Fethin sembolü Ayasofya artık yeniden cami; ona zarar vermekten kaçınmalı.. İlber Ortaylı’yı dinlemeliyiz…

18

Ayasofya yeniden cami olarak ibadete açıldı milletçe sevindik; İstanbul 500 küsur yıl sonra yeniden fethedilmiş gibi oldu. Açılışın yapıldığı Cuma günü Ayasofya içi ve çevresinde 350 bin insan yerini aldı. Bu gelişmenin mimarı olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yeni adıyla Ayasofya-i Kebir Camii’nin 24 saat açık kalması talimatını verdi.

Mabedin gündüzler ve geceler boyu her gün binlerce ziyaretçisi olması bekleniyor.

Ne mutlu bize.

Mutluyuz, ama yeniden sahiplendiğimiz hissine kapıldığımız muazzam mabedin 1500 yıldır ayakta kalmış ve gözümüz gibi bakmamız gereken tarihi bir eser olduğunun farkında değiliz gibi.

Geçen gün “Cumhurbaşkanı karar verirken danışmanlarına danışıyor mu?” sorusunu bir yazımın başlığından sormuştum, hatırlayacaksınız. O soruyu “Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasından sonra nasıl davranılması gerektiği, tarihçilere ve özellikle tarihi eserler konusunda uzman olanlara, sözgelimi Prof. İlber Ortaylı’ya danışıldı mı?” diye de sorabilirdim.

İlber Ortaylı kısa süre kültür bakanlığı yapmış Atilla Koç’un bakanlığı döneminde Topkapı Sarayı müdürlüğüne getirilmişti. Görevi alanına Ayasofya ile ilgilenmek de giriyordu. Sonradan o görevden ayrılsa da, bildiğim kadarıyla, halen bakanlığın danışmanı sıfatını koruyor.

Çok değerli kitaplardan oluşan şahsi kitaplığını Cumhurbaşkanlığı külliyesine hibe ettiğini de biliyoruz Prof. Ortaylı’nın.

Prof. Ortaylı diyor ki…

Reklam

Zamanında danışılmış olmasa bile hiç değilse şimdi ne dediğine kulak vermekte yarar var.

Pazar günleri Hürriyet’e tarihi konularda yazı katkısında bulunan Prof. Ortaylı’nın dünkü köşesi Ayasofya konusuna ayrılmıştı. 

Uzunca yazının içine sindirilmiş uyarılar olağanüstü önemli.

Ayasofya’nın 15 asırdır ayakta kalan tek mabed olduğunu hatırlatıyor. İlk yapımını gerçekleştiren Aydınlı mimarları yanında Sinan’ın da elinin değdiği binanın düzenli restorasyonunun devamı gerekiyor. İlmi heyetler bu alanda çalışıyor, çalışmalı da. Eserin esas koruyucusu ise… “Unutmayalım ki, Fatih Sultan Mehmed’ten beri Ayasofya’nın koruyucusu biziz” diyor Prof. Ortaylı

Nasıl koruyacağız?

Şöyle:

“Ayasofya’nın ikinci katı suret-i katiyede ne ziyaret edilebilir ne oraya adım atılabilir. Oraya adım atacak kişiler, mimari tarihçiler, restoratör, usta ve mühendislerdir. Zira buradaki fresklerin korunması çok zordur, nefes en büyük düşmanlarıdır. Yoğun insan nefesi bu eserleri mahveder. Bize inanmayanlar Kremlin müze ve kiliselerini zaman zaman, hatta bazılarını uzun yıllar kapatan Rus uzmanlara sorsunlar. Onlar gereken bilgileri verecekleridir. Aynı durum Göreme kiliseleri için ve Osmanlı’nın 500 yıllık klasik eserleri için de geçerlidir. 

“Benzer kurumlardan Küçük Ayasofya dediğimiz Bakhos Kilisesi daha evvel restore edildi, bugün camidir (Küçük Ayasofya Camii). Aynı şekilde Kariye Manastırı’nın tamiri bitti. Pantokrator Manastırı yani Zeyrek Camii bitmedi. Bunların rastgele, kontrolsüz bir şekilde umuma açıldığı görülüyor. Medyaya düşen fotoğraflarda gerekli ihtimamın gösterilmediği, cami cemaatinin kafasına göre düzenlemeler yaptığı görülüyor. Bu gibi tarihi eserlerde muhakkak kontrolün, çakılacak bir çivinin dahi Anıtlar Kurulu ve Kültür Bakanlığı’nın iznine tabi olması gerekir.”

Reklam

Prof. Ortaylı, İtalya/Floransa’da bulunan tarihleri Ayasofya kadar kadim olmayan bazı galeriler ve kiliselere kontenjanla ziyaretçi alındığını hatırlatıp benzeri bir uygulamanın bizde de başlatılmasını tavsiye ediyor.

En önemli tavsiyesini sona saklamış: “Ayasofya’nın kontrolsüz bir kitleyi kaldırması mümkün değil. Devlet kontrolünde belirli sayıda insanın caminin içinde olması gerekir, aksi halde yıllarca süren restorasyonların getirisi çöpe gider. Tüm bu meseleler yeni baştan düşünülmeli ve kamuoyu ile paylaşılmalı.”

Ayasofya’yı yeniden ibadete açmak, müze iken onu kendi kaderine terk edilmişlikten çıkarıp yeniden sahiplenmek anlamına da geliyor. 15 asırdır ayakta kalmış ve ebediyete kadar varlığını sürdürmesini arzulamamız gereken bir eser Ayasofya. Bir uygarlık mirası olduğu kadar fethin de sembolü. 

Öyle değil mi?

Bu durumda ömrünü kısaltacak yanlışlıklara karşı onu koruma altına almak gerekir.

Cami olarak açıldı, milletçe sevindik.

Şimdi de onu gözümüz gibi koruma görevinin milletçe sahibiyiz.

24 saat açık tutmaktan fazla gecikmeden vazgeçmeli, ziyaretçi giriş ve çıkışlarını kontenjana bağlayamasak bile cemaat sayısını kısıtlı tutmalı ve tarihi eserler konusunda uzmanlaşmış ilim ve teknoloji heyetlerinin denetimini sürdürmeliyiz.

Eserin değerini itirazcılardan daha fazla bildiğimizi göstermenin de yolu budur.

Hürriyet’te çıktığı için haberi olması gerekenlerin dikkatlerinden kaçmış olabilecek Prof. İlber Ortaylı’nın yazısını önemine binaen gündemime aldım.

ΩΩΩΩ 

18 YORUMLAR

  1. İlber Ortaylı değer verdiğim bir tarihçimiz. Uyarısı çok yerinde. Ayasofya mekanik-statik bakımdan içine rastgele girilemeyecek kadar eski bir yapı (65 yaş üstü değil 1000+). Sanat eserleri bakımından ise uzmanı uyarınca fark ettiğimiz sorunlar var. Ayasofya başta olmak üzere tüm çok eski tarihi eserlere sınırlı giriş olması gerektiği anlaşılıyor.

    Fakat Ayasofya ibadete değil siyasete açıldı. Kişisel menfaatleri için her türlü değeri ayakları altında çiğneyenler bu uyarıları dikkate almaz. Dinci ve ırkçı gericiliğe şimdi de tarihi eser vandalizmi eklenmiştir.

    Not : Elhamdülillah müslümanım. Fakat Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılmasından mutluluk duyan mabed takıntılı müslümanlardan değilim çok şükür. Fatih’in Ayasofya’yı camiye çevirmesi o zamanın teamüllerine uygundu. 500 küsur yıl sonra yani bugünkü teamüller tabii olarak farklıdır. Eğer eski teamüller aynen geçerli olacak ise Cumhuriyet rejimini kaldırıp Padişahlık rejimine geçmek gerekmez mi?

  2. H.Gayret
    24 Temmuz 2020 At 12:08

    Sayın korunun başlangıç kısmında verdiği bilgilere bakılacak olursa ayasofya zaten camiydi; şimdi yapılan ise bir açılış töreni.
    Daha önceden kullanıma açılmış hastane veya toplu konutlar için sonradan bi toplu açılış töreni düzenlenmesi gibi yani…
    Böyle bir seramoni elbette görkemli ve ayasofyanın manasına yakışır olmalıdır; buna da kimse karışamaz!
    Yalnız bir ikazda bulunmak gerekiyor:
    Ayasofya ruhani olarak her ne kadar candamarımız olsa da mimari olarak köhne ve riskli bir yapıdır, hele de böylesi salgın kıyamet bir dönemde bilimum devlet erkanının olduğu gibi o yarıklarla dolu hantal kubbenin altına doluşturulması çok da güvenli gibi görünmüyor bana.
    Nihayet, düğünde bayramda butik bir tapınak veya kimi sembolik törenlerin/ayinlerin düzenleneceği bir müze cami olarak kullanılması yerinde olurdu; yani ahalinin binlerce doluşum içerde saatlerce kalması gibi bir trafik çok sağlıklı olmaz gibi. En iyisi camiye avcı düzeninde, hızlı adımlarla girilip çıkılması ve hazırda satılan ayasofya kartpostal ve fotoğlarıyla yetinilmesidir. Ayrıca varsa orjinaline ait motifleri korunmalıdır; ikonaları neremize sokacağız derdine düşen zevata ise söylenecek söz:
    Duvarlardakini bırakın da kalbinizdeki putları temizleye bakın kardeşim!

  3. Binalar resimler restore ile tekrar eski haline döner.
    Kündekari (hiç çivisiz) minberi korumak için cam levhayı bu ahşaba çivileyen kafa
    Acaba meryemi, teoyu kapatmak için duvara L kanca, üzerine korniş, önüne çiçekli perde takmaya kalkan olur mu diye bir haftadır damağımı parçaladım.
    Yazınızda tum olması gerekeni yazmışlar zaten hala hata yapılırsa Allaha havale.
    Biz şimdi ayasofyanın kasırga mı meltem mi tusunami mi etkisi ne olur kısmına geçelim derim.
    Halk mutlu olsun. Batıya doğru biraz daha yerleşelim.
    De..
    Ekonomimiz ne olacak? İş aş pandemi okul eğitim vergiler döviz altın vs..

  4. Biz Ayasofya’yı açıp dünyaya meydan okumakla meşgulken NASA oksijen ağacı yapmış Mars’a gönderecek.
    Bu birilerine birşey ifade edermi bilmiyorum.

    • Sönmez bey eğer ayasofyadaki mühendislik becerisini beğenemediyseniz hemen karşısında sultanahmet camisi var; o da olmadı artık çamlıca camisine!
      Yerli solunum cihazı neyine yetmiyor da rainbow elektrikli süpürge gibi nasadan oksiken ağacı filan ısmarlıyorsun?

      • Yerli ve milli teknolojimiz dünyaya meydan okuyacak kadar ilerledi diyorsun yani. Çamlıca camisi, solunum cihazı … IHA, SIHA … Eee ne bekliyoruz Hilafeti ilan etmeyi. Şeyhülislam Ali bin Erbaş elinde kılıç ile hutbe okuyarak mesajı verdi zaten. 🙂

        • Beklenen salih zat ne güne duruyor mim, yok o illaki kainat imamı olsun diyorsanız başka tabii; kim ne yapsın sonuncusu açlıktan ölmüş halifeliği, öyle değil mi?

          • Öyle deme. Adam dinciyse Halife yoksa kendini çıplak hissediyor. Bir de halife yoksa cennete gidemeyebilir diye endişe ediyor 🙂

      • Bana öyle geliyor ki sen bu yerli dolunum cihazıyla değil marsı güneş sistemini bile fethedersin.Ancak bu işi yaptığın gün,artık jüpiterden mi olur,satürnden mi olur,uranüsten mi olur,güneşten mi olur,buraya bir mesaj at ta haberimiz olsun,kutlayalım.

  5. “Hürriyet’te çıktığı için haberi olması gerekenlerin dikkatlerinden kaçmış olabilecek Prof. İlber Ortaylı’nın yazısını önemine binaen gündemime aldım.”

    Bu en az 10 sene konuşulacak bir cümle. Etkisi yıllarca sürecek bir espri.

    • Baran bu konuyla ilgili geçen gün ben buradan ilber hocanın söylediklerinin 10mislini yazdım, en küçük bir takdir belirtisi göstermedin, illaki hürriyete mi yorum yazmak lazım on yıllarca unutulmamak için?

      • aslında bunu bana değil de Sinan Eskicioğlu hocaya sorsan seni eskite eskite öğretir işin aslını. ama madem bana soruyorsun ben de bir soruyla cevap vereyim; Hürriyet’e yorum yazabiliyor musun, var mı öyle bir kabiliyetin?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız