İddialar ortaya dökülmemiş olsa veya iddia sahibi dursa? Ortalık eskisi gibi -sütliman- olacak mı?

31
Reklam

Ülkemiz insanının bir bölümünün gündemini belirleyen Sedat Peker artık sesini videolarla duyuramıyor. “Önüm bütünüyle kesilse ben dumanla derdimi anlatırım” anlamına gelen bir sözü var; durmayacağa benziyor. Buna karşılık, mahkemeler kararıyla videolarına erişim engeli getirildi; sosyal medya şirketleri üzerinde de sesini kesmeleri yönünde baskılar var.

Yakında dumanla derdini anlatmak zorunda kalabilir.

[‘Dumanla haberleşmek’ eski kovboy filmlerinden hatırlanacak bir yöntem. Birbirinden uzak kabileler tepe noktalarda ateş yakıp mesajlarını dumana verdikleri biçimle karşı tarafa iletirlerdi. Karadeniz’de bir köyde de aynı işin ıslıkla yapıldığını haberlerden hatırlıyor olmalısınız. İletişim için en ilkel yöntemler bunlar.]

Devletin ‘suç örgütü lideri’ sıfatıyla andığı kişiyi görmezden ve duymazdan gelen ülkemizin öteki bölümünün beklediği de bu. İddia ve ithamlarda sona gelinmesi veya iddia sahibinin derdini anlatacak imkandan mahrum olması…

Daha da önemli beklenti de şu: Sedat Peker’in mesajlarında vahim bir yanlış yapması…

İlk mesajından itibaren birkaç önemsiz yanlışı olmuştu, ancak önceki gün ‘vahim’ sayılabilecek ilk yanlışıyla karşılaşıldı.

İstanbul adliyesinde görevli bir savcının, ismini de vererek, dosya kapatmak için yüklü bir para (3 milyon dolar) aldığını, savcının yeğenine de 1,5 milyar TL’lik ballı bir ihaleyle para kazandırıldığını duyurdu Sedat Peker.

Meğer ismini verdiği savcının andığı işle bir ilgisi yokmuş. 

Reklam

Özür diledi, itham ettiği işi yapanlar olarak başka savcı isimleri verdi.

Söylediğine göre elinde çok sayıda dosya varmış, o yüzden bu karışıklık olmuş.

‘Dosya’ dediği ne olabilir, dosyalar -ya da iddialarına temel oluşturan bilgiler- kendisine nereden gelebilir?

İddialar ciddileşir ciddileşmez “Kendisine dosya ve bilgi yağıyor” diyenler vardı; haklı oldukları anlaşılıyor. Ellerinde bilgi ve o bilgiyi destekleyecek dosya olanların konuyu gündeme getirmesi için başvurdukları adrese dönüşmüş olabilir Sedat Peker

Öyleyse bundan sonra da başka ‘vahim yanlışlar’ bekleyebiliriz.

Nedeni açık. Sedat Peker ne kadar yetenekli olursa olsun, önüne gelen bilgi ve dosyaların gerçeklerle irtibatını kurabilecek, doğru ile yanlışı ayırt edip yanlışları ayıklayabilecek bir altyapıya sahip değildir.

Tanımı gereği, o iş gazetecilerin görevi.

[Ayrıca savcıların -daha doğrusu yargının- da görevi, ama onların çalışma tarzları farklı. Sessiz durmalarına aldanılmasın, bir yerlerde birden fazla savcı işin kendilerine bakan yönlerini araştırmaya başlamıştır.]

Reklam

Biz olayın gazetecileri ilgilendiren yönüne bakalım.

Zaten yukarıda belirttiğim sebepledir ki, geçmişte ve yakın tarihte ülkeleri -bazısı dünyayı- sarsan ifşaatlar, elinde bilgi ve belge olanların onları gazetecilerle paylaşması sonucu gerçekleşebilmiştir.

New York Times’ın 1970’lerde ABD’yi sarsan ‘Vietnam dosyası’ yayınları, bir savunma bakanlığı çalışanı olan Daniel Ellsberg tarafından gazeteye ulaştırılmış belgelerden oluşmaktaydı.

En son büyük olay, Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden’in ülkesinin İngiltere ile işbirliği halinde bütün dünyayı gizlice izlediğine dair belgeleri gazeteci Glenn Greenwald‘a sunmasıyla yaşanmıştı. Greenwald da, tek başına altından kalkamayacağı görevi, İngiliz Guardian ile Washington Post’taki meslektaşlarıyla paylaştı.

Vietnam Papers’ üzerinde de geniş bir gazeteci grubu çalışmış ve yayına öyle başlamıştı New York Times.

Snowden’in sağladığı belgeler ve anlamları, Londra ve Washington’da titiz bir ayıklama çalışması sonucu okurlara ulaştırıldı.

Elindeki belgeleri doğrudan kamuoyuyla paylaşan -öylelerine uluslararası jargonda ‘whisleblower’ deniliyor- kişiler de çıktı; ancak hem seslerini duyurmada zorlandılar, hem de bir çoğunun yaptıkları yanlışlar yüzünden başları derde girdi.

Sedat Peker 40 yaş altındaki muhataplarına “Namuslu gazeteciler üzerinde baskı uygulayın” tavsiyesinde bulunuyor.

Gazetecilerin konuya bütün gücüyle girebilmesi için Peker’in açıklamaları yeterli değildir; onun söylediklerini aktarmakla yetinebilirler yalnızca. Yanlışlarıyla birlikte. Yanlışlar Peker’in yanlışı olacaktır.

Yanlışlar çoğalıp vahim hale geldikçe söylediklerinin etkisi de azalacaktır.

Hakklarında iddialar ortaya sürülen kişiler ve ilgili çevrelerin beklediği de bu olmalı.

Oysa bugüne kadar paylaşılan iddia ve ithamlar üzerlerinde durulmayı hak ediyorlar. 

Uyuşturucu kaçakçılığının boyutları bile tek başına ciddi bir konu. Nitekim, ifşaat üzerine, o arada verilen ayrıntılar sayesinde olduğunu düşünebileceğimiz operasyonlarla bayağı bir kokain ele geçirildi.

Bu gerçek diğer iddialar üzerinde durulmayı da gerektiriyor.

Paramount Otel ve Sezgin Baran Korkmaz (SBK) irtibatları da yenilir yutulur türden değildi. Siyaset, iş dünyası, medya iç içeliği yanında konunun ABD’ye uzanan boyutu da var; adı geçen kişi Viyana’da gözaltında ve ABD’ye teslim edilmeyi bekliyor.

İddialar, ithamlara olan şu: Ülkenin bir bölümü onları ciddiye alıyor, böyle bir ülkede yaşamanın anlamsızlığı üzerinde kara kara düşünenler çok; buna karşılık diğer bölüm ya iddiaları işitmedi ya da umursamıyor.  

Eskilerin “Sükut ikrardan gelir” formulü günü belirliyor.

Ne olacak şimdi?

Böyle durumlarda ithamların muhataplarının sorumluluklarını kabule zorlanması beklenir; bizde öyle olmadı. 

Muhalefet ise erken seçimi zorlayamıyor.

Fiili olarak gazetecilik yapanlar görevlerini hatırlayıp mesleğin kendilerinden istediği merak ve beceriyle kendi araştırmalarını yapıp konuların üzerine gitmedikçe fazla bir şey olacağını sanmıyorum.

[Kimsenin hakkını yemek istemem; şimdilerde iddiaları titizlikle araştırıp onlara yeni boyutlar kazandırmaya çalışan meslektaşlar var. Hemen hepsi internet medyasındalar.]

Şu soru üzerinde düşünülmeli: Sedat Peker kendisine özel sebeplerle konuşmaya ve mesaj yayınına başlamasaydı veya ifşaatlarını yeterli sayıp sussa, bugüne kadar ortaya dökülen iddialar sahipsiz mi kalacak?

ΩΩΩΩ

Reklam

31 YORUMLAR

  1. A aaa!!!! Ölüsevici arkadaşlara müjdeler olsuuun!!!!
    “Kanada’da yine bir kilise okulunun yakınında 182 kayıt dışı çocuk mezarı bulundu
    Kanada’nın British Columbia eyaletindeki eski St. Eugene Misyon Okulu’nun yakınında 182 kayıt dışı mezar bulunduğu belirtildi.”
    A aaa!!!! Dünya harikası mükemmeller ötesi, başbakanı neyim inci gibi dişleriyle gülümseyen, çok hoş taziyeler veren kanada başbakanı ve kilisesinin yedi içtiği haltlara bakar mı sınııız???
    Ay ne çok ölmüş çocuklaaar, bayıldım ben!!!
    Kızlar yetişiiin, ölü çocuklar vaaar!!!
    Belki tecavüze bile upramışardııır!!!!
    Ohh, neyse bizim ki değilmiş!!!
    Nasıl nurdan/didem hanım, haberim güzel mi????
    Hoşunuza gidiyor mu???

  2. Altraki haberde geçen anaokulu çocuğu sizlere ömür:((((
    Cinerin çarşaflı kaşalotu ya da çok bilmiş araba yazarı, ya da alık okur;
    Allah için tek kelime yazdınız mı, tek kelime ettiniz mi? B.k yoluna ölüp giden sabisübyan için?
    Ölen sizinki değilse gebersin değil mi?
    Nur içinde yat meleğim……
    Ehli iman küfre galebe çalana kadar; durmak yok yola devam!!!
    “Habertürk’ü ziyarete giden anaokulu öğrencilerinin üzerine büyük bir LED ekran panosu devrildi. Bazı öğrenciler hastaneye kaldırıldı. Ciner Yayın Grubu, iki çocuğun hastanede müşahade altında bulunduğunu açıkladı.
    DUVAR – Habertürk’ün İstanbul Taksim’deki binasını ziyarete gelen anaokulu öğrencilerinin üzerine büyük bir LED ekran panosu devrildi. Olay bugün sabah saatlerinde yaşanırken, ekranın altında kalan bazı öğrenciler yaralandı. İki çocuğun yaralandığı, birinin durumunun ağır olduğu öğrenildi.

    CİNER YAYIN GRUBUNDAN AÇIKLAMA

    Olay, Habertürk TV spikerlerinden Serap Belet’in oğlunun gittiği ana okulunun öğrencilerinin ziyareti sırasında yaşandı. Ciner Yayın Holding’in açıklamasında ise ‘LED ekranın öğrencilerin önüne oturması sonucu devrildiği’ belirtildi.

    Ciner Yayın Holding Kurumsal İletişim Başkanlığı’nın yazılı açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:

    “Bugün sabah saatlerinde kurumumuz haber spikeri Serap Belet’in çocuğunun okuduğu anaokulu öğrencilerinden oluşan bir öğrenci grubunun, üç öğretmen nezaretinde Serap Belet’i ve kurumumuzu ziyaretleri sırasında kalabalık olarak fotoğraf çekimi esnasında led ekran panosunun önüne oturduklarından panonun devrilmesi sonucunda maalesef yaralanma ile sonuçlanan müessif bir kaza yaşanmıştır.

    Kaza anından itibaren kurum doktorumuz ve yöneticilerimizin müdahalesiyle ambulanslar çağrılmış ve kazadan etkilenen çocuklarımız, yöneticilerimiz eşliğinde çeşitli hastanelere gözetim, kontrol ve tedavi amaçlı olarak intikal ettirilmişlerdir. Kazadan etkilenen öğrenci çocuklarımızın çoğunluğu taburcu edilmiş olup halihazırda iki öğrenci çocuğumuz yöneticilerimizin refakatinde hastanede müşahade altında bulunmaktadır. Ziyaret amaçlı olarak kurumumuzda bulunan değerli öğrencilerimizin meydana gelen bu kaza sonucunda yaralanmaları sebebiyle derin üzüntülerimizi ifade ediyor, öğrencilerimiz ile değerli ailelerine geçmiş olsun ve acil şifa dileklerimizi iletiyor, saygılarımızı sunuyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  3. S. Peker’den gelen nokta atışı vuruşlardan birinin daha tam isabet kaydetmiş olduğu anlaşılıyor. Peker’den gelen tek atımlık iddia bile, tek başına, Erdoğan’ın yeğeni ile evli iş adamı Serdar Ekşioğlu’nun arkasına saklandığı sütreden çıkıp elleri havada teslim olmasına yetti. Gemileri yakıp “Bana da bunu yaptınız ya, bundan sonrası tufan” demeye getirerek çözülme ve isyan sırası şimdi Serdar Ekşioğlu’nda.

    Şirketi Lazoil’in EPDK tarafından kapatıldığını twitter üzerinden duyuran Ekşioğlu, 4×4 isyanlarda.

    Okuyalım:

    “Böyle güzel ve dürüst iş yapan dağıtım şirketini sırf 60 bin ton yakıt satamadık diye EPDK tarafından önce kapatıldı sonra batırdınız. Ama ne kadar kaçakçılıkla alakalı soruşturma yiyen şirket varsa hepsi açık. Yatacak yeriniz yok. Allahınızdan bulun”.

    İsyanın muhattabı kim? Adres neresi?

    Ahmet Bey’e ip ucu verelim, o söylesin isyanın adresini:

    “Bunca emeğe alın terine yazık değil mi? Bu ülke de düzgün iş yapmanın beledi bu mudur Sayın Cumhurbaşkanım? Konuşacak çok şey var bundan sonra ve konuşacağım. 6 aydır bir tane muhattap bulamadım derdimi anlatacağım. Şimdi benim ekmeğime, emeğime çöktünüz. Bundan sonra EPDK başkanı ve petrol dairesi başkanı tarafından nasıl yavaş yavaş ve acı içinde batırıldığımı anlatacağım. Bundan sonrası benim için tufan. Akşam görüşürüz.”

    Bunlar, hem yerli, hem milliler.
    Dahası, bunlar, dava adamları.
    Dahası, bunlar vatansever Türk evlatları.

    Burada gelip “Erdoğan’ı yıpratmak için Peker’in yalanlarından hikaye uyduranlar” diyerek cızdırayan arkadaşımıza kapak olsun.

    Yatacak yeriniz yok. Allahınızdan bulun.

    (Ben demiyorum, bana ne kızıyorsunuz: Has evladınız S. Ekşioğlu söylüyor!) 🙂

  4. Bernar hoca dün “Başını kaz çevirmekten alabildiğinde belki sorumu da yanıtlarsın Baran” diyerek kendisini köşeye sıkıştırmıştı???
    Kışın istanbuldaki karslılar derneğinin daveti üzre biz de geleneksel kaz çevirmesi yemeğine iştirak etmiştik ki söylemesi ayıp anlatılmaz/yaşanır bir lezzetti…
    Karsın digor ilçesinin dağ köylerinden birinde yetişmiş yorumcumuz nurdan abla sabah akşam burda karadenizlilere sövüp saya dursun, matrakçının yüzkızartıcı fıkralarıyla coşsun ama şu kadar karslının adı geçen dalavereler ortadayken tek kelime etmesin iyi mi?
    Sn.bernarın andığı g.tekin, firari “iş”adamı sbk, elindeki evrak dolu bavulla mapus damında şafak sayan gasteci taslağı baransu…
    Bizim baran da karslı mıdır değil midir, kışın sbk da bizimle aynı yemekte kaz çevirmiş midir bilmiyorum ama karslılar az değilmiş hani…
    Memleketin bir kısmı yükünü taşırken bir kesim de sefasını sürüyor demek, ne dersin reis?

  5. C. İttifakı’nın kalpaklı ortağı D. Perinçek, Kanal İstanbul için, “Bu proje İstanbul için bir cinayet” buyurmuş. Bugün de küçük ortaklardan BBP lideri Destici, “Ülkesini soyan devlet başkanlarının sonu Kaddafi gibi olur, herkes aklını başına devşirsin” demeğe getirmişti. Ne iş?

    • Sn. Bernar, bu yazdıkların da gösteriyor ki cumhurittifakının ortağı filan değil bunlar; eee o zaman???
      Kim ağızlarına bir deste para soksa onun borusunu öttüren tipler bunlar, itirazı olan???

  6. Enderin “Hadi temiz eller harekatı başlasın. Hemen şimdi.” çağrısını da devlet tartışmasındaki gibi naiflik olarak ele alan yoksa kendisine bi çift sözüm olacak:
    İşi temiz toplum/temiz eller muappetine çevirmek önceki dönemlerde olduğu gibi yine tatlısu kurnazı/uyanık spora yarayacaktır, şöyle ki:
    Karahalkı kokuşmuşlukla/çürümüşlükle suçlayıp duran aymaz muhalefet kafasından bahsediyorum;
    Yolsuzluk hırsızlık yapan, idareyi hukuku altüst eden, onu her seferinde kendi kurtaracak şekilde eğip büken karahalk değildir; egemenlerdir, tuzukurulardır, oligarklardır!
    Yani kokuşmuş olan, soysuz olan, her devirde gemisini yüzfüren ve asla hukuk önünde hesap vermeyen asalak zümresidir, kimdir bunlar:
    Zengin sınıf ve medyası, siyasi elit ve bazen esasoğlan bazen işbirlikçi asker/sivil bürokratik oligarşi…
    Halkımız her türlü olumsuzluklara ve aşağılamalara rağmen; her seçimde/fırsatta kendi sağduyusuna göre olabilecek en iyi tercihleri yapmıştır ve yapıyor…
    O yüzden her fırsatta türlü zorluklar altında geçim/yaşam mücadelesi veren sıradan insanları siyasi tercihlerinden dolayıp suçlayıp durmak, onları aşağılamak kimseyi yüceltmez; en önemlisi de tüm bu “toplumsal” yozlaşma muappetinin asıl faillerini/mefulünü de aklamaz!
    Ama eşeğini dövemeyen semerini dövermiş; egemen oligarşinin murdarlıklarını getirip de karahalkın sırtına vurmak kimin/neyin aklıdır?

    • Egemen oligarklar kim ki? Boy boy geçit yapan yolsuzlar onlardan değil mi? Bunlar “bizim” yolsuzlar mı? SBK’nın çarpıldığı Ejder mi “hakiki” oligark. Ona kim dokundurmamıştı bu arada? Kim, dur bakayım o kadar da uzun boylu değil demişti. Hesabı kapatmıştı. Kim kaç oğlum kaç demişti?

      Kara dediğin halk bu oligarklar arasında oligark mı seçecek şimdi. Bunlar bizim “kara” oğlan oligarklar, bunlara dokunmayalım mı diyecekler?

      Anlamadım, “çalıyorlar ama yapıyorlar” mı? “Hırsızsa da bunlar bizim hırsızlar” mı?

      Halkı bu çarpık zihniyetten kurtarmadıkça bu ülkeden bir nane olmaz, benim de işim olmaz 🙂

      • halk ne bilsin kim çakal kim kurt kim it, hepsi bir birine karışmış, hepsi bir birinin aynı. 5 senedir takip etmeye çalışıyorum gene de ayıramıyorum.

  7. Fahmi bey! Bu tip olayları siz herkesen daha iyi biliyorsunuz.

    “Sedat Peker kendisine özel sebeplerle konuşmaya ve mesaj yayınına başlamasaydı veya ifşaatlarını yeterli sayıp sussa, bugüne kadar ortaya dökülen iddialar sahipsiz mi kalacak?”
    Kesinlikle sahipsiz kalmayacaklardı. Çünkü dış istihbaratların ellerinde SP,nin kurtarma operasyon’larındakı gizlediği isim şu an onların elindeki dosyalar’daki,baş aktör.

    S Pekerin ilk videosunu 2 veya 3 dakıka izledim, ve ağız SP’nın fakat dil başkasının.
    Peker gündem saptırmak ve onu kullanmak için ESAS SUÇLULAR tarafından kendilerini ayıkliyarak eline verildiği yazılarda yalnışlar yapiyor.. bilgisi olsa hiç yaparmı? Kesinlikle yapmaz.

    Örneğin: Güleni Kaçırmak ve ABD’de Erdoğn ve Trump için lobi şirketlerine Rüşvet veren ve şu anda başi belada olan Meşhur İş adamı Ekim Alptekin’ınde o liste’de ismi geçiyor, oysaki geçmemesi lazım.
    O yandımı hepsi birden yanar.

    Zaten yalnış yapma’side konuşmasi için eline verilen bilgilerde esas işin baş komutani kendi payına düşenleri temizlemek için yaptığı hatalardan kaynalkaniyor.
    Bizim Türkiyenin ünlü ve zenginleri, şu ata sözüne ne kadarda uygun.
    “Adam olacak çocuk beşikte belli olurmuş “bizimkilerde nereler de belli olduğunu
    bu linkte okuyabilirsının
    “https://amp.artigercek.com/yazarlar/ahmetnesin/bayat-simit-satan-erdogan-dan-bayat-doner-satan-sezgin-baran-korkmaz-a”

    Bizdeki Muhalefet Dostlar başına, elkerinden birşey gelmediği içın her tuzağa düşüyorlar.

  8. Ender arkadaş ben kimsenin ırkına, inancına laf etmem, maksadını aşan bir ifadem olsa özür de dilerim; kimsenin soykütüğünü incelemem, itse it kurtsa kurt/döner bir gün aslına!
    “H. Gayret
    29 Haziran 2021 At 18:38
    Ender arkadaş gördüğüm kadarıyla senin türkiyeyle de, türklükle de pek bir işin yok gibi;
    Kim kimi niye dinlemiyormuş, sen hangi türkiyeden söz ediyorsun, biraz açar mısın?”

  9. Birisi bana aşağıdaki ifadelerin kime ait olduğunu sorsa, ifadelerin sahibi olan siyasetçi aklımın ucundan bile geçmezdi. “Ülkesini soyan devlet başkanları”nın akibetinden söz edip “Vallahi sonunuz Kaddafi gibi olur, o paranın 1 kuruşunu yiyemeden gidersiniz” demeğe getiren Cumhur İttifakı üyesi siyasetçi kim dersiniz?

    “Bu ülkenin kaynakları doğru bir şekilde kullanıldığında, çarçur edilmediğinde, yolsuzluğa ve adam kayırmacılığına çarçur edilmediğinde herkese yeter. Ama ülkenin kaynakları savurganlık edilirse, yolsuzlukla iç edilirse, burada kazananlar parayı yurt dışına çıkarırsa, hem de helal kazanç değil, gayri meşru kazançlarını yurt dışına çıkarırlarsa millet ekonomik sıkıntı çeker.”

    ““Kaddafi’nin 250 milyar doları olduğunu söylediler. Sonra ne oldu, o paranın 1 kuruşunu yiyemedi. Kendi sonu ne oldu, çok kötü bir şekilde oldu. Aynı şey bu şekilde ülkesini soyan devlet başkanları için de geçerli. Onun için herkese diyorum ki bu devlet size zaten itibar veriyor. Onun için şeytana uymayın. Memleket parasını dışarı çıkaranlar hem bunu kullanamazlar hem de akıbetleri çok kötü olur. Onun için gelin hep birlikte kazanalım, çalışalım.”

    Reis, tez elden en küçük ortağının liderini Saray’da ağırlasın.

    Ya Destici yan çizmeye hazırlanıyor, ya da iktidardan yeterince nemalanamamanın memnuniyetsizliği ile, “Bizim başımız kel mi?” demeye getirip pastadan pay istiyor. 🙂

  10. CHP, ahlak düşkünü. Eski Aydın Doğan medyasının soysuz gazetecileri, en az Veyis Ateş kadar kirli ve ahlaksız. Niye?

    Bilen biliyor: Bundan üç hafta kadar önce, Sedat Peker video furyası ilk başladığında, CHP’nin ve çakma solcuların da ipliğinin pazara çıkacağını ileri sürdüm.

    Beş gün kadar önce, Deniz Baykal üzerinden CHP de kibrit kutusuna girecek kıvama gelmeye başladı. Tıpkı iktidar gibi, çakma muhalifler de, parti yönetiminden çakma gazetecisine kadar, üç maymunu oynuyor, tıpkı iktidar gibi, kulakları üzerine yatıyorlar.

    Yıldıray Oğur’, “Fırsatçılar için fırsatlar ülkesi” başlıklı son yazısında, Korkmaz Karaca isimli tipin ipliğini pazara çıkardı. AK Partililer kadar, CHP’lier de Oğur’un o yazısını, soysuzluğun bir aynası olarak, çerçeveletip evlerinin salonuna assınlar.

    Yine beş gün kadar önce, burada şunu yazdım:

    “Peki, kim bu Korkmaz Karaca isimli şahıs? Birden çok şey!
    1. Halihazırda AKP Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı.
    Başka?
    2. Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu Üyesi.
    Başka?
    3. Eski Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün güçlü olduğu dönemde Sarıgül’ün danışmanı.
    Başka?
    4. CHP lideri Deniz Baykal’ın danışmanı.
    Başka?
    5. CHP Parti Meclisi Üyesi.

    Deniz Baykal adlı Türkiye siyaset tarihinin en kirli tiplerinden birinin mevcut iktidarla ilişkisi nedir? Haklı olarak bunu soruyor Levent Gültekin.

    Bugün, AK Parti bürokrasisinin en tepe noktalarından birinde yer alan, Baykal’ın eski danışmanı, CHP Parti Meclisi üyesi, Sezgin Baran Korkmaz’ın beslemesi Korkmaz Karaca’ya, bu adamın doğum gününde video çekip doğum gününü kutlayan yüzsüzler kim?

    CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce!

    Başka?

    Gürsel Tekin!

    Başka?

    İyi Partili L. Türkkan!

    Bunlar benim bildiklerim.

    Kameralar karşısında birbirleriyle dalaşır görünenler, birbirleriyle kol kola. Alayı aynı çanaktan besleniyor.

    Düzenin parçası olan bu partiden ve en az havuz medyası gazetecileri kadar düşkün çakma-gazetecilerden ses çıkıyor mu?

    Peker, neden 40 altı yaşındaki gençlerden muhalif gazeteciler üzerinde baskı ve basınç oluşturmalarını istiyor?

  11. H. Gayret
    29 Haziran 2021 At 19:09
    Ahmet arkadaş sağolsun her zamanki gibi açmış ağzını yummuş gözünü, didem hanım da koyuvermiş gitmiş bu soruları; ortada kalmasın bari:
    “ddm
    28 Haziran 2021 At 22:50
    ekonomi kötü, diyorsun
    (ahmete göre öyle/bana göre normal)
    yargı iyi mi?
    (altın çağında, eksiklerine rağmen)
    eğitim?
    (chpli büyükşehir belediyelerinin sayısı arttığına göre seçmenlerin eğitim seviyesi ve kalitesi de doğrudan artıyor demektir)
    tarım?
    (sadece ülkemizi değil bütün rusya, avrupa ve komşularımızı doyuracak kadar üretim var)
    hayvancılık?
    (istanbulda bi sarı taksiye atlayıp iki durak gidersen anlarsın ne durumdayız…)
    sosyal adalet?
    (bir ayakkabı boyacısından c.uzan gibi birini daha yetiştirebilmek her toplumun harcı değildir!)
    gelir eşitliği?
    (Bu nedir? Yani “gelir eşitliği? Ne demek bu?)
    yolsuzluk endeksleri?
    (Polonya ile türkiyeyi bi kıyaslar mısın; hangisinde daha yüksekmiş? Yaz buraya, biz de öğrenelim!!!!)
    sen sabır diyorsun,
    ben insaf diyorum…”
    Ben de …saf bile diyemiyorum; ucuzluk işte…

  12. Z Kuşağı Mal Mı?

    Öncelikle muhalefetin ortak adaylığına yürüyen Sedat Peker ifşaaları hakkında düşüncemi söyleyeyim.
    Bir amerikan dizisinde önemli olaylar sonrası başrol oyuncusu yan oyuncuyu şöyle teselli etmişti. Böyle bir şey olmadı, hem de o kadar olmadı ki şaşarsın” Sp nin ifşalarında yer yerinden oynayacak sananlara sesleniyorum, bunlar hiç olmadı ki, olladığını 2 sene sonra göreceksiniz. Belki Sözcü gazetesinden yılmaz uğur abisine sbk nın paraları ile kanal kurdun dediği hatırlanır. Bir de “baykalın p…ngi olayı.”
    Gelelim başlık attığım konuya. Buradaki “mal” eşya anlamında olan değil değil bildiğiniz aptal anlamında.
    Kılıçtaroğlu bile bu kesimi kandırıp 2023 te onların oyu ile cumhurbaşkanı olacağına inandığına göre böyle bir görüntü vermişler demek ki. bence kendilerini toplasınlar, tvitterdan , sosyal medyadan kafalarını kaldırıp en azından bir Tarihi cevdet’i, imparatorluğun son yüzyılını, hamer tarihini okusunlar. Yaz tatili bunun için bulunmaz fırsat.

  13. Dünkü yorumlar arasında nedense sürekli tekrarlanan bir paylaşım vardı:

    “ddm
    30 Haziran 2021 At 07:36

    bazıları mallara çöküyor,
    (mesela kim/ler neye çökmüş?)
    bazıları makamlara,
    (hangi makamlara kimler?)
    bazıları da yorumlara…
    (kimler hangi yorumlara?)
    savunabilecek ne bir fikir kaldı,
    (neydi ki o kalmayan fikir/ler?)
    ne bir ülkü,
    ne bir dava.
    hepsi gitti.
    (hangi ülkü, hangi dava nereye gitmişler?)
    kişisel çıkarlara satıldı.
    (bu nasıl bir alış veriş şeklidir; takas mı, barter mı?)
    geriye sadece ona buna sataşma,
    (armut toplamıyoruz heralde öyle değil mi?)
    bolca saçmalama kaldı.
    (Evet, zaten hep öyleydi!)
    ne hazin.
    ne acı.”

  14. Sn.bernar doğru söylüyor:
    “Kamuoyuna asıl verilmesi gereken mesaj, mevcut Siyasal Partiler Kanunu ile, mevcut siyaset ve medya düzeni ile varılabilecek hiçbir yer olmadığı değil midir?”
    Maalesef muhalefetin kendine hayrı yok, düşman başına!
    İktidarı beğenmeyenlere soru:
    Daha iyisini gösterin de bi bakalım???

    • HA Gayret bazen kırmadan da yazılabiliyormuşunuz.
      Zaten sorunumuz muhalefet çıksa biri bi görsek
      vereceğiz oyumuzu ama CESARET YOK , BİLGİ YOK
      SEVİYE YOK , İCRAAT HİÇ YOK
      VAROLAN TEK ŞEY O GİTSİN DE SONRASI TUFAN

      • Ahmet bey mecut muhalefeti toplasan yarım adam etmezler; fakat millet kimsenin tapulu malı da değildir, çeker numarasını, herkes alır boyunun ölçüsünü:)

  15. Ortada, bizlere Türkiye sağını ve sağcılığını anlatacak, bu büyük insan kitlesinin düşünsel ve duygusal eğilimlerini, onların özellikle çarpıcı kimi siyasal gelişmeler karşısındaki reflekslerini anlamamızı kolaylaştıracak fazlaca muhafazakar entelektüel yok. Bu açıdan, benim kıymetli bulup sözlerine kulak verdiğim iki değerli isim var: Tarık Çelenk ve İbrahim Uslu.

    Osmanlı’nın son dönemlerinden süzülüp devamlılığını Cumhuriyet döneminden geçerek bugünlere taşıyan Türkiye sağının sosyolojik, siyasal, kültürel serüveni, günümüzün seküler, çakma-sol muhalifleri açısından bir merak konusu değil. Pek çoğu Tarık Çelenk’in kim olduğunu bilmez. Bunların İbrahim Uslu ile aşinalığı ise, ilk dönem AK Parti iktidarları günlerinde TV ekranları sayesindedir. O yüzeysel aşinalığın çakma-sol muhalifin indindeki karşılığı, “Erdoğan yandaşı anketçi değil mi bu adam?” ile sınırlıdır.

    Tekrarlamakta fayda var: Seküler çakma-sol muhalif, böylesi muhalif entelektüelleri bilmez, tanımaz. Bilse, “Bakalım ne diyor bu adam?” diye merak etse bile, onların sözlerinden bir şey anlamaz. Çünkü, bizim ortalama seküler muhalifimiz, özellikle tarih konusunda, çok derin bilgi özürlüsüdür. Osmanlının matbaayı getirip kullanması Avrupalılardan bilmem kaç yüzyıl sonra yaşanmıştır. Vahdettin, bir İngiliz gemisi ile kaçmıştır. Atatürk vatanı kurtarmıştır. Türkiye’de sağcılar çoğunluktadır. Bunlar hep sağ partilere oy verirler. Sağ siyasetçi din tüccarlığı üzerinden oy devşirir. Aha da sağcılığın dünden bugüne bütün bir hikayesi bundan ibarettir.

    Bilgi özürlüsü olduğu, sağ entelektüellerin tarihsel bir perspektifle bize anlattıkları sağcılık olgusunun ne olup ne olmadığından haberdar olmadığı için, Türk sağını CHP’ye oy vermeyen herkes olarak yekpare bir bütün olarak tasavvur ettiği için, seküler muhalif, Sedat Peker’in ifşa ettiği rezaletlerin Cumhur İttifakı üzerinde dikkate değer bir oy kaybına yol açacağı varsayımı ve heyecanı içinde.

    Sağ entelektüellerin zihin açıcı çözümleme ve değerlendirmelerine kulak verseler, bunun bir yanılsama olduğunun farkına varırılar.

    Sedat Peker’in kıymeti harbiyesi, onun ifşaatlarının, Erdoğan rejiminin ekonomiyi resmen yere çaktığı, çok geniş halk kitlelerinin çok açık biçimde yoksullaştığı bir döneme rast gelmiş olmasında.

    Peker ifşaatlarının önemi, yoksulluk, işsizlik gibi tamamen ekonomik nedenlerle rejimden uzaklaşmış, “İtiraf etmek gerekir ki Reis artık gemiyi yüzdüremiyor gibi. . .” diye düşünüp işkillenmeye başlamış AK Parti seçmenlerinin AK Parti’den görece uzak kalmasını, kararsızlar ya da oy vermeyecekler gurubunda kalmaya devam etmesini kolaylaştırmasında.

    Değilse, salt ortalığa saçılan rezaletler dolayısıyla AK Parti’ye oy vermekten vaz geçecek bir AK Parti seçmeni yok ortada. Diğer bir deyişle, S. Peker ifşaatları dramatikleşerek devam etse dahi, o ifşaatlar AK Parti seçmeninin bir bölümünü Reis’e oy vermekten vaz geçirecek değil.

    Dolayısıyla, eğer benim beklediğim gibi erken seçim bu yılın sonbahar ya da kış aylarında yaşanırsa, Cumhur İttifakı’nın oyunda S. Peker faktörü nedeniyle bir aşınma yaşanmaz. Sadece yoksulluk, geçim, işsizlik sorunu derinleşerek üç beş ay daha yaşanmaya devam edeceği için, C. İttifakı bir miktar daha oy kaybeder ve yüzde 39-40’a demirleyip orada kalır.

    Erken seçim, bir “partilere oy verme” seçimi olmayacak. İbrahim Uslu’nun söylediği gibi, erken seçim, Cumhur İttifakı’nın devamından yana olanlarla mevcut başkanlık sisteminin bir son bulması gerektiğini düşünenler arasında geçecek bir referandum olarak yaşanacak görünüyor.

    Hal böyle ise -ki ben de böyle olduğunu düşünüyorum, iki şey söylemek gerekir:

    (1) Muhalefetin izlediği strateji doğrudur. Birincil amaç, seçimi bir referanduma dönüştürmek, Millet İttifakı’nın bütünlüğüne korumaktır -yani, yerel seçimlerde sonuç alıcı olduğu kanıtlanmış strateji.

    (2) Muhalif bloktaki her bir siyasal partinin halktan oy alma anlamındaki değer ve büyüklüğünün ortaya çıkacağı seçim, önümüzdeki erken seçim olmayacaktır.

    Deva Partisi başta gelmek üzere, mevcut muhalif siyasal partilerin oyunun ne olup ne olmayacağının belirlenir olacağı seçim, erken seçimle iktidardan düşecek olan AK Parti’nin dağlıp gitmesine yol açacak olan o erken seçimi takip edecek ikinci bir seçim olacaktır.

    Yani, Türkiye’nin yakın siyasal geleceğini belirleyecek olan şey, gidilecek erken seçim sonrası dağılacak olan Reis partisinin o yüzde 30 dolayında olup şimdi (yani AK Parti’nin dağılması sonrası) boşa düşmüş seçmen kitlesinin İyi Parti, Deva, Gelecek ve Saadet partileri arasında nasıl paylaşılacağıdır.

    Cumhur İttifakı’nın seçim kazanma, Erdoğan’ın bir kez daha cumhurbaşkanı seçilme şansı sıfırdır.

    Mevcut koşullarda Deva Partisi’nin AK Parti seçmeninden oy devşirmesi beklenmemelidir.

    Taşların esas olarak yerine oturacağı seçim, erken seçim sonrasında parlamenter sisteme geçilmiş olunacak yeni koşullarda gidilecek ikinci seçimdir.

  16. Prf.Dr.Faruk EREM , (1913- 1998 ) hukuk tarihimizin en meşhur ve en önemli şahsiyetlerinden birisidir. Hukukta hümanist görüşü ağır basan bir yaklaşımı vardı .
    Bizzat kendisinin anlattığı hatıralarından birisi şöyledir :
    Uzun yıllar hakimlik ve öğretim üyeliği ve diğer görevlerinden sonra nihayet emekliye ayrılır.
    Bir gün parkta bir bankta otururken yanına hiç tanımadığı bir adam gelir , tepesine dikilir , bir süre öylece bakıştıktan sonra nihayet adam sorar ,
    – Sen Faruk Erem değil misin ?
    Rahmetli Hoca , ‘Evet, benim ‘ der ancak haliyle adamı tanıyamaz .Adam devam eder,
    – Beni tanıdın mı ?
    Hoca tanıyamadığını söyledikten sonra adam şöyle bir açıklama yapar,
    – Yıllar önce filanca yerdeki ağır ceza mahkemesinde bir cinayet davası görülmüştü .Ben de şüphelilerden birisiydim . Ancak mahkeme heyeti diğer şüpheliyi suçlu buldu ve idam etti ! Sen benden şüpheleniyordun ve o karara muhalefet ettin ; sen haklıydın çünkü o cinayeti işleyen bendim ! der ve oradan uzaklaşıp gider !
    Selamlar ,iyi günler

  17. Kim eski defterleri açar, kim kimin arabasına bavul dolusu kağıt! (rengi yeşil de olabilir, A4 boyutu kağıtta 🙂 ) ben bilemem, kimseye de karışmam.
    (bir zamanlar gazetecilerin bavul dolusu belge! hikayelerini duyardık, neler gördük..)
    Gazeteci dedimi çekinmeli mi insan?
    hukuk mahkeme adalet..
    ya seçim?
    bir zamanlar şöyle bir kafa vardı:”hele dur bir, günden güne eriyorlar! sonunda başarısız olacaklar! biz de gelip o koltuğa oturacağız.. 🙂 ” (zıırt ..köy derdik, gülme krizine girerdik biz çocukken).

  18. “Nedeni açık. Sedat Peker ne kadar yetenekli olursa olsun, önüne gelen bilgi ve dosyaların gerçeklerle irtibatını kurabilecek, doğru ile yanlışı ayırt edip yanlışları ayıklayabilecek bir altyapıya sahip değildir.”
    Bir suc orgutu liderinin yanlıslari ,yazarin yukaridaki ifadeleri ile masumlastirilabilir hatta belgelerin gazetecilere aktarilmasinin daha iyi olacagi fikride dogru bir tespit olarak degerlendirilebilir.
    Peki ulkede varolan muhalefetin yalan ve yanlişları mazur gorulebilir ,masumlastirilabilir mi ? Hayir.Haberin kaynagi olan yayin organi dâhi ozur dilerken muhalefetin genel basksni ve sekreterinin yalan ve yanlista israri ne ile izzah edilebilir.Her ortaya atilan 3 iddianin 2 si yanlis ve yalansa bunların belli bir kesimce kullanilması ve bunların yanlis oldugu bilindigi halde soylenenlere dogruymuscasina sarinilmasi ne ile izzah edilebilr ?

    • Muhalefet icra değil iddia makamı. İddialar doğru olmayabilir, ama iktidar cevap vermek zorundadır. Bugün iktidar bağımsız medya karşısına çıkıp soru cevap dahi yapamıyor. Kendi eliyle beslediği havuz medyasıyla tiyatro oynuyor. Kendin çal kendin oyna misali. Bunlar geçti artık. İktidar, boyutları korkunç bir yolsuzluğu koruyor, kolluyor, icra ediyor algısı yakasına yapışmış durumda. Bundan kurtulmak da muhalefete çamur atmakla mümkün görünmüyor. İddialar araştırılmıyor, davalar açılmıyorsa bu algı iktidarı devirecek sonunda. Bundan kaçış yok. Muhalefet biraz becerikli olsaydı bu mafya düzeni çok daha önceleri ortaya konur iktidarın bu batağa girmesi belki önlenebilirdi. Muhalefeti de biz yapıyoruz diyordu iktidar zamanında, aynen öyle, kendi mafyası ipliğini piyasaya çıkardı ve izliyoruz ibretle. Kendi kendilerini iktidardan indirecekler. Muhalefette ise değişen bir şey yok.

  19. Hayli çirkin bir iki-yüzlülük sergilendiğini düşünüyorum. O iki yüzlülüğün sahne aldığı mekan KRT TV, Halk TV gibi muhalif ekranlar, muhalif gazeteciler, ve, en önemlisi ve en can sıkıcı olanı da, bir bütün olarak muhalif cenah.

    Uğur Dündar’ından Nevşin Mengü’süne, Can Dündar’ından AK Parti iktidarları öncesi merkez medyada gazeteci ve TV programcısı olarak ün yapmış (ve elbette ballı maaşlarla ve seçkinlerle kurdukları ilişkiler sayesinde malı götürmüş, Bodrum’da yalı yazlık sahibi olmuş) tiplere varıncaya kadar, herkes, sanki S. Peker aracılığıyla ortaya saçılıp görünür hale gelen pislikler pek beklenmedik şeylermiş gibi, “Vay anasına sayın seyirciler! Meğer neler neler yapmışlar” moduna girmiş, “Böyle devlet mi olur Allah aşkına?” diye soruyor.

    Ne yapmış bu muhalif gazeteciler, şimdi gazeteci pozundaki eski milletvekilleri, o eski Aydın Doğan medyasının ekran yüzü program yapımcıları eski yıllarda?

    Duayen araştırmacı gazeteci denilerek allanıp pullanan Uğur Dündar örneğin. Birisi çıksın lutfen, ve cehaletimi yüzüme vursun: Vallahi de billahi de ben o adamı elinde mikrofon, ardında bir kameraman, İstanbul varoşlarında bir fırına dalarken hatırlıyorum: “Bakın bakın! İşte bir fare daha şurada lavabo altındaki mukavva kutudan çıktı, ve işte şu sol yanımda gördüğünüz deliğe dalarak gözden kayboldu. Ve burada da bir kısmı hala canlı gibi görünen iri iri karafatma cesetleri var. Ben şimdi biraz kenara çekileyim, kameraman arkadaşım gelsin, bu rezaleti size yakından göstersin. Yediğiniz ekmeklerin nasıl yerlerde üretildiğini cümle alem görsün.”

    Evet, birileri söylesin:

    Medya-siyasetçi-mafya üçgeni ile şimdi mi karşılaşıyor Türkiye? Neyi araştırmış Can Dündar daha önceki yıllarda? Hangi karanlık ilişkiler ağını gün ışığına çıkaran kitaplar yazmış ve başına ne tür belalar gelmiş?

    Utanmadan, otelde kim kaldı kim kalmadı, 10 bin dolarlık maaşa bağlanmış siyasetçi kim, uçağa kim bindi kim binmedi muhabbeti yapıyorlar saatlerce ve gece yarılarına kadar. Aynı soygun düzeni, aynı pislikler kendilerinin bey paşa olduğu dönemde yaşanmıyor muydu?

    O ‘duayen’ gazetecilerden, o şimdi-gazeteci-eski-milletvekili tiplerden hangileri sözü esas meseleye getiriyor? Asıl olan, bu soygun düzenine uygun siyaset ve medya düzeni değil midir? Yüksek yargı bürokrasisi, dokunulmaz hakim ve savcılar değil midir?

    Kamuoyuna asıl verilmesi gereken mesaj, mevcut Siyasal Partiler Kanunu ile, mevcut siyaset ve medya düzeni ile varılabilecek hiçbir yer olmadığı değil midir?

    Kimdir Deniz Baykal?

    Kimdir Muharrem İnce?

    Soruyor ve araştırıyorlar mı? Yoksa, yaptıkları iş, “Şimdi tam da Erdoğan’dan kurtulma şansı doğmuşken ayrılıp parti kurmanın ne alemi var” diyerek homur homur olmaktan mı ibaret?

    Hatırı sayılır çoklukta vatandaş, siyasetin iktidar koltuklarına uzanıp cep doldurma işi olduğuna inanıyor. Milletvekillerinin derdinin sözüm ona temsil ettikleri halkı koruyup kollamak olmadığını düşünüyor.

    Erdoğan ile mi başladı bu?

    Devlet şimdi mi, AK Parti iktidarında mı çürüdü?

    Gazeteciler gazeteci olmaktan sadece bu iktidar yıllarında mı çıktılar?

    Pek mi şahane idi gazetecilik önceki uzun yıllar boyunca?

    Mal bulmuş mağribi gibi şimdi çullanın Veyis Ateş’e, ellerinizi Veyis Ateş musluğunda yıkayın. . .

  20. Bu iddialar kolay geçiştirilecek iddialar değil ama bu olaylarda geçiştirilirse artık uzun yıllar iktidar değişikliği olmaz. Muhalefet de bir çok olumsuzluğa rağmen erken şeçim yaptırabilecek bir kabiliyeti mi yok, yoksa başka bir şey mi var anlamak mümkün değil. Daha önce örnekleri ile yaşadık. Fetö Örgütü diye adlandırılan örgütün iddialarını bertaraf edip sonuca gidilmiştir. S.P. iddialarını da bi şekilde etkisiz hale çok rahat getirilecektir getirilmeye de başlamışlardır. Nihayetinde S.P. giden bilgileri teyit etme imkanı olmadığından hata yapmasını sağlayıp iddialarını geçersiz kılacaklardır. S.P. giden bilgiler belgeler ustaca gönderilmiş belgeler olmalı ki hemen oltaya takılıverdi.
    S.P. nin videolarını mesajlarını yayınını durdurmak şüpheleri daha da arttırır.

  21. Yazarımız bam teline dokunmuş. Gazeteciler artık iş başına geçmeli. Madem dosyalar oluk oluk geliyor, Peker bir ekip kurmalı bu gazetecilerden ve dosyaları paylaşmalı, kendi bildiklerini de. Böylece daha nitelikli bir şekilde yolsuzluklar tüm boyutlarıyla, hatasız eksiksiz ortaya çıkmalı. Hadi temiz eller harekatı başlasın. Hemen şimdi.

  22. “muhalefet erken seçimi zorlayamıyor.”
    aman ne gam.
    hele muhalefet için.
    neredeyse her ankette akp oylarında büyük düşüşler yaşanıyor. muhalefet ile aradaki fark gittikçe açılıyor. seçim uzadıkça durum akp aleyhine gittikçe kötüleşecektir. çünkü bizim muhalefet partilerimiz için çalışan çok sayıda yardımcı parametre var.
    ekonomi muhalefete çalışıyor mesela,
    en çok döviz
    dolar 8,75 tl oldu.
    sonra enflasyon,
    sonra işsizlik,
    yargının hali,
    elmalı davasında ne hale geldiğini üzüntü ile izliyoruz.
    sonra tarım hayvancılık,
    ve yolsuzluk,
    ve israflar,
    bugün haberlerde ali bayramoğlu ve egemen bağışın eski fotoğrafı vardı. uçakta şampanya içerlerken. ne nostalji ama. yeni kısmı herkesin doluştuğu sezgin baran korkmazın uçağı değilmiş, devlet uçağıymış, şampanya da bakanın(2011) ikramıymış. devlet uçağında milli içkimiz ayran yok, şampanya var. bakan bey gazeteci dostlarla özel görevli gittiği resmi ziyarete şampanya içerek mi gidiyor? milletin parasıyla ayran -kahve içseler olmuyor mu?
    çayın en çok içildiği ülkede çaykur neden zarar eder?
    pandemi de en küçük kargo şirketi bile katlanarak büyürken ptt neden zarar eder?
    utube da videolar var. than and now adı altında sinema oyuncularının genç ve yaşlı hallerini birlikte veriyorlar. kimileri hayli güzel yaşlanırken kimileri için vay canına ne hale gelmiş diyorsun.
    akp için de bir than and now gösterimi izliyoruz ve vay canına ne hale geldi diyoruz.

    ifşaatların elinde bilgi-belge olan gazeteciler tarafından yapılması elbette doğru yoldur. piyasada bu anlamda iyi çalışılmış pek çok kitap var. gerek dünyada gerek türkiye de bazı ifşaatların infial uyandırmasının sebebi “içerden biri” olmasıdır, sedat peker de içerden biriydi. videoların, tweetlerin arkası gelir mi bilinmez, ama misyonunu zaten tamamladı, kapı ardına kadar açıldı. kendisine pek çok bilginin-belgenin ulaştığı söyleniyor, orada olan bir tıkanklık başka kanal açacaktır, su yolunu bulur, yolsuzun yolunu bulduğu gibi.
    uluslararası uyuşturucu trafiği üzerine dün halk tvde timur soykanın araştırmalarını dinledim, çok enteresan bilgiler vardı.
    https://www.youtube.com/watch?v=uH20-NJPC4k

    • than and now;

      nihal bengisu karaca’dan

      Deva Partisi kurucularından Mehmet Emin Ekmen geçenlerde katıldığı bir yayında “Erdoğan’ın yola çıktığı 84 kurucu arkadaşının 76’sı, 22. dönemdeki 53 milletvekilinin 50’si bugün AK Parti, Külliye sisteminde yok. Bütün arkadaşlarını teker teker, özenle tasfiye etti” dedi.

      Önemli bir rakam bu.
      ………
      Dava’ kuruluş yıllarında Türkiye Cumhuriyeti’ni horgörüden arındırmak ve demokratik esaslar çerçevesinde kimlikler üzerindeki baskıyı kaldırmaktı. Hukuk ve demokrasi dışı unsurlarla mücadele etmekti.

      2009’dan itibaren “Ümmetin hayrı için çabalamanın ve mazluma sahip çıkmanın sathını oluşturmak” oldu.

      2013’ten itibaren sokak hareketleri ya da paralel devlet yapılanmaları gibi sandık dışı yollardan milletin iradesini gasp edecek tutumlara karşı olmaktı dava.

      2015’ten itibaren Türk dış politikasını millileştirmek ve artan terör eylemlerine karşı ülkeyi Suriye merkezli tehlike ve ithamlara karşı korumaktı.

      2016’dan itibaren darbecilerle mücadele ve FETÖ olarak formüle edilen karmaşık bir yapıya karşı devleti yeniden onarmaktı.

      2017’den itibaren ise ‘dava’ iktidardaki ‘bizim’ adamların ‘kimseye hesap vermek zorunda kalmadan’ rahat rahat yönetebilmelerini sağlamak oldu.

      Yıllarca başkanlık sistemi olarak anlatılan ve her anlatılışında kulağa hep daha demokratik gelecek nüansları öne çıkarılan değişimin ucundan çıka çıka Türk tipi başkanlık çıktı.

      Günün sonunda Latin Amerika ülkelerini çağrıştıran “Krizlerle yaşıyorum” ve “Skandallara doyamıyorum” modelinde nefes almaya çalışan bir toplum olduk. Davanın ne olduğunu hatırlayan yok.
      …….
      Cumhurbaşkanı kimseye hesap vermezse ülkenin daha iyi yönetileceğini, Cumhurbaşkanı hiçbir kurum tarafından denetlenmezse bir daha darbe marbe olmayacağını, Cumhurbaşkanı hiçbir kurumun gözetimine imzasına ihtiyaç duymazsa Türkiye büyük ülke olur diye iddia eden bir lobi ya da çete tarafından parasal ilişkilerin dizaynı ile sağlama alınacak mutlak güç kullanımına dayalı bir modele ikna edilen Erdoğan, eminim bugünlerde yapılan tercihi uzun uzun sorguluyordur.

      Çünkü yapılan tercih 50+1 şartının da baskısıyla derin devletin aşırı sağcı varyantlarıyla iş tutulmasına yol açtı.

      Ama asıl ilginç olan şu ki, son zamanlarda Sedat Peker’in yaptığı ifşaatlardan etkilenmeyen sadece bu aşırı sağcı varyant.

      Ve bazı açıklamalar gösteriyor ki, ortaya çıkan yolsuzluk, çürümüşlük ilişkilerinin tüm faturası AK Parti’ye ama daha korkunç olanı ülkenin dindar muhafazakar kamuoyuna çıkarılacak.

      Emareler belirdi bile.
      ……
      Aklanmanın yolu, AKP’nin bir araştırma komisyonu talep etmesi ve o komisyonun bağımsız savcılardan oluşan bir heyetle iddiaları incelemesi.

      Değil bu yöndeki soru önergelerini reddetmek, bu teklifi yapan bizzat AKP olsaydı şu an toplum başka bir noktada olurdu.

      Ama yapılmadı.

      Bilakis, “Suç örgütüne mi inanıyorsunuz?” denildi. Önceleri Sedat Peker’den kasıtla ‘mafya lideri’ ifadesi kullanılarak “Bir mafya babasına mı inanıyorsunuz?” argümantasyonuna başvurulurken şimdi bu isim üzerinden ‘örgüt’ çıkarma gayretleri göze çarpacak kadar açıkta cereyan ediyor.

      Örgütün üyeleri kim olacak? Herhalde bir kamera, bir tripod ve iddialara kulak kabartanlar.
      Az geldiği düşünülürse yanına her sofraya maydonoz mahiyetinde FETÖ eklenebilir, hala boşluk kalırsa PKK ve DHKP-C de yardıma çağrılabilir. Adet haline geldiği üzere bütün muhaliflerini sindirme gayretine bu kağşamış yöntemle devam edebilirler.
      ……
      Anlayana, son dönem ortaya saçılan iddialar da siyasetin müsilajıdır.

      Tıpkı deniz gibi, siyasetin de biraz daha rant ve menfaat için torba torba salya akıtan, bulundukları partiyi bataklığa çeviren adamlardan ve zihniyetlerinden kurtarılması lazım.

      Siz yapmazsanız başkaları yapar.
      https://www.haberturk.com/yazarlar/nihal-bengisu-karaca/3099491-ak-parti-den-akp-ye-siyasi-musilajin-kisa-hikayesi

  23. Yolsuzluklar artık gizlenebilir boyutları çoktan aşmış ve patlamış durumda. Bundan sonra ortaya saçılacakları saklamaları, yok gibi davranmaları mümkün değil. Bu pisliklerin hepsinin hesabı da sorulacak. Uluslararası sistem (ABD diye anlayın siz bunu) hesap sormaya karar vermiş görünüyor. Siz kendi pisliğinizi temizlemezseniz birisi çıkar hesabını sorar elbette. Çünkü pislik uluslararası boyutta. Adamlar siyasilerle, güya hukuk adamlarıyla elele vermişler uyuşturucu yolları belirliyorlar, devletleri dolandırıyorlar. Elbette bir yerde duvara toslayacaklardı. O vakit gelmiş görünüyor.

    Üzücü olan Türkiye’de namuslu bir tane gazetecinin, hukuk adamının bırakılmamış olması. Bu pislikleri ortaya dökmek mafyaya kaldı, hukuki boyutlarının ateşi de yurt dışında atılmak zorunda kaldı. Bizimkiler 3 maymunları oynamaya devam ediyorlar. Ama bundan sonrası zor görünüyor. Ne yasaklar, ne göz korkutmalarla susturabilecekler. Bundan sonrası şenlikli olacak. Çorap söküğü gibi gelecek, kaçacak delik arayacak yolsuzlar.

    Susurluk da böyle olmuştu. Güya kamyon gidip çarpmıştı gecenin körü ve bütün pislikler ortaya dökülmüştü. Kimse de anlamamıştı kamyon nereden geldi nasıl buldu bu ekibi. Nasıl oldu da bunun üstü örtülmedi ve haber oldu. Şimdi de yeni bir temizlik zamanı gelmiş demek ki. Bu sefer kökten yapılsa bari. Biz oturup çekirdek kola izleyeceğiz bu yaz koltuğumuzda bu eğlenceyi.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız