ilk 9 yıllını ve şimdiki halini Irak’a halkımızıda ıraklılara benzetiyorum. Ahmet hasan Elbekir mütevazı birisiydi nasíl görevi bıraktı ise Saddam sapıttı ve úlkeyi çõkerti.
    Benzerliklerimiz hemen hemen aynı.
    Gül ve ekibi gittikten sonraki halimiz ortada.

    Önceki yorumumda bahsını ettiğiyim ailenin esas hikayesini o sel felaketinden 40:sonra başlarına gelen 2. Felaketlerinden haberdar oldum.
    O çocuklarín Babası bekar ve doğuda askerliğini yaparken sonradan eşi olan evli 3 çocuk annesi ile tanışıyor birbirlerine aşık oluyorlar.
    Adamın Askerliği bitince kadın 3 çocuğunu ve kocasını bırakıp bununla kaçıyor ve daha sonra evleniyorlar. Yalnız hakikatten onların aşkı gerçek bir aşktı birbirlerini çok seviyordular..
    Sel felaketinden 40 gün sonra adamın babası ölüyor ve vasiyet üzere onu torunlarının yanına gömiyorlar. Çocukların babası eşi ve 4’aylik bebkleri ile Ankara’ya dönerken çok kızıyor “ben çocuklarımın yanına gõmúlmek istiyordum neden babamı gõmdúler”, dediği anda kaza yapıyor bebek ve kendisi o anda ölüyor.
    Adam çocuklarínın acısını 40 gün çekti, kadín hem çok sevdiği 3 çocuğunu ve eşini uğruna terk ettiği ikinci kocası ile birlikte herşeyimi kayıp etti.
    Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Ah alan eninde sonunda bu dúnyadaki cezasını çekiyor.
    Tabii Ahirette kul hakkı ile gidersen orada”da ila nihayet çekersin.
    Bugünkú zulüm yapanlar bu dünyada fazlasí ile çekmeden toprak onları kabul etmez.
    Süriyeyi ve halkıní bu hale düşúrenler zannetmesinlerki yanlarına kar kalacak…. Onlardan fazlası ile çıkacak.
    Sıradan vatandaşlar savunduğunuz ve 24 saat iftira atarak küfür ettikleriniz’in hesabıní bu dünyada çok ağır ödiyeceğiniz gibi ahiretede Sizleri Allah değil bu dünyada hayatlaríní karartığınız insanlar aff etmeden azabınız durmayacak.
    Alkahu Teâlâ Kur’an’ı Kerim’de kul hakkı ile gelmeyin diye bizlere ikaz ediyor.

  7. Chp nin dış politikada ki insanüstü çalışmaları:

    *Türkiye Suriyede devlet olarak bir poltika yürütür. Chp illa Esat ila Esat.diye bağırır. Sığınmacıları burdan davulla zurnayla gönederelim derler. Esat da onlara ölümlerden ölüm beğenmek için bekler.
    *Türkiye Suriyede barış harekatı yürütür, Amerkanın kuracağı Pkk devletini önler, Chp ne işimiz var orda der.
    *Türkiye Pkk nın  Hendeklerini başına yıkar, Kılıçtaroğlu hendekçi kardeşlerimiz der.
    *Türkiye 15 temmuz darbesini önler.Chp tiyatro der.
    *Türkiye Somali de Katar da üs kurar ne işimiz var orda derler.
    *Türkiye kendi askerini kurtarmak için *Kandile, kuzey ırağa girer. Hdp Türkiye kendi askerlerini öldürdü yalanına sahip çıkarlar.
    *Türkiye hava savubması için S400 alır. Türkiye Rusyanın güdümüne girdi derler.Abd ne der diye dertlenirler.Abd nin safında olurlar.
    *Chp milletvekili Türkiye İranla savaşa girse İranın safında olurum der.
    *Chp Mersin milletvekili Devletin Ordusu Katara satılmış der.
    * Türkiye Mısırda darbeye kınar. Muhalefet Sisi Sisi diye bağırır Kılıçtaroğlunun çiftliğinde.
    *Türkiye kendi çıkarı için Libyaya asker gönderir. Hafter güçleri püskürtülür. *Kılıçtaroğlu ne işimiz var Libyada der.
    Türkiye Azeri kardeşlerine yardım eder. Ünlü Chp dışişleri sorumlusu Zeki Çevizöz Türkiye cihatçı göderiyor der.
    * Türkiye Kıbrısta kapalı Maraşı açar. Kılıçtaroğlu Kahramanmaraş diye anlar. Orası dondurmasıyla ünlü der.
    *Türkiye Katarla ekonomik işbirliğine gider. Chp Türkiye katara satıyorlar der.
    *Türkiye İngiltete ile ticari anlaşmalar yapar. Kılıçtaroğlu Erdoğanın İngilterenin man adasında paraları olduğu yalanını sıkar
    * Türkiye Ukranyaya, Macaristana, Polanyaya iha,siha satar. Chp iha siha silahmı o neki der küçümser.
    *Türkiye Egede,Doğuakdenizde, karadenizde mavi vatanına sahip çıkar, Fransaya, Yunamistana, batıya kafa tutar. Chp yanlız ülke olduk.Kimse bizi sevmiyir der.
    *Türkiye Afganistandaki kabil havalimanı ister.
    Taliban karşı çıkması yetmezmiş gibi. Chp li Zeki yine sahneye çıkar.Ne işimiz var Kabil de der. Kılıçtaroğlu da Afgan göçmenleri için Erdoğanla Biden anlaştı yalanı sıkar.
    * Türkiye Tunus darbesini kınar. Chp ne karışıyorsunuz onların içişleri der.

  8. Deprem olur,yangın olur,sel felaketi olur vs.vs.Tv’lerde üç beş uzman çıkar üç gün tartışır, dördüncü günden itibaren her şey rafa kalkar unutulur.Hiç kimse hesap vermez hesapta soran olmaz.Olan vatandaşa olur. Ölen öldüğü ile ,yanan yandigiyla,yıkılan yikildigiyla kalir. Bastakilere bakarsan dünya bizi kiskaniyor diyerek bir kesimi uyutuyor.Ama gel gör ki kiskanilacak halimiz ortada.Aslında kiskanilacak tarafımız var yok değil mesela valilerimizin,belediye Başkanlarımızin hatta taşrada kurum müdürlerinin bile bindikleri araçlar kiskaniliyordur.Mevsimlik saraylarimiz kiskaniliyordur, uçak filosu kiskaniliyordur, hatta ve hatta kendi ülkelerindede uygulamak içın dünyanın sıraya girip ınceledıgi başkanlık sistemimiz kiskaniliyordur bu kadar beceriksiz bu kadar iş bilmez insanların nasıl bir araya geldiği kiskaniliyordur,bence muhalefetimizde kiskaniliyordur ha unuttum her felaketten sonra sayın dünya liderimiz kendisini karşılamaya gelenlerin kafalarına çay paketlerinin firlatildigida kiskaniliyordur, özellikle dünya liderlerinin tahminen en çık kiskandigi şey AKP oy veren kesimdirki ülkenin dar gelirlisi işsizi guçsusu fakiri fukarasi yirmi yildir bunlari iktidarda tutuyor.Aslında daha kiskanilacak yanimiz çokta yeter bu kadar.

  9. Siyasette “İstanbulu alan Türkiye yi de alır.” tabirine büyük oranda katılıyorum.

    Bu tabirin oluşmasını ana nedeni Tayyip Erdoğanın İstanbula  hizmet etmek için var gücüyle çalışması ve 90 lı yıllardan 2 binli yıllara geçerken İstanbulu dönüştürmesidir.

    Bu açıdan bakarsak Türkiyenin Chp li bir iktidara geçme durumu vardır. Bir şartla. İstanbul belediyesinin, hizmet yaparak çalışmasıyla.

    Başta Chp nin çalışmalarıyla muhalifler başarı gösterek İstanbulu aldı. Chp de İstanbulu aldık Türkiyeyi de aldık havası var. Genel seçim atmosferini bu yaklaşımla sürdürüyor.
      Ama şunu göremiyorlarmı. İstanbul da halk 1994 den 2018 e(24 yıl) kadar Erdoğanda olan İstanbulu değiştirerek onlara bir kredi açtı. İmamoğlunun vaadleri söylemleri sloganlarını beğendi, her şey çok daha güzel olacak diye oy verdi. Halk onları gözlüyor, İstanbul daki çalşmaları yakından takip ediyor. Söylenen vaatlerin yetine getirilip getirilmediğine bakıyor. 2 sene sonra Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce belediye seçimleri var.
    Chp de söylem üstünlüğü Akpartiden daha fazla.Eğer Halk İstanbuldaki belediyelerde çalışmalarını yetersiz görürse söyleme möyleme bakmazlar. Chp nin en büyük avantajı da dezavantajıda belediyelerinde çalışmaları.(çaluşma mevzunda o tarakta bezleri yok gibi).
    Chp yalan yanlış çok söylemde bulunuyor. Sadece söylem. Zaten yıllardır söyleniyor. Peki niye oyunu arttıramıyor.

    Galiba belediye seçimlerinden sonra:

    “İstanbulu alabilrsin ama Türkiyeyi kaybedebilirsin” sloganı siyasi litarütüre girecek gibi görünüyor. Chp bu yolla emin adımla ilerliyor.
     
    Muhalif arkadaşlar hemen eleştirebilir beni. Memnun olurum. Yeterki kendilerine bakmasınlar. Sonra kedi-trafo tiyarosunu bol bol konuşuruz zaten.

  10. Muhalefet partilerine niye güven yok, halktan niye bu kadar kopuk?
    Acaba Liderlerinin çok yalan siyasetine başvurmalarından kaynaklanabilirmi?
    İktidarın güveni sarsmak için başvurduğu yollar kendilerinin  güvenini mi sarsıyor?
    Halk söylemlere mi bakıyor, icraatlaramı?
    İl ve ilçe ziyaretlerinde halk onları dinliyor.
    Misafirperverliğini büyük oranda gösteriyor ama sonra muhalefete yüzlerini niye dönmüyor?
    Halk mı cahil?

    Bu mevzuları Erdoğan ve Akp ye değinmeden
    Muhalifler nasıl açıklıyor, bu mevzuda ne düşünüyorlar?

    Muhalefet parilerinin çözümleri, söylemleri nasıl olmalı,
    20 yıllık iktidardan sonra niye hala umut değiller, burda bir sorun yokmu?

    Gerçekten dalga olsun diye sormuyorum. Muhalif arkadaşların görüşü nedir.? Valla dertlendim şimdi.

    • Kaç kere yazacağız. İki yıl önce daha bu felaketler yaşanmadan Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Adana hepsini kaybetti iktidar ve dedi ki “İstanbulu kaybeden Türkiye’yi kaybeder”. Daha ne gibi bir ispat gerekiyor.

      İktidar şimdi seçimden kaçıyor. İktidar kendi yalaka gazetecilerinden başka kimsenin karşısına çıkamıyor. Promptursuz iki laf edemiyor. Hesap vermiyor.

      Sandık illa gelecek. Ama öyle Londra mahkemelerine kaçmak yok. Millet söke söke hesap soracak.

      • Tamam söylerim kaçmasınlar.
        Ender soru şuydu. 20 senelik iktidardan sonra chp nin oyu hep yüzde 20-25 arasında seyrediyor. Sekmiyor yani. Chp nin anletçileri bike bu yüzdelik arasında buluyorlar. Sence chp niye umut olmuyor.
        Chp li olarak sen bu duruma ne diyorsun.
        Sadece buna cevap verirsen sevinirim.

  11. Devlet her felaket olan bölgede oluyormuş.
    Ne yapıyor orada acaba
    Ağıt yakmaya mı geliyor
    Bu felaketlerden ders alıp hiç mi önlem alınmaz mı?
    Aynı filmi defalarca izliyor ama sonuç aynı
    Ne söylense ne yapılsa sonuç değişmez
    Aynı tas aynı Hamam
    Bir toplun nasıl ise öyle yönetilmeye layıktır, sözü boşuna söylenmemiş…..

  12. 2002 den beri İktidarının yaşamadığı siyasi ve doğal felaket kalmadı herhalde.

    *Erdoğanın hapsinden Parti Kapatılma yargılamasına
    *Cumhuriyet mitinglerinden Abdullah Gülü Cumhurbaşkanı seçtirmeme olayına
    *367 krizinden 411 el kaosa manşetine
    *Erkan mumcundan Abdllatif Şenerine
    *E muhtırasından, aydınların bildirisine
    *Ergenekonundan Boru mu?suna
    *Kaset olayrından Mhpsine Chpsine
    *Mite baskın olayından Mit tırlarının durdurulmasına
    *Pkk ile barış görüşmelerinden Osloya
    *Cemaatle savaşından dersalerin kapatılmasına
    *Gezi olaylarından 17-25 Aralığa,
    *Pkk Hendek çukurlarından Fetö15 Temmuza
    *Avrupadaki Türk karşıtlığından Suriyeye
    *Doğu Akdenizinden Libyaya Azerbeycana
    *Abd nin ekonomik saldırılarından fondaş medyanın yalan terörüne
    *Kendi içindeki ihanet furyasından Cumhurbaşkanlığı seçiminde göbekte olunmasına
    *Kardeşim Abdullah Gülden Babacana, Davutoğluna
    *İha siha karşıtlığından tank palet mevzuna
    *Kanal istanbuldan havalimanına
    *Ne gerek var otoyollarından köprülere
    *Başımızdaki diktatör den Rektör atamalarına
    *Boğaziçi eylemlerinden 128 milyar yalanına
    *Sedat Pekerinden Katarlı tıp mevzuna
    *Pandemisinden Ekonominin durumuna
    *Depremlerden Yangınına Sel Felaketine.
     
    Ne ararsan var. Bırakın geçen on yılları sadece son iki üç yılda, iktidarının yaşamadığı siyasi ve doğal felaket kalmadı.

    *Sadece çarşı,pazar,market fiyatları değil herşeyin fiyatının geçen seneye göre büyük artışta olduğunu görüyoruz
    *Sığınmacı ve göçmen sorunun var olduğunu da görüyoruz.
    *Depremlerle yangınlarla sellerle mücadelede olduğumuza görüyoruz.
    *Pandemi döneminde yaşadıklarımızı da biliyoruz.
    *Ama yıkıldık,bittik, mahvolduk,çöktük gibi algı çalışmalarını yapanları da görüyoruz.
    *Medyanın sadece yandaş olmadığını bir çok medyanın fonlandığını fondaş medyanın sosyal medya terörünü de görüyoruz
    * Muhalefetin sadece felaket tellallığını yaptığını, bütün siyasetini Erdoğan karşıtlığında oluşturduğunuda görüyoruz.
    *Muhalefetin ve fondaş medyanın yalan teröründe birlikte hareket ettiğini de görüyoruz. Yalan ve algı siyasetini de görüyoruz.
    *Muhalefetin Pkk-Hdp ye gözlerini kapadığınıda, Diyarbakır annelerini görmezlikten geldiğini de görüyoruz.
    *Muhalefetin milli meselelerde sırf Erdoğana yarar gelir diye kösteklemelerini de görüyoruz.
    *İyi şeyler yapıldığını, iktidarın yan gelip yatmadığını da görüyoruz.
    *Devletin depremlerde, yangınlarda, sellerde nasıl çalıştığınıda görüyoruz.
    *Pandemi sürecinde, aşılamalarda halkın büyük çoğunluğu devletinin büyüklüğünü damarlarına kadar hissettiğini de görüyoruz.
    *Ekonominin kötü olmasına rağmen halkın büyük çoğunluğunun çözerse bu sorunu yine Erdoğan çözer dedidğini de görüyoruz.
    *Doğuda Pkk terörünün bitirilme noktasına geldiğini de görüyoruz.
    *Savunma sanayinde Türkiyenin nerelere geldiğinide görüyoruz.
    *Çoğu Büyükşehir Belediyelerin Chp ye geçmesinden sonra halkın kimin daha iyi hizmet ettiğinin kıyaslamasının yaptığını da görüyoruz
    *Ekonomi kötü ama millet aç aç olmadığını da görüyoruz. Ekonominin pandemiden sonra canlandığınıda görüyoruz.
    *Halkın iktidara kızsa dahi yönlerini Muhalefete dönmediğini de görüyoruz.

    Muhalefetteki arkadaşlar şu soruya cevap vermeleri gerekir. Akparti niye bitmiyor, Chp niye yükselmiyor.
    Kendilerine göre Türkiye bitmiş, yerlerde ise yandaş medyanın yaptığı bütün son anketlerde:
    Akparti yüzde 30-40
    Chp      yüzde 20-25
    İyiparti yüzde 10-15
    Mhp    yüzde  10-15
    Hdp    yüzde   8-10
    Saadet,Deva, Gelecek, Memleket, Sarıgül belli zaten.

    2018 cumhurbaşjanlığı, ve İstanbul ve Ankara kaybedilmesine rağmen belediye seçimlerinde oy çoğunluğu yine Cumhurda.

    Niye muhalefet umut değil.

    Bir araştırma şirketi, her ay yaptığı araştırmada klasik bir soru soruyor: “Genel olarak düşündüğünüzde Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı görevini yapış tarzını onaylıyor musunuz?”

    Hdp seçmeni: Haziran yüzde 12,4
                             Temmuz yüzde 32,9
    Saadet seçmeni Haziran yüzde 31,6
                               Temmuz yüzde 68,4
    İyi parti seçmeni Haziran yüzde 9
                                Temmuz yüzde 23.
     
    Çözüm üretmeyip, sadece Erdoğan karşıtlığı ve yalan siyaseti Muhalefeti bir yere getirmiyor. Muhalifler muhalefet partilerini  sorgulasalar kendileri için daha mı iyi olacak ne.

    Şimdi siz itiraz edersiniz yine.
    Anketlere kedi kaçmış veya göbeğini kaşıyanlar,cahiller.
    Buyrun ddm.

    • fatih bey yalan soyleyen once kendini kandirir. muhalefet veya her kim yalan ile amel ediyorsa kendini zayi ediyordur. Bu kadar cok izaha gerek yok. disardaki dusmandan cok icerdeki bas dusman (nefis) ile mucadelede basarili degilseniz. basariniz beyhudedir.
      audi 8 binip yardim talep.ediyorsaniz nefis mucadelesinin neresinde oldugunu bir dusunun. eskiden fakir sofrasinda iken simdi ultra luks yasayip fakirlerden uzaklastiysaniz nefis mucadelesi kazanil mismidir. bu coook orneklerden de yazarsaniz iyi olur.

    • Türkiye dünyada 17. büyük ekonomi olmaktan 20.liğe düştü. Kişi başı gelir hesap düzeltmelerine rağmen 12 bin dolarlardan 8 bin dolarlara düştü. Yavaş ısıtılan kurbağa gibi millet de nereye gidildiğini göremiyor. İktidar hiç hesap vermiyor. Hiç basın toplantısı yaptığını gördünüz mü iktidarın? İki besleme gazeteci karşısına çıkıp hazır sorulara promptorden robot gibi cevap veriyor. Muhalefetin karşısına da hiç bir zaman çıkamıyor. Kaçak güreşme diyoruz buna.

    • deli kızın çeyizi gibi ne varsa ortaya saçmışsın lakin davete zahmete hiç gerek yok, her şekilde katkı sunmak isterim tabi ki.
      2002 den beri yaşananlar biraz uzun olduğu için okurken dinlemek için bir fon müziği tavsiyem var.
      https://www.youtube.com/watch?v=qhHKu9MDh64
      Requiem for a dream.
      bir rüya nasıl bir ağıta dönüştü değil mi?

      her bir mesele üzerinde tek tek tartışmak gerekir ama 367 garabeti gibi hepimizin zamanında karşı durduğu gerçekte ise akp yi mağdur duruma getirerek uzun yıllar meyvesini yediği bir iki konuyu saymazsak öncelikli itirazım bu felaketleri yaşayanın iktidar olduğu düşüncesidir.
      iktidar bugün milletin parasıyla zevkü safadadır. valilerin altlarında son model milyonluk arabalar, üst kademelere çıktıkça 1000 odalı saraylar, koylara döşeli yazlık saraylar, katar katar lüks arabalar, dizi dizi dünyanın en lüks uçakları, dünyanın en yüksek kamu harcamaları ile dolce vita yaşamaktalar. iktidar ve elini tuttukları ya da elini tutanlar.
      felaketleri yaşayan ve bedelini ödeyen halktır. biziz. hepimiziz.
      devletin kadroları bir emanettir, lakin babasının malı gibi ehline vermek yerine birlikte yürüdük biz bu yolarda arkadaşlara verilince önce 17/25 den 15 temmuza giden yolun taşları döşenmiş oldu.
      dönemin iç işleri bakanı efkan ala 81 ilin 74 ünün emniyet müdürü fetöcüydü demişti, 7000 istihbarat elemanının 6500 ü fetöcüydü bilgisini paylaşmıştı.
      bunun bedelini kanıyla canıyla ve parasıyla halk ödedi.
      pkk nın hendek savaşında her yere patlayıcı döşenirken ve çukurlar kazılırken kimse ses çıkarmadı, gözünü yumdu, başını çevirdi…
      bunun bedelini yaş ortalaması 25 olan 1000 den fazla genç canıyla binlerce genç organlarını vererek, şehit aileleri, gerçekte hepimiz ödedik.
      suriyeye giden silahlar kimin eline geçtiyse iç savaşın sonucu en çok türkiyeyi etkiledi, milyonlarca göçmenle aşımızı paylaştık
      bedelini halk ödedi.
      17/25 ayakkabı kutularındaki paralar,
      daha geçenlerde sedat pekerin suçlamalarına cevap vermek için habertürk ekranlarına çıkan sayın soylu yalnız bırakıldığınızı düşünmüyor musunuz sorusuna bu ülkede iç işleri bakanlarının evinde ayakkabı kutuları bulundu dedikten sonra bu görüşmeden sonra görürsünüz yanlız mıyım değil miyim dedi. günlerce suskun kalan sayın bahçeli ertesi gün sahip çıktı, bir kaç saat sonra sayın erdoğan. hepsi gözümüzün önünde yaşandı işte.
      kutuların bedelini halk ödedi yine.
      128 milyar dolar
      halkın yaşadığı en büyük felaketlerden biri,
      herkes ayrı şey söyledi, orada dediler çıkmadı buraya harcandı dediler olmadı
      lakin milletin kasası şu anda eksi bakiye de.
      beş kuruşu yok.
      boğaziçi eylemleri
      her yere akp li vali, akp li rektör, akp li müdür atayacağım derdi.
      olan yine millete oluyor değil mi???
      sonuç
      hazine tamtakır,
      döviz yüksek,
      faiz yüksek,
      yolsuzluk yüksek,
      enflasyon yüksek,
      fakirlik yüksek,
      işsizlik yüksek.
      yüksek derken çok yüksek.

      iktidar doğal felaket yaşamış,
      felaketi yaşayan iktidar değil, onlar yangın söndürme uçağı yerine milletin parasıyla hangarlarına uçak alıyorlar.
      felaketi yaşayan yanan milyonlarca ağaç,
      yanarak ölen milyonlarca hayvan,
      ölen insanlar,
      evlerini kaybedenler,
      arazilerini kaybedenler,
      ürünlerini kaybedenler.
      iktidardakiler saraylarında oturuyorlar.
      mücadele eden halk,
      parasını ödeyecek olan halk,
      acı çeken halk.

      anketleri okuyabilenler için akp den büyük bir kopuşun yaşandığı ve giderek arttığı gerçeğini görmemek için insanın sadece gözünü değil, aklını da kapatması gerekir. neredeyse tamamında cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan bir erdoğan yok. imamoğlu farkla, yavaş ise ciddi bir farkla geçiyor. erdoğan seçim kazanamadıktan sonra akp seçim mi kazanabilir?
      istanbulu kaybeden türkiyeyi kaybeder.
      istanbulu elinde tutamayan türkiyeyi tutabilir mi?
      geçiniz.
      bu iş bitmiştir.
      türkiye yeni bir sistem ve yeni bir yönetimle yoluna devam edecektir.
      en geç bir yıl içinde tüm bu değişiklikleri hep birlikte göreceğiz.

  13. Tv deki haberleri seyrettikçe, bu ülkede olanları aklım almıyor. doğru dürüst okula gitmeden ilkokul mezunu olmuş birisi olarak bakıyorum ve ülkede olanları aklım almıyor. Adam derenin kenarına apartman diktirmiş, gecekondu falan değil. okuyup mühendis olmak falan değil, sel akacak kadar yağmur yağdığını görmek buna yeterli. Acaba buna imar veren mühendisler, proje çizen mühendisler. Buna izin veren yetkili ve etkili kişiler. Buna izin veren siyasetçi belediye başkanları. 20 yıl okuyup da bunları göremediği için şu an da acaba mutlular mı? Bundan ders alıyorlar mı? Ama yine sanmıyorum, çok saygı duyduğum devletimizin koca bakanları gitmiş orada hala diyor ki, şu kadar yardım ettik, şöyle çalıştık, devletimiz güçlüdür, dünyada ilk sıralardayız , yav el-insaf bu kadar insan ölmüş orada görüntülere baktıgın zaman, hala ders almıyoruz ucuz kahramanlıklar peşindeyiz. Ne garip bir ülkede yaşıyoruz. 15 temmuz da kendi uçaklarıyla kendi meclisini bombalayan insanları nasıl yetiştirdik diye sorgulamadan… dere yatağına proje çizen mühendisler, ona izin veren siyasetçiler japonya da olsaydı, bunların hepsi çıkar intihar ederdi… Biz bu hale nasıl düştük, anlamakta zorlanıyorum.

    • Bahri bey japonyada son kullanma tarihi geçtikten sonra hala kullanıldığı için infilak eden nükleer santralle ilgili bizim boğaziçili proflar çok önceden yapmayın etmeyin, yanarsınız diye rapor düzenleyip uyardığı halde japonlar dinlememiş ve günlerini görmüşlerdi!
      O zaman herhangi bir japon yetkili istifa ya da intihar etmiş miydi, bir bilginiz var mı acaba? Nasıl olsa bilen de yok; sık babam sık!!!

      • nukleer santrallerde kullanilan radyoativ madde genelde uranyum gram duzeyinde kullanilir. o yuzden patlama infilak olmaz sizinti olabilir. infilak veya bomba etkisiyle patlama olmasi icin 10 kg duzeyinde uranyum hemde zenginleştirilmiş uranyum lazim. eminim bunu bogazicili prof. arkadaşlarda biliyordur.

  14. Tepeden tırnağa resetlenmek gerekiyor.
    Yaşanan bu sıkıntılarda hepimiz sorumluyuz.
    Öncelikle dere yatağına ruhsatı veren belediye başkanından başlayıp elektriğini bağlayan suyunu veren güncel ikametine izin veren belediyesinden geriye doğru hepsinden hesap sorulmalı .Sonrasında da o hesap evin sahibine kesilmeli.
    Geçen yüzyılın tüm yöneticileri bu işlerden sorumludur.
    Şu an hesap sadece mevcut yönetime kesiliyor.
    Böyle giderse daha çok can kaybı yaşayıp bir çok insanımızı kaybedeceğiz.
    Takkeyi öne alıp düşünme vakti.

    • Haşa! ne mümkün mevcut yönetime hesap kesmek, maşaAllah onlar her hesabı gayra kesmek konusunda pek mahirler şimdilerde artmış yağıştan dolayı, ne zaman Mikail (A.S.) saydırmaya başlayacaklar bekliyorum.

  15. güzel ülkemizin en büyük problemi cahilliktir.
    dere yatağını daraltıp kenarına dere manzaralı ev kuranlar teknik olarak bunun ağır sonuçları olabileceğini biliyorlardı değil mi?
    ama aldırmadılar.
    birileri imar, iskan verdi.
    birileri hem de yüksek katlı binaları inşa etti.
    birileri onay, izin, ruhsat verdi.
    ama birileri çevredeki evlerden daha pahalı olan bu evleri satın aldı.
    evet, daha iyi imkanları olmadığı için depreme dayanıklı olmayan evlerde yaşamak zorunda olanlar, gidecek yeri olmadığı için yamaçlarda oturanlar olabilir ve çoktur ama bu yanlış yerlere gözünü kan ve para bürümüş insanların yaptığı pahalı ve yanlış evleri satın alan insanlarda var ve bunlar da çok fazla. hepimizin aklımızı başımıza almamız lazım gönüllü olarak bu akıl almaz rantın bir parçası oluyoruz. bu evleri alan kimseler olmasa yapılır mı, yapılabilir mi, hayatlarımız hiçe sayılabilir mi?
    hepimiz bozuk düzenin bir dişlisiyiz.
    bilinçsizlik ve cehalet sarmalından çıkmak zorundayız.
    bu kadar büyük felaketler doğanın bize bir gazabı değil, cehaletin acı sonuçları.
    ne zaman anlayacağız?

    • Fatih 15 Ağustos 2021 At 00:13
      Çarşı pazarın durumunu herkes kabul ediyor. Herşeyin gül gülistan olmadığını herkes görüyor zaten. Büyük çoğunluk sizin gibi felaket tellallığı yapmıyor. Büyük çoğunluk iyi şeyleri de görüyor.
      Aynı zamanda büyük çoğunluk bu sorunların
      Chp-iyi-Hdp nin çözemeyeceğini de görüyor merak etmeyin. Yine çözerse Cumhur çözer diyor.Sizin anlamadığınız tam burası. 20 senedir Chp nin oyu son genel seçim dahil, yüzde 20-25.

      Umut değilsiniz. Meral abla hiç değil.

      çarşı pazarın durumunu herkes kabul ediyor-muş, öyle mi?
      bunu da nereden çıkarıyorsunuz?
      millet aç-aç diye dalga geçtiğinizi unuttunuz galiba.
      lakin son günlerde sesler hayli yükseldi, temel gıda maddeleri bile alınamaz hale geldi bakıyorum çarşı pazarın durumunu kabul etmeye başladınız demek. belki de çarşı pazarın neden bu duruma getirildiğini de sorgularsınız artık.

      her şeyin gül gülistan olmadığını herkes görüyor-muş zaten.
      etin artık alınamaz hale getirildiği bir ülkede insanlara çocuklarına süt almakta zorluk çektiriliyor ama valiler son model A8 biniyorlar. fiyatı 3 milyonun üzerinde. halkın fakirleştirildiği yöneticilerin lüks, şatafat, israfa gark olduğu bir ülkede her şeyin gül gülistan olması mümkün mü zaten.

      Büyük çoğunluk sizin gibi felaket tellallığı yapmıyor-muş.
      büyük çoğunluk ta kim?
      bir grup üstelik gittikçe azalan bir grup ülkenin içinde bulunduğu içler acısı hale bakıp israftan, yolsuzluktan, fakirleştirilmekten, işsizleştirilmekten rahatsız olup dert yanmıyorsa zengin her türlü kaynağa sahip her şeyi olan bir ülkede bunca geri giden rakam nasıl olur demiyorlarsa madalya mı takalım yani?

      Büyük çoğunluk iyi şeyleri de görüyor-muş.
      öyleyse biz yapmadık herşeyi chp yapıyor demek yerine neden bu iyi şeyleri yazmıyorsun. liste yapalım birlikte madem. sen iyi şeyleri yaz, ben felaketleri.
      bakalım ortaya nasıl bir liste çıkacak, hodri meydan.

      Aynı zamanda büyük çoğunluk bu sorunların
      Chp-iyi-Hdp nin çözemeyeceğini de görüyor merak etmeyin.
      anketler öyle demiyor ama.
      sen sanıyorsun.
      bugün tek bir oyun kıymetli olduğu bir sistemde 6 milyona yakın oyu olan bir partinin oylarını cumhur ittifakı istemiyor öyle mi? o nedenle mi öcalangilleri devlet televizyonlarına çıkardılar geçen seçimde…
      bebek katillerinin mektupları okunmadı mı?
      oy istenmedi mi?
      hdp seçmeni akp ye oy verseydi ne olacaktı peki?
      geçiniz.
      geçen seçimde oy etmedi, yine etmeyecek
      ne zaman anlayacaksınız?

      Yine çözerse Cumhur çözer diyor-muş.
      seçime kadar bunu diyecek fazla kimse kalacağını hiç sanmıyorum, bunu havaya bakarak değil, rakamlara bakarak söylüyorum. bir de anketlere. ve felaketzedelere. ve esnafa. ve çiftçiye. ve gençlere. ve işsizlere…

      Sizin anlamadığınız tam burası. 20 senedir Chp nin oyu son genel seçim dahil, yüzde 20-25.
      ülkenin orta ve üstü gelir sınıfı chp ye oy veriyor.
      ve eğitim seviyesi yüksek olanlar.
      düşük gelir sınıfı akp ye oy veriyor
      yine akp seçmeninin genel olarak eğitimi düşük.
      iyi eğitim ve orta-yüksek gelir genel olarak ülkenin % 20-25 ine tekabül ediyor. eğitim ve gelir artarsa chp nin oy oranı da artar. beğenebilirsiniz beğenmeyebilirsiniz ama 90 yıldır ayakta ve bu ülkenin eğitimi yüksek, gelir düzeyi yüksek olan ülkeye kalkınmada en çok fayda sunan grubun oylarını alıyor. eski enerji bakanı taner yıldız eğitim seviyesi artıkça oyumuz düşüyor demişti,
      işe bakın ki eğitim ve gelir seviyemiz sürekli düşüyor değil mi? her geçen gün eğitim ve gelir seviyemiz düşüyor. evet bu sonuçtan chp kazançlı çıkmıyor, oyunu arttıramıyor ama yazık ki hiç birimiz kazançlı çıkmıyoruz.
      hepimiz aşağı çekiliyoruz.
      sizin anlamadığınız yer de tam burası.

    • Didem hanım “güzel ülkemizin en büyük problemi cahilliktir.” diyerek başlamış
      “bu kadar büyük felaketler doğanın bize bir gazabı değil, cehaletin acı sonuçları.
      ne zaman anlayacağız?” diye bitirmişsiniz; elhak öyledir!
      Yalnız almanyada ve birçok başka avrupa ülkesinde de aynı felaketler, can kayıpları yaşanmış ama oralarda hiç sizinkine benzer absürd yorumlar okumadım?
      Ne yani herkesi okutup profesör etseydik bu türden olaylar yaşamaz mıydık?
      Ee, almanya da sel yüzünden 133 can kaybetmiş, şimdi ne diiceksiniz?
      Kesin onlar cahil göçmenlerdir filan demeye kalkmayın; çünkü alayı süzme alman!!!
      Görmezden mi gelelim?
      Olur…
      Görmezden mi gelelim?

  16. Muhalefet görevini yapıyor. Muhalefetin görevi, denetlemek ,eksikleri eleştirmek ve eksiklerin yapılmasını sağlamak. İktidar sözcüleri muhalefete laf yetiştirmeye ve susturmaya çalışıyor. Eleştiriye tahammülünüz yoksa istifa edeceksiniz.

  17. Muhtemel deprem felâketlerine karşı tedbir alınması konusu tartışılırken büyük bir sel felâketiyle sarsıldık.

    Deprem ve sel gibi afetler her yerde ve her zaman meydana gelebilir.
    Önemli olan bu felâketlere karşı gerekli tedbirleri erkenden alabilmektir.
    İdarecilerimizin bunu yapabildiğini söylemek mümkün değil.
    Ancak sel olduktan sonra suçlu aramaya çıkılıyor ki bu anlayışla yeni seller ve yeni acılar yaşanmaması mümkün değil.

    Böyle felâketlerde en önemli mesele hadiseden gerekli derslerin alınabilmesidir. Ders ve ibret alınsa ve benzer hadiselerin yaşanmaması için kararlı adımlar atılsa isabetli olmaz mı?

    Bundan önce yaşanan hadiselerden ders alınmadığı gibi bu hadiseden de ders alınmayacağı akla geliyor ki asıl problem bu olsa gerek.

  18. Sel felaketin sorumlusu Hükümet,
    Dere yatağına valilik direnmesine rağmen tomruk deposu yapılmış. Tomruklar olmasaydı sonuç hafif hasarla atlatılırdı.

    Orman bakanı ne zaman Affedilecek?

  19. En az 10 yıldır yazdıklarına bakmadığım ancak bugün bakmam konusunda uyarıldığım akape fetvacısı konumundaki bir ilahiyat hocası yazısının başlarında, dert edindiği torpil konusuna böyle girizgah yapmış. “Bu münasebetle dertlisi olduğumuz, onun da başına bela olacak “torpil” konusunda bir şeyler yazmak istedim.” Sonrasında ayet desteği ile şefaat konusunu genişletip iş takipçiliği ve tavassutun Kurani bir emir olduğu ve hatta bazı şartlarda yapana ecir sağlayacağını da deliller ile nakletmiş. Bu kısım yazıdan “Dünya hayatına ait işlerde torpil manasını ve hükmünü ihtiva eden bir âyet meali ile başlayalım: “Kim güzel bir şefaatte bulunursa ondan kendisi için bir nasip olur; kim de kötü bir işe aracılık ederse onun da buna denk bir payı olur. Allah her şeyi koruyup hakkını vermektedir” (Nisâ:4/85).
    Bu âyeti, Kur’ân Yolu isimli tefsirimizde şöyle açıklamışız: Türkçe’de şefaat daha ziyade âhiretteki aracılık ve özellikle de Hz. Peygamber’in (s.a.), hem bütün insanlara (hesaba çekilmenin, yargılanmanın bir an önce başlaması, bekleme sıkıntısının son bulması için) hem de ümmetinin günahkârlarına (günahlarının bağışlanması için) Allah nezdinde yapacağı aracılık mânâsında kullanılır. Kur’ân’da ve Arapça’da ise şefaatin buna ek olarak daha geniş bir mânâsı vardır: İki kişi arasında görülecek bir iş, elde edilecek bir fayda veya önlenecek bir zarar konusunda üçüncü bir şahsın devreye girmesi, aracı olması, hatırını ve gücünü kullanarak sonuç elde etmeye teşebbüs etmesidir…” Adam kayırmacılık ve iş takibinin her zaman olabildiğini ancak bazı zamanlarda daha çok arttığını söyleyen yazar adam kayırmacılığın, hemşehricilğin, tavassutun artışının ahlakı ve adalet terazisini bizatihi bozan mı? yoksa çaresizlikten bu yola başvuranların mağduriyetlerini önlemek için alınmış bir tedbir olduğu mağlatasına sığınıyor. “Özellikle hukuk, adalet, ehliyet ve emanet duygusu ve şuurunun ve bunlara dayalı uygulamaların ikinci plana atıldığı; güçlü, hatırlı, yakın olanların -haklı veya haksız olarak- işi bitirdiği dönemlerde, bu mânâda toplum ahlâkının zaafa uğradığı zamanlarda şefaat (adam bulma, torpil kullanma) yaygın, normal, hatta zaruri hale gelmiştir.” Bu fetva ile birlikte tavassut meşrulaştırılır ve akabinde iş bilmez ehliyetsizlerin her türlü makama yerleşeceği gibi bir büyük sui istimal kapısının açıldığını görerek naehillere şefaatin haksızlık olduğunu anlatarak yazıyı hitama erdiriyor. “Âyet hem tarihî hem de evrensel olarak şefaat konusunda bir kural getirmektedir: Şefaat kötü, çirkin ve yasak değildir; ancak meşrû, hukuka ve ahlâka uygun olmalı, iyi, başkası aleyhine haksızlık doğurmayacak bir sonucun hâsıl olması için yardım mânâsı ve amacı taşımalıdır. Böyle olan şefaatin ecri vardır.” Elbette “Bade harabül Basra” tabiri buraya oturmaktadır. Memlekette bir yeni MEB bakanına nasihat olarak başlanan bu yazı memleketin her işinin kifayetsiz muhterisler tarafından idare edilip ormanlar ve dere yatakları önce işgal, sonra felaketler eli ile tahrip olmuş iken bu ehliyetsizliğin üstündeki emaye sır dökülmüş kara teneke gibi sırıtıyor olması vahimdir. Asıl verilmesi gereken tepki bir ilahiyatçı, hukukçu veya vicdanlı birey olarak insan fıtratının da göz önüne alınması ile tavassutun her hali merduttur ve haramdır başkasının hakkına tecavüz edilmeden tavassut veya şefaat mümkün değildir. Kendileri ıslaha müstehak olan ricacılar, aracılar bu tip kurala kaideye bağlı olmayan aracılık işlerine girmeleri yüz ihtimalde bir, hakkaniyet ve samimiyet çerçevesinde olur. İslam’ın temel dayanağı adalettir . “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir.” Nisa-58. Bu yazıyı dere yatağına yapılan Bozkurt Kız Kuran Kursunun açılışı ve işleyişi sırasında kimsenin aklına gelmemiş olan bu sel felaketi ve muhtemelen vefat etmiş olan hafızlık talebeleri ve hocaları için gözyaşı dökerken yazıyorum. ‘İnna lillah ve inna ileyhi raciun’ o masumların ruhları huzur içindedir. Amenna.

  20. Devlet aklı kavramını yazıda geçtiği manasıyla düşünmeyeli ne çok zaman geçmiş…Belki ta İttihatçılardan,belki de daha eski zamanlardan bu tarafa gelen uygulamaların yansıtmalarıyla “devlet aklı” kavramı hep abidik gubidik işlerin fritözü gibi bir anlamla algı dünyalarımıza yoğunluğunu öylesine yerleştirmiş olacak ki,şu aslî manasıyla kullanıldığını görünce bir durup üzerine düşünme ihtiyacı hissettim. Belki de tüm sorunların çözümünü “devlet aklı” kavramını zihin dünyalarımıza asli manasıyla yeniden oturtmak sayesinde bulabiliriz.

  21. -önünü kestiği dere yatağına yapılacak köprüyü de, tunelide hesap edeceksin.
    yamaca çay ekerken, bina dikerken..
    -yamacın kayacağını, evinin yerinde sapasağlam kalmasının önemini belleyecek, belleteceksin!
    tepeye hes baraj maraj yapacaksan dere yatağını ona göre planlayıp projelendireceksin,
    planlayamıyorsan ya barajı yada kasabayı oraya kondurmayacaksın. (kasabakondu sanki, derenin içine temelsiz kazıksz beş katlı binalar yapmak! dağ yamacına tomruk deposu! bunda benim çözemediğim başka birşeyler va aklım çözmeye yetmiyor).
    -büyükşehirde bile gece kondu yaparken suyu elektriği nerden alacağını heasp edip ona göre kondu ev yaparlardı eskiden.
    sonra toki vs geldi kurtulduk gerçekten 🙂
    Kimse kimseye bişey yasaklamasın! Kurallar konulsun, işler öyle yürüsün:
    -Bir yamaç kasabaya ”yamaç evler” toplu konut olarak yapılsın, başka yapılaşmaya izin verilmesin.
    -ülkenin neresine KAÇ AĞAÇ DİKİLECEĞİ dahi hesaplansın ona göre orman alanları belirlensin.
    -bir şehirde kaç insan yaşayacak, kaç insan gezmeye gelecek, kaç fabrika yapılıp kaç tanesi satılacak 🙂 belirlensin.
    ona göre yol-su-elektrik hizmetide planlansın.
    on sene sonra ihtiyaç olacak şeyi (köprü havalanı vb) on sene önce yapmak değil!
    ELLİ-YÜZ SENE ÖNCEDEN PLANLAYABİLMEKTİR MARİFET.
    (Eyy Kılıçdaroğlu sana sölüyom bak 🙂 )

  22. DEVLET AKLI EŞİTTTİR:
    1- Suflörün aklı,
    2- Promter metni yazanın aklı,
    3- Milliyetçi şovenist akıl,
    4- Ulusalcı maoist akıl,
    5- 5’li çetenin aklı,
    6- Pudracıların aklı,
    7- Cihatçı kafa kesicilerin aklı,
    8- Belaltıcı kasetçilerin aklı,

  23. İmar barışı diye “bir oy” uğruna heder edilen ülke maalesef. İmar barışını düşünen, uygulayan ve hatta reklamında oynayan kişi şimdi ne düşünüyordur? Sorumlu olduklarını hissediyorlar mı aceba? Cevap veriyorum; sanmam. Bir süre sonra yine yaparlar. Her alanda olduğu gibi dip yapıyorlar. Yazık oldu güzel ülkemize…

  24. Hocamız ; bu gün , siyasetten uzak ve özellikle son günlerde ülkenin gündeminden düşmeyen , ülkemizi adeta kasıp kavuran yangın ve sel felaketlerini ele almış.
    Bence hem çok isabetli ve yerinde olmuş hem de özet olarak her iki konuyla ilgili olarak söylenmesi gereken her şeyi söylemiş , elinize sağlık efendim.
    Ben de bu konuların çok farklı bir yönüne temas etmek istiyorum ; bu felaketlerle ilgili olarak ben şahsen adli veya idari herhangi bir soruşturma açıldığını duymadım , acaba haberlere ve basına mı yansımadı , onu da bilemiyorum ?
    Geçenlerde Arhavi’de meydana gelen sel felaketinin nedenleri hakkında , orda bulunan arkadaşlardan , telefon görüşmeleri yoluyla bilgi almaya çaşıyorum.
    Nihayet dün emekli bir hakim arkadaşın da doğruladığına göre , Kapisre deresi ,hafif bir dönemecin takriben 60 metre ilerisinde ve bir o kadar da gerisinde olmak üzere 100 metreyi aşkın bir bendin üzerinden aşarak ve bilahare o bendi de yıkarak sele sebep oluyor.
    Burada muhtemelen bu bendin temelinin yeterli derinlikte ve betonunun sağlam olmadığı , ayrıca yüksekliğinin de yetersiz olduğu gerçeği ortaya çıkmaz mı !
    Peki bu bent yapılırken bu derenin debisi, gücü, muhtemel bir selde ne kadar yükselebileceği ve diğer meteorolojik şartlar dikkate alınmadı mı , buna göre hesabı kitabı yapılmadı mı !
    İşte yapılmadığı için yani bir dikkatsizliğin, bir ihmalin veya belki de bir suistimalin bedeli olarak aşağı yukarı şehrin yarısı sele maruz kaldı , mahvoldu !
    Buna rağmen hakim arkadaşın verdiği bilgiye göre herhangi bir adli ve idari bir soruşturma açılmıyor !
    Başka söze gerek var mı !

  25. Muhalefete gelen bilgilere göre Karadeniz sahilinde cesetler varmış….. Yalan….
    Sel baskını varmış…… Yalan….
    Yıkılan evler varmış… Yalan…
    Yollar köprüler yıkılmış yalan…
    Bunlar hep dış güçlerin fetönün yalanları…. Kanmayın….
    Hadi hep beraber haber kanallarında meral akşenere yapılan saldırıları seyredelim…. Çekirdekler benden….
    Penguvenlerin yaz dönemi belgeselide olur…..
    Veya iyi bir kovboy filmine ne dersiniz….
    Padişahım çok yaşa…
    Pardon reisim çok yaşa….
    Ha birde resin ikramı olan çayda var.. ..
    Ne güzel işte…
    Demler içeriz…
    Dem O dem..
    Ne gam var nede keder….
    Reisim çok yaşa….

  26. Biz değil dünyaya ayak uydurmak, kendimiz geriye gidiyoruz.

    Ben ilk evimi 1981 senesinde aldım.
    Mühiti değıl. fakat komşular ve evim tam benim aradığım özelliklere sahipti.
    Yıl 1987 son ayları yeni imara göre yollar açılacak yol geçecek olan yerler ve park için ayrılmış yerlere açık gözler villa gibi gece kondular yapmış. Arsa hazine arsası devlet ordaki evleri yıkmak için oturanlara süre vermış. Tabii bundan bizlerin haberi yok. Bir gün eşim camdan dışarı bakıyor bana “Nurdan çabuk gel şu katile bak,” deyince koşarak gittim ve adam öldüren birisini görmedim.
    “Ben katil falan görmüyorum dedim.
    Sonra “bak şu yıkılacak evin sahibi tam arka tarafına ev yapıyor o evi yağmür sularını aktığı şokağa ve park alanına yapıyor, yarın bir yağmur yağsa şu evleri su basar” kendisi inşaat mühendisi olduğu için gitti adamı uyardı fakat adam tamam dedi isede evi yaptı.

    Yıl 1988 Haziran ayının ilk pazarı, güneşli güzel bir gün okullar tatil olmuş çocuklar dışarıda oynuyorlar.
    5 çocuklu bir aile vardı 17, 15, 13, 7 yaşlarında küçükte 3 aylıktı. Okula gidenlerin 4 de taktir getirmişler. Ben
    o aileyi pek tanımıyordum sadece o gün çok mutlu ve neşeliydiler. Balkonda otururken görmüştüm ama benim çocuklar taniyordular.
    Akşam namazı ezanı okunurken aniden yağmür çiselemeye başladı ben namazı kıldım, nasıl bir yağmür başladi şankı kova ile su dökülüyor. 10 dakika içerisinde sel arabaları önúne kattı götüriyor karşıda ki evler su ile doldu elektirikler kesildi biz karşı da oturanlara çatıya çıkın diye mikrofanlarla bağırdık komşular arabaların ışıklarını yaktilar mahsur kalanları yönlendiriyorlar. Ben ise telefonuda sokağı sel basar basmaz çocük çığlįkkar imdat bizi kurtarin sesleri duyar duymaz itfaiyeyi aradım mümkün değıl ulaşmak meşgül. Polisi aradım o seslere yardım etmekte o kadar çearesiz kalmıştık ki polis bana ne dese beğenirsiniz. “O YARDIM ÍSTIYENLET SÍZÍN YAKININIZMI?” o zaman çıldırasım geldi ve. kim olduklarını dahi bilmiyorum. Dedim tekrar yalvardım hıç birşey yapmadılar ne gelen oldu nede soran.Daha sonra o sesler kesildi birileri o çocukları kurtardı diye sevindik. Yağmur kesilmiş fakat sel devam ediyordu.Tam o sırada ışıkları yanan bir araba geldiğini görünce sel sularına kapılmış geliyor zannetik. Tam bizim apartmanın önüne geldi adam arabadan çıktı yüzerek evine gitti. O bahsettiğim aile karı koca 3 aylık bebeklerini yanlarına almış
    kapiyide 7 yaşındaki erkek diğer 3 kız çocukları üzerine kilitlemiş misafirliğe gitmişler. Kadın aylıp bayılıyor bizde teselli ediyoruz. Adam geri geldi “kapılar kırık ve açık fakat çocuklar yok.dedi. Gece saat 3 e kadar aradık bulamadık. 3:30:Ankara valisi geldi. Ben neiye geldiniz? Diye bağırdım “bir saat itfayeyi aradım ulaşamadım polisi aradım kimse kılını kıpırdatmadı çocuklar ve bir yeni gelin ôldükten sonra geliyorsunuz.” Daha sonra sudan islananlari eve getirdim
    diğer komşularda yardım ettiler bir anda giyecek elbiseleri dahı kalmadı. Çocukların cesetleri en yakını 4 km uzağide 10 km de bulundular.

    Bir kaç gün sonra Rahmetli Özal geldi yalnız o gelmeden o sokaklar nasıl temizlendi, sanki önceden orda yaşayanlar insan değildi.Özal’a eşimin akrabası olan Irak’tan kaçip gelmiş inşaat mühendisi bizde misafirdi ​o çocuk olayları ve o evi anlattı ve gösterdi.
    CHPli belediye başkanı o park yerinide yandaşlarına peşkeş çekti.
    ​O çocukların sesleri halen daha kulaklarımda çınlıyor.
    Yolsuzluğu hırsızlığı birinci ağızdan duyan Özal valiye emir vermiş. O zaman eşim aman Nurdan duymasın yoksa başımız belaya girer demiş.
    Eğer bilseydım valiye emir verecek o etrafına etten duvar örmüş erkek korumalarını dinlemez geçerdim. Eşimin akrabası,”Başbakanım ben Kerküklüyüm sizinle konuşmak istiyorum diye bağırınca korumalarına bırakın gelsin demişti.
    Benim büyük oğlum o gece cam çerçevesindeki boyaların boyu yetiştiği yere kadar başını tırnaklar ile kazmiş. Allah göstermesin senelerce yağmur yağdığı zaman o anı hatırladım. Hele çocuklar o erkek çocukla arkadaştılar televizyonda cesedini görünce çok etkilendiler.
    33 sene geçmiş dünya bir köy olmuş bizdeki hırsızlar dere yataklarına göz dikmişler, garibanların canavarlar olmuşlar kefenlerine cep diktirmişler herhalde.
    Bizdeki afetler doğal afetleri değil Hırsız afetleri.

  27. Milletvekili Yeneroğlu Altındağ’da yapılan ırkçı saldırının izlerini yerinde izlemiş. Az buz değil 100’ün üzerinde Suriyelilere ait iş yeri yağmalanmış 2.5 saat boyunca. Aradaki Türklerin mağazalarına dokunmamışlar. Sosyal medyada paylaşılmış nereler yağmalanacak. Organize bir saldırı olduğu belli. Sadece 70 kişi gözaltına alınmış. Diğerleri nerede? Bu saldırının terör suçu olarak yargılanması gerekiyor. Gerçekten vahim ve Türkiye’nin başkentinde oluyor bunlar. Güvenlik neden ortada yok bu olaylar olurken. Neden geç geliyorlar? İnsanları sosyal medyada iktidarı eleştiriyor diye tutuklayanlar bakalım bu işin organizatörlerinin ne kadar peşine düşecekler.

  28. Finansı iyi yürüttüğünü iddia eden iktidar Avrupa’dan mülteciler için her bir kişi için ortalama 30 Euro almış (bir seferlik!). Milletvekili Mustafa Yeneroğlu böyle hesaplamış. Almanya da yüksek sayıda Suriyeli mülteci aldı. 1 milyona yakın. Almanlar her mülteci için AB’den 1250 Euro yardım almışlar. İşte devlet farkı, işte hesap bilenle bilmeyen farkı. Faizin enflasyonun sebebi olduğunu iddia edenden de hesap bilmesini beklemek mantıklı olmazdı zaten. Acaba Afganlı mülteciler için ne pazarlık yaptı? Tercüman kıza sorsak söyler mi?

    • Düzeltme: Türkiye her mülteci için aylık ortalama 30 Euro alıyormuş. Almanya da her mülteci için aylık 1250 Euro yardım alıyormuş. Fark çok fazla. Birilerinin hesap bilmediği çok açık. Amerikalıların Afgan mülteciler için 30 dolar verdiğini de zannetmiyorum.

  29. Devlet nerede diye her gün sormak lazım.

    15 Temmuz’da devlet neredeydi? Millet neden devleti sokaktan toplamak zorunda kaldı? 250 kişi neden öldü? Sorumlu güvenlik bürokrasisi neredeydi? Birinci derece sorumlu MİT müsteşarı ve genel kurmay başkanı neden hala görevde? Ve neden hesap sorulmadı kendilerine?

    Devleti her gün sorgulamazsanız ve denetim altında tutmazsanız daha çok darbe ve daha çok felaket yaşarsınız.

    Devlet gemisini yürütecekleri seçmekle iş bitmiyor. O işin kolayı. Asıl iş, devletin iş yapıp yapmadığını ve yanlış yapmadığını denetlemek, zor olan o. Bunu yapmak da ancak demokrasiyi anlamış ve benimsemiş milletlerin işi.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız