Günümüzün şartları demokrasiye yeni bir çehre kazandırmayı zorunlu kılıyor…

50

Çok daha önceden üzerinde düşünmeye başladığım, ABD’deki son iki (2016 ve 2020) seçimin gözlere soktuğu hassas bir konuyu sizlerle paylaşacağım. 

ABD’nin nüfusu kabaca 320 milyon. Son seçimde oy kullanma rekoru kırıldı; iki ana partinin adaylarına verilen oyların toplamı 152 milyonun üzerinde. 

Joe Biden bu oyların yaklaşık 79 milyonunu aldı; Donald Trump’a verilen oy sayısı 73 milyon 267 bin. 

Biden’in oy oranı yüzde 51, Trump’ınki yüzde 47.3. 

ABD’de adaylar doğrudan halkoyuyla seçilmiyor, verilen oylarla ikinci seçmen denilebilecek birileri belirlenmiş oluyor. Toplam sayıları 538 olan ikinci seçmenler 14 Aralık günü toplanıp kimin kazandığını ilan edecekler. İki adaydan hangisine oy vereceği biliniyor ikinci seçmenlerin. Biden’a oy verecek ikinci seçmen sayısı 290; Trump’ın ikinci seçmen sayısı 232… Arada oy sayımı kesinleşmemiş Georgia eyaletinden çıkacak 16 ikinci seçmen var. Oylar sayılıyor; onlar Trump’a gitse de tablo değişmeyecek. [Orada da Biden ileride.]

Değişmeyecek, çünkü ikinci seçmen sayısında 270’i bulan seçilmiş oluyor. Şimdiden 290 ikinci seçmene sahip Biden’ın başkanlığı kesinleşmiş durumda.

Buraya kadar aktardığım bilgileri bir tablo halinde aşağıda bulacaksınız:

‘Derin devlet’ devredeymiş…

Reklam

Tablo bu kadar açık olmasına rağmen Donald Trump sonucu kabul etmiyor. 3 Kasım’da yapılan seçimin üzerinden, bugün Kasım’ın 17’si olduğuna gire, tam iki hafta geçmiş olmasına rağmen, her gün attığı sayısız Twitter mesajıyla esas kazananın kendisi olduğu inadını sürdürüyor.

Seçime hile karıştırıldığı, oy kullanma hakkı bulunmayanlara hatta ölülere oy kullandırıldığı iddiasında Trump. Oyları önde giderken bir elin sonradan işe karıştığı ve kendisini geriye düşürdüğü kanısında.

‘Derin devlet’ kavramı tartışma gündeminde.

ABD’de ciddi ciddi “Ya devir-teslim töreninin yapılacağı 20 Ocak tarihinde Trump Beyaz Saray’dan ayrılmazsa?” sorusu üzerinden tartışmalar sürdürülüyor.

Genelkurmay başkanının -evet, askerler de işe müdahil- “Biz bir kişiye değil anayasaya sadık kalacağımıza yemin ettik” demiş olması teminat sayılıyor.

Yabancı gözüyle bakıldığında bile fark edileni Amerikalılar çok daha keskin biçimde görüyorlar: Ülkelerini 4 yıl boyunca yönetmiş, kararlarıyla hem kendilerini hem de yakın-uzak başka ülkelerin vatandaşlarını etkilemiş olan başkanları alenen yalan söylüyor. Yalanlarıyla zihinleri bulandırıyor. Taraftar kitlesini rakibine oy vermiş olanlara karşı kışkırtıyor.

Olayın en kritik yönü, Trump’ı aday gösteren Cumhuriyetçi Parti’nin aklı başında bilinen isimlerinin -senatörler ve Temsilciler Meclisi üyelerinin- büyük çoğunluğunun onun bu tavrına ses çıkarmamaları.   

Bir grup sessiz kalıyor, daha kalabalık bir grup ise açıkça destek çıkıyor.

Reklam

Trump’ın korkusu

Trump’ın neden böyle davrandığına dair tezimi sizlerle paylaştıktan sonra konunun bizi esas ilgilendiren yönlerine gireceğim.

Demokrasi temelde sayıca üstünlüğü önemsediği için, seçimler en dürüst, en ahlaklı, en bilgili, en şahsiyetli kişileri başa getirmiyor. Bazen öyleleri de seçilse bile, çoğu kez Trump gibiler üste çıkıp halkların kaderlerini belirleme hakkını elde edebiliyor.

Trump’ın direnmesinin sebebi, büyük ihtimalle, Beyaz Saray’da geçirdiği dört yıl boyunca yaptığı ve yapmadığı şeyler yüzünden hesaba çekileceği korkusu. Hakkında açılmış başkanlık öncesine ait de sayısız soruşturma var. 

Gerçek bir korku Trump’ınki.  

Seçim sonuçlarını kabule direnerek yerine gelecek kişiden ‘af’ koparmak istiyor.

ABD başkanlarının istediği kişiyi, hangi suçtan ceza almış olursa olsun, af etme yetkisi var.

Richard Nixon yargılanmaktan yerine gelen yardımcısı Gerald Ford’un affıyla kurtulmuştu.

Şimdi de Trump’ın kendisi, aile fertlerinden birileri veya avukatları, benzer bir affı kotarmak için pazarlık yürütüyor olabilir.

Hukuki olacağını bilse kendi kendisine af çıkartabilir Trump; ama o formülün işlemeyeceğine dair hukuki görüş kesin. 

Pazarlıktan anlaşma çıkmazsa ara dönemde istifa edip yardımcısı Mike Pence’in kendisini af etmesini sağlamayı bile düşünebilir.

Seçilmiş krallar 

Aslında sözünü ettiğim konu, demokrasinin kötücül insanlar eliyle nasıl yanlış kullanılabileceğinin en çarpıcı örneği. Siyaset bilimci Maurice Duverger’in uzun yıllar önce literatüre kazandırdığı deyimle ‘seçimle iş başına gelmiş krallar’ sınırsız yetkilere sahip oluyor; o yetkilerle ne yapıp ettikleri kendi namus ve vicdanlarına bırakılıyor.

Günümüzde erkin babadan oğula geçtiği bazı ülkelerde krallar halklarına sevimli görünme ihtiyacı ile sorumlu davranışlar sergileyebilirken, seçilmiş başkanların onlar kadar iyi niyetli olmadıkları görülebiliyor.

Örnek mi? Belarus.

Hile karıştırılmış bir seçimle altıncı kez seçilmeyi başaran Belarus devlet başkanı Alexander Lukashenko halkına karşı direniyor. Kan dökmekten de çekinmeyerek…

Trump için kendi ülkesindeki siyaset gözlemcilerinin kullandıkları olumsuz sıfatları buraya aktarmaktan hicap duyarım. Ancak, öyle biri, Amerikan seçmeninin yarısına yakınından oy almayı başarabildi. 73 milyon Amerikalı’dan oy alabildi Trump.

Yalanlar, komplo teorisi tadında akla hayale sığmayan iddialar işine yaradı.

‘Fazilet rejimi’ olma iddiası demokrasinin, en son, ABD’de fos çıktı.

Esas sorun da bu işte.

‘Medya + sosyal medya + para’ gücü gerçeklerin üzerini örtmeye yarıyor.

Sandıktan her zaman ‘en iyi sonuç’ çıkmayabiliyor. Birkaç milyon oy kendisine kaysaydı ABD’deki bu seçimi de Trump kazanabilir, bir dört yıl daha dünyayı sarsabilirdi.

Üzerinde düşünüp demokrasiyi ıslah tedbirleri almak veya ondan daha iyi bir sistem arayışına girmek zamanı gelmişe benziyor.

ABD anayasasını kaleme alanlar, belki de bu yüzden, başkanı salt halkın oyuyla seçmek yerine, halkın yanlışını tashih edebilecekleri düşüncesiyle, ikinci seçmenlik kurumunu düşünmüş olmalı.

O da çalışmıyor.

Bizde de yeni anayasa için kolları sıvayanların günün şartlarının doğurduğu sorunları aşmaya yarayacak alternatifler üzerinde kafa yormalarında yarar var.

ΩΩΩΩ

50 YORUMLAR

  1. Gördünüz demokrasi denilen yalanın işi nerelere vardırabileceğini. Faka şunu da sormak lazım demokrasi mi ? Yoksa demokrasinin sunuluş biçimi mi ? Yada uygulaması mı yanlış ?

    Malum en ileri demokrasi Abd ve Birleşik krallık ülkelerinde yada kuzey avrupada deniyor. Bunlar söylenenler.
    -Hollanda meclisi ülkesinin topraklarını kurtardığı için Aliyev hakkında savaş suçlusu olduğu yönünde bir karar aldı soruşturmanın ilerletilmesine karar verdi.
    -Abd dış işleri bakanı (burdaki bazılarının yüreğinin attığı ülke) Türkiyenin askeri gücünün ve etkinliğinin artması endişe vericiymiş (burdaki bazıları ile aynı endişeleri taşıyor ne garip). Buna sebep olarak da Türkiyenin Karabağ da ki etkisi gösteriliyor.
    -Abd kongresi twitter i biden in oğlu hakkındaki olumsuz haberleri sansürlediği konusunda soruşturma yürütüyot ilgili şirket yetkilisi yanlış! yaptıklarını kabul ediyor. Bu demek oluyor ki devletler sansür le suçlanırken şimki medya (artık başat güç sosyal medya) istediğine sansür uyguluyor. Yine burdaki bazıları bu sansüre bayılıyor. Çünkü kendisiyle paralel düşünüyor. Çünkü onlar Tayyibe karşı çünkü onlar da Küreselcilerin yanında. Hatta onlar araları iyi olduğu için Trump a da karşılardı. Tesadüf yerin dibine batasıca trump a bende karşıyım. Çünkü o bir amerikalı çünkü o nit sömürücü. Tıpkı ABD nin gelmiş geçmiş bütün başkanları gibi kapitalizmin başı değilse de üst yöneticilerinden biri. Ama bizim bazıları bırdaki yorumcular hatta buranın ev sahibi.. Tayyibe karşısınız anladık farklı düşünüyorsunuz doğru-yanlış Tayyip de sizin dediğinizi etmiyor sizi etkinlik sahasından uzaklaştırıyor ondan karşısınız. Lakin şeytanın başı Trump a karşı şeytanın diğer başı olan Biden i neden destekliyorsunuz size ne? Seleflerinin diğer ülkelere getirdiği demokrasi benzerini bize getireceğini düşünüyorsunuz ondan mı acaba. Eğer düşünceniz buysa söyleyim o cezaevi resimleri gerçekti ha.. Ebu Gureyb cezaevindeki söylenenler gerçekti. Biden dediğiniz şeytan başı işye o kibar konuşup köpeklerini çıplak mahkumların üstüne sürenleri temsil ediyor. Twitter de onları destekliyor. Siz de twitter i yada benzerlerini demokrasi için elzem görüyorsunuz. Birileri bunu bilmiyor. Onlar güçlüyü övmeyi seviyor. Güçlü, çoğunun varlığından bile haberdar olmayacak ama olsun.. kimisi ise hırsından bizimkiler onu yada onları güç çemberi dışına itti ya ondan karşılar bakmayın demokrasi havarisi kesildiklerine sıklıkla. Bak bu gün demokrasi ? Acaba… demeye bile başladılar. Ne demokrasisi. Yineliyorum, dünya tarihindeki en büyük yalan bu.

  2. OECD uzmanları az gelişmiş ülkelerin temel problemlerini üç ana başlıkta açıklamışlar:

    1) Sorunlarını doğru tespit edememek.
    2) Sorunlara yanlış çözümler aramak.
    3) Milli kaynakları verimli kullanamamak.

    Dikkat edilirse her üç özellik de birbirinden bağımsızdır. Fakat birinci özellik var olduğu sürece diğer ikisinde doğru davranmanın mümkün olmadığı da kolayca görülebilir. Buna göre Türkiye sorunlarını doğru tespit edemediği sürece orta gelir grubunda kalmaya ve enerjisini iç çatışmalarla tüketmeye mahkumdur.

    Sorunları doğru tespit etmek ise oldukça zor bir uğraş. Olabildiğince çok/farklı kişinin görüşünü alıp bunların ortalamasını almak şeklindeki ‘demokratik çözüm’ mutlaka gerekli olsa da çoğu zaman doğru sonuç vermiyor ve çare olmuyor. Diğer yandan az gelişmiş toplumlarda da elit kesimler tıpkı gelişmiş toplumlarda olduğu gibi halkın ortalama görüşü üzerinde söz sahibi oluyor ve gerekli düzeltmeleri yapıyor. Fakat az gelişmiş toplumlarda elit kesim liyakate bağlı olarak bir hiyerarşik düzene sahip olamıyor. Elit hiyerarşisinin oluşmasında liyakat ölçütü zayıf kalırken iktidara yakınlık ve çeşitli çıkar ilişkileri belirleyici oluyor.

    Kanaatime göre gelişmiş ülke olabilmek için liyakat ilkesine uymak en belirleyici özelliktir. Katma değeri yüksek ürünler üretebilecek elit kişiler, ‘katma değeri yüksek ürünler üretmeliyiz’ diye demeç veren siyasetçilerden daha değerlidir. Seçim yapıp bir CB veya Başbakan belirlemek kolaydır ama örneğin bir tank motoru yapabilmek seçimle mümkün değildir.

  3. Bir siyasal sistemin tasarlanmasında, matematikteki ‘eksiklik teoremi’ nin sosyal sistemlere uyarlanmış halini dikkate almak gerekir.

    “Siyasal bir sistem tam ise tutarsızdır. Tutarlı ise eksiktir”.

    Her sistem nedensellikler üzerinden mantıksal önermeler ile inşa edilir. Nedensellikler zinciri ise sonsuz olduğundan bu zincirin bir yerinde doğruluğunun aşikar olduğuna ikna olduğumuz bazı kuralları kabul ederiz. Matematikte bu aşikar doğrulara aksiyom (belit) denir. Buna göre ‘tam bir sistem’ kendi içinde doğru olduğu kanıtlanamayan ama doğru olduğu kabul edilen önermeler içerdiği için tutarsızdır. Dolayısıyla tutarlı ise de eksiktir.

    Fizikteki aksiyomlar ise fizik kanunlarıdır ve doğrulukları deneyler ile belirlenmiştir. Fakat yapılan deneyler de belirli şartlarda geçerli olduğundan sadece o şartlar için geçerlidir, genellemez. Örneğin Newton mekaniği doğrudur ve deneylerle kanıtlanmıştır, fakat bir kütle ışık hızına yaklaştığında doğruluğunu yitirir. Buna göre fizikte, belirli şartlar için geçerli olmak kısıtlaması altında, tam ve tutarlı sistemler inşa edilebilir.

    Benzer şekilde siyasal sistemler de belirli şartlar altında geçerli olmak kaydıyla tam ve tutarlı olarak inşa edilebilir. Ancak her türlü şart altında tam ve tutarlı olabilecek bir siyasal sistem inşa edilemez. Uzun soluklu yaşayan bir siyasal sistem altyapısı (Anayasa) ancak kısıtlanmış belirli şartlar altında geçerli olabilir. Daha açık bir ifadeyle “herkesi tam ve eksiksiz tatmin eden ve buna rağmen tutarlı olan bir siyasal sistem ve dolayısıyla Anayasa yapılamaz”.

    Anayasa yapmak kimilerinin sandığı gibi anayasa profesörlerinin işi değildir. Bir anayasa toplumun her kesiminin ileri gelen temsilcilerinin (yukarıda açıklandığı şekilde) üzerinde uzlaştığı ilkeler kümesidir. Anayasa profesörlerine düşen iş uzlaşılan ilkeleri hukuk tekniğine uygun şekilde bir metine çevirmekten ibarettir.

  4. Fatih, Kanuni ve Yavuz sondaj gemileri ile Barbaros Hayrettin, Oruç Reis ve Piri Reis sismik araştırma gemilerinin toplam maliyeti 1 milyar dolar kadar. Oysa sadece Suriyeli göçmenlerin maliyeti bizzat CB Erdoğan’ın açıklamasına göre 45 milyar dolar. Diğer yandan açık denizlerde doğalgaz ve petrol arama faaliyetleri 2017’den sonra hızlanmış yani dış politika ve stratejik konularda Devlet’in karar verici olduğu dönemde. Reisçilere sormak gerekmez mi, Erdoğan’ın daha önce aklı neredeymiş, neden bu faaliyetlere vaktiyle başlamamış?

    Maraş’ı açmış Erdoğan, kahramanmış! Ecevit Kıbrıs’ı fethedip KKTC’nin kurulma yolunu açmasa Maraş’a ancak Rum otellerine tatil yapmaya giderdiniz!

    Suriye ve Libya’yı ne zaman fethettik de bizim haberimiz olmadı? Karabağ’ı da Azerbaycan geri aldı, zaten kendi topraklarıydı. Bugüne kadar bekledikleri kabahat zaten. Petrol/doğalgaz kaynakları var, nüfus ve toprak büyüklüğü de Ermenistan’ın 3-4 katı.

    Ayasofya’nın müze-camiden tam olarak camiye çevrilmesinin ise fayda/zarar oranını yaşayarak göreceğiz.

    R.T.Erdoğan cumhuriyet tarihinin en müsrif ve verimsiz lideridir. Son yıllarda dış politika ve milli güvenlikte atılan adımlar ise Devlet’in tercihidir ve ‘takkeli bozkurt’ yaptıkları Erdoğan’a uygulatmaktadırlar. Erdoğan’a kalsa içeride rantiye-şantiye ve borçlanma, dış politikada ise ümmete halife olmak hayali peşindeydi.

    • Karabağı Azerbaycan geri aldı. Keşke vaktiyle kaptırmasalardı. Bugün geri aldılarsa maliyeti olmadı değil. Ancak bunu gel de Ermenistana anlat. Ermenistanlı komşularımız bu işin faturasını da Türkiyeye kestirmek için kolları sıvadılar bile. Amerikalı analizciler, Karabağın ermenilerin elinden çıkmasında Türk tarafının NATO silah araç ve gereçlerini kullanarak bu işi başardığını ve buna göre muamele göreceğini dillendiriyorlar. Türkiye, Ermenistan dahil bütün komşularıyla dostluk ve barış ilişkilerini geliştirmeli. Bu konu herkes için faydalı olur. Ayasofya konusunda ileri sürdüğüm orijinal değeri olan projeye göre koskoca müze içersinde estetik bir cami yapıp her iki fonksiyonu yaşatsalardı bu da hem ekonomik ve hem de aklıllı bir proje olurdu, dostluğa daha güzel hizmet ederdi. Ama netcen, vizyon bu kadar. Hep ekonomik zarar hep kazık! Yahu halka yazık! Tuzu kuru çoğunun. Mim siz bu işlere soyunun. Derde deva partiler de var genç ve iş bilen, bunlar bileniyor. Ülke ekonomisi bence de dileniyor… Her yerde inleme, her yerde esef, durum bundan ibaret maalesef!

  5. Üstadım her zamanki hali gibi komplo teorileri ve insan zihnini karıştıracak şeyleri yazmaya devam ediyor. Yalnız bu yazdıkları şey de bir kenara atılacak şeyler de değil; düşünmeye değer. Paranın ve teknolojinin gücü insanları yönlendirmeye yetiyor. Buradan bakarak bizim ABD deki insanın nasıl bir ahlaka ve nasıl bir anlayışa sahip olduğunu görmemiz imkansız. Bizim gördüğümüz, medya denilen bir gücün gösterdiği şeyler. Onlar ne gösterirse biz onu görüyoruz. Bunların ufak örneklerini Türkiye de çok yaşadık ve gördük. Türkiye de sahte şeyhler, sahte müritler çok çıktı. Dünya da da bunlar neden olmasın. Paranın ve teknolojinin gücünün olduğu her yerde bunlar olabilir. Yalnız dünya da iyilik kötülüğün her zaman bir mücadelesi olmuştur. Kötülerin de bir hesabi varsa, Allahın da bir hesabı var. HERKESİN GÖRÜŞÜNE SAYGILAR.

  6. Fetullah Gülenim 1 Ekim 2020 Çağlayan dergisindeki makale Kurani Kerimden ayetler ve alimleriin sözlerini yaşam tarzlarıni örnek vererek insani anlatiyor.
    Şimdi acaba, bunca mevhibe ve mazhariyetlerle şereflendirilen insandan beklenen nedir? Bence asıl önemli olan da işte budur. Böyle bir konu üzerinde durulur ya da durulmaz, o ayrı mevzu; ama keşke, i
    nsan olmaya terettüp eden böyle önemli bir sorumluluğun şuurunda olabilseydik..!

    [1] Tirmizî, diyât 22.

    • ….
      İblis iken nefs savaşlarının talibi,
      Olur mu o savaşların hiç galibi?

      Kimler olmadı ki darbelere alet,
      Başaramayınca lanet üstüne lanet!

      Iki paralık o nefsleri yüzünden,
      Düştü halkın maneviyat gözünden!
      *******

  7. Müneccimbaşı sn.bernarın küresi/faltaşı yandıktan sonra ortalık da rüya tabircilerine kaldı. Öyle ki “Son zamanlarda anlamlı rüyalar çoğaldı.” ifadesine de bakılırsa uğur arkadaş yorumcubaşılığa çoktan alışmış bile! Mim in de çok sevdiği ifadeyle rasyonel akıldan nerdeyse çatlamış bu arkadaşların işleri bu seviyeye düşürüp ortamı hepten bir gaybubet evine çevirmeleri hakikaten mide bulandırıcı… haksız mıyım didem?

  8. Sn.bernar maşallah ben yokum dediğinizden beri irili ufaklı(çoğu hep olduğunca iri) on tane yorum paylaşmışsınız, hayır bundan rahatsız değilim ama uğurböceği de kaçak güreşir gibi aradan kaynak yapıyor sanki; sayın yk seninle görüşeceğiz diyerek beni tehdit edince bi koşu kutlama mesajı yayınlamış hemencik!

  9. Belarus seçimlerini ve sonrasını sabote etmek isteyen rus delta timi minsk öküzleri gibi mapus damında gün sayıyorlar; lukaszenkonun hasımları moskovaya kaçıp putinin kanatları altına sığındılar, karılarını ise muhalif aday diye lukaszın önüne attılar…
    Siz de burda abd seçmeni ve belarus halkının siyasi tercihlerine sövüp saymaktan öte bir erdem gösteremiyorsunuz; varsa yoksa popülist liderler! Fazilet rejimiymiş…

  10. …..
    Gidişatı sorgularken çaresizce,
    Yanlızlık niye isyankar gibi sizce?

    Zamanın statüko köleleri mi bunlar?
    Enseler kararmış, öne eğik burunlar…
    ……

    • ….
      İlerlerken çaresiz kader yolculuğunda,
      Biri çıkıp diyor ki hata var bunda!…

      Şikayet eder gibi sanki kendince,
      Göklere yönelmiş dönebildiğince
      ……

      • …..
        Kafalar tek tip, hepsi yumurta marka!
        Çoğulculuk buydu; demokrasi, harika!

        Değişimden belki öcü gibi korkarak,
        Herkesi kader dalgasına katarak…
        …..

          • …..
            “İstemezük! istemezük demokrasi!
            Yerinde kalsın, bunlar değişime asi!”

            Belki böyle düşünüyordu “yalnızlık”
            Tepki, isyan zamanı gelmişti artık..
            ….

    • Yani FAZİLETten yoksun bir demokrasi en kötü sistemlerden daha beterdir , FAZİLET sahibi en kötü sistem de demokrasiden daha iyidir .İyi geceler , baki selamlar.

  11. Sayın SERDAR TURHAN bey in yorumuna aynen katılıyorum bu arada nasıl böyle bir yorum kabul edilmiş HAYRET HANİ AK PARTİ VE REİS METHEDİLMİŞ YA ONDAN YANİ…SERDAR BEY E SELAMLAR BU ARADA

  12. Bizde bu kafa olduktan sonra, Erdoğan gibileri daha çoook Tütkiye’nın anasını ağlatır.
    Millet devleti idare etmesi için Cemaate oy vermedi Erdoğan’a oy verdi…
    Nitekim 17 /25 Aralık 2013 ten sonra Türk halkı Erdoğan’a yúzde elli oyla Diktatõlúk yolunu açtí ve bugúnlere getirdi.
    Cemaat madem o kadar gúçlúyúdú de neden Erdoğan kendi yol Arkadaşlari’de dahil herkesi devre dışı bıraka’bildi?
    Her konuyu dõnüp dolaşíp Cemââte yíkmak kolay.
    Erdoğan Bir avuç camââti olan Furkan Vakfí’ni ve başkanıni’de çõkerti.
    Alpaslan hoca onu nasíl emirle mahkú edenleri ve şu an Erdoğanín hedef tahtasína yatírdíğí Hakimler ve savcılarín isimlerini Adelet bakanı ve HSKYe Osman Kavalí kim taniyor? Diye soru sorarak siz sadece onu tutuklayan hakimlerin listesini istiyorsunuz bende size beni nasí mahkúm edenlerin ismini veriyorum hadi isimler tek tek açíklíyarak onlardan ve onlara emir verenlerden
    hesap sorun diye çağrída bulunuyor.
    Sonundada õğle içten Allaha dua ediyorki insanı tüyleri diken diken oliyor. Gerçek insan ve gerçek Múslúman Alparslan hoca ve onun gibileridír.
    Ben Alparsan hoca ve onu gibiler Gúlen ve cemââti hakkında nederlerse onalara inanırım.
    Her kukla çakma din liderlerine ve Karadenizlilerden oluşan Cemâât içine erdoğan tarafından sokulmuş ajanlara değil.
    Fehmi bey hangi konuyu yazssa hemen burdaki bazi troluk vazifesini yerine getirmekle görevli yorumcular Güleni ortaya atarak konuyu saptırırlar.
    Hemde yalan ve iftiralarda havada uçúşmasına rağmen hiç utanmak ve arlanmak’ta bilmezler.

  13. Bu metnimin başlığı, “Cemaat tepeden tırnağa pisliğe bulaşmış bir yapıdır” olsun, bunun benim değil, F. Gülen’in ifadesi olduğu bunun ardından not düşülsün. Metnin kendisine gelince. Okuma sabrı gösterecekler ve Baran için:

    Ortalığı laf kalabalığına boğup birbirimize ayar vermeye kalkmayalım, Baran. Yok Cemaat’e ilişkin soruları cevapları ‘teknik bilgi’ gerektiriyormuş, yok ‘nasıl soruların cevabı teknik bilgi gerektiriyor ise cemaat konusu da teknik bir mesele’ imiş de, yok ‘teknik bilgilere sahip olmayanlar cemaat konusunu anlayamazlar’mış da.

    (1) 15 Temmuz davalarının alayı hukuksuzdur, verdiği hükümler gayr-i hukuki, dolayısıyla da gayri-meşrudur. Verilmiş cezalar ve hükümler, benim indimde, “yok” hükmündedir.

    (2) Cemaat, kurumsal bir yapı olarak, hastalıklı, gizli, gücünü hukuk karşıtı ve gayr-ı meşru yollardan kullanmış bir yapıdır. Cemaati, zulme uğramış masum Cemaat gönüldaşları üzerinden akalamaya çalışmak, hem bir Cin Ali uyanıklığıdır, hem de ahlak yoksunudur.

    Benim bütün bilgi kaynaklarım, doğrudan Cemaat’in kurumsal yapısı içindeki (ve tepesindeki) insanlardan geliyor. İkinci elden kaynaklar ya da söylentiler değil.

    Bana ve herkese, Cemaat’inizin lideri Fetullah Gülen’in Çağlayan Dergisi’ndeki son iki yazısında, neden Cemaat’in “tepeden tırnağa pisliğe bulaşmış” olduğunu yazdığının, neden “iç çürüme” yaşamış olduğunu söylemesinin cevabını verin.

    Daha önce suskun kalıp geçiştirmek istediğiniz, kurumsal Cemaat’in sözcülerinden İsmail Sezgin’den ve Bülent Keneş, T. Tuna gibi Baran’ın bile reddetmeye cesaret edemeyeceği diğerlerinden dinlediğimiz gerçekleri, genişleterek yineliyorum:

    [Bernar 9 Ekim 2020 At 13:53]

    Gülen Cemaati’nin tepeden tırnağa pisliğe bulaşmış olduğunu söyledim. Buna, iç çürüme yaşamış olduğunu ekledim. Belki bir futbol takımı fanatizmini anıştıran kibirli tavrından mahçubiyet duyar düşünce ve beklentisiyle, benzer kibirde bir karşılık vermesini bekledim Baran’ın. Bu sözlerin bana değil, Çağlayan Dergisi başyazarı F. Gülen’e ait olduğu bilgisini o kısa metnime eklemedim.

    Yorum sayfalarında bana ait kanaatlerini önemsediğim ve kendilerine değer verdiğim arkadaşların söz konusu tespitlerin bana ait olmadığını bilmelerini isterim.

    F. Gülen’in Cemaat’in neden tepeden tırnağa pisliğe bulaşmış ve iç çürüme yaşamış olduğu tespitinde bulunduğunun ayrıntıları için:

    (1) F. Gülen, Çağlayan Dergisi başyazıları
    (2) Toplamı 5,5 saat olup baştan sona oturup izlediğim İsmail Sezgin videoları (Youtube):

    a) İsmail Sezgin, “Çağlayan dergisi başyazılarının amacı ne?” (10 dk.)
    b) İsmail Sezgin, “İç çürüme ve onarım yolları 1″ (2 saat 9 dk.)
    c) İsmail Sezgin, “İç çürüme ve onarım yolları 2″ (1 saat 9 dk.)
    d) İsmail Sezgin, “İç çürüme ve onarım yolları 3″ (1 saat 4 dk.)
    e) “Fetullah Gülen lost control of the movement” (Gülen hareketin kontrolünü kaybetti) – (1 saat 19 dakika, İngilizce, Ahval haber sitesi ile ropörtaj)
    f) “Bazilarinin susma sebebi aslinda konusma sebebi olmali”
    g)” Fethullah Gülen’in söylemlerinden sınırsız meşruiyet alanları oluşturuldu”, Tayfun Tuna
    h) “Yeni Bir Hizmet Hareketi Mümkün”, Bülent Keneş
    i) “AFSV’nin “Atlanta Dosyası” hakkındaki açıklamaları”, İ. Sezgin
    j) “Cemaat nasıl nefret objesi haline geldi?”, İ. Sezgin
    k) “Gülen sonrası Cemaat içinde güç kavgası”, İ. Sezgin

    Yeri gelmişken, Hakan Bey’le daha önce yarım bırakmış olduğu bir tartışmamızı da güncellemiş olayım.

    Hakan Bey, 2019 yılı Aralık ayında şöyle yazmıştı:

    [Hakan Çakan 23 Aralık 2019 At 10:35]
    Sevgili Bernar Bey,
    Gene yaygın bir suçlama “Cemaat Ordu’ya ve Emniyet’e sızdı” vs. Bunu daha önce defalarca F. Gülen açıkladı. Bu ülkenin insanları her kuruma girmeye hakları olan insanlardır ve bu kurumlara sızmazlar, bileklerinin hakkıyla girerler. Onyıllarca eğitim hizmeti veren bir topluluktan her kamu kurumuna giden insanlar olması gayet normaldir. Ama kendilerini gizliyorlarmış? Başka şansları var mıydı?”

    Cemaat’i pek çok Cemaat mensubundan daha yakından izlediğim artık anlaşılsın diye ve o niyetle:

    İsmail Sezgin, 21 Temmuz 2020 tarihli “Cemaat mensupları askeriye ve yargıya neden girdi?” başlıklı 9 dakikalık videosunu, tek başına “Cemaat’in devlet içindeki kadrolaşması” meselesine ayırmıştı. O konuşmada, Cemaat’in ordu içindeki üye ya da sempatizan sayısını 17.000 civarında hesaplayan Sezgin’in o videodaki temel tezi, ordu mensuplarının toplam sayısı akılda tutulduğunda, abartılı bir rakam sayılamayacağı yönündeydi. Benzer bir tezi, Cemaat’in yargı kurumu içindeki yapılanmasıyla ilgili olarak da ileri sürüyordu -kimi çekincelerle birlikte.

    O videodan yaklaşık iki ay kadar sonra, 16 Eylül 2020’de, Sezgin bu konuya yeniden döndü ve “Cemaat nasıl nefret objesi haline geldi?” başlıklı daha uzun bir videoda (16 dakika), bu konuya yeniden değindi ve çok farklı şeyler söyledi.

    Sözlerinin nasıl dramatik bir biçimde değişmiş olduğunu görmek için, bu iki videoyu karşılaştırmanızı öneririm.

    • Sn Bernar beyciğim sihirli küren ilk defa doğru söyledi ve hafta sonu yasaklar geldi gerçi zamanlama biraz şaştı ama olsun . Bu konuda hakkını vermek isterim . Sen haklı çıktın.
      hatayı kabul etmenin erdem olduğunu bilenlerdenim.
      Saygılar

    • siz doğru anlayamamışsınız ki; nesine cevap verecektim. cevap istiyorsanız buyrun cevap veriyorum:

      1)
      din adamları konuşurken yalnızca kendi grubuna konuşmaz. bütün dünyaya konuşur. bilhassa da inanan tüm toplumlara konuşur, grup, cemaat, mezhep ayırmaz.kendi grubunun yayın organında konuşması yalnızca kendi cemaatine konuştuğu anlamına gelmez. kendi grubuna zaten her zaman konuşuyor. anlamak isteyen kendi grubuna yaptığı iç konuşmaları da dinler.

      2)
      İsmail Sezginin yapmaya çalıştığı şey; ‘yanlışlara sıfır tolerans’ anlayışını hedefe koyarak öz eleştiri kültürünü, cemate yakın-uzak dinleyen herkeste bu kültünün yerleşmesini sağlamak.

      3)
      ister sadece Çağlayan dergisi baş yazılarını baz alın, isterseniz de Sezgin’in o başyazıların ışığında yaptığı konuklu programları baz alın asla ” cemaat baştan sona pisliğe bulaşmış” anlamını çıkartamazsınız. bu büyük bir yalan olur.

      4) İslami cemaatleri tanıyıp anlamak isteyenler, işe; İslam dinini, bu dinin temel kaynaklarından okuyup öğrenerek başlamalılar.

      benim başka da söylayeceğim bir şey yok.

  14. Sistem bir şekilde adres abd de olsa sorun yaratıyor.
    Demokrasi üzerinde yani sistem üzerinde düşünmek önemli diye düşünüyorum, savunmak ya da eleştirmek dışında, doğasını anlamak için.
    Alıntılayacak olursak antik yunanda doğan demokrasi en çok yine antik yunanda tartışılmış.
    Devlet’in altıncı bölümünde Eflatun, Sokrates’i, Adeimantus isimli bir karakter ile karşılıklı bir konuşma içerisine girmiş ve ona, demokrasinin kusurlarını, demokrasiyi bir gemiye benzeterek anlatmaya çalışmış gibi resmeder.
    Sokrates Adeimantus’a “Eğer bir gemi içerisinde seyahat etseydin” der, “Kimin geminin başına geçeceğine kimlerin karar vermesini tercih ederdin?” “Herkese bu konuda fikri sorulmalı mı, yoksa sadece gemiciliğin kuralları ve gereklilikleri konusunda eğitim almış olan insanlara mı?”
    Adeimantus “Tabi ki ikincisi” der.
    “O zaman” diye karşılık verir Sokrates, “Neden yaşı tutan herkesin, ülkeyi kimin yöneteceğini seçme yetisinin olduğunu düşünüyoruz”

    Bu elitist bir yaklaşım olmaktan çok meseleleri derin ve rasyonel olarak ele alabilenlerin oy verebilmesi gerektiğine bir vurgu idi. Oy vermek ve bilgelik arasında bir ilişki kuruyordu.
    Oy vererek ülkeyi kimin yöneteceğinin kararının bir bilgelik meselesi olması gerektiğini kabul edersek, günümüzde neredeyse yaşı gelen herkesin oy verme hakkı olduğundan bilgelikle oy verme arasında hiç bir ilişki kalmamış olduğu söylenebilir. Bunun olası sıkıntılarından biri yani
    halkın oy kullanması ise popüler siyaset ve popüler siyasetçi ve lider mekanizmasını harekete geçirmesi bunun sonuçlarının faturasının ise oldukça ağır olmasıdır.
    Demokrasi içerisindeki popülerizm ve bazı popüler liderler halk arasındaki önyargıları ve cehaleti kötüye kullanarak (manipüle ederek) kendilerine yer açarlar, kitlelerin tutkularını coşturarak ve duygusal taraflarına oynayarak onların mantıklama ve mantıklı bir biçimde kararlar alma yetisini köreltirler,
    Bu kisiler rakiplerini “zayıflık” ve “hainlik” ile suçlarlar, bir grubu bir gruba düşman ederler ve bu düşmanlıktan prim devşirirler, halk tepkisini yanına almak konusundaki en temel taktikleri arasında, halihazırda yerleşik bir biçimde süregelen sıkıntılardan kendilerini soyutlamak ve bu sıkıntıları baş aşağı etme çabası, sözü veya tehdidi ile “Ben yaparım.”, “Ben tek çözümüm.”, “Benim yolum tek doğru yoldur.” gibi ben-merkezci ve keskin görüşler ile halkın gözündeki değeri arttırmak için kullandıkları yaklaşımlar vardır.
    Tarih boyunca seçimle başa gelen bu tiplerin hemen hepsi, demokrasileri öyle ya da böyle, er ya da geç bir çeşit diktatörlüğe dönüştürmüş veya dönüştürme yoluna sokmuştur.
    Simdi abd örneğinde gördüğümüz manzara ile yani popülist soylemlerle bir şekilde koltuğa gelmiş ve artık orada kalmak için herseyi yapmaya hazır olan, göze alan popülist siyasiler nedeniyle demokrasi üzerinde daha geniş ölçekte düşünmek ve tartışmak anlamlı olabilir. Bu doğrudan demokrasi üzerine değil demokrasinin getirdiği işaret ettiğimiz sıkıntılar ve çözümleri anlamında bir tartışma olabilir elbette.
    Seçmen kalitesi nasıl arttırılabilir üzerinde tartışmak iyi bir başlangıç noktası mı mesela???

    • Benim yorumlarıma yorum yazan, işaret eden arkadaşların düşüncelerini önemli buluyorum. Bazı noktalar anlaşılmamış ya da yanlış anlaşılmış olabiliyorsa da bu derdini en iyi anlatanların bile olmak üzere hepimizin başına geliyor zaten. Bu yorumlar bazen de güzel bir katkı, farklı bir açı da getirebiliyor. Dolayısıyla yok o öyle değil, ben bunu demek istedim ya da evet aynen öyle gibi kendini anlatmaya gerek yok diye düşünüyorum. Ben polemikten uzak düşüncelerimi yazayım, kendi çapımda bir renk olayım varsın katılan olsun, varsın farklı düşünen olsun, hepsi kabulüm.

      • hakan çakanın yorumunu simdi görüyorum bazen yorumlar saatler sonra sayfama düşüyor. Polemiğe girmemek konusunda ciddi olmakla beraber benim yorumumdan demokrasi, insan hakları gibi konuları yok saydığım anlamı çıkarılıyorsa bunu sığ bir anlayış yeteneği ve niyetle ilişkilendiriyorum. Gerçi kendimi bir demokrasi, insan hakları havarisi tanıtma derdim olmadığı doğrudur, aklı başında hiç kimse masum bir kimsenin saçının teline zarar gelmesini istemez, the cemaat sadece ülkemize değil ağını kurduğu bütün ülkelere ve söylemini kullandığı için elbette dine büyük zarar veren bir yapı bununla iktidarın yaptığından daha iyi mücadele vermek hepimizin sorumluluğu. Böyleyken İktidarın mücadelesindeki yanlışları cemaati masumlastırmak için kullanmak hangi izanla açıklananbilir? Sığ bir anlayışla hakan beyin ortaya çıkarılan bunca kirli işlerin arkasında durduğunu, son bir cümleye bakarak hatta cemaati parlatmak derdinde olduğunu söylemek pekala mümkün, ama bu anlayışla tartışmayı kendime yakıştıramıyorum.

    • Didem hanım okutup herkesi prof yapsak seçmen kalitesi artar mı? İstatiklere göre doktora ve master eğitimi alanların çoğu birer chp seçmenine dönüşüyor, sizce bunda bir tuhaflık yok mu? Yani okutur cahili echel ederiz durumu…

    • Didem hanım “the cemaat fetö belasının ve nato kafa” dediğiniz kişilerin yok edilmesinin hesabını filan sormaya başladığına göre h.çakan arkadaş yorumculardan sebilürreşadın nezih ifadesiyle söyleyecek olursak “kafası karışık troliçeler”le tebrikleşme faslını çoktan kapatmış görünüyor…

      • berat albayrak bile at izi it izi karıştı diyorsa, düşünme yetisi olan herkesin kafasının karışık olması normaldir, trol ve troliçelerin keza. Sebilürresat kadar veciz olmadı neysem idare et artık, bir ara telafi ederim.

        • Didem hanım, incelikli üslubunuzu ve değerli görüşlerinizi her zaman beğendiğimi bilirsiniz; ama er meydanına çıkan her yiğitle de kapışırız elbette!
          Hanımefendiye saygı ve sevgilerimle

  15. Uğur bey!
    Bu yazıyı size özel yazıyorum.
    Bugün gündüzleyin bir rüya gördüm.
    Malum bir şahıs. Tek başına gelmiş. Üzerinde büyük kareli bir ceket. Ceket kareleri gri- bej üzerine mor eğırlıklı lacivert te olan büyük çizgiler. Ancak büyük bu çizgilerin bir kenarında ince pembe çizgiler var.Kravatlı.Benim yanımda eşim ve birkaç kişi. Durum değerlendirmesi yapıyoruz. Ve ben kendisinin yanında olmamın mümkün olmadığını söylüyorum. Eşim de bana açık tavrım nedeniyle dirseği ile uyarıda bulunuyor. Konuşma bittikten sonra dışarıya çıkıyoruz.Ancak dışarıda da bekleyeni yok. Bir süre sonra seyrek sayılacak bir kalabalığa karıştığımızda şahsı hiç kimse tanımıyor. Şahsa hiç kimse olumlu yada olumsuz hiçbir tepki vermiyor. Şahıs şaşkın şekilde dolaşıyor. Bu arada tanımadığım birisi, şahıs hakkında “hem peygamber olduğunu iddia ediyor hem de kıbleyi soruyor ” diyerek söyleniyor. Bir süre sonra kapalı bir ortamda sol tarafımızda tarihi desende taş duvarı nedeniyle cami girişi olduğu anlaşılan kapı önünde başörtülü bir kadın, bu şahsa camiyi gösterdiğini ve bunun mahsuru olup olmadığını çevresine soruyor. Bir süre sonra camiden vatandaşlar ve müteakiben imam çıkıyor. Bu kadın imama şahsı tarif ederek içeride kalıp kalmadığı soruyor. İmamın cevabı üzerine bu kadın camiye giriyor. Ve daha sonra gelen yine tanımadığım iki – üç başörtülü kadında caminin içerisine girerken, imam bu kadınların girişine tepki gösterince daha sonra gelen kadınlardan birisi cami içerisindeki erkek şahsın kocası olduğunu söylüyor.
    Ben de gelen telefon ile uyanıyorum.

    • Değerli Y.K.
      Allah rüyanızı hayra erdirsin.Son zamanlarda anlamlı rüyalar çoğaldı.Vardır bir hayır.Bugün Bernar bey bir yorum yazmış,bu haliyle bağlantılı olarak ben de,yazmamaya dair verdiğim sözü bozmuş olmadım böylece.Ama o yazmasaydı da sizin bu ithafınıza karşılık bir istisnayı mutlaka yapardım yine de.Allah afiyet ve esenlikler versin.Selam ve saygılar sunarım.

  16. Muhalefetleri destekleyerek demokrasi ihraç eden ABD nizamını pek bir övmüşsünüz.
    Yeri geldiğinde kanlı darbeler yapmaktan,yeri geldiğinde PKK gibi dünyanın en katil örgütlerini destkelemketen çekinmeyen Obama dönemleri pek bir güzeldi.Şimdi trump kötü.
    Trump gelince bu işleri sadece açıkca yaptı.Global nizamın gönüllüleri ise buna pek bir içerliyor.
    Hukukun üstünlüğü gibi cilalı laflar arkasında marangozdan teknik nakavt kararları alan global çetenin gönüllüleri ülkelerin bu cilalı laflar karşında sus pus oturup teknik nakavt olmalarını ve okyanus ötesinden atanan “Our boys” lara fazla direnmemelerini istiyor.
    Geçiniz bu cilalı laflar sadece 3. dünya ülkelerini işgale açık hale getirmekten başka br işe yaramadığını çok iyi görüp reflekisini göstern ülkeler çoğalıyor ve çoğalacak.
    Akıl ve mantığımız var ise tarih boyunca olan ABD darbelerini nereye koyacağız
    Siz Trump ın saçı,damaın kaşı ile aklınızca gündem oluşturun.
    Reis bu arada

    86 yıldır açılamayan Ayasofya yı açıyor
    40 yıldır açılamayan Maraş’ı açıyor
    100 yıldır bulunamayan doğalgazı buluyor
    50 yıldır Doğu akdenizdeki hegomanyayı yıkıyor
    110 yıldır elimizden kayan Suriye deki misakı mill topraklarını alıyor
    120 elimizden çıkmış Libyayı alıyor.
    30 yıldır alınamayan Karabağı aldı.

    Demokrasi ve insan haklarına uymaz bu gidiş durdurulmalı.

  17. 1-Biyolojide neler oluyor?
    Vücudmuzdaki hücreler normalde oksijen ile yaşıyor. Oksijen bulamayanlar normalde ölüyor. Oksijen bulamayan bazı akıllı hücreler buldukları şekeri fermante edip enerjiye çevirerek yaşamını devam ettirdiği gibi, kontrolsüz şekilde de çoğalıyor. Biz bu hücrelere “kanser” diyoruz..Normal hücreler beyinden gelen emirleri dinlediği halde kanser hücreleri dinlemiyor. Oksijen verilmeyerek ölüme terkedilmiş bir hücreden, kendi olanaklarıyla hayatta kaldıktan sonra sisteme bağlı kalması istenebilir mi?
    Yani ülkenin de demokrasinin de nimetlerini paylaşmadığımız kişilerden, ülkemiz ve demokrasimize sahip çıkmalarını bekleyemeyiz.
    2-Demokrasilere karşı olan kişilere karşı kullanılabilecek yöntem meselesi.
    Malum anti demokrat kişiler için her yol mübah.
    Demokrat yöntemlerle bu kişilerle mücadele edilmeye kalktığında silahların eşitsizliği ortaya çıkıyor. Yani senin elinde bir bıçak, karşısında kimsede otomatik bir silah. Sonuç belli.
    Demokrat yöntemleri terk ettiğimizde ise bu kez biz anti demokrat oluyoruz.
    Paris’te bir enstitünün bu konuda çok ayrıntılı çalışması var.

    • Sayın yk istediği kadar orantısız pusatlanmış olun, türk milletini 15temmuzda gördünüz; haşhaşilerin F16larla alçak uçuşlarına nasıl kafa tuttuğunu, abrahamın tankrarına nasıl pazularını sıkıp gösterdiğini hatırlarsınız heralde?
      En iyisi kafa kalaylamayı ve rüya görmeyi bırakın da uyanın, beterin beteri vardır!
      Badem bıyıklarınızla yine yağlı ballı kadrolara çökseniz demokrasimiz açısından bir sorun kalmaz demişsiniz ama sn.bernar pek öyle düşünmüyor sanki?

      • KBB veya göz uzmanına gittim mi?
        15 Temmuz dan 2-3 yıl öncesi karşılaştığım herhangi bir subaya ” Kimdenden gelirse gelsin hatta emir-komuta zincirinde olsun hiçbir hareketin içinde bulunmayın Anayasal sisteme aynen uyun” diye biriyim. Kim yaparsa yapsın darbeleri katliam olarak gören ve bunu çevreme söyleyen biriyim.
        İktidara karşı olan herkesi darbeci- terörist ilan etme yetkisini nereden alıyorsunuz?
        Gerçekten hiçbir değere sahip olmayan birisiniz. Sizinle birgün karşılaşırsak sizi utanma değerine sahip bir olarak göreceğim.

  18. Trump ı hiç tanımamışsınız.Öyle bir pazarlık yapmaz.Zaten ihriyacıda yok.Aralık sonu istifa eder pence gelir ve tüm suçları affeder.neden biden e el açsın?Ayrıca trump 2024 hesabı yapıyor biden dan af alması onu bitirir.
    2.seçmenlik kurumu ABD ye bağlı küçük devletlerin varlığını ve etkisini koruması amacıyla oluşturuldu.ne kadar küçük olursa olsun her eyaletin en az 3 delegesi olabiliyor.3 delegenin üstü nüfusa göre belirlendiğinden nüfusu kalabalık olan devletlerde ağırlıklı oluyor.yani bir dengeyi sağlıyor 2.seçmenlik kurumu.

  19. *******
    Ahir zaman nelere gebeymiş meğer..
    Öyledir, zamanı okuyamamışsan eğer!

    Kalabalık ilerlerken karanlıkta…
    Haykırıyor yalnızlık kalabalıkta!

  20. Trump ve ekibi 2016 seçimlerinde yaptıkları hilleler ile 3 miliyon daha az oy almalarına rağmen rusyanın yardımı ile çaldıklari oylarla seçim kazandılar.

    Şimdide aynisini yapiyorlar.
    Bununda en yakın şahidi benim.(mağduri’d olabilirdim)
    Seçimlerden 2 ay önce trumpin resmi olan bir internet anket sitesi başkanlık seçimlerinde oyunuz kime vereceksiniz sorusunu soruyordu.
    cevap bölümünde Trumpi’n isminin altında 54784535 numaranın karşısında işaret vardı Biden’ın ismini alti boştu.
    Ben Bide’ni işaretledim fakat trupin resmi ile birlikte Trump’a oy verdiğiniz için teşkür ederiz diye yazi geldi.
    O ankete benim kullanmadığım kapanmasın diye arada bir kendi kendime e-mail gõnderdiğim mail adresimi yazmıştım

    7 Mayıs Cumartesi sabah Biden in kazandığı açıklandığı an benim telefona
    kime oy verdiniz diye bir message geldi message’i açar açmaz telefonumdan silindi.
    Aradan 10 dakika geçmeden, biden’ın gönülü ekibinden kullanmadığım maile adresime e-mail geldi
    ismim falan yazmiyordu. Bizim ekip Hi Nurdan diye yazdığı için trumpin rus dostlarını oyunu olduğunu hemen anladı maile baktım ayni numara ve işaret Trumpin resminiin altında.
    Bir kaç saat sonra ayni adrese Election Commission den mail geldi ve ismim yazmiyordu.
    Ondada bana bir forum göndermişler onaylayip onlara göndermemi istiyorlar.
    Forunda şöyle yaziyordu.
    Bizdeki bilgilerde sen bidena oy verdiğin yaziyor fakat sen Trump’a oy verdiğini beyan etmişsin lütfen aşağida kime verdiğini işaretleyin ve onaylayin.
    Kendileri kuş beyinli ya benide öyle zannetmişler.
    Ayni numara ve işaret Trumpin hanesinde.

    Ben hemen direk genel seçim merkezini aradım onlara anlattım, görevli maileri sil deyince kızdım.
    “Trump’in ekibi sahte delil topliyorlar benim oyumu kime verdiğjmi benden başa kimse bilemiyeceğini biliyorum, ve sizi bu şikayetimi işleme koymanız için aradım.”
    Kadın hemen tamam dedi ve e-mail bilgilerini ile numaralarını aldı.

    Arada bir spambox’a bakiyorum Halen daha biden ekibi olarak para
    istiyorlar.

    Abdeli siyasetcilet, Trump birşey yaptığı zaman “Trump’a bu akılı Erdoğan veriyor” diyiyorlar.
    doğruda söylüyorlar. Milleti ikiye böldü Kanun falan dinlemiyor.

  21. Bizim demokrasi beklentimiz var mı ki? Bence Türkiye’de büyük çoğunluk ciddi anlamda demokrasi taraftarı değil. Burayı bir forum gibi değerlendiriyoruz ve az çok Türkiye’de mevcut fikirlerin yansımalarını görüyoruz. Ben dünkü yorumlar arasında fikir beyan eden Didem Kuz’un görüşleri üzerinden kısa bir değerlendirme yapacağım. Didem Kuz, nezaketli ve mutedil bir dille yazıyor. Dünkü yorumunda Hükümeti 17/25 Aralık sonrası desteklediğini ve esas destek nedeni kendi ifadesi ile “the cemaat fetö belasının ve nato kafanın işleri karıştırdığını, mücadele edilirse ülkenin selamete çıkacağını düşündüm, hataların kaçınılmaz olduğuna, niyetlerin iyi olduğuna inanmak istedim” açıklıyor. Şimdi herkes (elbette Didem Kuz da) biliyor ki Erdoğan 2010 referandumu sonrasında yön değiştirdi. Gezi olayları sonrası demokrasiyi çoğunlukçuluk olarak kullanmaya başladı. 17/25 Aralık tam bir yolsuzlukların ortalığa saçılmasıydı. Sonrasında yargıya açık müdahaleler, MİT kanunu ile hukuksuzluklara dokunulmazlık getirilmesi, medyanın bir havuzda toplanıp tek sesli hale getirilmesi vs. ile tamamen hukuk dışına çıkıp ülkeyi tek adam rejimine razı etme operasyonları geldi.
    Şimdi en makul görünen bir refikimizin bakışı bu ise diğerlerine ne diyeyim? Daha ben bir grup/topluluk/etnisite vs. ye karşı yapılan soykırımı andıran uygulamaları nasıl desteklediğini, adına Türk Tipi Başkanlık denen ucube tek adam rejimini falan sormuyorum. Yani Didem Kuz’un (en makullerden biri, dikkatinizi çekerim) hukuk, demokrasi ve insan haklarına saygı derdi yok, hatta onların yok edilmesi ile çözüm bekliyor. Tek beklentisi Erdoğan’ın O’nun deyimi ile “the cemaat fetö belası” dediği kişileri tepelemesi, yok etmesi vs. Aslında Erdoğan bunu yaptı ama niyeyse kendisi mutlu olmamış. Sebep belli, para yok, ekonomi çöktü. Yoksa insan hakları, Meriç’te boğulan bebekler, hapsedilen yüzbinler, hiç soruşturulmadan ve yargılanmadan işinden atılan 150 bin kişi falan önemli değil.
    Kusura bakmayın ama böyle bir ülkede demokrasi kaç gömlek fazla bilemiyorum. Fehmi Beyin anlattığı demokrasi ötesini hiç tartışmayalım.
    Son bir not, Türkiye o “the cemaat fetö belasının ve nato kafa” dediklerinizin etkili olduğunu iddia ettiğiniz dönemde (2003-2011) ekonomisi ve demokrasisindeki gelişmelerle örnek ülkeydi.

    • Yazının doğrudan muhattabı ben değilim, sayın Çakan. İki nedenle, yorum sayfasındaki suskunluğumu bir kereliğine bozacağım: (1) Cemaat teması üzerine birden çok ve uzunca yazdım yakın zamanlarda. Bunu, ne kategorik olarak Cemaat karşıtı bir perspektiften yaptım, ne de Cemaat’in hem kendisine, hem onbinlerce insana, hem de ülkeye verdiği zararları (ve bunların neden ve niçinlerini) yok sayan veya küçümseyen bir bakış açısıyla yaptım. (2) Türkiye, Cemaat yandaşlarıyla, Cemaat karşıtlarıyla, bu konuyu tartışmak zorunda. Böyle bir tartışmayı, eğer hakkı verilerek yapılırsa, yaşamsal ve değerli buluyorum.

      (1) Bu yorum metninizde yaptığınız gibi, biz sıradan okur ve yorumcular dahil olmak üzere, Türkiye’deki (ve yurt dışındaki) insanların demokratik duyarlığını, demokrasiyi sahiplenme irade ya da niyetini Cemaat karşısında takınılan tavır üzerinden sınava sokmak, hem doğru değil, hem de ahlaki değil.

      Cezaevlerindeki masum insanları, KHK’lerle işlerinden edilen yüzbinin üzerinde insanı, Meriç nehrinde yitip giden canları, bir kurumsal yapı olarak Cemaat ile eşitleyemezsiniz. Böylesi bir tavrın, o insanlara sahip çıkmanın önündeki güçlü engellerden biri olmaya devam ettiğini görmemekte ısrar ediyor olmanız, bana, Reisçilik kadar fanatik bir inanmışlık, hakikatten kopmuşluk halini hatırlatıyor.

      (2) 15 Temmuz’un ne türden bir stratejik hamle olduğu, o kritik tarih sonrasında Cemaat üye ve sempatizanlarının uğramış oldukları hukuk dışı zalimlikler, bir kurumsal yapı olarak Cemaat’in bağışlanmaz suçlarının üstünü örtmek ya da bunları geçiştirmek için kullanılmamalı, kullanılamaz. Kurumsal bir yapı olarak Cemaat bir şey, Cemaat insanlarının uğramış oldukları gaddarlık başka bir şey.

      (3) Kısa bir süre öncesine kadar, siz ve Baran, uzlaşmaz bir tavır takınıp her şeyin birer devlet propagandası ürünü ithamlar olduğu iddiasında kısmen güçlü görünüyordunuz.

      Öyle ya, Erdoğan iktidarının perdelediği devletin bu konuda ortaya attığı pek çok iddianın dayanaksızlığı, iktidarın paylaşanların bile birbirlerine yönelik ‘FETÖcü’ ithamlarından, yargıdaki “FETÖ Borsası”ndan, araştırmacı gazetecilerin 15 Temmuz’da gerçekte ne olduğunu kavramaya yönelik girişimlerinin hapishane ile cezalandırılmasından vs. kısmen adım adım ortaya çıkıyor, gözle görülür hale geliyordu.

      Bu, sizlere, “Hakkımızda söylenen her şey yalan” türü iddianız için sağlam bir temel oluşturdu.

      Bu dayanağınız, son aylarda bütünüyle çöktü. Cemaat’in bir kurumsal yapı olarak ne olup ne olmadığına, neler yapıp yapmadığına ilişkin bilgiler, bizzat Cemaat’in kendi içinden insanlar tarafından (hatta kurumsal Cemaat’in bir parçası olan İsmail Sezgin’in Yotube programları tarafından) ortaya döküldü. Süreç hızlanarak devam ediyor (gündelik yaşantımın hatırı sayılır saatlerini bunun takibiyle geçirdiğimi söylemek isterim).

      Daha önce Kıtalararası ve The Circle sitelerinde yazan Cemaat içinden akademisyenlerin işaret ettikleri gerçekler, artık “Bizimle bağı bile kuşkulu bir avuç akademisyenin hezeyanları” olarak reddedilip geçiştirilemez hale geldi. Sadece gazeteci Ahmet Sönmez’in ortaya çıkardığı rezillikler değil, sizin (ve Baran’ın) bile temsiliyet yetkisini kabul edip susmak durumunda kaldığınız Cemaat’in önde gelen isimlerinin aydınlığa kavuşturdukları Cemaat gerçekleri karşısında, “Topyekün masumiyet” iddianız çöktü.

      Nitekim, bir kaç ay önce, burada, yarım düzine kaynağı alt alta yazarak izlenmesini önerdiğim video ve yazılar karşısında ne sizden ne de Baran’dan tek bir sözcük çıkmadı. Sessiz kalmayı yeğlediniz. Uğur Bey, “Bütün bunlardan haberdarım, Bernar Bey” diye kısa, neyi ima ettiği açık olmayan bir cümle ile yetinmeyi seçti.

      Cemaat taraftarlarının Cemaat’e yonelik eleştirel bir tutum takınması, hem Cemaat’e, hem Türkiye demokrasisine olumlu katkılar getirecektir. Burada, eleştirel bir tutum derken, Cemaat’ten kopma gereğini vs. kast etmiyorum. Böyle bir dayatmayı, böyle bir samimiyet testini gayrı-ahlaki ve kabul edilmez bulurum. Cemaat ile bağ korunarak da yapılabilir bu eleştirel tutum, nitekim bunu yapan, temsiliyet kabiliyetini sizin de kabul edeceğiniz hayli kritik isimlerin sayısı aydan aya yükseliyor.

      (4) Sonuç: Cemaat insanlarını topyekün bir suç örgütünün üye ve taraftarları gibi göstermek ne kadar yanlış ve gayri-ahlaki ise, topyekün masumiyet iddiası da o kadar inandırıcılıktan yoksun, ahlaki açıdan sorunlu. Bu ikinci tutum, Cemaat insanlarının işitilirliği, dinlenirliği önünde ciddi bir engel.

      Bu tutumdan vaz geçmenizi öneririm.

      • Sayın Bernar itiraf edeyim işlerimin yoğunluğundan bu sayfadaki birçok yorumu kaçırıyorum. İsmail Sezgin’in sunumlarının ancak bir kısmını izeleyebildim ama onları izlemeye ihtiyacım olduğu kanısında değilim. Olayları yakinen biliyorum.
        Şu ifadeniz: “(1) Bu yorum metninizde yaptığınız gibi, biz sıradan okur ve yorumcular dahil olmak üzere, Türkiye’deki (ve yurt dışındaki) insanların demokratik duyarlığını, demokrasiyi sahiplenme irade ya da niyetini Cemaat karşısında takınılan tavır üzerinden sınava sokmak, hem doğru değil, hem de ahlaki değil.” Ne demek istediğinizi anlamadım. Benim yazımda nasıl bir sınav var ki? Hem hukuk deyip hem de hukuku katledenlerin jargonuyla konuşan birine bunu hatırlatmak bir sınavsa eğer eh olabilir. Aslında tamamen haklı olabileceğiniz husus “Cemaat’e yapılan haksızlıklar karşısında tavır alma”nın bir turnusol kağıdı fonksiyonu olabileceğidir. Çünkü muhafazakar olmayan birisi hukuk ve adalet adına Cemaat’e yapılan haksızlığa karşı çıkarsa anlamlı daha anlamlı olur. Ne yani “ülkenizde esas hedef yapılan ve zulme uğrayan kitleye yönelik adaletsizlikleri görmeniz gerekmiyor mu?” sorusunu sormayalım mı?
        Maalesef uzun yazmaya vaktim yok. Ancak son paragraftaki “topyekun masumiyet” iddiasıyla neyi kasdettiğinizi de anlamadım. “Herkes bağımsız mahkemelerce aksi ispat edilene kadar masumdur” diye bir ilke var sanıyordum. Kaldı ki kimse Cemaat’e masumiyet atfedin falan demiyor. İktidardakiler normal hukuku (2013 Aralık ayına kadar cari, kör topal da olsa var olan) işletsinler, Anayasa’ya dönsünler yeter. Ben dikkat ederseniz iktidardakilere birşey demedim, onlardan bir beklentisi olmak bu yaşananlardan hiçbir şey anlamamaktır bana göre. Sadece bir durum tespiti olarak “en ılımlı yaklaşan birinin” bakış açısına dikkat çektim. Sizin niye bu kadar telaşla konuya girdiğinizi de anlayamadım doğrusu. Zaten benim söylediklerimi büyük oranda siz de söylüyorsunuz .

      • Bernar hocam lütfen ukalalık olarak anlamayın ama buradaki yorumlarınızı okuduğum ilk günlerden beri kanaatlerinize kaynaklık eden düşünceleri takip etmeye çalıştım sizi anlayabilmek için.

        bu ülkede yeri yerinden oynatacak büyük suçlar işlendi, bazı suçlar için bir takım davalar açıldı. yolsuzluk soruşturmaları, ergenekon davaları, şike davaları vb gibi. siçlular bu davaların hepsinden de kurtuldu. hiç düşündünüz mü bu nasıl oldu. bir takım genel geçer ifadelerle kendinizce açıklayabilirsiniz elbette herkesin yaptığı gibi. ama o davalarla ilgili hiç bir teknik bilgiye sahip değilsiniz.

        bakın yukarıdaki yazı demokrasinin sorunun geldiğinden bahsediyor ve işlerin son noktada vicdan meselesi olduğunu, vicdansız birinin elinde demokrasinin ters yüz edildiğini anlatıyor. peki nasıl oluyor bu? kuşkusuz bu teknik bir konu ve ne sizin ne de pek çoğumuzun teknik bilgilerden haberimiz yok.

        tıpkı yukarıdaki nasıl sorularının cevabı teknik bilgi gerektiriyor ise cemaat konusu da teknik bir mesele. teknik bilgilere sahip olmayanlar cemaat konusunu anlayamazlar. siz de anlayamamışsınız tabiki. bırakın bilenler konuşsun efendim.

        bir gün teknik konular da konuşulacak İNŞALLAH.

        kusuruma bakmayın sayın Bernar hocam gene yaptım ukalalığımı :))

        hadi size bir osman diyadin yazısı linki bırakayım da barışalım.

        “yarın çok arasınız Erdoğanı!” namkörler:))
        diyor osman abimiz.

        https://www.internethaber.com/amp/yarin-cok-ararsiniz-tayyip-erdogani-2141418y.htm

  22. ülkemiz ve diğerleri için hangi sistemi getirirseniz getirin hangi yazılı metni yazarsanız yazın
    içinde insan faktörü olmadığı sürece hiçbir işe yaramaz .İşte özgürlükler ülkesi demokrasının en iyi uygulayıcısı dediğimiz ABD ne görüyoruz. Adam seçim sistemini kurmuş sonra 2. kademe başkan seçimini getirmiş ya 15 20 satılık adam çıkarda Trump a oy verirse ne olacak.
    Üzerinde kafa yorulması gereken şey Bireyleri nasıl düzeltiriz.Buna kafa yormalı.
    Ülkemiz sistem değiştirdi ve 18 yıldan beri AKP yönetiyor .Geçen sene ile 5 sene öncesine göre fark var mı ? Adalat hukuk eğitim 5 sene önce iyiydi de şimdi mi yeni sistemle kötüleşti yok herşey aynı. Yapılacak tek şey eğitime önem vermek buna faka yormak.Öğretim değil eğitim.

  23. Burada Alexis De Tocqueville’i anmadan olmaz. Avrupa’da Monarşilerin Fransız İhtilalinden sonra birbiri ardına yıkılıp Demokratik Rejimlerin yerini aldığı bir zaman diliminde Amerikanın bunu nasıl başarabildiğini yazar. En çok vurguladığı ve önemsediği şeyin Kuvvetler Ayrılığı ilkesi olduğunu okuruz.
    “Hiç değilse kralı engelleyen aristokrasi ve yerine göre egemen güçler vardı. Ancak demokrasiyle beraber bu güç dengesi çeperlerden gelenler tarafından o kadar hoyratça kullanıldı ki, kralların kelleleri uçurulmakla kalmadı uzun yıllar iç savaşlar sürdü. Bütün bunlar neticesinde muvazenesi kaçmış dengeler tek otoriteyi imkan kılan merkeze inanılmaz bir güç bahşeti. Bu güç Levithan gibi kendi kendini besleyip büyüten dev bir Canavara dönüştürmekle kalmadı, Merkeze gelenleri köle kılıp onları yönetime katılamaz bir hale getirdi.
    Çeperden gelenler tüm yetkileri birine “yani merkezi otoriteye” devredip rahatlayacaklarını düşünürken, her alana zamanla sirayet eden tek yönetim, hanelere girip bireyi yönetimde işlevsiz kıldı.
    Bunun sebebi şuydu; Monarşilerden bıkmışlar monarşiyle beraber aristokrasiyi, askeri gücü yerle yeksan edip karşı durulamaz hale getirdi. Kalanlar ise can ve mal korkusundan bu mutlak merkezi idare karşısında söz söyleyecek güç bulamadı.
    Avrupada bunlar olurken Amerika bu tür bir altüst oluşla karşılaşmadı. Çünkü Avrupadan oraya göçenler sistemi birey ve güç dengesini dikkate alarak kurdukları için 2016’ya kadar böyle devam edebildi. Ta ki Trump sisteme default olarak girene kadar. Ama Amerikalılar bu secimde de kuvvetler ayrımını koruyacak kadar sisteme sahip çıktılar. Bakalim bu donem nasıl olacak?
    Kitap ve yazarıyla ilgili link aşağıdadır.
    https://www.amazon.com/Democracy-America-Alexis-Tocqueville/dp/0226805360

  24. eskiden bir şey olsaydı, hiç bir şey eskimezdi. Bu ülkeye yeni yüzler lazim.

    Bu ulke 1960 – 1980 lerdeki bakış acisiyla yonetiyor, yonetenler. Ornegin dunya nin hic bir yerinde genel bir sinav sistemi yok iken. Bizde hala universite giriş sinavlari 2,5 milyon kişinin katilimi ile yapilir. ve bu sinavi uygulayanlar bunu bir basari olarak lanse ederler. oysa bu sinav yuzunden yuzbinlere varan ogrenci stresten dolayi doktor kontrolunde ilac kullanir. (tahmin edilen) malesef ogrencilerde velilerde dogduklarindan beri ayni sinav duzenegi icinde olduklarindan ve farkli bir durumla karsilasmadiklarindan lanse edilen bu durumu normal sanirlar ve kaniksarlar.
    demokrasi yavaş ama dogru isleyen bir sistemdir. abd baskanligi 4+4 ile sinirladirarak yeniligin onunu acti. burhan kuzunun yazdigi anayasa bolumlerinde maalesef tuzaklar konulmus ve 5+5 siniri kaldirilmistir. yani secim bir gun once bile yapilsa erken secim olur. gerisini siz dusunun…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız