Hasan Cemal’in yanlışı beni nerelere götürdü.. ‘Ceberut’ sözcüğünün izinde…

26

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Hasan Cemal’in yazısını okurken daha ilk paragraf beni eski bir anıma götürdü.

Hasan Cemal yazısına, İttihat Terakki öncesinden başladığı gazetecilik hayatına Demokrat Partili dönemde de devam eden Hüseyin Cahit Yalçın’ın (1875 Balıkesir – 1957 İstanbul) ’Tanıdıklarım’ adlı anı kitabından bir alıntıyla başlıyor. 

Yalçın önceden de tanıdığı ve bakan olduğuna sevindiğini bir yazısında belirttiği Enver Paşa’dan bir davet alır. Harbiye Nezareti’ne gittiğinde, Enver Paşa, Tanin’de çıkan bir haberi kimin yazdığını ve kaynağının kim olduğunu öğrenmek ister. Yalçın klasik “Meslek sırrıdır, söyleyemem” deyince “Ama gazeteyi kapatırız” cevabını alır. Nitekim Tanin iki gün kapatılır.

Bu alıntıdan “Ceberrut devlet’in dizginleri bir zamanlar ‘asker paşalar’ın elindeydi, bugün ise ‘sivil paşalar’ın” sonucunu çıkarır Hasan Cemal

’Ceberrut’ sözcüğü…

Bu dünyadan Prof. Memduh Yaşa geçti

Kahreden, baskıcı gibi anlamları bulunan sözcüğü Hasan Cemal’in de yazdığı gibi iki ‘r’ harfiyle kullandığım ilk yazımın çıktığı gün, o sırada milletvekili olarak Ankara’da bulunan Prof. Memduh Yaşa telefonla beni aramış ve o sözcüğün doğrusunun tek ‘r’ ile (‘ceberut’ olarak) yazıldığını söylemişti. 

Gerçekten de öyledir. Sözlüklere bakıldığında -baktım çünkü- bunun böyle olduğu görülecektir.

Reklam

Memduh Yaşa (1919 Siirt -2004 İstanbul) ilginç bir kişiydi. Çevresinde ‘çok akıllı’ ve ‘çok bilgili’ olarak bilinirdi. 

[Turgut Özal bana bir gün onun için “Olağanüstü akıllıdır ve müthiş birikimlidir Memduh Hoca” demişti.]  

Ekonomi profesörüydü, fakat siyasetle yakından ilgiliydi. O ilgisinin altında, 1960 ihtilalinin ardından üniversiteden kovulan 147 kişilik öğretim üyesi listesinde yer almasının da etkisi olduğunu sanırım. Askerler ihtilal sonrası üniversitede geniş bir tasfiyeye gitmişler, en önemli hocaları resmen kovmuşlardı. 

Başka bir askeri müdahale sonrasında, 12 Eylül (1980) darbesinin ardından, bir generalin başkanlığında kurulmuş MDP saflarında politikaya atıldı, milletvekili de seçildi. Buna rağmen, hem Turgut Özal hem de Süleyman Demirel gerektiğinde ondan akıl almışlardır.

Tanışırdık, okurumdu ve ‘ceberrut – ceberut’ sözcüğü gibi basit bir düzeltme yapma yanında çok daha önemli konularda da arar ve görüşlerini paylaşırdı. O gün de sanki derdi sözcüğü düzeltmek imiş gibi aramış, fakat çok daha ilginç konulara da girmişti.

Hasan Cemal’i de sözcüğün doğrusu konusunda ben uyarmış olayım.

Medya ve teknoloji

“Acaba ara sıra da olsa yazılarını yine elle mi yazıyor Hasan Cemal” diye meraklanmadan edemiyorum.

Reklam

Bu yazıyı kaleme aldığım bilgisayardaki program, sözcüğü ‘ceberrut’ biçiminde yazdığımda altını kırmızı çizgiyle çizerek yanlış yaptığımı hatırlattı ve ‘ceberut’ olarak düzeltmeye de çalıştı. Merakım bu sebepten… 

Yazısını bilgisayarda yazdıysa onu da uyarmış olmalı değil midir?

1990’lı yılların başlarında, hangisi olduğunu şimdi hatırlayamadığım bir liderin seçim kampanyasını izlemek üzere Karadeniz’de birlikte dolaşmıştık. O sırada Cumhuriyet’in yayın yönetmeniydi ve yazıları da ilk sayfadan yayınlanıyordu. Dikkatimi yazılarını elle yazdığı çekmişti. Kocaman harflerle yazdığı için bir dosya kağıdına bir paragraf anca sığıyor, çok sayıda sayfayı faksla gazeteye geçmesi uzun zaman alıyordu.

Bizler de işi bitsin de faks makinası ve ona bağlı telefon cihazı boşalsın diye bekliyorduk.

Dizüstü bilgisayarım ilgisini çekmiş, modemle saniyede yazı geçmem merakını gıdıklamıştı.

Nice sonra yeni teknoloji kullanmaya cesaretinin geldiğini de hatırlıyorum.

Övünmek gibi olmasın, ama medya mensuplarının teknolojiye ısınmasında ciddi katkım olmuştur.

Yalnız kişisel bilgisayarların yaygın kullanıma girmesinde değil, uzun yıllar matrisler, kurşun kalıplar, onların basım merkezlerine uçakla yetiştirilmesi gibi zaman alıcı yöntemlerle yürütülen işlemleri kısaltmayı sağlayan teknolojiyi de, ilk Stuttgart Messe’de görüp gazete yönetimine “Bunu almalıyız” baskısını da yapmıştım.

Yeni yöntem gazeteye saatler kazandırmıştı.

Sitemizin son yeniliği

‘Ceberut asker’ ve ‘ceberut sivil’ denklemine dair tarihi bir anekdot üzerine yazılan bu yazının geldiği şimdiki nokta sizleri şaşırtmasın.

Bu girişi bir yeniliği duyurmak için uzun tuttum.

Farkında olanınız vardır; birkaç gündür sitenin manşetinden, isteyen okurun Apple ürünü cep telefonu (iPhone) veya tableti (iPad) kullanıyorsa, bu sitede çıkan yazımı çok daha kolay okuyabileceğini duyuruyoruz.

Sitenin teknolojik altyapısını kurmuş olan oğlum Ahmet yazılımı üretti ve Apple mağazasından bedava indirilen uygulama bu kolaylığı sağlıyor. Ayrıca yazımın yenilendiğini de günün belli bir saatinde okura bildiriyor.

Gazeteler ve televizyonların benzer uygulamaları var, ama başka bir yazarın kendi sitesinin doğrudan okurlarla buluşmasını sağlayan böyle bir uygulaması bulunduğundan pek emin değilim.

Varsa, haberi olan uyarsın.

Apple dışı teknoloji (android) kullanıcıları için de hazırlık sürüyor.

Bunu neden duyurdum?

Şundan: Teknoloji siyasileri korkutabilir, önemli insanların sinirlerini bozan gelişmelere zemin teşkil edebilir, engellenmek hatta yasaklanmak istenebilir… Ancak, her getirilen sınırlamayı aşmanın yolunu bulmaya da yine teknoloji yarayacaktır.

‘Ceberut’ diye anılmak istemeyenler yasakçılıktan uzak dursunlar.

ΩΩΩΩ    

26 YORUMLAR

  1. o kadar teknolojik bilgiyi,
    sn. yazarın yassah kelimesine isyanını dahi bastıran şu ceberrut
    nasıl bir önemlimi önemli bir kelimeymiş meğer!

  2. Ceberut kelimesinin ,ceberrut şeklinde yazımı yada söylemi sanki anlamı sağlamlaştırmak yada bastırmak için vurgu gibi ..bunu edebiyatci olmayan ben bile tahmin ediyorum.

  3. Sayın Koru, 17 Haziran, 15:57 Facede sizinle ilgili bir değerlendirmede bulunmuştum. Hasan Cemal ayrınıtısı çok ilginç geldi.
    Eskiden sizi okurken mealli bir Kur’an’ı Kerim hatırlardım. Ankara’da okuduğu fakülteyi İlahiyat okumak için bırakıp Selçuk üniversitesine gelen bir arkadaşım; sizi ziyarete gelmiş de siz ona bir mealli bir Kur’an’ı Kerim hediye etmişsiniz. Arkadaşım bir vesile bunu bana anlatmıştı. O nedenle sizi okurken hep ‘Kur’an’ı Kerim’ canlanırdı.
    Epeyce oldu artık sizin isminiz ve resminiz bana hiç sempatik gelmiyor. Sizi okuyunca Hasan Cemal’i, Ali Bayramoğlu’nu, Etyen Mahcupyan’ı onları okuyunca da sizi bir de Abdullah Gülü… Bu durum sizin için iyi midir? Bilmiyorum. Bana Kur’an’ı hatırlatan Fehmi Koru gitmiş… Başka bir Fehmi Koru gelmiş.

    https://www.facebook.com/recep.ertugay/posts/10220201287757263

    • Sayın ertugay kanımca bir yanlışınız var;
      Sayın koru eskiden neydiyse bugün de odur;
      Biraz fazla politize yaklaşıyor olabilirsiniz ama kendisi bizler gibi düşünmek zorunda da değildir.
      Değer vermeseniz bile görüşlerine önem vermek durumundayız.

    • Siz de ziyaret edin Fehmi Koru’yu size de bir mealli Kuran hediye etsin. Kusura bakmayın da kurduğunuz mantığı anlayamadım. Fehmi Koru’nun size Kuran’ı hatırlatması için illa ki Tayyip Erdoğan’ı mı desteklemesi gerekiyor? Bu yaklaşımınızın hangi kapıya açıldığının farkında değilsiniz galiba. Biran önce tövbe istiğfar edin bence.

  4. Sayın Fehmi Koru’nun teknolojiyi takip etmesi ve bizzat uygulaması takdire şayan.
    Acaba Türkiye’de hangi liderler teknolojiden anlıyor veya en azından takip ediyor? Biri hariç pek vasat gibiler. Biri de var ki teknolojiyi geçtik diplomasını bile gösteremiyor. 21. yüzyılda alaylı subay da olmaz siyasetçi de. Olursa ne olur görüyoruz.

  5. Kelimelerle,kavramlarla düşünüyoruz.Gündelik hayatımızdaki birçok durumun karşılığı onlara verdiğimiz manalarla,belki yanlış anlamlandırmalarımızla,hatta onlardan edindiğimiz algılarımızla oluşuyor.Olguları karşılayan kelimelerin,kavramların yerli yerine oturtulması çok önemlidir ve bu konudaki mutabakat toplum içindeki anlaşmazlıkların giderilmesine de vesile olacak nitelikte önemi haizdir.Fehmi bey’in bugünkü ceberut /ceberrut yazısına üçüncü kez yorum yazıyorum,çünkü konu beni kendine çekiyor ve önemli buluyorum.Zihnim konuyla uğraştığından şu satırları da paylaşmak istedim.

    Bugün alttaki yazıları yazdıktan sonra tamamen konudan bağımsız olarak okuduğum bir metinde “ceberut” kelimesiyle karşılaştım.Lugatteki manası da “Allah’ın herşeyin üstünde olan büyüklüğü, Allah’ın yüce kudreti” olarak verilmişti.Kelimenin Esmai hüsna’dan Cebbar ismi şerifiyle bağlantısı var.Bu sebeple Cenab-ı Hak’kın 99 güzel isminden biri olan Cebbar ismine dair İslam Ansiklopedisinden şu alıntıyı yapacağım:

    “Bozuk olan bir şeyi ıslah edip düzeltmek, birine zor kullanarak iş yaptırmak” anlamındaki cebr kökünden mübalağa ifade eden bir sıfattır. Râgıb el-İsfahânî’ye göre cebr kelimesinin asıl mânası “herhangi bir şekilde zor kullanarak bir şeyi ıslah etmek”tir; bununla beraber kelime bazan zor kullanmaksızın düzeltme, bazan da düzeltme söz konusu olmadan zor kullanmayı da ifade eder. Bu sözlük anlamlarına göre cebbâr “kırık dökük ve bozuk olan şeyleri düzeltip onaran, her şeyi tasarrufu altına alan ve iradesini her durumda yürüten” demektir. Cebbâr, “alabildiğine boy verip yükselen hurma ağacı” anlamındaki “nahletün cebbâre” kullanımından hareketle “ulaşılamayacak derecede azamet (ceberût) sahibi” mânasında da kullanılmıştır (“zü’l-ceberût” için bk. Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 147; Müsned, V, 388, 396-397). Kelime beşerî bir sıfat olarak kullanıldığında “başkasına hak tanımayan, bencil, kibirli, zorba, Allah’a karşı boyun eğmek istemeyen, fizyolojik ve ruhî yapısı bakımından kaba insan” anlamlarına gelir.”https://islamansiklopedisi.org.tr/cebbar

    NND internet sitesinde ise ceberrut ve ceberut kelimeleri farklı tasnif edilmiş.

    “ceberrut ne demek?
    1. Acımasız, merhametsiz, zorba.
    2. Gücü zorbalığa dayanan

    ceber
    1. (Ceberiyyun) Cüz’i iradeyi inkar eden bir fırka-i dalle. Hak yolundan çıkmış, dalalete düşmüş bir fırka. Bunların zıdları da Mu’tezile’dir.
    ceberut
    1. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.
    2. Büyüklük, hakimlik, kudret, celadet.
    3. Tasavvufta Allah’a varmanın üçüncü basamağı.
    4. Allah’ın her şeyin üstünde olan kudreti.
    5. Acımasız, merhametsiz, zorba.
    6. Merhametsizlik, zorbalık.
    7. İbranice “kudret” anlamına gelmektedir.
    8. Allah’ın büyüklüğü, Allah’ın yüce kudreti.
    9. Aşırı büyüklük, pek ziyade kibir.
    10. Ululuk, kudret, icbar, zorlama.”

    Şu haliyle bence ceberut sözcüğüne Türkçemizde “acımasız,zorba,merhametsizlik” şeklinde anlam verilmesi,kelimenin asıl anlamı olan “büyüklük ve kudret” anlamlarından sapma manasına geliyor.Yani bu halde Allah’ın kudretinin cebri yönlendirmesi karşılığını başka varlıklara vermiş oluyoruz.Yine buradan”ceberut devlet” derken de devletin kudretiyle,zorlayıcılığıyla her şeyi yapma hakkına sahip olduğu gibi bir alt anlam çıkıyor ki, bu da günümüzün problemli kavramlarından “kutsal devlet” kavramıyla da eş anlamlı gibi görünüyor.

    Bu sebeple de devletin sınırsız kudreti olmadığından,olamayacağından ve böyle olduğunun düşünülmesinin dahi problem doğurucu bir durum olmasından dolayı da “zorba,merhametsiz,zorla düzen kuran” karşılığı olarak kelimenin “ceberut” yerine,ceberut kelimesinden Türkçeye mahsus şekilde türetilmiş ve ondan manaca ayrılmış “ceberrut” olarak kullanılmasının -yine- daha doğru olduğunu düşündüm.

  6. sayın korunun “gerilim romanı okumayın” başlıklı yazısına bütün gün boyunca sadece 9 yorum yazılmış, kıytırık ceberrut kelimesine daga şimdiden, benimki ile 9 yorum oluyor.
    – ayıp yav.

    • ilave! Bu yazıya 9 yorum yazılması için ayıp demiyorum. Fehmi beyin bahsettiğim öncesi yazısına sadece 9 yorum yazılmasına ayıp diyorum.
      – Bu siteyi takip edenlerin çoğunluğu islamcı geçinen insanlar.
      – İslamcılar, yahudi, israil gibi kelimeleri duyduğunda daha ne olduğunu bile bilmeden boğanın kırmızıya saldırdığı gibi saldırırlardı.
      – Fehmi beyin o günkü yazısı israil hakkında olduğu halde sadece 9 yorum almış.
      – Fehmi beyin “Gerilim romanı okumayın” başlıklı yazısı, konunun içinde israil kelimesinin geçmesinin ötesinde önemli bilgiler içeriyordu. Bu nedenle de yorumların epey bir katlanması gerekiyordu. çünkü anlatılanlar sadece kötü birşey yapanın israil olmasının ötesinde, kötü gerçekten de çoook çok kötü şeyler vardı.
      1- O günkü yazıda, çocukların istismarı vardı.
      2- O günkü yazıda, çocukların istismarında yer alan insanlara şantaj iddiaları vardı.
      3- O çocukların şantaj için kullanılarak dünya siyasetinin belirlenmesi vardı.
      4- Bu belirlemeyi yapan, yani dünyayı, çocukları kullanarak şantaj ile yönettiği iddia edilen bir devlet vardı ki bunların hepsi de üzerinde ciddi durulması gereken konular.
      – Yukardaki 4 unsura ilave olarak,
      5- Yukardaki suçları (uluslararası suçlar aynı zamanda) işleyen örgütlenmesinin israil olması durumu vardı.
      – O yazıya yorum yazılmaması, ülkemizdeki islamcıların ne kadar basit, ne kadar temelsiz, ne kadar ne söylediğini bilmez, neye inandığını bilmez, ne düşündüğünü bilmez durumda olduğunu gösterdi.
      – Ayrıca, o yazıda, islamcı olduğu düşünülen turgut özalın, bir israil ajanı olduğu iddia edilen (ki ajan olmasının ötesinde uluslararası pis işler yürüttüğü iddiaları var), bir kişiden, kendi ülkesindeki muhalefeti susturmak için yardım istemesi bilgisi var.
      – Bunların hepsi de ayrı ayrı, yığınla yorumu hakeden konular.
      – Ancak, bizde insanlar düşünmediği, düşündürüldüğü için, ve inançlarının ve düşüncelerinin temeli olmadığı için, böylesine önemli bir konuda yorum yazmak kimsenin aklına gelmedi.
      – Ayıp dediğim kısım burası.

  7. Tankların karşısına yalınayak, çıplak elle dikilen bu halk twitrdan youtubedan mı korkacak?
    Haa yazılım falan işleri diyorsanız, sihalarımızı şöyle bi tanıyın derim, roketsanı bi ziyaret edin en azından…

  8. Sayın yazarın tek kusuru bir r harfi olsaydı balkaymakla beslerdik, artık neresini düzelteceğimizi biz bilemiyoruz.
    Hasan cemalin dedesi ne paşasıymış bilemiyorum ama hala oturdukları yalıyı paşa dedesi kimlerden ve ne şekilde alıp oturmuşlar bi açıklayıversin bizahmet!
    O haram yalıda oturup hala demokratlık taslamaya utanmıyorlar…
    Ceberrrrrutttmuş!

  9. Etrafta ‘ceberut’ Beşiktaş’ın Gana’lı yeni sağ bek transferi zannedebilecek bir dolu cahil var iken, birileri de dönemin popüler kıymetli kelimesi olan ve etimolojik olarak Arapça kökenli olan kayyım kelimesini, TDK sözlük desteği ile cehalet noktasında gayretli trol başlarını aratmayacak şekilde ismi Celil olan Kayyum (CC.) şeklinde kullanılması inadına el atsa ne güzel olur.

  10. Türk Dil Kurumu ile Türk Dil Derneği’nin farklı kabulleri olan kelimeler de varmış.Mesela bilgisayar hükûmet sözcüğünün doğrusunu hükümet olarak gösteriyor.TDK “hükûmet”in,TDN “hükümet”in doğru olduğunu kabul ediyor.Ben yazarken “hükûmet”i tercih ediyorum.

    Yabancı kökenli bazı kelimeler dilimizde kullanılırken zaman içinde mutasyon da geçirebiliyorlar.Bazan gâlât-ı meşhur olmuş kabuller kelimenin doğru halinden daha etkili manalar doğurabiliyor.

    Bence dilbilimciler -kural koyarken-böylesi kelimelere daha esnek yaklaşmalılar.

    Ceberut Arapça veya Aramice kökeninde tek r ile olsa da Türkçe’ye geçerken illa onların ki gibi kullanılmalı dememeli bence.Kelimenin Türkçe’deki çağrışımları da değerlendirilmeli.Neticede biz kendi kullanım şeklimizle kelimeyi kendi dilimize mal etmiş oluyoruz.

    Bana kalırsa uyandırdıkları çağrışımlara bakarsak “ceberut”,”ceberrût”un yanında generalin yanında çavuş gibi duruyor.

    • Mehmed Akif’in “Bir Gece” şiirinde

      “Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi;
      Bir kerrede, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar,”

      mısralarında geçen “kerre” kelimeleri içinde,”r”sesinin,sadece aruz kalıbına uydurmak niyetiyle vurgulandığı kanaatinde değilim.Halk ağzında bazan kelime ortasındaki “r”sesi (örnek sağlam anlamında turp gibi,çok sağlam anlamında turrp gibi) kelimenin vurgusunu artırmak için de kullanılır.Dilimizde r sesinin bu özelliğinden dolayı zalim,zorba anlamında “ceberut”un yanında, en zalim/en zorba anlamlarıyla zorbalığın,zalimliğin uç boyutunu tariflemek için de “ceberrut” kelimesinin de yerine göre -ayrıca- kullanılması gerektiği düşüncesindeyim.

  11. “Yasaklar” daha, sanki, munis görülen/algılanan şekli ile “kısıt”, “kısıtlama” terimleri ile kullanılırken bile bu, askeri vesayet dönemlerinden şimdiki arasında pek fark olmadığını “Ceberut devlet’in dizginleri bir zamanlar ‘asker paşalar’ın elindeydi, bugün ise ‘sivil paşalar’ın” sözünü doğrular nitelikte.

    Ülkemiz yönetiminde “vesayetin” sürekli yer bulmasında, bir zamanlar, cuntacılara akıl hocalığı yapma veya cunta faaliyeti içerisinde bulunanlara katılma itirafında bulunan Hasan Cemal’in de günahı olsa gerek. Bu tür aktiviteler(!) vesayetin ülkemizde kök salmasına sebep olmuştur da ondan…Belki o günahı, bugün bu orijinal tespiti yapmasına vesile olmuştur da Hasan Cemal, askeri dönemlere ait vesayete de lanet okutacak bir “dizi” kaleme alır belki.

    Her halükarda öne konulan engelleri aşacak, ortadan kaldıracak güç, akıl, düşünce, irade insanoğlunda mevcuttur. Vesayetçiler, demokratik talepleri iktidarlarına engel gördükleri için, akıllarını bu taleplere engel koyacak şekilde kullanırlar.

    Geriye, (o manada) namuslu olmadığı halde demokratik hak ve hukuk talep eden/ler hariç, yine kendini bir vasi yerine koyan İnönü’nün “Bu ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmalı…” çıkışı kalıyor ki, bu, vesayetçilerin vasiliğine son verecek teknolojik gelişmelerden daha bir sonuç alıcı argümandır.

  12. sadece paşaların elinde mi
    on iki saat kendisi ile meşgul edenler
    ikna sonucu kendini hapsedenler
    belki en sonuncusu olabilir otoriteyi,kibir ve gurur tatmin için ceberut bir uygulama içine girmek

  13. Bu alıntıdan “Ceberrut devlet’in dizginleri bir zamanlar ‘asker paşalar’ın elindeydi, bugün ise ‘sivil paşalar’ın” sonucunu çıkarır Hasan Cemal…

    ’Ceberrut’ sözcüğü…

    Ve….o………….28Şubat’ın adamıydı o zaman kudretli generalleri n……

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız