Hilafet.. Arap harflerine dönmek.. Başkenti İstanbul’a taşımak.. “Bunlar olmaz, olamaz” diyorum…

21

Televizyon mülakatında sorulduğunda açık bir cevap yerine gülümsemeyle yetinmiştim; ancak sonradan da sıkça aynı soruya muhatap oluyorum ve galiba benden dört köşeli bir  cevap bekleniyor…

Ben cevap vermeyince tartışma kesilmiyor, tersine TV programlarından veya dergi kapaklarından sesler yükseliyor.

Soru şu: “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın zihninde gerçekleştirilmesi mutlaka gereken bir hedefler listesi var, Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması onlardan biriydi ve gerçekleştirdi diye yazdınız; başka hangi hedefleri var?”

Yerinde bir soru.

Bilen biliyor, Morgan Freeman’ın başrolünde oynadığı aynı isimli bir film de var: Amerikalılar günlük hayatın yoğunluğu içerisinde ıskaladıkları güzelliklerin bir listesini yapar ve o listede yer alan görmedikleri yerleri, izleyemedikleri filmleri, okuyamadıkları kitapları sonunda görmeye, izlemeye ve okumaya çalışırlar; buna ‘bucket list’ deniyor…

Galiba Erdoğan’ın da öyle bir listesi var.

Hilafet.. Arap harfleri.. Başkent İstanbul..

AK Parti’ye yakın bir medya grubunun dergisi “Şimdi değilse ne zaman, sen değilsen kim? Hilafet için toparlanın” manşetiyle çıkmış…

Reklam

Kimi, “Senin vermediğin cevabı dergiden aldık” demekte.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesinden biri de, önceki gün çıktığı bir televizyon programında, Türkçeyi Arap harfleriyle yazmaktan vazgeçilmesini anlamsız bulduğunu söylemiş; Çinliler, Ruslar, Yunanlar’ın Latin olmayan harfleri kullanmaya devam etmelerini de doğru tavra örnek olarak göstermiş…

Tabii bu değiniden de derhal, “Demek ki, hedeflerden biri bu, yeniden Arap harflerine dönülecek” sonucunu çıkaranlar oldu.

İlk hangisi? Önce hilafet mi ilan edilecek, yoksa yeniden Arap harflerine mi geçeceğiz?

Bunlarla değilse ilk hangi uygulamayla başlanacak?

Ciddi ciddi tartışılan bir konu bu ve sorular da birbiri ardına geliyor.

Gazetelerde bugün konuya değişik açılardan yaklaşan pek çok yazı var. 

Doğruyu söylemem gerekirse ben biraz farklı düşünüyorum. Eğer tartışmaları yüksek perdeden sürdürenlere uysaydım, hiç tereddütsüz o temel soruya, “İstanbul’u başkent yapmak” cevabını verirdim.

Reklam

Bütün altyapısı hazır çünkü.

Fakat söylediğim gibi ben konuya farklı yaklaşıyorum.

Erdoğan: “Hedeflerimiz var”

Cumhurbaşkanı Erdoğan dün bakanlarıyla bir toplantı yaptı ve ardından da önceden hazırlanmış etraflı bir konuşmayla kamuoyu önüne çıktı. Hükümet sözcüsü gibi davranan gazetenin internet sitesi, konuşmayı, “Son dakika haberi: Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önemli açıklamalar” başlığıyla ve bütününü yansıtarak duyurdu.

Konuşmada pek çok konuya değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen her konu başlığı altında, “Hedeflerimize doğru adım adım ilerliyoruz” cümlesiyle özetlenebilecek bir mesaj vermeyi ihmal etmedi.

Hedefler var ve onlar teker teker gerçekleştirilecek.

Site bir yerde şu özeti de yapmakta:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem geçmişte uğradıkları haksızlıkların telafisi, hem bugünkü hakların korunması hem de gelecekteki hedeflere ulaşmak için ne gerekiyorsa onu yapmakta kararlı olduklarını vurguladı.”

Gerçekten de bu özeti hak edecek pek çok vurgu var o konuşmada.

Dinleyenler “Acaba hangi hedefin gerçekleştirilmesiyle işe başlanacak?” diye düşünmüşlerse hiç şaşırmam.

Vurguya ve kesin ifadelere rağmen, ben, yine de, Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılması türünden bir büyük ve şaşırtıcı hamle beklentisi içerisinde olamıyorum.

Büyük devrimcilerin, “Sırrımı sakalım bilse onu derhal keserim” diyen Fatih Sultan Mehmet’ten toplumu pek çok alanda değiştirmeyi amaçlayan Mustafa Kemal Atatürk’e kadar, ne yapacaklarına dair önceden bildirimde bulunmadıkları bir gerçek. 

Erdoğan da, bir yıl önce “Hele siz Sultan Ahmet Camii’ni cemaatle doldurun da sonra Ayasofya’yı konuşalım” demiş ve sonrasında Ayasofya’yı açmanın doğurabileceği zorlukları hatırlatıp tuzağa düşmeyeceğini söylemişken, birdenbire bu tavrının tam tersini uygulamaya koyuvermedi mi?

Şimdi ise bir sırrı -hatta sırları- varmış gibi konuşuyor.

Hedeflerinden söz ediyor.

İşte bu da bana tuhaf geliyor.

Neden olmaz, olamaz?

Derginin ‘hilafeti getirmek’ teklifinin veya en yakınından gelen harf değişikliğinin sorgulanmasının akla düşürdüğü türden bir geriye dönüşün, Ayasofya’nın ibadete açılmasından farklı olarak, toplumda fazla karşılığı yok.

Evet, istenirse o istikamette adımlar atılabilir, ya da başkenti Ankara’dan İstanbul’a taşımak düşünülebilir; ancak bunların hepsi ya sistem değişikliği ya da daha girişinde “Türkiye Devleti’nin (..) başkenti Ankara’dır” yazdığı için anayasa değişikliği gerektirir. [Başkent ile ilgili hükmün “Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez” keskinliğinde bir koruma altında bulunduğunu da kayda geçireyim.]

Bunlar ve benzeri köklü değişiklikler için toplumsal bir iradenin varlığından söz edilebilir mi?

Aslında mahkeme kararı da gerekmeden, 1934’te yapıldığı gibi, yine bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya bakanlar kurulu kararıyla açılabilirdi Ayasofya; ancak teklif edilen köklü değişiklikler için yol o kadar düz değil.

Peki de, Cumhurbaşkanı Erdoğan neden, bir konuşma içerisine, bir çok kez, ‘adım adım hayata geçirmeyi düşündüğü hedefleri bulunduğu’ bilgisini yerleştirme ihtiyacı duymuş olabilir?

Aslında dünkü bakanlar toplantısı sonrasında yapılan konuşmada bu soruya cevap teşkil edecek sayısız ipucu bulunuyor.

“İçeride ve dışarıda sayısız sorunlar var ve herbirinin çözümünde tıkanıklıklar yaşanıyor” diyeyim ve gerisini sizlerin ferasetinize bırakayım.

ΩΩΩΩ

21 YORUMLAR

  1. Halife olacaksa Kuran-ı Kerimde tanımlandığı şekilde, yani Allah’ın yeryüzünde temsiliyetine tekabül eden ideal insan özelliklerine göre olmalıdır. Yani, bu Eşref-i Mahlukat olarak aranan insan modelini gerçekleştirmeğe hizmet etmelidir. Bu da olursa ancak ve ancak “Akıl*İman Senteziyle” mümkün. Yoksa, hazır mama şeklinde, Halifelik konusunun nasıl olacağının Kuran’da veya hadislerde bi reçetesi yok. Bugünkü ortamda, siyaseten “Ben Halife olayım, herkes beni dinlesin bana uysunböylece güç bende olsun” istemi «nefsi» bi istektik. Gücün, M.K. Atatürk Paşa, Fethullah Gülen veya en son marka siyaseti temsil eden R.T. Erdoğan tarafından nasıl rezalet bi şekilde kullanıldığının çeşitli örnekleri varken güven verici, adil olması mümkün mü?

    Alfabenin Arapça’ya çevrilme fikri, tıpkı M.K.Atatürk Paşanın yaptığı gibi şekilcilikten öte bir şey olamaz. Önemli olan etkin bir iletişim. Osmanlı döneminde kullanılan lisan Arapça idi de Kuran daha mı iyi biliniyordu? Öyle olsaydı geri kalmışlıktan o dönemlerde kurtulmağa başlamış olurduk. Nasıl ki zaman makinasına binip Hz. Peygamber dönemine gidebilmek mümkün değilse, bu yaşadığımız dönemde müslümanların Aklı kullanmadan ileri düzeyde gelişmesi mümkün değildir.

    Başkent’in İstanbul’a taşınması fikri ise bu zamana kadar duyduğum en saçma fikirlerden biri. Aynı, ekonomik yatırımların çoğunun İstanbul’a yapılması, Anadol’unun ihmal edilmiş olması gibi.

  2. R.T. Erdoğan, Osmanlı Devleti’nin çöküş nedenlerini uygulamalı tarih dersi ile gösteriyor.

    Müsriflik ve akılsızca dış siyaset.

    Yozlaşmış geleneksel din ile uyuşturulmuş bir halk yaratmak.

  3. Herkesin olabileceği gibi Erdoğanın da bir bucket list sahibi olması olası. Yine herkesin listesinin bir olabilirliği olması gerektiği gibi erdoğanın listesinin de olabilirliği olması gerekir. Listede ayasofya nın olduğu ayan beyan ortaya çıktı lakin arap harflerine dönülmesi ve/ve ya hilafetin getirilmesi şimdilik zandan ibaret.
    Her ne olursa bir ülkeyi yönetenin isteklerinden söz ediyorsak bunun olabilirliği içte ve dışta uygun kabul ve desteklere bağlıdır.
    Mesela ayasofya nın müzeden geri döndürülerek tekrar cami olarak ibadete açılması meselesine bakarsak konu içeride neredeyse % seksene yakın bir kabul ve destek görmüştür, dışarıda ise genel konjonktür son derece uygun koşullarda gelişmiştir, ki, zaten sonuçta büyük bir reaksiyon hiçbir ülke tarafından çıkarılamamıştır, verilen tepkiler belli bir seviye ve tonda kalmıştır, yunanistanı ise kaale almaya gerek yoktur.
    Alfabenin değişmesi meselesi doğal olarak tartışma değeri yüksek bir konudur, uzun zamandır tarışılmaktadır, tarihi ve kültürel açıdan basta olmak üzere tartışılması da son derece değerlidir. Lakin arap harflerine dönülmesi başka bir hikayedir ve bunun halk indinde bir karşılığının olması, büyük çapta bir toplumsal kabul ve desteğin olması gerekir. Şu an için ülkede böyle bir durum var mı, bence yok, öyleyse nasıl ki bir avuç radikal laikin ne istediğinin bir kıymeti harbiyesi yoksa bir avuç siyasal İslamcının da ne dediğinin bir anlamı yoktur.
    Hilafetin ise bırakın ülkede bütün Müslüman aleminde aynı şekilde bir karşılığının olması yine büyük bir kabul ve desteğin verilmesi gerekir. Hilafetin ne olduğunun bile bilinmediği ve unutulduğu bir zaman ve coğrafya da müslüman aleminde şu an itibariyle böyle bir beklenti var mı, bence yok, öyleyse bu tartışmanın uygun bir zemini de yok, dolayısıyla işin geyik muhabbetine dönmesine şaşmamak lazım.

    • Danıştay’ın Ayasofya kararının gerekçesi emsal gösterilerek eski Osmanlı Rum ve Ermeni Vakfiyeleri mallarının iadesi için davalar açmaya başladıklarında ne yazacaksınız merak ediyorum.
      Erdoğan Arapça alfabe ve Hilafet’i kesinlikle istiyor (tüm dinci-dinbazlar gibi) fakat şartlar uygun olmadığı için şimdilik açıkça söylemiyor, yuvarlak olarak mesajını veriyor. Sözcüleri ise yok böyle bir şey falan diye sıkışan gazı almaya çalışıyor.
      Gerçek din (Kuran) ile geleneksel din (Ebu Süfyan-Muaviye dini) arasındaki farkın daha iyi anlaşılması sağlanmadıkça samimi müslümanlar yanlış yerde durmaya devam edecektir. Tıpkı gerçek Mustafa Kemal Atatürk ile küçük burjuva faşisti sözde Atatürkçüler arasındaki fark gibi.

      • Dediğim gibi yaklaşık dört yıldır yazıyorum, doğmamış çocuğa don biçmekten çok, reel alandaki konulara kendi koşulları içinde bi dört yıl daha yorum yazarım sanırım, hala merak ediyor olursanız okursunuz.
        Erdoğan Arapça alfabe ve Hilafet’i kesinlikle istiyor (tüm dinci-dinbazlar gibi) olabilir, fakat şartlar uygun olmadığı için şimdilik açıkça söylemiyor nedeniyle ne istediğini açıklamadığı sürece zan olmaktan öte değil gerçeği degişmeyecek.
        Gerçek din (Kuran) ile geleneksel din (Ebu Süfyan-Muaviye dini) arasındaki farkın daha iyi anlaşılması sağlanmadıkça samimi müslümanlar yanlış yerde durmaya devam edecektir yorumunuza tamamen katılıyorum. Tıpkı gerçek Mustafa Kemal Atatürk ile küçük burjuva faşisti sözde Atatürkçüler arasındaki fark gibi olan bölümde dahil olmak üzere.

  4. Gün geçmiyor ki memleket düşmanları muzahrafat misali fitne ve iftiralarını ağızlarından salyalar saçarak ortama kusmuş olmasınlar.
    Bir yandan ülkemiz aleyhine olabileceğini sandıkları kimi sakız olmuş mevzuları orasından burasından çekiştirirken bir yandan da devlet büyüklerimize arsızca hakaretler savururup küfürler ediyorlar.
    Halkımızın acısına da sevincine de hiçbir şekilde saygı göstermeyen bu mandacı zillet cephesinin milli iradeye ve onun temsilcilerinin aldığı kararlara saygı duymasını beklemek nafile.

    Bütün dünya türkün önünde diz çöküp itaat edene kadar; durmak yok yola devam!

    • Yerli ve milli yorumunuza tamamen katılıyorum. Fakat bütün dünyaya diz çöktürmek için Erdoğan Halife, Bahçeli Cumhurbaşkanı olmalı vesselam.

  5. Sevr anlaşmasını imzalatmış bir Padişaha sahip çıkıp da Kurtuluş savaşının baş kahramanı olan M.K.Atatürk’den nefret etmek nasıl açıklanabilir? Bunu yapanlar bir kere Türk kimliğini kaybedip Araplaşmış kişilerdir. Müslümanlıklarının ne menem bir şey olduğu da Ebu Süfyan’ın oğlundan bahsederken Hz. Muaviye demelerinden bellidir.

    Ne Türk ne de doğru dürüst Müslüman olamayanların toplumun çoğunluğu üzerindeki etkisinin nedeni ise, Osmanlı Devletinin yıkılış nedeniyle aynıdır.

    Türk tarihinin seçkin evladı cennetmekan Mustafa Kemal Paşa. Allah senden razı olsun, nurlar içinde yatasın. Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır.

  6. Öncelikle şunu belirtelim kimsenin yukarıda sayılanlara eşdeğer gizli bir ajandası yoktur.
    Azıcık aklı olan birdaha o uygulamalara dönülmeyeceğini bilir.Lakin sözüm ona demokratızya düşünce özgürlüğümüz varya ozaman bırakın isteyen istediği hayali kursun size ne .türk halkı seçimini yapmış istikametini belirlemiş ve uygun adımlarla ilerliyor ha bazen tökezliyor ama yolunda gidyor.Hilafet miş arapça harflermiş bırakalım bunları.Böyle olacağını düşünmek , korkmak zannımca türk halkını tanımayanların paranoyasıdır.İşimize bakalım işimize.

    • Samimi cevap verin. Erdoğan aynı zamanda Halife de olmak isterse kesin karşı çıkacak mısınız? Yoksa henüz şartlar bunun için müsait değil diye mi düşünüyorsunuz.

  7. Arapçaya dönelim bence. İyi olur. Arapça konuşmak yazmak sevaptır. Allah Kuran’ı bu dilde indirdiğine göre Arapçası daha iyi demek ki. Bu nedenle Arapça faideli olur vesselam. Reisin gönlündeki en büyük hedeflerden birisi de budur. Ne büyük adam maaşallah. Hamdolsun, böyle bir ulu-l emrimiz var.

    Şimdi bazı münafıklar çıkıp “Hamdolsun, torba dolsun” falan deyip alaya almasın. Neuzibillah yarın öbürgün cehennem ataşında yanarlar.

  8. Ayasofya cami olsun diyenler,hilafet de gelsin der.Aynı rahleden eğitim aldığınız .Aynı medreseden geçtiniz,Aynı zihniyet sahibi oldunuz.İslamı ihya etmeyi bir kenara bıraktınız,kasa ve keselerinizi ihya etmeye koyuldunuz.Koro halinde,sekronunuz kaymadan söylediğiniz sılagonlarınız aynı:Ayasofya cami olsun.!Hilafet gelsin!Başkent İstanbul olsun!İşte yıllardır siyasi islamcı güruhun sözde islama hizmet analışı bundan öteye gitmiyor.İslama hizmet değil, saltanatlarına hizmet ön planda.Afrika ülkeleri,Arakan,Bangledeş ,Yemen gibi ülkelerin muhtaç larına yaptığınız yardımlar da bile cıvık cıvık reklamlar yapıyorsunuz.Yardım kolilerinde Türk bayrakları,açılan birkaç su kuyuları ve çeşmelerde Türk bayrakları,Radyo-Tv-dergi ve sosyal medyada Türk bayrakları ve parlak sözler ile yardım işinde bile Türkçülük yapıyorsunuz.Yapılan yardımlarda böyle işler olmaz.Bir elin verdiğini öbür el bilmeyecek.Hz. Ömer ,”Sağ elimin verdiği sadakayı sol elim görese, onu keser atarım .”diyerek işin önem ve mahavetini dile getirmiştir.Aynı rahleden ,aynı medreseden eğitilen siz siyasi islamcılar;bazı konularda birbirinizi eleştirseniz bile ,siyasi hedeflerinizde birliksiniz.Bugün Ayasofya cami olsun diyenler,yarın hilafet gelsin der.İslamiyette hilafet diye bir kurum da yok.İslamiyette vakıf diye bir kurum yok iken ,vakıf malını el sürenin eli yanar gibi söylemlerle insanları korkutanlar;yarın, hilafet gelemesin diyenler yanar gibi saçma ve aslısız sözlerle saf müslümanları kandırma yoluna gider.Bir ülkenin mahfolması için,o ilkede siyasi islamcı takımının bulunması yeter.Başkalarına hiç gerek kalmaz.Saygılar.

  9. “İçeride ve dışarıda sayısız sorunlar var ve herbirinin çözümünde tıkanıklıklar yaşanıyor” diyeyim ve gerisini sizlerin ferasetinize bırakayım.

    vallahi bende feraset namına eser miktar kalmış mıdır ya da var mıydı ki, bilmiyorum. ama bildiğim iki şey var. biri Erdoğanın çocukluğundan beri kendi ‘bucket list’ine talim ettiği. ikincisi de; bu güne kadar yaptıkları yüzünden listeyi tamamlamaya mecbur olduğu.

    bir de zannım var; Erdoğan başka yol bilmez, bütün bildikleri bunlardan ibaret.

  10. Bence Halife olması şart. Aksi takdirde bunca namaza, oruca, kurbana rağmen cennete gidemeyiz diye endişe ediyorum. Gerekirse Sevr anlaşmasını kabul edelim ama yeter ki başımızda Halifemiz olsun. Dını butun muslumanlar bööle der vesselam. Aleykümünüs selam.

  11. Erdoğan ekonomide ve dış politikada öyle hatalar yaptı ki bir bataklığa girdi ve çırpındıkça batıyor.

    Ekonomide yapabileceği tek şey kendi bildikleri ile sınırlıdır. Kanal İstanbul, Atatürk Havalimanı arazisi ve seçkin deniz-yayla tatil yörelerinin satışı gibi rantiye-şantiye işlerinin peşindedir. Buralardan gelecek dövize ve kaynağa bel bağlamış durumda.

    Dış politikada ise tekrar ABD tarafına dönerek verilecek görevleri çaktırmadan yaparak sermaye çıkışını önlemek derdinde.

    Fakat bunlar AKP=Erdoğan’a oy kaybettirir. Oy kaybetmemek için halkın gönlünde yer tuttuğuna inandığı projelerden bahsederek seçmenini tutmaya çalışıyor. Oysa bırakın olmayacak diğerlerini Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılışı bile yakında etkisini kaybeder. Önce memnun olanların bir kısmı müze olarak kalsaydı daha iyiymiş demeye başlayacaklardır.

    Gerçek AKP 2002-2011 dönemindeydi. AKP=Erdoğan 2015’den buyana muhalefetin zayıflığından ve daha önce düşmanı olduğu sözde derin devlet ile ittifak yaparak iktidarını koruyabildi.

    Gerçek dincilerin sayısı %20’yi geçmez. Onların da yarısı gemi su almaya başlayınca terk ederler. Erdoğan gerici kanadın iddia ve görüşlerinin doğru olmadığını kanıtlayarak tarihe geçecektir. Bu o kadar ilginç bir şey ki ilahi bir ironi demek doğru olur.

  12. Sayın yazarı gülümseten iddialar normal bir insanı gülmekten kırar geçirirdi zaten.
    İster misiniz okullar açılana kadar alfabeyi de elifbe yapalım?
    Yaztatilinde kurankursuna giden çocuklar yaşadı:)
    Ee, zaten memleketin turistik dili de olmuş arapça, daha ne!
    Şaka biyana, çevremizdeki ülkelerin kullandığı alfabelere şöyle bir bakılırsa latin harfli türk alfabesinin kıymetini hemen anlarsınız.
    Ermenice, gürcüce, farsça, soranice, arapça, yunanca, bulgarca; her biri farklıdır…
    Bilgisayar dili ingilizce ve latin alfabelidir, gelecekte hiyeroglife kadar da yolu vardır.
    Eğer osmanlıca öğrenelim diyorsak; mutlaka diyorum! Liseler, üniversiteler ne güne duruyor?
    Haa, alfabeyi zaten 90lı yılların başında gücellemiştik, ortak türk dünyası alfabesi, bugün kuzenlerimizin kullandıkları yani; bizim 29harfin üzerine x,q,w,ä harflerini de ekledik, hepsi bu.
    İstanbul başkent olsunmuş; zaten değil mi?
    Sadece ekonominin değil dünyanın başkenti!
    Adı üstünde minör asia, ülkemiz küçük ama çok şükür başkentimiz ankara yeterince büyük sanırım, bize yetiyor şimdilik…
    Bu halifelik meselesinin de iyice suyu çıktı gibi; yani koskoca “kainat imamı” dururken halifesini kim ne yapsın ki?
    İtirazı olan?

    • İtirazım var ! Dünyayı titreten ve tüm düşmanlarımızı dize getiren ulu-l emr Reis dururken kainat imamı da kim oluyormuş, fetöcü müsün nesin sen yahu? Halife adayımız Reis’tir 🙂

  13. Cumhurriyeti kurulacağı zaman, Atatürk! Her ilden bir deli getirin falanca ilden kimi getirirseniz getiri demiş.

    Bunu bilen! Bizim Muhalefet partileri bir araya gelmişler ve Bu memleketin hali perişan, MHP ve AKP seçmenlerinden her ilden birer uyanık getirelimde onlara memleketin batmak üzere olduğunu anlatalım.
    Maalesef tek bir uyanik bulamamış.
    AKP ve MHP zaten kendi yandaşları, içinde muazam uyku ilaçları üretmişler.
    Uyuyan seçmenlerin arasında Benim ablam ve kız kardeşim de var.
    Abla AKP li kız kardeşim MHP’li ve kendine gõrede müthiş bir Atatürkçü, dün bana bir video göndermış Atatükün resimleri eşliğinde Dindarlığından başlamışlar çok güzel seslendirilmiş bir sinevionz gõsterisi.
    O videoyu õğle bir, işlemişlerki,sankı Ayasofyayi müzeye çeviren Atatük değilde Erdoğan yapmış Atatürkte yeniden eski haline çevirmiş, gibi bir anlam çıkıyor.
    Bende heme şu mesajı yazdım

    “Kimse kimsenin Müslümanlığını sorgulama yetkisi yok! Fakat! Ayasofyada bir elinde kılıç ağzında lanet kelimesi ile adeta TC kurucusu ve 10 yıl İngilizlerin kuşattığı İsanbul ve Ayasofyayi onların elinden alan Atatürkede, dil uzatip lanetliyemez.
    DIB A Erbaş Cuma hutbesinede ne demişti o bölumunde şöyle diyiyor, “dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar”
    Vakveden kim Fatih S,M yani camiye çevirip Cami olarak kendi vakfına bağışlayan! Ve cami olarak kalmasını vasiyet eden.FSM. o vakıf osmanli ile birlikte tarihe karışan .
    Yeni TC kurucusu vakviyeyi çiğnemış Ayasofyayi Müzeye çevirmiş. Dİ,Başkanide elinde kılıç ile Atatürke lanet okuyor.
    Eh ne diyelim! Bizde bu kadar Din satan varken DI Başka’nin onlardan biri olması gayet normal.
    Yahu hiç birşey bilmiyorsan barı Camide hemde Miliyonların izlediğ hutbede lanet kelimesini kullanma.”

    Galiba kardeşim benim cevabımı okuyunca uykudan uyanmış olacakki bana yazacak cevap bulamadı.
    Çünkü MHP’liler sosyal medyada Hep Türkeşın Ayasofya cami hayelini paylaşıp durdular, şimdide, sankı Atatürkde öğle istiyormuş gibi sosyal medyada çoğusu uydurma ve yalan paylaşımları duygu dolu şiirlerle anlatiyorlar.

    Ya, ablam?
    Sankı ben ondan erdoğani neden bu kadar çok seviyorsun diye sormuşum gibi “Ben Erdoğanı çok sevmiyorum N (benim küçüğüm erkek kardeşimin ismini söyliyerek) onunla ayni yaştalar.
    Bende, ablama kardeşimin bana anlattığı bir olayı anlattım. “Abla iyide N onu 2002’de akşam yemeğinde ilin ileri gelenleri ile 20:30 olan yemeğe hepsi eşleri ile birlikte erken gitmişleki geç kalmiyalim ayip olur diye 20 de gıtmişler Erdoğa 23:30 teşrif etmiş kardeşim eşine ” hadi gidelim Allah verede bu adam kazanmassa yoksa bu Türkiyeyi batırır” demiş” ve yemek yemeden vede erdoğanı dinlemeden çıkmışlar.
    N ayni yaşta ama 18 yıl önce bugünkü durumu bilmiş ve sırf erdoğan için AKP oy vermemiş”
    Ablam hemen doğu şivesi ile” giz sen konuşmaya başladığından bu tarafa canıma okudun birazda azbil ,birazda unut.” Dedi ve “olsun ben şimdiye kadar erdoğana oy verdim genede vercam.”
    Abdulatif Şenerde Ablamın eşinin akrabası şimdi gõrüşüp gõrüsmediğini bilmiyorum fakat õnceden sürekli gõrüşiyorlardı.

    Acaba Türkiyenin üzerine ölü toprağmı serpmişler millet tamamen cahilleşmiş.
    Sorgulama diye bir duyguları kalmamış.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız