Bizde adet böyledir: Güzeli ağlatırlar, çirkini söyletirler (Fidayda türküsünden)

51

Türkiye’de herhangi bir olumlu gelişmeyle ilgili sevinebilmek için, ne olur ne olmaz diye, sevincinizi hiç değilse 24 saat ertelemeniz gerekiyor; hatta biraz daha az. Çünkü olumluyu olumsuza çevirme konusunda olağanüstü marifetli bir toplumuz.

Yukarıdaki görüşümü yazarken aklımda tabii Osman Kavala vardı. Fakat yalnız o da değil. 

Ben yine de Osman Kavala konusuyla yola koyulayım.

İş insanı ve sivil toplum lideri Osman Kavala iki yıl iki aydır -veya 840 gün- cezaevinde tutukluydu. ‘Gezi davası’ diye bilinen, İstanbul’daki Gezi Parkı’nın ağaçlarının kesilmeye başlaması ve bunun ülkemizin en kalabalık kentinin nefes alma borusunun koparılması anlamına gelebilecek bir AVM inşası hazırlığıyla ilgili olabileceği düşüncesinin ürünü protestoların ‘demokratik yoldan seçilmiş hükümeti devirme girişimi’ olarak yorumlanması sonucu açılmış bir davadan yargılanıyordu.

Tek tutuklu o kalmıştı yargılandığı davada.

Dün görülen duruşmada mahkeme Osman Kavala dahil ‘Gezi davası’ndan yargılanan tüm sanıkları beraat ettirdi.

Olumlu bir gelişme bu.

Süreci yakından izleyen pek çok insanı sevindirmesi gereken olumlu bir gelişme.

Reklam

Herhalde ailesi ve yakınları Kavala cezaevinden çıkacağı için sevinmiştir.

Eşi Prof. Ayşe Buğra, Osman Kavala’nın neden yargılandığını, neden o kadar uzun süredir tutukluluk halinin devam ettirildiğini ve neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına rağmen serbest bırakılmadığını sorgulamaktaydı.

Herhalde en çok o sevinmiştir eşinin beraat edip tahliyesine karar verilmesine…

Kendime tanıdığım olumlu gelişmelerin tadına varmak için 24 saat bekleme ilkem bu defa da beni yanıltmadı. Osman Kavala’nın özgürlüğü o kadar bile sürmedi. Cezaevinden tahliye edilmesiyle kapıda bir başka davadan yargılanmak üzere yeniden gözaltına alınması arasında fazla vakit geçmedi.

İstanbul Cumhuriyet başsavcılığı, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin yürüttüğü bir başka soruşturma kapsamında, ‘anayasal düzeni bozmaya teşebbüs’ suçundan kendisini yeniden gözaltına aldı.

Savcılığın açıklamasından, ‘Gezi davası’ ile ilgili beraat kararının bozulması için de temyiz yoluna gidildiği anlaşılıyor.

AİHM kararına rağmen…

Sizler, “15 Temmuz gecesi kendi halkına silah doğrultmuş, 251 kişinin ölümüne sebep olmuşların hainine girişimleriyle Osman Kavala’nın nasıl bir ilişkisi bulunabilir?” diye düşünedurun, kendisi yeniden cezaevine kondu bile.

Reklam

Gözaltı işleminden sonra çıkarılacağı mahkeme onu tutuklu mu yargılayacaktır dersiniz?

Onu bilemem, ama yine de bildiğim bir şey var: Farklı bir davada yargılanmak istenmesi, Osman Kavala hakkında AHİM’in ‘Gezi davası’ ile ilgili kararını işlevsiz kılacak… 

Cezaevine yine uzun süreliğine girmiş olabilir Osman Kavala.

Nedenini sormayın.

Öğüdümü tutun, olumlu gibi görünen bir gelişme söz konusu olduğunda sevincinizi bir süre -hiç değilse 24 saat- erteleyin. 

Pişman olmazsınız.

Ve Abdullah Gül konuştu

Bir başka örnek isteyene, sevinci erteleme tezime örnek olarak, ülke siyasetine bakan, başbakan ve en son cumhurbaşkanı olarak katkılarda bulunmuş Abdullah Gül’ün Karar gazetesinde çıkan iç ve dış politika konularına dair geniş mülakatı verilebilir.

“Konuşmuyor, görüş açıklamıyor, bu kadar da ihtiyatlı olunabilir mi?” türü ilk bakışta haklı gibi duran eleştirilere muhatap edilen bir siyaset adamı 11. Cumhurbaşkanı Gül

İşte konuştu. Parti irtibatları sebebiyle en makul görüşlere bile karşı çıkmakta birbirleriyle yarışan değişik eğilimliler dışındaki çok geniş bir kesimin rahatlıkla paylaşacağı görüşlerdi söyledikleri. Yerinde uyarılarından iktidarı ve muhalefetiyle bütün siyasilerin yararlanması beklenirdi.

Öyle mi oldu?

Hayır öyle olmadı.

Mülakatın üzerinden 24 saat geçmeden, önce sosyal medyada bugünden itibaren de gazete köşelerinde yaylım ateş başladı.

Ne yapalım, bizde türkülerimize kadar geçmiş adet böyledir: Güzeli ağlatırlar, çirkini söyletirler… (Fidayda türküsü).

AK Parti iki yıl önce kabul edilmiş ve bu süre içerisinde pek çok alanda başarısızlığı farkedilir olmuş yeni hükümet sistemini elden geçirmek istemiyor muydu? Gül’ün açıkladığı görüşler arasında o konuda neyin nasıl yapılması gerektiğine dair ipuçları fazlasıyla mevcut…

Dış politikada izlenen yolun ülkeyi getirdiği yer fazla iç açıcı değil. Bir o yana bir bu yana gidip gelmekten serseme dönüldü. Geçmişte dostları ve düşmanlarının ülkemizi dikkate almalarına sebep olmuş ‘yumuşak güç’ projeksiyonu pekala yeniden ele alınabilir.  Gül bunu tavsiye ediyor işte.

İçeride hepimizi yoran çatışmacı üslup, kutuplaştıran yaklaşımlar ülkenin aleyhine sonuçlar veriyor. Oysa pekala herkesi kuşatan yeni bir üslup ve yaklaşım benimsenebilir.

Abdullah Gül mülakatı bunu sağlamayı heveslendirecek bir olumlu girişim.

Her partinin partizanı için hiç de öyle değilmiş; 24 saat geçmeden bunu bir kez daha öğrendik işte…

Üzülmek yerine böyle bir ülke olmaktan çıkmanın yollarını aramalıyız.

ΩΩΩΩ

Fidayda’yı Kubat’tan dinleyebiliriz:


51 YORUMLAR

  1. enry Barkey, 7 Haziran 2015 seçiminden bir hafta önce gelip Osman Kavala’yla görüşmüş…
    Kavala o aralar HDP’nin seçim çalışmalarını yürütüyormuş…
    Barkey 15 Temmuz 2016’da, yani darbe girişiminin sabahında da gelmiş…
    Kavala’yla Karaköy’de buluşmuşlar, yemek yemişler…
    Barkey daha sonra Büyükada’da birileriyle halvet olmuş…
    18 Temmuz’da da ülkemizden ayrılmış…
    Kavala, Barkey ile toplam 93 saat 34 dakika telefonda görüşmüş.
    Bunun on üç saati eşinin, birkaç saati bir şirketinin bazı müdürlerinin telefonundan, bir buçuk saati de ablasının telefonundan.
    (Reha’yı okuldan tanırım, iyi kızdır.)
    Barkey’in CIA ajanı olduğunu bilmeyen bir tek Ünal Çeviköz kaldı…Herhalde Yasemin Çongar’ın da bundan haberi yoktur…
    İmdi… Bir Türk vatandaşı, bir CIA ajanıyla tam 93 buçuk saat ne konuşur?
    Futbol geyiği yapar, karı kız muhabbeti yapar herhalde. Belki hava durumunu tartışır.
    Belki birbirlerini çok seviyorlar, birbirlerinden ayrı kalmaya tahammül edemiyorlar.
    Belki de Türkiye’ye özgürlük ve demokrasi getirmek için el ele verdiler, olamaz mı?
    Peki ama, biz de İngilizce biliyoruz, biz niçin konuşmuyoruz?
    Why don’t you call me up, dear Henry? Memleket meselelerini görüşürdük. Söyle bakalım, Fenerbahçe mi kazanır Galatasaray mı?

    Not:alıntıdır

  2. Topçu Kışlası maskesi ile Taksim’in göbeğine AVM yapılmak istendi, başaramadılar. Şimdi de Kanal İstanbul maskesi ile iki tane “mega rantiye şehri” kurmak istiyorlar. Bunu da başaramayacaklar. İstanbul’un felç edilmesine izin verilmeyecektir.

  3. *******
    …..
    Kutuplanmış zıt güçler, mücadelesi kabil!
    Çelişkili hal bunlar! bir değil iki değil!
    Başkanlık sistemi ya, denenen bu ülkede,
    Madem tek otorite, mümkün mü böyle fiil!

    Mümkündür diyen varsa, söylesin kim kaybeden,
    Muhalefet akbaba, bekler durur haybeden!
    Sistem çalışmıyorsa, kaos onlara yarar,
    Ortalık karışırken, medet umar darbeden!

    Eşekler katırlarla, hakim olsa düzene,
    Ancak bu kadar olur, halkı üzen üzene!..
    İnatçılıktan bıktı, iğrendi artık millet,
    Anket yap sor istersen, sıkıyorsa bir dene!

    Biri bir şey yaparken, öbürü çıkar bozar,
    Bir başkası kudurur, cin-ifrit olur kızar!
    Paranoyak hal bunlar, ruhi durumlar bozuk,
    Dalga dalga yayılır, kaos azdıkça azar…

    Sonumuz ne olacak, böyle giderse beyler?
    Darbeler sivilleşti, oldu ya böyle şeyler!
    Kötüsünü hakettik, her şey kader diyerek,
    Tecelli Allah’tandır, inşallah güzel eyler!
    ……..
    *******

    Aşağıdaki yorumlarından birinde Sn Bernar demiş, dikkatimi çekti:

    “Cumhuriyet’in kurucu babaları ile hastalıklı bir İslam gelenek ve öğretisinin, ilkel bir milliyetçiliğin ortak çocuğu bu devlet tapınıcılığı ve ona uygun düşen zihniyet”

    Bu konuda çok şey yazılabilir… Sorunlardan kurtuluşun başlangıcı ”fabrika ayarları” olarak M.K. Atatürk Paşamızın kısmen de farkında olmadan yapmış olduğu hataları kabul etmeğe gider. Karşılıklı hastalıklar çok. Bunlar tartışılmadan tedavi usulleri geliştirmek oldukçe zor. Paşamız bir doktor değildi, hatta kendisinin idrak zafiyeti vardı. Böyle olunca, İslam geleneğini hastalıklarından nasıl arındırılabilirdi? Hataları kabul edilirse bu devirde bu iş çok daha kolay…

  4. Cumhurbaşkanı ve AKP Başkanı Erdoğan, ABD ile Rusya’yı parmağında oynatıyor. Ey Amerika YPG’ye 30 bin TIR silah verdin ha, ben de Rusya tarafına geçerim diyor ve geçiyor da. Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alıyoruz ki Suriye’ye girdiğimizde ABD uçakları/füzeleri bize bir şey yapamasın. ABD ne yapacağını şaşırıyor ve YPG’ye verdiği silahları geri alıyor. Türkiye bunun üzerine bir gece ansızın Suriye’ye girip PKK/YPG’yi darmadağın ediyor.

    Sonra artık Rusya’ya ihtiyacımız kalmadığı için Ey Rusya diye rest çekiyoruz. Rusya korkusundan derhal doğalgaz fiyatlarında büyük bir indirim yapıyor. Daha çok turist gönderip daha çok domates alıyor. Libya’da Hafter’i desteklemekten vazgeçiyor. Fakat bunlar nafile çabalar. Asrın liderimiz birden bire Kırım’ın ilhakını hatırlıyor ve Rusya’ya rest çekiyor. Rusya da Kırım’ı Ukrayna’ya vermektense Türkiye’ye vermek zorunda kalıyor.

    Asrın liderimiz Ey İsrail demesiyle birlikte Netanyahu başkenti Kudüs’ten Tel Aviv’e taşıyor. İsterse taşımasın, bir gece ansızın gelebiliriz. Yeni yaptığımız uçak gemimiz yola çıktı bile. Bu arada Hamas’a da selam gönderiyoruz ve biraz (2023’e kadar) sabretmesini söylüyoruz. 2023’de Türkiye serbest kalacak ve Güney’den dalacakmış. (İngiltere ile gizli bir anlaşma varmış diyorlar. Ben inanıyorum şahsen, bu Reis yaman adam!)

    Reis El-Sisi’ye telefonda bir şeyler söylüyor ve Sisi derhal İsrail-Kıbrıs-Lübnan ile olan doğalgaz anlaşmasından ayrılıyor, Mursi’nin heykellerini dikmeye başlıyor. Suudi Arabistan ise Cemal Kaşıkçı olayını örtbas etmemiz karşılığında yarı fiyatına petrol vermeye başlıyor.

    Sıra Yunanistan’a geliyor tabi ki. Yunana öyle bir zılgıt çekiliyor ki değil işgal ettiği kayalıkları, 12 adadan çekilmeye başlıyor.

    AB ise tam üye olması için Türkiye’ye yalvarmaya başlıyor. Türkiye’yi kıskandıklarını açıkça söylüyorlar. Zira onlarda savaşacak asker de yok erkek de yok. CB Erdoğan ise ağırdan alıyor, (helal olsun).

    Bu arada Suriye’den şehit haberleri geliyor. N’oluyoruz yahu derken uykudan uyanmışım, sırılsıklam terlemişim.

    Eşeği saldım çayıra
    Otlaya karnın doyura
    Gördüğü düşü hayra
    Yoranın da avradını

  5. 1) 6 Haziran 1956’da Kırşehir milletvekili Osman Bölükbaşı, Meclis’te Basın hürriyetinin önemini anlatıyor. Amerikan anayasasının mimarlarından Thomas Jefferson’un şu sözlerini naklediyor:
    “Bana parlamento müessesesi mi, adalet müessesesi mi, yoksa basın hürriyeti mi diye sorsanız, size basın hürriyetini tercih ediyorum diye cevap veririm. Basın hürriyeti olmayan memleketteki devlet bir kabile devleti olmaktan ileri gidememiştir.” (Meclis zabıtlarından aktaran: Taha Akyol)
    Thomas Jefferson’ın ölüm tarihi 1826. Ruhen, fikren ve zihnen çok gerilerdeyiz. Gericilik “Parlemento’dan, Hukuk’tan ve Basın’dan rahatsızlık” şeklinde tezahür ediyor.
    2) Parlamento: Sarayda oturan zata “Reis” diyorlar. Ülkenin reisi olmaz, kabilenin reisi olur. Reislere veya diktatörlere parlemento batar. Bizimkiler bu yüzden düzeni değiştirdiler. Bu düzende Meclis işlevsizdir. Yani kendine Meclis önünde zarar veren vatandaşın mekân seçimi hatalıdır. Memleket saraydan yönetildiğine göre kendine zarar vereceksen saraya gideceksin.
    3) Adalet: Türkiye’de hemen her zaman eksik, sorunlu ve kusurluydu. Hâlâ öyledir. Hukuku iyileştirme ve geliştirme yönünde hiçbir hareketlilik görmüyoruz. Hukuk devletinde hakkınızı, hukukunuzu arayabilirsiniz. Kabile devletinde arayamaz, Reis’e muhtaç olursunuz. Nitekim bizde de aynen böyle oldu. Nazlı Ilıcak, Reis’e yalvardı ve öyle salındı. Mümtazer Türköne de yalvarır, af diler ve boyun eğerse o zaman onu da salarlar.
    4) Basın: Parlemento’yu işlevsiz, Adalet’i de taraflı ve bağımlı yaptılar. Basına da her zaman düşmandılar ve onu büyük oranda yok etmeyi başardılar. Ama tamamen yok edemediler. Sözcü, okurlarının desteği ile ayakta ve zirvede yalnız. Ve elbette internet denen harikulade gavur icadı sayesinde özgür medyayı okuyor ve temiz hava alabiliyoruz. Trollerin görevi buralardaki sağlıklı havayı kirletmek. Herkes pis hava solusun istiyorlar.
    5) Reis “Sosyal medya şöyle oldu böyle oldu” diyor. İnternete müdahale etmeye mi hazırlanıyorlar? Yoksa müdahale edemedikleri için serzenişte mi bulunuyor?İmkanları olsa interneti de kendilerine benzetirler.
    6) Bazı marjinal tipler Türkiye’de hukuk altın çağını yaşıyor filan diyorlar… Böyle adamları tımarhaneye veya hapishaneye tıkmayıp televizyon ekranına çıkarırsan böyle laflar ederler. Baas kafalıdır bunlar. Adam, dergisinde Mao’nun posterini vermişti 90’larda. Şimdi ekranlarda Çin’den, Suriye’den filan bahsediyor.
    7) Bizde hâlâ Kaddafi’ye güzelleme yapanlar var. Emperyalizmle şöyle mücadele etmiş, böyle mücadele etmiş filan… Bu Baas kafası bizde hâlâ yaşıyor. Kaddafi 1969 darbeyle başa geçti. 2011’de geberene kadar başta kaldı. 42 sene! Bu süre içinde ülkesine ve insanına hiçbir yatırım yapmadı. Sadece kendine çalıştı. Kendi geleceğine, kendi iktidar ve saltanatına yatırım yaptı. Saddam da böyle idi. O da devrilene kadar Irak’ın başındaydı. 1976’dan 2003’e 27 sene! Hafız Esad da böyle idi. 1970’te darbe yaptı, geberene kadar 30 yıl başta kaldı. 2000’de geberince Suriye’nin tapusu oğluna geçti. O da 20 senedir Suriye’nin başında. Geberene kadar da başta kalacak… Kenan Evren ise sadece 9 yıl görev yaptı. Görevini Özal’a devretti ve kenara çekildi. Mukayese yapabilmeyi bilmek gerek.
    8) Reis’in de derdi önce 2028’e sonra da mümkünse ölene kadar sarayda saltanat sürmek. Şöyle diyor: Biz nâdânı terkettik yârânı bulduk! (Kabalığı, nobranlığı, cehaleti, bilgisizliği terkettik ve bu aziz millet bizi destekledi.)
    9) Aslında pek öyle olmadı. AKP’yi iktidara taşıyan 2001’deki ekonomik iflastı. AKP’yi iktidarda tutan da ekonomideki istikrar ve mali disiplindi. Şimdi oyların azalması ve “gidici” olmalarının sebebi de ekonomideki durgunluktur. Bunu biliyorlar o yüzden var güçleriyle ekonomiyi düzeltmeye çalışıyorlar.
    10) Kabalığı, nobranlığı, cehaleti hiç terk etmediler. Reis daha yolun başında iken “Demokrasi bizim için araçtır. Amacımıza vâsıl olunca tramvaydan ineriz” diyordu. Sonra “Bize cahil insan lazım. Okumuş insanlar uykumu kaçırıyor” gibi laflar edenler oldu. Makbul sanatçı İsmail Türüt “Alayınız Nobellik bir Orhan Pamuk’sunuz Ve hatta bana göre ondan da yamuksunuz” gibi mısralar okuyordu… Bir diğer makbul sanatçı Kıraç “Pamuk’un eserlerine baktım, içi boş” dedi, daha geçenlerde. 4 sene önce 2016’da Reis “Nobeller nasıl veriliyor gördük, görüyoruz” demişti…
    11) Bir durum değerlendirmesi yaptılar. Kabalığın, nobranlığın, cehaletin, höt zötün, bağırıp çağırmanın artık para etmediğini, oy getirmediğini, tepki çektiğini gördüler. Ve tutumlarını değiştirdiler. Reis “Bizden bir teröriste nobel verdiler” deyince danışmanı “cıvık oldu tez getir” refleksi ile hemen bir açıklama yaptı ve “Reisimiz Orhan Pamuk’u kastetmemiştir” dedi. Reis’in aklı muhtemelen Can Dündar’a gitti. Reis te bir düzeltme yaptı: Handke’ye verilen nobelin Pamuk’a verilen nobel olmadığını söyledi. Hata da ısrar etmemek te bir erdemdir. Reis her şeye maydonoz olmasa daha iyi olur.
    12) Troller harıl harıl çalışıyor. Abdullah Gül demeç verdi. Gül’ün sözlerini boğmaları gerekiyor. Majesteleri, Fetö, bilmem ne filan diyerek başlıyorlar… Ne yaparlarsa yapsınlar… Gidiciler. Gidecekler. Millet te memleket te rahat bir nefes alacak. Meclis’ten, Hukuk’tan ve Basın’dan rahatsızlardı, yok ettiler. İktidardan düştükleri zaman Meclis te, Hukuk ta, Basın da normalleşecek. Ali Babacan’a ve Abdullah Gül sessiz, sakin, kibar, beyefendi insanlar. Nâdânı terk etmiş insanlar. Kaba ve nobran değiller. Bu yüzden Milletin (yârân) teveccüh edeceğini biliyorlar. Kudurmaları bu yüzden. Kudura kudura gidecekler inşallah… Kendilerini millet, diğerlerini illet, zillet ve ihanet olarak görenler… Kendilerini bu ülkenin asıl sahibi olarak görenler… Nâdânı terketmeyip yârânı arzulayanlar… Az kaldı…
    13) Reis “Biz nâdânı terkettik yârânı bulduk” diyordu. Fethullah Gülen de “Birikip sıkışmanın son noktası boşalıp ferahlamanın başlangıcıdır” diyordu… Konu başka yerlere doğru gidiyor. En iyisi burada keseyim. Dil ve üslup önemli…

  6. Halk ağır da olsa gerçekleri öğreniyor, Gezi olaylarının içyüzü giderek ortaya çıkıyor. Şöyle ki, her ülkede anarşist gruplar vardır ve bunlar örgütlüdür. Bunların yaptığı aşırı ve kimi çirkin eylemler bahane edilerek gerçekler gizlenemez. Olayların özüne bakmak gerekir. Neydi Gezi direnişinin asıl nedeni? Erdoğan Taksim’in göbeğindeki o nadir yeşil alana Topçu Kışlası kisvesi altında bir AVM dikmek istedi mi istemedi mi? İstedi. Halk da buna tepki gösterdi. Olayın özü budur gerisi hikayedir. Gezi olayları için bir suçlu aranıyorsa, suçlu tanımına uyan Kavala’dan ziyade Erdoğan’dır.

    Seçilmiş olmak suçu ortadan kaldırmaz. Olsa olsa hükmü geciktirir. Erdoğan kararlı adımlarla kaderine yürüyor.

  7. Basit bir hükümet icraatlarına tepki olan gezi olaylarını ;siyasi rant elde etmek için bahane olarak kullanan ve memlekti kaos ortamına sürükleyen Erdoğan ın hukuksuz eylemi ,Türk siyasi tarihin utanç belgesidir.

  8. Şu CHP nin çatı adayı Gül değil mi bahsedilen.
    Hani 2007 de az daha darbe oluyordu.Özde değil sözde miyidi?
    CHP ye çatı aday olan birinin ortalıkta dolaşmaya yüzü olmasa gerek ama işte çatı ,bir Temel değil yani o kadar.

  9. ”Gezi’yi karıştıran malum kişi içerdeydi, dün beraat ettirmeye çalıştılar”

    “Dün yaşanan gelişmeler bize Gezi olaylarını bir kez daha hatırlattı” “Bunlar masum bir ayaklanma hadisesi değildir. Gezi’yi karıştıran malum kişi içerdeydi, dün beraat ettirmeye çalıştılar”

    “Her kim bu olayları masum bir çevre hareketi olarak tanımlıyorsa gafildir ya da bu ülkenin düşmanıdır.” “Gezi olayı devleti hedef alan bir saldırıydı. Gezi olaylarını milletimizle omuz omuza vererek bitirdik, Gezi’de başaramadıklarını, 15 Temmuz’da denediler… 15 Temmuz askeri darbe girişimi aynı saldırı silsilesinin aslında devamıydı ham dolsun bu saldırıyı da milletimizle birlikte boşa çıkarttık.” İMZ! TAYYİP CUMHURRIYETI BAŞ KOMUTANI! ANA YASA BAŞKANI! GENEL KURMAY BAŞKANI! HAKIM! SAVCI! EMNIYET AMIRI! UMMET VE DÜNYA LIDERİ! RECEP TAYIP ERDOĞAN….!!!!!

    H Gayret! Unuttuğum Ünvan varsa onuda siz ekleyebilirsiniz. Ablanda selamlar.
    Hoşca kalın.

  10. Sayın Bernar!
    Olaya “devlet” bağlamından girdik.
    Devleti yüceltmek mı?Kendimizi küçültmek mi?
    Devlet yada başka bir şey yada kişiye, muhayyel ve mutasavvır özellikler ve sıfatlar atfetmele, kendimizi küçültmüş olmuyor muyuz?
    Kendimizii tahkir etmiyor muyuz?
    En kestirmeden, lafı dolaştırmadan gidersek,”aşağılık bir varlık olduğumuzu” kabul ve ilan etmiş olmuyor muyuz?

    • Valla bizdeki bu sonu gelmek bilmez devlet tapınıcılığının beslendiği kaynaklara girersek, sayın YK, ve soldan sağa tüm bilinen siyasi geleneklere ruhunu ve karakterini kazandırmış bu tapınmanın neyi ya da neleri ima etiiğini kurcalamaya başlarsak, Deniz Gezmişçi THKO’lusundan Bahçeli’yi başbuğ bellemişine, Nazım Hikmet sevicisinden Gülencisine ve Reisçisine, herkes had bildirmek için sıraya girer. Biri “kibire takla attıran şarlatan” diye çakar, diğeri öbür yandan çakar tokatı “devlet düşmanı terörist” diyerek. Çok deşmeyelim, derim. Ahmet Altan’ı sallandırmak, Mümtazer Türköne’yi zindanlarda çürütmek kesmez bizim cemaatler halinde yaşamadan edemeyen milletimize. Katarlar hayatı aklıyla, ahlakıyla, vicdanıyla yaşamak isteyen dindarı, bir demokratın yanına, ikisini birden yağlı kazığa oturtup “Vurun kahpeye!” ritüellerine meze yaparlar 🙂

  11. Pentagon için hazırlanmış, normalde gizli kalması gereken bir rapor basına sızdırılmışsa eğer, devamında bu rapor hızlıca Türkçe haberlerle dolaşıma sokulmuşsa, buradaki amaçlardan bir tanesi, Türkiye’de bir darbe tartışmasının bilinçli bir şekilde alevlendirilmesi olabilir….
    Karamsarlık’ iklimine teslim olmadan, gereksiz bir panik havasına sürüklenmeden, darbe söylentilerini ülkeye sokanların “”psikolojileri yıpratma”””dikkatleri dağıtma”””niyetlerini de hesaba katarak bir duruş sergilemeli….
    Burada asıl soru RAND raporu değil, içeriden bir sorudur: Bu sefer kimi kullanacaklar?Ya da kimleri hazırlıyorlar? Ya da kimler üzerinde çalışıyorlar?

  12. Türkiye nin Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan,birkaç gün önce;” Elimizde Kapı gibi Adana Mutabakatı var.”şeklinde bir açıklama yaptı.Bu konuda bir araştırma yaptım.İşte sonuçları:
    ”Suriye hükûmetiyle imzaladığımız Adana mutabakatı Türkiye’ye gerektiğinde terör örgütlerini takip etmek için Suriye’ye operasyon düzenleme hakkı tanıyor.
    Bu çerçevede bezıları Suriye topraklarında ne işi var diyor. Amerika’yı da davet etmedi, sadece Rusya’yı takip etti ama biz de ilk olarak 2016 Ağustos’unda DEAŞ ve PKK’ya yönelik ilk harekâtımınız Fırat Kalkanı’nı başlattık. Bam elimizde kapı gibi Adana Mutabakatı var. ”
    Kaynak: Küçük Saat.com
    “Bizim elimizde kapı gibi Adana Mutabakatı var. Biz Suriye’ye, bu mutabakat çerçevesinde gittik. Hani ‘Oraya nasıl gidiyorsunuz, burası Suriye’nin topraklarıdır’ gibi yaklaşım gösterenlere bir cevaptır. Bu birinci boyutu. Girdik. Girdikten sonra bir düzenleme yapıldı. Neydi bu düzenleme? Gözlem noktaları kuruldu. Burada Soçi Mutabakatı’nın teminatı var; hele hele 2. ve 3. maddeleri, ki 2. madde çok çok önemli. İşte biz bu adımları 2. ve 3. maddelere dayalı olarak attık. Rejimin bu gözlem noktalarını kuşatmaya başladığını görüyoruz. Kuşatma karşısında sessiz kalmamız mümkün değil. Onlara karşı da biz gereğini yapıyoruz.”KAYNAK:Hürriyet Gazetesi.
    Adana Mutabakatı maddeleri:
    Adana Mutabakatı nedir? sorusu merak ediliyor. Adana Mutabakatı maddeleri nelerdir? Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamasında, “Türkiye’nin Suriye’deki varlığı çıkar hesabı değildir. Bizim elimizde kapı gibi Adana Mutabakatı anlaşması var. Biz o anlaşmanın gereği olarak Suriye’deyiz.”
    Kaynak:akşam.com.tr Adana Muhatabatı Maddeleri:
    Türkiye adına Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Uğur Ziyal ve Suriye adına Tümgeneral Adnan Badr al-Hasan’ın imza attığı Adana Mutabakatı, Öcalan’ın Suriye’nin dışında olduğu ve bir daha asla girmeyeceği, yurtdışındaki PKK unsurlarının Suriye’ye dönemeyeceği, ülke topraklarındaki PKK kamplarının bir daha kullanılmayacağı ve tutuklanan PKK üyelerinin listelerinin Türkiye’ye verilmesi taahhütlerini içeriyordu.
    Mutabakat, Suriye tarafının kısa vadede yerine getireceği taahhütlerin yanı sıra iki ülkenin uzun vadeli terörle mücadele çerçevesini de çiziyor:
    Suriye kendi topraklarından Türkiye’nin güvenlik ve istikrarını tehlikeye atacak eylemlere izin vermeyecek. Suriye, PKK’nın silah, lojistik ve mali destek sağlamasına ve propaganda faaliyetlerine izin vermeyecek.
    Suriye, PKK’yı terörist örgüt olarak ilan etmiştir. Suriye, diğer terör örgütlerinin yanı sıra PKK ve uzantılarının topraklarındaki faaliyetlerini yasaklamıştır.
    Suriye, PKK’nın topraklarında eğitim kampı kurmasını ve ticari faaliyetlerde bulunmasını yasaklamıştır.
    Suriye, PKK üyelerinin transit yollarla üçüncü ülkelere gitmesine izin vermeyecektir.
    Suriye, PKK liderlerinin topraklarına girmesini engelleyecek ve gümrük yetkililerine bunun için talimat verecektir.
    Aynı mutabakat, tarafların bu taahhütlerin yerine getirilmesini sağlamak ve gözlemek için bazı mekanizmalar kurmasını da sağlıyor. İki ülkenin üst düzey güvenlik yetkilileri arasında doğrudan telefon hattı kurulması, diplomatik temsilciliklerde güvenlik işleri için özel temsilcilerin atanması bunlardan sadece birkaçını oluşturuyor.
    Kaynak:akşam.com.tr
    HÜLASA:Türkiye nin Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan,Suriye ye girmelerinin belgesini Adana Mutabakatına bağladı.Bu mutabakatın amacı,PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan ın bir daha Suriye ye dönmemesi,PKK militanlarının bir daha Suriye ye dönmemesi , tutuklanana PKK militanalrının listesinini Türkiye ye verilmesi ve zun vadede iki ülkenin terörle mücadelesinini çerçevesini çizmektir.İşte amaç bu.Mutabakat taahhütlerin yerine getirlmesini sağlamak için bazı mekanizmaların kurulmasını da sağlanıyor.Bu mekanizma ise; iki ülkenin üst düzey yetkilikeri arasında doğrudan telefon hattı kurulması,diplomatik temsilciliklerde güvenlik işleri için özeltemsilcilerin atanması var.
    Söz konusu Adana Mutabakatının maddelerinde;Suriye nin meşru başkanı Beşar Esad ı önce kardeşim dedikten sonra katil Esad deyip ,düşman olmayı meşru hale getiren madde yok.Suriye tarafına birkaç asker geçirip, Türkiye ye birkaç roket attırmak ve Suriye ye savaş ilan etme hakkı yok.Dünya nın çeşitli yerlerinden Işid terör örgütüne militan taşıyarak onları silahlandırıp ,Suriye deki meşru hükümeti düşürme hakkı yok.Cihatçı ve ÖSO terör örgütlerinin Suriye de meşru hükümete karşı silahlı eylemler yapma fırsatları verme hakkı yok.Suriye nin bir kısmını işgal edip, kaymakamlar atama ve gözlem noktaları kurma hakkı yok.ÖSO terör örgütünü besleyip, Suriye nin huzurunu bozma hakkı yok.ÖSO terör örgütünü silahlı muhalif veya Cihattçı ayrılıkçı yaftası takarak, onları meşru örgüt ve mazur sahibi mazlum gösterme hakkı yok.ÖSO terör örgütünü öne sürüp, Suriye meşru ordusunun terör ile mücadelesinde elini kolunu bağlama hakkı yok.Kendilerine ”Siyasal İslamcı” veya ”Cihatçı” dedikleri terör örgütlerinin Suriye de serbestçe faaliyet göstermelerini sağlamak ve onları engelemeyerfek,terör yapma fırsatları verme hakkı yok.ÖSO terör örgütünü kullanıp, Suriye nin toprak bütünlüğünü çiğneme hakkı yok.Suriye meşru ordusunun, terörislere karşı topraklarını savunma hakkından mahrum etme hakkı yok.Suriye meşru ordusunun,terörist ÖSO yu ve onun destekçilerini yok etme veya Suriye topraklarından çıkarma ve topraklarını savunma hakkından mahrum etme hakkı yok.Başta Erdoğan,Bahçeli ve avanelerince ileri sürülen; Misak ı Milli ve Eski Osmanlı topraklarını tekrar ele geçirme amacı gütmek için Suriye ve Ortadoğu da işgal eylemleri yapma hakkı yok.Erdoğan ın elindeki kapı gibi Adana Mutabakatı;acaba, Erdoğan ın Suriye işgalini meşru hale getiren maddesi nedir?Bunun için;mutabakatta olmayan maddeleri dayanak göstermek, acaba ne kadar dürüstlük olur?Kirli siyaset, bu değilse nedir?
    Sayın H.Gayret’ e cevap:Özgür muhalefet ;AKP iktidarına karşı muhalefette dürüst olanlardır.Önce muhalefet edip,yağlı ve ballı böreklere sahip olmak için taraf değiştirenlerin muhalefeti değildir.Örnek:Süleyman Soylu,Numan Kurtulmuş,Tuğrul Türkeş ,BBBP ve MHP nin muhalefetçiliği değildir.Saltanat kayığına binmeden ve binmek istemeden muhalefet edenlerdir.Saygılar.

    • Turgut bey! Bizim çırağın ustalık dönemi hizli yaşa genç öl değilde yüzüne gõzüne bulaştır! Suçu başkasına at hızlı ranti cebe indir. Şu an en şanslı dönemi ÕNCEDEN SADECE RETOCULAR VARDI ŞİMDİ GEZICILERDE İMDADINA YETIŞTI! Hızlı çal köseyi dön misali. Yarında 17/25 Aralığı Geziciler ve Retocular yapti derse hiç şaşırmamak gerek.

  13. Yav arkadaş, neymiş bu KAVALa denen adam be… Sağcısı, solcusu, dinlisi, dinsiz herkesi peşine takılmış (Fareli köyün KAVALcısı mı nedir…) bu adamı savunuyor… Suçlu mu değil mi bilmem ama tekin bir adam olmadığı belli…

    • Kabahat bence sizde, sayın Yıldız. Çıkmadınız ki ortaya kendi kavalınızla sağcısı solcusu, dinlisi dinsizi peşinize takılalım. İ. Tatlıses haksız mıydı vakti zamanında “Yaw yaşadığımız şehirde Oxford vardı da biz mi gitmedik?” diye sorarken?

      Ben o sözünü ettiğiniz farelerden biriyim.

      Peşine takıldığım abimizin adı da Osman değil, ADALET-bu isim size aşina görünmediği gibi tekin bir isim olarak da görünmüyorsa, merak edip bir Google’layın bakalım neymiş ne değilmiş. . .

      • Adalet abla olmalıydı sn.bernar, ağaoğlu inşaatın kızıdır kendisi:) o oxford mahrumu ibo da adam olsaydı şimdiye kadar gidip ordan bi diploma alabilirdi ama neyse…

      • Yani devletin kafasına öylesine esti ve Kavala’yı içeri tıktı öylemi?? Kimseyi değil de Kavala’yı ha? İyimisiniz? Sn. Koru iyimisiniz?

  14. Ben Sayın Gül’ün dünkü mülakatını çok başarılı ve yerinde buldum. Çok açık ve net ifadelerle siyasi geçmişinden günümüze kadar geçen süredeki siyasi davranışlarının nedenlerini, olmazlarını, temkinini; ülkenin geneline matuf endişe ve umutlarını besleyen ruh halini okudum mülakatında Sayın Gül’ün.

    Öyle zaman dilimleri vardır ki, kısa da olsa çekilmezliğiyle çok uzun gelir insana; tam tersi hem uzunca bir zaman dilimini kapsar hem de çekilmez olur ki bu da bitmeye mahkumdur. Sabırla…
    Ama her ikisinde de tecrübe edinilir, yerinde ve doğru kullanılırsa kazanıma döner.

    Mesela “siyasal İslam”ın bitişi…

    Sn. Gül, tespitini tecrübeye dönüştürmüş şekliyle bunu dünkü mülakatında deklare etti.

    Az bir şey değil; İslami kökenden geleceksiniz, dine refere siyasi dil tanzim edip kitleleri peşinizden sürükleyeceksiniz; bir siyaset duayeni olarak demokratik-laik bir yönetimin en tepe yöneticisi olacaksınız, sonra gelinen noktada “siyasal İslam” Türkiye’de -dünyada da- bitti diyeceksiniz.

    Peki yerine neyi ikame ediyor Gül?

    Bu sorunun cevabına geçmeden önce Siyasal İslam’ın başarılı olduğu bir yönetim sistemi örneği dünyada mevcut mudur? sorusu cevapsız kalacaktır diye belirtmeliyim. Çünkü; şer’i bir yönetim şekli olmadıktan sonra bütün İslami nitelemelerle oluşturulan yönetim şekilleri İslami yönetim anlayışının/düzeninin yerini tutamayacaktır. İslam, siyasetin bir rüknü değil, belki siyaset İslamiyetin bir şubesidir.
    Olabilecek tek şey; dindar-muhafazakar yöneticilerin -en alttan tepeye kadar- dindarlığının gereği hukuk, ahlak ve adalet realitesini idaresine yansıtması ve bunu kitlelere hissettirmesi olabilirdi ki; olmadı…

    Bir ülkede farklı toplum kesimlerinin bir arada adalet, güven ve hukuk içerisinde birlikte yaşaması ve bu yaşanmışlık süresi içerisinde edinilmiş tecrübenin/birikimin, milli birlik ve aidiyet şuuru içinde örgütsel bir -devlet- yapısına dönüşerek devam etmesi, toplumsal sorunları ortadan kaldıran ideal bir durumdur ve güçlü bir ülkeyi netice verir.

    Ülkemizdeki birkaç siyasi partinin de, yaşanan sistem sorunlarına benimsenen bir çözümü sunuyor olsa da uygulamada bu, siyasi ve devlet tecrübesiyle, olgun ve ağırbaşlılığıyla “siyasi ahlak” zatında mündemiç Sn. Abdullah Gül “İyileştirilmiş Parlamenter Sistem” için olabilecek en iyi lider, yöneticidir diyebilirim.

  15. Gezi olayları bir bütün değildir. Olaylara Gezi-1 ve Gezi-2 olarak bakmak gerekir.

    Gezi-1 : İstanbul içindeki nadir yeşil alanlardan biri olan Taksim Parkı’na Topçu Kışlası maskesi altında AVM yapılmak istenmiştir. Bunun üzerine genç ağırlıklı yüzbinler harekete geçmiş malum gösteriler düzenlenmişti. Gezi-1 grubu sol ağırlıklı olmakla birlikte CHP bayraklarına bile izin vermemiş, haklı protestoya günlük siyaseti karıştırmamıştı. Bu grup AKP’lilerin de yarısı dahil toplum tarafından desteklenmişti.

    Gezi-2 : Daha sonra olayları fırsat bilen bazı anarşist gruplar da “bu bizim işimiz” diyerek meydana akın etmeye başlamıştı. Bunların içinde MİT’in kontrolü altındaki bazı terörist gruplar da vardı. AKM cephesine Apo posteri asıldı ve uzun bir süre indirilmedi, bilerek göz yumuldu. Olaylar esas maksadının dışına çıktı ve Apo posterini gören Gezi-1 protestocuları meydandan ayrıldı. Meydan anarşist ve teröristlere teslim edildi. Olaylar bu şekilde ‘dizayn’ edildikten sonra Erdoğan gelip Gezi-2’ciler ile görüştü. Daha sonra ise havuz medyasının da desteği ile tam bir propagandaya dönüştürülerek gerçekler saptırıldı.

    Gerçek olanı Gezi-1 eylemleridir ve sonuna kadar haklıdırlar. Onları bir kere daha saygıyla anıyor ve selamlıyorum. Topçu Kışlası adı altında Taksim’in göbeğine AVM dikilememiştir. Benzer şekilde Kanal İstanbul adı altında iki tane yeni rantiye şehri İstanbul’a yapılamayacaktır.

    Not : Konuyla ilgili olarak güzel bir makale tavsiye edebilirim.
    https://www.haberturk.com/yazarlar/nihal-bengisu-karaca/2587004-yaptigi-sey-suc-olmadigi-icin-yapmadigi-seyden-yargilaniyor

  16. Sayın Bernar!
    Bu millet Allah’a değil, devlete inanıyor diyorsunuz.
    Büyük ölçüde haklısınız.
    Ülkemizde devlete atfedilen değer ili Allah inancının bağdaşması mümkün değil.
    Yediğimiz içtiğimiz bir yana teneffüs ettiğimiz havayı bile devletten bilir hale geldik.

    • Yapabileceğimiz yegane şey, birbirimizin varlığından güç ve umut devşirebilmek ve genç kuşaklardan insanlarla sohbet edip hayat ve toplum üzerine fikir alış verişinde bulunurken, sağduyunun, aklın, ahlak ve vicdanın sesi olmaya çabalamak, sayın YK. Bu ise, artık pek çok eminim, hiçbir sosylojik cemaate (laikler, Kürtler, Türkler, Gülenciler, ülkücüler, vs.) ait olmadan, bunların ahlak dışı ve omurgasız bir papağanı olmayı öz-aşağılama sayarak, bir başına durabilmeyi gerektiriyor. Sayıları az da olsa her kesimde var böyle insanlar. Değilse, inanın, uzaklardan izlediğim bu ülkeye tamamen sırt dönüp adını bile işitmek istememek işten değil.

      • Sn.bernar, bize taylandın rejim özelliklerini ve güzelliklerini anlatır mısın? Askeri rejimde yaşayan bir kanun kaçağı gelip burda bedelli askerlik yapanlara küfretmesin, suç mu bedelli askerlik yapmak..!

        • Tayland taze bitti, size Kamboçya verelim, H. Gayret biladerim.

          Evet. Bedelli askerlik yapmak suç, üstelik de aşağılık bir suç. Hele bu suçu işleyenler devletin en tepesindeki siyaset esnafı ise, katmerli suç.

          Neyin suç olup olmadığının tek ölçütü benim soysuz ve ilkel bulduğum devletin zenginler ve ayrıcalıklılar için yaptığı yasal düzenlemeler mi?

          Ahlak ne?

          Boru mu? 🙂

  17. ”Güzeli ağlatırlar,çirkini söyletirler.”Kaynak:Fidayda Türküsü.Soru şu:Peki 18 yıldır;Erdoğan ve avanelerini kimler söyletiyor,özgür muhalefeti kimler ağlatıyor?

  18. Sevgili Bernar Bey dün şu satırları yazmış ‘Bu davanın iddianamesi, devlete dalkavukluk eden, devletten çok devletçi Cemaatçi polis şefleri ve savcılarının iddianamesi idi. Şimdi bunlar hiç utanmadan çıkar dava sonucuna ilişkin olumlu yorumlarda bulunurlar. . .’
    Yani Bernar’cığım ne diyeyim gene söbelemişsin bizi. Cemaatin Üst Akıl Kurulu günlerdir yemeden içmeden toplantılar yaparak bu Gezi Davası sonucuna ne tepki vermenin iyi olacağını tartıştı. ‘Beraat ederlerse üzülürüz ama sevinmiş gibi yapalım, Ceza alırlarsa sevinelim ama üzülmüş gibi yapalım’ şeklinde bir karar aldılar sanırım. Eh senden kaçmaz tabii.
    Ben bu Cemaat’in üst aklını da anlamıyorum (bunca senedir içlerinde olmama rağmen), hele de şu polis şeflerini. Gözünü karartmış ülkeye ileri demokrasiyi getirmeye çalışan Başgan’a niye çelme takarsınız? Adam “ne istediler de vermedik” dedi. Demek bunlar dükkanın anahtarını istediler anlaşılan. Nitekim Cemaat devreden çıkınca ülke demokraside ve insan haklarında çağ atladı, ileri demokrasiyi yakaladı ve hatta aştı. Bu vesileyle teşekkürlerimi iletmek isterim Bernar Bey. Sayende bu kumpas meraklısı polis şeflerini de ortaya çıkardık. Anlaşılan o cins savcı ve hakimlerden hala var ki Osman Kavala’ya gene tezgah durumları var. Neyse ki Başgan gene müdahale eder, meseleyi çözer. Şimdilik hoşça kalın.

    • “Gidiniz Gezi davası iddianamesi hangi savcı tarafından yazıldı, hangi polis müdürlerinin ‘kanıt’ ve ‘tanık’larıyla desteklendi, öğrenin ve sonra gelip Bernar’a laf yetiştirin” diyeceğim. Olmayacak duaya amin demek olacağını bilidiğim için “Salla, boşver. . .” demeyi yeğliyorum.

      • Gezi iddianemesini hazırlayan savcı ve ilgili polis müdürleri hapiste kaç sene oldu.
        Savcının güçlü isimlerin iddialarını mahkemeye taşıması suç mu? Gene güçlü siyasilerin delil diye polise gönderdiklerini dosyalayıp savcılığa göndermesinde nasıl bir suç unsuru bulunuyor acaba?

        Ben hukuktan hiç anlamam, bilmediğim için soruyorum.

        • CinAli şapkanla yine masum ve “bilip öğrenmek isteyen ilkokul mezunu” rolünde zuhur etmişsiniz Baran Kardeşim.

          Madem, “Gezi iddianemesini hazırlayan savcı ve ilgili polis müdürleri hapiste kaç sene oldu.”ğunu biliyorsun. O zaman, Gezi davasında ek bir iddianame düzenlenmediğini, halihazırdaki iddianamenin o kodesteki Cemaat militanlarının hazırlamış oldukları iddianame olduğunu, o iddianamenin ‘kıymetlendirilerek’ yola devam edildiğini de bil -ya da bilmezlikten gelme.

          Seni gidi uyanık CinAli seni! 🙂

  19. Yazar:
    “Demokrasilerin olmazsa olmazı sayılan şiddetten uzak protesto hakkını kullanan insanlara ‘suçlu’ muamelesi yapılması..”

    Yazar:
    “Gezi davası’ diye bilinen, İstanbul’daki Gezi Parkı’nın ağaçlarının kesilmeye başlaması ve bunun ülkemizin en kalabalık kentinin nefes alma borusunun koparılması …….yargılanıyordu.”(kentin nefes alma borusu mu :))

    A.GUL:
    “GEZİ OLAYLARI İLE GURUR DUYUYORUM DEDİM”

    M.A. Alabora; “Mesele iki ağaç değil sen hâlâ anlamadın mı arkadas !”

    gulmek yok 🙂

  20. Sayın Koru’nun yazısının son cümlesi şöyle: “(. . .) Böyle bir ülke olmaktan çıkmanın yollarını aramalıyız.” Bizim “böyle bir ülke” olmaktan çıkmamız beklenmemeli.

    Çünkü, hastalıklı bir ZİHNİYET, toplumun tüm kesimlerini eline geçirmiş.

    Bu zihniyette birey yok, özgürlükler yok, hayata saygı yok, adalet yok, insana saygı yok. Birbirine saygı yok.

    Varsa yoksa kutsal devlet var. O “kutsal devlet” adına ve hatırına, zulümlerden zulüm beğenme var.

    DEVLET dediğinizde, laikinden dindarına herkes devletin arzu ettiği çizgide hizalanıyor. İster Ergenekon davalarına bakın, ister FETÖ davalarına, ister Gezi davasına. Bunların hepsi, hücrelerine kadar çeteleşip adeta kangren olmuş devletin kokuşmuşluğunu aydınlığa çıkaran deneyimler -bakar körler için değil elbette.

    Susurluk’taki o Mercedes marka aracın içindeki uğursuzları bir araya getiren şey devlet.

    Yargı düzenini devlet içinde yuvalanmış çetelerin meydan savaşı, savcıları yargıçları o çetelerin tetikçi militanları haline getiren şey devlet.

    AK Parti’nin Anayasa hukukçusu ağır abisi Burhan Kuzu ile Gülen Cemaati’nin kahraman savcısını İranlı uyuşturucu baronunun önüne yatıran şey devlet.

    Devletin başındaki zatın oğulları bedelli askerlik ve çürük raqporuyla askerlikten yırtarken, kendi ilkel ve beceriksiz siyasetinin bedelini yoksul gençlere ölümle ödeten şey devlet.

    Subayların kendi aralarında çeteleşip birbirinin boğazına sarıldıkları şey devlet. Futbolcuyu, motor sürücüsünü milletin vekili diye meclise gönderen şey devlet.

    Bilmem kaç milyon gencine iş sunamayıp, emeklisine açlık sınırında maaş veren şey devlet. . .

    Cumhuriyet’in kurucu babaları ile hastalıklı bir İslam gelenek ve öğretisinin, ilkel bir milliyetçiliğin ortak çocuğu bu devlet tapınıcılığı ve ona uygun düşen zihniyet.

    Dibe vurmadan bu ülke, herkes önce zulmeden sonra zulm gören olma sırasını birden çok kez yaşamadan, bu zihniyet daha varlığını uzun süre sürdürecek görünüyor.

    O zaman herkes zulm görsün, zulümden nasibini birden çok kez alsın. O kadar çok sırası gelsin ve o devri daimden geçsin ki aklını başına devşirinceye kadar, gelecek kuşaklara bu zehiri zihinlerinden sökü atmak dışında bir seçenek kalmasın.

    Yıksınlar bu devlet denilen çeteleşmiş yapılar düzenini, adam gibi bir devlet inşa etsinler yeni baştan.

    Evet, saydırın Abdullah Gül’e. Saydırın A. Babacan ve kadrosuna.

    Saydırın milliyetçi, laik, muhafazakar kimliklerinizle bu “devlet düşmanı bozguncu” yorumcuya.

    Bir gün Gülencilerin arkasına geçip, “Kahrolsun Ergenekon!” diye bağırın, ertesi gün Ergenekoncuların arkasına geçip “Kahrolsun FETÖ!” diye bağırın.

    Kendi çocuklarınızın ve torunlarınızın geleceğini bu şekilde hazırlayın.

    Dibe vuruncaya kadar, durmak yok, yola devam. . .

    • Sn.bernar, bize biraz taylanddaki özgürlükçü rejimin sağladığı güzelliklerden bahset de gözümüz gönlümüz açılsın! Kanun kaçaklarının kılına bile dokunulmayan, askeri rejimle yönetilen bir ülkede yaşayıp da türkiye gibi bir demokrasiye değil de, Diktatörlüğün askeri olanından hoşlanıyorsun bakıyorum…

    • Sayın Bernar durumu gayet güzel açıklamışsınız.

      “O zaman herkes zulm görsün, zulümden nasibini birden çok kez alsın. O kadar çok sırası gelsin ve o devri daimden geçsin ki aklını başına devşirinceye kadar, gelecek kuşaklara bu zehiri zihinlerinden sökü atmak dışında bir seçenek kalmasın.”

      Biraz da ben katkıda bulunayım.

      Kimi devletten
      Kimi milletten
      Kimi türkten
      Kimi kürtten
      Kimi suniden
      Kimi aleviden
      Kimi müslümandan
      Kimi dindardan
      Kimi dinsizden
      Kimi makam sahibi olmuştan,
      Kimi hoşnut olmadığından
      Kimi kıskandığından
      Kimi haset ettiğinden
      Vesselam herkes diş bilediği birinden
      İntikam almaya çalışıyor.

      Kahir ekseriyet, içinde kalmış hırsa esir düşmüş.
      Secdedeki yanındakini nasıl çelmeleyeceğini düşünüyor.
      Diğerinin başına geleni kendisi için iyi görüyor.
      Halkın büyük çoğunluğu bu gidişten hala bir beklenti ve ümit içinde.
      Belki de üç kuruş daha fazla menfaatlenebilirmiyim diye hayal ediyor.

    • Yani Beraat kararını olumlu olarak mı değerlendiriyorsunuz? Taylanddamısınız Bernar bey şimdi, Mail adresiniz değişti mi? yandex uzantılı olan?

      • Her uzantılı email adresimin altından girip üstünden çıktılar, Alper Bey.
        Evet. Beraat kararını olumlu değerlendirenlerdenim. Yorum sayfalarında FKT Bey’in yaptığı Gezi1 Gezi2 kategorisinin doğru olduğunu düşünüyorum. O. Kavala kimdir, nedir, ne değildir. . . Bütün bu türden soruları havuz medyasının kalemşörlerinden öğreniyor milletimiz.

        Sadece işin iç yüzünü öğrenmek değil, kepazeliklere gülmek için sadece 2 yazı önerisi -elbette derdi hakikat olanlar için.

        https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/hayir-oyle-anlasilmamaktadir-9467
        https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/yerli-ve-milli-hukuka-emanet-12319

        Derdi hakikat olup da hakikatin peşinden gitmeye vakti enerjisi olmayanlara da iki soru sormuş, ve yanıtlamış olayım olayım:

        15 kişinin MÜEBBET HAPİSLE yargılandığı Gezi Davası’nın iddianamesinin üzerine kurulduğu soruşturmanın savcısı kim, biliyor musunuz?

        Muammer Akkaş. Yani, Yıldıray Oğur’un hatırlattığı üzere, “Daha sonra 17/25 Aralık soruşturmalarının, adliye binası önünde bildiri okuyan savcısı. Halen FETÖ’den firari” olan ‘savcı’.

        Osman Kavala hakkındaki iddianamenin hazırlanması için ne kadar beklendi?

        460 gün beklendi. Duruşmaların başlayabilmesi için, iddianamenin yazılması gerekiyordu. Peki davaya bakan yeni savcılar 16 ay içinde olayları soruşturup bir iddianame hazırladılar mı? Hayır. Hazırlamadılar. Peki ne yaptılar? Savcı kılığındaki Gülenci militan ve tetikçinin yıllar önce hazırladığı sorulturmayı aldılar, hukuk mevzuatımıza “yeniden kıymetlendirmek” deyimini kazandırıp davayı o soruşturma üzerine kurdular.

        Bu şarlatanlıklar da bir kuşku bulutu peydahlamaya yetmiyorsa, yapacak bir şey yok: “Vay Sorosçu nammussuz!” deyip geçin, derim.

  21. Onu bunu bilmemde! Sadece 2013; Türkiyenin tepe takla gitmesinin başlangıcı olduğu’nu ve o sene dönen entirkalari iyi biliyorum! Nedenmi iyi biliyorum? Micheal Rubin ve onun gibi diğer Orta Doğu istihbarat uzmanlarından oluşan gazeteci ve yazarların yazı ve koferanslarından, dolayi.

    2017 Mart ayında, milli Damat Riza Zaraf’ın rüşvet ve yolsuzluklarını araştırılmasi için ABD istihbaratının MIT’e verdiği belgeleri MİT’in zamanın başbakanına vermesi ile TC nin çöküş pimide çekilmiş oldu.

    Bizde yalan ve iftira ile yolsuzluk yapanların işleri tıkır, tıkır, yüriyor.

    2017’de ki Mahkamenin iddanamesiTC hükümetini ortadan kaldırmak için Osman Kavalan Gülencilerele beraber Gezi olaylarını başlatmış.

    2017
    Osman Kavala’nın tutuklama gerekçesinde “Osman Kavala’nın, hükümeti ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye yönelik bir ayaklanma olan ve tüm terör örgütlerinin (FETÖ/PDY, PKK/KCK, DHKP/C, MLKP) aktif olarak katıldığı ve destek verdikleri kamuoyunda ‘Gezi olayları’ olarak bilinen eylemlerin yöneticisi ve organizatörü olduğu için TC mahkemeleri ve Cumhur itifaki Hakimleri tarafından cezalandırılmış.

    Kemik kanseri Ahmedin Annesinede aynisini yaptılar. Onun mutluluğuda 7 saat sürdü.

  22. Bu davaya bede olumsuz tarafından bakıyorum
    ŞAKA GİBİ !!! 58 kamu binası, 68 MOBESE kamerası, 337 işyerinin tahrip edildiği, 90 belediye otobüsü, 214 özel araç, 240 polis aracı ve 45 ambulansın kullanılamaz hale geldiği, 14 parti binasının zarar gördüğü….ve sonuç gezi parkı davasında yargılanan herkes berat etti… Ülkemizde yargıya halkın neden güvenmediğini haklı çıkaran bir karar olmuş sanki . Şimdi bunca yapılan zararı kim karşıladı acaba yargıçlar mı? Siyasiler mi?…. İşte ülkemizin yargısı ne hale geldiğinin bir kanıtı daha ŞAKA GİBİ!!! Müebbetle yargılanan sanıklar beraat ediyor. Bu nasıl bir iddianame nasıl yargılama İddianame ile yargılama arasında bu kadar sapma nasıl oluyor bu iş de bir yanlışlık yok mudur… sanki iddianameyi hazırlayan bir başka ülkenin hukuk sistemine göre hazırlıyor yargılamayı yapan bir başka ülkenin hukuk sistemine göre yargılıyor. Sonuç olarak benim yargım senin yargın ilkesi dün de vardı bugünü bilmem ama yarında olacak…. Bir başka konu bizim ülkemizde hiç kimse 1- başarısızlığı 2- hatasını asla kabul etmez.

  23. Gül şimdiye kadar konuşmadı. Bundan sonra da konuşmasa olurdu. Zaten söylediklerinde de ciddi bir şey olmasa gerek kimse ses vermedi. Ben okumaya da gerek duymadım. Bu kadar ihtiyatlı olunca siyasetçi olamıyorsunuz. Siyaset ciddi eleştiri yapabilecek akıl ve söz yeteneği gerektiriyor. Bizde ya küfrediyorlar ya susuyorlar. Ortası yok. Küfredenler kabadayı, susanlar korkak. Bu siyaset değil gerçekten. Siyasetin ve demokrasinin rayına girmemesinin sebebi de bu zaten. Eleştiri ve konuşma kültürü yok. Okullarda eğitim de bunun üzerine tamamen. Kendini ifade etme, farklı olmak, farklı görüş belirtmek yok asla. İbadet ve itaat var sadece. Buradan da bir şey çıkmıyor o yüzden. Avrupadan azıcık birşeyler öğrenseydik bir adam olurduk. Olmadık, olamayacağız da. Karamsar bir gün gerçekten. Kavala’ya yapılan haksızlık komedi türü bir zulüm. “Sizi oraya tıkan irade öyle istiyor” türü bir zulüm. 60 yılda bir milim ilerlemedik.

    • Benim oolum bi okur, döner döner bina okur; avrupanın neresinde gördün sen o eleştiri ve konuşma kültürünü? Bi ağzını aç bakalım fransada, jandarma dipçiği nasıl iniyor suratına görürsün! Ya da hollanda polisinin itleri kaptı mı orandan eleştirel eleştirel konuşursun K9 larla… papucumun tatlısu kurnazları, eleştiriyi nerde öğrendin sen bakiim; halbuki gıybet deniyordu eskiden, haa o hocamıza yapılarsaydı o galiba..?

  24. Malesef sizin kadar iyi niyetli olamayacagim. Muhalefet ve medyası bunu osman Kavala uzerinden bir şova donusturduler. Adamin sevenleri yıllarca hasretle kavuşmayı beklerken kendi siyasi hesaplarını düşünen bencil bir muhalefetin kurbanı oldular. Sorun degil yine siyasetine yapmaya devam ederler.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız