Dört yıldır durmadan yazıyorum; galiba biraz dinlensem iyi olacak

92

Geçmişte ben neyi savunuyor idiysem, şu yakınlarda neyin olmasını nelerin olmamasını istemişsem, Türkiye’de şu sıralarda hemen hepsinin tersi işler gündemi belirliyor.

Suriye ve Libya’da Türkiye’nin müdahil olduğu gelişmeler her geçen günü ülke ve insanı için çok daha tehlikeli hale getiriyor.

Gazeteciler tutuklanmasın, yayınlara müdahale edilmesin, insanların haber alma hakları hiçbir gerekçeyle sınırlanmasın diye yırtınıp duruyorum; son günlerde olanlar, olanlara hükümet çevrelerinden ve iktidar partisinin itibar ettiği yazarlar ve yorumcular tarafından verilen destekler aklı zorlayan boyutlara erişti.

Yeniden aynı şeyleri kim bilir kaçıncı kez tekrar etmenin kimseye bir yararı var mı? Varsa ben bilmiyorum.

Şairin dediği gibi “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”

En iyisi gönlün sesini duymazlıktan gelmek.

Galiba yazı faaliyetine hiç değilse bir süreliğine ara verip güncellikten biraz uzak kalmak en iyisi.

Okurlarımın da beni anlayışla karşılayacaklarına inanıyorum.

Reklam

Merak edilmesin, bu yorgunluk hali geçer geçmez yine sizinle olurum.

ΩΩΩΩ

92 YORUMLAR

  1. Üstadım sizin boşluğunuz hiç dolmuyor. Bugün bir kaç yazara baktım sizin yerinizi tutmuyor ,hele oradan oraya savrulanlar var ya okuma zahmeti ne bile katlanamıyorum. 20 yıldır takip ettiğim yazılarınızı okumayınca kendimde bir eksiklik hissediyorum. Hele ki bugünkü dünyanın gündemine baktığımda sizin eksikliğinizi daha çok hissediyorum.kararınıza saygılıyım yalnız mücadelede kırgınlığa dargınlığa pabuç bırakmayacağınızı düşünüyorum.yalnız siz yorulmuş olabilirsiniz ama en kısa zamanda geri dönmenizi dört gözle bekliyoruz.

  2. Korona pandemisine rağmen Beştepe camisinde Cuma namazı kılınmasına karar verilmesinin bir mesajı var. Sünni siyasal kültürüne göre bu mesaj şudur: “Halife başımızdadır ve görevine devam etmektedir”.
    Bu nafile namazın başka hiçbir anlamı yoktur. Dinen bir karşılığı yoktur ve günümüzde pek de anlamı olmayan siyasi bir tutumdur.

  3. Sayın editöre bir sorum olacak. Bazen ilgilendiğim reklamları tıklıyorum. Fakat sayfadan ayrılmamak için sağ tıklayıp yeni bir pencerede reklamı açıyorum. Bu durumda da reklam tıklanmış oluyor sanırım. Aksi takdirde “tıklanma kaybı” olacak. (Bu işlerden fazla anlamadığım için tedbir amacıyla sordum)

  4. Malum, artık eskisi gibi ortalıkta dolaşmak pek yok!.. Kendi başına buyruk yaşam artık eskisi kadar hür değil. Bencil iradesinden başka bir iradeyi pek kabul etmeyen, gözümle görmeden inanmam diyebilenler (misal, bazı laikçilik mezhebi yobazları) gözle göremedikleri kadar minnacık bir virüse teslimiyetin aczini pek kaldıramıyorlar, «Kahrolsun koronavirüs!» sesleri yükseliyor…

    Bu duruma mukayese ile, Allah’ın iradesine teslimiyeti imanlarının gereği olarak gören, ebedi hürriyetin/huzurun anahtarı olarak gören ve hasbel-kader bu şekilde yaşayan maneviyatçı kesim «Kahrolsun», «Sanki isteyerek mi geldik, rahat yok! batsın bu dünya!» yerine, «çetin düzende, bu da Allah’tan» anlayışı içersinde tevekkülle gerekli tedbirleri alarak evlerindeki hürriyetle yetiniyorlar.

    Evlere kapanılmışlık eskisi kadar zor olmamalı. Internet ile değil mahalleyi, kasabayı, değil ülkeyi, hatta dünyayı dolaşmak mümkün. Belli ki insanların çoğu evlerinde bunu yapıyor. Bu sebeple internette istenilen yere varmak eskisinden daha fazla zaman alabiliyor. Bilgi kaynakları varılabilecek en güzel yerler. Misal, güncelliği açısından: https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/faq.html
    ….
    “Bana birşey olmaz” de, sen! ey kara cehalet,
    Bilgi ve düşünceyle, medeni ol cesaret!..

    Gençliğine güvenme, bu virüs başka virüs,
    Sürprizi en seveni, kendinden menkul bir Brütüs…
    ….

    Cehaletin cesaret kaynağı bilgisizlik ki «cahil cesareti» gibi bir tabiri doğurmuş. Yukarda verdiğim adreste pratik bilgiler var, İngilizce. Ancak bilmeyenler için Google’un anında tercüme imkanı mükemmel olmasa da oldukça yeterli görünüyor.

    “Virüs salgınına karşı çocuğumu nasıl koruyabilirim” başlığı altındaki bilgileri Google’un İngilizce-Türkçe bölümüne aktarınca anında yapılan tercümenin yeterince anlaşılır olduğunu aşağıda görebilirisiniz. Bu bölüme ait tercümeyi aynen aktarıyorum:

    «Çocuğunuzu, sağlıklı kalmak için herkesin yapması gereken şeyleri yapmasını öğreterek COVID-19’un yayılmasını durdurmaya yardımcı olabilirsiniz.

    Ellerinizi genellikle sabun ve su veya alkol bazlı el dezenfektanı kullanarak temizleyin
    Hasta olan insanlardan kaçının (öksürme ve hapşırma) Evin ortak kullanım alanlarında yüksek temas yüzeylerini günlük olarak temizleyin ve dezenfekte edin (örn. Masalar, arkalıklı sandalyeler, kapı kolları, ışık anahtarları, uzaktan kumandalar, tutamaklar, masalar, tuvaletler, lavabolar)
    Üreticinin talimatlarına uygun olarak yıkanabilir peluş oyuncaklar içeren öğeleri yıkayın. Mümkünse, çamaşırlar için en sıcak su ayarını kullanarak çamaşırları yıkayın ve çamaşırları tamamen kurulayın. Hasta bir insanın kirli çamaşırları başkalarının çamaşırlarıyla yıkanabilir. »

    Görüldüğü gibi bazı ifade bozuklukları olsa da «arif olan» ın anlayabileceği kadar yeterli. Yani, ingilizce bilmek şart değil….

  5. Sayın Fehmi Koru’nun değerli yazılarını tekrar göreceğimiz inancıyla soruyorum:

    Acaba şöyle olsa ;

    – Yoruma yorum olmasa,
    – Sözcük sayısı …. geçmese

    Nasıl olur?

    • Bu kısaltma, daraltma, azaltma işlerini sizden beklemezdim doğrusu. Bir aydın meydanında Tweeter tadında düşünmek yazmak da noluyor…

      • Haklısınız, fakat önerimin gerekçesini anlayacağınızı düşünüyorum.
        (Sözcük sayısını ise Twitter ayarında düşünmemiştim sadece yüksek bir üst sınır öngörmüştüm, ukalalık olmasın diye de bir rakam vermemiştim.)

  6. Şu anda, bu memlekette, bu insanlara en hafifinden, küsmemek, gönül koymamak için.. Ne lazım bilmemem?
    Ama zat I Alinize, bu durumda, bu zamanda, bu memleketin garip insanlarına ŞEFKAT göstermek gerek. Bu kıt aklımla aklettiğimi arz ederim

  7. Dün akşam üzeri…
    Prof. Dr. Sabri Tekir “arkadaşımız” aradı…
    “Arkadaşımız” dedim ya; Fehmi Koru ile müşterek arkadaşımız…
    Arama sebebi Fehmi Koru’nun bizi alıştırdığı yazılarını yazmaması; sebebini sordu…
    Dakikalarca konuştuk; lise yıllarında Fehmi Koru ile GURBET dergisini çıkardıkları günleri anlattı…
    *
    Derin konuları da konuştuk…
    O konulardan söz edecek değilim…
    Sabri Tekir arkadaşımıza söz verdiğim üzere…
    Derhal Fehmi Koru arkadaşımızı aradım, malum soruyu sordum…
    *
    Değerli Fehmi Koru okuyucuları…
    Bu soruyu sizler için de sorulmuş sayın…
    Fehmi Koru yazılarına kavuşma hasretlerimizle…
    Selam dua hürmet muhabbet ve sağlık dileklerimizle…

  8. I- konuya aşağıdan devam….

    Virüs havada 2-3 saat kalabiliyor. Hava akımı şartlarında (yani, kendini hafiften rüzgara kaptırmış) kendince tutunabileceği elverişli minnacık bir “konuk” bulursa süre daha da fazla uzayabiliyor. Temiz olmayan yüzeylerde özellikle, yüzeyinde yiyecek artığı organik kalıntı olan ve bakteri/mantar üretebilen yüzeylerde çoğalabiliyor. İnsanları aksırığı öksürüğü yüzeyleri kirletirse, haliyle çok daha uygun ortamlar oluşturulmuş oluyor. «Yüzeylere mümkünse dokunmayın» uyarısının ana nedeni zaten bu.

    Yüzey çeşidine göre virüslerin ne kadar etkin olabileceği süresi malzeme tipine göre çeşitli. Bu süre 4-5 saatten 3-4 güne kadar değişebiliyor. Bu konu araştırılmakta olan bir konu. Örneğin, insanda nezleye sebep olan virüs yüzeylerde sadece 1-1.5 saat aktif olabiliyorken bazı virüs çeşitleri, örneğin ishal yapan virüsler (ki kovid-19’un bir belirtisi de ishal yapabilmesi. Ateş-başağrısı yorgunluk yapması şart değil!), dokunabilecek yüzeylerde bir haftaya yakın aktif kalabiliyor. Sonrasında etkinliği pek kalmıyor. Tehlike olmaktan çıkarken «bakın ben buradaydım» dercesine sadece iz bırakıyor. Yüzey analizi yapan teknisyenler de “virüsün imzasını tanıyor, evet kovid-19 buradaymış” sonucuna varabiliyor.

    Değindiğim bağlantıdaki uyarılarda dikkati çeken eksiklik var demiştim. Zamana karşı ciddi bir mücadele verildiği için yurtdışında bu eksiklikler daha suratle giderilmektedir. Örneklerini vereceğim uygulamalara günlerce önce geçildi. Umarım bizde de bir an önce geçilir….

    Fabrika olsun olmasın insanların topluca bulunmak zorunda olduğu toplu taşınma, hastane, alışveriş (gıda) merkezleri mesai saatlerini biraz değiştirdiler. Gördüğüm uygulama şu: Buralarda çalışanların bir kısmı sadece temizlik işlerine yöneltildi (hatta bazı alışveriş yerlerinde bu mesailerde çalışanların saat ücreti %10 kadar arttırıldı). Bu alışveriş/iş yerleri gece kapanmadan önce insanların/müşterilerin dokunması muhtemel her taraf virüs öldürücü dezenfektan ile siliniyor. Sabahleyin saatler biraz daha erkene alınmış durumda. Alışverişe erken gelmişseniz kapılarda, “ateşiniz varsa, iyi hissetmiyorsanız grip iseniz, aksırıyorsanız öksürüyorsanız yaklaşmayın, içeri girmeniz kanunen yasak. Derhal bir sağlık merkezine gidin” şeklinde ikaz yazılarını okuyabilirsiniz. Bunun dışında normal şartlarda, çalışanlardan birkaçı giriş kapılarında müşterileri güleryüzle selamlıyor. Müşterilerin ancak % 5-10 u yüz maskesi veya eldiven kullanıyor (aksıran öksürenlerin virüsü çevreye yaymasının önüne geçmek için çok önemli olan bu uygulamaya normal şartlarda gerek görülmüyor- maskeye hücum gibi bir manzara yok).

    Müşterilerin kullanacağı sepet, araba ve çekçekler girişte kullanılmadan önce “şipşak bir temizlik”ten geçiriliyor. Çalışanlar ellerindeki dezenfektan, hijyenik bezler ile elle tutulacak yerleri çabucak siliyor. Yani, ilk iş bir ön temizlik. Böylece, insanlar araba/sepetleriyle içeri alınıyor. Müşteriler bir yandan alışverişini yapıyorken diğer yandan iş yeri çalışanlardan 1-2 tanesinin ellerindeki dezenfektanlarla koridorlarda raflarda insanların dokunabildiği yerleri periyodik olarak silmekte olduğunu görüyorsunuz. Alışverişini bitirenler (yazılı pankatlar ve sözlü olarak) ikaz ediliyor. Kasiyerlerin önünde arka arkaya yığılma (yakın temas yok). Herkes sırasını bekliyor. Kasiyerde işi biten ödemesini yapan ayrıldıktan sonra arkadaki kişi kasiyere yaklaşıyor. Kasiyerler eldivenli. Hiç telaşlanmadan-paniğe kapılmadan önlenmler alınmış olarak hayat devam ediyor….

  9. I- Fabrikalara-koronavirus-uyarıları şeklinde bir dizi taviseyeler dikkatimi çekti….
    https://www.ocakmedya.com/fabrikalara-koronavirus-uyarilari/

    Malum bu virüs sorunu insan sağlığı olduğu kadar ekonomiyi, üretimi de ciddi boyutta etkiliyecek. Ve her küresel olayda olduğu gibi yeni teknolojilerin geliştirilmesi konusunda teşvik edici, etken bir faktör olacak. Örneğin, bu salgın dönemine girilirken üretim teknolojisini hiç değilse kısmen robatize olmuş mekanik sistem ve iş aksamlarına dönüştürebilmiş fabrikalar rekabette öne geçecek. Diğerleri büyük zararlar görecek veya diskalifiye olacak… Neyse, uyarılar konusunu dönelim…

    Ocakmedya’da verilen bilgi yazısında sıralanmış bir dizi uyarı var. Eminim bu bilgi yurt çapında bir uygulama olarak bütün gazetelerde çıkmıştır. Yani önemli ve güncel bir konu. Dolayısıyla, yurt dışındaki vatandaşlarımızın virüs ile savaş/mücadele konusundaki gözlemlerini paylaşabilmeleri de önemli bir konu. Toplum (“The Bütün”) sağlığına katkıda bulunabilmeli. Yukarda değinilen bilgi yazısındaki “uyarılar” konusunda “Hijyen kuralı”na baktım. Önemli belirsizlik, muhtemelen eksiklikler var, gibi. “Servis hizmetlerinden faydalanan veya ortak kullanım alanlarında vakit geçiren çalışanların sık kullanılan yüzeylerle teması mümkün olduğunca azaltılmalı, eller sık sık yıkanmalı…vs” denmiş. İyi de bu yetmez. İnsanların alışkanlıkları, farkında bile olmadan rutin davranışları gözününe alınırsa ilave tedbirler alınmalı. Virüs kendine konuk bulacağı yüzeylerde müsait şartlarda çoğalabiliyor. İngilizce bilenler için şu bağlantı (https://science.howstuffworks.com/life/cellular-microscopic/long-can-viruses-live-on-surfaces.htm ) var. Ingilizce bilmeyenler istedikleri bölümleri Google’un İng.-Türkçe çeviri kısmına aktarsınlar konuyu anlamalarına yeterince yardımcı olur.

    (pratik gözlemler konusuna devam edilecek…)

  10. Sayın Fehmi Bey, yazmama kararınıza saygı duymakla birlikte bu Corona günlerinde dünyada olup bitenlerle ilgili haberleri sizden öğreniyorduk. Aşı çalışmalarını, diğer ülkelerin ve bizim ülkemizdeki çalışmaları sağduyulu bir şekilde bize aktarır, bazen de sonuç çıkarmayı bize bırakırdınız. Yazma vaktiniz gelmedi mi? Yazmanızı özlemle bekliyoruz.

  11. Korona pandemisinin (küresel salgın) yayılmasını ölçen ve BM’ce tanınan uluslararası kuruluşlar var. Bu istatistiklerle ilgili olarak baştan beri pekçok insanı yanıltan bir gerçeğe dikkat çekmekte fayda var.

    Korona virüs bulaşan insan sayısı, ancak yapılacak testler ile belirlenebiliyor. Buna göre az test yapılan ülkelerde “korona virüsü bulaşan kişi sayısı” da az çıkar, çok test yapılırsa çok çıkar. Testler genellikle belirli bir şikayeti olan veya riskli kişilerle teması olanlara uygulandığı için sonuçlarında “pozitif” çıkma ihtimali daha yüksektir. Bu nedenle az test sayısında pozitif/negatif oranı yüksek çıkar ve endişe verici olur. Fakat daha fazla test imkanı olup riskli olmayan grupları da dahil ederek çok sayıda test yapılırsa pozitif/negatif oranı düşebilir. Eğer düşmüyorsa tehlike daha büyük demektir.

    Kısacası yapılan test sayısının çokluğu ile ancak gerçek durum belirlenebilir. Türkiye az veya orta sayıda test yapabiliyor ve buna göre gerçek durumdaki belirsizlik yüksek. Bu nedenle alınan önlemlere azami uymamız hayati önem taşıyor.

    Test sayısından bağımsız olarak doğru sonuç veren istatistik ise, korona nedeniyle ölen kişilerin sayısıdır. Umarım Hükümet bu istatistikler üzerinde kaydırma yapmıyordur, gerekçesi paniği önlemek adına olsa bile.

    Hepimiz Hükümet’in aldığı sağlık önlemi kararlarına uymalı ve kişisel hayatımızda da ilave tedbirler almalıyız.

  12. Virüsün yayılmasının bir matematiği var. Bunu belirleyen iki temel etken ise, i) Virüsün havada uzun süre yaşayamaması, yaşamak için bir canlı vücuduna ihtiyacı olması. ii) El, yüz teması ve hapşırıkla veya virüslü kişinin dokunduğu şeylerden diğer bir insana geçebilmesi. Her temasta mutlaka virüs geçişi olmaz fakat bunun duruma göre değişen bir ihtimali ve muhtemel durumların tamamı için ortalama bir ihtimali vardır. Buna göre iki veya daha çok sayıda insanın temas sayısı virüsün yayılma hızını belirler.

    N sayıda insanın 2, 3, … , N sayıda her türlü ilişkisinin toplam sayısı N! = 1*2*3* … *N kadardır ve çok çok büyük bir sayıdır. Dünya tek bir ülke olsaydı ve herkes aynı dili konuşsaydı, toplam ilişki sayısı bu kadar olurdu (N=Dünya nüfusu). Bu durumda bir salgın hastalığın yayılma hızı çok yüksek olurdu. Eğer toplam kümeyi N1, N2, … , Nm gibi küçük parçalara ayırırsak ve parçalar arasındaki ilişkiyi kessek toplam ilişki sayısı (N1)! + (N2)! + … + (Nm)! olur ki bu sayı N! sayısından çok çok küçüktür. Ülkeler arası ve ülke içi izolasyonların dayandığı matematik gerçek budur.

    Alınan önlemler ile virüsün yayılma hızı düşürülür fakat virüsler yok edilemez. Gerçek çözüm insanların bu virüsü tanıması ve bağışıklık kazanması ile sağlanacaktır. Buna ilaveten kısmen de olsa faydalı olacak aşı ve ilaçların geliştirilmesi de gerekecektir. Bu arada giden de gidecektir (ölümler). Fakat salgın sınırlandırılmaz ise hastane/doktor/hemşire kapasiteleri bununla baş etmeye yetmez. Tam bir felaketle karşılaşılır (İtalya örneği). Şimdilik bilinen bir gerçek, yaşlı ve hastaların yüksek ölüm riski altında olduğudur. Gençlerin yaşlılar ve hastalar ile yakın temastan kaçınması ve olabildiğince izolasyon sağlayarak onları koruması gerekir.

  13. Karanlığın en koyu olduğu zamanda şafak sökmeye başlar, karanlığın kemali aydınlığı getirir. Hiç bir şeyin bekası yoktur, umut hariç…

  14. *******
    Fehmi bey yazmıyor ya,
    Meydan yorumcuların!
    Dut yemiş sanki, var ya,
    Sesi yok kumruların!…
    ….
    *******

    Sn Veysi Dündar’ın Meditasyon(cuy)a değinen yazısı dikkatimi çekti https://www.ocakmedya.com/virus-firtinasi-ve-aglatan-cami-saskinligi/

    *******
    …..
    Okuyup düşününce,
    Aldı beni düşünce,
    Toroslardan aşırdı
    Yaz lan dedi kendince:
    …..
    *******

    İNSANIN SON ŞANSI (*) – Ya öyle mi? Ama nasıl!

    Meditasyon insanda az da olsa bir içgörü oluşturabilir. Ancak, bu cüzidir. Diğer yandan, nüfuz etkinliğndeki yarım yamalaklığı ve eksiklikleri düşünülürse insanı ‘Şirk’e götürebilecek kadar risklidir. Nihai analizde, benzer bir kanaata varmak için hintli bir meditasyoncu olmak şart değil.. Çünkü, izafi de olsa aklın rehberliğinde hedeflenen menzile ulaşmak için ayrı yollardan da olsa doğru otobana çıkmak mümkündür. Başka bir deyişle aklın yolları farklı olsa da otobanda birleşir ve bu imanla birleştiğinde çok daha sağlıklı ve isabetli olur. Şöyle ki:

    1) “Doğa büyük bir deneycidir” denmiş:

    (Bu yanlış ve büyük oranda eksik bir analizdir! İşin daha doğrusu, DOĞA büyük bir LABORATUVARdır. Bu çetin laboratuvar(düzen)in içindeki test ve deneyler Allah’ın rızasıyla olur (‘Onun bilinci/rızası olmadan yaprak kıpırdamaz’ ayetinin bu kapsamda hatırlanması gerekir). Doğa laboratuvarındaki madde (eşya) her zerresiyle O’nun rızası için seferberdir. Bahşedilmiş, kendine has sistematiğini kullanarak Allah’ın dilediği etki ve sonuçları “OL”durmaya vasıta/vesile olur).

    Meditasyonun oluşturduğu içgörü ve huzur “Akıl-İman Sentezi”nin oluşturduğu veya oluşturacağı içgörü ve huzurun yanında “SOLda SIFIR” kalır.

    Ilaveten denmiş ki:

    2) “Onun nasıl denediğini biliyor musunuz
    Basitçe bütünü desteklemeyen canlıları dışarı atar.
    Milyonlarca yıldır denedi.
    Dinazorları dışarı attı,…”

    vs vs denip örnekler verilmiş…

    Bir meditasyon kraliçesinden çıkan bu görüşlerin aslında fazla bir orijinalliği yoktur. Bütün bunlar “Akıl-İman Sentezi” çerçevesinde aşikardır ve hatta revizyona muhtaçtır. Doğanın bütünlüğü arsız insanların nefsi yüzünden bozulmuştur. İnsan başkalaşmış, tövbe etmiş Ademin özünden tekrardan sapmıştır. Doğanın doğasıyla uyumsuzluklar birer sapıklıktır. Bunların namzetleri ayni şu güncel “Koronavirüs olayı”ndaki gibi tecrit ve tedaviyle bütünün değerleriyle özdeşleştirilemezse, “the Bütün” tarafından ötekileştirilip dışarı atılması eşyanın tabiatı gereğidir. İnsanlık tarihinde “Kur’an” ile aktarılan olaylar ibretlerle doludur.

    Konuyu, uzatmamış olmak için Türkiye üzerinden bir özetleme yapmak mümkündür. Her ülkenin Adem’in özünün (insanlığın) değerleriyle bütünleşmeğe çalışan kendine has bir doğası vardır. Türkiye de hasbel kader Allah’ın farkında olan organize bir bütündür. Bunun bütünlüğünü bozmağa çalışan tür veya türleri bu doğa bünyesinden dışarı atar (bunu yapması kaçınılmazdır). Türkiye’ye özel olarak, terörizm ve destekçilerinin yolu “Bütünlüğe” tehdittir. Bu doğa da bu tehditleri bertaraf etmek zorundadır. “The Bütün” her geçen gün Allah’ın rızasına uygun hale gelebilmek için az da olsa gelişme gösterebilmeli, hatalarını görüp düzeltme yoluna gitmelidir. Bunun için biz müslümanlara en uygun olan usül Kur’an kapsamındaki “Akıl-İman Sentezi” rehberliğidir.

  15. 50 senelik bir siyaset yazarının yazmıyor olması çok üzücü bir durum ama benim bildiğim Üstad boş durmaz. Gaye-i hayali olan siyasi romanı yazıyordur diye umuyorum. Zira bu günler bunun için bulunmaz bir fırsat. Korona salgını dünya gündeminden düşünce romanı yazmakla meşgul olursa bu sefer eş zamanlı filminin heyecanlı sahnelerini kaçırma telaşı olur.
    Yakın zamanda romanı bekliyelim biz İNŞALLAH.

  16. Korona pandemisi nedeniyle 65 yaş üstü kişilere sokağa çıkma yasağı konulmuş. Buna göre Erdoğan, Bahçeli, Kılıçdaroğlu, Karamollaoğlu ve Perinçek’in sokağa çıkması yasak. Bir virüs nelere yol açıyor!

  17. Fehmi Bey;Lütfen hatıralarınızı yazmaya başlasanız. Daha çok gençsiniz ama, yolunuz uzun Herşey aklınızda iken. Sonra burayı kapatırsanız; Devamlı Yorumcularınızı nerede takip edeceğiz ? .Sizin kadar yorumcuların da ne dedikleri günümüzü aydınlatıyordu. Nurdan Hanım ,sayın Bernar, Hiçbir yorumu kaçırmayan sayın Gayret! Saygılar.

    • Sayın ataç, sayın korunun tatilini hakkaten zehir ettiler ha; alttaki ali beyin “gözden ırak, gönülden de ırak olursunuz” şantajı yetmiyormuş gibi siz de kendisini “erken bunama riskiyle” korkutarak hatıralarını yazmaya zorlamışsınız… nihayet sayın yazarın tam da şu günlerde istirahate çekilmesi isabet olmuştur; yoksa cümle alem can derdindeyken babacanın partisini kim ne yapsın ki yazalım..! Haksız mıyım?

  18. Sayın Fehmi bey,
    Yazılarınızı devamlı ilgiyle okuyordum ancak bir süredir bundan bizi mahrum ettiniz.
    Elbette ki yazılarınızı yazmıyor olmanıza üzülüyorum ama tatil yapmak da sizin hem ihtiyacınız hem de hakkınız.
    Ancak lütfen tatilinizi bir seferde değil de yılda haftalara bölüp bir kaç seferde kullanınız.
    Unutmayın ki gözden ırak olan gönülden de ırak olur.
    Bu günler şimdiye kadar hayatımızda karşılaşmadığız ve eve neredeyse hapis olduğumuz olağanüstü günler.
    Lütfen artık yeniden yazı yazmaya başlayın ve bakış açınızdan bizi mahrum etmeyin. Sağlığınız eğer yerindeyse yazı yazmanız gerekir.
    Saygılarımla

    • Ali bey, sayın koru sonuçta iş sahibi yani; tatilini dilim dilim de yapar, dilerse hamuduyla da… sonuçta bu salgın döneminde bize ölenlerin, kalan sağların sayısını düzenli olarak duyuran bi yığın felaket tellalı var zaten. Ayrıca “sağlığınız yerindeyse yazmak zorundasınız” gibi dayatmaya da gerek yok; çünkü meslek hastalığı diye de bişey var yani… gerçi alttaki yorumcumuz ck nın pek umrunda da değil gibi ama neyse; empati yoksunu işte…

  19. Bizler sefer ile yükümlüyüz, zafer ise Allah cc dan, ayrıca zaferin de ne olduğunu iyi anlamak, anlamladırmak gerekiyor. Nefes alındığı sürece imana sahip olundukça yol zafer yoludur, istikamet doğrudur, sanırım sizlerin
    bedeni bir yorgunluğu var ve en kısa zamanda geçer inşallah ve yazmaya başlarsınız. Mesuliyet vicdanidir, ahlakidir, kanun ve güce göre olmaz. Kötü geçicidir, iyi ise kalıcıdır,.
    Sizlerinde kalıcı olmanız dileğiyle,
    Not Bu yazıyı aynı zamanda Adeline hanım’ın yazmayı bıraktığı yazısını okuyunca kendisine yazdım yani sizin çırağınıza.
    Cem

  20. Sevgili Fehmi ağabey,
    Bilmem beni hatırlar mısınız? Yıllar önce Ayane dergisini çıkarmıştım. Siz de dergimizi okur ve tanıtırdınız. Ben yazmaya devam ettim. Yazılarım çoğunlukla Dergâh’ta yayımlandı. Kitaplarım Dergâh Yayınlarından çıktı. Eleştiri yazılarımı topladım ve bir kitap yaptım: “Edebiyat ve Eleştiri Yazıları / Toplu Yazılar” Kopernik Kitap’tan bu ay içinde çıkacak. Yayınevinin sitesinde tanıtımı var. (https://www.kopernikkitap.com/) Size de göndermek istiyorum. Zira benim “Yitik Şairler” yazımı değerlendiren bir yazınızı iktibas edip değerlendirmiştim.
    Sağlık ve afiyetler diliyorum.

  21. Her sabah ilk işim bilgisayarımı açıp sayfayı yoklamak oldu. Sanki bir şeyimi kaybetmişim hissi ile akşam ediyoruz. Abi çok uzatma istersen, çünkü sen dinlenirken biz yoruluyoruz.

  22. Üstadım yazı yazmayalı bir hafta geçti,Dünya’da ne gündemler belirlendi ama perde arkasından haberimiz yok.Sizin o detaylı araştırmalarınıza çok ihtiyacımız var.Sizin eksikliğiniz doldurulmuyor bu sebeple en kısa zamanda yazı yazmaya dönmenizi dört gözle bekliyoruz.SELAM ve SAYGILARIMLA ÜSTADIM…

    • Alın size bir perde arkası;
      https://twitter.com/imchaber24/status/1238733746452471808?s=19

      ALLAH dünyaya öyle bir dert verdi ki herkesin derdi corona virüsü oluverdi.

      Perdelerin ardındakileri öğrenip ne yapacağız hocam bizim elimizden ne gelir?

      Üstad’ın yazmadiğı zamanı bu güne kadar öğrendiklerimizi anlamlandırma fırsatına dönüştürelim.

      Şahsen hiç bir şey bilmediğimi bilen biri olarak neyi kimden öğreneyim, kimseyi tanımıyorum ki derken sosyal medyada öyle bir deryaya rastladım ki herkesin her paylaşımı pırlanta değerinde. Her bir paylaşım hayatımın bir sayfasını aydınlatıyor. Kim olduklarını bilmediğim ama her paylaşımı değerli olan bu derya da bana sadece not almak kalıyor. Müthiş!

      Kim onlar yahu diye merak ediyorsanız tweetler arasında dolaşın onlar hiç ifsada düşmeden kutup yıldızı gibi parlıyorlar zaten.
      Hürmetle!

  23. sn. koru
    birkaç gün bekledim ve kısa bir süre ayrı kalacağınızı zannettim ancak yanılmışım.Bırakıp gitmek size yakışmadı.Bu ülke insanı ne zor günler geçirdi .İtildi kakıldı aç kaldı açıkta kaldı ama asla vaz geçmedi.
    Size yakışan tekrar yazılarınızı yazıp bu ülkeye zor günlarinde ışık tutarak yol göstermektir.
    Bekliyoruz.

    • Ahmet bey, tek partili yılların chp si maazallah yeniden iktidara gelirse açlık kıtlık neymiş, itilip kakılmak nasıl olurmuş herkes şöyle bir hafızasını tazelemiş olur hem..! Bak istanbula, nasıl da her şey güllük gülistanlık oluverdi:) ha gayret..!

      • Gayret bey, padişahlı yılların osmanlı sı maazallah yeniden iktidara gelince, hafızamızı tazelemiş olduk zaten. Bak Türkiye’ye her şey güllük gülistanlık oluverdi.

      • Kimin bedduasını almıştınız? Oldukça tuhaf zamanlar yaşıyorsunuz da.
        Şaka bir yana yol yakınken geri dön Fehmi Baba; mazallah ya alışırsan yazmamanın rahatlığına. Gerçi senin gibi adamların şu sıralar yaşadığı, sancıyı çokça çekip doğuramamak gibi olmalı. Hepimiz için tuhaf zamanlar… Arada aklıma kıyametin kopuşu geliyor. Hep çok sert, şiddet dolu tasvirlerle anlatıldı ya… Acaba diyorum kıyamet de beklediğimiz şekilde değil de… Neyse, sen yazmazsan biz saçmalarız işte böyle. Değiyordur umarım 😂

  24. Üstadım, bu köşeyi izleyenler üzerinde çok hakkınız var.Zaman zaman haddimizi aştık, affınızı dileriz.

    Naçizane kanaatim, karamsarlığınızın rağmına ülkenin daha iyiye gittiği yönünde.

    Sizin ve Bernar Hoca’nın tüm çabaları bile 2023’ten önce erken seçimi getirmeyecek, Sn Babacan’ın partisi de yakın zamanda partiler mezarlığında yerini alacak, Tayyip Bey’in de katkılarıyla Türkiye tam bağımsızlık hedefine kilitli yoluna devam edecektir.

    Eminim uzletinizde çok okuyacaksınız.
    Ve yine eminim okumuşsunuzdur; Yuval Noah Harari’yi ‘bir kaç kez’ daha okuyun Hocam.

    Hayat siyah ve beyazdan ibaret değil, önemli olan gri alanlar, gerçekler orada gizli.

    Sn Bernar ve H.Gayret’i sıkı dostlar haline getirdiniz, toplumsal barışın anahtarı bu olsa gerek.

    Darısı hepimizin başına.

    Sıhhat, afiyet, huzur ve itminan dolu uzun ve bereketli bir ömür dilerim.

    • *******
      ….
      Geldi ya, ikibin yirmiüç; üç sene kaldı,
      Milli hedefler büyük, teferruat masaldı!

      Seçimler önemli de, sorunları halletsek,
      Hata üstüne hata, hataları farketsek!

      Vaad vaad üstüne; vatandaş ümitlendi,
      Milli hedefler yine, şeçime indirgendi!

      Buna da şükür ama, elde avuçta ne var?
      Seçim seçim üstüne! yine partizan çıkar!
      ….
      *******

  25. Üstadım yazılarınızı her gün okuyan bir okur olarak ara vermenize çok üzüldüm yolumuzda bir fener oluyordunuz Allaha emanet olun heyacanla yazılarınızı bekliyorum

  26. Fehmi Bey’in yazısı tam da benim “artık bu köşe yazılarını oku oku bıktım, kimse yeni birşey söylemiyor” dediğim günlere denk geldi…Artık hiçbir konuyu, kimseyle konuşmak veya tartışmak istemiyorum. Gerçekler öylesine yalın ve açık hale geldi ki….ve çaresiz hissediyorum…ve benim gibi hisseden milyonlar olduğuna eminim….insan tabi ki birşeyler yapmalı ama güç kalmadı… Artık gözlerimizi göğe çevirdik ve göklerden gelecek müdahaleyi bekliyoruz!!

  27. Niye Böyle bir karar aldınız Buna hakkınız yok siz düşünce ve fikir insanısınız bu statüde olan insanların düşüncelerini ve fikirlerini yazıları yolu ile aktarabiliyor ve paylaşmaya mecburken bunu yapmaya hakkınız yok
    saygılarımla

  28. Ülkemizinde ki kötü yönetimle ilgili 4 yıldır sabırla ve yılmadan yazılarınızla ikazlarınız oldu. Buna rağmen daha da kötüleşti herşey. Yorumcu olarak kaygılarınıza ve üzüntülerinize ortak olduk destek çıktık. Umarım ileriki yıllara umutla bakabileceğimiz bir geleceğimiz olur.
    Ama hiç değilse haftada bir sinema veya kitaplara dair yazıyla okurlarınızala buluşmanız bizi gerçekten mutlu edecektir.
    Sağlıcakla kalın. Teşekkür ederiz.

  29. iki gündür sizin yazılarınızı okuyamıyorum. kendimde bir eksiklik hissediyorum bir siyasetçi demişti siyaset mezarda biter.sizin yazılarınızda mezara kadar sürmesini beklerim.sizden öğreneceğimiz daha çok şey var ÜSTADIM. dört gözle sizi bekliyoruz.

  30. Son günlerde biz bu kadar yorumcuyu bile bi arada göremez olmuştuk, bakıyorum mükerrer yorumcu da yok, tam 39 kişiyiz, didem hanımla birlikte 40 eder. müdavimler olarak gününe adam başı 5–10 yorum girdiysek bu rakama anca ulaşılıyordu; demek ki bir kısım okur sadece okuyor ama sayın koru artık yazmıyorum deyince harekete geçmişler gördüğüm kadarıyla..!

  31. Aldığınız karara saygı duyarım, yazılarınızı özleyeceğiz her sabah acaba Fehmi bey bu gün ne yazdı diye bekliyordum. Yazılarınız bize ilham, ufuk açıyor ve umut ediyorduk. Umarım ki en yakın zamanda bu kararınızdan vaaz geçersiniz. Bilgi Sevgiyle.

  32. İnşallah hocam. İyi günler uzak değil bence. Yakın zamanda özgürlüğün, hoşgörünün, demokrasi ve hukukun, adaletin hakim olduğu bir atmosfere kavuşmak dileği ile; en kısa zamanda yeniden yazılarınızı okumaya başlamak ümidi ile selamlar.

  33. Inseallah bu yorgunlugun verdigi bir dinlenme evresidir. Sizin gibi dusunen goren ureten bir insanin sadece ciddi saglik sorunlarindan dolayi mola vercegini dusunuyorum ve agzindan yel alsin diyorum kendi kendime.Allah a emanet olun

  34. Şimdi sıra kimde? Said Sefa bey sıranın Soner Yalçın da olduğunu söylüyor. Son tutuklananları yakın tanımadığım gibi yaptıkları haberlerden ciddi rahatsızlık duyduğum halde cezaevine girmeleri hiç istemeyeceğim bir şey. Ama bir yandan da şöyle düşünmemek elde değil;

    Cezaevinde tutuklu gazeteci sayısı 113 uğursuz rakamı dolanıyor sosyal medyada. Basın kartı iptal edilenler dahil mi hariç mi bilmiyorum. Hepsi aynı düşüncede insanlar değil bazıları tam zıt düşüncede birbirlerinin kuyusunu kazan gazeteciler. Bu insanlar normalde biraraya gelemiyorlar acaba tutuklanmalarına biraraya geldikleri için sevinmeli miyiz bilmiyorum. Allahu alem Erdoğan ‘siz içerdi bir tanışıp kaynaşın bakalım’ diye düşünüyor olabilir.

    ‘”Fetö”vari tutuklama’ türü yorumları görünce insan üzülemiyor bile.

  35. Ali Rıza bey düşündüğümü düşünüyor olabilirsiniz belki. Anormal siyasetçilerin konuşmalarını ve politikalarını haberlestirerek onları normalleştirilmesine aracılık etmiş mi oluyor muhalif medya acaba? Muhalif medya mensupları birbirlerini tanıyan insanlar, bir araya gelip ortak bir yayın politikası belirleseler siyasi bölünmüşlüğe mi hizmet etmiş olurlar acaba? Böyle garip sorularım var ama o kadar.

  36. Fehmi bey, birkaç önerim olacak.
    2hafta, 1ay dinlenin,
    fehmikoru.com sitesini kapatın.
    ocak medyada yazın, çünkü güncel haberler olduğu için ziyaretci çok olur, ve devamlı aktif site olur.

    haftada 2 gün yazın hergün yazmak hem zor hemde yazı kalite düşer,

    Taha kıvanç gibi yeni bir isim belirle o isimlede haftada bir gün yazabilirsin.
    fehmikoru.com sitesinndeki yazılarıda veritabanını, ocak medyaya aktar.

    ste okuru artırmak için örnek vereyim.

    “kandil mesajları” google yaz arat haber kanalları çıkar yani google’dan ziyaretçi gelmesi için veritabanına her bilgi giriyorlar.

    insanlar sağlık konusuda ağırlık veriyor.
    ingilizce sitelerden elma neye faydalı, maydonoz neye faydalı gibi makaleler ve sağlık haberleri girin.

    insanlar sporada ilgili, spor sever ve yazabilen bir tanıdığınıza haftada 1 makale yazdırabilirsiniz ve sporla ilgili haberler yazın.

  37. YOL AYIRIMINA SEBEP OLAN NEDENLER.
    Yazılarınızın tiryakisi olmuştuk uzun yıllarca kritik konularda Fehmi beyin yazılarını okumak ihtiyacı duyardık.
    Yol ayırımı değil de biraz dinlenmek zamanı.
    Yazmak için hiç de iyi bir ortam yok günümüzde.
    San ki özel tutulmuş mahlukatlar dört koldan saldırıya geçiyor.
    Yazılara iyi niyetle en acımasız eleştiriler kabul edilebilir.
    Bozuk plak gibi yorum değil kendilerince niyet okuyucular zamanın güçlü görünenlerinin kanatları altında kılıç sallamaktan zevk alanlar yazma iştahını köreltiyor.
    Bunlar her dönem hakim güçlerin cellatları olmaktan sonsuz keyif alırlar.(Avcıya hizmet etmekten zevk alanlar ……… bir şair in dediği gibi).
    Herkes olması gereken gibi olması gerekiyor galiba.
    Her organizma yapısının gereğini icra etme durumunda oluyor.
    Bazen dış veya iç etkiler sebebiyle yol ayırımına gelinebilir.
    Umarım özgür irade ile alınan her kararda bir hayır vardır.
    En kısa sürede tekrar yazılarınıza kavuşmak dileğiyle.
    Verdiğiniz her karar hepimiz için hayırlı olsun.

  38. Birilerinin en çekindiği ve susturmak için çeşitli yollara tevessül ettiği, ana akım medyada köşesi olan çoğu yazardan daha fazla günlük takipçisi olan yazar olarak, ara vermenize en fazla zaten sizi susturmak isteyenler sevinecek sanırım.

  39. Sayın Koru sizi yirmi yıldır okuyan takip eden biri olarak yazmamanızın en azından benim hayatımda ciddi eksikliği olacağını biliyorum.
    Maalesef ülke yönetimi herkesi olduğu gibi sizi de yoruyor malum.Fakat gecenin en soğuk vakti sabaha en yakın zamanmış.
    Saygı değer Fehmi Bey Allah sizden razı olsun. Her şeye rağmen yazdınız mağdurları mazlumları yazdınız en azından yazmaya çalıştınız. Sizi medeni ölü ilan edenler bir kuşağın birikimini öldürdüğünün farkında bile değiller. 6 yıl 3 ay cezam Yargıtay’da bekliyor. Beni düşündüren şeyse içerde sizi nasıl okuyacam.

  40. Allah Allah hayret ettim doğrusu ! Neden hiç kimse tek satır bir yorum yazmamış ! Her gün buraya döşenenler bu gün niye suskun ! Ben ise naçizane görüşümü arz edeyim : Evet, Fehmi Bey haklısınız ,
    – sanmam ya – belki bu protestonuz bir işe yarayabilir . Şahsen bizler de aynı minval üzere devam edip giden ve fakat hiç bir işe yaramayan uyarılardan usandık artık ! Sağlık ve selamet üzerinize olsun ; saygılarımla .

  41. Bugün herkes favori yorumlarını paylaşabilir, yazarımız dinlenirken okusun diye; benimkisi didem hanımın allttaki yorumu:

    “didem kuz
    28 Ocak 2019 at 13:14

    herkesi evinin önünü süpürürse, şehri temizlemek kolay olur.
    herkes herkesin kendi gibi düşünmesini beklemezse ilke getirmek te kolay olur.
    bir düşünceyi, fikri eleştirmekle, bir düşünceye , fikre saldırmak aynı şey değildir. fikri eleştirmek, ileri sürülen fikri yanlışlığı varsa ortaya koymakla, yerine de farklı fikir/ fikirleri açıklamakla olur. fikre saldırmak ise fikri ve fikir sahibini aşağılamakla olur. oysa söz de yazı da sahibini bağlar, sahibini tanıtır, sahibine döner.
    hemen her yorumunda kendi gibi düşünmeyen insanları trolcü, Erdoğancı olmakla suçlayanlar, başkalarının şucu bucu dediğini eleştiriyorlar. bizim temel gerçeğimiz tam da budur. ahlakın en basit tanımı kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma-dır. başkasından istiyor ama kendimiz yapmıyorsak bu da ahlaksızlıktır. saygı bekliyor ama saygı göstermiyoruz, anlayış bekliyor ama anlayışlı olamıyoruz. dinin en basit teklifi de yanlışı karşı da değil, kendinde görmektir. oysa biz buna hiç ama hiç yanaşmıyoruz.
    Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektâş-i Veli’nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. (O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu.)
    Durumu Hacı Bektâş-i Veli ‘ye anlatır ve Hacı Bektâş-i Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve ayni durumu Mevlâna’ya anlatır, Mevlâna ise bu hediyeyi kabul eder.
    Adam aynı şeyi Hacı Bektâş-i Veli ‘ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlâna’ya bunun sebebini sorar.
    Mevlâna şöyle der:
    – Biz bir karga isek Hacı Bektâş-i Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
    Adam üşenmez kalkar Hacı Bektâş-i Veli dergahı’na gider ve Hacı Bektâş-i Veli’ye, Mevlâna’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektâş-i Veli’ye sorar.
    Hacı Bektâş-i Veli de şöyle der:
    – Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlâna’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.
    bazen bir şeyi anlamak herşeyi anlamayı sağlar.”

  42. Bence yazmaya devam edin.. Tekrar başlamanız zor olur.. Bu geleneği devam ettirmenin – sizin de tahmin edemeyeciğiniz- birçok faydası var.. Bir sporcu ara verirse, tekrar sahalara dönemez…

  43. Hemşehrim,Abi,Sayın Fehmi Koru,Mücevher kadrini cevher furuşan olmayan bilmez derler.
    Zat-ı aliniz gibi şahsiyetler içinde bulundukları Millet,devlet,coğrafya,şehir….için medar-ı iftihar vesilesi ve öğünç kaynağıdırlar.Siz’den ziyadesi ile istifade etmiş bir kardeşiniz olarak sağlınız için dua eder teşekkürlerimin kabulunu temenni ederim.
    Hakikat namına bugün’e kadar gösterdiğiniz gayret ve cesaret takdire şayandır.Acizane tebrik ederim Allah’a emanet olunuz.

  44. Fehmi bey kararınız hayırlı olsun. Maşallahınız var(dı). Dile kolay, durmaksızın hergün yazmış olmakla sanıyorum rekorunuzu kıracak biri kolay kolay pek çıkmaz. Bravo! Dinlenmeği ziyadesiyle hakettiniz… Bu vesileyle bazı yorumcular da biraz dinlenmiş olabilir…. Platform açık kalırsa eminim kendine göre birşeyler bulup yazacaklar da çıkabilir…. serbest kürsü!

  45. Dinlenin ve yeniden bulusun oyucularinizla lutfen. Zira bilgili, deneyimli, eltelluktuel, adil, vicdanli ornek gazeteci ve dahasi olan sizlere bu ulkenin okuyan, ve vicdanli genc yasli okurlarinin hep ihtiyaci olacak…

  46. Ben de hep merak eder dururdum. Bu Fehmi Koru hiç tatil yapmaz mı, tatildeyken kafasını dinlettirmez mi diye? İyi tatiller Fehmi Koru, fakat bizi fazla özletmeyin.

  47. “Asıl böyle dönemlerde kenara çekilmemek gerekir”i savunsam da ülke gündeminden ve yanlış üstüne yanlışlardan epeyce yoruldunuz, yıldınız. Biraz olsun dinlenmek hakkınızdır. Dinlenirken bile ülkede olan bitene tamamen uzak kalacağınızı sanmıyorum. Bu yaşa kadar bu konularla içli dışlı olan insanlar çok isteseler de bunu başaramazlar. Yolunuzu gözlüyor olacağız, selametle.

  48. Sayın yazarın sözlerine katılıyorum.Yıllardır söylüyorum,yazıyorum sonuç aynı.İktidar yalakaları, reisleri ile birlikte aynı davulu ve aynı parçayı çalıyor.Dünaya bizi kıskanıyor,yedi düvele karşı savaşıyoruz,birlik,dirlik,işstiklal,istikbal masalları gırla.Söylendiği gibi :”Söylesem tesiri yok,sususam gönül razı değil.”Muhalif olarak işimiz hiç kolay değil.Zaten zulüm ehline karşı mücadele edenler,sarayın kuyruğnua takılmadıkalrı için hep kahır,eziyet ve zulümlere maruz kalmıştır.Ama en kutlu yol da bu.Sayın yazar yazmayı ara verecekse buba iktidar yalakalrı üzülecek. Sayın yazar AKP iktidarını destekleye yazıları da sıkıştırıyordu.Biz de muhalif olarak yanlışları dile getirip,iktidarın yalan ve istismarlarını dillendiriyorduk.İktidar yalakalrı da kuzuduz köpekler gibi bize saldırıyor,polis-savcı siber görevlileri şikayet ederek bizi yıldırmaya çalışıyorlar, önlerine atılan kemkleri kemiren köpekler gibi bir taraftan kemitriyor diğer taraftan havlıyorlardı..Adı üstündsa yalaka işte.Şimdi bunları bu stede yapamayacaklar.Yazık,Vah ,vah!Yalakalığa üzerine alanlar hiç durmasın polis,savcı vs. devreye koysun.İfade vermeni yabancısı değilim.Gerçekleri söyleyen bu memlekette felah bulmuyor.Zulme rıza göstermemek işte böyledir.

  49. Merhaba Sayın Koru,
    Pek tatil zamanı değil ama, tabi ki sizinde dinlenmeye ihtiyacınız var.
    Tatiliniz çok da uzun sürmesin.
    İyi günler dileklerimle selamlar.

  50. Burası bi sosyal platforma dönüşmelidir. Kullanıcılar veya siz o gün için bi konu başlığı onerseniz. Yorumlarda ona göre şekillenir. Bekliyoruz. Bu sürede bizde başka ansiklopedi okuruz! Tabi bulabirsek!

  51. Çok iyi edersiniz ama sizin yazılarınızı okuyamamak bir müddet beni de boşluğa düşürmeyecek değil .Belki zaman zaman ara verdiğim güncel olayları gazete ve tv’lerden izlememe kararını yeniden alabilirim bu ruh sağlığı açımdan faydalı olur.

  52. Anlıyoruz ve iyi dinlenmeler diliyoruz. Umarız kapınıza helikopter indirmediler bu kararı almanıza sebep olacak şekilde 🙂 Ülke nereden nereye savruldu. Şaka gibi. Aslında değişen bir şey yok. Bir vesayetten başka vesayete gittik. Okuduğum üç dört haber sitesi varsa onlar da gidiyor yavaş yavaş. Önce Odatv. Sonra siz. Yarın T24 ve belki Karar. Muhalif sesler her gün azalıyor. Yeni siyaset bunları iyi düşünmeli ve seslendirmeli. Kurumsallaşmayan hiç bir demokratikleşme kalıcı değil. Nasıl olacak yeni demokratikleşme hareketi bunu daha yoğun konuşmak tartışmak gerekiyor. Lafla buraya kadar. Kalıcı değil hiç bir ilerleme yoksa. Eskiye dönüyorsunuz hop diye. Ne anayasa ne kanun dinliyor gücü eline geçiren. Bunu önleyecek, vatandaşı, bireyi ve muhalefeti koruyacak, demokrasiden dönüşü zorlaştıracak güçlü kurumlara ihtiyaç var. Denge ve denetim kolay değil. Eski sistemde ordu bir tür bu işlevi görüyordu. Ülkenin istikametini bozacak aşırı uçlara izin vermiyordu. Ancak o da temel insan haklarını gözardı ederek yapıyordu bunu. Ve demokratik değildi elbette, sivil değildi. Demokratik sistemler bunu sağlayacak güçlü ve bağımsız sivil kurumlara sahipler. Trump gibi popülist liderler bu kurumlardan şikayetçiler (ve derin devlet diye suçluyor enterasan bir şekilde ve bana eski günleri hatırlatıyor :). Yeni demokratik sistemin çok iyi tasarlanması ve tesis edilmesi gerekiyor. Gerçekten zor. Üstelik sistemi böyle allak bullak ettikten sonra. Yeni siyaset hem bozulan ekonomiyi hem de bozulan sistemi onarmakla görevli. Umarız aklı başında insanlarla yeni bir sistem inşası mümkün olsun en kısa zamanda. Çalışkan ve genç bir ekip bekliyoruz. Hiç bir bagajı olmayan, eğitimli ve iradeli bir ekip. Şimdiden yolları açık olsun.

  53. “Bu da geçer Ya Hu!” diyerek iç sesi dinlemekte çok yarar var. Bizi aydınlatan, vizyon ve geniş bakış açısından bakmamızı sağlayan yazılarınızı sabırsızlıkla bekleyeceğim.

  54. Sizi özleyeceğiz. Bir önerim olacak; yazılarınıza sürekli yorumları ile renklendiren ve çoğu kez bizleri güldürenler için her gün yazı yazmasanız bile köşenizi boş olarak açınız. Siz de biz de eğlenmeyi sürdürürüz böylece. İyi tatiller

  55. Haklisiniz fehmi bey yillardir takipcinizim yazilarinizi hep okurum haketen sizde yoruldunuz sizi anlayisla karsiliyorum size iyi istirahatler versin allah saglik sihat uzun ømur versin ama ola bildigince erken døn selamlar

  56. Bilmem ki buna gönül yorgunluğu demek doğru olurmu? Gönlümüz yorgun üstadım.
    Olanlara hiç şaşırmayan, her yapılan yanlışı görmezden gelmek için çaba bile sarfetmeyen, hatta zulmü alkışlayan, menfaatinin ne olduğunu bile bilmeyen, düşünmeyen, okumayan, yazmayan, okur yazara, düşünene, bırak saygı duymayı, düşman olan, müziği Sevmeyen ama mehterle gaza gelen,… Bi toplum..
    Adamın biri 30yıllık hapis hayatında hamam böcekleri i eğitmiş. Tahliye olunca bir kutu içinde, ne derse yapan 5 hamam böceği ile güzel bir ziyafet için güzel Bi restorana girmiş. Yemiş içmiş. İyi bir hamam böceği gösterisi ile kendisinden para alınmayacağı, hatta iyi bir başlangıç olur zannlı ile böcekleri masanın üzerine çıkarmış. Emir vermiş böcekler bir hizada hazırolda emir bekliyor.. Garsonu çağırmış. Böcekleri göstermiş.. Tam gösteri başlayacak.. Garson elindeki ıslak bezle ani Bi hareketle böceklerin üstüne hızla vurmuş.. Afedersiniz beyefendi demiş, MEVTA ÜMİTLERİ avucuna almış gitmiş.
    Sen ne dersen de üstadım:
    ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ. ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ

  57. Ali Bayramoğlu, Karar Gazetesi’ndeki bugünkü yazısında, “Onlar da Kahramandı. . .” başlığını taşıyan son kitabı henüz yayımlanan sayın Taha Akyol’a ilişkin ve bu ahşaklı aydının fazlasıyla hak ettiği övgü dolu yazısında, Taha Bey’in kitabından anlamlı paragraflar paylaşıyor. İktidar gücünü arkasına alıp oradan ateş eden bit yavrularından kurtulmak üzere olduğumuz bu günlere gelebildi ise Türkiye, bunda Fehmi Koru ve Taha Akyol gibi seçkin aydınların rolü büyük. A. Bayramoğlu’nun aşağıdaki paragraflar, buradaki bit yavrusuna kapak olsun. . .

    Akyol, az sayıda ama etkili, direnen, kendisine ve ahlaka saygı duyan örnekler, kendi familyasından adamlar üzerine yazmış kitabını.

    Pek çok örnek arasında, Abdülhamit döneminde, 1884’te yayınlanan ‘Hukuk Felsefesi’ kitabında “hürriyet olmazsa kişilik olamaz, insan da alet mertebesinde kalır” diye haykıran Münif Paşa var. “İhtilal Mahkemesidir” diyerek Yassıada Mahkemesi Başkanlığını reddeden yargıç Recai Seçkin var. Abdülhamit’in haber göndermesine rağmen Namık Kemal için beraat kararı veren, “korkmadınız mı” sorusuna, “yarın hünkarın da benim de huzuruna çakacağımız bir hakim var ki, benden asıl ondan korkarım” yanıtını veren Suphi Paşa var.

    Taha Bey’in kitabını okurken aklımdan pek çok isim geçiyor.

    1915’de Ermeniler sürgün edilirken Talat Paşa’ya direnen, binlerce hayatı kurtaran Konya Valisi Celal Bey, Kastamonu Valisi Reşat Bey, Kütahya mutasarrıfı Faik Ali geliyor.

    Bugün bu isimleri düşünmeye, anmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç var.

    Onlar ‘direnen adamların’ ahlak ve öz saygı mirasını temsil ediyorlar.

    Demokrasi umudu ve fikrinin meşalesini bu miras taşıyor.

    • Ayrılık..Yeni başlangıçlara atılan bir adım…Bir daha buluşmak için
      elveda elzem..
      ve bir daha buluşmak,
      aylar ya da yıllar sonra,
      dost olanlar için kaçınılmazdır

  58. Ne diyelim; dinlenmek sizin de hakkınız. Ama susmaya hakkınız yok; çünkü kaleminizi kendi elinizle kırmış olursunuz, değil mi?

    Gönlünüzün sesini bastırmaya da daha fazla çaba göstermeyiniz; sadece kısa süreliğine tatile-dinlenmeye gidiniz.

    Biz/ler burada sizi bekliyor olacağız Sn. Koru.

    Uzakta olsa bu köy -onuncu köy- bizim köyümüz; köyümüzü terk etmeyeceğiz.

    Kalın sağlıcakla.

  59. Fehmi bey! Kararınıza üzülmekle birlikte saygı duymamak elde değil.
    Maşallah Allah CC size her kula nasip olmayan “SABIR” gibi bir nimet vermiş.
    4 yıldır bizlerin kaprislerimize iyi dayandınız.
    Bilgileriniz ve tecrübeleriniz ile bizleri aydınlattıniz! Allah razi olsun.
    Hayırlı ve mutlu dinlenmeler, dileklerimle Sağlıcakla kalın.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız