Hani adaletin kestiği parmak acıtmazdı? Kararların kabulü için parmağın mutlaka acıması mı gerekiyor?

42

Amerikan Film Enstitüsü (AFI) hemen her konu başlığı altında o janrın en iyi on filmini sıralamış; bakalım ve ilgilendiğimiz konularda çevrilmiş filmlerin kaçını gördüğümüzü anlayalım diye…

Biraz önce ‘mahkemeli filmler’ (Courtroom Drama) başlığı altındaki filmlere baktım. Sıraları şöyle:

  1. Bülbülü Öldürmek (To Kill a Mockingbird)
  2. 12 Öfkeli Adam (12 Angry Men)
  3. 3. Kramer Kramer’e Karşı (Kramer Vs. Kramer
  4. Hüküm (The Verdict)
  5. Birkaç İyi Adam (A Few Good Men)
  6. Savcının Tanığı (Witness for the Prosecution)
  7. Bir Cinayetin Anatomisi (Anatomy of a Murder)
  8. Soğukkanlılıkla (In Cold Blood)
  9. Karanlıkta Bir Çığlık (A Cry in the Dark)
  10. Nuremberg Mahkemesi (Judgment at Nuremberg) 

Tam emin olmamakla birlikte bu filmlerin herbirini, tabii zaman içerisinde, izlediğimi sanıyorum. Alanında iyi seçilmiş on film bu.

İçlerinden beni en etkilemiş olanı ikinci sırada yer alan Sidney Lumet imzalı ‘12 Öfkeli Adam’ filmidir. 

Babasını öldürmekle suçlanan 18 yaşındaki bir gençle ilgili kendilerinden karar beklenen 12 kişilik jürinin, içlerinden sadece birinin “Kuşkum giderilmiş değil, o yüzden suçlu diyemem” tavrı üzerine başlayan tartışmaları aktarır film. Tartışmaları izlerken 12 jüri üyesinden bazılarının tamamen kişisel sebeplerle sanığın ‘idam’ edilmesini arzuladığını öğreniriz. Sonunda, oybirliğiyle çıkması beklenen jüri kararı “Suçlu değil” şeklinde tecelli eder.

Suçlu bulunsaydı idam edilecek genç adam böylece serbest kalır.

Amerikalılar devletin değişik kurumlarına güven duygusunu biraz da filmlerden edinir; Hollywood bu işe de yarar. 1957 tarihli ‘12 Öfkeli Adam’ filmi yargı sürecine güvenme duygusunu kökleştirmiştir.

Herhalde söylememe gerek yok: Yargı konusuna özel ilgim var. Bu sebeple yalnızca mahkemeli filmler ve dizileri (aklımda biri eskilerden ‘Perry Mason’, diğeri yenilerden ‘Goliath’ olmak üzere en az ikisi var) izlemekle kalmam, bu alanın en iyisi bilinen romancı John Grisham’ın hemen bütün eserlerini de okumuşumdur. 

Reklam

‘Hesaplaşma’ diye çevrilebilecek en son eseri ‘The Reckoning’te biraz eskilere gider ve 2. Dünya Savaş’ından yeni dönmüş bir yerel kahramanın mahallesi papazını öldürmesi sonrasında yaşanan mahkeme sürecini anlatır Grisham. “Böyle biri durup dururken papazı neden öldürsün?” sorusunun cevabı boşuna aranır roman boyunca. Adam sonunda idam edilir.

Anlamsız denilecek bir cinayet ve pisi pisine bir ölümdür bu.

Ve Gezi davası

“Bu konu da nereden çıktı?” diyeceklere Osman Kavala’nın da yargılandığı ‘Gezi davası’ ile ilgili karar sonrasında ülkemizde yaşananları hatırlatmak isterim.

Uzun sürmüş bir mahkeme süreci sonucunda davada yargılanan herkes –Kavala da dahil- beraat etti.

Aklandılar. 

Ne kadar hapiste yattılarsa boşuna yatmış oldular.

Kararla ‘Gezi davası’na konu olan olayın da, hiç değilse yargılananların o konuyla ilişkisi açısından, savcılık tarafından suçlandığı türden bir kalkışma olmadığı belirlenmiş oldu. Olaya en baştan çok daha farklı tepki verilseydi, muhtemelen kirli eller protestoyu yolundan saptırmak fırsatı bulamayacak ve bazılarının bir çeşit ‘Majino hattı’ özelliği kazandırdığı ‘Gezi’ bir doğa sevgisi üzerinden değişik görüşlerin buluşmasına yol açabilecekti.

Reklam

Neyse, kendimi mahkeme kararıyla sınırlı tutayım.

Kaç gündür AK Parti’nin her düzeydeki temsilcilerinin karara verdikleri tepkileri izliyorum ve inanın anlamakta zorlanıyorum. Sonuçta bir mahkeme kararı bu ve en başta yürütme ve yasama organlarında yer alan kişilerin yargının bu kararına saygı göstermesi beklenir.

Hayır, öyle olmuyor; her açıklama kararı veren yargıçları suçladıkça suçluyor. [Galiba haklarında soruşturma da açılmış.]

Gezi’ye daha en başından gençlere anlayışla yaklaşılması yönüyle yaklaşmış olan dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün karardan hemen sonra kendisiyle yapılan bir mülakatta o eski yaklaşımı çizgisinde verdiği cevap bile, sanki yeni bir tavırmış gibi, AK Parti sözcüleri tarafından eleştiri konusu yapılabildi.

Bu arada, sayelerinde Gezi’nin ‘bütün kötülüklerin anası olduğunu’ bir kez daha öğrenmiş olduk.

Öyle bile olsa, ‘12 Öfkeli Adam’ filminde olduğu gibi, sıradan 12 kişinin yansıttıkları duyarlılıkla eşdeğerde bir hisle eldeki konuya yaklaşılsa ve “Acaba olaya olumlu anlamda farklı bir tepki verilseydi ne olurdu?” sorusuna cevap aranmalı değil midir? 

Muhtemelen kötü senaryoların hiçbiri gerçekleşmeyecekti öyle davranıldığı takdirde…

Adalet ile Şeriat sözcüklerinin eş-anlamlı kullanıldığı dönemlerde eskiler “Şeriatın kestiği parmak acımaz” derlerdi.

“Mahkeme kararları mutlaka parmağı acıtmalı” kanaatiyle adalet yerine gelmiş olmuyor.

Birileri tersine açıklamalar yapanlara bunu hatırlatmalı.

[Bu arada, “Neden Osman Kavala üzerinde ısrarla duruluyor, neden yeniden tutuklandı” sorusu da bu yazıyla cevabını bulmuştur umarım.]

ΩΩΩΩ

42 YORUMLAR

  1. Sn F.K.T. yanlışlarınız var! aşağıda demişsiniz ki “Toplumun %80’i M.K.Atatürk’e sevgi, saygı veya minnet duyuyor”. Bence bu %95i bile bulabilir. Ancak soruyu “hangi Mustafa Kemal?” şeklinde sorarsanız, yani “Kurtuluş savaşına nihai analizde aynı din-iman ruhuyla girilen ve başarıyla çıkılan M. Kemal mi, yoksa çıktıktan sonra hata üstüne hata yapıp Atatürk soyadı ile ayrıca onurlandırılan M. Kemal mi?” şeklinde sorarsanız iş değişir. Sapla samanı ayırabilmek önemli. Belki o dönemdeki halkın eğitim düzeyi oldukça düşüktü, ancak sezgisel tesbit ve analizleri yeterince kuvvetliydi. Çünkü herşeye ragmen, hatta biraz ezberine de olsa “Hak Dini”ne mensubiyet vardı. Allah ta bu kullarını yardımsız bırakmazdı. Bırakmadı da nitekim, hala ayaktayız (pusulayı şaşırdıkça alçak sürünme moduna geçsek bile!).

    Sonunda demişsiniz ki şimdiki düzenin yamuklarına karşı “erdemlilerin hareketi” başlamıştır. Daha önce ise atanın “eli sopalı” imajını “ne yapalım, öyle! işinize gelirse” türü şeyler diyerek sahiplenmiş, ve yeni bir tür kuvayi milliye hareketinin başladığının adeta müjdesini vermiştiniz! Şimdi ise bir “erdemliler hareketi” başlatmışsınız. Yani, bir gelişme var gibi! “Kısır Döngü”ye erdemli olarak girebilmek te bir iş!

    Bugünkü ve geçmişteki sorunlara karşı bize gerekli olan erdem “Akıl*İman Sentezi”dir.

  2. Şeriatın kestiği parmak acımazmış denir ama genelde bilekten kesiyorlar anladığım kadarıyla, ya da boynunu vurmak şeklinde de infaz edilebiliyor cezalar. Adam asmaca şimdi yoksa da yakın zamana kadar bizde vardı, dünyada da yüzyıllarca yaygın bir infaz yöntemi olarak kullanılmıştır darağacı. Arabistandaki kılıçla kelle uçurma işinin fransız usulü olanına giyotin diyorlar ve bu alet daha seri çalışır(fransız ihtilalini hatırlayın) ortaçağ avrupasındaki insanlara ne tür işkencelerin hangi aletlerle yapıldığını sergileyen bikaç müze gezmişliğim vardır ve bu giyotin oralarda gördüğüm işkence aletlerinin yanında traşbıçağı gibi kalıyor! Hayır hayır, gazodalarını filan dolaşmışlğım yok, o temiz iş; giriş kapılarında “sterilizasyon” yazıyor..! Ama bu tabir artık kısırlaştırma ya da hadım etme işlemi için de kullanılıyor. Allahtan bu “şeriatın kestiği parmak acımaz” sözü böylesi bir işlem esas alınarak söylenmemiş, yoksa sünnetsiz kalırdık heralde… neyse, en iyisi “celladına aşık olmak” yoksa ne var ne yok kesmece yani..:)))

  3. Ak parti sosyal yardımlarla ciddi bir taraftar topladı. Bugün aldığı alacağı oyların önemli bir ayağını bunlar oluşturuyor. Fakat Chavez gibi sonuçta ülkeyi felakete sürüklüyorlar böyle yaparak. Chavez’in verdiği yardımlar hala devam ediyormuş. Verdikleri aylık erzaklar iki gün yetiyormuş. Sonra çöpten besleniyormuş insanlar. Bugün Türkiye’de orta direk çöktü, üniversite mezunları işsiz veya en iyi ihtimalle asgari ücretle iş bulabiliyorlar. Profesyoneller yurt dışına gidiyor harıl harıl. Bu toptan bir çöküşe gidişi ifade ediyor. Ne ekonomi ne maliye yönetilebilir durumda değil. Şu anda Venezuela’da hiper enflasyon var, yüzde beş yüz bin gibi. Para pul bile değil. Ülkeyi bu şekilde sorumsuzca yönetmeleri bizimkilerin mümkün değil. Gidiciler, bunu biliyorlar, şimdi çıkış yolu arıyorlar. Allah’ın lütfu bir darbe daha herhalde. Bekçileri de hazır bastırmak için 🙂

  4. “Adlî hata” başka bir olay,
    hakim-savcıların bilerek daha da vahimi siyasi iktidarın emri yada durumdan vazife çıkararak siyasi iktidarın lehine olduğunu düşünerek “bilerek yanlış karar vermek” bambaşka bir olay
    Sayın KORU nün daha çok dikkat çekmek istediği ikinci şık

    • Elbette öyle ancak yanlışın büyüğü dururken küçüğüyle mi uğraşalım?

      Yazar zamanında yanlışın büyüğünü yazdı, baktı ki anlayan yok “o zaman ben de küçük yanlışları yazarak anlatayım belki o zaman anlarlar” diye düşünmüş olmalı.

      Yanlışın büyüğüyle alakalı olarak bir sayfayı aşkın yazmıştım ama cihaz dayanamamış olmalı dondu. Yeniden başlatınca haliyle silindi.

      Şimdilik sorumu sorup çekileyim. Bunun için başa dönmemiz gerekiyor. Sık sık durup geriye bakarak süreci tekrar gözden geçirmekte yarar var.

      Ergenekon davaları adli bir dava olarak başladı,daha sonra siyasilerin bu adli davada birinin avukatlığa diğerinin de savcılığa soyunmasiyla siyasi bir davaya dönüştü ve akim kaldı.(daha sonra beraat ile sonuçlanacak olan davanın seyrinin değişmesinde siyasi baskının rol oynadığına dikkat buyurunuz )

      Gelelim Gezi davasına. Adli bir dava olarak başlayan Ergenekon davasının siyasi bir davaya dönüşmesiyle Muammer Akkaş bu davadan alındı ve kendisine Gezi dosyası verildi.

      Benim sorum şu;

      Tamamen siyasi bir dava olan gezi olayını savcı Muammer Akkaş nasıl oldu da bu demokratik eylemi terörle ilişkilendirerek mahkemeye taşıdı?

      Bu sorunun cevabı çok önemli. Eğer doğru cevap verilebilirse kısır döngü ya da sazan sarmalı anlaşılabilir.

      Not: Eğer suçlu peşine düşerseniz sarmalı çözemezsiniz. Herkesi suçlamak çok kolaydır.

  5. Dün bu sitede melekler konusunda bazı yorumlar okudum.Konu ile ilgili ayetlerden bazılarını duyurorum:Belki faydası olur.KONU İLE İLGİLİ AYETLER:
    ”Her kim Allah’a, Allah’ın meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ile Mîkâil’e düşman olursa, iyi bilsin ki, Allah da o kâfirlerin düşmanıdır.”(Bakara suresi,98.ayet).
    ”Ve O size: “Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin.” diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder mi?”(Al i imran suresi,80.ayet).
    ”Evet, sabreder ve (Allah’tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.”(al i imran suresi,125.ayet).
    ”Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur.”(Nisa suresi,136.ayet).
    “O’na bir melek indirilmeli değil miydi?” dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olurdu, sonra kendilerine hiç göz açtırılmazdı.”(En ‘am suresi,8.ayet).
    ”Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı.”(A’raf suresi,11.ayet).
    ”Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve “Tadın bakalım cehennem azabını!” diye diye canlarını alırken hallerini bir görmeliydin.”(Enfal suresi,50.ayet).
    ”Biz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez.”(Hicr suresi,8.ayet).
    ”(O kâfirler), kendilerine zulmetmiş kimseler olarak, meleklerin, canlarını aldıkları kimselerdir. O vakit onlar şöyle diyerek teslim olurlar: “Biz, bir kötülükten dolayı yapmıyorduk.” (Onlara): “Hayır, Allah sizin ne maksatla yaptığınızı elbette çok iyi bilendir.”
    ”Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. “Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet’e…” derler.
    Ancak kendilerine, ruhlarını alacak meleklerin gelmesini veya Rabbinin azab emrinin (kıyametin) gelip çatmasını bekliyorlar! Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmetmişlerdi.
    Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah’a secde ederler.”(Nahl suresi,28-32-33-49.ayetler).
    ”Rabbiniz, size oğulları tahsis etti de, kendisi meleklerden dişiler mi edindi? Gerçekten siz çok büyük bir söz söylüyorsunuz.”İsra suresi,40.ayet)
    ”Allah hem meleklerden, hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi görür.”(Hacc suresi,75.ayet).
    ”O gün gökyüzü beyaz bulutlar halinde yarılacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir.”(Furkan suresi,25.ayet).
    ”De ki: “Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz.”(Secde suresi,11.ayet)
    ”Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O’dur ve O, müminlere çok merhametlidir.”(Ahzab suresi,43.ayet).
    ”O gün Allah, onları hep birlikte mahşere toplayacak, sonra meleklere: “Şunlar size mi tapıyorlardı?” diyecektir.”(Sebe suresi,40.ayet).
    ”Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediği kadar artırır. Gerçekten Allah her şeye kâdirdir.”(Fatır suresi,1.ayet).
    ”Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?”(Saffat suresi,150.ayet).
    ”Melekler onların yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak?”(Muhammed suresi,27.ayet). ”Onlar Rahman olan Allah’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onlar meleklerin yaratılışını gördüler mi? Onların şahitlikleri yazılacak ve onlar sorguya çekileceklerdir.”(Zuhruf suresi,19.ayet).
    ”Meleklerin de arşın etrafını kuşatarak, Rablerine hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Artık halk arasında hak ile hüküm icra edilip “âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun” denilmektedir.”(Zümer suresi,75.ayet).
    ”Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.”(Hakka suresi,17.ayet).
    ”Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar.”(Mearic suresi,4.ayet).
    SAYGILAR.

  6. En önemli soru şu;

    Siyasi ‘davaların’ mahkemelerde ne işi var?

    Yani bu davaların yeri siyaset sahnesi değil mi?

    Mahkemelerde siyasi dava görülür mü? Görülürse ne olur?

    • Siyasi davaları mahkemede değil de meclis çatısı altında bi komisyon grup orda mı görelim baran, dp nin yaptığı gibi..? İyi güzel de ya sürekli siyaset üstü olduklarını söyleyip duran bi grup f16 pilotu haşhaşı çekip o sırada yüce meclisi bombalarsa onları nerde yargılayalım, yunanistanda mı..?

    • Zaten sorun da o hakları düzenleme erkinden kaynaklanıyor galiba turgut bey; iyisi mi otoriteye saygılı olunsun; yoksa işi yine f16lara bırakmayalım yani..!

  7. 2023 yılında farklı bir Türkiye havasına girebiliriz. Zaten Cumhurbaşkanı ve Devlet bahçeli yaşlandılar. Artık yerlerine Ali babacanlar Mansur yavaşlar Ekrem imamoglu gibi genç dinamik Devlet adamları lazım. Adalet herkes için Adalet olsun. Ne zengin torpilli olsun ne de gariban pisi pisine mapus yatsın. Herkes Adil düzen çerçevesinde yargılansın. Adil düzen çerçevesinde yaşamak tüm bireylerin hakkıdır. Bir hakim beraat ediyorsa diğer hakimler müdahale etmemesi gerekir. İşte o zaman Adaletin kestiği parmak acımaz….

    • Nusret bey sizin umut bağladığınız gençleri tatilden kayaktan, plajdan bi türlü toparlayıp getiremiyoruz ama işin gücün başına..? Mostralık değil koşan terleyen politikacılar lazım bize..!

  8. Adalet olsa ABD nin hala beslediği darbe yapan papazın müritlerinin çoğu dışarı çıktı ve milleti tehdit ediyor utanmadan
    Adalet olsa bu ajanlar bu cesareti bulur muydu yazık çok yazık

  9. “Amerikalılar devletin değişik kurumlarına güven duygusunu biraz da filmlerden edinir; Hollywood bu işe de yarar.”
    Olabilir, o zaman bize de; “allah belanı versin mississippi!” demek düşer…
    Ortaçağdan kalma bir linç kültürüyle, bir jürideki öküzlerin eline bırakılmış hayatlar; vahşetin ta kendisi..! Disneyin ahmaklar diyarına hoşgeldiniz; insanlığa ne güzel katkılar yapıyorlar değil mi yk?

  10. “Acaba olaya olumlu anlamda farklı bir tepki verilseydi ne olurdu?”diye soruyor yazarımız; böyle olumlu bir tepki herkesten önce pensilvanyadan gelivermişti hatırlarsanız: anakuzularına zinhar “çapulcu demeyin” çarpılırsınız..! Otoriteye saygılı olunsun; güneydeki sevdiğimiz ülkeninki otorite de……

  11. Recep Tayyip Erdoğan 3 şeyden nefret ediyor.

    1. Gezi olaylarından nefret ediyor. Zira Erdoğan’ın bugüne kadar yapmak isteyip de yapamadığı tek proje Taksim Topçu Kışlası AVM’sidir. Bu olay ona gücünün sınırlarını hatırlattığı için aklına geldikçe kendinden geçiyor.
    2. 17-25 operasyonları ile yapılan yolsuzlukları ortaya çıkardığı için Gülen Cemaati’nden nefret ediyor. Onlara haşhaşi diyor onları “namussuz namuslu” olmakla itham ediyor.
    3. Toplumun %80’i M.K.Atatürk’e sevgi, saygı veya minnet duyuyor. Erdoğan ise, Mustafa Kemal Atatürk düşmanı K.Mısıroğlu ile aynı ruh halinde. Her sene görevi gereği manevi huzurunda saygı duruşunda bulunmak zorunda kalması ruhuna ıstırap veriyor.

    Recep Tayyip Erdoğan 3 şeyden hoşlanıyor.

    1. Ruhları geleneksel din kültürünün esiri olmuş cahil halk yığınlarını, yaptığı konuşmalar ve mimikler ile yönlendirmekten büyük zevk alıyor. Kendisini bir çeşit sosyal dahi Recepustin veya Tayyipstein olarak görüyor.
    2. Rakipleri ile mücadelede, gücü yetiyorsa ezmekten hoşlanıyor. Gücü yetmiyorsa da Gülen Cemaati veya Vesayet Rejimi fark etmeden herkesle işbirliği yapmaktan hoşlanıyor. Ayrıca henüz literatüre girmemiş “aşırı-gereksiz fırsatçılık hastalığı” var.
    3. Devletin kaynaklarını kendi “islami iktidarı” için kullanmaktan hoşlanıyor. Bunu yolsuzluk olarak görmeyip, küffara (laiklere) karşı savaşta elde edilen bir ganimet olarak görüyor. Yandaşları da olaya bu gözle bakıyor zaten.

    R.T. Erdoğan’ın nefret ettiği ve hoşlandığı şeyler, onu hala destekleyen bazı seçmenlerin de akılcılık ve ahlaki düzeyleri ile bir korelasyon (anlamlı bir ilişki) içindedir. Bunların yanlışları diğerlerini doğru kılmaz, fakat bunların yanlışları Cumhuriyet tarihinin açık ara rekorlarına sahip olmuşlardır. Sözde Müslümanlık arkasına saklanan müşrik ruhların sosyal koalisyonuna karşı erdemliler hareketi başlamıştır.

  12. Bazı mezarlarda kıble yanlış hesaplanınca herkes kendine göre bir kıble tayin etmeye başlıyor. Bakıyorsunuz birisi kabrin yönünü doğuya çevirmiş, birisi güneye, birisi güneydoğuya birisi de güneybatıya. Sorsan hepsi de kıbleyi en doğru kendinin hesapladığını söyler. Hesap bir kere şaşmayagörsün.
    Bizde yargı da epey zamandır pusulasını şaşırdı. Bakıyorsunuz birinin müebbet verdiğine diğeri beraat veriyor.
    Anayasa mahkemesinin kararlarında “tutukladığınız yazarın alıntı yaptığınız o yazısında darbe değil, demokrasi savunuluyor!” diye uyarılar var! (B. No: 2016/6092, Paragraf 98) (Taha Akyol, Karar, 21.02.2020)
    Bu durumdan yargı mensuplarının da hoşnut olduğunu sanmıyorum. Nasıl hoşnut olsunlar ki… Kavala davasındaki mahkeme heyetine neden beraat verdiniz diye hemen soruşturma açılıyorsa diğer mahkeme heyetleri nasıl sağlıklı karar versin ki… Önündeki örneğe bakacak ve aman başıma bir şey gelmesin diyecek. Yargı dağıtan kişinin gözü bağlı falan değil. Kişiye göre ceza veriliyor. Garibansa ver cezayı, şansı varsa üst mahkemelerde aklansın. Şansı yoksa…
    Bu bilinmezlik ülkemiz insanına çok şeyi kaybettirdi, kaybettiriyor. Somut delil bulunamayınca faraziyeler üzerine ceza veriliyor. Sonra da kararlara “her türlü şüpheden uzak” diye yazılıyor. Kararı verenler de kararın her türlü şüpheden uzak olmadığını gayet iyi biliyor. “Sanığın şüpheden yararlanmadığını” aksine şüpheli bir durum varsa hemen mahkumiyete hükmedildiği gayet açık.
    Somut bir örnekle şöyle açıklayayım: Elimde iddia makamının sanığın cezalandırılmasını istediği mütalaası var. Mütalaaya göre savcı, sanığın bilmem kaç no’lu KHK ile ihraç edilmiş olmasını, kişinin aleyhine delil kabul ediyor ve bundan dolayı kişinin cezalandırılmasını istiyor. Savcıya göre, kişi KHK ile ihraç edilmişse suçludur. OHAL Komisyonu da savcının mütalaasını nazara alarak kişinin memuriyete dönüşüne ret veriyor. OHAL Komisyonu, hakkında dava açılmış olmasını (dikkat edin, kişinin hüküm almasını değil) ret kararı vermek için yeterli delil sayıyor. Bu kısır döngü devam ediyor.
    Dedim ya hesap bir kere şaşmayagörsün. Yanlış, yanlışı getiriyor. Hepimiz kaybediyoruz yıllarımızı, yarınlarımızı, adalete güven duygumuzu…

    • “Kısırdöngü” değilmiş o sayın yıldız, “konjonktürel” bir durummuş sadece, ben de bizim baranın yalancısıyım; beklenen salih zatın elifi görse mertek zannedecek haşhaşileri hele tekrar uyduruk sınavlarla hakim savcı kadrolarına bi doluşsunlar, asıl o zaman görün siz yargı nasıl oluyormuş değil mi..?

      • Konjonktürel değerlendirme bana ait değil Gayretli bey. Senin ‘aklı başında ‘ zannettiğin o hukuk savunucusu, önceden bahsettiğim ve senin ‘kaçık’ zannettiğin kişinin ta kendisi yani bize yakın değil daha çok size yakın biri.

        Ah! bir de akıllıyla deliyi ayırd edebilseydin.

  13. YAŞANMIŞ BİR OLAY:
    Olay trafikte tartışma sonrası,arkadaki araç sürücüsünün öndeki araca kasten çarparak mala zarar verme suçlamasına dairdir.
    Kanıtlar öndeki aracın arka kısmında, arkadaki aracın ön kısmında hasar olduğuna dair tutanak ve öndeki araç sürücüsünün yanında bulunan kardeşi de olan tanıktır.
    İlk celseye şikayetçi olan öndeki araç sürücüsü ve kardeşi olan tek tanık gelir ve iddia gibi ifade verirler.
    Sanık ikinci celseye gelir, savunmasında trafikteki tartışmanın doğru olduğunu, müteakiben şikayetçinin arkadan gelip önüne geçerek ani fren yapması nedeniyle kendisinin de fren yapmakla birlikte çarpmaya engel olmadığını yanında kimse olmadığını beyan etmiştir.
    İkinci celsede sanığa tanık araştırması için istediği süre verilmiştir.
    Üçüncü celsede sanık ola yerini gösteren işyeri güvenlik kamera kayıtları ile gelmiştir.
    Kamera kayıtlarının incelenmesinde şikayetçinin arkadan sanığın kullandığı aracın önüne geçip aniden fren yapıp sanığın kullandığı aracın fren yapmakla birlikte çarpmaya engel olamadığı görülmüştür.
    Kamera kayıtları olmasa siz hakim olsanız ne karar verisiniz?
    Hiç şüphesiz mahkumiyet.
    Kamera kayıtlarından sonra verilecek karar şüphesiz beraat.
    Burada şu da var.Her davanın bir kaderi vardır.
    İşyeri güvenlik kamera kayıtları normalde o zamanlar bir hafta on gün saklanırdı.Olayımızda yaklaşık üç ay sonra sanık kamera kayıtlarına ulaşabilmişti.
    Yani davalar uzadıkça doğru karar ihtimali azalır.

    • Yaşanmasa da olurmuş sayın yk, böyle olay mı olurmuş? Balkondan aşşaa iki dakka baksam çok daha iyisi en az dört tane vakaya şahit olabilirim; hayır şahit yazılmam, gitsinler kameralara baksınlar..! Davalar uzadıkça doğru kararlar azalıyorsa çare belli; baştan cezayı verelim sonra yargılarız, stalin usulü..:) ulan her lafı getirip diyanete, hadise, ayete getirip bağlayanlardan kurtulamadık bi de başımıza bu avukat taslakları çıktı iyi mi..?

  14. Anket sorusu:
    Adam sarhoşken eve gitmiş karıyla kavga etmiş kadını bıçaklamış çocukları dövmüş komşular yetişmiş kurtarmışlar.
    Polis gelmiş adamı alıp mahkemeye çıkarmışlar.
    Adam hakime “Hakim Bey sarhoştum şeytana uydum. Rabbim affetsin” demiş.
    Ne dersiniz hakim de affetmeli ve adamı salıvermeli mi?

    • Ben hakim olsam cinayete teşebbüsten işlem yaparım. Eğer yasalara göre bu suça karşılık gelen ceza az ise bir de ev halkına şiddet uygulamaktan ceza veririm.

      Ama bunun konuyla alakasını kuramadım ben. Bu adli bir vaka, Kavala davası ise Siyasi bir dava ve siyasi davalarda yargılama aşamaları alışılagelmiş prosedürün çok dışında seyrediyor. Yani siyasi davalarda mahkemelerin görevi sadece kararı resmileştirmek. Ve bu resmileşen kararın formalitesini yerine getirmekten başka hiç bir işlevi yok.

  15. Hayır hala cevap olmadı yazınız neden Kavala’da ısrarlı olunduğu konusunda. Daha açıklayıcı bir yazıyı dün Yıldıray Oğur her zamanki araştırmacılığı ile daha detaylı bir şekilde yazdı. https://www.karar.com/kavala-o-kuyuya-nasil-atildi-1545649
    Kavala sıradan bir siyasi muhalif değil, dünyayla ilişkileri var, ve tüm dünya onun akibetini takip ediyor hala. Ama maalesef bir o kadar da yerli. Çifte pasaport sahibi Ak partililer gibi (Merve Kavakçı vb) arkasında durabilecek bir başka ülke yok. Vurun abalıya misali. Çok büyük bir haksızlık tarihe yazılıyor dünün adalet mağduru bugünün mağrurları tarafından.

  16. Maşallah Kavala nın savunucusu çok.Hergün yandaş medya da dahil birçok mecrada onu savunan yazılar demeçlere rastlamak mümkün.
    Ama ne var ki ülkemizde fetö mağduru onbinlerce insan mahkemelerde sürünüyor içerde yatıyor işinden atılmış ve hiçbir savunanları da yok.Kendilerine bir avukat bile tutamamış devletin atadığı avukatın savunduğu gariban insanlar bunlar ve medyada hiçbir şekilde yer alamıyorlar.Ezkaza sesini duyuran çıkaran olsa vurun fetöcüye naralarıyla hemen susturuluyorlar.
    Öte yandan fetönün kodaman takımından olan bir çoğu eli kolunu sallayarak dolaşıyor.Mesela Bankasya da hesabı var diye ocağı söndürülen insanlar var ama bu Bankanın ortaklarına ne oldu bilen var mı? Örnek çok anlatmaya sayfalar yetmez.
    Aziz milletimizin adalet duygusu da köreldi.Adalet söz konusu olunca her türlü garabet normal karşılanıyor artık. Hergün muhteşem Adliye saraylarımızda Adalet in ırzına geçiliyor ama milletimiz gayet normal karşılıyor. Fetöcüyse vurun gitsin.Nasıl olsa yaftalamak kolay hele güçsüz ve savunmasız insanları yaftalamak…

    • çizmeli kedi, güçsüz ve savunmasız dediğin insanların bir terör örgütü içersinde ne işi var? meydanlara toplaşıp biz vatanına bağlı insanlarız, ey fetö allah senin belanı versin, dön buraya ve hesap ver, bütün bu pisliğe bizi sen bulaştırdın diye günlerce meydanlarda adalet nöbeti tutsanıza! Akil insanlar heyeti toplayıp tüm milletimizden ve şehitlerimizin ailelerinden özür dilesenize! Allah bizi affetsin diye 15temmuzlarda yas tutup lokma dağıtsanıza, belki bi allahın kulu dönüp yüzünüze tükürebilir böylece..! Fetöcüleri değil de gölbaşındaki karnında çocuğu ile şehit olup giden polislerimizi mi vuralım..?

  17. Adaletin yanlış kestiği parmak öyle acıtır ki, boyun kesmek gibi acıtır.
    Sayın Korunun dile getirdiği atasözü, “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” vb atasözleri, olması gereken ve evrensel etik ve hukuki değerlerimizin altına konulmuş birer dinamittir.

  18. “inanın anlamakta zorlanıyorum.” inaniyorum ..yillardir oyle bir sorun var maalesef..
    eminim ak parti cenahi da yazar ve avanesini anlamakta zorlaniyordur..gezi ayaklanmasindan beri kan davalisiniz ha bi de kankana fena gol attilar gorevi bitince o da acitmistir hani simdi dogru konusursak..

    filmlerin 1i meshur da digerlerin tamami antika maalesef (eskimis ustad, degistirsen artik listeni ..seytanin avukati filan koy en azindan, biraz yenice 🙂

  19. GERÇEK GÜÇ SAHİPLERİ NIN YENİ MASKESİ.
    Zamanın değişim zamanının geldiğini gerçek güç sahipleri çok iyi bilirler.
    Yeni zamanda yeni maskeler gerek.
    Önceki zaman, hanedanlığın kutsiyetini kutsar.
    Dün seküler düşüncenin hakimiyetini acımasızca savunur.
    Bugün şartlar değişmişse muhafazakar ve dindarlığın çok ta korkulacak bir şey olmadığının kararına varmış görünür.
    Yarın revaçta olacak herhangi bir hakim görüşün de en şiddetli savunucusu olmakta beis görmeyecektir.
    Asıl olan her daim ortada görünmeden gerçek iktidarını sürdürmektir.
    Sahnede görünmez.
    İşlenen cinayetlerden,hukuksuzluklardan,haksızlıklardan ,bütün kötülüklerden beri kalmayı bu sebeple kazanır.
    Sahnede olmaya çok heveslileri bulmada zorlanmaz.
    Sahnede iktidar görünmeye istekli ve günah keçisi olmayı şiddetle arzulayanlardan, bu işi en iyi kotaracak
    olanlara iyi bir ücret karşılığı sahnede arzı endam etmeleri için ortamı hazırlar.
    Gerçek güç sahiplerinin istediği her daim gerçek iktidarını sürdürmektir.
    Sahnedekilerin meşrebi onu hiç ilgilendirmez.
    Sahnede yöneticilik oynayanların halkını kaosa sürüklemeden sömüre bildiği kadar sömürmektir.
    Ölçü halkını incitmeden ondan maksimum fayda sağlamaktır.
    Halk sahnedekilerden usandığı an sahneye başka bir karizmatik lider sürülmek üzere bekletilir ve bu arada sürekli cilalanıp sahneye hazır hale getirilir.
    Halk gerek görüldüğünde yeni bir kurtarıcının peşine düşürülür.
    İnsanlık var olduğundan beri herkes olması gereken yerde olur.
    Herkes hakkını ve hak ettiğini bulur.
    Her yerde adaletsizlikler vardır.
    İnsanlığın yapısı icabı adaleti tam teşekkül ettirmek imkansızdır.(adalete yakın olunur belki)
    Dünyanın en yaşanılacak yeri adaletin en iyi uygulandığı yerdir.
    En az hukuksuzluk nerede varsa orası dünyanın en mutlu ülkesidir.
    Güç sahipleri güçlerinin devam etmesi için de adaleti mümkün mertebe uygulamalıdır.
    Gerçek güç sahipleri adalet ve hakkaniyetten uzaklaştıkları ölçüde güçlerini de kaybederler.
    Gerçek güç sahipleri her şeyi çok iyi bilirler ve halklarının istediği kadar adaleti uygularlar.
    Toplum ne kadar adil ise ancak o kadar adil olurlar.
    Çevremize baktığımızda bunu görürüz.
    Herkes kendi için sadece adalet isterse orada adalet olmaz.
    Ben etrafa baktığımda ,dünde bugünde mağdur olduğunda adalet diye çığlık atanlar mağrur(zannettiklerinde) olduklarında öncekilerden de daha zalim olmaktan korkmuyorlar.
    Korkarım günahları işletenler ve ücret karşılığı işleyenler insanlık var oldukça devam edecek.
    GERÇEK GÜÇ SAHİPLERİ KONUMUNU KORUMAK İÇİN HER YOLA BAŞVURACAKTIR.
    Yönettikleri ne istiyorsa o yöntemi kullanacaktır.
    Adaletle yönetilsin dense daha adıl yönetir,zorbalıkla yönetsin dense daha zorba olur.
    Biz hak ettiğimizi alırız ancak.

  20. Ülkemizde ve bütün dünyada zalim düzen var…
    Yarım yüzyıldır bunu söylüyoruz ve alternatif üretiyoruz…
    Zalim düzenin alternatifi adil düzendir; Erbakan’ın anlattığı “Adil Düzen”.
    Ülkemize işte o “ADİL DÜZEN”, dünyaya “ADİL DÜNYA DÜZENİ” gelinceye kadar…
    TEŞHİS olarak yazmaktan ve yorumlamaktan bıkmadığınız zalim düzen hep devam edecek…
    TEDAVİ reçetelerini üreten bizlerden ve ADİL DÜZEN’den söz edilmeye ve uygulanmaya başlayıncaya kadar!
    *
    Dünyanın en büyük adalet saraylarını inşa etmekle adalet gerçekleştirilemez…
    Dünyanın en iyi adalet düzeni ve mekanizması gerekmekte…
    O dünya düzen, bize göre ADİL DÜZEN’dir…
    Mekanizması HAKEMLİK SİSTEMİ’dir…
    *
    Detaylar kitaplarımızda:
    http://www.akevler.org/AkevlerTumKitaplar
    Kitaplarımızın okunması ve uygulanması dua ve dileklerimizle…
    Özellikle bütün siyasi partilerimize ve onları seçen seçmenlere tavsiye olunur…
    *
    Ve’s-SELAM/BARIŞ…

  21. Erdoğan ve AK Parti, Gezi Davası üzerinden 3 şeyi hedefliyor(du): (1) Mağduriyet söylemine inandırıcılık kazanmak; (2) Laik (solcu)-muhafazakar (sağcı) kutuplaşmasını korumak ve böylece seçmenini konsolide etmek; (3) Her türlü kitlesel protestoyu bir ayaklanma girişimi olarak yaftalayıp zor yoluyla bastırmak.

    (1) Erdoğan’ın artık herkesçe bilinen taktiği şu:

    “Ben ve partim muhafazakarların temsilcisiyiz. Seçimle geldik. Meşru iktidarız. Laikler ve bunların dışarıdaki emperyalist ortakları meşru iktidarımızı rahat bırakmıyorlar. Her muhafazakara düşen görev, her ne olursa olsun, benim arkamda durup bana destek vermek. Yoksa, bunlar gayrı-meşru yollardan aslında sizin iktidarınız olan benim iktidarımı yıkarlar ve hepimiz kaybederiz.”

    Bu taktiğin inandırıclık kaynağı, esas olarak, 28 Şubat dediğimiz şeyde ifadesini bulan ve gerçekten de AK Parti’nin iktidarını hedefleyen hamlelerdi. Tutmadı. Aradan yıllar geçti. Bugün, Erdoğan ve otoriter iktidarı bizatihi devleti temsil ediyor. AK Parti, devlet partisi, bir zamanların CHP’si gibi.

    28 Şubat’ın, bu taktik argümanı miyadı doldu. Mağduruiyet cıyaklamasına yeni ve inandırıcılık kazandıracak argümanlar gerekiyordu. 15 Temmuz’un nedeni ve işlevi budur. Binali’nin deyimiyle, “AK Parti’nin en büyük projesi”, Erdoğan’ın kendi ifadesi ile, “Allah’ın bir lutfu”dur 15 Temmuz.

    Gezi’nin de aynı inadırıcılığa ve işleve güçlü biçimde sahip olabilmesi için, Gezi’nin emperyalistlerin (ABD, Soros, AB, CIA ajanı olarak lanse edilen Henri J. Barkey, vs.) H. ve onların yerli işbirlikçilerinin bir ayaklanma gişirişimi olarak muhafazakarlara yutturulabilmesi için, Gezi Davası’ndan mahkumiyetlerin çıkması gerekiyordu. Bütün yargıyı kontrol etmesine, hakimler üzerinde ürkütücü bir baskı kurmuş olmasına rağmen verilmiş olunan beraat kararı, Erdoğan’ın bütün kurgusunu ve argümanını boşa düşürüyordu. Bu kadar öfkelenip tepiniyor olmasının nedeni bu. Osman Kavala ve diğerleri hapis cezası alsalardı ve yattıkları 3 yıla yakın süre dolayısıyla tahliye olmuş olsalardı, Erdoğan bu yaygarayı koparmazdı. “Türkiye’de yeni bir darbe olasılığı var” söyleminin havuz medyasında ısıtılıp durmasının nedeni de bu.

    (2) Erdoğan, bugün seçmenlerden ne oy alıyorsa, esas olarak laik-muhafazakar yarılması sayesinde o oyları hala alabiliyor. Kent yoksullarına verilen sosyal yardım paraları, desteğinin hale yüzde 30’larda seyrediyor olabilmesinin ikinci temel nedeni. Ekonomiden eğitime, tarımsal üretimden dış politikaya varıncaya kadar, her konuda tam bir iflas içinde olduğunu, halk yığınlarına dönüp yaşam kalitesi kalkınma bağlamında söyleyebileceği tek bir sözü olmadığını kendisi de biliyor. Kutuplaşmayı sürekli yeniden üretmeye mahkum Erdoğan. Atatürk Hava Limanı’nın adından Atatürk ismini silmesi, CHP’nin İş Bankası hisselerine yönelmesi vs. hep bu hesaba dayanıyor. Gündem bu olsun, sefalet, Suriye fiyaskosu konuşulmasın, kutuplaşma olduğu gibi korunsun.

    (3) Erdoğan, zor dışında, yükselen muhaleti ve hoşnutsuzluğun karşısında duramaz. Bunu kendisi de, çıkar ortaklığı içindeki müttefikleri de biliyor. 3-5 insanın bir araya gelmesine bile tahammül edebilecek durumda değil. Şirretini, artırak devam ettirmek zorunda.

    Peki ama nereye kadar?

    Henüz daha 2020’nin ikinci ayını geride bırakmış değiliz.

    Bazı şaşkınlar hala 2023’den söz ediyorlar.

    2020’yi atlatıp 2021’den bir kaç ay alın, öpüp başınıza koyun.

    Mutlak olarak ve kaçınılmaz biçimde gidicisiniz.

    İşlediğiniz suçlardan yırtabilirseniz, ne ala. Gündelik olarak iliklerinize kadar yaşadığınız korku dolayısıyla hamuduyla yuttuğunuz paraların keyfini de süremiyorsunuz. İktidardan düştükten sonra (ki çok yakın bu) mahkemelerde yargılanmayıp yırtarsanız, korkudan uzak lüpletebileceksiniz paraları, zenginliğin tadını çıkarmaya başlayacaksınız: Korku bitecek, iktidardan düşmüş olduğunuza benden çok sevineceksiniz.

    Peki ya yırtamazsanız?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız