Hükümet ne yapsa yaranamıyor.. Faiz, dolar, ekonomi, reform derken bir de savaş mı?

26

Siyasi hayatımızda yaşananları izlerken, emin olun, iktidarda bulunanlara üzülüyorum; özellikle de her önemli kararı kendisinin aldığını bizzat ağzından işittiğimiz Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın durumuna…

Ne yapsa yaranamıyorlar da ondan…

Uzun bir süre “Enflasyonun sebebi faizdir” dedi Cumhurbaşkanı Erdoğan ve faizle ilgili kararı alan devlet kurumlarının yöneticileri onun bu tezinin doğru çıkması için gayret sarf ettiler. Faiz sıfıra yaklaştı, ancak doların TL karşısındaki değeri muazzam arttığı gibi enflasyon da düşmedi.

Zaten birileri, piyasaya müdahale edildiğinde, eş zamanlı olarak, “Göreceksiniz, dolar değerlenecek, enflasyon da artacak” deyip duruyor ve bunu faizin düşük tutulmasına bağlıyorlardı.

Ekonomi kadrosunu değiştirdi Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni gelenler de faizi eleştirenlerin istediği orana çıkardılar.

Alınan kararların ilk olumlu etkisi dolar-TL dengesinin TL lehine değişmesiyle görüldü.

Yetkililer dün de bir miktar daha faiz oranını yükselttiler.

Faiz oranına müdahale edilmesinin yanlışlığını savunanlar tatmin oldu mu? Hayır. Tam tersine, neredeyse aynı kalemler, şimdi de, yüksek faizin Türk sanayisini batıracağı öngörüsünde bulunuyorlar. Yükselen faiz oranı yüzünden kredilerin ödenemez hale geleceği, işyerlerinin kapısına kilit vurulacağı iddiasındalar.

Reklam

“Ne yapılsa yaranılamıyor” dememin sebebi bu.

İşte ben de bu yüzden ülkeyi yöneten iktidar sahiplerinin durumuna bakıp üzülüyorum.

Reform yapılacak, ama bunu kim yapacak?

Kimsenin hakkını yemek istemem; bu sebeple de vaktiyle faizin zorlamalarla düşük tutulmasını eleştiren ve şimdilerde faiz tavana vurduğu halde tatmin olmak yerine farklı boyutta eleştirilerini sürdürenlerin de haklarını teslim etmem gerekiyor.

Her iki durumda da, aynı kişiler, ne yapılması gerektiğini söyler veya yazarken, mutlaka bir ihtiyat kaydı koymayı da ihmal etmiyorlar. O ihtiyat kaydı da ‘reform’ sözcüğü… Hemen her alanda kapsamlı bir reform yapılmadığı takdirde yalnızca faizle oynayarak sonuç alınmayacağını konuşmaktan dillerinde tüy bitti, yazmaktan kalemlerinde mürekkep kalmadı. 

Ne olacak şimdi?

Hükümetin önünde ‘reform’ yapmaktan başka bir çıkış yolu yok. Hem de hukuk başta olmak üzere, sanayide, tarımda, eğitimde -bütün bu alanlarda- köklü yol değişikliğine gitmek gerekiyor.

Yani?

Reklam

Hükümetin son on yıl boyunca uygulamakta olduğu politikalardan vazgeçmesi, yeniden ilk on yılda uygulanmış politikalara dönmesi…

İyi de, bunu hangi kadroyla yapacak AK Parti?

AK Parti’nin ilk on yılında kaydettiği içte ve dışta takdir görmüş başarılarda imzaları bulunan kadrodan şimdi bir tek kişi kaldı: Tayyip Erdoğan… Onun dışındaki önemli isimlerin hemen hepsi artık AK Parti içerisinde değiller.

Şimdiki kadrosu AK Parti’nin, ne yapayım doğruyu söylemek gibi bir huyum var, bugünkü tablonun da müsebbibi…

“Faizi indir” denildiğinde faizi yerin dibine batıran, “Bindir” denildiğinde bunun neden gerekli olduğunu savunan onlar…

‘Reform’ sözcüğü en fazla onları rahatsız ediyor; “Reform yapılacak” denildiğinde o iştahı bozmak için akıl almaz iddialarla ortalığa dökülüyorlar.

Dahası da var.

İktidar artık yalnızca AK Parti’ye ait değil; başarıya sahiplik iddia edebilecek durumda olanlar tasfiye edildikten sonra iktidarını sürdürebilmek için kendisine destek aramak zorunda kaldı AK Parti ve MHP ile ittifak kurdu.

“Reform” denildiğinde “Ne reformu ulan” tarzı tepkileri sizler de duyuyorsunuzdur.

Gerçekten üzülünecek bir durum bu.

Yunanistan ile savaş ihtimali mi var?

Dün, her sabah göz attıklarım arasında yer alan Yunan Kathimeri gazetesinde Türkiye ile ilgili bir yazıyla karşılaşmıştım. Ankara’dan yükselen “Avrupa Birliği’ni ve Avrupa ülkelerini devreye sokmaktan vazgeçin, gelin ikimiz masaya oturalım” teklifine başyazar Tom Ellis cevap veriyor.

Dediği şu: “Karşınızda Yunanistan yok, Yunanistan Avrupa Birliği (AB) üyesi ve siz AB’ye, Avrupa ülkelerine muhatapsınız. Milli geliri 200 milyar dolar olan Yunanistan değil, 19 trilyon dolar olan AB var karşınızda.”

Henüz bu çıkışı hazmedememişken Ellis’in yazısının içine sızmış bir tehdit dikkatimi çekti.

Okuyalım:

“Ortaklarımızın bizim adımıza savaşmayacaklarını biz de biliyoruz. O iş kendimize düşüyor; bize, Rafale’lerimize, F-16 Viper’a ve Yunan Hava Kuvvetleri’nin diğer savaş uçaklarına, denizaltılara, Yunan donanmasına ve kara kuvvetlerine. Sonra bizim savaş gücümüzü, Yunan silahlı kuvvetlerini hafife alıyorsunuz, ama özellikle sayısal mukayese hiç de hafife alınacak bir durumumuz olmadığını göstermeye yeter.”

Tehdit değil mi bu?

Bugün de emekli bir general olan Yeniçağ yazarı Armağan Kuloğlu şunları yazdı:

“ABD’nin Dedeağaç’ta Lozan hilafına üs kurması, Girit’te üs edinmesi, Yunan F-16 modernizasyonuna olumlu cevap vermesi dikkate değer hususlardır. Yunanistan şimdi de 24 adet F-35 alımı için başvurmuştur. ABD’nin Atina Büyükelçisi, talepten duyulan memnuniyeti belirtmiş, ABD ve Yunanistan’ın bölgesel istikrarı artırmak için birlikte çalıştığını söylemiştir. Yunanistan, ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı CAATSA yaptırımlarından da memnundur. Yunanistan, 2021 bütçesindeki askeri harcamalarında 5 kat artırıma gitmekte, gerekçe olarak da Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginliği göstermektedir. Fransa’dan 18 adet Rafale savaş uçağı almakta, 4 adet fırkateyn alımı için teklif hazırlamaktadır. Ayrıca drone ve yenilenmiş F-16 satın almayı, silahlı kuvvetler mevcudunu da 15.000 artırmayı planlamaktadır.” 

Kuloğlu’nun yazdığından Yunanistan’ın arkasında yanız AB’nin değil ABD’nin de bulunduğu anlaşılıyor.

Yunanistan silahlanıyorsa Türkiye ne yapacak? Savunma bütçesini artıracak doğal olarak. 

Ekonomimiz bundan etkilenmeyecek mi?

Soruyu yanlış mı sordum yoksa?

ΩΩΩΩ

26 YORUMLAR

  1. Silahla savaş dönemi geride kalmıştır. Ak parti nın oy kaybı devam etmektedir. sermaye Ak parti yi kriptolar ile sarmış, rantına devam etmektedir. Cumhurbaşkanımız, İstanbul’u kaybetmek için Aponun kardeşini TRT ye çıkardı ise, ilk seçimde de, Ak parti iktidarına ustaca son verecek, kendisinin tekrar Cumhurbaşkanı seçilmesi ni sağlayacaktır. Bunun delili de, Akşenere evine dön çağrısıdır. Yangın sarmış eve dönmeyecek olan Akşener, yangından kurtarabildiklerini kurtaracak, iktidarı devralacaktır. Buna, Bahçeli ve Erdoğan da razı olacak, olmak zorunda kalacaklardır. Benim tezim bu yöndedir.
    Sermayenin yapmak istediği, mevcut iktidarı devam ettirebilmek için, savaş endişesini aktif tutarak, muhalefeti iftira ve tuzaklarla yıpratarak, cumhur ittifakının seçimi kazanma garantisi oluşana dek, zaman kazanmaktır.
    Yahudi derin Sermayesi, zaten virüslerle aşılarla çiplerle insanlığı kendi hizmetine amade yapmakta, dijital köleler haline getirmektedir. Kanlı savaşa gerek duymayacak, böflerle Türkiye yı sömürmeye devam etmeye çalışacaktır. Herşeye ve her tuzağa rağmen, Cumhurbaşkanımız, Recep Tayyip Erdoğan tüm oyunların üstesinden gelecek,faizli kapitalist sömürü düzeni ne ülkesinde son vererek, Adil ortaklık sistemine, kendi iktidarında veya, Akşener döneminde geçeceklerdir. Ortaklık düzenine geçebilecek en uygun lider, Erdoğan’ın destekleyeceği Akşener olacaktır.

  2. Küresel güçler her zamanki gibi yine iş başından. Silah satabilmek için bazılarını birbirine düşürüyor bazılarına zorla satıyor. Asıl biyolojik savaşı hiç bir ülke yöneticileri farkedemiyorlar. Artık silahlar ilaç oldu bütün ülkeler mecbur bırakıldı istersen alma. Yine kim kazandın tabiki küresel güçler bu virüs küresel güç ün kimler olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bizim yöneticilerimiz artık şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir diyeceğim ama maalesef kulakların tıkamış durumdalar. Bir musibet bin nasihata bedeldir sözü umarım kendilerine gelmesine vesile olur.

  3. Aşağıdaki yazı kopi!

    “ARTI GERÇEK- Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, KararTV’de Elif Çakır ile Taha Akyol’un konuğuydu geçenlerde… ABD yaptırımları sorulunca ABD’li eski büyükelçi James Jeffry’nin “Erdoğan’a dişlerinizi gösterene kadar geri adım atmaz” sözüne dikkat çekti önce… Sonra Trump’ın “Aptal olma” mektubuna tepkisiz kalınmasından söz etti.

    “Bu can bu tendeyken Amerikalı Rahip’i vermem” diyen Erdoğan’ın birkaç ay sonra Bronson’u verdiğini” hatırlattı.

    Ardından aynen şöyle dedi:

    “Maalesef Washington’da, Brüksel’de, Moskova’da, Pekin’dekiler artık Erdoğan’ı çözdüler. Hangi şartlarda ne taviz vereceğini biliyorlar.”

    Sonra çıtayı biraz daha yükseltti.

    “Uluslararası aktörler bakıyorlar:

    Türkiye’de kontrol edilebilir biri var mı? Var.

    Nasıl kontrol ediliyor? Tehdit edilerek, 👉mal varlıkları Kongre’ye sunularak,👈 geçmişteki bir takım dosyalar ortaya konularak… Bu, çok ciddi bir güvenlik problemidir.”

    Korkunç değil mi?

    Peki hangi dosyalarmış bunlar? Programcılar sormadı, ama Davutoğlu bir ipucu verdi. Rıza Zarrap davasının Türkiye’de görülmesini istediğini söyledi ve ekledi:

    “Kimsenin eline koz verilmesin, Türkiye Cumhurbaşkanı’na karşı kimse elinde dosya tutamasın istedim. Bu yüzden başbakanlığıma malolan bir süreç yaşandı.”

    Erdoğan’ın Başbakanı Davutoğlu’nun sözlerini ben şöyle tercüme ediyorum:

    “Rıza Zarrap dosyası Erdoğan’ın yumuşak karnıydı. O yüzden davayı –yani Zarrap’ı- ABD’ye göndermeyip Türkiye’de halledelim istedim. Şimdi Erdoğan’ın bütün kirli çamaşırları dünya başkentlerinin eline geçti. Onlar bunu koz olarak kullanıp Türkiye’ye baskı yapıyorlar. Erdoğan da mecburen taviz veriyor. Türkiye böylece dışardan kontrol ediliyor.”

    Bugün 25 Aralık…

    O gün kapatılan rüşvet dosyasının, ülkeye neye malolduğunu şimdi anlıyor musunuz?

    • Yakında 15 Temmuz darbeside ortaya çıkacaktır.

      17/25 Aralık “darbesi” iç Emniyetti (polisi)yok etti.

      15 Temmuz daarbeside Türk silahli kuvvetleri’ni (Askeriyeyi) yok etti.

      Ikisi birden Türkiyenin can damarlarnı oluşturan! Bilim,Sağlık, teknolojı, Tarım, hayvancılık, ve insanlığı yok etti.
      Şu an yaşanana
      Cahiliye dönemini hayat geçrimiş siyasetçiler olarak Türk halkına Firavun dönemin’in zülmünü uyguliyorlar.

      Bunların ikisine’de TUVIST dansını en iyi beceren Bizim nesil için üzülmiyorum hatta iyi oldu diyiyorum.
      Fakat gelecek nesiller için çok uzüliyorum.
      Onlar büyüdüğünde, “İSTISNALAR” hariç, kendi
      ana babaları ile utanç duyacaklar.
      Çünkü erdoğanı sevsin sevmesin herkes onun iftiralarına adeta can damarlığı yapiyor ve ounun damarlarına kan taşıyarak oksijen olunlarda gelecek nesillerine yüz karasılar.
      Çok şükür Türkiyede
      Alparsan Kuytul ve Gergerlioğlu gibiler her zaman olduğu gibi bu zamandada varlar, ve çoktan Tarihin altın sayfalarında yerlerini aldıklarıdan dolayı onların soyundan gelecek olanlar ile birlikte dünya durdukça hayır ve dualarla anılacaklar.
      Zalimler için yaşasın dünya cehennemi.

  4. Yalan Dünya, iftira yuva, Haram hayat, İnsana değil makam’a değer Ülke, Rüşvet, aile, YIKAR…!!!!!

    Yukarda listesini yazdıklarım’ın tamami
    Allaha ŞÚKÚRLER olsun’ki
    Tayyip Cumhurriyi ve ekibinin haricinde ve bizde’n başka ülkelerde yok.

    Yoksa, şimdiye kadar KIYAMET çoktan kopmuştu.

    Bu site vasıtası ile Türk insanı’nı bıraz daha yakından tanımak nasip oldu.

    Selahtın Demirtaş tutuklandığı zaman, burada Demırtaşa oy vereceğımı yazdım.

    (1980’den önce MHP’li birisi olarak! 1980 sonrası, rahmetli Özal ve Milli Görüş Kökenli olan siyasetçilere oy verdim.
    (Özal harıç) milli görüşlu siyasetçilere oy vermemin sebebi tepki oyuidi. Çünkü Demokırası ülkelerde! Din, ırk, meshep’e değil iş yapacakları seçerler.)

    Ben içten pazarlığı, sevmem! Onun için; kimliğımı, yaşımı, ve kim olduğumu hıç bir zaman; hiçbir yaerde ve hiç bir ortama nabza gõre şerbet verinler gibi kendimi gizlemem, ve doğu bildiğimi savunurum.

    O zaman bu sitede erdoğan’ın avukatliğını yapanlar tarafından âdeta linçe uğradım! Yalnız onlara yazdığım cevaplar Editõr tarafından yayınlanmadı: Çünkü, sitede Demirtaş Gülen camatı,Halkların Demokirat Partisi, hatta Abdulla Gül kelimesi yazıldığı an site çökertiliyordu.

    Bunlar müthış zekalılar 2011 den sonra hepsi ABD ve Dünyaya Türk Halkınnin parası ile yatırımlar yapiyordular, hatta devam ediyor.

    Kafalarında 40 tilki dolaştığı için yatırimları’na Cami ekleyerek bu konuda sicili bozuk ana muhalefet partisini etkisiz hala getirmiş v oluyorlar.

    Tayyip Cumhurriyeti Bahçli Devleti Perinçek giller hükúmeti Türkiyeyi Çin devletının eyaleti yapmak içın harıl harıl çalıştılar ve epecede yol katettiler, Trumpın gitmesi ile işleri bozuldu.

    Ha bu arada Trump Çini sevmiyor diyenler çıkabilir! Onlarda Rusyaya sıcak denizlere girecek kadar yer vererek halederdiler.
    Türkiye ile sınırı olan Ermenistanı Karabağdan attırdıkları gibi bütününü Azarbeycana vererek onuda hallederdiler.
    Nasıl olsa bir diktatörde Azarbeycan’ın başında var.

    Bu yorum yazarın yazısı için değil. Erdoğan’ın Rusya, ve Çin, İle neden dost olduğunu bilmeyenler için yazdım

  5. Ayakkabı kutularından dolarlar, yatak odalarından para kasaları çıktı. Fakat birçoğu “çalıyorlar ama çalışıyorlar” dedi. Şimdi onlar da “çalışıyorlar ama kendilerine” gerçeğini görüyorlar. Dincilik işte bunun için çok tehlikeli. Birisi sözlerinin arasına hamdolsun, elhamdülillah falan karıştırınca hemen “ya bu bizden” deyip sazan sarmalına giriveriyorlardı. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor ve öyleleri de görmeye başladı mızrakların ucuna takılan Kuran sayfalarını.
    Hamdolsun. 🙂

  6. Bu şaşırmalar, insanların yanıbaşındaki bir diğer kişiden süpermen, robin hut yada Malkoçoğlu çıkarmaya çalışmasından, yada şişeden cın çıkacağını sanmasından oluyor.
    2000’ki yıllarda ne idik, neler oluyordu, kimlerden medet umuluyordu, kimler kimlerle devleti (belki kim olduğu söylenmeyen milleti) kurtarmaya çalışanlar vardı. Bilemiyoruz, hatırlamak istemiyoruz belki de..
    Bir taraftan tek adam, diktatör, hükümdar suçlamaları yapılırken, diğer taraftan birileri gelsin toprağı sıksın, içinden küp küp altın çıkarsın, eee..
    Ağzına mamma versin. Başka?
    Yemesin içmesin, kafası zehir gibi çalışsın ama kendine yontmasın! Aboovvv
    Bir zamanlar tanrı enflasyonu döneminde, En bilgili marifetli adamları banka müdürü yapmışlar, ilk bankasını o soymuş. İnançlı.. Vs zarar gelmez demişler, no olduğunu ben bilmem.
    Sonra demokrasi, cumhuriyet, liyakat, hak hukuk, kul hakkı diyenler olmuş, sen fazla bilginsin demiş adamları sürmüşler taa binlerce yıl önce bile. Kimisi matematik fizik dehası, kimisi neler neler.
    Belki de taktik hatası yapılmaktadır. Örneğin bizi kurtaracak adam aramak yerine,
    “Ben/biz şunu şöyle, bunu böyle yaparak size şunları vaad ediyoruz”
    Şu kadar sürede bunları yapacağız, hesap verecek, sorumluluk üstleneceğiz.
    En önemlisi, bu isleri birlikte yapacağız: siz halkımız ile birlikte!
    Varmısınız? Deseler mesela?
    Allahtan ümit kesilmez, önümüzde üç yıl zaman var daha..☺

  7. Siyasal islam hiç bir yerde kavgasız gürültüsüz, iç veya dış savaş çıkarmadan iktidarı devir etmemiştir. Etmeyecektir. Nasıl milleti Allah adına yönetiyoruz yalanına sarılmışlarsa, nasıl demokrasi onlar için amaç değil araçsa, nasıl kendileri dışındaki herkes hain ve casussa, her iktidardan gidişlerinde kendileri çökmekle kalmamış devleti de çökertmişlerdir.

  8. CDS(sidies) nedir?

    En basit tanımlama ile bir devletin ya da ülkedeki şirketlerin piyasaya sunduğu borçlanma araçlarının (hazine bonosu, devlet tahvili, finansman bonosu vs.) vadeleri geldiğinde bunların ödenmemesine riskine karşılık yatırımcılardan alınan bir bedeldir.

    Bunu bir tür sigorta bedeli gibi algılamak yanlış olmaz. Ödenmeme riskine karşılık ödenen bu sigorta bedeline ise CDS Primi adı verilmektedir.

    “CDS primi yıllık 500 puanı aştı” ne demektir?

    CDS Primleri ülkelerin aldıkları borçları geri ödememe risklerini ölçen bir göstergedir.

    Bu nedenle bu prim ne kadar yüksek ise maalesef ülke daha çok riskli bir ortama girmiş bulunmaktadır.

    şöyle düşünün; hayat sigortası yaptırdığınızda yaşlı ve hasta birinin sigorta primi daha yüksektir. Çünkü hayati risk taşıyan hastalıklara yakalanma hatta ölme riski daha yüksektir. Varın gerisini siz düşünün.

    Türkiye’nin CDS Kaç? 652’dir.

    Kısaca anlatırsak:

    %2 ile borçlanacağımıza Ödememe riskinden dolayı %6 ile borçlanıyoruz.

    Türkiyenin İstanbul kadar değeri yok.

    Tayip Erdoğan %6 ile borçlanıyor.
    Ekrem imamoğlu %2 ile borçlanıyor.
    Ekrem imamoğlunun borçlanması mantıklı, Metromu yaparım para kazanmaya başlayınca ödememi yaparım diye antlaşma yapıyor, Yani ödeme 10 yıl sonra başlıyor.

    CDS nedir? Kısa video
    https://www.youtube.com/watch?v=8sJYrfv7m78

    Size önerim Yeni Gelecek Hükümetlere Kızmayın En az 10 Yılda ekonomi yavaş yavaş toparlar.

    “Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.”

    Rusyanın Rüyası

    “Sıcak Denizlere açılmak” Politikası

    Bilmeyenler için söyleyeyim Rusya Kuzey kutbuna yakın Çok sağuk bir ülke Denizleri kışın donuyor. Gemiler Buzda gitmez, Ticaret karadan zor ve pahalı sıcak denizlere ulaşmada engel tek ülke Türkiye.

    Not: Osmanlı imparatorluğunda sıcak denizlere çıkamıyordu Kırımı alınca Karedenizden bir ölçüde çıkabiliyor.

    https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/rusya-en-sicak-denizler-ve-ortadogu/1383721

    İHA ve SİHA’lara Çok anlam yüklüyorsunuz.

    Her silahın kullanım amacı ve yeri farklıdır.

    İHA’lar hava kuvvetleri olmayan birliklerle savaşmada etkilidir.

    F16 gibi jet uçaklar karayolundaki Karşlığı Bir Tırdır. İHA’lar ise bir bisiklettir.

    F16 gibi jetler, İHA’nın arkasında dokunması düşürmeye yeter. Bomba atmaya gerekmez.

    F16 20 dakikalık uçuşunda 3.5 ton yakıt harcar.

    Ben herzaman söylerim pkk’ya f16 göndermek vatan hainliğidir derim.

    pkk’nın uçağı yok bunlara daha az masraflı Pervaneli uçak veya İHA gönderilebilir.

    F16 gibi jetlerde kanat altına 4-5 bomba alır fazla alamaz bombalar ton ağırlığında fazla yükleme uçağın dengesini bozar(Birde kanat altı sınırlı bomba alır)

    Türkiyenin vurduğu Rus uçakları, yere atılan bomba ile Yüklü idi, Karşı uçağı vuramazlardı.

    Not: Suriyede bir kasaba aldık diye sevinç gösterisi olarak 72 adet f16 uçuruldu Şu israfa bakın.

  9. Uygulamalı tarih dersi devam ediyor. Akla dayalı olarak öngörüde bulunamayan bir toplumda tek çare budur. Bu duruma bir benzetme ile ‘olmayana ergi’ yöntemi de denebilir. Esas hipotezin tersinin doğru olduğu varsayılarak yola çıkılır ve işlemlerin sonucunda açık bir çelişki ile karşılaşılır ve o halde esas hipotez doğruymuş denir.

    Neden ispat için yolu uzatıyoruz? Çünkü başka çare yok, sorunun kökeni tarihsel ve insanların ruhuna lazer ile kazınmış.

  10. Sayın Koru, üzüldüğünüz konuya üzülmeyin, herşeyi bilerek isteyerek yapıyorlar. Kul doğru olursa Allah yanında olur. Kendi düşen ağlamaz, bilerek isteyerek kendi düşene ağlanılmaz. Kendileri de işlerin nasıl düzeleceğini çoook iyi biliyorlar ama sizin de yazdığınız sebeplerden dolayı şimdilik yollarına devam ediyor görüntüsü veriyorlar. Ayrıca Sayın Didem Kuz güzel özetlemiş konuları. Biz alt tabakanın gördüğünü onlar görmez-göremez mi? Bir de onbinlerce masum ve mağdurun hakkı teslim edilmeden iyimserlik boşuna. Masumlara iftira atanlar iflah olur mu? İktidar partisinin üst düzey yöneticisinin çocuğu “Silivri şimdi soğuktur” diye konuşmaya korkuyorsa gerisini siz hesap edin. Tekrar ediyorum bilerek isteyerek yapıyorlar…

  11. Reform Sizi Uçurur

    Turgut Özallı yıllardan itibaren ülkemiz gündemi sürekli reform sözcüğü ile meşgul. Belli ki bir şeyler yapıldı da. Ama tüm yapılanların yetmediği anlaşılıyorki reform sözcüğü gündemde. Nedir bu reform sihirli bir değnek mi? dokunduracaksınız hukukunuz pırıl pırıl avrupa ayarında olacak, dokunacaksızın demokrasiniz ingiltereyi kıskandıracak. He le ki ekonomide. Dokunacaksınız, birden dolar düşecek, milli gelir artacak, ihracat patlayacak. Oysa idari ve hukuksal düzenlemeler akan nehrin tıkandığı noktaları açmakla işe yarar ancak. Orta da akan bir nehir yoksa, burada hızlansın, burada biriksin baraj olsun diye su kanunu çıkarmanın anlamı yok.
    Söyleyeceğim, Türkiyede henüz meselelerin nerelerde tıkandığı bilinmemekte. Sadece batının ışıklı dünyasına bakıp onların kanunlarının alınca onlar gibi olacağımız yanılgısı bu. Taa osmanlıdan beri öyle. Dökülen şahine devasa suv motoru koyarsanız elinizdeki arabanızdan da olursunuz. Nitekim osmanlıda olan buydu. İlber Ortaylı İmparatorluğun Son Yüzyılı isimli kitabında. “Rusya eski orduyu kaldırmakla sırtındaki uru kesti, biz yeniçeriyi kaldırmakla kalbimizi söktük” şeklinde bir yorumu aktarıyor. Yeniçeri ocağının kaldırılması haklı yada haksız bir konu fakat mesele yerine yenisinin konulamayışı sorunudur.
    Sayın yazarın haksız olduğu konu şu; Bozulan siyasi ve ekonomik düzenin iyileştirilmesi için iktidarın ilk on yılına dönülmesi gerektiğini söylüyor. Oysa reformdan bahsedilen geriye dönüş falan değildir. Eski ekonomi yönetiminin de sık sıkı yapılacağından bahsettiği yapısal reformlar üretim-paylaşım ilişkilerini etkileyeceği için bu güne kadar ertelendi. Yani eski yönetimin ertelediği reformlardan bahsediliyor. Geri değil ileri gidilmesi gerekli bu reformlar için. Bence yukarıda anlattığım nedenlerle bu yine de pek mümkün gözükmüyor. Misal devletin fındık alımından veya çay desteğinden çekilmesi gerekiyor mümkün mü bu, hayır.
    Ayrıca yapısal reformların yapılamamasının nedeni bu gün ki kadro değil eski kadrolar. Yoksa Terör, savaş, salgın hastalık, küresel ekonomik durgunluğun had safhada olduğu bu gün reform en son bahsedilecek şeydir. Bu gün yapılması gereken, gemi karaya ulaşana kadar erzağı tedarikli harcamayı becermektir. Gerisi fantezi. Günümüz de en önemli kirliliklerden biri de ahlaksızların ahlak dersi vermeye kalkması. Olumlu bir yazı yazdığınızda ahlaksız birini bulup size havlattırıyorlar. Mesele nedir diye boşuna yazınızı gözden geçirmeyin. Okyonus ötesi ekibin taktiği bu. Akıllarınca siz de ona hakaret edeceksiniz, seviye düşecek. Normal hayatta köpek size havladığından siz de ona havliyor musunuz. Hayır, la havle çekip geçin.

    • hd kardeşim,aşağıda Didem Kuz bir şeyler yazmış, zahmet edip onları bir okusaydın ve bir cevap verseydin ya ! Kendin çalıp kendin oynuyorsun ,iyi eğlenceler canım!
      Bir diğer konu ise ” olumlu bir yazı yazdığın zaman ahlaksız birini bulup havlatıyorlar ” demiş arkasından da ”sen de hakaret edeceksin ve aynı seviyeye düşeceksin ” diye ahkam kesmişsin !
      Hay senin mantığını sevsinler canım ! Sen zaten yorumunu eleştirecek olanları peşin peşin ””ahlaksızlıkla ” ve ” havlamakla ” suçlayarak farkında olmadan o seviyeye inmişsin, bize de hayırlı uğurlu olsun demek düşer !Belli ki ağzından çıkanı kulağın duymuyor !

  12. Arapça öğretmenim üzerime düşen sorumlulukları yerine getirmediğim ve birbiri sıra mazeret ürettiğim zaman kırık Türkçesi ile “behene behene” deyip elini sallardı ve meşhur şarkının nakaratını bilmese dahi benzer birşeyleri Arapça mırıldanırdı.” Geç bunları anam babam geç bunları” evet Türkiye siyaseti AKaPe iktidarı ile son 100 yılın tahribatına uğramış ve birbiri sıra sökün eden ağır sorunlar ve akıl almaz gerekçeler üreten siyasi erki dinlerken efsunlanmış yüzbinler birer birer İ.Kahveci, T. Karamollaoğlu gibi kral çıplak deyip yıllardır kimseleri inandıramamanın ızdırabını yaşayan insanların söylediklerini on yıl geriden gelen aksi sadası gibi bizlere şimdi ne büyük israf, ne büyük yolsuzluk ve ne mühlik aymazlıkların yapıldığı dersini vermektedir. Gençlik yıllarımızda çok duyduğumuz “Uyan da balığa gidelim” misali ülkede maaşlı trol tayfası dışında ve bir kısım derin devlet, aksak doğu tipolojisinde zevat dışında yavaş yavaş o beklediğimiz intibah gelecektir. Ancak büyük kollateral zararlar oluşmakta ve daha da derinleşmektedir. Bu durumlarda en büyük yardımcı kol askeri hareket, terörle mücadele ve komşular ile girilecek bir Göben Breslav oldu bittisidir. Elbette kendisini Abdülhamid han zannedenlere bu Enveri ittihatçı hamlesi çok yakışacaktır.

    • veciz bir yorum olmuş yine sayın reşad.
      ben de son 3-4 yıldır arapça öğreniyorum, benim hocam da kolaya kaçıyorsun diyor.
      lakin behenem çok, hem nasıl çok.
      bazı işler de aksi gibi geç inkişaf ediyor bende.
      daha uygun ve rahat bir zamanda öğrenseydim mesela.
      uyan da balığa gidelim dersiniz, çok ta doğru söylersiniz.
      ülkenin geçtiği ve içinde bulunduğu karışıklığın behene olmasını çok istedim,
      hiç behenem kalmayana dek bekledim.
      iyi şeyler umudumu sonuna kadar korumak istedim,
      ülkeyi yönetenleri eleştirmek büyük sorumluluk olduğu için olsa gerek,
      emin olmak istedim. haklı olsunlar istedim.
      haklı olsunlar ve doğru çıksınlar gerçekten çok istedim.
      dedim ya bazı işler geç inkişaf ediyor ben de.
      selametle kalın.

  13. Murat Bardakçı Chp li İstanbul belediyesinin organize ettiği şeb-i aruz töreni için;
    “CHP ‘Türkçe ezan’ ile ‘Türkçe Kur’an’ zorlamasının sebep olduğu nefretin izlerini hâlâ silememişken CHP’li bir belediyenin Kur’an’ı Türkçe okutma hevesinin partisine nasıl büyük zarar vereceğini ve seçmenin ‘Bu adamlar şimdiden böyle yapıyorlar, demek ki iktidar oldukları takdirde Kur’an okutmayacaklar’ diyeceğini düşünmeden böyle bir işe kalkışabileceği aklıma pek yatmıyor…” diyen Bardakçı bir de tavsiyede bulunuyor:
    “Bu iş İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde görevli her kimin marifeti ise, o kişiye şimdi çok ama çok daha önemli bir vazife düşmektedir: İstiklâl Mahkemeleri’ni yeniden kurup ibret-i âlem için şöyle birkaç yüz kişiyi sallandırıvermek!”

    Seksen küsur sene önce denenen ve sonra vazgeçilen uygulamaya, bugün kadın erkek karışık bir kadroyla renk katmak, nasıl bir kafanın ürünüdür?
    Varılmak istenen yer neresidir?

  14. akılsız başın derdini ayak çeker derler.
    akılsız politikaların derdini de halk çeker.
    yöneticilere bir şey oluyor mu?
    olmuyor.
    saraylarında oturuyor, en lüks mercedeslerine biniyor, en lüks uçaklarında üstelik uçak üstüne uçak kaldırarak seyahat ediyorlar. binlerce lüks araçlık israf filosu azalacağına artıyor, kendi binalarını bırakıp lüks ofisler kiralaması nedeniyle kira giderleri de öyle, sadece bu yıl % 23 artmış, gösterişli temsil, ikram masrafları da öyle. sayıştayın 2019 denetim raporunda, merkez bankası yöneticilerinin lüks araç filosu kurduğu, performans tazminatı adı altında ikramiye aldığı, milyonluk temsil-ağırlama harcamaları yapıldığı yer almış. bütün kurumlarda kendi çapında durum bu ve bu şekilde.
    dün gazetelerde yazan dünya bankası verilerine yer vermiştim, 5 müteahhitlik şirketi dünya sıralamasında ilk 10 arasına girmişti, bir türk şirketin dünya ihale şampiyonu olduğu listede, 5 şirkete 18 yılda verilen 203.7 milyar dolar. bu şirketlerin yurtdışından sağladıkları dövizli kredilerine hazine tarafından devlet kefil ediliyor, alacaklarına da dövizle garanti verilip yükü halka ödettiriliyor.
    faiz mi enflasyona sebep oluyor yok enflasyon mu faize neden oluyor,
    geçiniz,
    yolsuzluk.
    ve israf
    belimizi yolsuzluk ve israf büküyor.
    içinde bulunduğumuz şartların nedeni bu akıl, sır almaz büyüklükteki yolsuzluk ve akıl, sır almaz büyüklükteki israftır. bitmez dediğimiz deniz bitmiştir.
    sorsan herkes vatan millet sakarya diyor da başka bir şey demiyor. üstelik herkes bir müslüman, bir müslüman. ama bir de ülkenin haline bak, ekonomisine bak, yargısına bak, ülkenin gerçeklerine bak.

    bizim büyük reformlara ve büyük bir seferberliğe ihtiyacımız var,
    su kaynaklarından,
    tarım ve hayvancılıktan başlamak şartıyla.
    kuraklık ve kıtlık yolda,
    uyarılar yapılmaya başladı bile.
    yakında bırak yunanistanı, bırak ekonomiyi, bırak yargıyı, israf ve yolsuzluk bile en önemsiz sorunumuz olacak,
    durum o kadar kritik bence.

  15. bu konu CAATSA yaptırımları tartışılırken sosyal medya üzerinden YouTube yayınlarında tartışıldı ama siyasetçilerin gündemine bir türlü gelemedi. bir gün gündem olur umarım.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız