Üç gazeteci: Ertuğrul Özkök, Kai Diekmann.. Ve hayatının son günlerinde Jack Thomas…

21
Jack Thomas 1979'da masası başında..
Reklam

İlk imzalı haberi 1958 yılında çıkmış hayli kıdemli bir gazeteci. Spor ile başlayıp güvenlik alanına geçmiş, oradan yerel siyasetle ilgilenmiş, sonraları yazılar editörü olmuş, gazetesini başkentte temsil etmiş, günlük siyaset yazıları yanında televizyon eleştirmenliği, röportajcılık yapmış ve sonunda gazetesinin okur temsilcisi olmuş…

Şimdilerde 82 yaşında ve hala faal.

‘‘Faaldi’’ demem gerekiyor Jack Thomas için. Çünkü bazı belirtiler üzerine göründüğü doktorlar kendisine ‘kanser’ teşhisi koymuşlar ve ‘‘Bir yıl da değil, birkaç ay ömrün kaldı’’ demişler…

Boston Globe’un en kıdemli yazarı Jack Thomas’ın önceki gün imzasıyla çıkan son yazısı ‘‘Birkaç aylık ömrümün kaldığını şimdi öğrendim. Söylemek istediklerim şunlar’’ başlığını taşıyor.

Boston Globe benim iki yılımı geçirdiğim kentin her gün okuduğum bol ödüllü gazetesi. 

[Oscar adayı ‘Spotlight’ filmini izleyenler gazetenin yerel bir sorunu ortaya çıkarmak için kılı kırk yaran çalışmalarının beyaz perdeye aktarılmış halini hatırlar. Papazların küçük yaştaki çocuklara musallat olduklarına dair ilk haberleri dört bir taraftan gelen tehditlere rağmen veren gazetedir Boston Globe. ]

Yazı, mesleğine sıkı sıkıya bağlı, aynı zamanda yetişkin üç çocuklu bir aile babası ve dostlarla çevrili bir insan olan bir gazetecinin, meslekte geçirdiği uzun yılların muhasebesine dair bir günah çıkartması hissini okuyanda uyandırmıyor. Güzel günleri hatırlıyor. 

Bir meslek büyüğü, gazetecilik için, ‘kralların hayatı’ olduğunu söylemiş. Jack Thomas da ‘‘Şu ana kadar ben de bir gazete yazarı olarak öyle bir hayat yaşadım, hayatım mükemmeldi’’ diyor.

Reklam

Tek sıkıntısının yazamamak olduğunu anlatıyor.

Sağlığındaki bozulmanın yolun sonunu önüne getirmesi, kısa süre sonra ölecek olması değil sıkıntı, mesleğini icra edememek, yazamamak…

İki farklı hayat anlayışı

Ertuğrul Özkök, iki gün üst üste, Alman Bild gazetesinde yayın yönetmeni iken ayrılmaya zorlanmış Kai Diekmann’ın hislerini aktardı. [Yazının birinin başlığı: ‘Hala rüyamda kendimi o koltukta görüyorum’.]

Kai Diekmann on küsur yıl Bild’in yayın yönetmeniydi, artık değil. ‘Story Machine’ adıyla sosyal medya içerik yönetimi alanında çalışan bir şirketin başında. Özkök onun yeni işini ‘‘Almanya’nın birçok ünlü kişisinin sosyal medya hesaplarına içerik üretmek’’ olarak anlatıyor.

Ünlülerin biraz daha ünlü olmasına yardım etmek yani.

Meslekte en tepe nokta olan yayın yönetmenliğinde 20 yıl geçirdikten sonra, Ertuğrul Özkök, hayatını, aynı gazetede, daha çok sanatçılar ve dizi oyuncularının ikamet ettiği İstanbul’un Cihangir mahallesinin magazin haberleri ile dünya yıldızlarının yaşantılarını aktaran yazılarla sürdürüyor.

Yazılarını okurken kendisine ‘pop sosyolog’ diye takıldığım günleri düşünmeden edemiyorum.

Reklam

‘Pop’luk kalmış, ancak ‘sosyolog’luk gitmiş gibi…

Onun yaptığı da, Kai Bey’in farklı bir şirket çatısı altında yaptığından çok farklı değil.

Kai Bey’in cevapları ve Özkök’ün sorularından alınan izlenim ile meslek hayatının son yazısıyla okurlarına veda eden Boston Globe yazarı Jack Thomas’ın aktardığı izlenimler, gazetecilikte en azından iki farklı dünya anlayışının hakim olduğunu fark ettiriyor.

[Diekmann’a ‘Kai Bey’ demem, uzun yıllar Hürriyet gazetesi yönetim kurulunda görev yapması sebebiyle. Herhalde kendisine öyle hitap edilmesini yadırgamaz. Özkök de yıllarca Bild’de konuk yazarlık yaptı.]

Jack Thomas ise…

Jack Thomas’tan bir alıntı:

‘‘İnsanın kendi hayatının son ayrıntılarını elden geçirmesi, görevi gereği önüne gelmiş bir yazıya son şeklini vermesi gibi. Editör yazının varsa yanlışlarını düzeltir, baskıya göndermeden önce onu mükemmelleştirir. Sadece iki hafta önce dosyalarımın ve bir kenara attığım kağıtların korunmasını hayati önemde mutlaka gerekli görürken, şimdi hepsi çöpe gidecek. Aralarında dört yıl önce bozulmuş bir televizyonun kullanma klavuzu, tutulmuş ama yazılmamış yazıların notları ve öldüğüm gün değerleri sıfır hale gelecek eski kız arkadaşlarımın mektupları da var. Çöp kutularını bu tür anılarla doldururken hayatımın büyük bölümünün boş şeylerle geçtiğini üzülerek hatırladım.’’

Bunlar 14 yaşında gazeteci olmaya karar vermiş bir meslek adamının son hisleri…

Üzücü.

Jack Thomas Katolik ve muhafazakar bir ailenin liberal görüşlere açık çocuğu olarak mesleğe başlamış.

Son yazısında eğlendirici bölümler de var.

Oğlu doğduğunda, ayaklarından aşağı tuttuğu çıplak bebeği gösterirken kendisini ‘‘Oğlunuz oldu’’ diye tebrik eden doktora, ‘‘Onu görüyoruz zaten, Demokrat mı, sen ondan haber ver’’ demiş…

Hastanede yatan annesinin son günlerinde aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:

‘‘Ölünce nereye gidiliyor anne?’’

‘‘Bilmiyorum oğlum, fakat uzun bir yolculuğa çıkacağımı ve babanı da göreceğimi biliyorum.’’

‘‘Eğer babamı görürsen, ona onun bunun çocuğu Nixon’u sonunda gönderdiğimizi söyle.’’

Annenin cevabı: ‘‘Babanla ilgili böyle konuşma.’’

Veda yazısı şu satırlarla bitiyor:

‘‘Ölümün yaklaştığı şu günlerde eskiden başımdan geçen bir anıyı hatırlıyorum. Gençlik kampına gitmiş, yaz boyu muhteşem günler geçirmiştim ve eve dönüyordum. Evde beni ne beklediğini bilmiyordum. Şimdiki ise, kesinlikle dönüşü olmayan bir çıkış deneyimi. Aşkla bağlı olduğum bir ailem var. Bir gazetede severek yerine getirdiğim bir işim de. Etkileyici insanlarla tanıştım, dünyanın sayısız mucizelerini gördüm. Neşe ve kahkahalarla dolu, gerçekten güzel günler yaşadım. // Keşke biraz daha kalabilseydim.’’

Görevi başında ölmeyi beklerken birkaç aylık ömrü kaldığını öğrenmiş 82 yaşındaki bir gazetecinin hislerini yansıtan yazı beni çok düşündürdü.

Gazetecilik böyle bir meslek arkadaşlar.

ΩΩΩΩ

Reklam

21 YORUMLAR

  1. “Keşke biraz daha kalabilseydim” diyen içten, samimi duyguların mırıldandığı dudaklar,
    Bir de, aahh! “Eğer ömür parayla satın alınabilseyd!..” diyenler var…
    Var.
    “Yüce Rabbim ömrün de hayırlısını versin,
    Ölümün de!..” diyen kullarından eylesin.

  2. Sayın Koru ,
    Allah hayırlı uzun ömür versin size ve sevdiklerinize , doya doya yazın biz de okuyalım.
    Tabi burada kişinin itikadı ve beklentisi önemli. Dünya sahnesinde böyle imkanlar sunan Kadir-i Mutlak sonraki yaşamda havsalaların alamayacağı ne tür güzellikler sunacak hiç bir fikrimiz yok ama Memnun ki yerinden dönen yok seferinden diyor şair.
    Abdullah b. Busr el-Eslemî -radıyallahu anh- merfû olarak rivayet etti ki: «İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun, ameli güzel olandır. Tirmizi de geçer.
    Bence bu dünya hayatı interaktif bir oyun. En başta tipleri beğenerek , oyunun kurallarını bilerek geldik. o kısım unutturuldu. Dünya hayatına artı değerlerle , akıl , mal , sihhat vs. yani artı puanlar ile gelenlerin orada eksi puanları , eksi puanlar ile gelenlerin orada artı puanları var. Mesele eksileri artıya çevirmek , artıları kaybetmeden eksiler ile yaşayabilmek. Zira sonuçta toplam puan değerlendirmesine göre dereceler var.
    Bu konuda kalbiniz mutmain ise eliniz kalem tuttuğu sürece yazın .. Tabi şunu da sorun kendinize X ya da Z kuşağından olsaydınız yine bu yaşadığınız zaman dilimindeki gibi okuyucularınız olurmuydu ? Her şey zamanın da güzel.

  3. Hz. Süleyman döneminde ; yolda Azrail ile karşılaşan ve onun korkunç bakışlarından ödü patlayan bir adam koşa koşa Hz.Süleymanın huzuruna varır !
    Durumu anlatan adam ; kurda kuşa , rüzgarlara vs. emreden peygamberden yardım diler ve kendisini çok uzak diyarlardan olan Hindistan’a göndererek kurtarmasını istirham eder.
    Hz. Süleyman da iki gözü iki çeşme ağlayan ve korkudan ölecek durumda olan adama acır ve rüzgara emrederek Hindistan’a bırakmasını söyler.
    Ertesi günü Azraille karşılaşan Hz.Süleyman , ondan bu konuyu sorar.
    Azrail şöyle der ,
    – Ben şimdi onun canını almaktan geliyorum ! Hindistan’da canını alacağım için dün onu
    buralarda görünce hayretler içinde kalmış ve bir anlam veremeyerek büyük bir şaşkınlıkla dik dik yüzüne bakmıştım !
    Kimi ölümler haberli, kimisi de habersiz gelir ; ikisinin de olumlu ve olumsuz tarafları vardır .
    Bence önemli olan ölüme Şeb-i Arus gözüyle bakabilmektir!
    Allahü Teala ölümün de hayırlısını versin inşallah !
    Selamlar,saygılar

  4. Bu sabah itibariyle 32 il 119 noktada çıkan yangının 112’si söndürülmüş.
    Dün, tviterda helpTurkey diye görseller paylaşılmaya başlandı.
    Etiketin Twitter’da niceliğinin milyonlara ulaşmasını sağlayan profiller ise sahte hesaplar. Birçoğunun en fazla 3 aylık hesaplar olduğunu hatta hiç tweet bile atmamışlar.
    Etiketin Instagram’da yayılımını tetikleyen hesaplar, genelde ajanslarla çalışan, para karşılığı hemen her türlü içeriği paylaştırabileceğiniz dijital reklam mecraları haline gelmiş profiller. 

    Bu help turkey etiketine yazan yüz binlerce iyi niyetli ama bilgiden yoksun insan var. Fakat bu, etiketin büyük bir ajans organizasyonu ile kasıtlı bir şekilde çıkarıldığı gerçeğini göz ardı etmemize sebep değil.

    Bu kasıtlı işin iki aktörü var, organizatör ve uygulayıcı. İkisinin de farklı amaçları var ama aynı etkinlikte buluştular.
    Uygulayıcı şunu amaçlıyor: – Para kazanma – Popülaritesini artırma – Sivil imajını ve kendisine yönelik algıyı güçlendirme.
    Organizatörün ise iki ana amacı var: – Türkiye’yi siyasi olarak aciz göstermek – Kovid sınırlamaları sonrası açılan turizm sektörünü baltalamak Özellikle ikinci amaç birinciden daha korkunç. Yazılan metinler, paylaşılan görsel direkt turiste korku salan cinsten.

    • Organizatör falan yok, organizatör siyasi iktidarın kendisi. Diğer bütün felaketlerde olduğu gibi bunda da çuvalladı. Bu kadar basit.

      Her sene Rize’de sel götürüyor. Aynı manzara aynı ölümler tekrarlanıyor. Hiç şaşmaz şekilde. Seneye aynı tabloyu yine göreceğiz. Örneğin.

      Yangın haberlerini kendi medyamız gece gündüz veriyor. Tüm dünya medyası aynı haberleri veriyor. Türkiye diğer ülkelerden yardım istiyor. AB afet yetkilileri de yardım edeceğiz diye duyurdular. İnsanlar da doğal olarak yardım çağrısında bulunuyorlar. İktidar kendisi IBAN yayınladı utanmadan yine. Buna rağmen olayı bir komplo olarak görmek artık nasıl açıklanır bilemem.

      Elbette bu yangın haberlerini alan turist şimdi plan yapıp da Türkiye’ye gelmez. Siz şimdi çıkıp Bordum’a tatile gider misiniz?

      Siyasi iktidar beceriksiz ve aciz. Topal ördek, ve yerel seçimleri çoktan kaybetti. Kendi de bunu itiraf etti baştan. İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder dedi. Kaybettiğini sadece biz değil tüm dünya da gördü bu yangınlarda iyice çuvalladığını görerek. Şimdi pılısını pırtısını toplayıp gitsin Londra mahkemelerine.

  5. Çok şükür yangın 7 noktada kaldı. Bugün yarın cankaybı olmadan biter inşallah. Tüm ekipler ve yerel halk tam bir dayanışma halinde. Yangın bittikten sonra Orman bakanlığı nerelerde eksiklikleri var bir daha kendini gözden geçirmeli.
      Bu arada Türkiye Kadın Voleybol takımı olimpiyatlarda çeyrek finale yükseldi. Şu günlerde ufak olsa sevinç kaynağimiz oldular.
    Yolunuz açık olsun.

    • Gözden geçirecek araştıracak bir şey yok. Ben çözümü söyleyeyim. Tüm Türkiye de bunda hem fikir. Sarayın 10 lüks uçağı satılsın, 20-30 tane yangın uçağı alınsın. THK’nın uçaklarına da ihalelere giriş izni verilsin.

      Üç beş yandaş firmayı besleyeceğim diye yapılan yolsuzluklara son verilsin.

      En iyisi elbette bu yolsuz iktidar artık gitsin ve Türkiye’yi sömürmeyi ve tüketmeyi bıraksın.

      Ancak yapılan yolsuzluklar ve usulsüzlükler de elbette araştırılsın, tüm siyasi ve bürokrat sorumlular cezalandırılsın. Londra mahkemelerine kaçmak yok ama.

      • Yukaridaki yorumda,
        “Şimdi pılısını pırtısını toplayıp gitsin Londra mahkemelerine.”
        Burdaki yorumda,
        “Londra mahkemelerine kaçmak yok ama.”
        Bir şeye karar ver, gitsin mi gitmesin mi London’a

  6. H. Gayret
    1 Ağustos 2021 At 21:37
    Nurdan abla geçen gün soruyordu “bağış toplayan bi kurum(thk) nasıl batar?” diye.
    Yani bi zamanlar karlılığı olacak işler, yatırımlar, hizmetler üretmiş bir kurum filan mıymış bu?
    Neyse, o konuyu didem hanım açıklar zaten…

    madem ısrar ediyorsunuz, bazı haberleri aktarabilirim:

    “Orman Bakanlığı’nın, iki yıldır THK uçaklarını sokmadığı, yangın söndürme uçağı kiralama ihalelerini verdiği CMC Savunma’yı SÖZCÜ mercek altına almış
    9 Mart 2021’deki ihale Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’da bizzat Putin’le incelediği, Bakan Bekir Pakdemirli’nin test ettiği Beriyev-200 tipi Rus uçaklarını getiren firmaya verilmiş
    İhaleye 4 firma ve ortaklık katılmış ancak anlaşılmaz şekilde en pahalı teklifi veren ihaleyi almış.

    şöyle devam ediyor

    İhaleye 4 firma ve ortaklık katıldı ancak anlaşılmaz şekilde en pahalı teklifi veren ihaleyi aldı. İhale Türk Hava Kurumu ile CMC iş ortaklığına verildi. Ortaklığın getireceği 3 uçağa, 1 Haziran-31 Ekim arasındaki 153 gün için toplam 203 milyon TL ödeme yapılacağı öğrenildi.

    2020 yılındaki yangın söndürme ihalesi de Türk Hava Kurumu (THK) Gökçen Havacılık İktisadi İşletmesi-CMC Savunma Sanayi İş Ortaklığı’na verilmişti. 120 gün için 2 uçağa ödenecek kira tutarı 84 milyon 180 bin TL olmuştu.

    Kaynaklar, THK Gökçen Havacılık İktisadi İşletmesi’nin sadece işletme ruhsatı ve uçakların bakımına destek olup küçük bir komisyon aldığı ama asıl gelirin CMC Savunma tarafından tahsil edildiğini belirtiyor.

    CMC Holding ve Çolak ailesinin ticari geçmişine bakıldığında havacılık ve yangın söndürme konusunda hiçbir deneyiminin olmadığı görülüyor. 2019 yılında kurulan CMC Savunma adlı şirket bir yıl sonra Orman Bakanlığı’nın açtığı yangın söndürme uçağı ihalesini kazanıyor. Bir sonraki yıl da yine THK ile birlikte yangın söndürme uçağı ihalesini kazanıyor.
    Yaklaşık 30 yıl orman yangınlarıyla başarıyla mücadele eden THK, iki yıldır kendi uçaklarıyla ihalelere katılamıyor. THK’nın elindeki uçaklar 4 bin 900 litre su kapasiteli ancak iki yıldır şartnameye minimum 5 bin litre şartı konuluyor. THK’nın Rusya’dan veya başka bir ülkeden uçak temin ederek ihalelere tek başına katılmak yerine, CMC Savunma adlı şirket ile işbirliğine gitmesinin arkasındaki neden ise gizemini koruyor.

  7. Ben bu gün de yangın konusuna devam edeceğim .
    Gerek helikopterler ve gerekse uçaklar ; suyu , yangının üzerine özellikle engebeli arazilerde ve emniyet açısından oldukça yukarıdan atmaktadırlar .Bazı açıklamalara göre ; bu kadar yukarıdan bırakılan su ,yangının ve havanın da sıcaklığından dolayı kısmen buharlaşmakta ve çok fazla etkili olamamaktadır.
    Bu gibi hallerde acaba toz veya köpüklü olan yangın söndürme malzemelerini kullanmak , daha etkili ve daha uygun olmaz mı ? Mutlaka bu konu ilgililer ve yetkililer tarafından da düşünülmüş olmalı ; acaba böyle bir donanıma sahip söndürme araçları mı yok yoksa daha pahalıya mı gelir, başka bir mahzuru mu var ,bilemiyorum ?
    Herkese selamlar saygılar

  8. mr thomas güzel bir hayat yaşamış,
    şükran dolu.
    biraz daha kalmak istiyor,
    pek çoğumuz gibi.
    ölümle yüzleşmek gerçekten zor olmalı. oysa soluğu hep yakınımızda. yine de hala keseyi doldurmaya uğraşıyoruz. bugün insanlar malları götürüyor yarın mallar insanları götürecekler, kimbilir nereye?
    bir oduncunun urganı meseli vardır.
    çok şey anlatır.
    anlayana.

  9. “onun bunun çocuğu Nixson”
    Nixon sadece onun bunun çocuğu değil:
    – En başta keyfiliğin
    – Hukuksuzluğun
    – Kamu hizmeti görmesi için verilmiş kamu gücünün şahsi çıkarları için kötüye kullanılmasının da çocuğu.
    Tüm Nixson’ların müstehak oldukları şekilde gönderilmesini temenni ediyorum.

  10. Hükümet gündemi değiştirerek unutturma politikası izliyor.

    Fehmi Bey sizde bu yangın konusunu 3-4 gün değişik boyutlarda konuyu işleyebilirdiniz.
    Mesala yangın bölgelerin imara açılması, Yangın zedelere, Kafalara çay atıp, Keyif çayı için dertlerinizi unutursunuz gibi.

    Artık Fehmi bey eski, Gazeteden kalan alışkanlıkları bırakın.

    Makalenizde 2-3 konuyu anlatarak Güncel kalabilirsiniz. Zaman zaman bazen 2 konudan bahsediyorsunuz.

    Siz Hükümetin yetersiz kaldığı konuları değinerek. Bu AKP’lilerin nöronlarını Temizlemiş olursunuz.
    Arada bazen konuda Şu 128 milyar ne oldu diye bahsedebilirsiniz.

    • Sevgili Osman
      sana bu mektubu çok uzaklardan yazıyorum. Belki sen bu yazdıklarımı anladığında akıldanelik tasladığın meslekte 50. yılını tamamlamış bir duayene yapmış olduğunu değerli önerilerini

  11. 4bin 312 uçak.
    Bir yangın söndürme uçağı 25 milyon Euro.
    128 milyar dolar, bu günkü Euro/Dolar paritesi (1,1872)ile 107 milyar 800 milyon Euro ediyor.
    Bu miktarı bir yangın söndürme uçağı bedeli 25 milyon Euroya böldüğümüzde 4 bin 312 ediyor.
    Yani 128 milyar dolar ile” 4312 “adet yangın söndürme uçağı alabiliyoruz.
    Bu 4 bin 312 rakamını da Dünyadaki ülke sayısı olan 194 e bölersek 22 ediyor.
    Yani 128 milyar dolar ile Dünyadaki tüm ülkelere(tabii ki Katar’a da)” 22 şer “adet yangın söndürme uçağı alabiliyoruz.

  12. Yaşadığımız günlerin fotoğrafını çeken ve o fotoğrafın anlattıklarından dersler çıkarılmasını işaret eden yazarın birkaç günlük yazı dizisinin dünkü son yazısına fitne imalı bir yorum yapan -ve normalde de makul yorumlar paylaştığını müşahade ettiğim- Ahmet Melik Bey’in,o yorumu,o yorumunu yapmaya sevkeden yazılar ve yazarın bugünkü yazısı arasında var olan bağlantıya bugün dikkatle bakıp onu göreceğini ve böylece doğruya yöneltmek adına yanlışları gösterip vurgulamak amaçlı yapılan eleştirilerin, feverana yaklaşan bir ifade şekliyle fitne kapsamında değerlendirilmesinin de yanlış olduğunu göreceğini umuyorum.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız