Her gün bir kitap devrilebilir, günlük işleri de aksatmadan.. Üstelik filmseverlerin seçeneği de çok…

6

“Artık eskisi kadar filmlerden ve kitaplardan söz etmiyorsun” diyorlar. Doğru. Film izlemediğim ya da kitap okumadığımdan kaynaklanmıyor bu; izlediklerim ve okuduklarımın okurların beğenileriyle örtüşeceği kanaatinde değilim, biraz ondan… Gündem de izin vermiyor zaten.

Geçmişte olağanüstü güzellikte romantik ve insan ilişkilerinin saf halinde sergilendiği, çok izlenip çok para kazandırmış filmlere imza atmış bir kadın rejisörle yapılan mülakatta okudum. “Neden yeni filmleriniz yok?” sorusuna, “Bugünün insanı için romantizmin anlamı kalmadı, varsa yoksa aksiyon filmleriyle sert ilişkiler; kendime bir fırsat aralığı göremiyorum” cevabını veriyordu geçen yılın sonlarında ölen Penny Marshall

Kitap konusu da pek farklı değil. 

Önceki gün ABD televizyonlarının bir gece yarısı programında, görevini ‘insanları eğlendirmek’ olarak belirlemiş ve uzun programının yarısını her gece birilerini ‘tiye almak’ ile dolduran biri, Jimmy Fallon, bir baktım, masasının üzerine yığdığı yarım düzine kitabı tek tek tanıtıyor. Sadece tanıtıp tavsiye etmekle de kalmıyor, izleyicilerini ödüllü bir okuma yarışına davet de ediyor… Birkaç gün içinde o kitapları okuyacaklar, beğeni listesi yapacaklar; en çok beğenilen kitabı çok beğenenlere ödül verecek…

Birkaç gün içerisinde kocaman altı kitap okunacak…

Var mısınız?

Kitap okuma maratonuna var mısınız?

Yıllar önce, bir vesileyle her gün aksatmadan birkaç yüz sayfa okuduğumu okurlarla paylaşmıştım. O yazı beni yıllarca takip etti. Tesadüfen karşılaştığım genç okurlar bir günde o kadar sayfanın okunamayacağını düşündüklerinden olacak, “Sahi mi?” sorusuyla beni sorgulayıp durdular.

Reklam

Okunmaz mı?

‘Tolstoy ve Mor Sandalye’ (Tolstoy and the Purple Chair) büyük bir okuma maratonunun kitabı. Yazarı Nina Sankovitch Polonya’dan ABD’ye göç etmiş bir ailenin kızı; ikinci nesil Amerikalı. İyi bir eğitim almış, Harvard hukuk fakültesini bitirmiş, paralı işlerde çalışmış, genç yaşta kendini emekli edip dört çocuğuyla haşır neşir olmaya başlamış…

Ablasını genç yaşta kansere kaybedince büyük bir boşluğa düşmüş. Kendisine günlük işlerine devam ederken her gün bir kitap okuma maratonuna girme sözü vermiş.

‘Mor sandalye’ her gün üzerine oturarak küçüklü-büyüklü kitapları devirdiği sandalye oluyor…

Kitabın sonunda bir yıl içerisinde okuduğu 365 eserin tam listesi var. Ancak, zaten ‘Mor Sandalye’ o bir yıl boyunca okuduğu kitaplar üzerine yazarın her gün aldığı notlardan oluşuyor. Yalnız okumakla kalmamış, altını çizdiği satırları defterine de aktarmış, kendi yazacağı kitapta değerlendirmek üzere…

Okudukları arasında birkaç yüz sayfalık olanlar hiç de az değil.

“Demek parası varmış da o kadar kitabı alabilmiş” diyecekleri uyarayım: Nina Hanım okuduğu kitapların pek azını satın almış, birkaçı da ailesi bireyleri ve tanıdıklarından gelen hediye kitaplar; geri kalanı, yaşadığı kasabanın kütüphanesinden ödünç aldığı kitaplar…

Ödünç alıyor, okuması bitince onları iade edip yenilerini alıyor…

Reklam

Londra’da yaşarken her mahallede bir kütüphane olduğunu fark etmiş, daha doğrusu bu gerçekle tanışmak zorunda kalmıştım. Henüz biyometrik kimliklerin bulunmadığı dönemdi, İngilizlerin nüfus cüzdanı da yoktu ve en önemli kimlik mahalleniz kütüphanesinden aldığınız üyelik kartıydı. Güven o kartla oluşuyordu. (Kartımı hala saklarım.)

Harvard Üniversitesi’nde Widener Library..

ABD’de okurken, üniversitenin kütüphanelerinin 7/24 açık olduğunu görünce şaşırmıştım. Okuduğum üniversitenin ana kütüphanesinde 11 milyon kitap bulunduğunu duymuştum; bu rakam şimdilerde 20 milyonun üzerinde. Widener Library’de 450 ayrı dilden kitap bulunuyor. Widener bir ailenin adı; Harvard’ta okurken askere gitmiş oğullarını savaşta kaybeden zengin aile, sıfırdan inşa ettirdikleri dev kütüphaneyle oğullarının ismini sürekli yaşatmak istemiş.

Hayatımın en güzel günlerini, o zamanlar içine girildiğinde dünyanın bütün dillerinde yayınlanmış en yeni eserlere yolculuğa çıkılan o kütüphanede geçirdim. Kütüphanenin en zengin bölümlerinden biri Türkçe kitapların bulunduğu bölümdü ve Gönül Hanım o bölümün nazik sorumlusuydu. Ondan, Sahaflar Çarşısı’ndaki Elif Kitabevi’nin her yeni çıkan kitabı kendileri için satın alıp ellerine ulaştırdığını öğrenmiştim. 

Kırk yıl önce bizde pek az ilde halk kütüphanesi vardı ve üniversite kitaplıkları da belli bir saatte kapanırdı. Halk kütüphaneleri internet öncesinde öğrencilerin ev ödevleri için kullandıkları mekandı. Üniversite kitaplıklarında da aranılan kitap genellikle bulunmazdı.

İnanmayacaksınız, ama bugünün gerçeği şu: Dün çıkan bir kitaba bile anında erişilebiliyor. ABD’deki halk kütüphanelerine buradan girip e-kitap ödünç almak da mümkün.

Okumaya meramı olanın önü açık.

Filmlere erişmek ise Netflix, Amazon Prime, Apple iTunes ve tabii Digiturk, Blue-TV ile d-Smart gibi platformlar sayesinde çocuk oyuncağı.

Bir film ve birkaç kitap

Dün gece, savaşlardan birinde bir gözünü kaybetmiş ve hayatı da Suriye/Hums’ta çatışmalara tanıklık ederken üzerine düşen bombalarla sona ermiş gazeteci Marie Colvin’in yaşadıklarını anlatan ‘A Private War’ (Bir Özel Savaş) filmini izledim.

Kaddafi‘nin son günlerini yansıtan sahneler görülmeye değerdi.

Tavsiye ederim.

Sizlere tavsiye edebileceğim kitap listem ise çok kabarık. Şimdilerde Hüseyin Cahit Yalçın’ın İş Bankası Yayınları tarafından çıkarılmış ‘Siyasal Anılar’, Zeynep Korkmaz’ın hazırladığı ‘Tanpınar’ın Mektupları’ (Dergah) ile Mehmet Eymür’ün ‘De-Şifre – Casusluk Hikayeleri’ (Eftalya) kitaplarını okuyorum.

ΩΩΩΩ 

6 YORUMLAR

  1. Sn Hamza bey bilip bilmemek veya düşünüp düşünmemek değil . Bir broşür ve adı geçen davetliler kabul etmemiş ve halen afiş devam ediyor teknik hata olabilir , bilgi eksikliği olabilir veya enson ( ihtimal vermiyorum ama ) kasıt olabilir.Sorun şu : seversiniz sevmezsiniz ancak her olumsuzlukta Sn Erdoğan a saldırmak her kötülüğün anası olarak onu görmek bizi çıkmaza götürür tepkim ona.
    Son 7 -8 yıl hariç geçmiş 10 yılda yapılanları düşünmek gerekir.Eğer AKP olmasaydı bugün muhafazakar başörtülü kadınlar sokakta yürüyemeyecek ikinci sınıf insan muamelesi görmeye devam edeceklerdi.çocuğunun diploma töreni için Askeri kışlanın kapısından sen giremezsin sen 2. sınıf vatandaşsın cüzzamlısın cevabı ile geri dönecekti.Sen Kuran eğitimi aldın üniversite sınavında – 40 puanla başlamalısın diyerek fırsat eşitsizliği yaratan durum ortadan kaldırılmasaydı bugun binlerce genç üniversite eğitimi alamıyacaktı.Bu ve bunun gibi yüzlerce örnek verilebilir.
    Hataları tabiki çok fazla son 7 – 8 yıl ülkemiz için çok büyük kayıp .Final böyle olmamalıydı.
    Aklımızı kullanmak tabiki çok önemli ancak toplumda bunları yapanların oranı nedir. her olaya futbol takımı tutar gibi davranmıyormuyuz ? Fetocular aklını mı kullandılar ? kaç kişi olayın vahametini anlayıp sorgulama yaptı ? Kaçına tanık oldunuz ? Bilgi tabiki çok önemli ancak hangi bilgi ? Hergün internette dolaşan feyk kurgular mı hangisi ?
    Evet katılıyorum BEYNİMİZİ KULLANALIM AMA ONU KİRAYA VERMEDEN

    • Ahmet bey, ben bilgimden emin olmadan asla buralarda paylaşmam! Cünkü iftiraya girer.
      Baş örtüsü konusu nu Erdoğan veya AKP değil, şu an hain ilan edilip dişlanan dünyayi ve insanlıği iyi bienler halletti.
      Allah aşkina! Şu erkekler bizim baş örtülerimizle, propoganda yapmayi biraksinlar.
      28, Subatcilar dahi bana başörtümü açtiramadilar….”ASKERIYEDE” çalişmama rağmen.
      O zamanlar en azindan hakimler arasinda emirle karar vermeyen hakimlerde vardi.

      Ahmet bey, o zamanlar baş örtüsü ortenler bebekleri ile meriçlerde boğulup ailece yok olmuyordular… ve hapislere tikilip gene bebekleri ile 5 kişilik hucrede 30 kişi ile kalmiyordular…. kanserli hastalar ölüme, terk edilmiyordular.
      Çocuklaride anasindan ve babasindan ayirmiyordular.
      Birakin Allah aşkina, AKP ozelikle Erdoğanin Turkiye ve Türk halkina verdiği zara ve açtığı yaralar 1000 yil sürecek.
      500 miliyar dolar borcun faizini dahi ödeyemiycek duruma düşmüş , aileler ve ülke halki bölünmüş.
      Siz kalmiş onu savunuyorsunuz.ve haberlerde uydurma diyiyorsunuz.

      Merak ettim dün imamin twit hesabina şü twitti sizmi yazdiniz?

      “The whole flier is idiotic. You can’t prepare a flier with “invited speakers” you can only do it with the accepted ones. I can invite obama to my birthday and add him as invited guest but that would be just pathetic, as in here:) also what’s up with that huge erdogan pic

    • ahmet bey merhaba! öncelikle cevap yazmanıza sevindim. Buraya ilk yazmaya başladığım zamandan beridir, burasının bir tartışma platformu halini alması arzumu ve talebimi, defalarca, yazdığım yorumlarda dile getirdim. çünkü düşünmeyi bilmenin, bilgiden daha önemli olduğunu ve türkiyedeki esas sorunun, bilgi eksikliğinden ziyade, düşünmeyi bilmemek olduğunu düşünüyorum. zaten bilginin, yanlışlanabilir karakteri olması ve neyin bilgi olduğuna neyin bilgi olmadığına karar verenin beyin olması, beyni bilgiden daha önemli yapan unsurlar.
      – kimisi tarihi tarihcilerden öğrenirken, kimisi de fesli kadirden öğreniyor. bu, normalde uç olan, ülkemizde ise normal olan durum bile beynin önemini yeterince izah eder zannediyorum.
      – kendi yaşam pratiğimden de, düşünmeyi bilmek ile düşündüğünü zannetmek arasındaki farkı biliyorum. düşündüğümü zannederken, katıldığım ciddi tartışma ortamlarında, düşüncemdeki boşlukları görüp, daha sağlam düşünmeye çalıştığım günleri hatırlıyorum. ciddi tartışma ortamları, gerçekten de önemli bir okul.
      – zannediyorum buraya kadar bir itirazınız olmaz.
      – fetullah gülencilerin akıllarını kiraya verdiğinden bahsederken, yine yanlış düşündüğnüzü söylemem gerekiyor.
      – yanlış olan kısmı, gülencilerin aklını kiraya verdiği tespiti değil, yanlış olan kısmı, en başta akp ve mhpliler olmak üzere, herkesin aklını kiraya verdiği ve herkesin, yapılan pisliklere ortak olduğu gerçeğini es geçmeniz. kendisine demokrat diyen kesim de dahil.
      – yapılan iyi şeyler konusunda haklısınız fakat koskoca ülke yaşamında söylediğiniz iyi şeyler denizde damla olmasının dışında, yapılan iyi şeylerin artık tarihte kalmış olması gerçekliği de var. ayrıca yapılanların, hata sınıfına sığmaması durumundan bahsetmedim henüz.
      afiş konusunun ise hata olduğuna inanmadığımı, bunun nedeninin de, pek çok olayda, herkesin bildiği şeylerde bile yalan söylenmesi gerçeği olduğunu belirtmek istiyorum.

  2. Fehmi bey, 600 sene dünyaya hükmetmiş bir milletın soyundan gelen halk olarak kitaplara karşı alarji duyar gibiyiz.
    Alarjimizin nedeni! Biz bireylerin, hangi kitabi okuyacağımiza “SEÇİLMIŞLERİN” veya darbecilerin, karar vermesı…. bizler birey olarak istediğimiz kitaplari veya gazeteleri okuyabilsek, o zaman herkes okumayi sever.
    Dünyada ileri ülkler halkın vergileri ile halka (kütüphaneler parklar dinlenme ve eğlenme tesisleri açarak hizmet verirlerken, bizde devlet tarafindan parkları ve yeşil alanlari yikip milletin vergileri ile avamlar diktirılip kitaplarda yasaklanarak yaktiriliyor.

    Fehmi beyin okurlari arasinda kendiside dahil benim kadar Türkiyeyi iyi taniyan olacağıni sanmiyorum.. Dünyayide onlar kadar tanimasam dahi dünya milletlerini epeyce taniyorum.
    Türkiyede doğunun bir köyunde doğmuş bazen öğretmen dahi olmayan ilk okuldan mezun olduğumda okuma yazmayi şu an 1. Sinif öğrenciler kadar dahi bilemezken kurbağanin kaç bacaği olduğunu bilecek kadar ucube bir eğitim sisteminden tutunda…. yasak kitaplarin yakilmasi gibi her sefilliği yaşamiş birsi olarak, şu an bizim insanlarimizin azınsanmayacak kadar …okumuş cahiller olmalarinin nedenleri konusunda epeyce te tecrubeliyim.

    Şu an ülkemizin durumu 90 sene öncesinden daha vahim…..o zamanda insanlar şeytanlaştiriliyordular şimdide, o zamanda kitaplar yakiliyordu şimdide….
    Yalniz o zaman kimseler ormanlari kesip de saraylar yaptirmiyordular, milletide şimdiki kadar bölmuyordular….en azindan şimdiki gibi troller ordusu ile dünyaya rezil ettirmiyordular. Açıkçası! Biz 90 yil oncesinden çok daha vahim durumdayiz…o zaman en azindan paramiz pul değildi, bir lira uç buçuk alman marki ediyordu ve dunyada bizi simdiki kadar cahil olarak gormiyordu.

    Evelsi gün bizim Devletullah ABD Müslumanlarınide kendine biat ettirme oyunlarinin tartişildiği bir twitter hesabinda, burda Fehmi Korunun günluğunde yorum yapa bir yorumcu, akp yi savuncam diye Ingilizce Suriyelilerin istanbuldan sinir dişi edilmesini yeni seçilmis belediye başkaninin yaptirdiğini yaziyor.

    Ahmet beyde dünkü bana sorduğu sorusuna cevap olarak uygur Türklerinin tepki verdiği bir twitte f….. tarafindan beyinleri yikanmişlar olarak idda ediyor.
    Oysaki Dallas Kavakçilarin mekani, ve ordaki imim daveti red etmesine ragmen bunla israrla reklamlarda onularin ismini kullandiklari için, Imam Sulaman Cuma hutbesinde cemaata gitmeyeceğini tekrarlamak zorunda kalmiş.

    Bence “DEVLATULLAH” hangisi olursa olsun…koltuklarınin sallanmamasi için, bizim milletin kitap okuumasini istemiyorla ve engelliyorlar.
    Ben Nazim Hikmetin kitabini okuyuncaya kadar kulaktan dolma yalan ve yalniş olarak gercekten vatan haini zannediyordum. Okuyunca tap aksi oldğunu öğrendim.

    Burdaki Kütüphaneler,okul tatillerinde büyük küçuk herkesi katildiği okuma yarişlari düzenlerler.
    Kim çok kitap okursa ona ödül verirler.
    Millettin okumasi için her turlu imkani sağlarlar.

    Cok okuyan millet rahat hayat yaşar.

  3. Aslında bugün yorum yazmayacaktım. fakat hiçkimse şu ana kadar yorum yazmamış. Ben de bu durumu fırsata çevirmeye karar verdim.
    Bu fırsat, bilginin değil, beynin ya da düşünmeyi bilmenin daha önemli olduğuna ilişkin düşüncemi birkez daha ifade fırsatı.
    Bunun için, dünkü nurdan hanımın ve ahmet beyin yazışmalarından faydalanacağım.
    Nurdan hanım, dünkü yorumunda bir bilgi veriyor. Aşağıda nurdan hanımın yorumu ve verdiği bilgiyi, yazdığı linkten görebilirsiniz:
    “Nurdan 27 Temmuz 2019 at 17:32
    Erdoğan’lami normalleşme?
    Erdoğanin sadece bir derdi var millettin boğazindan kesim dünyaya kendi reklamıni yapmak….
    Türkiyeyi boö parçala babayı oğula düşman ett, git Amerkada “ÜMMET-İ BIRLEŞTIRME” toplantısı düzenle…..
    https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/turkey-usa/erdogans-uniting-ummah-event-new-york-divides-us-muslim-leaders?amp
    ABD Muslüman lidereri 1 ay önce erdoğanin davetini red etmelerine rağmen İsimlerini reklamini yaptiği toplantinin tanitimi için kendi fotoğraf’ının yaninadan kaldirmayinca onlarda twitterden duyurdular.
    Yukardaki linkte yaziyor.
    Birleştiriciliği AYM atadiği hakimlerden belli oluyor.
    NORMALLEŞME????? TÜRK HALKI İLEMİ???”
    – Nurdan hanım tarafından verilen linkte, deyim yerindeyse, Türkiye’nin rezil edildiğini öğreniyoruz. Çünkü, daveti açıkca reddeden kişilerin isimleri afişte yer almış ve bu kişiler, attığı tweetlerle de bu durumu açıklamışlar. Yani bilgi bu. Bu bilgiye göre, normalde, bu toplantıyı düzenleyen, bu afişleri astıran kişilerin görevden el çektirilmesi, hatta, deyim yerinde ise, suçlanması lazım çünkü erdoğan nezdinde aslında ülkemiz rezil oluyor. Şahsen ben, bu afişi ve açıklamayı gördüğümde utandım.
    – Fakat ahmet beyin bu bilgi karşısındaki tavrı, hiç de bilgi ile uyumlu olmayan bir tavır. Yani bilgi nanay. Yani bilginin hiçbir önemi yok. Yani, kitap okumaktan daha ziyade, düşünmeyi öğrenmeye zaman ayırmamız, tartışmamız gerektiği teorimin kanıtı.
    – Yukardaki cümlem, bilginin hiçbir önemi olmadığını anlamına da gelmesin. Beynin hammaddesi bilgidir.
    – Şimdi ahmet beyin, nurdan hanımın verdiği bilgiyi, nasıl değerlendirdiğini görelim:
    “Yorumu Cevapla
    Ahmet 27 Temmuz 2019 at 21:10
    Nurdan hn öncelikle Sn Erdoğan takintisindan kurtulmalisiniz.unutmayın türkiye sn erdogandan ibaret değildir. her olumsuzlukta onun adını vermek haklı da olsanız haksız duruma düşürür. Mahkeme karar vermiş % 50 50,demekki iyiye doğru yol alıyoruz yanlış varsa düzeltecek elbet birileri de çıkacaktır.
    Ayrıca yazınızı sonundaki türk halkı ilemi ifadesini aciklarmisiniz.”
    – Bilgi ve bilgiyi işleme ilişkisinin önemini bundan daha iyi gösteren örnek bulamazdım doğrusu.
    – Benzer yorumu, nurdan hanımın ve ahmet beyin yazılarını okuyunca dün yazmayı düşünmüştüm. Fakat, çok geç olduğu için yazmamıştım.
    – konuyu daha detaylı işleyebilirim fakat, derdim ahmet beyi rencide etmek değil, türkiyede esas eksikliğin bilgi değil, düşünmeyi bilmek olduğunu birkez daha vurgulamak.
    – Durum artık eskisi gibi değil. Google amcamız var. Ayrıca, dünya eski dünya değil.
    – Eskiden, bilgi belirli yerlerin tekelindeydi. ve istesen de bilgiye ulaşımın sınırlıydı. Teknoloji Almanya, ingiltere, amerika gibi gelişmiş ülkelerdeydi ve bizim gibi ülkelerin ulaşımı mümkün değildi.
    – Fakat şimdi, amerikada geliştirilen bir teknolojiyi, teknolojinin geliştirildiği merkezin yanındaki kişiden önce, türkiyede biz alabiliyoruz.
    – Zaten bilginin üretimi de (tabi teknolojinin de, bilimin de), düşünmeyi bilen beyinler ile olabiliyor.
    – bu nedenle; düşünmeyi bilmek, beynimizi kullanmayı bilmek, bilgi edinmekten çok daha önemli.
    – Tabi ki “bilgimiz olmadan fikrimiz olmayacak” fakat bilgimiz az da olsa, çok da olsa, onu iyi işleyebilecek düşünce sistematiğimiz, temel bilgimiz olmalı.

  4. İşte bir pazar günü ve işte en sevdiğim kitap ve film yazılarınız. Hergün erken saatte kalkıp yazılarınızı pürdikkat okurum. Ama pazar günkü kitap ve film yazılarını iple çekerim. Genç bir üniversite öğrencisiyken binbir zorlukla gazeteyi alır ve ilk önce sizin yazılarınızı okurdum. Bahsettiğiniz her yeni film ve kitaptan sizin sayenizde haberdar olurdum. Etrafıma öğrendiklerimden hemen bahsederken sırf bu yüzden dostlarım bana hayranlıkla bakarlardı. Pazar günü münasebetiyle kitap dolu uzun ve faydalı bir ömür dilerim herkese. Ayrıca bu tür yazılarınızdan ötürüde sizi bilhassa tebrik ederim.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız